İç Savaş

Kendini ummadığın bir anda bir haksızlığın ortasında bulma korkusu, etrafında olup biten olaylara hiçbir zaman tepkisiz kalmamak, hayatı ince bir çizgi üzerinde her an diğer yana kayma korkusuyla yaşamak… Hayatı anlamına uygun yaşayabilmek için insanın kendi içinde verdiği iç muhasebe.. Bir kere bünyesine zehri almışsa beden, dönüşü olmayan bir çıkmaz sokak. Sanırım yapmamız gereken insanlara ‘bir kere’nin tadını hissettirmek..

Herkes vicdani sınavını, yapabileceği en etkili yöntemle geçmeye çalışır.. Yapabileceğinin en iyisini yapma erdemiyle.
Beni en çok sevindiren de, bu uğurda hep birilerinin ölmeye hazır beklemesi olmuştur; Düşünsel anlamda maddiyattan arınarak maneviyat boyutlu yaşayan insanlar. Onlar için bu durumun hiçbir zaman bir meziyet olmaması da başka bir örnek alınası davranış. O kadar doğaldır ki yaşamları, aksi hayat felsefesini yaşayanların daha çok çaba harcadıklarını düşünürler. Bir noktada haksız da değillerdir aslında. Bazen karşı taraftakiler de durumun farkına öyle bir varırlar ki, potansiyellerini sonuna kadar kullanmaya zorlarlar bedenlerini.

Ahlaki çöküntünün hat safhaya ulaştığı günümüzde, farkındalığı daha da artarak geliyor yeni nesil. Vicdani savaşında galip gelenler ve savaşmayı bir kez bile denemeyenler.. Toplum kendini parçalamaya istekli olduğu oranda, güçlü geliyor şimdinin küçük bedenli büyük dünyaları. Birbirlerinin kusurlarını fark edip kullanabilecek oranda da acımasız.
Okullarda masumiyet yaşı gün geçtikçe düşmekte.. En çok üzüldüğüm de ateş açmaya gücü yetmeyecekler.. Arada kalıp ezilenler. Hiçbir zaman yüksekte uçmaya cesaret edemeyenler… Bu gidişata bir son demenin zamanı geleli çok oldu da geçmeye bile başladı kanaatimce. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda toplumu yönlendirsin bakalım. Onlar zaten çoktan kabullenmiş bu durumu. Yaptıkları vahşet ne zaman kendilerinde patlayacak merakla bekliyorum.

Sistemdeki çarpıklıkları bir gün çözüme ulaştıracağımızdan şüphem yok. Sadece birazcık zaman, gelecek adına beklediğimiz. Karşımızdakilerden bir adım önde düşünerek hakkını veremeyeceğimiz bir yaşam olamaz, diye düşünüyorum Rabbimin izniyle. Bir kişi daha yok mu hassasiyetiyle, kimsenin birbirinin varlığından rahatsız olmayacağı bir dünya için…

Derya Kocabıyık
www.yorumsuzblog.net.tc
derya_kcbyk@hotmail.com

Reklamlar

8 Responses to “İç Savaş”


  1. 1 metinav 8 Mayıs 2008, 5:11

    Evet toplum bilhassa genç nufus çok büyük yönlendirmelere maruz yanlış yönlere kaydırılmaya çalışılıyor. Bedensel dürtülerle başlıyor bu hayata maneviyatın farkında olmadan. Aileden alması gereken manevi eğitimi geçim derdi yüzünden madde bağımlısı olarak görüyor öğreniyor. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir,” sözü yıllar önce unutulmuş, herkesin bakışı önce ben, olmuş. Kimsenin de buna dur dediği görülmüyor buradan.

    Bazısı sureti haktan görünüp kendi agına düşürüp kullanmayı marifet sayıyor sanki bu mübahmış gibi. Bazısı da herşeyi madde olarak lansman etmekte, gerçeklerden habersiz olarak. Ancak çaresiz kalındığında sığınacak bir mevki arıyor insanlar; bu toplumun bu fena ahlaktan uzaklaşabilmesi için bu yönlendirme yapan ard niyetli firavun zorbalarının verdikleri sakinleştiricilerin etkisinden kurtulabilmeleri için şiddetli bir tokat bir etki lazım ki, ancak gerçekleri fark edip dostunu yaradanını hatırlasın düşmanını, şeytanı ve hizmetçilerini fark etsin ve sığınsın.

    İnşaALLAH bu yakarışlar bu dualar hakkıyla yerini bulsun yoksa dünyada ama olan ahirette de ama olarak yaşamaya devam eder, hükmüne tabi olmak işten bile değil. ALLAH resulunün ümmeti için üzülmesi kadere isyan değildir haşa, bizim de çevremizdeki insanları nabzlarına göre de olsa uyandırmamız gerekiyor dostluk, insanlık borcu, gerisi nasiblerine kalmış. ALLAH için çırpınanlara, insanları bu ateş yolundan azap yurdundan çıkarmak için çalışanlara binlerce ne mutlu ne mutlu görevlerini yapmanın verdiği hazzı yaşatsın şanı daim ve yüce olan ALLAH. Amin..

  2. 2 kenan 8 Mayıs 2008, 5:45

    Belli bir hedefe kilitlenmiş bir öz yolcu, o hedefin gerektirdiği arınmayı gerçekleştirmeden ulaşamaz. Yolcu samimiyeti derecesinde çevresinde ve yolundaki sınavları yüz akıyla vererek amacına ulaşabilir… Şikayetler marifet kıtlığında oluşur… Hedefsiz kişiler, eğitilmedikleri sürece toplumda başağrısı olmaya devam edeceklerdir…

  3. 3 edeniz 8 Mayıs 2008, 9:23

    Öncelikle merhabalar ve teşekkürler..

    İşte benim daha açık açık birkaç kez bu platformda gündeme getirdiğim ama arayan kaynayan sorulardan birisinin farklı bir bakış açısı; yani insanlara vermemiz yahut vermememiz gereken değer? Yani herhangi bir insanı kırmakta vicdan azabına yol açmalı mı yoksa karakteri önemli mi? Yani hani iyi insan, kötü insan bizim bakış açımıza göre değişiyor ya, çok özel durumlar hariç; tecavüzcü ya da seri katil modundaki insanlar tüm toplumca Kötü olarak nitelendirilir..

    Demek istediğim, biz insanları kişisel olarak sınıflamaktan aciz isek; o halde kendi perspektifimizden kötü olduğunu düşündüğümüz insana ya da insanlara ”Allah yarattı diye iyi davranmak mı lazım; nötr kalmak mı lazım; uzak durmak mı lazım; ya da elinden geldiğince pozitif yaklaşıp pozitif yapmaya çalışmak mı lazım?

    Selam ve sevgi ile..
    Hoşçakalın

  4. 4 hamdiye 8 Mayıs 2008, 1:58

    Rasulullahın bildirdiklerini gerçek manada yaşayamadığımız için, açığa çıkmaya devam edecek; yapamadıklarımızın tam tersi doğal olarak, yeni nesil veya başka bir isim adı altında..

    Eğer bir yerlerde çaresizlikten gözyaşı akıyorsa, bir yerlerde de çaresi varsa ve biz aradaki engele (maddiyat vs.) (bir)leştirecek köprü olamıyorsak ilmimiz kuru bilgiden oteye geçer mi? sevgiler.

  5. 5 ısırgan & gül 9 Mayıs 2008, 4:05

    “Sisin ardındaki dağ”…

    Seni gözlüyorum… seni dinliyorum…

    “İç Savaş”ıma son vermek için.

    “Sevinmemek ve üzülmemek” istiyorum… doğmuşa “gülmemek”, ölmüşe “ağlamamak”.

    Ne olduğunu bilmiyorum… ama henüz kabuğunu çatlatamamış bir hardal tohumu kadar varlığımla, zirvesi bulutları yarıp geçen “sisin ardındaki dağ”ın sükûnetini anlamak istiyorum.

    Bir hardal tohumu kadar olan akıl… dağdan kopacak olan çığın ağırlığını çeker mi çekmez mi muhasebesine girmeden.

    Nötr olmak istiyorum… şu yoğun sisin ardındaki buzlu dağ kadar cansız ve duyarsızca… “güzelliklerden ve kötülüklerden” etkilenmeden.

    Yaşayamasam da… yükünü taşıyamasam da sözle tarifini istiyorum… niyetim sadece sükûneti hissetmek ve bir dağ masalı dinlemek.

    Bir dağ evinde… Yavaş yavaş sallanıyordu sallanan koltuğunda … Bıraktı kendini kendi hâline. Salınımı yavaşladı ve durgunluğa ulaştı. Şöminede yanarken çıtırdayan meşe kömürlerinin sesini dinledi bir müddet… sonra dizlerine dayanarak ayağa kalktı.

    Ağır ağır adımlarla yarı boş odanın penceresine ulaştı. Loş ışıklı odanın buğulu camlarını elinin tersiyle sildi… ve “sisin ardındaki dağ”ın sırlarına tercüman olup başladı bir dağ masalına:
    . . .

    Hayal meyal gördüğün şu dağ var ya!

    O kadar ağır, o kadar ağırdır ki üzerine düşen bir toz zerresinin hafifliğini hisseder ve ona hoş geldin der…

    O kadar sessiz, o kadar sessizdir ki kuyunun dibindeki Yûsuf’un döktüğü gözyaşının şıpırtılarını dinler…

    Güzelliklere o kadar duygusuz ve duyarsızdır ki, o kadar duygusuzdur ve duyarsızdır ki… kozasını delip geçen her kelebek ve annesinden doğan her bebek için zirvelerini mutluluk çiçekleri kaplar ve her günü bahar olur… ve baharın sevinç çiçekleriyle kendine “sevgi tâcı” yapar…

    O kadar sabırlı o kadar sabırlıdır ki kozasında haşlanan her ipek böceğinin can acısına ve her insanın son nefesine dayanamaz… gök gürültüleriyle ah çeker, şimşeklerle çırpınır ve sağanak yağmurlarla ağlar.

    Dışı o kadar soğuk, o kadar soğuktur ki kat kat olmuş buzullarının gizemiyle içinde kaynayan volkanını soğutmaya çalışır, kaynayan demirin ve kükürdün tüten dumanını dışa bir zerre sızdırmadan yutar ve arzın merkezinden gelen gürültüleri hiç kimseye duyurmadan sînesine çeker…

    Siz zannedersiniz ki “sisin ardındaki dağ” mermer Buda Heykeli gibi soğukluğun, boş vermişliğin ve tanrısallığın(???) sükûnetini yaşar…

    Halbuki “sisin ardındaki dağ” için için kaynar… için için güler ve için için ağlar… Allah gerçeğinin her an celâlî cehennemini ve cemâlî cennetini yaşar…

    “Sisin ardındaki dağ”ın sevinci ve hüznü ya en diptir ya da en zirve… sevinç ve hüzün bulanıklığında hiçbir zaman sarhoş olmaz…

    “Sisin ardındaki dağ” sarhoşluktan ayılmış ve salât haline yanaşmıştır… ebedî kıyamda ve ebedî secdede…

    “Sisin ardındaki dağ” tüm pozitifleri ve tüm negatifleri sırtına yüklemiş “nötr”bir öz.

    “Sisin ardındaki dağ” tüm güzelliklerin meftûnu bir Mecnûn… ve tüm kötülüklere kalemiyle saldıran bir cengâver.

    “Sisin ardındaki dağ” ateş ve buzun buluştuğu… ısırgan otlarının ve sevdâ güllerinin yan yana yaşadığı bir gölge cennet…

    “Sisin ardındaki dağ” içindeki ve dışındaki zıtların sonsuz savaşından her an zinde… ve kendisiyle olan ezelî barışından dolayı her an sükûnet…

    . . .

    Dağ odası ısınmış, camlardaki buhar dağılmıştı. Dağ masalı devam ediyordu. Masaldan üzerime kopan çığın ağırlığına daha fazla dayanamadım… sessizce geri geri adımlarla kapıya yanaştım… ve kendi dünyamdaki “savaş ve barış” döngüsüne döndüm…

    “Elvedâ ebedî sükûnet ve elvedâ ebedî hareket”… dediğimde…

    Camda yansıyan kaçış hâlime baktı ve tebessüm etti…

    “Sisin ardındaki dağ”.

  6. 6 özde 9 Mayıs 2008, 6:11

    Teşekkürler Derya, teşekkürler ısrgan & gül, fantastik söyleminle mest ettin bizleri;

    “Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti.
    Ey âşık! Aşk; Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış! “

    “Sisin ardındaki dağ”… neler çeker, neler söyler bilinmez…
    Ne zaman vehim karanlığı, vehim nura dönüşür bilinmez,

    Ne zaman güneş batıdan doğar, kıyamet kopar bilinmez,
    Ne zaman Mehdi gelir, Deccal çıkar bilinmez..

    Ne zaman hava açar, sisler DAĞılır bilinmez,
    Zaman geldi, belki de geçiyor…
    Mehdiler uyarıyor; Deccaller tetikte..
    Ah ne olur Mevla’m, İSA(mız) bir inse..

    Güvenlik kodu: manevii

  7. 7 . 10 Mayıs 2008, 12:30

    “..Bir kişi daha yok mu hassasiyetiyle, kimsenin birbirinin varlığından rahatsız olmayacağı bir dünya için…”

    GÜZEL KARDEŞİM, korkarım “rahatsızlık” içindedir… Oysa “herşey olması gerektiği gibidir”…
    1 düşünün…

    SEVGİLER

  8. 8 metinav 12 Mayıs 2008, 11:54

    Her şey olması gerektiği gibidir deyip, vurdumduymazlık doğru mudur bilemiyorum. Başa gelen hallere sabır gerekir ve nefsin olgunlaşması için ve gerçeğin böyle olmasından kabul edilir. Ama topluma, genele, çevremizdekilere, dostlara başına gelene sabret demek, hiç bir şey yapmadan derdiyle başbaşa bırakmak ne kadar doğrudur, düşünüyorum. Eğer böyle bir şey varsa illaki ALLAH resulünde buna örnek vardır.

    Biz kudret sahibinin niyetini meydana çıkan hallerden ve fiillerden anlıyoruz, yani olduktan sonra anlıyoruz. Ve yapılanların karşılığı olarak sebepler doğrultusunda ortaya çıkıyor bu durumlar. Bence sistem gereği yapılacak iş şöyle olmalı:
    Doğru olan hareket ve düşünce tarzı Kur’an’dan ve rasulden kaynaklanan anlayışla olacak şekilde, elimizden gelen her türlü yardımı, sözlü fiili ve hali olarak yapmak ve sebeplere riayet ederek tabii ki, sonucunu da yine ALLAH’tan beklemek, razı olarak kabul etmek gerekir. Yoksa alemi nötr halde seyretmek anlamak hali içinde değiliz ki biz, zaten olacak olur, diye bırakalım.
    Geçelim her şeyden, vatandan, bedenden, dinden, islamdan, dosttan, sevgiliden.. biz abdal değiliz.
    Kainatı tek bir insan gibi görüp değerlendiremediğimize göre gemiyi kendi başına bırakmak halifelik sırrına hiç bir şekilde uymaz. VALİ, REŞİD, HADİ, SULTAN, …… o dur.

    HER KİMSE ELİNDEN GELEN YARDIMI EN İYİ ŞEKİLDE YAPMALI, MEHDİYE YARDIM ETMELİ, KENDİSİNE KOLAYLAŞTIRILANI..
    EĞER BU İŞLE GÖREVLENDİRİLDİ İSE ORTAYA KOYMALI YOKSA NE KARIŞSIN NE DE İLGİLENENLERİ SOĞUTSUN..
    ALLAH, NURUNU TAMAMLAYACAKTIR. İDRAK ETTİRECEKTİR AKILLARA, BEYİNLERE. HAK GELDİ BATIL ZAİL OLUR DAĞILIR GİDER. SABR GEREKLİ, GÜNAHLARA TEVBE VE MAĞFİRET DİLEMEK ZAMANI AMA NE OLURSA OLSUN YILMADAN HAKKA ONA HİZMETTEN BİR AN OLSUN VAZ GEÇMEMELİYİZ.. SABR YA HU! TEVVAB YA HU! AFFET YA BİRRURRAHİYM. AMİN.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: