Oku Kur’an’ını

Kur’an’ın gökten yazılı metinler halinde inmediğini hepimiz biliyoruzdur. Peki Kur’an, derilere yazılı şekilde inmediyse eğer, Kur’an nedir?. Hep bir ağızdan sistemdir, dediğinizi duyar gibi oldum sanki.. Tamam sistemdir ama bu klişe bir cevap değil mi sizce?. Neyin sistemi?. Nerenin sistemi?. İçinde yaşadığımız evrenin sistemi mi? Dünyanın mı? Yoksa, insanın mı?…
Eğer bu sorular bana sorulsaydı, İnsanın sistemi diye cevap verirdim!.. Tabii ki bu benim düşüncem…

Ben, Kur’an insanın sistemidir diye düşündüğüm zaman, karşıma şu soru çıkıyor!. ”Madem ki Kur’an insanın sisteminin bilgileri, Kur’an’da geçen isimler nedir o zaman?..
Bu soru üzerine naçizane düşüncelerim şunlardır;
Bilinç seviyesinin en arınmış ve kendi aslıyla baş başa olduğu haline, muhammedi bilinç denir. Bilincin bu hali Allah ismi ile ifade edilenin aynasıdır ki, Kur’an’da bu bilince işareten, ”Habibim” ithafı vardır…

Bir düşünün!.. Eğer ki, hz. Muhammed’in ötesinde bir tanrı (ilah) yok ise, bu habibim ifadesi nereden gelmektedir?. Bana kalırsa, hakikatinde ki hiçlikten yine o Muhammed’i bilince gelmektedir…
Peki bu Muhammed’i bilinç kendi sistemini oku’yup ta dillendirmeye başlarsa, bizim okuduğumuz mushaftaki hz. Musa’lar, hz. İbrahim’ler, vs. vs. ne ola ki?…

Şimdi bu sorunun cevabı şöyle olmalı. Kur’an’da geçen bu isimler, insanın rabbı anlamındaki bilincinde mevcut olan hakikat mertebeleridir. Bu isimlerin manaları her insanda mevcut bulunmaktadır. Örneğin Kur’an’da, hz. İsa dendiğinde veya hz. Süleyman dendiğinde, sende mevcut olan bir hakikate işaret etmektedir…
Mesela hz. Süleyman dendiğinde, sende mevcut olan, ”varlığa dönük aklına” işaret edilmektedir. Hz. Yunus dendiğinde, ”senin hakikat bilgilerine sahip olduğun düzeyde, çevrene karşı sorumlu olduğun” ifade edilmektedir…
Bu örnekler saymakla bitmez!. Söylemek istediğim gerçek, Kur’an geçmişte yaşamış Nebi, Rasul ve kavimleri anlatan mitoloji kitabı değildir!…

Kavimler dedim de aklıma geldi!?. Madem ki Kur’an mushaf değil de, insanın hakikatinin bilgileriyse eğer, bu kavimler bizdeki ne özelliğe işaret etmekte?. Sanırım bunun da cevabı şöyle olmalı;
Kur’an’da, her helak olmuş bir kavmin, insanın yapısına ters düşücü bir hareketinin örneği verilmekte. Kim, helak olmuş bir kavmin özelliğini uygularsa, sonucunu o kavmin ödediği tarzda öder şeklindedir…
Peki bizim başımıza neden taş yağmıyor?. Çünkü, o helaklar beden boyutunda değil, bilinç boyutunda gerçekleşmektedir de ondan!. Lut kavminin özelliğini (aşırı şehvet) sergileyen bir birey neticesini bilinç boyutunda almaktadır da ondan. Yani, Allah ona taş yağdıracak değildi, onun hakikatine bir sayha yetti!!…

Aslında Miraç olayını da bu şekilde değerlendirmemiz gerekir. Hz. Muhammed’in miraçda hz. Musa ile görüşüp konuşması, hz. Adem ile görüşüp konuşması hep kendi varlığında mevcut olan, Musevi, İbrahim’i, Adem’i boyutlardır…
Hz. Muhammed kendi miracını salat ile gerçekleştirdiğinden dolayı, ümmetine de elli vakit salatı farz kılmıştır. Yine kendisinde mevcut olan rububiyyet bilgisinden dolayı da, ümmetinin bu elli vakit salatı yapamayacağı bilgisi ile, bunu beşe indirmiştir. Çünkü rububiyyet gerçeği, insanın nefsinin isteklerini ortaya koyma potansiyelidir. Bu miraç gerçeği ve rububiyyet bilgisi, hadislerde ”Hz. Muhammed’in, Hz. Musa ile görüşmesi” olarak anlatılmıştır!…

Hiç bir zaman unutmamamız gereken bir gerçek, ötemizde bir ilahın olmadığıdır. Hz. Muhammed de bu bilgileri ötesindeki ilahtan değil, kendi varlığından almıştır. Ve yine unutmamamız gereken bir gerçek, Kur’an kütüphanede değil, Hira dağındaki bir mağarada oku’nmaya başlanmıştır…
Bizim yapmamız gereken ise, bizde de mevcut olan bu potansiyeli devreye sokmamızdır. Yani, kendi kitabımızı oku’maya başlamamızdır. O kitap ta kendi varlığımızda mevcuttur…

Birol Usta
www.yorumsuzblog.net.tc
birol701970@mynet.com

Reklamlar

122 Responses to “Oku Kur’an’ını”


  1. 1 Sufi 2 Mayıs 2008, 10:42

    “O kitap ta kendi varlığımızda mevcuttur…”

    Zer’rede de mevcut oldugu gibi..

  2. 2 mustafa öz 2 Mayıs 2008, 11:20

    Kur’an insanın ikiz kardeşidir.

  3. 3 edeniz 2 Mayıs 2008, 12:31

    Sizlerin sayesinde o kadar güzel, anlamlı, açık seçik, günümüze uygun şekilde, benim gibi avama bile birşeyler hissettirecek ifadeler kullanıyorsunuz ki; tüm bunlara rağmen Hakikati anlamadan a(ğ)ma kalmaktan o kadar korkuyorumki anlatamam.

    Allah sizlerin sayesinde bizlerin de anlama kapasitesini artırsın demekten, ibadet edip dua okumaktan başka çare elimden gelmiyor.

    Hoşçakalın Hakkınızı Helal Edin

  4. 4 ercan 2 Mayıs 2008, 5:24

    Ne guzel…
    Kaynak isteyen ozune sorsun..?

  5. 5 melek 2 Mayıs 2008, 7:15

    Birol Bey, genel çerçevesiyle güzel bir yazı olmuş.
    Fakat aşağıdaki yazınızdan yaptığım alıntıyı anlayamadım. Salatı elli vakitle farz kılan, sonra bunu beşe indiren Hz. Muhammed midir, Allah mıdır? Sorumu cevaplar, yazınızı açıklarsanız sevinirim. Teşekkürler.

    “Hz. Muhammed kendi miracını salat ile gerçekleştirdiğinden dolayı, ümmetine de elli vakit salatı farz kılmıştır. Yine kendisinde mevcut olan rububiyyet bilgisinden dolayı da, ümmetinin bu elli vakit salatı yapamayacağı bilgisi ile, bunu beşe indirmiştir.”

  6. 6 edeniz 2 Mayıs 2008, 7:28

    ”Ebü’l–Abbâs Abdullah İbn Abbâs İbn Abdülmuttalib (r.a)’dan nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Allah Teâlâ’dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdu:

    “Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb–ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb–ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb–ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar.” (2)”

    Buradan yola çıkarak halk içinde söylenen ”Allah, insan! günah işleyince tövbe eder belki diye gece yarısına kadar bekletirmiş yazıcı meleklerine; ama bir de sevap işleyince onu da hemen yazdırırmış”… Naçizane.

    Hoşçakalın

  7. 7 bilgin 2 Mayıs 2008, 9:54

    Birol Bey, Hz. Muhammed(A.S.) yanımızda olsa, ona “siz bize salatı farz kıldınız” desek… Acaba bize cevabı ne olurdu?

    “Evet, salatı size ben farz kıldım” mı;
    “haşa, salatı size Allah farz kıldı” mı, olurdu?!

  8. 8 alattin 2 Mayıs 2008, 9:59

    “Hz. Muhammed kendi miracını salat ile gerçekleştirdiğinden dolayı,….”

    Miracını salat ile mi gerçekleştirmiştir(!); yoksa salatını miraç ile mi tamamlamıştır?!
    Ayrıca salatı Allah farz kılmıştır. Hüküm koyucu sadece Allah’tır.

  9. 9 hakan 2 Mayıs 2008, 10:07

    “Aslında Miraç olayını da bu şekilde değerlendirmemiz gerekir. Hz. Muhammed’in miraçda hz. Musa ile görüşüp konuşması, hz. Adem ile görüşüp konuşması hep kendi varlığında mevcut olan, Musevi, İbrahim’i, Adem’i boyutlardır…”

    Her boyutun sahibi vardır. Sahibini tanımayan o boyuta eremez. Hz. Muhammed özündeki o boyutları gezerken, o boyutların sahipleri olan rasullerle de görüşüp, konuşmuştur. Olay aynı anda hem soyut, hem de somut olarak gerçekleşmiştir. İki göz bir görür. Tek gözle görmek isteyen şaşı görür.
    Hz. Muhammed’in yaşadığı sadece soyut, rüyamsı, hayalimsi bir hal değildi.
    Bu iş o kadar kolay değildi.

  10. 10 ercan 2 Mayıs 2008, 10:23

    Birgün dükkanımın vitrinine bir atasözü yazdım..
    bir harfi nasılsa yanlış olmuş… farketmedim….!
    her geçen geldi, yanlışımı söyledi …
    bir kişi demedi ki, ne güzel atasözü…
    gelen geçen okudukça düşünür faydasını görür….

    Hz. Muhammed s.a.v. efendimizin varlığı mı vardı..?
    Ne söylese O’ nun sözüydü..

  11. 11 bir'ol 2 Mayıs 2008, 11:33

    Bir gün batın ehlinin yanında, ”Beni annem doğurdu, dedim”. Haşa, ”Sen Allah’ın hükmetmesiyle dünyaya geldin, dediler.. Eyvallah dedim…
    Sonra, yine bir gün zahir ehlinin yanında, ”Ben Allah’ın dilemesi ile dünyaya geldim, dedim”. Haşa, ”Seni annen doğurdu” dediler.. Ona da eyvallah dedim…

    Dostlar Kur’an’da, ”Attığında sen atmadın, lakin atan Allah’tı”. Ve, ”Sen nefsinden konuşmazsın”. Gibi ayetleri neden derinlemesine düşünmüyoruz ki?!..
    Ve yine bir hadiste, ”BENİ GÖREN HAK’KI GÖRMÜŞTÜR” ifadesi ne anlama gelmektedir?…

    Sanırım yine bir hadiste, ”Salat müminin miracıdır” denilmekte.. ”Miraç müminin salatıdır” değil!. Yani, ben bu hadisten şunu anladım. Salat olmadan miraç olmaz!!!…
    Teşekkürler

  12. 12 bir'ol 3 Mayıs 2008, 12:13

    Syn. Melek ve Bilgin’e…

    Sevgili yorumcular, Hz. Muhammed miracında Allah ile mi buluşmuştur yoksa, Rabbı ile mi?…
    Ben Rabbı ile duymuştum!…
    Rab isminin işaret ettiği manayı araştırmanız dileğimle…
    Sevgi ve saygılarımla…

  13. 13 mem 3 Mayıs 2008, 8:56

    Bazı yorumcular “Hz. MUHAMMED’İN AÇIKLADIĞI ALLAH” isimli kitabı OKUmamış olacaklar ki, hala Allah mı, Muhammed mi? ikileminden, dualizminden kurturamıyorlar zihinlerini.. LAİLAHE İLLA ALLAH. Tanrı yok “sadece” Allah var dendiği halde..

    “Hz. Muhammed’in ötesinde, dışında ikinci bir tanrı yok vahiy aldığı..” diyor oysaki Birol.. ResulAllah kavramını iyi düşünelim lütfen Muhteşem İrsal yazısı eşliğinde..

  14. 14 !!!.. 3 Mayıs 2008, 10:14

    Edep ya HU! Rabbül Alemin Allah’tır.

  15. 15 şükrü 3 Mayıs 2008, 11:47

    mem Yazmış:
    3 Mayıs 2008 08:56

    “Bazı yorumcular “Hz. MUHAMMEDİN AÇIKLADIĞI ALLAH” isimli kitabı OKUmamış olacaklar ki, hala Allah mı, Muhammed mi? ikileminden, dualizminden kurturamıyorlar zihinlerini..”
    * * *

    Çok şükür Üstad’ın tüm eserlerini defalarca okuduk, sesli ve görsel eserlerini de biliriz. Üstad’ın dahi hiç bir eserinde, Hz.Muhammed’in salatı farz kıldığına dair tek bir açıklaması yoktur.

    (……) Hiç bir büyük zatın eserlerinde böyle bir açıklama yoktur. (……)

    (……)

    Ölçü Kur’an ve hadislerdir. Ölçü Allah ve Rasulüdür. Üstad da dahil diğer tüm büyük zatlar bunu dile getirmiş, buna bağlı yaşamışlardır.

  16. 16 şahin 3 Mayıs 2008, 12:08

    “La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah”
    Neymiş? Muhammed Rasulmuş! İlah yoktur, sadece Allah vardır; Muhammed Allah’ın Rasulüdür.
    Allah hükmeder, rasulden irsal eder. Rasul hükmedemez. Rasul de bir abddır.
    …abduHU ve RasuluHU. Hu’nun abdı, HU’nun rasulü. Kendi kendinin abdı, rasulü değil. Yani hükmeden, farz kılan Allah’tır. Abd, rasul hükmedemez, farz kılamaz, hükmü iletir, kendi de uygular. Özde de işleyen sistem budur.

  17. 17 mem 3 Mayıs 2008, 1:55

    “O’nun sözü sünnettir, Kur’ân‘da sarih âyet almadığına göre, bu iş farz değildir.” şeklinde konuşanlara bir noktayı hatırlatmaya ve Allah’ın RASÛLÜ olan Hazreti Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem’in, vazifesi, selâhiyeti nedir, açık seçik bir halde bunu anlamaya..

    “Sizden herhangi biriniz sedirin üstünde dayanarak, Allah’u Tealâ şu Kur’ân ‘dakilerden başka bir şeyi haram kılmamıştır mı sanıyor?
    Gözünüzü açın ki, ben de emrettim, va’zettim, yasakladım. Onlar (sayıca), Kur’ân’ın misli gibidir, belki de daha çok…” (Ebu Davud)

    İman ettiğini söyleyen bir müslüman için RASÛL, Allah’dan ayrı değildir; yâni onun bütün sözleri Allah’ın emriyledir. (…)

    Allah, Kur’ân-ı Kerim’de insanlara RASÛLÜ’nün vazife ve selâhiyetlerini şu ayetlerle göstermiştir:

    1- “…RASÛL SİZE NE VERİRSE ONU ALIN; SİZE NEYİ YASAK ETTİYSE ONDAN DA SAKININ !..” (59- 7)

    2- “..RASÛL, NEFSİNİN ARZUSUNA UYARAK SÖZ SÖYLEMEZ; O’NUN SÖYLEDİĞİ SÖZ, KENDİSİNE VAHYEDİLENDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR !..” ( 53-3-4)

    devamı: http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/mustafa/mustafa01.htm

  18. 18 bilgin 3 Mayıs 2008, 2:01

    “Attığında sen atmadın, lakin atan Allah tı”. Yani, salatı farz kılan Allah tı, Hz. Muhammed değil.

    “Sen nefsinden konuşmazsın”. Yani Hz. Muhammed nefsinden salatı farz kılamaz, Allah farz kılar.

    “BENİ GÖREN HAK’KI GÖRMÜŞTÜR”. BEN’i gören “Hz. Muhammed salatı farz kıldı” demez, “BEN’in HAKkikatı olan, alemlerin Rabbi Allah salatı farz kıldı” der.

    Hz. Muhammed’e miracda seslenen sadece Hz. Muhammed’in değil, alemlerin Rabbi Allah tı ki, salat sadece Hz. Muhammed’e değil tüm müslümanlara farz kılındı…

  19. 19 mem 3 Mayıs 2008, 2:05

    Kur’an megafonla yukardaki tanrı tarafından seslendirilmediğine göre demek ki Hz. Resulullah tarafından dile getirilmiştir. Yani bizlere Kur’an’ı tebliğ eden Resulullahtır, bizler Müminler olarak bu Bilgi Kitabı olan Kur’an, Onun hakikati olan Allah adıyla işaret edilen indindendir.. Diye iman ediyoruz.
    Kur’an tümüyle Hz. Muhammed’in dilinden aşikare çıkmıştır, derununda her ne kadar Allah kelamı olduğuna inanıyorsak ta.. Gören gözü tutan eli söyliyen dili Allah’tır Onun..
    Bu nedenle gerçeği örtenler, bunlar Muhammed’in uydurmasıdır!!! (haşa) diyerek iman edemediler..

  20. 20 hakan 3 Mayıs 2008, 2:15

    Farz yapılması zorunlu, gerekli olan şeydir. Bundan dolayı salat ta sünnetullah gereği yapılması zorunlu olan çalışmadır. Sünnetullah (Allah’ın değişmez sistemi)’ın yaratıcısı, kurucusu Allah’tır. Sünnetullahın getirisi olarak salat farz, zorunlu hale geldi. Salatı “Hz.Muhammed farz kıldı” demek, “sünnetullahı Hz. Muhammed yarattı” demek olur. HAŞA! Sünnetullahı Allah yarattı. Sünnetullah gereği salat zorunlu hale geldi. Yani salatı (sünnetullahı yaratan) Allah farz kıldı.

    (…)

  21. 21 ibrahim 3 Mayıs 2008, 2:36

    Miracla ilgili hadisten alıntı:

    “…
    Bundan sonra, Allahü Teâlâ bana emrini verdi ve elli vakit namaz farz kıldı bir günde!.
    Daha sonra, dönüşte Musa`ya uğradım.

    Rabbin ne emretti?..” dedi.
    -Üzerime elli namaz farz kıldı, dedim.
    -Senin ümmetin bunun altından kalkamaz, git bunu hafiflet, niyaz et!”, dedi.

    Bunun üzerine tekrar Rabbime döndüm, hafifletilmesini niyaz ettim. O da bunu on tenzil etti.
    Sonra tekrar Musa`ya döndüğümde, Musa,

    -Tekrar hafifletilmesini iste!..” dedi.

    Tekrar gittim, tekrar azaltıldı; ve sonunda beş vakit namaz farz kıldı.
    Bundan sonra Musa:

    -Yine başaramazlar, hafifletilmesini iste!..” dedi.
    -Artık çok fazla istedim, müracaat ettim, daha fazlasını isteyemem, dedim…

    Bunun üzerine bana;

    – Beş vakit namaz farz oldu, fakat hasenede elli namazdır!… Her kim iyiliğe himmet eder de işleyemezse, ona bir iyilik yazılır. O iyiliği işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de bir kötülük ederse, o kötülüğü meydana getirmedikçe ona bir şey yazılmaz. Eğer o kötülüğü yaparsa ona bir kötülük yazılır. denildi..”

    Bu hadiste Allah ismi de kullanılmış, Rab ismi de…

    “!!!…” rumuzlu yorumcunun dediği gibi “alemlerin rabbi Allah’tır”. Fatiha suresinde Allah ta öyle diyor.

  22. 22 mem 3 Mayıs 2008, 3:03

    Pesssss..

  23. 23 Düğümler açılsın, kördüğüm olmadan 3 Mayıs 2008, 4:25

    Neyin peşindeyiz? Hz. Muhammed’in hüküm veren olmasıyla, Allah’ın hüküm veren olması seçimi neyi değiştirecek?
    Cevap hz. Muhammed olursa insanlara daha mı bir dikkatli davranacağız, orada gördüğümüz hak diye?.. Cevap Allah olursa, insanları daha mı bir az önemseyeceğiz, nasılsa Allah değil diye?
    Mehtap Karakaya

  24. 24 yolcu 3 Mayıs 2008, 4:57

    Selamlar: Nasıl bir sıçrama?

    *Ezberci ve taklitçi yaşamdan, her an düşünerek yaşam katmanına sıçrama yapmak zorundayız!. * diyor Sayın Hulusi..

    benim merak ettiğim bunun aşamaları neler?

    yani önerdiği çalışmaları yapınca herkeste kapasitesi kadar açılımlar olduğunu okuyorum fakat diyelim ki ben çok acemiyim, birçok konuya ve uzun olmayacak kadar bir süredir namaz, oruç, zikir çalışmaları yapıyorum; ilk olarak kendimde gördüğüm, hissettiğim kadere olan inancım arttı. ama bu süreçte başıma Elhamdülillah kötü birşey gelmedi illa ki dert sıkıntılardan geçmek mi gerek?
    lütfen bizleri nasıl gelişmeler ve aşamalar beklediği konusunda bana yardımcı olur musunuz değerli büyüklerim?.

    sevgilermle teşekkürler

  25. 25 bir'ol 3 Mayıs 2008, 5:05

    Alemlerin Rabbı Allah’tır…
    Kafirin de Rabbı Allah’tır ama, kafirin ağzından çıkan sözü Allah’a bağlayamayız…
    Hz. Muhammed’in de Rabbı Allah’tır ama, O’nun mübarek ağzından çıkan sözü Allah’a bağlayabiliriz!. Çünkü Hz. Muhammed, Allah ismi ile işaret edilenin aynası olmuştur…

    Ayetler, Hz. Muhammed’in mübarek ağzından çıkmadı mı?!…
    Yoksa ayetleri başında ‘PTT’ şapkası olan bir meleğin mi getirdiğini düşünüyoruz hala!!!…
    Hz. Muhammed, elbette ki mübarek ağzından çıkan sözleri Allah’a bağlayıp da bu sözlere ayet demiştir. Keza, miraç olayı da böyle gerçekleşmiştir…

    Hz. Muhammed, Allah ismi ile işaret edileni en iyi bilen insan olduğundan dolayı, Ayetleri ve farzları kendine değil Allah’a bağlamıştır…
    Fakat, ayetleri ve farzları da yalnızca Allah’dan geldi deyip te Hz. Muhammed’i getirdiği bilgilerden haberi olmayan bir postacı gibi düşünmek te çok yanlış olur…
    Hz. Muhammed’siz Allah ne mümkün!!…

    Bir de farz, yapılması gerekli olan emirler değildir!…
    Farz; uygulanmadığı sürece karşılığı alınması mümkün olmayan hareketler veya ibadetlerdir…
    Göklerde bize emirler yağdıran bir Tanrı YOKTUR…
    Sevgilerle

  26. 26 bir'ol 3 Mayıs 2008, 5:20

    Sevgili bilgin’e…

    ”Attığında sen atmadın, lakin atan Allah tı” Yani, salatı farz kılan Allah tı, Hz. Muhammed değil…
    Evet, Hz. Muhammed’in düşmanlarına kum savurması Allah’a bağlanıyor. Lakin salatı farz kılması da Allah’a bağlanmaktadır…
    Ama buradaki incelik, salatın farz kılınması Hz. Muhammed’in ağzından çıkan sözlerle gerçekleşmesidir!. Tıpkı, düşmanlarına kum atan elleri gibi!…
    Ve yine yeniden, Hz. Muhammed’siz Allah ne mümkün…

  27. 27 ibrahim 3 Mayıs 2008, 6:29

    Birol Bey sorum gayet kısa ve netti, cevaplamadınız:

    Salatı farz kılan alemlerin Rabbi olan Allah mı, Hz.Muhammed mi? Attığında bile sen atmadın Allah attı diyen Allah varken, salatı nasıl Hz. Muhammed farz kılabilir? Hz.Muhammed bu gibi hallerden beridir! İlah yoktur, Allah vardır. Sadece Allah…

    Siz “Hz.Muhammed salatı farz kıldı” demekle, “”attığında Hz. Muhammed attı” demiş oluyorsunuz. Bunu göremiyor musunuz?
    Halbuki “Allah attı”, “salatı Allah farz kıldı”. Hz. Muhammed’in Allah’ın varlığı dışında, kendine ait varlığı mı var?
    Allah’ın anıldığı yerde, kula yer mi kalır?

    İş o mu, şu mu meselesi değil! Mesele tevhid din! Mesele Hanif din!

    Edep ya HU!!!

  28. 28 bilgin 3 Mayıs 2008, 6:37

    “Hz. Muhammed kendi miracını salat ile gerçekleştirdiğinden dolayı, ümmetine de elli vakit salatı farz kılmıştır. Yine kendisinde mevcut olan rububiyyet bilgisinden dolayı da, ümmetinin bu elli vakit salatı yapamayacağı bilgisi ile, bunu beşe indirmiştir.”

    Kimse kusura bakmasın ama ben bu alıntıyı kabul edemem. Benim de en az bunu yazan kadar kendi fikrimi yazmaya hakkım var.

    Allah salatı farz kılar. Hüküm Allah’ındır. Hz.Muhammed’in de açıkladığı tevhid dini budur.
    Hz. Muhammed atmadı denir, Allah atmadı denemez. Şimdi siz Hz. Muhammed yaptı (farz kıldı) diyorsunuz.

    Birol Bey; bu ne tezat! Bu ne çelişki! Yazdıklarınızı red eden ayetleri yazınıza destek diye, yorumunuza yazıyorsunuz.

  29. 29 hakan 3 Mayıs 2008, 6:43

    “Ve yine yeniden, Hz. Muhammed’siz Allah ne mümkün…”

    Nasıl yani, Hz.Muhammed (S.A.V.) olmasaydı, (HAŞA) Allah olmayacak mıydı?

    Birol Bey lütfen kelimelerinizi, cümlelerinizi özenle seçerek yazın. Yarardan çok zarar veriyorsunuz, (…)

  30. 30 melek 3 Mayıs 2008, 7:08

    “Neyin peşindeyiz? Hz. Muhammed’in hüküm veren olmasıyla, Allah’ın hüküm veren olması seçimi neyi değiştirecek?
    Cevap hz. Muhammed olursa insanlara daha mı bir dikkatli davranacağız, orada gördüğümüz hak diye?.. Cevap Allah olursa, insanları daha mı bir az önemseyeceğiz, nasılsa Allah değil diye?
    Mehtap Karakaya”

    * * *

    17 İsra 73-75 :(Allah’ın Hz. Muhammed’e seslenişi)

    73 Az daha onlar, baskı ile seni, sana vahyettiğimizden ayırarak ondan başkasını üstümüze atman için kandıracaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi.

    74 Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, onlara bir parça yanaşacaktın.

    75 O takdirde sana hayâtın da, ölümün de kat kat(azâb)ını taddırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.

    Umarım işin ciddiyetini kavramışsınızdır! Yetmediyse, artık siz de diğer kul yazılarını biraz bırakıp, biraz daha fazla Kur’an okuyun!

  31. 31 oktay 3 Mayıs 2008, 7:29

    “Çünkü rububiyyet gerçeği, insanın nefsinin isteklerini ortaya koyma potansiyelidir.”

    İnsanın nefsinin isteklerini ortaya koyma potansiyeli, ne zamandan beri rubibiyetin/Rabbın gerçeği oldu? Rabbın gerçeği “nefsin istekleri” olur mu, Rab kötülüğü emreder mi?

    İnsanın nefsinin isteklerini ortaya koyma potansiyeli, şeytanın gerçeği değil miydi? Şeytanın gerçeği nefsin isteleri değil mi, şeytan kötülüğü emretmez mi idi?

    Bu yazıda kavramlar birbirine girmiş. Ayırabilene AŞK olsun!…

  32. 32 !!!.. 3 Mayıs 2008, 7:35

    “Hz. Muhammed’siz Allah ne mümkün…” ………???!!!!!!!!!!

    Allah kimseye muhtaç değildir, muhtaç olmaktan da beridir.

    “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” kudsi hadisi Hz. Muhammed’in hakikatı olan esma mertebesine işaret eder. Bu açıdan alemler Esma mertebesine muhtaçtır. Esmalar Allah’ın olduğuna göre, alemler yalnız Allah’a muhtaçtır. Yeryüzündeki rasulü Muhammed bile.

  33. 33 edeniz 3 Mayıs 2008, 8:55

    Hakan Bey; Birol Bey
    Ve
    Değerli arkadaşlar burada BEYİN FIRTINASI yapıyoruz, göründüğü kadarıyla..

    Ama ltfn benim gibi yeni yeni anlamaya başlayanları da biraz düşünerek yazın, takip ediyorum, anlamağa çalışıyorum, kafam allak bullak oldu.. ben henüz hakikati anlama yoluna girdim, girmedim.

    ama naçizane, sanırım Hakan Bey; Birol Bey ”Hz. Muhammed’siz Allah ne mümkün!!” demekle; “Allah’ı anlayamazdık Rasullullah olmasaydı” demek istiyor..

    Hoşçakalın

  34. 34 hangi isra 3 Mayıs 2008, 9:59

    Sevgili Birol usta, yazdıkların çelişki içermeyecek kadar mükemmel okunasılıkta bir yazı. Benim de kara kara düşündüğüm bir konuydu. İsabet oldu zamanlaman. sağol. Eyvallah (bunu söylemeyi yeni öğreniyorum, henüz zor oluyor).Yolumuzdan Allah’a gidilebilecek kıvamda. Eee gidelim o zaman, İsra ayeti, iyi başlangıç olacak. İsrailoğullarına gelmişti değil mi bu ayet, gece yürüdükleri için. Ticarete düşkünlükleri mi onları sevilmeyen toplum yapmıştı tam hatırlayamadım.

    İsra ile gece namazı mı düşünmeliyim sadece, kalabalıktan arınmış bir zihin mi? Uyku da açılır umut ediyorum.

  35. 35 denizaltı 3 Mayıs 2008, 11:32

    Tüm Resuller ve Nebîler Allah’dan vahiy ile aldıkları emirleri, yasakları ve tavsiyeleri “Allah adına” kendi dilleri ile beyan etmişlerdir. Resul ve/veya Nebî vefat edince Allah’dan bilgi almak yolu kapanır.

    Son Nebî Hz. Muhammed a.s. Allah’ın emir, yasak ve tavsiyelerini hiç bir tartışmaya meydan vermeyecek şekilde Kur’an ayetlerini yazdırmış ve ezberletmiştir. Kendisinin vahiy dediği sözlere bizler de vahiy diyebiliyoruz. Başka hiçbir fikir beyan etme şansımız yok. İspat ya da ret gibi çabalamalar da boş olur. Vahyin ne olduğunu bilemeyiz. Bilemeyince de ne ispat edebiliriz ne de ret edebiliriz.

    Kur’an’da Allah tarafından emir, yasak ya da tavsiye edilen fiiller bizlere yine Resulullah a.s.’ın lisanı ile ulaşmıştır.
    Resulullah a.s’ın anlattığı Allah, ancak en asgari Risalet ve Nübüvvet aklı ile anlaşılabilecek bir gerçektir. Biz şimdi bu akıl seviyemizle salatı ve diğer şeyleri Resulullah’a Allah emretti der isek; Resulullah’ın verdiği bilgiye göre konuşmuş oluruz. Kendi bilgimize göre konuşamayız.
    Kendi bilgimize göre konuşur isek yanılırız. Salat emredilirken biz orada değildik. Hiçbir şey görmedik, hiçbir şey duymadık. Duymadığımız, görmediğimiz bir şeye de ne şahitlik yapabiliriz, ne de ret edebiliriz.

    Söyleyebileceğimiz tek şey; Allah’ın Resulünden bize bildirilen şey Allah’ın, salatı ikame etmemizi istemesidir. Resulullah’a göre salat Allah’ın Müslümanlara emridir/tavsiyesidir.

    Tevhide dair bilgilerin kişiselleşmeden anlatılması daha uygundur. Her hangi bir kişi ile Allah’ın varlığı aynıdır gibi benzetimler temelde yanlıştır. Varlığın her zerresi ile ahad olduğunu söyleyebiliriz. Fakat a ile Allah bütündür, b ile bütündür, c’nin iradesi Allah’ın iradesi değildir, d’nin iradesi Allah’ın iradesidir gibi kişiselleştirme yaparsak Allah ismi ile anlatılan hakikatten direk olarak tanrı inancına düşeriz. Tanrı demesek de Allah ismini kullansak da kullandığımız Allah isminin hakkını vermemiş oluruz.

    Bu dünyada da ahirette de mü’minler, Allah’ın varlığını Allah olarak, kendi beşeri varlıklarını da kul olarak algılayacaktır. Ebedî kulluk makamında kalmak Resulullah a.s ‘ın sünnetidir.
    Salat, savm, hac, zekat, terk-i gıybet, iyilik, tefekkür… Allah’ın Resulü vasıtasıyla bildirdikleridir. Biz vasıtasız alamayız, bilemeyiz.

    Bu konuları “benim dediğim doğru” gibi çok katı düşünceye düşmeden sesli veya sessiz olarak konuşmak, paylaşmak çok büyük bir güzellik. Yorumların hepsi de çok değerli düşünceler taşıyor.
    Herkesin eline ve gönlüne sağlık.

  36. 36 !!!.. 4 Mayıs 2008, 12:53

    edeniz, yeni olduğun belli. çünkü beyin fırtınası yaparken bile olsa düşünceler bu şekilde ifade edilmez. belki de ilk öğrenmen gereken budur.
    niye bu şekilde ifade edilmez?.. düşünce ve söz çok önemlidir. beyinden ve ağızdan çıktığı anda bir karşılığı ve bedeli vardır. düşünmekte özgürsün, ama özgür olduğun düşünceden mesul değilsin diye bir şey yok. herkes dilediği gibi düşünmekte serbesttir, sonucuna katlanmak kaydıyla. fakat dilediği gibi düşünen düşüncesini dile getirdiğinde bunu sessizce dinleyenler de mesuldür. o sebeple aksi düşüncesini ortaya koyanları da düşüncesini ifade eden kadar hoşgörün. sonuçta o kişi de düşüncesini ifade ediyor. tek taraflı hoşgörü olmaz. bilim dünyasında tez ve anti-tez diye bir kavram vardır. hiç bir tez anti-tezlerle sorgulanmadan sağlıklı sentezler yapılamaz. tartışmadan düşünce üretilmez. o sadece dayatma olur.

  37. 37 edeniz 4 Mayıs 2008, 10:26

    !!!.. Teşekkür ederim bilgiler için; dediğim gibi ben sadece seyir halindeyim sizleri, ki bir kelime daha alabilir miyim, datama faydası olur diye..
    Ama hem herşeyi söyleyebiliriz diyorsunuz hem söylediklerimize, ‘düşüncelerimize dikkat edelim’ diyorsunuz, ‘mesuluz’ diyorsunuz..
    Sessiz kaldım çünkü benden bilinçlilerin yanında sessiz kalmak daha akıllıca, diye düşündüm. Burası aslında oldukça hoşgörülü bir sohbet ortamı, insanlar daha saygılı birbirlerine ve değerlerine.

    Allah, hepimizin hakikatı Hakk’iyle anlamamızı kolaylaştırsın..

    Sararken alnımı yokluğun tacı
    Silindi gönülden neşeyle acı
    Kalbe muhabbette buldum ilacı
    Ben de muridinim işte Mevlâna
    Edebe set çeken zulmeti deldim
    Aşkı içten duydum, arşa yükseldim
    Kalpten temizlendim, huzura geldim
    Ben de muridinim işte Mevlâna

    Nâzım HİKMET

    Hoşçakalın

  38. 38 veysel 4 Mayıs 2008, 3:32

    Dönüp durmaktayız hala kendi etrafımızda. aşamadıklarımızın çerçeesini genişletmek bize ne fayda verir? ki hala aynı bilinç içinde seyrediyoruz (birbirimizi ELEŞTİRİYORUZ. kopamadık aslımızdan da özümüze erelim, gecenin sabaha erdiği gibi. hep bilmekte sanıyoruz benliğimizin zindanlarını. o zindanlar ki alıkoymakta bizi BİZden BİZİ BİRRden. ayrılıklarla dolup taşan dünyamızın karakterlerimiz yamaladığı (öz!) benlik sanısının içinde yüzmekteyiz SANKİ. HALA UNUTAMADIK BİR olduğumuzun yanında ayrılıkları. unutamadık hala bir artı biri. kaç ederdi iki mi-üç mü? yoksa daha fazlamı DOSTLAR!! biz kaçı arıyoruz da kaç kişiden oluşmaktayız? yalnızlığımızın en büyük getirisi bize, düşünmektir BİRLİĞİ..

    burada bulduğumuz HOŞ BİR SOHBET olmasın, ARAYIŞLARIMIZIN KAYNAĞI OLSUN. İÇİMİZİN OKUNAMAYAN YANI OLSUN.
    burada BİR OLMA GAYRETLERİ SERGİLEYELİM Kİ BİRLİĞİMİZ HAKİKİ OLSUN. UNUTMAYALIM içimizde yüzen okyanusları ve orada yaşayan YUNUS’ları, YAKUP’ları, MUHAMMED’leri.
    birbirimizi ÜZMEYELİM kırmayalım GÖNÜLLERİ.
    UNUTMAYALIM ki O GÖNÜLLER birdir, BİRDEDİR. yaşadığımız her anı öğrenmekle ya da en azından öğrenmeye ÇALIŞMAKLA geçirelim. ”SEVELİM” SEVELİM ”SEVELİM” ve paylaşalım sevgimizin SONSUZLUĞUNU, dillendirelim Kİ, işiten her kulak KATILSIN KELAMIMIZA..

    geceleri rüyamızda sıkıştırıldığımızda ya da gündüzün her anında, sıkıldığımızda dilimizde DUA, gönlümüzdeN SEVGİ Eksik olmasın. Hiç bir an bile UNUTMAYALIM, UNUTAMAYALIM ki aramak ZORUNDA kalmayalım İÇİMİZDEki ÖZÜ. BAKTIĞIMIZ HER NESNEDE nesneyi var edeni düşünmeye çalışalım. O’nu ORADA ya da BURADA ya da HER YÖNELDİĞİ ŞEYDE GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDE BULALIM İNŞALLAH.

  39. 39 bir'ol 4 Mayıs 2008, 4:27

    ”Nokta”, irsal oldu alemlere ”beyin” adıyla da…

    ”Beyin” aynasında seyreyledi kendini!

    ”Beyin”le seyredince kendini, ”Beni gören Hak’kı görmüştür” şeklinde açık etti veçhini!

    ”Hakikat-ı Muhammedi” irsal olduğunda, Muhammedi hakikat zahir oldu; Muhammed Mustafa adıyla isimlendi, dillendi, ALLAH Rasulüyüm dedi… ”İman” edilmesini talep etti açıkladıklarına!

    Şuurlarında, ”La ilahe”.. anlayışı açığa çıkmayanlar, ya peygamber kabul ettiler O’nu, ya da işitmediler kulakları olduğu halde!

    Göğe, ötelere, ötelerine attılar ”Hakikat-i Muhammedi”yi ”fesemme vechullah”tan bihaber; tıpkı ”tanrı”ları gibi!

    Muhammed(aleyhisselam)’ın ”Hakikat’inde göremediler ”Hakikat-i Muhammedi”yi gözleri olduğu halde!

    Ümmü hani’nin kapısında, ”Beni gören (Basir ile) HAK’KI görmüştür” şeklinde seslenenden perdeli oldular!

    Varlığın her zerresi olarak, ”Esma”sıyla dilediği gibi açığa çıkmakta olanın, ”ETE KEMİĞE BÜRÜNÜP ” Muhammedi suretle insanlara ”İMAN EDİN ALLAH RASULÜ OLUŞUMA” (Alemlerde ki Rahmet açığa çıkışına) seslenişinin anlamına bir mana veremediler…

    ”Ne yana dönersen Vechullah’tır karşında ki”ye basır olamadılarda, irsal olmuşu, ”peygamber” sandılar!

    BEŞ DUYUDAN ÖTEYE GEÇEMEDİ AKILLARI!

    Et gözle görüp, et kulakla duyup, et dille sesler çıkaran mahlukat olmaktan öte bir değerlendirme yapamadılar!

    O yüzden de ”peygamber”likle bloke oldu beyinleri!

    AHMED HULÛSİ –MUHTEŞEM İRSAL

  40. 40 mustafa öz 4 Mayıs 2008, 4:48

    Yazının sonundan hareket edersek Kitap nasıl okunacaktır?.
    Ayet “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diyor, okumanın Rububiyet boyutundan olacağını söylüyor.
    Kitap esma boyutundan nasıl okunur?
    Kitap sıfat boyutundan nasıl okunur?
    Kitap zat boyutundan nasıl okunur?

    Diğer taraftan; “… şu hadis-i şerifin işareti istikametinde “Her ayetin bir Zâhir’i (açık anlamı) ve bir Bâtın’ı (derin anlamı) vardır… Her harf’in bir hadd’i vardır ve her hadd’in bir matla’ı vardır”…
    Zahiri: Göresel evrene, halka, beşeriyyetimize, beşduyuya göre algılama ve hükümleri ihtiva eder… Âyetlerin bu yönünü algılamada insansılar da pay sahibidir…

    Batını: Hakkani vücuda, gayba ait yönünü; basiretle algılanabilecek manasını ifadedir… Âyetlerin bu manasını ancak iman aklı olanlar, arif insanlar algılayabilirler… İnsansılar (cinler), ancak melaikeden kulak hırsızlığı yapan şeytanlar kabilinden âyetlerin bu yönüne ait manaları bilgi edinebilirler… Fakat idrak edemezler… Bilgili biri olma perdesi, günahı, şirki ile mesuliyet altına girerler, hikmet-i ilâhi!…

    Haddi: O kelamın manası, sünnetullahdaki yeri, hikmeti, hükmü, işlevidir… (Belki, haddini bilmeyi de bu manada düşünmek lazım)…

    Matla’ı: Tulu’ (doğuş) yeri, o âyetin hükmünün-işlevinin dayandığı ilâhi sıfat, müşahade noktası…
    Şüphesiz ki bu Kurân, yedi HARF üzere inzâl oldu; o halde siz Ondan kolayınıza geleni (kolaylaşanı) OKUyun” (Buhari, Müslim)

    Ubeyy B. Ka’b r.a.dan:
    En-Nebî s.a.v. Ben-i Ğıfar’a ait bir gölcüğün yakınında bulunuyordu… Cebrail a.s. Ona gelerek şöyle dedi: Allah, Kurân’ı ümmetinin bir harf üzere okumasını, sana emreder…
    (Rasûlullah s.a.v.): Allah’dan bunun af ve mağfiret buyurulmasını dilerim, zira ümmetim (in hepsi) ona takat getiremez, buyurdu…
    Sonra Cibril a.s., Ona ikinci defa gelerek: Allah, Kurân’ı ümmetinin iki harf üzere okumasını, sana emreder, dedi…
    (Rasûlullah s.a.v.): Allah’dan bunun af ve mağfiret buyurulmasını dilerim, zira ümmetim (in hepsi) ona takat getiremez, buyurdu…
    Bu sefer Cibril a.s. “üç harf” emrini getirdi ve Rasûlullah s.a.v. de: Allah’dan bunun af ve mağfiret buyurulmasını dilerim, zira ümmetim (in hepsi) ona takat getiremez, buyurdu…
    Nihayet Cibril a.s. Ona, 4. defa gelerek: Muhakkak ki Allah, ümmetinin yedi harf üzere Kurân’ı OKUmasını, sana emreder… Onu hangi harf üzere OKUrlarsa, isabet etmiş olurlar, buyurdu (Müslim)…
    Cebrail a.s. en-Nebî s.a.v.e (sağından) gelerek “bir harf üzere oku” dedi…
    Mikail a.s ise (solundan) Ona “daha fazlasını iste” deyince, Cebrail a.s.: ”iki harf üzere OKU” dedi…
    Yine Mikail a.s.: “daha fazlasını iste” dedi…
    Nihayet yedi harfe kadar ulaştı, ve şöyle dedi:
    “OKU!.. Hepsi şifadır ve kafidir” (Müsned-ü A.B.Hanbel, Nesai)

    Abdullah İ.Abbas r.a.dan rivayet ediliyor… Rasûlullah s.a.v. buyurdu ki: “Cibriyl bana bir harf üzere okuttu… Ben ona müracaat ettim de durmadan onu artırmasını istedim… O da bana artırdı… Nihayet yedi harf’e erişti” (Buhari)

    Hadislerde bahsedilen “harf”, elbette elif-ba (alfabe, hece) anlamında değildir…
    Aşere, takrib türünden yedi kıraat (okuyuş) da değildir…
    Belki zahiren yedi lugat (lehçe), batınen yedi vechdir (yön, boyut, yedi nefs mertebesinin sahib olduğu bilinç, anlayış)… Tüm yelpazeye hitap ve rahmet var demektir…

    Nitekim Sûre-i Hac’da şöyle buyurulur: “insanlardan kimisi Allah’a bir harf (taraf) üzere kulluk eder” (HAC: 11)
    Bu ayette, “harf” kelimesine bu manayı yükleyen Kurân, “huruf-u mukatta’a”yı şöyle tanımlar:
    “Eliyf, Lâm, Miym; işte KİTAB (bilgi), Hak olduğu şüphe götürmeyen” (BAKARA: 1-2)
    “Eliyf, Lâm, Miym, Ra; işte bunlar KİTABın (bilginin) âyetleridir” (RA’D: 1)
    “Taa, Siiiiyn… İşte bunlar Kurân’ın ve Kitab-ı Mubiyn’in (açık seçik bilginin) âyetleridir” (NEML: 1)
    Görülüyor ki basit hece harfi kasdedilmiyor… Her bir harf, bir vasfın, bir boyutun ismi olarak bir şeye işaret ediyor; teşbih, rumuz yollu…

    “Hikmet” yurdu’nun kapısı, Şah-ı Velâyet, Hz. Ali k.v.ye atfedilen “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözündeki “harf”, her halde herhangi bir alfabe harfi değil, müteşabihattan, Kurân harfleridir, sanırız… Ve dahi -yukarıda geçen- “tertil”le ilgili Hz.Ali r.a.ın tarifindeki harf ve vakıf’ı da ebcedî/lafzî bir maksatla sınırlı anlamıyoruz.”(B MEAL).

    Kitabımızı nasıl okuyacağız; esas tartışılması gereken bu, diye düşünüyorum.

  41. 41 faik 4 Mayıs 2008, 7:52

    Bir harf olan insan, zaten her an YAZAR’ının kölesi değil midir?…

    Bir yastıkta tam kırk yıl!…
    Yani bir ömür boyu!!!

    Sevgiler…

  42. 42 tufANsel 4 Mayıs 2008, 10:16

    Merhaba dostlar,
    her daim gözönünde bulundurulması gereken iki ayeti hatırlatmak istedim.

    1- Elhamdulillahi rabbil alemin (Fatiha 2)
    “Hamd alemlerin rabbi Allah’a dır”

    2- “İnnallahe le ğaniyyun anil âlemiyn.” (Ankebut 6)
    “Kesinlikle ALLAH âlemlerden Ganî’dir.”

    selamlar

  43. 43 veysi 4 Mayıs 2008, 10:24

    Yazdıklarınız İslamla tamamen zıt ifadeler içeriyor. Allah faktörünü ortadan kaldırıp peygamberi herşeyin merkezine oturtuyorsunuz. Bunun İsa’yı ilah edinen Hiristiyanlardan hiçbir farkı yok. Ötemizde ilah yok ne demek? Biz kendimize mi ibadet ediyoruz? Tasavvufun bu denli saptırılması ne vahim bi durum?

  44. 44 hakan 5 Mayıs 2008, 10:37

    Elbette mirac öze doğru olmuştur. Ama Hz. Muhammed “ben size salatı farz kıldım” dememiş, “Allah size salatı farz kıldı” demiştir. İki söz arasında dağlar kadar fark vardır. Miracını kendine değil Allah’a bağlamıştır. Kendisi farkettiği Sünnetullah’ı ve gereğini bize duyurmuştur. Sünnetullah’ı Allah yaratmıştır ki; salatın farz olma gereği ortaya çıkmıştır. Hz. Muhammed bu gerçeği fark etmiştir. Yukarıda yazmıştım, bir daha aşağıya yazıyorum:

    “Sünnetullah (Allah’ın değişmez sistemi)’ın yaratıcısı, kurucusu Allah’tır. Sünnetullahın getirisi olarak salat farz, zorunlu hale geldi. Salatı “Hz. Muhammed farz kıldı” demek, “sünnetullahı Hz. Muhammed yarattı” demek olur. HAŞA! Sünnetullahı Allah yarattı. Sünnetullah gereği salat zorunlu hale geldi. Yani salatı (sünnetullahı yaratan) Allah farz kıldı.”

    Rasul ve Nebi olduğu halde edebini bilen Hz. Muhammed gibi; “Edep ya HU!!!”

  45. 45 bir'ol 5 Mayıs 2008, 5:49

    Esma boyutu; varlığın tek olduğu ve tüm varlığın aslının dayandığı orjinal mana alemidir. Bu boyut Allah’ın ilk tecelli ettiği yerdir! Bu boyutun ruhuna yani Zat’ına ”Ruh-u Azam” denir, aklına ”Akl-ı Kül” denir. Bu mutlak tümel aklın tasavvuftaki adı, ”Hakikat-i Muhammedi”dir. Yani, Hz. Muhammed’in hakikati O’dur..
    O Ruh bir beyinde tecelli ettiğinde, kendinde mevcut olan ZAT’i ilmiyle tecelli eder ki, bu ilim aslen Esma boyutu ilmidir. Bu ilmin bir insandan dillenmesine ”vahiy” denir..

    Her ne yöne dönerse dönsün, baktığında ”basir” ile Allah’ın vechini (Esma tecellilerini) göremeyenler, bu hakikatin tecelli ettiği ”insana” peygamber derler..
    Oysa, O insanda tecelli eden, ”Allah’ın ilk tecelli ettiği” zat’ın kendisidir..
    O dilden aşikare çıkan sözler O’nun sözleridir! O; O dilden insanları hakikate davet eder, O dilden insanlara sünnetini bildirir!..
    Hani Allah “tek”tir deriz ya! O tekliği neden hayallerden gerçeğe dönüştüremiyoruz??.. İşte bütün sorun bu olsa gerek…

  46. 46 kara murat 5 Mayıs 2008, 6:22

    Birol Bey yani “salatı Allah farz kılar”, Hz. Muhammed’in “salatı farz kılacak birimsel varlığı yoktur” mu demek istiyorsunuz? “Salatı Hz. Muhammed farz kıldı” demeye devam ederek, yoksa inatta bir muratdır mı demek istiyorsunuz?

    Güvenlik kodu ne hikmetse; EGOO!!!

  47. 47 sezai 5 Mayıs 2008, 6:27

    Birol kardeşim, “salatı ancak Allah’ın farz kılabileceğine dair” ne güzel kanıtlar sunuyorsun:
    Eh artık “salatı Allah farz kıldı” desene!
    (…)

  48. 48 ahmet 5 Mayıs 2008, 6:34

    “…Hani Allah “tek”tir deriz ya! O tekliği neden hayallerden gerçeğe dönüştüremiyoruz??.. İşte bütün sorun bu olsa gerek…”

    Birol dostum; yazdıklarını OKU’muyor musun? Bence SEN sana yazıyorsun; ama sen SEN’i OKU’yamıyorsun!

    Allah’ı tek görüyorsanız, artık Hz. Muhammed’de varlık görüp “Hz. Muhammed salatı farz kıldı” demeyin! “Allah salatı farz kıldı” deyin!

    (…)

  49. 49 ali 5 Mayıs 2008, 6:41

    “Yani, Hz. Muhammed’in hakikati O’dur..”

    Madem; Hz. Muhammed’in hakikatı O’dur; neden hakikatı görerek hala “Salatı Hz. Muhammed değil; Allah farz kıldı” demiyorsunuz? Hz. Muhammed’in, salatı farz kılabilecek özgür varlığı ve iradesi mi var?
    (…)

    Birol kardeş, artık bu sınavı geçmenin zamanı gelmedi mi?

  50. 50 seyit 5 Mayıs 2008, 7:30

    GÜNÜN NÜKTESİ:
    Hz. Ali: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum”

    faik Yazmış:

    Bir harf olan insan, zaten her an YAZAR’ının kölesi değil midir?…

    Bir yastıkta tam kırk yıl!…
    Yani bir ömür boyu!!!

    Sevgiler…

    TEŞEKKÜRLER…

  51. 51 AHHA 6 Mayıs 2008, 1:27

    “Kur’an’da geçen bu isimler, insanın rabbı anlamındaki bilincinde mevcut olan hakikat mertebeleridir”

    Bu anlayışın çağımızda idrak edilmesi dileğiyle…

    “Hz. Muhammed kendi miracını salat ile gerçekleştirdiğinden dolayı, ümmetine de elli vakit salatı farz kılmıştır.”

    İsmi Allah olan Varlık, bir Tanrı değildir!
    Yani?

    Eğer AHAD olan, her şeye gücü yeten (!?) bir tanrı olsa idi, her inananın kulağından 5 vakit namazın farz olduğunu fısıldardı. Eğer her şeye gücü yeten bir tanrı olsaydı, AHMEDe gerek kalmazdı! Herkesin evine gökten kitap düşerdi!

    AHAD, AHMED değildir, ama AHAD AHMEDsiz de değildir.

    AHAD, Abd Allah olmuş AHMED ile farz kılar!
    AHMED olmasaydı farz kılınamazdı. Tanrı yok ki, farz kılsın ötelerden.

    Göz, kulak AHMED; gören, işiten AHAD.

    Farz kılan kim?

    AHAD’dan ayrı olmayan AHMED bilinci noktası!

    Kur’an dâhi AHMED noktasının SÖZüdür! (Tekvir-19)

    Kur’an’ı indiren AHMEDdeki BİZ’dir.

    Sevgideğer Bir’ol abi, teşekkürler..

    Sevgiyle..

  52. 52 bir'ol 6 Mayıs 2008, 4:16

    Hay beynine sağlık AHHA…
    Son günlerde aklıbaşında bir yorum okuyabildim en sonunda…

  53. 53 Suha 6 Mayıs 2008, 6:58

    “Eğer AHAD olan, her şeye gücü yeten (!?) bir tanrı olsa idi, her inananın kulağından 5 vakit namazın farz olduğunu fısıldardı. Eğer her şeye gücü yeten bir tanrı olsaydı, AHMEDe gerek kalmazdı! Herkesin evine gökten kitap düşerdi!”

    Aman ya Rabbi! AHHA, yorumların akıl alır gibi değil, içe sindirilir türden değil inan.. FeSünhanAllah! Seni de Allah yarattı ama inan ki hazmetmek çok zor! Allah cümleye seni hazmetmeyi kolaylaştırsın!

    Bir kere senin o dediğin, Allah’ın her şeye gücü yetmediğinden değil, Rahman ve Rahim isminin zuhuru senaryosu sebebiyledir… Ve Allah dileseydi, herkesin evine kitap da düşürebilirdi. Ama böyle saçma şeyler yapmaz Allah tabii ki.. Daha bir akıcı senaryo yazar, temsilci bir Rasul “yaratmak” gibi.. Tabii ki yaratılmışla, Yaratan olmak arasındaki farkı da ancak akıl ehli anlayabilir. Akıllı olduğu iddiasında olanlar değil..

    “AHMED olmasaydı farz kılınamazdı. Tanrı yok ki, farz kılsın ötelerden.”

    Ahmed olmasaydı farz kılınamazdı değil; bizler olmasaydık farz kılınmazdı. Tabii burda “kılın(a)mazdı” ile “kılınmazdı”, kelimeleri arasındaki fark, edeple edepsizlik arasındaki farka işaret eder. Üstelik namazın bize farz olmasının sebebi Ahmed değil, bilakis biziz! Ahmed, Mehmet’i geçin, Rahmete gelin. Ötede bir tanrı olmadığını da biliyoruz artık.. Aynı yerde dönüp durmanın ne faydası var? Ezberledik bu sözü, artık biraz da ezber bozsak?

  54. 54 özde 6 Mayıs 2008, 7:37

    “B”..?!..

    “-Kur’an-ın sırrı… Besmelenin sırrı “B” sinde..”,.. “-B” sırrı ile iman, “B” meali,

    – Ruh adlı Melek, Allah adıyla işaret edilenin, bir AN’da “OL” emri ile esma terkibi olarak halk ettiğidir. Evren içre evrenler ve insan ise O’nun; tafsilinden başka bir şey değildir. Ruh adlı Melek, Allah adıyla işaret edilenin bir vechidir. O’ nun indinde sonsuz AN’lar vardır. Çünkü Allah mükemmeldir, her türlü kısıtlama ve kayıttan münezzehtir.

    Sevgili Aşık Gaybi bakınız neler söylemiş;

    “Sana alem görünen
    Hakikatte Allah’tır!
    Allah birdir vallahi
    Sanma ki birkaç ola!..”

    Kul O’dur ama; O asla kul değildir.
    Çünkü O yaratılmamıştır. Mutlak varlık sahibidir.
    ”İLLALLLAH” (sadece ALLAH (var))

    Ruhu’l-Kudüs “OL” emrine asla tabi olmaz çünkü yaratılmamıştır, sadece vardır.
    ALLAH, yarattıkları ile asla kayıt altıma girmez, çünkü “Kesinlikle ALLAH âlemlerden Ganî’dir.”

    Sevgili Üstadın şu mısralarını ne kadar manidar,

    Aşikârdır Zât-ı Hak,
    Görmeyi bir dilesen!..
    “BEN”liğidir var olan,
    Adını silebilsen!..

    Düşünürsün ki varsın,
    Oysa bu varsayımın…
    Zât-ı Hak’tır varlığın,
    “NEFS”ini görebilsen!..

    ““-YOK” tan var olmuş ve aslı “YOK” olan, Hiçbir zaman “VAR” olmadı ki; “YOK” olsun!…” (A. H.)

    “Ben” Hakk’ım der Mansur olursun..
    “Ben” Hakkım der Deccal olursun …
    “Ben” i sen şaşırttın der, Şeytan olursun…
    “Ben’de Bir BEN var ki, benden içeri” der Yunus olursun..
    “Ben’i, Sen asla göremezsin” hitabını alır Musa olursun..

    Her birimde bulunan ben (nefs) Allah adıyla işaret edilene aittir. Yaratılan her şey bu esas üzere halk edilmiştir. KUL yanılsamadır.
    Kendi hakikatimizi bilmek hususundaki farkındalık seviyesi , nefsin boyutlarını oluşturmaktadır. Bu farkındalığı en üst noktada Resulullah Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz yaşamıştır… Dolayısı ile Allah adıyla işaret edileni en mükemmel bilen ve anlatan sadece O olmuştur, O’nun varisleri olmuştur…

    “Kendilerine bir iyilik isabet ederse “ind-Allah’tan” diyorlar, ama kötülük isabet ederse bu “sendendir” diyorlar; de ki hepsi de ind-ALLAH’tandır.” (Nisa:78)

    “Sana gelen iyilik ALLAH’tandır, sana isabet eden kötülük ise ‘nefsinden’dir.” (Nisa:79)

    Bu iki ayet üzerinde tefekkür etmemiz, zıtları cem etmemiz, inşallah kolaylaştırılmıştır bizlere…

    Sevgi ve saygılarımla…

  55. 55 sercan 6 Mayıs 2008, 7:39

    bir’ol Yazmış:
    6 Mayıs 2008 16:16
    “Hay beynine sağlık AHHA…
    Son günlerde aklıbaşında bir yorum okuyabildim en sonunda…”

    Bu söz size hiç yakışmadı!!!

    Birol Bey ne yani; sizin gibi düşünenler akıllı, sizin gibi düşünmeyenler akılsız mı? Aklın ölçüsü Allah’ın ismini yazmadan, Kur’an’dan bahsetmekten, (…) mı geçiyor?

    (…)

    Ayrıca AHHA’nın “Allah’ın Sevdiği Muhammed Ümmeti” yazısına yaptığı (…) yorumları okursanız, onun sizin yazınızı desteklemesine şaşmamak gerekir… Bence siz bu duruma sevineceğinize üzülün, çünkü eskiden sizin çizginiz bu değildi, çizginizden kaymış, tatlı sulardan tuzlu sulara dalmışsınız…

    İlginç, güvenlik kodu: EGOO!!!

  56. 56 ahmet 6 Mayıs 2008, 8:23

    Birol bey; AHHA’nın da desteğini aldığınıza göre, yeni çizginiz tescillenmiş oldu:)

    Halbuki; daha önceleri(A.S.M.Ü.) siz AHHA’yla hep ters düşerdiniz! Bakıyorum da aynı çizgiye gelmişsiniz.

    Edep ya HU!!! Size katılmayanlar beyinsiz ve akılsız mı???

    “Hay beynine sağlık AHHA…
    Son günlerde aklıbaşında bir yorum okuyabildim en sonunda…”

  57. 57 ali 6 Mayıs 2008, 8:36

    Birol bey, ben sizin yerinizde olsam bu yazıyı siteden kaldırırdım. Ama sizin amacınız galiba polemik yapıp, reytingi arttırmak, yazınızı birinciliğe taşımak. AHHA’da yanınızda kesin amacınıza ulaşırsınız. Reklamın iyisi kötüsü olmaz diyorsanız devam edin, ama yazınızı merak için okuyanlar hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Bilinçsizce kime hizmet ettiğinizi bir düşünün!

  58. 58 Dr.X 6 Mayıs 2008, 10:26

    Dilinden Allah ve resul kelimeleri cikiyor ama esasta yeryuzundeki mubarek peygamberini ovuyor.
    butun (…) inanclarda tanrinin tek bir kisi olduguna inanirlar cunku rabbul alemin olan Allah’a iman etmezler.

  59. 59 infinity 6 Mayıs 2008, 10:56

    Üstad, hep Allah hazmetmeyi nasip etsin, diye yazılarında vurgular yapardı, ben de açıklanan bir bilgi neden hazmedilmesin ki derdim, bir’ol beyin yazdıkları ap açık dururken hala neyi anlatmak istediğini farkedemeyen arkadaşları biraz daha derin düşünmeye davet ediyorum, ya da tasavvufun derin ilmiyle ilgilenmeleri yerine daha kolaylarına gelen ilimlere devam etmeleri lazım bu durumda.. Çünkü açıkca yazılan birşey, birol beyin yazdıkları…

    Bence birol bey polemik yapmıyor tersine, ezberleri bozmak için bam teline basıyor. Teşekkürler birol bey…

  60. 60 AHHA 6 Mayıs 2008, 10:57

    “Aman ya Rabbi! AHHA, yorumların akıl alır gibi değil, içe sindirilir türden değil inan.. FeSübhanAllah! Seni de Allah yarattı ama inan ki hazmetmek çok zor! Allah cümleye seni hazmetmeyi kolaylaştırsın!”

    Sevgideğer Süha..:=);

    Tanrıyı hazmetmek çok kolaydır. Çünkü her şeye gücü yeten sihirli sopası vardır. İster kitap düşürür gökten, ister elmayı göğe düşürtür, ister namazı fısıldar kulaklarımıza! Yarattığı evrensel kanunları canı istediğinde yapacağı şey saçma da olsa bozar, kanunlarına uymaz. Tanrı sonuçta; kimse de hesap soramaz neden yarattığın kanunlara uymuyorsun, diye. Ama bakıyorum da yazdıklarımız böyle bir –ismi Allah olsa da- tanrı anlayışını hazmetmekten daha zor olabiliyor. Düşünmekten yorulanların sığınağı olan, basit soru ve cevaplarıyla şekillendirilebilecek böyle bir tanrıya inanAmam!

    Allah, kendini hazmetmeyi kolaylaştırsın cümlemize..

    “Bir kere senin o dediğin, Allah’ın her şeye gücü yetmediğinden değil, Rahman ve Rahim isminin zuhuru senaryosu sebebiyledir… Ve Allah dileseydi, herkesin evine kitap da düşürebilirdi. Ama böyle saçma şeyler yapmaz Allah tabii ki..”

    Allah’ın “her şeye gücü yeter” ezberi (!) değil (Süpermen değildir); el-Kadir Allah “mutlak güç sahibi”dir! Ayrıma dikkat edelim.

    “Her şeye gücü yetiyorsa kendini yok etsin bakalım” derler de işin içinden çıkamayız. Kendini yok etmeye gücü yeter mi? Yoksa “Ama böyle saçma şeyler yapmaz tabii ki” mi? Hazmı zor, değil mi? Affedin.. Düşünüyoruz işte..

    Allah her eve kitap düşürmek gibi -sizin ifadenizle- saçma bir yolu neden seçmiyor? Ayrıca, madem her şeye gücü yetiyor neden diğer yolu seçmesi saçma değil de kitap düşürmesi saçma oluyor, ikisi de O’nun indinde eşdeğer iken?
    Yoksa bütün bu “Süpermen gibi tanrı” düşüncelerinin ötesinde bir türlü algılayamadığımız bir şey mi, ismi Allah kendi tanrı olmayan varlık?

    Ortada bir Sistem ve Sistemin KENDİ olan BİR(i) mi var?

    “AHMED olmasaydı farz kılınamazdı. Tanrı yok ki, farz kılsın ötelerden.”

    “Ahmed olmasaydı farz kılınamazdı değil; bizler olmasaydık farz kılınmazdı.”

    Ah Sevgideğer abim, AHMED’i Tanrının Ahmedi olarak görmesek ?!

    Elbette anlıyorum sizleri. Zihinlerimize çevrenin etkisiyle tanrı düşüncesi öyle kazınmış ki… Kendimden biliyorum. “Ahmed olmasaydı” tabiri Tanrıdan ayrı bir “olmasaydı” değil.. Bir sonsuz tanrı bir de onunla beraber ayrı bir ahmed’i var değil..
    İtirazlar da buradan kaynaklanıyor sanırım.
    AHMEDin AHADın gözü olduğunu görelim! Ahmed Ezelde var Ahad ile O’ndan ayrı olmadan, O’nun bir boyutu olarak.

    Gözünüz olmasaydı gör(E)mezdiniz! Ama GÖRME işlevinizin otomatik sonucu olarak GÖZ var! GÖZ duyunuzla görüyorsunuz. Ahmed olmasaydı farz kılın(a)mazdı. Ahmedi ile, Ahmed (tabiri caizse) duyusu ile farz kılıyor O!

    “…bizler olmasaydık farz kılınmazdı.”

    Biz, şuurlu varlıklar olduğumuz için namaz farzı otomatik doğuyor! ÂMÂiyyet boyutunda farz KILAMIYOR. Gücü yettiğinden veya yetmediğinden değil! Böyle bir mesele yok. Gücün yetip yetmemesi tanrıyı ve kullarını ilgilendirir. Farz kılınabilmesi için AHMED boyutuna iniş “ihtiyacı” (zaruretten bu kelimeyi kullanıyorum) var. Yeryüzündeki bir beden Ahmedi bilinç şuuruna eriştiğinde = ÂMÂiyyet boyutu Ahmediyyete boyutsal iniş yaptığında OTOMATİK farz KILINIYOR (Kur’anın Hakikatı alınıyor), Ahmed’in 5 duyuyla yaşayan bedeninden topluma dillendiriliyor (Kur’anın izdüşümü Arapça kelimeler olarak). Boyutsal iniş zamansal değil (Küpün kare yüzeylerinin olması gibi); fakat yeryüzündeki bedenin Ahmed olması zaman alıyor.

    Yeryüzündeki beden Ahmed olmadan önce AHMED boyutu yok da değil. Ahmed hep vardı boyutunda. Bu boyutu yaşayacak birimler alt boyutta açılım olarak var yeryüzünde, diğer gezegenlerde, evrenlerde..

    “Ötede bir tanrı olmadığını da biliyoruz artık.. Aynı yerde dönüp durmanın ne faydası var? Ezberledik bu sözü, artık biraz da ezber bozsak?”

    Tanrıyı öldürüp ezberimizi bozana, Allah’a DOKUNUP, titreyip kendimize gelene dek aynı yerde dönüp durmamız gerekecek, kusura bakmayın.

    “Ayrıca AHHA’nın “Allah’ın Sevdiği Muhammed Ümmeti” yazısına yaptığı (…) yorumları okursanız, onun sizin yazınızı desteklemesine şaşmamak gerekir…”

    Sevgideğer Sercan..:=),

    Takip ettiğinize sevindim.

    “İlginç, güvenlik kodu: EGOO!!!”

    “Olasılık ve istatistik” dersi almış olsa idiniz hiç de ilginç gelmediğini fark ederdiniz. Defalarca çıkan bir etiket..:=). Başka bir konuda karşınıza çıkmış olsa idi bu kadar ilginizi çekmeyecek ve ona bir anlam yüklemeyecektiniz! Yani algıda seçicilik, egonun marifetleri;=). Farklı birisi de, yazdığınız mesajın “ego” kaynaklı olduğunu ima edebilir? Aman dikkat..

    Bana da “hissikablelvuku” çıkmış bu arada ne demekse artık?

    “Halbuki; daha önceleri(A.S.M.Ü.) siz AHHA’yla hep ters düşerdiniz! Bakıyorum da aynı çizgiye gelmişsiniz.”

    Sevgideğer güzel isimli kardeşim,

    “Hep ters düşmek zorunda kalmak” egoya has bir özelliktir. Allah, “ters düşürmesin”.

    Sevgideğer Bir’ol abi ile aynı çizgide olup olmamak önemli değil, önemli olan herkesin kendi AKLI ile kendi çizgisini çizmesi kanaatimce.

    Sevgiyle kalın..

  61. 61 özde 7 Mayıs 2008, 12:41

    Sevgili dostlar,

    Lütfen, enerjimizi birbirimizi yermeğe değil, hakkı tavsiye için harcayalım… sonra;

    * “Vel asri; * İnnel İnsane le fiy husrin;..” kapsamına girenlerden oluveririz.. ameller niyetlere göredir…deyip öze erenlerden uyarılarına, gelin hep baraber kulak verelim…
    * * *

    Soru:
    -Büyük patlama herşeyin başlangıcı olduğu gibi belki de “en mükemmel başka birşeyin de sonu olmuştu”… “En mükemmel başka bir şey”i nasıl anlamalıyız…

    Üstad..(A:H.) :
    -“En mükemmel” hiç bitmez, çünkü özünde “GÖRE” vardır!…
    Özünde “GÖRE” olan şeyler ise hiç bitmez!… “O”nun yaratışının sonu yoktur!.

    Hasan Sezai efendimizin tabiriyle;

    “Muhammed’dir Cemal-i Hakk’a mir’at
    Muhammed’den göründü kendi bizzat”
    * * *

    Kesinlikle bilelim ki bu âyetler Kur’ân-ı Kerîm’deki en değerli mücevherlerden ikisidir!..

    * “İşte sana buyruğumuzla Ruh’u gönderdik. Sen kitab nedir, iman nedir bilmezdin önceleri. Biz O’nu, kullarımızdan dilediğimizi hidayete ulaştırıcı nur eyledik. Şüphesiz ki sen de sıratı mustakıyme hidayet edersin.

    * “Size İÇİNİZDEN bir RESÛL irsâl eyledik ki sizi arındırıyor (temizliyor), size kitab ve hikmeti öğretiyor, bilemediklerinizi bildiriyor.”
    * * *

    “-Hiçbir şeyi yanlış bulma, her şeyle uyum içinde ol; olup bitene tebessümle eşlik et, unutma ki her şey birden var!
    Asla ve asla kalp kırma!..

    Kimsede kusur bulmamaya bak; eğer yine de kusur görürsen kimsenin yüzüne söyleme!..

    Evrenin azametini ve ondaki yerini hatırla! Gör ki bu dünyanın işleri, her ne olursa olsun, neticede bir hiçten fazla birşey değildir…(A. H.)

    “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla “ diyorum kendime.. SEN de anla Reşit sende!..

    İnşallah anlıyanlardan oluruz.. İnşallah…

    Sevgi ve saygılarımla…

    Güvenlik kodu: ayet-el-kursii

  62. 62 Bir DOST 7 Mayıs 2008, 1:29

    Sevgili AHHA yazmış ;

    ”Biz, şuurlu varlıklar olduğumuz için namaz farzı otomatik doğuyor!”

    Sevgili AHHA, sizden ricam namazı kılmak(salatı ikame)da ki açılımı açıklayabilirmisiniz.. hareketlerdeki anlamları itibariyle nasıl bir bilinç halinde olmalıyız?

    Ulaşılan MİRAC rekat sayısıyla mı alakalı? Yoksa o anda yaşamamız gereken bir bilinç hali mi olmalı, bunun sürekliliğinde mi Mirac olayı gerçekleşiyor (zikir) gibi?

    ALLAH RAZI olsun….

  63. 63 Suha 7 Mayıs 2008, 4:08

    AHHA sadece polemik yapıyorsun. Sana cevap yazanlar Tanrı inancında falan değil, o senin (…) başka bir şey değil.. Onlar seni edepli olmaya davet ediyorlar ama sen (…) bilmediğin için (…). Bence sana cevap vermeye bile gerek yok. Cevap verdikçe (…), ama değilsin.

    Ben yepyeni bir soru atıyorum ortaya arkadaşlar:

    Adamlar doldurmuşlar Kabe’ye 300 küsur putu, tapınıyorlar, adaklar sunuyorlar, medet umuyorlar. İçlerinden biri çıkıyor ve diyor ki bu putlardan meded ummayın, onlara tapmayın, “La İlahe illallah”.

    (…)Kuran mecazlarla açıklanmıştır, onu yorumlamak lazım. Niye mecazlarla yazılmış? Bu putperestler anlamaz diye mi? (…) Aklıma hep aynı soru takılıyor. Taştan tahtadan putlara tapan kişilere, Allah’tan söz etmek ne kadar sarsıcı tahmin edersiniz. Madem bu kadar sarsıcı bir bilgiyi çekinmeden verdi, o zaman niye en sarsıcısını açıkça söylerken daha az sarsıcı olan bilgileri mecazla saklamış olsun? Allah Ahad ve Samed’dir diye açıkça söylerken, diğer bilgileri niye mecazla örtsün, mantığı ne? (Biz Arapça bilmediğimiz için Ahad şu demek, Samed şu demek diyoruz kendi aramızda. Bir Arap bizim gibi düşünmez, çünkü Ahad ve Samed ne demek bilir) Bu örtünün anlamazlar diye konduğunu sanmıyorum. Allah Ahad ve Samed diye açıkça bildiriliyor örtülmüyor da gerisi niye örtülsün. Bir açıklaması olan var mı? “O toplum anlamazdı da ondan” demeyin sakın, o toplum putlara tapıyorken, onlara Allah diye bir Yaradan’dan söz etmek de zaten yeterince çarpıcı bir bilgi.. Hazmedemeyecek olsalar asıl bunu hazmedemezlerdi. Neden mecaz sistematiği var Kuran’da? Sadece anlamazlar diye mi? Yoksa başka bir sebebi de var mı? Varsa o sebep ne?

  64. 64 talebe 7 Mayıs 2008, 7:40

    Sevgili dostlar; yorumlarinizi okumaya calisirken bir sey farkettim.. “FARZ” kavramini hala ister tanri olsun ister peygamberi, ister Allah olsun ister resulü tarafindan dayatilan bir EMIR seklinde telakki edip, bu acidan degerlendirme yaptiginizdan konunun kilidi bir türlü cözülmüyor ve haliyle polemikler devam ediyor..

    “FARZ” kavramini bir emir ya da ferman olarak degil de mesela; herhangi bir olasiligin olabilme sarti olarak görsek… Bir örnek: Ben geliyorum arkadaslarima; “arkadaslar ben kendimi artik bir beden olarak degil, bir “SUUR” varlik olarak görüyorum” desem, merak eden arkadaslar da sorsalar bana, “deme yahu!!? Nasil basardin bunu!?” Ben de onlara bu iste basarili olmanin KURALI, ŞARTI şunu şunu yapmaktir desem, yani eski tabirle, bunu elde etmek icin bu farzdir desem ayni sey olmaz mi?…

    Ahmed hulusi külliyatinda cok yerde geciyor; TANRInin fermannamesi anlayisinin bizi nasil kilitleyip nelerden mahrum biraktigi. Demem o ki, sadece “TANRI” kavramini degil, topyekün bütün kavramlarin mecaziyetini aşmamız gerekiyor, resulullahı okuyabilmek icin..
    Yeniden yenilenmek, her an yenilenmek FARZ, pardon ŞART..
    Cümlemize kolaylasmis ola…

  65. 65 filiz*18 7 Mayıs 2008, 9:57

    Çok güzel bir konu farz, sart, kurallar… Aslinda bir de o kadar basit… basit bir örnek: elini atese sokarsin, ne olur: yanarsin (->fen bilgisinin ögrettigi farzi kaale almamis olursun)… Atesle oynamasaydin yanmazdin, derler… Sinava girersin calismadan, 0’i alirsin, üzülür, yakinirsin… calissaydin, ödevlerini yapsaydin, derler (ilimin farzi)- yani fiil=sonuc – cocuklarin ilk ögrendigi yasa budur sanirim…

    sonsuz sevgiler

  66. 66 bir'ol 7 Mayıs 2008, 10:21

    Sevgili Suha’ya…

    “Adamlar Kabe’ye doldurmuşlar üçyüz tane putu..” Diye başlamışsın soruna…
    Önce bunu iyi anlamamız lazım!. Kabe, kalp’tir (şuur). Put ise, Kalbi (şuuru) öz’ünde ki Allah gerçeğinden örten kuvveler.. İşte bu bağlamdan olaya bakarsak, bizlerin de kalbi putlarla doludur maalesef!…

    Kur’an’da ki mecazlara gelirsek eğer.. Kur’an ayetleri, hem insansılara (cinlere-şeytanlara), hem insanlara (Adem nesline), hem emmareye, hem mardiyeye hitap etmektedir.. Sadece tek bir ayette bile, tüm bu bilinç seviyelerine hitaplar vardır. Mecazlar ise, bilinç seviyesi faktörüyla alakalıdır. Örneğin, bana mecazi olan bir ayet, sana açık ve sarih olabilir…
    * * *

    Talebe’ye….
    Söylediklerine katılıyorum…..

  67. 67 filiz*18 7 Mayıs 2008, 10:23

    Düsünceme göre: “Monotheistlik” kavrami ve düsüncesi yahudilikden beri bilinen inanclardan biri idi o zaman… Yanlis anlasilma olmasin, Allah’i tanri kavrami ile kabullenmis, veya bugünkü müslümanlik, yahudilik ve hiristiyanliga benzetmiyorum… TEK olana inanmakdan söz ediyorum.
    Demek istedigim, o zamanlarda putperestlerin de TEKe inanmakdan tamamen bilgisiz olmadigi.. Yani o kadar sasirtici ve carpici bir aciklama degildi ve bu yüzden direkt olarak söyledi, ki kendi aralarindan bir “adam”in bunu söylemesi baska, “farkli” bir dinden, irkdan cikan birinin söyledigi gercekleri kabullenme baska. Yani sisteme göre, insansilarin düsüncesine ve ahlakina göre en akillicasi: kendi aralarindan birinin bu teklifi tekrarlamasi ve hatta tamamlamasi, BÜTÜNÜ anlatmasi… Mecaz ile anlatilan konular yeni ve sistemin komple aciklamasi, ve unutmayalim ki, beyin (kavrama) kapasiteside cok önemli. Gecmise teleporte edebilecek bir alet olsa, bunu kullanip o insanlara bugünün ve yakin gecmisin en basit buluslarini anlatsaniz, seytan aklini celmis diye yakarlar, taslarlar veya “deli bu ya” deyip gecerler, halbuki bize GÖRE tanidiklarimiz cok basit ve anlamakda güc cekilmeden kabullenilmesi gereken seyler… Günümüzde bile kimya, fizik, astroloji, matematik vs. o kadar ilermemis olmasina ragmen bir cok konu bu bilimler araci ile tasdiklenmemis… Hatta Üstadin 60’li yillarda yazmis oldugu aciklamalar muhakkak bir takim bilim adamlari veya o konularla ilgilenen kisiler tarafindan red edilmis “yok ya, nasil olsun, inanmiyorum bu imkansiz” denmis bir köseye atilmisdir… Asagi yukari 40 sene gerekliymis bir takim gercekleri bilim dallari araciligi ile tasdiklemenin “yeni bulus” adi altina gecirmenin:-)

    Daha baska aciklamasi ve bakis acisi da var eminim..

    hosca ve sevgiyle kalin

  68. 68 Natural 7 Mayıs 2008, 11:34

    Namazın farz kılınması Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili değil, çok daha öncesindendir. Bunu hiç dikkate almıyorsunuz. Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’a inananlar da namaz kılardı, unutmayın. Onların namazı beş vakit değildi ve bir de rüku yoktu. Hz. İsa (a.s)’a inanan Türk Süryanilerin, rükusuz namaz kıldıklarını bizzat görmüştüm, diğerler Hristiyanlar bu farzı dikkate almasalar da Türk Süryaniler halen rükusuz namaz kılıyorlar.

    Bu konu “namazı kim farz kıldı?” sorusuna güzel bir cevap olabilir. Allah mı, Rasulü Muhammed mi? Namaz daha önce de farz ise, Rasülü farz kılmış olamaz değil mi? Müslümanlar miraçtan önce de namaz kılarlardı. Ama beş vakit namazın farz olması Miraç hadisesinden sonradır. Miraçın anlatıldığı ayetlerde bundan söz etmez. Fakat Allah Resulü namazın beş vakite çıktığını bildirmiştir. Daha önce Hristiyanlar gibi iki vakit kılınıyordu bildiğim kadarıyla, sabah ve akşam olarak.. Yine de bu konu sadece Resulün verdiği bir haber olmaktan çıkarılmış ve Kuran-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde günde beş vakiti tarif eden ayetlerle namaz kılınması gerektiği teyid edilmiştir. Fakat müslümanlar miraç olayından sonra hemen beş vakit namaza başlamışlar ve ayetlerle teyid edilmesini beklememişlerdir. Çünkü;

    “Rasul size ne verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir” (Haşr,7)

    “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir” (Âl-i İmrân, 31)

    “Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla sana teslim olmadıkça iman etmiş olamazlar” (Nisâ, 65)

    “Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık mü’min bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzâb,36)

    “Bu yüzden Allah Rasûlünün emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar” (Nûr,63)

    “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak kendisine indirilen bir vahiy iledir” (Necm, 3-4)

    “…O halde iman edin ve Ümmiy Nebî olan O Rasûl’e ve O’na tabi olun ki hidayet olunasınız.” (Araf, 158)

    Ayetlerin işaret ettiği gerçek doğrultusunda olarak Resülün getirdiği tüm tekliflere uymuşlardır. Müslümanlar açısından bu meseleye bakılacak olursa, Allah’ın Resülü “Bana Cebrail isimli bir melek Allah’tan vahiy getiriyor” diyor. Ama onlar bu meleği görmüyorlar. Buna rağmen inanıyorlar. O halde miraçtan dönüşünde de bu vahiy mi değil mi diye sormamışlar ve uygulamışlardır. Zaten O ne derse derhal yapılırdı, böylesi bir iman vardı.

    Farzın emir değil teklif olduğu ve müslümanların hayrına olmak üzere askari yapılması gereken olmazsa olmaz ibadetlerden olarak bildirildiği konusu doğrudur. Fakat ayet ve hadis konusunda bir ayrım olduğu da bir gerçektir.
    Bununla ilgili rivayet edilen bir hadis, vahiy ile hadis arasında bir fark olduğunu açıkça gözler önüne serer:

    Müslümanlar Bedr’e gelip suya en yakın yere, Efendimiz (s.a.v.) konakladılar. Nereye karargah yapılması gerektiğini ashabına sordu. Hubab bin Münzir r.a. ayağa kalktı, “Biz harpçi kimseleriz. Ben bütün suları kapatıp, bir tek su menbaı üzerine karargah kurmayı uygun görürüm” (ibni Sad Tabakat C:3 Sf:567-368) “Ya Rasülallah burası sizin için şahsi bir görüş müdür? Yoksa Allah c.c. ın size talim buyurması mıdır?”

    Efendimiz (s.a.v.) : “Hayır şahsi bir görüş neticesi, bir harp tedbiri icabı olarak seçildi”

    Hubab : “Ya Rasulallah s.a.v. burası inilecek bir yer değildir. Sen halkı buradan hemen kaldır. Kurayş kavminin konacağı suyun başına gidip konalım. Ben orayı bilirim. Orada bol ve tatlı su var. Onun dışındaki bütün kuyuları kapatalım. Sonra bir havuz yapıp onu su ile dolduralım. Sonra müşriklerle çarpışalım. Biz susadıkça havuzumuzdan içeriz. Onlar su bulup içemezler. Müşkül olununca düşerler.” Dedi.

    O sırada Cebrail gelip. “Hubabın işaret ettiği şey yerindedir” buyurdular. (ibni isahk ibni hişam Sire C:1-2 sf:620)

    Bu hadiste açıkça görüyoruz ki vahiy ile Rasül sözü ayrı tutuluyor. Allah’ın sözünün üzerine söz bildirmek veya Allah ile istişare gibi bir konuma düşmemek için Hubab bin Münzir soruyor: “Ya Rasülallah burası sizin için şahsi bir görüş müdür? Yoksa Allah c.c. ın size talim buyurması mıdır?” Resülün cevabı ise çok açık: “Hayır şahsi bir görüş neticesi, bir harp tedbiri icabı olarak seçildi”

    Bunun üzerine Hubab bin Münzir fikrini söylüyor. Aslında şu ayet gibi ayetlerin işaret ettiği hakikat sebebiyle;

    “Rasûlun duasını (çağrısını-davetini) aranızda bazınızın bazınıza duası (çağrısı-daveti) gibi kılmayın…” (Nur, 63)

    O’nun sözlerine muhalefet etmezlerdi, ama istişare isteği Hz. Rasülüllah’tan gelirse, o zaman istişare ederlerdi. Vahiy ile ilgili ise kimse bir söz beyan etmezdi. Bu da bize ikisi (vahiy ve hadis) arasında bir fark olduğunu ve Hz. Rasülün de bunu tastik ettiğini açıkça gösterir.

    Başka bir olay da Hz. Aişe’ye iftira atılması vakıasında yaşanır. Allah’ın bu konuyu açıkça aydınlatması ve ayet inmesini beklemiştir Allah Resülü. Allah Resülün Aişe’ye bir kastı yoksa, neden beklenmiştir? Bir başka örnek de Yahudilerin Ruh hakkında soru sorması ile gelişen olaydır. Allah Resülü bu soruya da hemen cevap vermemiş ve vahiyle teyid beklemiştir. Bunun gibi daha pek çok olay yaşanmıştır. Bu da bize gösterir ki Allah Resülü burada anlatıldığı kadar beşeriyetten ari bir varlık değildir. O’nu bir ilah gibi göstermeye çalışmak doğru bir yaklaşım değil, ancak Allah’ı kayda sokmaktan başka bir şey değildir. Sıradan bir beşer değildir, bu muhakkak. Vahyi de ötelerden almıyor, özünden kaynayan bir deryadır. Ama bu derya her dakika kaynamıyor, bunu da yukarıda anlattıklarımızdan anlıyoruz. Bu da yeryüzünde de Allah’a ortak bir ilah olamayacağının kanıtıdır. Adem’in yaratılışı bahsinde “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” buyrulmuştur. Bu ayette “yeryüzü” kelimesine dikkat edilmelidir. Allah resüllerinin tümü sadece yeryüzünde halifedir. Kainatın halifesi demek değildir. Bu çok önemli ve dikkate alınması gereken bir meseledir. Yorumcuların pek çoğu bunu dikkate almaksızın, bir yaratılmış olup ayette “içinizden bir resül” diye vurgulanarak beşer olduğu tastik edilmiş bir resülü neredeyse ilahlaştırma konumuna getirmişlerdir. Bu doğru değil, Allah’ı kayıtlıyorsunuz.

    Ahmed Hulusi’nin Hakikat-ı Muhammedi konusundaki açıklamalarının bu noktaya çekilmesi üzücü. Ben kendisinin bu açıklamaları Allah Resülünün hadislerini kabul etmeyen bir takım kendini bilmezlere, yukarıda aktardığım ayetlerin neye işaret ettiğini daha açık izahı olarak görmüştüm. Çok da isabetli açıklamalardı. Fakat konunun bu noktaya taşınması Ahmed Hulusi’nin hedefi değil, kendisini yeterince anlayamayanların abartmasıdır kanımca..

    Bazı yorumcuların ısrarla ötedeki Tanrı vurgulaması yersiz bir uyarıdır. Çünkü tasavvufla ilgilenip de ötedeki bir tanrı anlayışında kalan kimse yoktur. Tasavvufa adım atan herkes ilk adım attığında bunu öğrenir zaten, sık sık vurgulanması ve diğer yorumculara cahil muamelesi yapılması nahoş bir tutum düşünceme göre. Halbuki diğer yorumcular bu bilgiden gafil değil, onlar sadece Allah’ı kayda sokmak isteyen ve yeryüzünde bir ilah düşleyen zihniyeti (buna küfür de denir) tenkit ediyorlar. Hz. Muhammed (s.a.v)’in hakikatinden gafil olduklarından değil bu hassasiyet.. Anlamak gerek, ama anlaşılmamakta ısrarcı yaklaşımlar var ne yazık ki..

    Belki de söz konusu olan Allah Resülü dahi olsa, yeryüzünde bir bedenle yaşayan yaratılmış bir beşerin sürekli çok yakin halinde yaşamasının mümkün olmadığını, bu halin yeryüzünde yaşamasını zorlaştıracağını ve dolayısıyla bu şekilde bir saflığa ancak vahiy alacağında eriştirildiğini bilmiyorlar. Kişi bilmediğinden mesul değildir. Bunu idrak için yaşamak veya yaşayanlardan bilgi almak gerekir. Belki de sekr halinde birinden aldıkları bilgi ile konuşuyorlar. Ama sekr hali başkadır, gerçek başka..

    Bir hatırlatma yapmanın tam zamanı.. Allah Resulüne büyü yapıldığı için uzun süre hasta yatmıştır. Sonra bir Yahudi’nin kendisine büyü yaptığı ortaya çıkınca, büyü bozulmuş ve iyileşmiştir. Bu olaydan sonraki yönelişine bir cevap olarak Felak ve Nas sureleri inzal olmuştur. Burada sorulması gereken soru, neden kendisine büyü yapıldığını nasıl anlayamıyor bu derece yücelttiğiniz bir insan? Allah Basir, Semi ve Alim ise ve iddia ettiğiniz gibi Hz. Muhammed (Ahmed) ilahlaştırılacak kadar üstün bir varlık ise, ötede bir Allah yoksa, nasıl bilememiştir de uzun süre hastalık sıkıntısı çekmiştir? (Eyyub’u da hatırlayın) Suha güzel bir noktaya değinmiş, ama gerçekten polemik yapılmış. Allah Hakim’dir. Bu alemde hikmetler alemidir. Her şey bir sebebe bağlı olarak kurgulanan bir mizansen ile yaratılır. O sebeple büyü yapılacak, hasta olacak ve sureler incektir. Güzel bir mizansen, tam da Allah esmasına yakışır nitelikte.. Allah’ı hafife almayın. Ötelemeyin, ama fazla da indirgemeyin, yakışık almıyor.

    Edep konusunda söylenenlere de katılıyorum. Edebin fazlaca aşıldığı ve bunu da müslümanların içine sindirmesinin zor olduğu doğrudur. Tahammül sınırları zorlanmamalıdır. Hoşgörü de bir yere kadardır. Nasıl ki bir takım arkadaşlar şirke girilmesini eleştiriyorlarsa, onlar haddi aşıp küfre yaklaştıklarında itiraz edenler de olacaktır. Ayrıca mesele küfür noktasına ulaşırsa, müslümanların şahsında itiraz edenin kim olduğunu da anlamak gerekir. Hak’kı müşahede ehli bu itirazlar ile gerçekte kimin ne demek istediğini anlar elbette!

    Bu bakımdan bir nokta daha var açıklığa kavuşması gereken kanımca.. Tanrı yoktur, bunu kabul ediyoruz. Ama öyle bir noktaya getirdiniz ki konuyu, neredeyse Allah da yoktur diyeceksiniz. Allah’ın Ahad olduğunu kabul eden, O’nu nasıl sadece Hz. Muhammed veya bir başkası ile kayıtlar? Ahad’ın başı nere, sonu nere ki sınır çizdiniz, Hz. Muhammed veya Ahmed ismi ile.. O halde geldi ki bir beşeri işaret edip, falanca Ahad’dır diyeceksiniz neredeyse.. İnsan Ahadiyeti idrak edebilir, ama Ahad olamaz. Bu farkı anlamamakta ısrar edenler cahilliklerini ortaya koymaktan başka bir şey yapmaz.

    Ahad’ı idrak eden ise, burada bazı noktalara itiraz edenlerin hakikatından da gaflete düş(e)mez. Bir de üzerine tuz biber ekip, onları küçümseyip alay etmeye teşebbüs etmez. Ben yorumların bazılarında çelişkiler ve tezatlar buluyorum açıkçası.. Bu sebeple bu tür çelişkili yorumları dikkate almaya gerek yok kansındayım.

    Filiz hanım, haklısınız daha mantıklı bir açıklaması var. O sorunun cevabı Allah’ın BATIN ismi ve ZAHİR isminin hakkının en alasıyla Kuran-ı Kerim’de verilmiştir. O sebeple Kuran’da bu sistematik vardır. Sebepler bahane.

    Herkese hürmetler..

  69. 69 özde 7 Mayıs 2008, 12:14

    Sevgili dostlar,

    Düşünmek düşündüklerini aktarmak gerçekten “…düz duvara tırmanmaktan zor!..”
    Söze nasıl başlasam?… nereden başlasam?..
    Hele bi başlasam diyorsun; klavyeye ellerin uzanınca, birde bakmışsın ki tüm söylemek, yazmak istediklerinin hepsi uçmuş gitmiş!..

    Bu platformda yapılan yorumlar çok çeşitlilik gösterse de; Sevgili Üstadın dediği gibi “..-tüm gelmiş geçmiş, nebi ve resuller; Allah adıyla işaret edileni ve onun sistemini anlatmak için irsal olmuştur..” anlayışını aklımızdan hiç çıkarmamamız gerek.. Çünkü iş dönüp dolaşıp bu nokta ya gelecektir ..

    Bu konuda; bilgi ve deneyimlerimizi paylaşırken, esma terkibimizden kaynaklanan anlayışımızın getirdiği yorumları dile getirmekteyiz…

    Sevgili dostlar, azıcık düz duvara tırmanmaya ne dersiniz;

    YOK ne demek?
    Varın zıddı, sıfır, algılanmayan, hiç Mİ.. demek?..

    Var ne demek?
    Yokun zıddı, mevcut, algılanan, sıfır değil Mİ.. demek?..

    “…İllallah” diyoruz, yani; (sadece ALLAH (var))……………. (İMANIN ilk şartı)

    Var: İlla (sadece)’nın içinde gizli,

    Eşi benzeri olmayan, VAR olan sadece O ve O’nun da (eşi benzeri olmayanın) zıddı olması asla mümkün olamayacağından, YOK kelimesi ile ifade edilen manayı, illüzyon olarak (olsa gerek) yanlış YORUMLUYORUZ ya da anlıyoruz…

    Çünkü;

    “Var olan hiçbir şey yok olmaz “ enerjinin korunumu kanunu, sadece başka bir enerjiye dönüşür..

    Birde günlük hayatta, YOK kelimesini kullanırız kestirme bir ifade olarak;
    “ -Param yok deriz” aslında o an için “ -para sahibi değilim” demek istiyoruz, bu tür örnekleri artırabiliriz..

    Ya da algılama aracı ve/veya veritabanı yetersizliğinden dolayı farkına varamadığımız şeyler için YOK hükmünü veririz ki bunun adı da YOK değil; YANILSAMA olmalı..

    YOK; ifade yetersizliğinden kullanılan, işletim sistemimize yerleşmiş, soyut bir kavram; yani tabiri caizse; “YOK” yok!.. Herşey var değil; sadece O var …İLLA HU !..

    Mutlak manada YOK diye bir kavram olamaz, dolayısı ile Allah adıyla işaret edilen Mutlak VARlık YOK olmaz, kendini YOK etmez ..

    Her ne kusur ettiksek Affola.. dostlar..
    Doğrusunu ancak ALLAH bilir.. Yanlış yapmaktan O’na sığınırız.

    Sevgi ve saygılarımla..
    Güvenlik kodu: hasrett

  70. 70 farz-ı mahal 7 Mayıs 2008, 12:31

    Allah ismi altında sunulduğunda mecaza gerek yok tabii (ahad, samed), ya İ…N adı altında sunuluyorsa…

  71. 71 filiz*18 7 Mayıs 2008, 12:54

    Hatirlatma:

    Bu sayfada düsüncelerini paylasan kisiler kendi düsüncelerini ve idrak ettikleri konulari kapasite ve yasadiklari “isim”ler dogrultusunda paylasiyorlar… kisaca bu web sitesinin HAKkini veriyorlar, ister o görüsü paylasalim, isterse dogru veya yanlis bulalim… cogumuz henüz benlikden gecememislerden oldugumuz icin zaten “bana göre”lerle konusur, tartisir, kabullenir veya red ederiz… bu yüzden de celiskiler ve tezatlar dogaldir diyebiliriz

    en basit cevap budur herhalde tesekkürler
    (bazen burnumuzun dibindeki ormani agaclar dolayisi ile görmez oluruz, “bakar kör” oluruz)

  72. 72 İrina 7 Mayıs 2008, 1:15

    “Hatirlatma:
    Bu sayfada düsüncelerini paylasan kisiler kendi düsüncelerini ve idrak ettikleri konulari kapasite ve yasadiklari “isim”ler dogrultusunda paylasiyorlar.”

    Haklısınız, siz de öyle.. (…) O halde bizi değerlendirirken gerçek bizden değil, kendi anlayışınızdan söz ettiğinizin ve kendi adınıza konuştuğunuzun farkındasınız demek ki.. Ne güzel.

  73. 73 başlangıçlar 7 Mayıs 2008, 1:24

    Sevgili Natural, yazınız çok hoş ama eksik bulduğum bir noktayı eklemek istiyorum izin verir sen iz..

    Tamam odaklandığınız konu Hz. Muhammed’i İlahlaştırmamak ve tanrı yok derken neredeyse Allah’ı da yok etmemek..

    Güzel girişler.. Verdiğiniz örnekler de çok yerince.. Sadece verilen örnek hadis ve ayetlere, verdiğiniz yorumlarda bir eksiklik hissettim, affınıza sığınarak.

    Olay hep bir orta yol sunmakla kalmıyor..
    Yorumlarımızda, neredeyse seçime sürülüyoruz, sürüyoruz kendimizi diyelim. Oysa ki; ”büyü yapıldığında nasıl bilememiş ilahlaştırdığınız” yorumu gibi olaya bakmak yerine (evet bunu açmışsınız, gerçekler ortaya çıkması için gerekliydi gibi.. ama bu bir kabulleniş gibi gözükmekte, aydınlatıcı değil), insan adı altında kuvvet ve kudret çıkarma nerede işliyor, nerede işlemiyor noktasını konuşmalıydık, paylaşmalıydık. Her şey “bu var”, “bu yok” noktası açıklamalarıyla çözüme gitmiyor. Çözümsel öneriler gerekiyor farz uygulamaları için diyelim.

    Şöyle bir örnek vereyim; bir kişi özünden açılımlarla mı ilerler, bir eğiticinin açılımlarıyla mı? İlk başta kendi açılımlarıyla gidiyorsa, yetiştirici araması doğru mudur? Eğitici varsa ilk başta kendi özüne dönme noktası izinsiz gerçekleşebilir mi? Hizmet bu iki örnekte hangi noktalardadır? Bu soru Anka kuşuna sorulsaydı küllerinden nasıl kendini var ederdi, bu iki durumda da sormak isterdim. Örneğin Hz. Ebu Bekir Anka kuşu olmayı şöyle mi başarmıştı. Hz. Muhammed’e tapan varsa bilsin ki Hz. Muhammed öldü, Allah ise ölmez (sevgisi, hizmeti konuştu, konuşturdu). Anka kuşunun küllerinden kendiNİ yeniden var etmesi bile, ortaya konulmuş, sevgi, hizmet ve getirisi izinle başarılmış olsa gerek..
    Şimdi bu noktadan bakarsak, bana Allah’ın sonsuz sınırsızlığını kim önüme getirecek?. Ben; Hz. Muhammed’i ilahlaştırmayın, Allah sınırlanmaz, yok efendim anka kuşu kendini yeniden küllerinden yaratır, örnekleriyle anlayamıyorum. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrı muhakkak, her kapiyi aynı anahtar açmaz muhakkak, yine de burada bulunmamızın bir anlamı olsa gerek.
    Ve lütfen, az ye, az uyu, az konuş uyarısı yorumları ile cevap vermeyiniz. Teşekkür ederim.

  74. 74 özde 7 Mayıs 2008, 1:44

    Sevgili dostlar,

    Gerçekten Natural bir yorum (68) olmuş kanımca.. (helall!..(olsun))
    Yorumdan da öte ..
    Duruş çizgimizi, rotamızı göstermiş…

    Bu istikametten kaymadan, düşüncelerimizi geliştirmek; kendimizi sınırlamak anlamına gelmemeli ya da özgür düşünceye gem vuramayız değil, hedefimiz doğrultusunda kendimizi geliştirecek konulara yönelmemiz, bizim için çok faydalı olacaktır şüphesiz…

    Bu açıklamaları yapan sevgili Natural rumuzlu bilinçdaşa, teşekkürlerimi sunarken, bazı kardeşlerimizin bu formda RUMUZ kullanılmasının zararlı olabileceği gibi; faydalarının olabileceğinin açık ifadesi bu açıklamalar;

    Neden mi ?..

    Çünkü eleştiriler kişilere değil, fikirlere olmakta ve şahıslar daha az rencide olmakta.. Yoksa tamiri mümkün olmayacak kırılmalar olabilirdi dostlar..

    Allah cümlemizi yanlış yapmaktan, bilinç kaymalarından korusun…

    Güvenlik kodu: helall
    Sevgi ve saygılarımla

  75. 75 uzaklardan bir gizem 7 Mayıs 2008, 3:56

    B.

    Tartismalarinizi, bastan beri boluk porcuk okumak durumunda kaldim ama bugun biraz vakit bulunca, en tepeden asagiya dogru okudum.

    Ve “Ey iman edenler! iman ediniz!”i anladim. Iman edenler, zaten iman etmis degil mi? degilmis…

    “Ey iman edenler, Allah’a, resulüne, resulüne indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allah’ın meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, o uzak bir sapıklığa düşmüştür” -Nisa 136-.

    Evet bu tartismalarin, ne kadar bu uyari icin dogru oldugunu anladim. Bir kez daha iman ettik, bir kez daha gizli sirkten tovbe ettik, bir kez daha agladik, bir kez daha hamdettik.

    Unutmayin ki “Ben” dediginiz an, gecmek istemediginiz tarafa gecmis bulunuyorsunuz. (…), hepimize Allah’in izni ile yol gosterenlerden Allah razi olsun. Allah ilminizi yuksek etsin.

    Bize de o ilimden anlayabilecegimiz kadarini versin. Amin.

  76. 76 edeniz 7 Mayıs 2008, 6:21

    Değerli -uzaklardan bir gizem- ve değerli arkadaşlar, dostlar; ben de sizler gibi yazıları OKUmaya anlamaya çalışıyorum ama daha önce de bir kaç kez tekrar ettiğim gibi AVAM boyutundayım tabiri caizse: (ama inanın anlamaya çalışıyorum herşeyi, ama öğrenciyim henüz ya anasınıfı ya ilkokul.1..)

    herkesten Allah razı olsun emeklerinizden yüreklerinizden.. fakat o senin sorunun diyebilirsiniz ama çoğunuzu anlayamıyorum:.. (o kadar okudum okudum ve ”uzaklardan bir gizem” i daha anlaşılır buldum daha sade daha samimi geldi.. lütfen, sizlere samimiyetsiz demiyorum, kesinlikle hayır.
    yanlızca daha sade yazılarda birbirimize daha fazla şey katar mıyız aceba diyorum naçizane..

    elbette bu benim sorunum ama ben Kur’an okumaya meal okumaya hadis okumaya çalışıyorum ve aynen ayetleri sizlerden de takip ediyorum fakat aynı şeylerle karşılaşıyorum genellikle.. tabii ki burada 1 ayetin tefsirini yazmak zordur, kapasitem kadarıyla yine de birkaç kez okuyarak anlamaya çalışıyorum ama sizlerden ricam birazcık bizleri düşünerek açık konuşmak adına kafalarımızı karıştırmayın SADECE RİCA!
    yani inanın o kadar çok okumaya araştırmaya algılamaya çalışıyorum ki, tam işte bu buymuş derken birde ne göreyim değilmiymiş diyorum.. sil baştan..
    şikayet etmiyorum, sadece bu dialoglar yüzünden HAKİKATI anlayamamaktan korkuyorum; öte yandan sizlere ihtiyacım da var buradaki herkes birbirinden değerli.. umarım derdimi anlatabilmişimdir.

    Hoşçakalın

  77. 77 uzaklardan bir gizem 7 Mayıs 2008, 6:46

    B.

    Bu arada, Sayin Usta,

    Allah’in izniyle, sizi anladigimi zannediyorum. Bir’iz insallah.

    Saddak…

    Allah razi olsun.

  78. 78 Bergüzar 8 Mayıs 2008, 1:33

    “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdükleri gibi beni övmeyin. Şüphesiz ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana, “Allah’ın kulu ve elçisi” deyiniz.” (Buharî, Enbiya, 48)

  79. 79 metin 8 Mayıs 2008, 4:04

    Mükevvin, yani kevnde sayısız mânâları izhâr eden, bütün bu âlemleri acz içinde yaratmıştır. İnsan-ı Kâmil, bâtını itibarı ile, Gayb-ı Mutlak itibarı ile sınırsız; fakat izhâr ettiği mânâların bâtınına göre de de âcizdir… Bu acz`e işaret eden Muhyiddin-i Arabi :

    “Bildim ki, en yüksek mertebe “Abd-ı Âciz” mertebesidir.” demiştir…

    Abd-ı Âciz ifadesi ile işaret edilen mânâ, İnsan-ı Kâmil`in müşahade âlemidir.

    Sakın bu anlattıklarımı bireysel aklınızla yorumlamaya çalışmayın!.. Çünkü, beşer yargılarına düşer yanlış fikirlere kapılırsınız…

  80. 80 edeniz 8 Mayıs 2008, 5:49

    Abdülkadir Geylani(r.a) el-Fethu’r Rabbani(Alemlerin Anahtarı)

    – İsa(a.s) güzel bir koku kokladığı zaman burnunu kapatır ve ”bu dünyadandır ve sizin aleyhinize delildir” derdi.

    – Sufilerden biri ”Bazı gecelerimde; Allahım! beni, bana fayda veren, sana zarar vermeyen şeylerden yoksun bırakma”
    diye dua ettim, ve bu duayı tekrarladım sonra uyudum. Ruyada sanki şöyle diyen birini gördüm: ‘sende kendine fayda verecek şeyleri yapmaktan kaçınma; sana zarar verecek şeylerden de uzak dur’

    Değerli Arkadaşlar bahsi geçen eserin tüm sohbetleri güzel ama dün gece 25. sohbeti okudum, başka güzel geldi, bir kaç sözü paylaşmak istedim, gönül ister ki hepsini yazabileyim:( ama tedarik ederseniz okursanız zaten okumuş olanlar bilir okumayanlara da nasip dilerim..

    Hoşçakalın

  81. 81 uzaklardan bir gizem 8 Mayıs 2008, 6:33

    B.

    Selam ve sevgi ile,

    Sevgili Edeniz,

    Bugun birkac konuda, defalarca yazdim, sonra hepsini geri sildim. Ama sizin mesajinizda Geylani Hazretlerini gorunce dayanamadim, yazayim Bi iznAllah dedim.

    Ilahi Armagan adli sohbetlerini yazar bir kitap daha vardir Gavs-i Azam’in… Her seferinde farkli bir hazine bulunur sayfalarinda.

    Size nacizane onu da tavsiye ederek, umarim haddimizi asmayiz. Bilmem daha nasil faydam olur, kendisine bile faydasi yok bu bendenizin, asktan kavrulup duruyor..

    Allaha emanet.

  82. 82 metinav 8 Mayıs 2008, 9:39

    Ben de acizane biraz göz gezdirdim bu yazılanlara düşüncem ise:
    Bu yorum, yorum yapanın kendi bilincine göre bir yorum, zaten kendisi de açıkça belirtmiş. Eleştiri karşıdakini reddetmek demektir.. bunun yerine doğru olduğunu düşündüğü fikrini beyan etmesi daha mantıklı ve ego lehine hareket edilmemiş olunur.

    ALLAH kavramı esas manası itibariyle yani mutlakiyeti ile kesindir ve dışındakiler, masiva yoktur. İlah, tanrı, hüda vb. mana ve sıfatlandırmalar mutlakiyeti ifade etmez sıfatlananı ve isimleneni işaret edebilir, o kadar açıklayamaz, ifadeye yetmez. Eğer yaratıcıyı ilah olarak kabul edersek rasulu de postacı olarak kabul etmemiz gerekecektir mutlak olmadığından.
    Kim ALLAH ile konuşmak isterse Kur’anı okusun, diyen nebi bize bir zamanların tartışılan konusu Kur’an mahluk mu değil miyi, rasulmu getirdi yoksa haşa uydurdu mu görüşü gibi soruların oluşmasının önüne geçip, Kur’anın ALLAH’IN insanlar ile konuşması olduğunu açıkça belirtmiştir.
    Ha, kitap hali şekli ile değil elbette ki.

    İnsanların akılları ile farklı farklı yorumlar çıkarmaları onun eksikliğinden değil tersine bereketinden ve sonsuz kelamı ezeliden olmasındandır. Hüküm koyan sadece ALLAH’tır; resulu tebliğ + uygulamayı insanlara bildirmek öğretmekle görevlendirilmiştir, kendi mükemmel beyni ile robot gibi değil; bu boyuta has, insana (kamil anlamda) uygun olan en iyi şekilde.. ve bu yorumlamasından RABBİ razı olmuştur. Yoksa robot postacı değildir. Gerçekleri görmüş bilmiş ve onlara göre yaşamış değerlendirmiştir (bu boyutun şartlarına uymuştur her konuda).

    Kuranı KERİM de anlatılan misaller madde dediğimiz bu boyutta yaşanmıştır gerçektir, fakat bu değil ki, manevi dediğimiz duyguların, hislerin ve hikmetlerin bilindiği boyuta uyarlanmasın ve o da geçerlidir çünki, insan madde-mana bütünlüğü (aslında yoktur) içindedir. Ayrıca makro ve mikro boyutta sayısız alemler mevcuttur. Kainatta geçerli kanunlar değişmez, büyükte de küçükte de geçerlidir.

    Bizim bu yaşama geliş amacımız bir değil bindir. Görelere göre sayısız amaçlarımız vardır. Ama aslında yaratıcıyı bilmek her boyutta ve manada tek asıl görevdir. Bunu bize en iyi örnekleyen ALLAH resulüdür. Hz Adem, Musa, İsa ve diğerleri bir yanlışlığı doğruyla, hakla kaldırmak için hem zahirden hem de batından gelmiştir halkına göstermiş ve batılı zail etmiştir.
    Tevhid için İbrahim as., maddi manevi hastalıklar için Eyyub as., kudret ve fiil fail için Musa as., beden var sanma ve maddecilik için İsa as. ve en mükemmel külli, insanı özünden ayıran son perdeyi de hakkıyla batıla yollayan şirki ve şirki hafiyi insanlardan akıl sahiplerinden kaldıran ilim şehri MUHAMMED A.S.V.
    Bu hakikatler her insanda ayniyle farklı dozlarda mevcuttur. BİLİNÇLERDE SAKLIDIR. GERÇEKLERİ HAKKIYLA BİLEN ANCAK ALLAHTIR, MÜLKÜNDE İRADESİYLE TASARRUF EDEN ODUR VE ŞERİKİ HİÇ BİR ŞEKİLDE YOKTUR VE OLMASI DA MUHALDİR…

  83. 83 edeniz 8 Mayıs 2008, 11:17

    Çok teşekkürler Değerli Gizem, yine aradığımı buralarda: ”http://sufizmveinsan.com/tasavvuf.html” da buldum Elhamdülillah..
    19 bölüm halinde bu sitede bulunuyor orjinalini bilemediğim için tamamı bu mu bilemiyorum ama önce bunu bitireyim Biİznihi..

    hoşçakal

  84. 84 uzaklardan bir gizem 9 Mayıs 2008, 9:41

    B.

    Herkese selam ve sevgilerle,

    Iki sorum var.. Insallah cok sacma ve temel gelmez. Oncelikle birincisini sorayim isterim Biizn Allah:

    Allahimin sonsuz sifati var, saddak ama bize neden 99 sifati bildirilmistir? Bu konuyla ilgili bir aciklama/kaynak muhakkak vardir, lutfedip bendenize de bildirir misiniz?

    Selamlar,

  85. 85 özde 9 Mayıs 2008, 10:58

    Sevgili Metinav demiş ki;

    “…Ayrıca makro ve mikro boyutta sayısız alemler mevcuttur. Kainatta geçerli kanunlar değişmez, büyükte de küçükte de geçerlidir.”

    Sevgili dostum, “AMA” bilim böyle demiyor;

    “-Atom altı boyutta (“Kuantum boyutu” – ”Strring Boyutu”) makro sistemdeki geçerli olan yasalar hükmünü yitirir… Tamamen olasılıklardan oluşan bir sistem ya da kaos…”

    (bu konuyu bilimsel veriler ışığında hele bir araştıralım dostlar..)

    “Zerre külün aynasıdır” uyarısını şimdi bu noktada nasıl anlayacağız?..

    Ya da mikrokosmos – mikrokosmos sınırını belirleyen NE?..
    Holografik olarak her zerrede olan ne ?..

    Algılama araçlarımız mı ?
    Algılama kapasitemiz mi?
    Ya da başka neler olabilir?

    Neresinde ?.. Nasıl bulunuyor ?..

    (14 Milyar ışık yılı) çapında genişleyen bir İNSAN evreni (makrokosmos) – (…) çapında atomaltı en küçük ZERRE evreni.. (mikrokosmos)

    Sınırlar nerede başlıyor, nerede bitiyor ?.. Hepsi bir bütün TEK ise, sınır niye?..

    Algılanamayan büyüklük ve küçüklükler… İnsan bunun neresinde?..
    Hangi noktada?(n) olaylara bakıyor ve değerlendiriyoruz?. Ya da değerlendirmeliyiz?

    Nasıl ?.. Ya HU !..

    Mikrodan makroya bakış zor… Makronun sistemi mikroda geçersiz.. Zıtları nasıl cem edeceğiz.. Akıl kendi kendini sorguluyor; neyim?.. niçinim?.. neredenim?.. derken, PUF deyip sigortalar atıyor… Devreye hemen güç kaynağı İMAN giriyor… “B” sırrı ile İMAN..

    Allah cümlemize hazmını versin, kolaylaştırsın….

    İllallah.. Allahuekber.. İllahu…
    Sevgi ve saygılarımla..
    Güvenlik kodu: kuantumm

  86. 86 bir'ol 9 Mayıs 2008, 3:48

    Uzaklardan bir Gizem’e…

    Öncelikle; Allah ismi ile işaret edilen Ekberdir!. Bu yüzden de O, isim ve sıfatlarla kayıtlanamaz diye başlamalıyım..

    Doksan dokuz diye tabir edilen sıfatlar, Allah’ın ilk ve tek tecellisi olan ”Nokta”ya (Esma boyutu) aittir. Biz insanların da varlığı O boyuta ait olduğundan dolayı, O sıfatlar biz insanların anlayış düzeylerince bildirilmiştir..
    Bilinç seviyesi geliştikçe, herhangi bir sıfattan anladığın anlam da değişir…
    Doksan dokuz tane olması ise, bir hüviyeti oluşturabilecek kadar olmasındandır.. Doksan dokuz tane özelliği olan biz ZAT, en mükemmel hüviyete de sahiptir ki, bu özellikler doksan dokuzla kayıtlanamaz!!…
    Teşekkürler

  87. 87 nugem 10 Mayıs 2008, 8:50

    Merhaba Özde,

    Atomaltı boyutun kuralları ile makro boyutun kuralları tamamen aynıdır. Tek sorun biz sadece gözlerimizin farkettiği ile yaşadığımız bu boyutta gerçek diye algıladığımız bazı şeylerin atom altı boyutu farketmemiz ile gerçek olmadıklarını farketmemiz.

    Örneğin Newton’un hareket kanunları göz boyutumuz itibari ile doğruydular. Tekrarlanan pek çok deney ile de doğrulandı. Ancak Atomaltı boyutun kuralları ve görecelilik farkedildiği zaman anlaşıldı ki aslında Newton’un kuralları gerçeğin sadece bir bölümüymüş.

    Yani Newton’un formülleri ışık hızına yaklaşıldığı zaman hatalıydı. Ancak görecelilik etkisi hem mikro hem de makro boyutta geçerlidir.

  88. 88 Bir DOST 27 Mayıs 2008, 12:57

    ”Halbuki; Rasûlullah’a gerek olmadan “ALLAH”a vâsıl olmak, “ALLAH”ı bilmek idrak etmek hiç mümkün değildir!”

    Akıl ve İman- Ahmed Hulusi

    İşte LEVHAnın doğrusu burada..
    LEVHAları alıp getirirken bari kelimeleri eksiltmesek diyorum..;)

    Saygılarımla..

  89. 89 metinav 27 Mayıs 2008, 2:54

    TEŞEKKÜR EDERİM ÖZDE..

    Bu kanunlar bilimin keşfettiği şu an için var sayılan yorumlardır. Yarın farklı yönlere gidebilir, bu her zaman mümkündür.
    Benim kast etmek istediğim KUR’AN’I KERİM’de ki mutlak manada değişmezlik. YOKSA BOYUTLARA GÖRE KANUNLARIN NİCELİKLERİ NİTELİKLERİ ŞEKİLLERİ ETKENLERİ VB. GİBİ DEĞERLERİ FARKLI ALGILANABİLİR.

    BİLİM KESİNLİK İFADE ETMEZ.. HER KONUDA BU GÜN VAR KABUL ETTİĞİNİ YARIN GELİŞEN TEKNOLOJİ VE BAKIŞ AÇILARI İLE YOK VEYA FARKLI OLARAK DEĞERLENDİREBİLİR VE DEĞERLENDİRMİŞTİR, ÖRNEĞİ ÇOKTUR.
    BİLİMSEL GERÇEKLER İÇİN BU GÜN BÖYLEDİR DEMEK DAHA DOĞRUDUR.

    İnsanda uygulanan hükümler, kanunlar, makro boyutta kainatta da vardır. Belki aynı şekilde değil ama hakikatın farklı bir görünüşünde o boyuta uygun olarak vardır. Zaten bizde keşfe devam ediyoruz.

  90. 90 Kadir 27 Mayıs 2008, 7:03

    Uzaklardan bir gizem’e selam.

    Sevgili kardesim, bu sorunun cevabini hic birimiz bilmiyoruz. Cok arastirdik, arastirmaya devam ediyoruz, hic bir yerde acik cevap yok. Verilen cevaplar sonunda Allah’in sonsuz sifati var bize 99 sifati bildirilmis, 99’la kayıtlanamaz!!… seklinde oluyor.
    Ama aslinda soru Allah’in sonsuz sifati var, ama bize neden 99 sifati bildirilmistir? Bunun gibi cok soru var. Cevaplanamayan sorular, isin dedikodusunu yapmaktan oteye gidemiyor muyuz diye beni cok dusunduruyor. Bize gore birileri anlamadiklari seyleri din diye kabul ediyorlar… Birilerine gore de biz anlamadiklarini din kabul edenler durumunda kaliyoruz! Bir farkimiz kalmiyor, ihtimal bu boyle dusunuyorum.

  91. 91 murat 27 Mayıs 2008, 8:33

    ALLAH’ın isimlerini %100 tam kabul edersek, örtme mekanizması ile %1’ini gizlemiş; %99’u ile çokluk, varlıklar var algılanır olmuştur… %100’lük sınırsız-sonsuz-TEK’liktir, bu halde çokluk var olamaz; ama %1’lik alan açılımı ile %99 ile çokluk var algılanır… Ne ki %100 dür, yani sınırsız-sonsuzdur, o TEK’dir; algılanamaz, onun için var ya da yok denemez… Bu iş sayı değil, oran işidir…

  92. 92 uzaklardan bir gizem 27 Mayıs 2008, 9:12

    B.

    Herkese sonsuz selamlar,

    Bir’ol Bey’e cok tesekkur ederim, cevabinizi ilk kez bugun gordum, kusura bakmayin. Gec kalmis oldu tesekkurum! Ayrica Kadir ve Murat Arkadaslara da lutfedip cevap verdikleri icin tesekkurler ederim.

    Ikinci sorumu da izin verirseniz sorayim: Muhakkak kaynaklarda gecmistir ancak ben hic rastlamadim. Neden Kur’an-i Kerim’de Allahimin sifatlari ikişerli olarak verilir? Hay ve Kayyumdur veya Hakiym ve Azizdir gibi. Ayet sonlarinda demek istedigim…

    Elbette bir ucuncu sorumuz daha vardir zira sorular bitse halimiz nice olur? Mazur gorun simdiden.

    Onceden sonsuz tesekkurler degerli cevaplariniz icin. Bizi bahtiyar ediyorsunuz.

    Tekrar hayirli aksamlar insallah.

  93. 93 Kadir 28 Mayıs 2008, 11:02

    Uzaklardan bir gizem ve bir’ol’a selamlar..

    Sevgili kardeslerim, yazdiklarinizdan cozebildigim kadariyla sizi tatmin eden bir cevap bulabilmissiniz. Cevabinizi soyle ozetleyebiliriz.
    Isimlerin doksan dokuz tane olması, bir hüviyeti oluşturabilecek kadar olmasındandır.. Doksan dokuz tane özelliği olan biz ZAT, en mükemmel hüviyete de sahiptir ki, bu özellikler doksan dokuzla kayıtlanamaz!!…
    Fakat sizce bu cevap yeterli mi. Bana yeni bir soru getiriyor? Mukemmel huviyet icin neden 99 isim yeterli olabiliyor? 99 un diger sayilara gore nasil ustun bir ozelligi var? Benim bilmedigim bir sir mi var 99 da. Bu konuda beni de aydinlatmanizi diliyorum.

  94. 94 bir'ol 28 Mayıs 2008, 8:41

    Aslında Allah Ekberdir.. Allah sıfatlarla sıfatlanmaktan münezzehtir. Doksan dokuz diye bildirilen isimler, insan-ı kamile aittir.. Bu sıfatlarla varlık alemi (efal alemi) meydana gelir…

  95. 95 mustafa öz 28 Mayıs 2008, 11:31

    İnsanların her iki elinin avuçları içinde Arapça 81 ve 18 rakamları vardır bunların toplamı 99 yapar, Allah insanı iki eliyle yarattığını belirtmektedir ve biz dua ederken her iki elimizi açıp Allahtan 99 isimiyle isteriz.

  96. 96 sadakat 31 Mayıs 2008, 12:56

    AHHA ve Birol’a…
    […] yorumlarınızda ”kafamızdaki Tanrı’dan kurtulsak arkadaşlar” tarzı yaklaşımlara vurgu yaparak; tartıştığınız Allah kullarına, yani karşı cephenizdeki her kişiye […] nitelemesi yaptığınızı düşünüyorum…
    Velayeti almadan said veya şaki yorumlarında dozajı biraz azaltmalı diye düşünüyorum (Ve tabi ki yalnızca Allah bilir kimin said kimin şaki olduğunu)

    Referans olarak Üstad’ı aldığınız savunmalarınıza karşılık Üstad’ın ”İnsan merkezli din anlayışına” olan eleştirisine de tekrar bir bakmanızı öneririm…

    Rasulullah ”yeryüzünde” halife idi…

    Kainatta binlerce esmayı tek bir bilinçte barındıran ve algı sınırlarımızın dışında sayısız varlığın olduğunu hesaba katmamız gerekir diye düşünüyorum…

    Şimdi ben ”Tanrı”ya mı inanmış bir insan oldum, sizin veri tabanınıza göre…

  97. 97 Neo 31 Mayıs 2008, 11:36

    BIR`ol ve !AHHA ..

    ilmiN`de, hazziN`da, haddiN` de Edeb`i gerek!.. Laf ehli olmak HER(!) Kisi`nin harci; Halkta `ki Hakk`i basiret gozleri acik olanlar gorur!.. Hakk` sanarak Halk`a etiketleme yapmak Er kisi niyetine mi? Yoksa Siz , `Saki` den sarap icip te kendinizden mi sizdiniZ?!..

    Vahdet`in v`sini Tek`lemiyenler vahdet okyanusunun yalnizca ismini duymuslar da; icinde yuzduklerini saniyor Mukallit!..

  98. 98 AHHA 31 Mayıs 2008, 4:45

    Karşı cephe??
    Said, şaki etiketi ??

    Sevgideğer kardeşlerim,

    Daha birbirimizin yazdıklarını, kendimizi karşının yerine koyup da okuyamıyor ve anlamıyor (hayalimizdekini anlıyor) iken, hakikat ehlinin anlatmak istediklerini nasıl anlayacağız?

    Ehli sürekli olarak yazılar yayımlıyor, sert!, ciddi uyarılarda bulunuyor. Tanrı inancını söküp atmanın zorluğunu bildiğinden çırpınıyor.

    “Tanrılarını güncellediler” diyor, kime ve neden diyor? Tanrıya inananlar zaten bu sistemin! muhatabı değil.

    Tanrıya inanmak “suç” değildir elbette. Tanrıya inanan da şaki değildir! Tanrıya inanmak da bir “aşamadır”, hakikate erecek olan kişi için. Fakat, BenliğiMiz durdukça TanrıMız da var olmaya devam edecek.

    * *

    Rasûl~ullah “yeryüzünün halifesi” değil, “Halife olan NOKTA, ete kemiğe bürünüp Muhammed olarak görünmüş, yeryüzünde!” Halifelik, yeryüzünde değil, Gökyüzünde yaşanır.

    Halifeler yoktur, HALİFE vardır. Hepsi, farklı birimler olarak farklı yerlerde zahir olurlar; ama ÖZDE BİRdirler.

    Halife, Kur’ãn’ın tabiriyle “Küllü esmanın ta’lim” edildiği (Bakara–31) NOKTA! Binlerce değil, tüm esmanın..

    http://yorumsuzblog.adrese.com/oku-kuranini/#comment-2882

    Tekrar ve tekrar okuna.. Rabbim idrak etmeyi nasip eylesin..

    * *

    Sevgideğer Neo,

    Mukallit ehli olmayarak dünün tekrarı değil de, orijinal-yeni bir şeyler söylemek ister misiniz? Süslü sözlerle farklı düşünen zuhuratları sürekli olarak mukallit kelimesi ile etiketlemekle paylaşım yapılmış olmuyor, farkındasınız??

    Hoşça&Dostça kalın..

  99. 99 Neo 31 Mayıs 2008, 6:17

    Tabii olduk taklide seyranimiz seyran, devranimiz Asuman!.. Ben neceyim, her bir bir heceyim.. Sanma ki goreceyim, degilim zir zir zir. (Neo)

    Not: !AHHA, Wiki Dictionary`e baktim da bu Mukallit kelimesi dunleyin soylenilmis bir kelime olmayip tamamiyla aRabca bir kelime!..

    http://tr.wiktionary.org/wiki/mukallit

    Bu arada, benden bilimsel makale istemistin; “BEN”den “ben”e… 1. Bolume The scient`ten alinti makale yaptim.. Buna paralel ‘big bang’ gorusun ve ELIF tanimin da degisir dusunu dunyanda.

    Suslu cumlelerimizin zengin satirlarinda BIR O yana BIR BU yana savruluyoruz AN`da.

    esSelam!..

  100. 100 dost 31 Mayıs 2008, 6:23

    Rasûl~ullah “yeryüzünün halifesi” değil, “Halife olan NOKTA, ete kemiğe bürünüp Muhammed olarak görünmüş, yeryüzünde!” Halifelik, yeryüzünde değil, Gökyüzünde yaşanır.

    Halifeler yoktur, HALİFE vardır.

    “AHHA” bunları neye göre söylüyorsun? Kur’an’da sizi yeryüzünün halifeleri yaptık diyor??? Ne oldu şimdi??? sonra da diyorsun ki,

    Daha birbirimizin yazdıklarını, kendimizi karşının yerine koyup da okuyamıyor ve anlamıyor (hayalimizdekini anlıyor) iken,….

  101. 101 sadakat 31 Mayıs 2008, 6:45

    AHHA demiş ki: ”Tanrıya inanmak suç değildir elbette”

    Bu cümlede bir kinaye ve tesellinin zeki bir bilincin tasarımıyla bir araya gelerek harmanlanışını görüyorum…

    Haklısın AHHA; ehli sert yorumlar yapar bu konuda…
    FAKAT Ehli yapar bunu, senin de dediğin gibi…

    […]

    Neyse…
    Uzlaşmayı beceremedik, bari tartışmayı bitirelim, inandığımıza devam edelim ‘bu konuda’.
    Selamlar, Saygılar, Hayırlı haftasonları

  102. 102 Neo 31 Mayıs 2008, 7:18

    Degerli DOST,

    Elif, Miym`de!.. Boyle oldugu icin; Nokta, Ete kemige burunup Ahmed Muhammed Mustafa adiyla isimlenmis.. Rasul Allah olusuna iman etmesini istemis acikladiklarina. (Olanda mi O?) Cok cetrefil cok..

    Selam

  103. 103 AHHA 31 Mayıs 2008, 7:26

    “AHHA” bunları neye göre söylüyorsun? Kur’an’da sizi yeryüzünün halifeleri yaptık diyor???

    Sevgideğer Dost,

    Arapça HLF (=arka) kökünden türeyen kelimeler Kur’ãn’da half (=kötü nesil), halef (=iyi nesil), hilfet (=peşi sıra gelme), Halife (2 kez tekil olarak) ve hulefa-halãif (7 kez çoğul olarak) olarak geçer.

    “Çoğul olarak” kullanıldığı âyetlerde (O sizi, Nuh kavminden, Ad kavminden sonra, halifeler yaptı vs.) incelenirse bir önceki kavmin ardından gönderilen yeni nesil anlamında kullanılmıştır. Yani halifeler kelimesi “özel” değil, “cins” isimdir.

    Fakat aynı kök anlamı içinde barındıran tekil ve özel “Halife” kelimesi ise Âdem ve Davud bilinçleri için kullanılmıştır. Allah’ın tüm isimlerinin yeryüzündeki yansıması, bir nevi boyutsal sonradanlığı anlamındadır.

  104. 104 AHHA 31 Mayıs 2008, 7:36

    Sevgideğer Neo,

    Vermiş olduğunuz makalede “Big-Bang”‘i reddeden bir durum söz konusu değil.

    Nasıl ki AN’da savrulduğunuz, Seyr ettiğiniz halde dünyamıza iniş yaparak süslü cümlelerinizdeki zengin satırlarınızla Mukallitleri -hayalen- gördüğünüzü söylüyorsanız ve bu TEKliğe aykırı değilse, Big Bang Hayali başlangıcı da TEKlik açısından bir sorun oluşturmuyor. Bunu bir çok kez yinelemiştik. Bu da sonuncusuydu ;=).

    Selametle..

  105. 105 Neo 31 Mayıs 2008, 7:51

    Hm.. Bu makalenin background hifzini tamamliyamadiysan, tamam burada keserim. Bekliyelim CERN`i; Orada BILIMSEL olarak cevap yetisecektir.

    Sende olan seni de, sende diye senliyelim.

    Sevgiler..

  106. 106 bir'ol 31 Mayıs 2008, 8:10

    ”Yeryüzü halifesi” kelimesini neden dünyanın zemini olarak anlıyoruz ki?…

    Neden ”yeryüzü” kelimesini ”bilinç” boyutumuzda ki, sonsuz manalar olarak anlamıyoruz da, dünyanın ”zemin”i olarak anlıyoruz?..

    Kur’an, ”yeryüzü halifesi” deyimini kullanırken, dünya zemininde gezinen halifelerden mi bahsetmektedir acaba???… Yoksa, İnsanın bilincine öz’gü bir öz’elliğinden mi??…

  107. 107 sezai 31 Mayıs 2008, 8:57

    Sayın Birol Bey; insan bilinci dediğiniz, dünya zemini üzerinde var olan insanın, bedeninin kafasının içindeki beyninden, açığa çıkmaktadır!

    Ayrıca yeryüzünde halife olan insanın yaratılışı ile “bellerinden” ifadesi geçer ki; “bel suyu, meni, spermin” dünyasıdır! Ayrıntısı Üstad’ın eserlerinde var. Bilenler bilir.

    Yani insan; şu an yaşadığı “yeryüzünde halifedir”… Aramızda gökyüzünde yaşayan var mı:=)
    […] Ayağımızı yere basalım, samimi olalım, [..]

  108. 108 hakan 31 Mayıs 2008, 9:03

    Bir’ol, o dediğiniz manalar tarafızdan madde olarak algılanmıyor mu?
    Bence siz bu aralar […] bırakın da; OKU’yarak yanlışlarınızı düzeltin!

  109. 109 sadakat 31 Mayıs 2008, 9:09

    Kur’an, ”yeryüzü halifesi” deyimini kullanırken, dünya zemininde gezinen halifelerden mi bahsetmektedir acaba???…

    EVET Birol kardeşim… Aynen öyle..
    Ve ben buna şehadet ederim…

    Çünkü; evren içre evrenlerde sayısız ismi kendi bilincinde açığa çıkarmış (bizim bile bilmediğimiz isimler) birimler vardır…
    İnsan ise; 99 ile kayıtlıdır.

    Mecazlara sembollere takılıp kalmamak güzel fakat siz bu sembol olayının şahsi kanaatimce dozunu ayarlayamadınız.
    Önemli bir detayı atlamışsınız.
    Önümüzdeki günlerde Üstad’ın yazılarından ilgili yeri bulup ”Özür dilerim hata yapmışım” diyeceğinizi biliyorum, çünkü şartlanmalarla ilgili bilgi ve ilim sahibi olduğunuzu biliyorum..
    Sevgiler

  110. 110 fatih 31 Mayıs 2008, 9:13

    “Neden “yeryüzü” kelimesini “bilinç” boyutumuzda ki, sonsuz manalar olarak anlamıyoruz da, dünyanın “zemin”i olarak anlıyoruz?..”

    “Bilinç boyutumuzdaki sonsuz manalar” “yeryüzü” müdür, yoksa “arş” mıdır? Bakın “sonsuz manalar” diye yazmışsınız! Terkipsel manalar deseydiniz; “yeryüzü” müdür, “kürsü” müdür?

    Birol kardeş; yazılarınız, yorumlarınız […] başladı! Herşeyi birbirine karıştırır oldunuz! Yeryüzü yeryüzüdür; bilinç te bilinçtir!

  111. 111 içim biraz açılsın diye, 31 Mayıs 2008, 10:43

    …bilgi amaçlı değil.

    Hakkını veremediğimiz her nokta yeryüzüdür, orada yoğunlaşma başlar ve halifelik öğrenilir sanki. Emin olan ise, sankileri geçen ise Rasulluğunun ileri dönük yüzünü yaşar, yeryüzü halifeleri dostlarıyla..

  112. 112 istikbal göklerdedir 1 Haziran 2008, 12:35

    Selam …

    ALLAH, gördüğümüz ve göremediğimiz her birimde dilediğini, dilediği şekilde yapmakta olanın adıdır tanımlamasına iman ettim ve de bu doğrultuda yaşama bakışını edindim.(diyelim)… Bu şekildeki bir bakış açısı edindiysem LA İLAHE İLLALLAH mı demiş oluyorum?

    Ey iman edenler ALLAH’a B sırrıyla iman edin.. ayetinin muhatabı LA İLAHE İLLAALLAH’ı yaşayanlar mıdır?

    teşekkur ederim.

  113. 113 metinav 1 Haziran 2008, 12:50

    ARKADAŞLAR! Eleştirmek, nefis hesabına olursa sorumluluğu var yarında. Herkes bildiğini kavradığını paylaşıyor ve paylaşmalı. Kişisel rekabet niye, benim yiyeceğim nasibim bana ait, size faydası olmaz, sizin ki de size ait her birimin nasibi belli. İsteyen istediğine inanır, sonucunu da hemen görür bir sonraki adımda. Bence yapıcı olalım, kimsenin tekelinde değil bu işler gavs değiliz, kutup değiliz, biz ALLAH için biraraya gelen ilme susamış, hikmete aç aciz kullarız.
    Ne gerek var, herkes kendinde yaşasın halini, sözle ne kadar anlatılabilinir ki haller.

    AYRICA KARŞIMIZDA BAŞKASI YOK; YİNE BİZ VARIZ SANKİ AYNA MİSALİ. ALLAH her istekli kuluna açılım ve hazım versin, cahillikten ego peşinde koşmaktan bir de kendini merkez görmekten ama aslında mülhimeye bile daha ulaşmamış belki de; muhafaza irade buyursun HIFZULALİYM. AMİN

  114. 114 FİLİZ 1 Haziran 2008, 1:03

    Yeryüzü boyutu beden boyutu mu yoksa…!!??
    Düşünelim o zaman yeniden, beraberce…!!!

  115. 115 özde 1 Haziran 2008, 5:59

    Sevgili dostlar,

    Kur’ân Besmele ile başlıyor ve Besmelede; “Allah adıyla” değil, “Allah adına” diye bir ifade şekli vardır ki; bu birimin halifeliğine işarettir.. ya da kısaca “B” sırrı …

    * * *

    Üstad A. Hulusi’nin “Okyanus Ötesinde” eserinden; halifelik hususundaki bazı açıklamalar;

    Üstad
    Genel anlamı itibariyle böyle olmasına rağmen, özel anlamı itibariyle “İNSAN YERYÜZÜNDE kimin halifesidir?” sorusunu sormuştum…
    Bunlar, hiç üzerinde durulmamış konulardır…

    Elbette ki her şey “ALLAH İsmiyle İşaret Edilen”den geliyor…. Ve O’nun yaratmasıyla var olmuştur!…

    Kimin veya neyin, ya da hangi mertebenin “halifesi”…

    Ne kadar “halife”?… Herkes mi?… “Halife” olarak yaratılanın “halifelik” görevini yapmaması mümkün mü?…

    Üstad
    -YERYÜZÜNDEKİ kelimesini sakın aklınızdan ÇIKARTMAYIN !.

    Üstad
    -“Âdem’e isimleri ta’lim ettik” diyen KİM?… Meleklere,
    “Ben kesinlikle yeryüzünde bir halife meydana getireceğim” diyen kim?…

    Üstad
    Yeryüzünde Halife olarak meydana getirilen insanın, kendini tanıması için, öncelikle “Halife”liğinin ne olduğunu anlaması ve kimin ne kadar “halifesi” olduğunu bilmesi gerekmez mi?

    Üstad
    “ALLAH Adıyla İşaret Edilen” ne ola ki…? O’nun nasıl bir “halife”si ola?…

    Ya da, “ALLAH İsmiyle İşaret Edilen’in nesinin, nasıl “halifesi” oluna…?

    Ya da, “halife” kavramıyla ne anlatılmak; yani, insandaki hangi özelliğe işaret edilmek isteniyor ola?…

    Üstad
    Varlığı, “İlim”de mevcut olan “YOK”lar, olarak; insanların nasıl bir “YERYÜZÜ halifeliği”nden sözedilmektedir acaba?…

    Üstad
    – şeklindeki sembolik anlatımın TAHKİKİ, somut karşılığı NEDİR?…

    * * *

    Gönül ehlinden bir candost; halifelik hususunda bakın neler söylüyor;

    “ -Kur’ân’da ilk olarak Davud aleyhisselâm için kişisel bazda “Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık…” (38/26) diye söz edilmiştir.
    Halife sıfatının açıkça ilk olarak Hz. İbrahim aleyhisselâm’da değil de Davud aleyhisselâm’da kullanılması ise, Davud’un hususi durumudur. O zahiri olarak hükümdarlık sıfatı da aldığı için, zahiri ve Batıni halifelik ilk O’nda buluşup açığa çıkmıştır. (Kur’ân’da Davutla ilgili bu ilk haberin sırrı ise, Zahir ve batın isimlerinin her ikisinin de dengede olmasının önemine işaret eder kanımca ve çok önemli bir konudur, dikkat!)”

    “ -Hz. Adem ile ilk bilinç sıçraması: Esma mertebesinden Allah’ı mânâlarıyla seyir (Tek’i seyir var, seyreden seyredilen halinde gizli bir ikilik devam ediyor ve farkındalık düzeyi razıyedir);

    Hz. İbrahim ile ikinci bilinç sıçraması: Sıfat mertebesinden O’nunla O’nun sıfatlarını seyir, mutlak Ben’in idraki (burada artık ikilik yok, Tek’in Kendi’ni – Ben’ini seyri, mutlak BEN bilinci, yani Vahdet yaşamı var. Farkındalık düzeyi ise mardiyedir) ve

    Hz. Muhammed ile üçüncü bilinç sıçraması: Zat mertebesinden Zatı’nı seyir (seyir dense de gerçekte mutlak Ben idrakı dahi yoktur, bu da zaten hiç oluştur, farkındalık düzeyi safiyedir… yani evrensel akla temasın en üst noktası dahi aşılmış ve aklın ötesi olan hiçliğe temas gerçekleşmiştir burada..).

    “-Bu anlamda ilk halife Hz. Adem, ilk Allah halifesi (halifetullah) Hz. İbrahim, en kâmil Allah halifesi ise Hz. Muhammed’dir.”

    * * *

    Sevgili Üstadın verdiği ipuçlarını değerlendirip, doğru cevapları kendimizde bulmamız ümidiyle… Bulanlara ne mutlu..

    Sevgi ve saygılarımla..

    Güvenlik kodu: enneagramm

  116. 116 Andromeda 1 Haziran 2008, 8:41

    “Yeryüzü boyutu beden boyutu mu yoksa…!!??”

    Kuran’daki “Yeryüzü” kelimesinin anlamı, Batın ismi manası yönünden madde bedene işaret eder, Zahir ismi manası yönünden duyularımızla madde algıladığımız boyuta işaret eder. Madde beden derken buna beyin de girer, ama sadece beyinle kısıtlanmamalı madde beden kavramı.. Çünkü bazı kimselerin her hücresi beyin hücresi gibi çalışır.

    AHHA, Halife Tek’tir derken haklıdır. O, kendisinde açığa çıkan ilahi manalar yönüyle Hakikat-i Muhammedi, hayatiyeti ve canlılığı yönüyle Ruhu Azam, ilmi ve bilinci yönüyle Aklı Evvel’dir. Gerçek İnsan-ı Kamil O’dur, yaratılmış olması yönüyle böyle denir, der ehli.. Aslen en kapsamlı müşahhas (vücuda gelmiş, şahıslaşmış-zahir olmuş, yaratılmış, kul) melektir. Nokta diye bilinir, ama mücerred (vücuda gelmemiş, şahıslaşmamış-zahir olmamış, yaratılmamış) Melek indinde bir Nokta’dır. O’na algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız tüm boyutları ile Evren de denilebilir. O Nokta indinde biz de bir Nokta’yız.

    Üstad bu yazdıklarımı; “NOKTA, evren!… Evrende nokta, ben! Nokta, mahlûk; nokta yaratılmış!. Noktada bir hiç olan ben..” diyerek çok güzel izah eder. O’nunla ilgili olarak şöyle de der; ““HÛ” dediğinde, “ben”siz ve “sen”siz bir “AHAD” ve “SAMED” hissedemiyorsan; dikkat et, tanrı yaratıp, sonra da kurabiye niyetine yeme onu!. Anla bunu!… Tanrı değil “O”!. “Allah âlemlerden Ganî’dir” işaretini farketmek yetmez; hissetmek lâzım..”

    AHHA’nın “Halifeler yoktur, HALİFE vardır. Hepsi, farklı birimler olarak farklı yerlerde zahir olurlar; ama ÖZDE BİRdirler.” sözü de doğrudur, fakat bir saptama da mutlaka yapılmalıdır;
    Farklı birimlerde ve farklı boyutlarda zahir oluşu dahi bir kısıtlılık hali içerir.
    Şöyle ki: Kuran’nın “Yeryüzü” dediği, Batın ismi yönüyle işaret edilen madde beden ve Zahir ismi yönüyle madde algıladığımız boyut, kısıtlılık içerir. Duyularımızla algıladığımız alem bugün için cehennem boyutunun bir evresidir. Bu boyutta açığa çıkmasına izin verilen esma-i ilahi ile, cennet dediğimiz boyutta açığa çıkmasına izin verilen aynı değildir. Başka bir yönüyle hikmetler aleminde açığa çıkan sistem ve düzendeki esma-i ilahi ile, kudret aleminde açığa çıkan sistem ve düzendeki esma-i ilahi aynı değildir. Dolayısıyla “Yeryüzü halifesi” olarak bilinen birim, potansiyel olarak Ruhu Azam ismiyle bilinen Halife’nin özelliklerine sahip olsa dahi, bu özellikleri hakkıyla ortaya koyamaz. Bunu farkettiği için de kulluğunun hakkını veremediği için günde 70 kez tevbe eder..:-)

    AHHA, bu konuda kısmen haklıydın. Fakat seni bu konuda destekliyor olmam, her konuda hak verdiğim anlamına gelmiyor. Bunun altını da çizmek isterim.

    Güvenlik kodu: Halife

  117. 117 Gölgelerin Gölgesinde 1 Haziran 2008, 5:24

    Selam Dostlar,

    Cok güzel bir site, yazarlar ve yorumculari cok özel, cok ta güzel konular yakalamissiniz, bazilarimiz anlatmak istediklerini anlatamamis, bazimiz konulari oldugundan farkli anlamis, konu konuyu acmis ve bu konuda kelimelerin ne kadar yetersiz oldugu gercegi de gün gibi asikar olmus. Yinede olmasi gerektigi gibi cok güzel olmus, emegi gecenlere tesekkürler.

    Kul kusursuz olmaz hükmünce bizde bu konulardan anladigimiz kadarini aciklamaya calisalim. Hic süphe yok ki sözler ancak anlamlar yüklü iŞaretlerdir, sözlere anlam yükleyen ve onlara varlik veren okuyucunun bizatihi kendisidir.

    Allah ismi ile isaret edilmek istenen varlik bir tanri degildiri belli ki herkes ezberlemis, fakat Allah ismi ile isaret edilmek istenen o kudretin ne anlama geldigi konusu hala tam olarak anlasilamamis. Tabi ki bu konu sadece fikir yüreterek sonuc cikarilacak bir konu degil.

    Kimimiz diyor ki; Allah´siz Hz. Muhammed olmaz, kimimiz demis ki; Hz. Muhammed´siz Allah olmaz. Kimimiz demis; Allah herseye gücü yeten bir tanri degildir, kimimiz demis ki; O´nun herseye gücü yeter. Bal kavanozu yalanmakla balin tadina varilmaz dedikleri bu olsa gerek. Hos tatmakta yetmez, faydasini görmek icin yutmak gerekir.

    Allah ismi ile isaret edilen varlik tektir. Alemler ismi altinda her ne varsa, O´nu ilminde mevcut olmus ilmi süretlerdir. Bu özelliginden dolayi da O herseydir, cünkü seylerE varlik vermistir. Hic bir seydir, cünkü algilananlar görünürde vardir.

    O her seyi icerir, O´nu hic bir sey icermez. O ihtiyactan beri olan Sübhandır. O olmaktan, olmamaktan, yapmaktan, yapmamaktan münezzehtir. O zıtları cem eder, fakat zıtlıklar icinde degildir. O´nu kelimeler anlatamaz, O ne ise O´dur! Tarif edilemez, kayıtlanamaz, yadsınamaz, inkar edilemez, karsı konulamaz!

    Tanri degildir fakat tanri yaratmaya kaadirdir; yaratir ve yaratmistir da. Yeryüzünde örnegini görmek isterseniz Hz. Isa´ya bakin! Hz. Isa´da bir tanrida olmasi gereken bütün meziyetler mevcuttur. (“Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” Ali imran 49)

    Allah, sonsuz ve sinirlari olmayan bir kudretin ismidir. Sunu yapar da bunu yapamaz gibi muhabbetleri artik cocuklar dahi yapmiyor. O´ her zerrede hüküm sahibi iken, diledigini diledigi gibi yapmakta iken, biz hala gökden Kur’an indirebilir mi tartismasini yapiyoruz. Göklerde, yerde ve nefislerde öyle bir sistem isliyor ki, bunu fark edenin Allahu Ekber dememesi mümkün degildir.

    Allah, hangi isimle isaret edilirse edilsin, hangi suret altinda gözükürse gözüksün, alemlerden münezzehtir, hic bir suret ve isimle kayitlanmaz-kayitlanamaz! Hz. Muhammed ben Allah indinde yoklugumla iftihar ederim demisken, biz hala Hz. Muhammed´siz Allah olmaz dersek, bu yolda emegi gecenleri üzmüs oluruz.

    Bütün bu tartismalarin kendimizi ismi ve sekli olan bir sey zannetmekten kaynaklandigini yani kendimizi Allah yanisira ayri ayri birimler olarak var kabul etmekten dolayi bu tür tartismalara zemin olusturdugumuzu ve bu fiillerin aciga cikmasinda dahi hikmet oldugunu belirtmek isterim.

    Hersey olmasi gerektigi gibi olmakta, baska türlü olmasi mümkün degil. Bu tartismalarimiz bizlere yeni ufuklar acsin insallah. Şu da bir gercek ki, bu ilim tartisilmak yerine yaşanmasi gereken bir ilimdir.

    Hz. Muhammed; ben Allah indinde yoklugumla iftihar ederim demis, dilerim bizlere de bu idraki yasamak nasip edilmis olsun. Şu ince noktayi da belirtmek gerekiyor ki, yoklugumuzu farkedebilmemiz icin bile varolmamiz gerekiyor. Yani kisinin yoklugunu, yokun da varligini fark edecegiz! Allah hazmini versin!

    Aleme basiretle bakabilirsen eğer
    Gördüğün her şey tek değer
    Derin düşünürsen aklın erer
    Dersin ben yokmuşum meğer.

  118. 118 La ilahe illallah 1 Haziran 2008, 5:43

    Tefekkür

    “Lâ” nın manası ancak “Allah’ın âlemlerdeki tasarrufu âlem sûretleriyledir” başkaca değil, uyarısı anlaşıldıktan sonra fark edilir ve nasipte varsa yaşanır!. Sır “LÂ ilahe” nin anlaşılmasında, ve “illallah”ın açılımı olan” “alemlerdeki tasarruf” konusundadır. Bu çok iyi anlaşılmalıdır. Çokları anladım sanarak bunu hiç idrak etmeden kendini “vahdet ehli” diye avutarak geçer gider! Ahmed Hulusi.
    ***

    Bu yazının düşündürttükleri.. Yanlışlarımda uyaracağınız güveniyle..
    ***

    Tanışmak ister misin? İstesen de istemesen de tanışacağız çünkü.. LA ismim, desem, beni çok boyutlu isimlerle tanımlayacağın için, şuyum veya bu değilim demiyeceğim sana öncelikle, zaten ilk duymazsın kendi yaşamaklığın ön planda olduğu için.. İlk sonsuz isteklerinde tanışacağız mecburen, isteklerin olmadıkça, yok ismi takacaksın bana, genelde öyle yaptılar belki de sen başka isim verirsin anlamı aynı kapıya çıksada. Amacım isteklerinin peşinde giderken az yol almanı, hemen idrakını sağlamak ki ne kadar üretimin oluşacaksa o kadar bekleyeceksin çünkü. İdrak hızın az beklemeni, kaybolmamanı sağlayacağı için tanışmak istiyorum hemen seninle.. Birisi dediğine yardım etmek istediğinde bile, sana göre hayırsever olduğunda bile benimle iş görürsün, istediğin cevapları istediğin şekilde alamadığında hep selamlaşırız da fark etmezsin. Kendinde her irade görüşün bizi ayırır dostum, bana daha çok iş düşer o vakit.. Çok ağlarsın, çok düşünürsün, çok konuşursun, çok yazarsın, oysa bir kapımdan geçip gidemezsin, benim için sakıncası yok dilediğin kadar kal sen bilirsin.

    Uğraşırsın uğraşırsın belki de yedi aşama kadar yol alırsın, ne vakit ki elimden bir şey gelmiyor noktasını yakaladın, dinlemeye başladın, kapımı araladın demektir. Olabilirlik-ihtimal’in asla söz konusu olmadığı gerçeğini tatmaya başlarsın, bu bakışı sürdürebilirsen ve bunun getirisi ahlakı edinebilirsen, soğuk kanlılık gibi, sessizlik gibi evrensel sevgi gibi, güven gibi vs., o vakit düşünenler arasına girmeye başlarsın.

    Eğer beni hayalinde oluşturduğun belli noktalara kilitlersen her noktada farklı farklı olacak sanırsın. Oysa her noktada sistem Tek. Hayalinde yarattığın bir tanrı şeklinde oluşturmuşsan bu düşünceyi yaşadığın yakınlarında düşüncelerini tasarrufa geçiremiyebilirsin veya kendinde, hatta yeniden düşüncelerinde. Bana ilk bakışın nasıl olursa genelde o şekilde düşünmeye çalıştığından beni başka tanımlayamazsın. Şok etkisi ile tanıdıysan gidişin farklı, sevgi ile tanıdıysan yol alışın farklı, çaresizlik duygusu ile tanıdıysan hissedişin farklı, hayranlık olarak algıladıysan bambaşka noktalardan ilerleyeceksin. Ben ilk kabe görüşü gibiyimdir. İnsanlara sunumlarında ne demek istediğimi hatırlayacaksın. Senin ilk aşkınım unutamayacağın.

    Düşünsene değiştiremeyeceğin ve bir eksik bulup düzeltemeyeceğin noktada ne yaparsın, ben kimim, sorusunu bu noktada cevaplamanı çok arzu ederim. Genelde ya kendilerini yok sayarlar ya da çevresini yok sayarlar, beni anladıklarını sanırlar.. Beni anladıklarını düşünüp ya insanlara değer vermezler ya da kendilerini ilahlaştırırlar. Beni keşf eden dua mekanizmasını anlar, mürid ismini hisseder nedir ne değildir diye..

    Gel dostum yokluk kavramını sil, hüzün sahnelerinin komikliğinde oyuncu veya kahraman olma. Sakın seni küçümsediğimi düşünme, senin açından haklısın, kendi açılarından yola çıkan beğenmediğin her insanın haklı oluşu gibi. Oysa ki Evrensel bir bakış ve yol alış çizgisi hüzün sahnelerinden başka nağmeler söyler.

    Sana hiç tatmadığın bir hüzün sahnesi sunmamı ister misin? Karşına çıkan varlığa Selam verişini düşle sınırlı görülmüyorsun, sınırlı görmüyorsun, o noktada ki acz hissini ve sonsuz varlığı hayal et. Sana hüzün olarak bu noktayı hediye etmek istiyorum, eğer ki illa hüzünle yola çıkmak istiyorum başkaca yeteneğim yok diyorsan. Şimdi karşına ilk çıkan ne olursa olsun denemeye başla ta ki yoğunlaşıp idrak edene kadar. Onu değiştiremeyeceğine, senden bir katkıda olmayacağına güvenle ilk karşılamaya yakınlaş, çalış, lakin çalışarak yol alacağını, kendi iradenle işleri çözdüğünü düşünmeden..
    Taleb(e) geldikçe sonraki aşamaları daha farklı algılayacaksın. Sonra ilahe kısmını paylaşacağız, öncelikle bu yoğunlaşmayı istiyorum senden. Ve neler hissettiğini not al, yanlışlarım nerede diye düşündüğünde, birlik yoksa, ayrılık noktaları çoksa tam yoğunlaşamamışsın demektir. Bir akış olacak o bakışta. Yorumsuz olacaksın. İlk paylaşımlarına bu kapasiteyi ekleyebilirsen yanlışların zamanla azalacaktır, daha düşünerek hareket etmen kolaylaşacaktır.

    İsmim LA. Ve yokluk ismini çağrıştırmam. İlk noktadaki toplu bilgi gibi tam karşılarım sizi. Şu yoktur, bu yoktur noktalarına girmekten hoşlanmam. İlk Kabe görüşü gibiyim ve sizin için çok önemliyim. Unutma sen Rabbul alemiyn olamazsını çözeceksin benimle. LA diye çağırdığın gün beni, ilahe ile tanışacaksın. Çünkü benimle tanıştığın gün yoğun düşünsel bombardımanlarla tanışacaksın, işte o noktada ilahe yi konuştuktan sonra, sen idrak ettikten sonra LA İLAHE birlikteliğine ancak geleceğiz. İlallah kısmında ise sana karışmayacağım, özgürlüğü hak edene yollar, tanımlar biter, selamlaşmalar bizi yakin yapar, nasipse.

  119. 119 edeniz 1 Haziran 2008, 7:58

    SN. Gölgelerin Gölgesi

    Güzel yazmışsın oldukça amma keşke hepimize anlamak nasip olsa..

    Aleme basiretle bakabilirsen eğer
    Gördüğün her şey tek değer
    Derin düşünürsen aklın erer
    Dersin ben yokmuşum meğer.

    Saygılarımla

  120. 120 taner 1 Haziran 2008, 8:23

    “Hz. Muhammed’siz Allah olmaz” gibi bir cümle; ancak ve ancak Mülhime girdabındaki cinni ilhamların sonucu bilinçte açığa çıkabilir…
    Bunun ne mecazı, ne de ‘aslında anlatmak istediğim başka ama anlayamıyorsunuz’ u yoktur…
    Yanlış bir bilgidir.
    Üzücüdür; üstelik […] tarafından söylenmesi.
    Fakat düzeltilebilir zamanla; Allah ilmimizi arttırsın.

  121. 121 esra 1 Haziran 2008, 11:10

    Isıtıp ısıtıp aynı konuları önümüze getirmeyin artık! Bir ortamda sürekli aynı şeyler tekrar ediliyorsa; biliniz ki orada insanları etkisi altına alan cinlerdir… Enerjinizi ve tefekkür gücünüzü boşa harcatmayın! Kendinize ve bize yazık etmeyin! Edep ya HUUU!!!

    Birisi yazısında hata yapmış, bir diğeri yorumunda hata yapmış. Hatasını görüp özür dilemeyen benliğe ne yazsanız boş.

    İn cin top oynuyor kafalarla! Akıllı insan bu oyundan uzaklarda!

  122. 122 bir'ol 3 Haziran 2008, 3:04

    Daha önce ”yeryüzü”nün dünyanın yerkabuğu (manto tabakası) anlamına gelmediğini belirmeye çalıştığımda, ”yeryüzü” ifadesi ile bilinç boyutunda ki sonsuz esma özelliklerine işaret etmektedir demiştim..
    Fakat, Fatih isimli bir arkadaş bu ifadeye karşılık, ”o ifade yeryüzü değil ”arş” (arz)dır” demiş…
    Bakara suresi otuzuncu ayete bakılırsa şayet, ”Ben ”arz”da bir HALİFE meydana getireceğim” demektedir…
    -”Ben yeryüzünde (dünya üzerinde) demiyor”!..
    -”Ben arz’da bir halife meydana getireceğim” diyor!…
    Bakara 30’a göz atılmasını rica ederim..
    Sağlıcakla…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: