Beyin Fırtınası (27)

Kur’an Kavramları (6): SAVM-I SÂMIT (Susma Orucu)

Feküliy veşrabiy ve karriy ‘ayna* feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy inniy nezertü lirRahmani savmen felen ükellimel yevme insiyya; (Meryem-26)
“Artık ye, iç, gözün aydın olsun!… Eğer beşer’den birini görürsen: “Ben Rahman için bir oruç adadım; artık bugün insiy (insan cinsine ait biri) ile konuşmayacağım” de..
—-
Kale Rabbic’al liy ayeten, kale ayetüke ella tükellimen Nase selasete eyyamin illâ ramzen, vezkür Rabbeke kesiyran ve sebbıh Bil aşiyyi vel ibkar; (A.İmran-41)

(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim için bir ayet/alamet oluştur”… (Allah) buyurdu: “Senin ayetin/alametin işaret müstesna üç gün (üç oluş aşaması) insanlara kelam etmemendir/ insanlara konuşamamandır… (Bu üç gün içinde) Rabbini çok zikret ve akşam sabah (B sırrıyla) tesbih et”.

Kur’anda bahsi geçen SUSMA ORUCU şeklindeki hal nedir?

Bu, sadece dış dünyadaki insanlarla konuşmamayı mı içerir?

Böyle bir riyazat çalışmasında, böyle bir ibadet şeklinde kişi için hangi açılım ya da korunma amaçlanmış olabilir?..
. . .

Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran-191)

“Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” Hz. Muhammed (sav)

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
– Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

Reklamlar

24 Responses to “Beyin Fırtınası (27)”


  1. 1 ruh-i latife 16 Şubat 2008, 12:22

    Ali sırrına(rahman) eren Meryem as.ma susma orucu tavsiye olundu, hem yaşadığını sindirebilmesi için hem de asla diğerlerine derdini anlatamayacağı için di..
    Her peygamber ve nebi Ali sırrına sahipti… yani be..
    3 gün ise aslında 3’ün bir olmasından başka bir şey değildi..
    Ve gece 3’de birinci rem -rüya dönemidir.. 2. Rem-rüya ise saat 6’dadır.. 3ün katı yani..
    Gece 3’de ruhun uyanmayı sevdiğine inanıyorum nedense…:)
    nurcihan

  2. 2 Deniz 16 Şubat 2008, 12:32

    Herhangi bir oluşa, iyi-kötü şeklinde isimlendirme, şartlanmasal etiketleme yapmadan önce şu gerçeği hatırlamamız yaklaşımımızı tümden değiştirmez mi? Tek’in Mürid sıfatının da ortağı yoktur ve Sınırsız iradedir. İradenin nerede sonu gelecek de, bir başka varlığın iradesi başlayacak! O halde, oluş Müriddendir ve Mürid Hakiym(hikmet sahibidir) Hikmet sahibi olan Müridden daha mı iyi biliyorum ki bu oluş iyidir, bu oluş kötüdür diyorum? Hikmet sahibi olan Müridden daha mı hikmetliyim ki oluşu yorumsuz seyredemiyorum? Yoksa haddimi mi bilmiyorum? Ne söylediğimin fakında mı değilim? Bu tepkisellik-duygusallık haliyle ve buna dair tüm şartlanmasal yorumlarla yaşarken ve yorum yapmaya devam ederken, bu şirkle, bu olanın oluşuna zannımla karışarak Mürid’in hikmetlerini OKUmak mümkün mü? Müridin indinden bakışla, teslimiyetle yorumsuzca seyredebilirsem ancak hikmetleri de OKUmak mümkün olur! Hem karışıp hem OKUmak mümkün mü? Hem konuşup hem dinlemek mümkün mü? Dinlemeden göremeyiz, görmeden değerlendiremeyiz, OKUyamayız! O halde dinlemeyi yokeden sonu gelmeyen yorumların kaynağı kökten susmadan dinlemek ve OKUmak da mümkün olmaz. Neyin niye hayır, neyin niye şer diye tanımlandığını OKUmak istiyorsak, kurtla-kuzuyu ayırt edebilme yeteneğine erişmek istiyorsak, Mürid olanın Hakimliğine de iman ederek susmasını öğrenmemiz gerekir ki O’nun gözüyle görür, Onun semi’siyle algılar olalım ben-siz!

  3. 4 kenan 16 Şubat 2008, 6:48

    Özden kaynayan ilhamı almak değerlendirmek, murakabe de derinleşmek için işitme, görme duyularımızı geçıcı bir sure tatil etmemizdir… hu’nun dostlarına sunduğu lutufların hangisini anlatabilirsin… en iyisi sus…

  4. 5 Uryan 16 Şubat 2008, 11:05

    Bense SUSMA ORUCU dışarıdaki insanlarla konuşmak değil.

    İçteki VESVESE-VEHİM-KORKU-HIRS gibi EGO kökenli üretimleri susturmak.

    Yani ZİHNİN KONUŞMASINI SUSTURMAK…

    Zihni durdurmak, konuşturmamak mümkün mü?..

    3 gun değil 3 saat mumkun mu?..

    Başarabılen varsa yazsın.
    Ben sanmıyorum.

  5. 6 hayri 16 Şubat 2008, 11:52

    “Sen insan gibi dü$ünüyorsun Allah gibi degil” Hz. ISA… SEN sus ta ÖZ’ün konu$$un…

  6. 7 saim 16 Şubat 2008, 8:04

    ….. “Ben Rahman için bir oruç adadım; artık bugün insiy (insan cinsine ait biri) ile konuşmayacağım” de..

    İÇSEL YORUM:

    Rahman isminin manasına orucun getirdiği hakikat; sınırsız-sonsuz-teklik halindeki yalnızlık… Rahman’a adanan susma orucu, Rahmaniyet hali, HEPliğin getirdiği HİÇlik hali…

    Rahman susmada; Rahman Ahad… Çünkü Rahman oruçta; Rahman Samed… Susma-HİÇlik; Ahadiyet hali… Oruç-HEPlik; Samediyet hali…

    Rahman; HEPliğin getirdiği HİÇlik halinde… Rahman; orucun getirdiği suskunluk halinde. Rahman; Samediyetin getirdiği Ahadiyet halinde…

    İnsiy; ünsiyet, yakınlık… Rahman’a yakın olabilecek ikinci bir varlık yoktur. Çünkü Rahman sınırlanamaz, sınırlanıp ikinci varlıklara dönüşmez. Ahad’dır, Samed’dir…

    Efal sana göredir; Esma sana göredir!.. O’na göre ilimdir, hayeldir… O Rahman’dır… Rahman; O’nun Ahad(susma-hiçlik) ve Samed(oruç-heplik) sıfatlarını taşıyan ismidir, manasıdır. Allah Rahman’dır…

    İSRA-110 »« De ki: “Ister Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur…………

  7. 8 gülsüm 16 Şubat 2008, 9:03

    Kainatta her ne var ise afakta ve enfüste O’nun kelimeleridir. Varlığın hakikatini idrak edene kadar varlığından ve varlıklardan vazgeç(sus). Eğer bunu başarabilirsen var olan tek hakikat risalet kanalından senin özünden o’nun kelamıyla nüzul edecektir.

    Bu çalışma kişideki şirk boyutunu kapamak, vahdet bilincine ulaşmak için gereklidir.
    Allah’ın(cc) Hz. Meryem’e artık beşeri kayıtlardan ve vehim boyutundan kurtulduğunu zahirde kucağına, batında özüne indirilen, mukaddes arınmış üst bilinç(İSA) boyutundan gıdalanabileceğini bu yüzden bilinç sistemi beşeriyete dönük varlıkların (insansıların) ancak Rahman’nın(isa)nın sözü ile aydınlanabileceği yani Meryem(rahim)den İsa(rahman)tecellisi ile Zatının hakikatinin açığa çıkışı.

    Bir başka açıdan da, üst bilinç seviyesine ulaşan, özündeki hakikati seyreden varlığın bizzat O olduğunu idrak eden artık rahimiyet boyutunda seyreder ve konuşan(isa) bebeğin dilinden konuşan Rahman’dır.(MERYEM 26)

    Kulun risalet boyutundan yapacağı açılımların gerçekleşebilmesi için tüm beşeri kayıtlardan(vehim, beklenti, vs.) sıfırlandığı gibi, varlığın tek varlığa ait olduğunu idrak ede ede, önce ESMA sonra SIFAT ve ZAT tecellilerini keşfetmek yani yok olup hiç olmak gerekir.(Ali İmran 41)
    Acizene böyle düşündük. Allah cümlemizi hakkatine hazmıyla vasıl eylesin inşallah.

  8. 9 saim 16 Şubat 2008, 10:47

    (Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim için bir ayet/alamet oluştur”… (Allah) buyurdu: “Senin ayetin/alametin işaret müstesna üç gün (üç oluş aşaması) insanlara kelam etmemendir/ insanlara konuşamamandır… (Bu üç gün içinde) Rabbini çok zikret ve akşam sabah (B sırrıyla) tesbih et”. (A.İmran-41)

    İÇSEL YORUM:

    A: Dedi ki:

    X: Kim dedi?..

    S: (O gün için; Zekeriyya (A.S.)… Bu an için; gerçeği arayan herhangi bir insan…) Her an için; var oluş ve hal dili ile; noktadan evrene, evrenden evrenlere her şey… GERÇEKTE İSE O; RAB MERTEBESİYLE ABD MERTEBESİNİ HALLERİYLE DİLLENDİRİYOR.RAB-ABD ADI ALTINDA, KENDİNDEN KENDİNE HAL DİLİYLE KONUŞUYOR…

    X: “Abd olan” ne dedi?..

    A: ”Rabbim benim için bir ayet/alamet oluştur”…

    X: “Abd olan” ne demek istedi?..

    S: Abd olarak varlığını sorguluyor… Abd olarak varlığına belirti, iz, kanıt arıyor. Abd olarak var mı, yok mu?.. Varsa nasıl var, varlık amacı ne? Yoksa niçin yok, hangi halleriyle yok?..

    X: “Rab olan” ne dedi?..

    A: Buyurdu: “Senin ayetin/alametin işaret müstesna üç gün (üç oluş aşaması) insanlara kelam etmemendir/ insanlara konuşamamandır… (Bu üç gün içinde) Rabbini çok zikret ve akşam sabah (B sırrıyla) tesbih et”.

    X: “Rab olan”; “Senin ayetin/alametin işaret müstesna” sözü ile ne demek istedi?…

    S: Abdın varlığı, Rabbe işaret etmesiyle belirir. Abd varlığını Rabden alır. Abd, Rabbin o an için kendinden açığa çıkardığı manalar grubunun adıdır. Abdın varlığının belirtisi Rabbıdır, Rabbının açığa çıkardığı manalardır. Abdın görevi Rabbe işarettir. Abd varlığı ile,” alemlerin Rabbı olan Allah var” der. Çünkü varlık VAR’lığa işaret eder, varlık VAR’dan var olur. Yokluktan hiçbir şey olmaz. Rab’bı olan Allah’ın varlığına işaret etmesi yönüyle, Abd vardır. Rabbı olan Allah’ın varlığıyla var olması yönüyle, Abd vardır. Abd; Rabbin (esmalarının terkibiyle) efalde(fiiller aleminde) belirir(ayet, alamet olur).

    X: Rab olan; ”Üç gün insanlara kelam etmemendir/ insanlara konuşamamandır…” sözüyle ne demek istiyor?..

    S: Rabbin, esmalar terkibindir. Varlığını alemlerin Rabbi Allah’tan alan, esmalar terkibin olan Rabbin, her an Efal aleminde Abd olarak belirir, algılanır, açığa çıkar. Abd Efal ile vardır. İsmi Allah olan; Efal mertebesinde Abd; Esma mertebesinde Rab; Sıfat mertebesinde Rahman; Zat mertebesinde Hu’dur. . (ÜÇ GÜN: ZAT, SIFAT, ESMADIR.) Bundan dolayı Abd, Allah olamaz; Abd, Rab olamaz; Abd, Rahman olamaz; Abd, Hu olamaz; Abd Abdır, Efaldedir. Abdın; varlığı Rahman ve Rahim olan; alemlerin Rabbi Allah olan HU’ya aittir. Abdı varlığı ile; Rahman ve Rahim olan; alemlerin Rabbi Allah olan HU’ya işaret etmesi ile belirir.Abd; alemlerin Rabbi olan Allah’ın Hamdinin, Rahman olanın Rahiminin ürettiği(mecazen), Rabbinden belirir. Abd; açığa çıkandır; açığa çıkaran değildir.
    “Üç gün insanlarla kelam etmemek” Abdın varlığının Efale dayanması dolayısıyla, Abd hiçbir zaman Zat, sıfat, esma(üç gün); yani Hu, Rahman ve Rab olamaz. Zat, sıfat, esma mertebesinde(yani üç gün) Abdın varlığı yoktur, Abd bu üç mertebede anılmaz, Abdın varlığı Efalde başlar.

    X: “Rab olan”; “Rabbini çok zikret ve akşam sabah (B sırrıyla) tesbih et”. Sözüyle ne demek istiyor?…

    S: Rabbi olan esma terkibindeki esmalar her an açığa çıkacaktır, Abd ismi altında. Abdden; özü olan, varlığını oluşturan esma terkibindeki esmalar açığa çıkarak, efal-fiil olarak algılanır. Gerçekte Rab vardır, esmalar terkibi olarak… Esmalar terkibi olan Rabden, açığa çıkan esmalar algılanır, Abd olarak. Abdın Rabbi dışında kendine ait varlığı yoktur. Abd-Rab adı altında iki ayrı varlık yoktur. Gerçekte Abd yoktur. Abd olarak algılanan Rab vardır… Esma-efal ikilemi yoktur. Efal, esmalar terkibinden açığa çıkan esmaların algılanmasıyla oluşur. Gerçekte Efal yoktur; Esma vardır. Esmalar Efal olarak algılanır. Rab esmadan; Abd Efalden… Efal de Esmadan… Fiiller isimlerden… Abd; Rabbin isimlerini-manalarını özünden gelen bir şekilde açığa çıkarır…

  9. 10 şevval yç 17 Şubat 2008, 12:24

    Yüce Allah O’na 3 gün insanlarla konuşmamasını, sadece işaret diliyle anlaşmasını ve beşikteki bebeği İsa ile ilgili bir şey soran olursa da onlara İsa’yı işaret etmesini emretmişti. Ve Meryem ilahi emre uydu. Sustu. Beşikteki bebek konuştu. Hazreti Meryem çok büyük, çok azize bir kadındı, sustu. Zira beşikte yatan kendisinden çok daha büyüktü, konuştu. Demek ki büyüklerin yanında susmak gerek. O büyük, bir bebek kadar küçük de olsa. Sonra, yıllar sonra İsa da sustu. Zira kendisinden daha büyük bir zât geliyordu. O’nun geleceğini müjdeledi. Ve sustu.

    Konuştuklarında sadece Hak konuşuyorlar, sustuklarında da konuşma sırasının daha yüce birine geçtiğine işaret ediyorlardı.

    Hazreti İsa 33 yaşında sustu. Ve Allahu Teâlâ O’nu gökler ötesine, kendi katına yüceltti. Kendisinden asırlar öncesinde bir başka peygamberi, Hazreti Musa’yı insanlarla konuşmayı, hatta onların arasında bulunmayı dahi terkedip sadece kendisiyle ilgilenmesi için Tûr dağına çağırmıştı. 40 gün Tûr dağında kalan Hazreti Musa’ya Yüce Allah lütfunu gösterdi ve O’nunla konuştu. Sohbet etti. Bir dost gibi. Lakin Hazreti Musa’nın lakâbı “Halilullah=Allah’ın Dostu” olmadı. “Kelimullah” oldu. Allah’ın kendisiyle konuştuğu zât oldu. Ve birden nebîler arasında ikincilik makâmına yükseldi.

    Semâlardan yeryüzüne inen ilk şey “söz”dü. Lakin Yüce Allah yine seçkin şahıslara susmasını emrediyordu. Ve konuştuklarında da Hak’tan başka bir şey konuşmalarına razı olmuyordu.

    “Kur’an okunurken susun ve dinleyin!” buyuruyordu. Zira Yüceler Yücesi konuşuyordu. O konuşurken bütün kâinât kulak kesilip dinliyordu. Sadece insan konuşuyordu. Âsî, nankör, kıymet bilmez insan konuşuyordu.

    Mahşerde, insanlar hesaba çekilirken yalan söyleyen olursa susturulacak. Ve eller ayaklar konuşacak. Daima Hak söyleyen, Hakk’ı söyleyen konuşacak. Dilini tutamayanın, Hak’tan sapanın ağzına gem vurulacak.

    Ve nihâyet Kâinât’ın Efendisi 40 yaşına kadar susmuştu. Nur dağının şâhikasına çıkıyor ve susuyordu. Susuyordu, zîrâ Evren’in en güçlü sadâsı, O’nun güçlü nefesi olacak ve bu ses bütün kâinâta dalga dalga yayılacaktı. Büyük hâdiseler öncesi bir suskunluk, bir sessizlik dönemi oluyor demek. Tıpkı fırtına öncesi sessizlik gibi.

    Büyük zâtlar hep susuyor. Daha büyükler konuşuyor. Âdetullah böyle tecellî ediyor.

  10. 11 Uryan 17 Şubat 2008, 12:39

    TEKLİF

    “saim” rumuzu ile yazan dostumuz her kim ise; Yorumsuz yayın Kuruluna teklif ediyorum;

    LUTFEN SAİM DOSTUN SURE VE AYETLERE GETİRDİĞİ AÇILIMLARA KÖŞE TAHSİS EDİLSİN. BUNLARI KÖŞE YAZISI OLARAK OKUMAK İSTİYORUZ.

  11. 12 ş.y. 17 Şubat 2008, 12:39

    arkadaşlar bu işin daha anlaşılır bi anlatımı yok mu ?sayın dogramacıyı takip ediyosanız biraz onun gibi anlatın .insanı yormayın olmaz mı?….

  12. 13 oğuz 17 Şubat 2008, 3:27

    Söylenen sözcük, sessizliğe yapılmış bir müdahele, bütünlüğe yapılmış bir tecavüzdür aslında.

    Sessizliği durgun, berrak bir su olarak misallendirirsek; sözcükleri o suya atılan ve oluşturduğu dalgalar ile suyu bulandıran taşa benzetebiliriz.

    Hatta biraz daha ileri gidersek ilim adı altında birbirimize açıklamaya çalıştığımız (bize göre) gerçekler, aslında sesle sessizliği anlatmaktan başka bir şey de değil.

    Sesle sessizliği anlatmak ne derece mümkün ki dersiniz bir düşünün isterseniz:)

    Ayrica son aylarda ”Okyanus Ötesinden”de sessizliğin sesi gelir oldu. Farkındamısınız bilmem. Neden dersiniz acaba?

  13. 14 nilüfer 17 Şubat 2008, 2:48

    Tasavvuf’u öğrenmek isteyen, medeni yaşayan ve düşünen bir 21. yüzyıl genci bu konuyu öğrenmeye nerden başlamalı? Bu siteyi seviyoruz ama burada yazılan terimlerin çoğunu anlayamıyoruz, bizim ricamız lütfen öz Türkçe kelimeler kullanarak bizim de anlayabilmemiz sağlansın. Yazılanların ve yorumların çoğunu anlamadan okuyoruz. Artık üstü kapalı olmasın yazıların, her şey açıkça anlatılsın ki bizim gibi sadece Allah’ı ve sevgisini gönlünde hissedip başkaca bir şey bilmeyenler de öğrensin tasavvufu.
    Saygılar
    Nilüfer

  14. 15 metinav 17 Şubat 2008, 4:13

    Bu oruç o kişilere has olmakla beraber bazı kullarına da nasib olabilir. Benim anladığım RAHMANA adanan oruç nefsinden benliğinden geçerek onda sona, yokluğuna ermesi halidir. Kişiliğinden ve tüm kişiselliklerinden arınamamışlardan ve onlardan ortaya çıkan fiil ve düşünce vb. şeylerden uzaklaşmak ve sadece RAHMANIN İRADESİNE BIRAKMAK diye anlıyabiliyorum. Bu ne kadar sürer o da o kulda ortaya çıkan irade tezahürüne bağlıdır…

  15. 16 emre koksal 18 Şubat 2008, 7:09

    Sevgili Nilufer
    bu konu hakkında konusmak haddıme degıl ama Erzurumlu Ibrahım Hakkı Hazretlerının
    MARIFETNAME isimli kitabının
    “COK COK ONEMLI” oldugunu hatırlatayım.

    sevgı saygı ve selam ıle
    e.k

  16. 17 bir'ol 18 Şubat 2008, 10:21

    Bu ayetteki ifadenin hangi boyuttan olduğu önemli. Ayette Allah değil de Rahman dendiğine göre, Rahmaniyyet boyutundan olduğu anlaşılıyor..
    Besmelede ki, ”İsmi Allah olan Rahmandır” ayetinin insanın şuurunda mevcut olduğunun kanıtıdır bu ayet..
    Şuur, sonsuz manalar boyutunda bulursa ki kendisini, insan nevinden birisiyle konuşmaz/konuşamaz..
    Bu ayettede anlaşılıyor ki, hz. Meryem’in yaşadığı hakikat, şuurunda ki Rahmaniyyettir. Sanırım, Allah ismi ile işaret olunanın ruhu da oradan doğmuştur…

  17. 18 Ersin 18 Şubat 2008, 3:36

    Nilüfere cevap:

    Bence okumaya OKUmaya Üstadın (Ahmed Hulusi’nin) eserlerinden başlamalısın. Bugüne kadar çıkmış görsel ve yazılı tüm eserlerini incelemeni tavsiye ederim.

    Tüm kitapları, videoları, konferansları, sohbetleri……..(sıkı bir çalışma ile bir ayını alır) Zira üstad kadar günümüz dünyasında anlayabileceğiniz bir dil ile hakikat ilmini anlatanına ben rastlamadım.
    http://www.ahmedhulusi.org web sitesinden tüm bu eserlere ücretsiz ve telif haksız ulaşabilirsin.

    Özellikle Hz. Muhammed’in Açıkladığı Allah, Akıl ve İman, Tekin Seyri, Bilincin Arınışı, Hz. Muhammed Neyi Okudu, İnsan ve Sırları, İslam’ın Temel kavramları, Temel Kavramlar ve daha diğerleri…… hepsi çok önemli ve birbirinden kıymetli eserler….

    Ahmed Hulusi yi bitirdikten sonra (ki bence her eseri birkaç kez inceleme ihtiyacı hissedeceksin), Ahmed Baki’nin yazılarını ve kitaplarını da incelemeni tavsiye ederim. Bu eserlere de ücretsiz ve telif hakkı olmadan http://www.ahmedbaki.com adresinde ulaşabilirsin.

    Sonrasında tasavvufun daha derin eserlerine girersen yukarıda edineceğin altyapı sana çok kolaylıklar sağlayacaktır. Özellikle ………….. tasavvuf ile ilgili pek çok eser var, bunları da okumanı tavsiye ederim. Mesela temel kavramlar noktasında (ULUHİYET, AHADİYET, RAHMANİYET, VAHİDİYET, VİTRİYET, ENİYYET, FERDİYET, AMA’İYET, İnsan-ı kamil, Hakikat-i Muhammediye, Aklı Evvel, Ruhu Azam, vb..) pek çok kavramları öğrenme noktasında Abdulkerim Ciyli’den İNSAN-I KAMİL ……………….
    Sonrasında Mişkat-ül Envar, Futuhat-ı Mekkiye, Kenz-i Mahfi, Marifetname, Mesnevi ve daha pek çok kitap var….

    Eğer üstadın eserlerinden başlamazsan işe okuyacağın diğer tasavvufi eserlerin lisanı ağır gelebileceğinden öğrenme şevkin kırılabilir. Mesela bir arkadaş Marifetname ile başla gibisinden imada bulunmuş, bence yanlış olur…
    Mutlaka Ahmed Hulusi’nin eserleri ile başla. Çok ama çok fayda göreceksin….

    Saygılarımla……

  18. 19 bir'ol 19 Şubat 2008, 12:19

    Tüm esma ve sıfatların kendi öz’ünde ki hakikat ile açığa çıkmış haline Rahmaniyyet denir. Rahman; bulunmuş olduğun hakikatın sahibine ithaf edilen bir isimdir. Dolayısıyla da tüm hak mertebelerinin aslı Rahmaniyyettir..
    Hz. Meryem; Rahmanın mucizevi yaratma özelliğini kendi içinde yaşayınca, Rahmaniyyetin bu mükemmel işlevini idrak etmekten yoksun olan kavmine ”susmayı” tercih etmiştir..
    Susma orucu; Rahmaniyyet hakikatinin sırda yaşanılan bir lezzet olmasındandır…

  19. 20 bir'ol 19 Şubat 2008, 12:56

    Hz. Zekerriya’nın susması da, hz. Meryem gibi Rahmaniyyetin yaratma mucizesine fiilen tanıklık etmesiylen alakalı sanırım. Yanılmıyorsam hz. Zekerriya çok yaşlandığı dönemlerde çocuk sahibi olmasından dolayı, bu mucizeyi Rahmana atfetmiştir ve bunu bir lezzet olarak yaşayıp inkarcı insanlara anlatmamış/anlatamamıştır..
    Zaten Rahman suresi de bunları anlatmıyor mu??…
    ”Rahman yarattı denizleri, çıkmıyor mu ondan inci ile mercan”?….

  20. 21 saim 19 Şubat 2008, 9:20

    Uryan rumuzlu dosta teklifi için; Yorumsuz Blog’a yorumlarımızı yayınlayıp, toplu tefekkür çalışmasına bizleri de kattığı için teşekkürler…

  21. 22 nuray özhan 27 Şubat 2008, 3:14

    Rabbim benim için bir alamet oluştur. senin alametin üçgün üç oluş aşamasında kelam etmemendir bu üç gün içersinde sabah akşam rabbini an zikret (unutturan 0 dur unutturduğunu hatırlatanda 0 dur. )..
    insanda aklını konuşturan bedendeki ağız dilidir.(madde)
    manada ise kalp dili vardır ki oda gene ağızda küçük dillmizle bağlantılı içerdeki ikinci ağız deliğindedir.
    bu ilim ağzıdır ve ilim ağzını konuşturan ancak 0 olduğu için izin verende 0 olduğu için izin verdiği anda konuşabilir.

  22. 23 maya 5 Mart 2008, 8:42

    Düşüncelerin akıldaki devinimini sağlayarak sessizlikte oldukları yeri göstermek, Bilinçin içinde erimek Üç gün insana dair zaman algısında tez antitez ve sentezi ifade eden aklın oyununa tanınan bir atıf! Akıl bu üç aşamada tutulan susma orucunda unutmanın eşiğinde yeniden inşaa ediliyor!

  23. 24 dilek k. 15 Şubat 2009, 8:31

    Seni bulan neyi kaybetti
    seni kaybeden neyi buldu..

    Yazmak istedim. Yazılarınız çok güzel, yüreğinize sağlık ve ilim..
    Saygılar


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: