Ara veriyoruz..

Sanki SINIRLARI BELİRGİN BİR BEYİN olurmuş gibi; İNSANLARI SINIRLAMAYA ÇALIŞAN ve YÖNLENDİRENLERDEN olmamak için…

Ucu açık bir süre, yayınımıza ara veriyoruz..

Selam ve sevgilerimizle…

Yorumsuz Düşünür Yazarlar -Yo®umsuz Blog

İnsanları sınırlamayan ve yönlendirmeyen, kendisi de sınırlanmayan ve yönlendirilmeyen bir Yorumsuz Blog için el ele, gönül gönüle !?..

Reklamlar

52 Responses to “Ara veriyoruz..”


  1. 1 Talib 5 Haziran 2008, 11:40

    Bugün sabah, her günkü gibi ilk yaptığım şeyi, yani yayınlanan yazıları büyük bir merak ve öğrenme isteği ile okuyup hazmetmek üzere, vazgeçilmezlerimden olan Yorumsuz Blog’ umu açtığımda tarifsiz bir hüsran ile karşılaştım..

    “Sanki SINIRLARI BELİRGİN BİR BEYİN olurmuş gibi; İNSANLARI SINIRLAMAYA ÇALIŞAN ve YÖNLENDİRENLERDEN olmamak için…”

    Düşünüyorum ve bunun ne demek olduğunu hala anlamıyorum anlayamıyorum, acaba size bu konuda bir itham mı geldi, nedir bunun anlamı, neden bizi böylesine bir fikir ve bilgi kaynağından mahrum ediyorsunuz. Bu sitenin devamlı bir takipçisi ve yazarlarının ilim aşığı bir hayranı olarak bunun açıklamasının yapılmasını en azından bir hakkım olarak görüyor ve bunu sizden istiyorum. Lütfen neler olduğunu bize açıklayınız.. Nedir bu bi sitem mi, bir kaçış mı, bir mazeret mi?…

  2. 2 KGökdoğan 5 Haziran 2008, 1:06

    ÇÖZÜM ÖZ ELEŞTİRİDEDİR…

    Bir durumu temsil yoluyla anlatmak maksadıyla eskiden beri söylenegelmiş hikmetli ve meşhur söz veya atasözüne DARB-I MESEL denilir.

    Mesel kelimesi lugatta benzer, nazir, delil, hüccet, bir şeyin sıfatı, halk arasında kabul görüp yayılmış ve meşhur olan sözlerdir. Bunlara Türkçede atasözü, söylenmesine de darb-ı mesel adı verilir. Kur’ân-ı Kerim’de bir çok meseller vardır. Bunlardan bazıları, övmek veya kınamak için getirildiği gibi, sevap ve cezanın önemini yüceltmek, tahkir etmek için de olabilir. İşte buna göre darb-ı mesel: “Herhangi bir misali yerinde kullanmak ve tatbik etmek” şeklinde tarif edilebilir. Nitekim Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’deki ilâhi hakikatları ve güzel hikmetleri insanların kolayca anlamaları için çeşitli meseller getirir. (alıntı)

    Zamanla insanlarımız da çok güzel darb-ı meseller üretmişlerdir. İşte bunlardan birisi:

    Meleklerin arasında şöyle bir söylenti yayılmış. “Allah’ın kendi kudret eliyle yarattığı Âdem isimli varlığa secde emri gelince içimizden birisi secde etmeyecekmiş.”

    Bu söylentiyi duyan tüm melekler haşyetten ve korkudan secdeye kapanmışlar. O kadar çok yalvarmışlar ve gözyaşı dökmüşler ki nihâyet bir ses duyulmuş.

    “Hepiniz kalkın ve kendinize bakın. İsyan damgası birinizin alnına vuruldu.”

    Tüm melekler secdeden kalkmışlar. Her birisi kendi alnına bakmış ve “temiz” olduğunu görmüş. Aslında “cin” sınıfından olup da meleklerle duran hatta meleklere ilim ve ibadette önderlik eden “İblis” ise hepsinden önce secdeden kalkarak çevresine bakmaya başlamış. “Acaba kimin alnına vurulacak” diye teker teker tüm melekleri kontrol etmiş. Hepsinin temiz olduğunu görmüş. Ve yayılan söylentinin ve duyulan sesin sadece bir uyarı olduğunu zannetmiş. Kendi alnına bakmadığı için…

    Melekler İblis’in alnındaki isyan izini görmüşler ama “ayıbını yüzüne vurmamak için melekçe susmayı” tercih etmişler. Uyarı zâten yeterince açıkmış. Darb-ı meselin gerisini biliyoruz artık.
    * * *

    Bu kadar anlamlı ve “melekçe” bir tavırla yayınlanan Yorumsuz Blog’un bu uyarısını dikkate almamak ve “kendimizi” kontrol etmemek mümkün değil. Yazarlardan okuyucuya kadar kendimizi kontrol etmeliyiz.

    Gerçekleri anlamaya ve anlatmaya çalışan her “değer” mutlaka insaf dışı taarruzlara mâruz kalır. Allah “insaflı olanların” yardımcısıdır.

  3. 3 ergen 5 Haziran 2008, 4:43

    Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler…

  4. 4 özde 5 Haziran 2008, 5:19

    Sevgili dostlar,

    Şu halimize bakın, ya HU… gerçekten içler acısı… Pelperişan bölük parça olmuşuz, neyin savaşını, neyin mücadelesini yapıyoruz?..

    Bu alınganlık Neden? Niçin?. “Ameller niyetlere göredir..”
    Haksızlığa uğramaktan mı?.. Tepki olsun diye mi ? ..

    Bir ömrü bu yolda harcamış, bir candost bizleri uyarıyorsa, Onu, samimiyetle dinlememiz, değerlendirmemiz gerekmez mi?..

    Geriye değil ileriye bakmamız, tüm Müslümanlar kardeştir dememiz gerekmez mi?..

    İşte Biz.. İşte hallimiz.. İşte Kur’an..

    “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (SAF SURESİ/4)

    “Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur: İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va’detmiştir.” (FETİH SURESİ/29)

    “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (AL-İ İMRAN SURESİ/103)

    “Gelin tanış olalım, İşi kolay kılalım…
    Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz…” diyor… “-Bizim Yunus”

    Sevgili dostlar, biz garibanların elinden gelen bu..
    Doğrusunu ancak Allah bilir..

    Sevgi ve saygılarımla..
    Güvenlik kodu:insann

  5. 5 metinav 6 Haziran 2008, 5:23

    Sevgilinin sevgilileri İNŞA ve İBDA ALLAH. İhlasla yapılan her iş muhakkak yerini hakkıyla bulur. Kulluk şuuru ve bilinci içinde MARİFETULLAH için ihlasla yapılan her davranış elbetteki onun affı ve lutfu ile çepeçevre sarılmıştır o hidayetten ayırmaz kulu cahilane istemedikçe, fırsat vermez saptırıcılara ne olurlarsa olsun çünkü siz sapmadıkça (bile bile pişman olmaksızın açıkça istemedikçe) o saptırmaz yaratmaz.
    ALLAH KERİMİYYETİYLE NURU VE HİDAYETİYLE DAİM KUŞATSIN BİZ KULLARINI. AMİN. ZATİ KUDRETİ VE BENLİĞİ HAKKINA. AMİN.

  6. 6 ergen 6 Haziran 2008, 9:37

    Gerçekten anlamlandıramıyorum, vermiş oldugunuz bu kararı. benim gibi ilim adına bir şeyler kazanmak için bu siteyi takip eden bi çok kişi de anlayamıyordur gibi geliyor. lütfen sorularıma cevap verirseniz cok sevinirim.

    bu duyuru neden yapıldı? kim kimi sınırlıyor? bizim anlamadıgımız bu duyuruyla sitenin amacı ne?
    madem ki sitenin yayınına ara verdiginizi söylüyorsunuz neden yorum almaya devam deiyorsunuz? kimi neyle sınıyorsunuz?

    şunu belirtmekte fayda görüyorum, okurlarınız sizi takip edenler aptal degiller. […] amacınızın reytıng olmadıgını bildigim icin böyle kaygılar taşınıdıgınızı düşünmüyorum.. o zaman ne bu perhiz ne bu lahana turşusu demek geliyor içimden. saygılarımla….

  7. 7 mustafa öz 6 Haziran 2008, 11:38

    Öz eleştirinin Hıristiyan ahlakından kaynaklanan bir uygulama olduğunu, İslam ahlakında ÖZ ü eleştirmenin mümkün olmadığını, ancak tövbe kapısının açık olduğunu, tövbenin nasuh olması gerektiğini asıl amacın ise tövbeden tövbe olduğunu düşünüyorum.

  8. 8 kg 6 Haziran 2008, 2:56

    “Öz eleştiri”yi “kuluğumuzun gereği nefis muhasebesi” anlamında kullandım. Öz değişmez ve eleştirilmez haklısınız. Kulluğumuzun sıfatları değişir. Sıfatların değişimini de “fiiller” kanıtlamalıdır.

    Teşekkür ederim.

  9. 9 özde 6 Haziran 2008, 3:39

    Sevgili Dostlar,

    Bu ne haldir?.. diye merak eden; soru sorup cevabını alamayan, […] farkında olamayan arkadaşlar, şaşkınlıklarını gizleyemeyerek sorular sormaya ve cevaplar aramaya devam edecekler…

    Site yönetimi bu konuda tepkisini koymuş olmakla beraber, olayın gerçek içeriği hakkında okurlarını, izleyicilerini bilgilendirmesi gerekmez mi ?..

    Yoksa “Anladın sen onu” demekle mi yetinecek….

    Takip ettiğim, anladığım kadarı ile 3-4 sitedeki bazı yazarların, farklı değerlendirmelerinden kaynaklanan bu süreç, karşılıklı ima ve ithamlar ile devam etmektedir… YORUMSUZ BLOG da bu olaylardan nasibini almıştır…

    Burada dikkat edilmesi gereken öncelikli husus, isimlerin deşifre edilmesi kime ne kazandırır?.. sorusudur.

    İkinci bir husus ise, bizim gibi sıradan insanların, olayın tarafları hakkında yanlış hükümler verip, cepheleşmek suretiyle, kendimizi tehlikeye atmamız söz konusu olabilir…

    Bir diğer husus ise bu kardeşlerimizi, ekseriyetimizin sevdiği, saydığı insanlar olmasıdır..

    Şimdi bu noktada neler yapabiliriz?.. daha önce benzer olaylar karşısında neler yapılmıştır? diye düşünmeden edemiyor insan..

    Belki bu olayın boyutları bizleri çok çok aşıyor ama olayın tatlıya bağlanmasını canı gönülden istiyoruz..

    […]

    Sevgili dostum, O hikayenin, darbı meselin; şöyle bir devamı var, Sevgili Mevlana‘nın Mesnevi’sinde;

    ““Âdem Peygamber, ansızın esasen şakî olan İblise hor baktı.
    Kendisini beğenip, kendisini ulu görüp melun şeytanın yaptığı işe güldü.

    Allah gayreti bağırdı:

    ”- Ey tertemiz adam! Sen gizli sırları bilmiyorsun.

    Eğer Allah kürkü ters giyerse dağı bile ta kökünden temelinden söker.

    O zaman, yüzlerce Âdem’in perdesini yırtar, yüzlerce yeni Müslüman olmuş suçsuz, günahsız iblis yaratır!”

    Âdem “-Bu hor görüşten tövbe ettim. Bir daha böyle küstahça düşünceye düşmem” dedi.””

    Yorumsuz Blog; yazarıyla –okuruyla; YAPILAN UYARILARI SAMİMİYETLE DİKKATE ALIP, nerede, nasıl yanlış yaptım, daha iyi nasıl yapabiliriz diye kendimizi sorgulamalı ve gereğini yapmalıyız… diye düşünüyorum.

    Doğrusunu ve hikmetini, ancak Allah bilir.

    Sevgi ve saygılarımla…
    Güvenlik kodu: nefiss

  10. 10 melek 6 Haziran 2008, 5:44

    “İnsanları sınırlamayan ve yönlendirmeyen, kendisi de sınırlanmayan ve yönlendirilmeyen bir Yorumsuz Blog için el ele, gönül gönüle !?..”

    Bu dileğinize ben de canı gönülden katılıyorum. Bu dileğinizin sebebini ve muhatabını zamanlamanıza ve yayınladığınız yorumsuz son yazılara bakarak anlayabiliyorum.

    Beyler bu site reklam değil, yorum sitesi!
    İşe yaramaz, bu yolda kırılan su testisi!
    Lafını etmemektir, kırılmamanın belirtisi!
    Yazmak değil, yaşamaktır ilmin getirisi!
    Dilinin altında gizlidir, insanın nefsi, kendisi!

    Tatile çıkalım, kafaları rahatlatalım.

  11. 11 Cenghis 6 Haziran 2008, 6:48

    Bu konunun yoruma açılması doğru değil kanımca… Şahıs ismi söylenmese bile dedikodu, iftira vs. yolu açılabilir. Sui zanda bulunulabilinir ki bazı yorumlar bunu gösteriyor.. Bir şahsı hedef alan bir makale geçtiğimiz merkur rötarında da vardı bu forumda maalesef.. Tesadüf mü bu!!?. Merkür rötarını tekrar tüm yorumculara ve yazarlara hatırlatmak isterim. Bu tarz konular okuyuculara bir şey katmamaktadır.. Site yönetimine tavsiyem bu konunun yoruma kapatılmasıdır. İnsanları neye itiyorsunuz farkında mısınız?????????? İletişim hatalarının en yüksek düzeyde olduğu şu dönemde bu doğru bir karar olmaz mı sizce? Sistemi ne zaman okumaya başlayacağız..Yoksa sizler merkur rötarının etkilemediklerinden misiniz?

    “Kim kardeşine sui zan beslerse, Rabbine sui zanda bulunmuş olur. Çünkü Allah (Hucurat suresinde): “Zannın çoğundan kaçının” buyurmuştur. (RAMUZ’UL EHADİS 4979)

  12. 12 ne çare 6 Haziran 2008, 7:00

    Öz eleştirilmez; benlik eleştirilir!
    Özeleştiri sözü bana yanlış geliyor.
    Nefs muhasebesi-nefs mücadelesi daha doğru geliyor.

  13. 13 Paris 6 Haziran 2008, 9:38

    1) Karar ne olursa olsun yanlıştır. Çünkü insanlara ‘ilim yaymak’ sitenin ””kapatmakla ilgili”” hedeflemiş olduğu amaçtan daha hayırlıdır.
    2) Mehdiyet ilmini Deccaliyete rağmen yaymalıdır.
    Ayrıca burası Emmare Levvame ve Mülhime bilinçlerine aitken neden her okurdan Velayet olgunluğu ve kusursuzluğu beklenildiğini anlamış değilim.
    3) Herşeye rağmen Yorumsuz Blog’u çok seviyorum
    4) Kapatma kararının sebebini biliyorum fakat söylersem ‘gıybete’ girer; halbuki bizim amacımız Şeyhi Ekber gibi tövbeye bile tövbe etmek.
    5) Özde isimli arkadaşımızın bahsetmiş olduğu farklı yazar / site / değerlendirme olayı çok derin bir konu ve geçmişi hayli uzun diye biliyorum fakat o bize ters gelen yerlerden elde ettiğimiz ilimi ön plana koyup ”Allah razı olsun” diyorum çünkü terazinin kefesi böyle ağır basmalı.
    6) Bugün bir yazı daha yazılabilirdi. Ve bir kişi daha nasiplenebilirdi.
    Yorumsuz Blog’u; Allah’ın kazasından Allah’ın kaderine kaçmaya davet ediyorum.

    Yazımızda yanlış noktalar gördüyseniz özür dileriz herkesten.
    Hepinizi çok seviyorum.

  14. 14 melek 6 Haziran 2008, 10:02

    Bir merkür rotarı bahanesi tutturulmuş gidiyor! Ben kendimi bildim bileli insanlar arası iletişim bozuklukları hep olur. Ne yani, Merkür her zaman rotarda mı? Merkürü günah keçisi yapmak moda olmuş. Ne ala; herşeyi Merkür rotarı bahanesi ile örtelim geçelim!

    Bir yorum sitesine, yazısının yorumlanmamak üzere yayınlaması ayrıcalığını istemeye, kimin hakkı var?

    Bundan daha büyük […] göstergesi olabilir mi?! Örnek olayım derken, ibret olmayalım!

  15. 15 ahmet 6 Haziran 2008, 10:16

    Belli ki; ortada site yönetimini rahatsız eden büyük bir olay var. Bu olan şey; site yönetiminin kendi kurallarını çiğnemesine sebep olmuş. Site yönetimi bir grup okur için, bu kararı almış; ama sonra pişman olmuş. Şimdi ise okurlarının kendilerini anlayıp, doğruya, gerçeğe sahip çıkmalarını istiyor.

    Elbette ki; site yöneticileri bunu, kendi sitelerinde yoruma açma hakkına sahiptirler. Bırakın, o kadar da hakları olsun. Site yöneticileri de insan; taş değiller.

    Tek amaçları ise açık, objektif olmak, her sese kulak vermek, yasağa karşı çıkmak. O halde; her yazı yorumlanabilmeli.

    Bilmem, farkında mısınız? Burası bir yorum sitesi!

    Yorumsuz Blog da “yorumsuz kalarak” tüm yorumları tarafsız yayınlamak, gerçekleri tüm çıplaklığı ile vermek istiyor.

    Yoksa belli fikirleri bağlayıp, diğerlerini salıvermek, deccalin yalancı cennetine girmektir.

    Yorumsuz Blog’un taraftar, fanatik mi olmasını istiyorsunuz? Buna kimin hakkı var?

  16. 16 h*u 6 Haziran 2008, 10:42

    Yorumsuz Blog… Adı üstünde ne güzel… Bir-e karşı belki de bilmem kaç… Dünya ve de ukba cenneti… Sizlerin sayesinde, aklıma ve de hayalime gelmiyen şeyleri okuyorum, öğreniyorum, adeta ana okulunun heyecanlı bir yavrusu gibi…

    Buranın eğitmenleri ne güzel, hocaları ne güzel, öğrencileri ne güzel.. bakıcıları ne güzel, gözleyenleri ne güzel.. hepiniz ne güzelsiniz…

    Bu kadar güzellik içinde, güzele talip olmak ne güzel…
    Bizlere sunduğunuz bu güzellikler ötesi güzellikler için sizlere sonsuz teşekkürler, ey güzeller…

    Güvenlik kodu: CENNETT

  17. 17 7d2li 6 Haziran 2008, 11:02

    Şimdi sınırlandığından şüphe ediyor ve sınırlanmaktan uzak durmaya çalışıyorsun! Ne varki yeniden kaptırıp gideceksin kendi yolunda. Sonra bir gün gelecek ki neyle sınırlanmış olduğunu artık hatırlamayacaksın bile!!!!

  18. 18 yorum 6 Haziran 2008, 11:35

    Paris Yazmış:
    6 June 2008 21:38

    1) Karar ne olursa olsun yanlıştır.

    Ne kadar doğrusunuz!!

    Çünkü insanlara ‘ilim yaymak’ sitenin ””kapatmakla ilgili”” hedeflemiş olduğu amaçtan daha hayırlıdır.

    Tabi ki öyle. İnsanları sınırlamayan ve yönlendirmeyen, kendisi de sınırlanmayan ve yönlendirilmeyen olmanın ne önemi var???

    2) Mehdiyet ilmini Deccaliyete rağmen yaymalıdır.

    Ne kadar şanslısınız!!! Bu iş bize kaldı! Biraz aşağısını kabul etmez miydiniz!!

    Ayrıca burası Emmare Levvame ve Mülhime bilinçlerine aitken…

    Çok ta alçak gönüllüyüz!!!!

    3) Herşeye rağmen Yorumsuz Blog’u çok seviyorum

    Sevgi böyle birşey işte!

    Dostlar, birbirinizi ağırlamaktan vazgeçin. pc başında oturup klavye üstünden uçmayı bırakın da, kalkın biraz eşinizle çocuklarınızla ilgilenin size hangi mertebeye geldiğinizi en iyi onlar söyleyeceklerdir!

  19. 19 seyit 6 Haziran 2008, 11:44

    […]Fiyasko! Aynı hata ikinci defa tekrarlandı. En önemli kural çiğnendi.

    Yorum sitesinde, yorum yapılamayan yazı dayatmadır.

  20. 20 Paris 7 Haziran 2008, 12:16

    yorum Yazmış:
    6 June 2008 23:35 1) Karar ne olursa olsun yanlıştır.

    Ne kadar doğrusunuz!!

    Çünkü insanlara ‘ilim yaymak’ sitenin ””kapatmakla ilgili”” hedeflemiş olduğu amaçtan daha hayırlıdır.

    Tabi ki öyle. İnsanları sınırlamayan ve yönlendirmeyen, kendisi de sınırlanmayan ve yönlendirilmeyen olmanın ne önemi var???

    2) Mehdiyet ilmini Deccaliyete rağmen yaymalıdır.

    Ne kadar şanslısınız!!! Bu iş bize kaldı! Biraz aşağısını kabul etmez miydiniz!!

    Ayrıca burası Emmare Levvame ve Mülhime bilinçlerine aitken…

    Çok ta alçak gönüllüyüz!!!!

    3) Herşeye rağmen Yorumsuz Blog’u çok seviyorum

    Sevgi böyle birşey işte!

    ————————————————

    Mehdiyet derken işaret ettiğim nokta kendim veya çevremdekiler değildi: Okuduklarımdı.
    Nasıl bu kadar ters anlayabildin anlamıyorum…

    Ne kadar doğrusunuz demişsin…
    Çok klişe bi yaklaşım olmuş.
    Bu tespitimin cevabı bu değil.
    Verdiğin cevap etkili değil.
    ————————————————–
    Nefs mertebeleri ile ilgili yaptığım tespit doğrudur.
    Alçak gönüllüyüm tabi; emmare diyorum işte; daha da alçağı mı var yoksa?
    Velayeti alan biri burda ”kişisel tartışmalara” girmez teziyle, herkes bu kolay analizi yapabilir, neden saklayalım ki bunu.
    ————————————————–
    Sevgi nasıl bir şey bende bilmiyorum fakat; öğrenmek için sana müracaat edilmemesi gerektiğini artık biliyorum…
    Bu son tartışmamdır bu konuyla ilgili bir daha olmayacak.

  21. 21 SORU 7 Haziran 2008, 12:39

    Bir yazar diyorki,
    “” Bu yola nice insanlar baş koydu. Sonra, zoru görüp gerisin geriye başladığı yere döndü. Çoğu başladığı yeri bile bulamadı.

    Niceleri bu yoldan geçip gitti, isimleri dahi hatırlanmıyor şimdi. Kaç kişi Allah’ın beğendiği hayatı yaşadı? Ya da niçin yaşayamadı? “”

    Böyle sözlerde bana çok uygunsuz gelen birşey var. Bu yazıları yazanlar kendilerini neden Allah’ın tarafında, beğenmedikleri başka insanları karşı tarafta zannediyorlar? Bizim yanımızdan uzaklaşanlar Allah’tan uzaklaşıyorlar gibi alttan sözler doğru bir söz mü?? Allah sınırsız her yerdedir sözü bu demek mi?! Bu tuhaflığı benden başka soracak yok mu, yoksa sormaya çekindiğiniz doğru mu?.

  22. 22 Paris 7 Haziran 2008, 1:05

    Mehmet Doğramacı demiş ki: ”Bu seride geçen ‘İMANIN HAKİKATİ‘ ve ‘HALKOLUŞ‘ başlıklı sohbetler; ehlinden bizlere lütfedilmiştir… DOSTUN özel ricası üzerine de yoruma açılmamış, okuyanların sükunetle değerlendirmesi, tefekkür etmesi önerilmiştir.”

    Bu DOST kimdir?
    Benim dost denilince aklıma tek bir adres gelir…
    Öğrenmek istiyorum.

  23. 23 nazan öztürk 7 Haziran 2008, 1:13

    […] Umarım küsme sırası okurlara gelmez. Şaka bir yana sıkı bir YORUMSUZ BLOG takipçisi olarak site yönetimine sesleniyorum. Günlük gazetelerden önce sizinle güne başlama keyfinden daha fazla bizi mahrum bırakmamanızı diliyor, tüm emekleriniz için teşekkürlerimi iletiyorum.

  24. 24 yorum 7 Haziran 2008, 7:27

    Paris Yazmış:
    “”emmare diyorum işte; daha da alçağı mı var yoksa?””

    EVET VAR! Kuran Diyor ki “onlar davar sürüsü gibidirler, hatta belki davar sürüsünden de aşağıdadırlar”

    siz ne kadar şanslısınız ki Mehdiyet ilmi size kaldı..

    kendinizi buna inandırarak […]…. ibretliksiniz…..

    birbirinize veli mertebeleri dağıtmaktan usanmadınız…. usanmıyorsunuz… […]

  25. 25 kg 7 Haziran 2008, 8:35

    Âlemlerin her zerresinin zikrini işiten, meleklerin en büyüğü ile görüşen hatta ondan daha ileri geçip de “aracısız vahye” ulaşan Resulullah a.s.’ın bu mucizesi kadar bir mucizesi daha var ki aklımızı hayrette bırakır…

    O mucize tüm Nübüvvet yaşamında günlük olaylar hakkında “ZAHİRE GÖRE KARAR VERMEK AZMİDİR”. Dostları ile “istişâre” yapardı. Sahabe ikiye, üçe, dörde ayrılabilirdi. O gruplardan birisinin kararını kendi kararına yakın bulurdu ve ya bulmasa da katılırdı.
    Mesela UHUD savaşına gitmek istemediği “Medine’de savunma taktiğinde kalmak” istediği halde heyecanlı genç delikanlı cengâverlerin savaş baskısına katıldı. Delikanlılar tecrübelilerce aydınlatıldı fakat zırhını kuşanmış olan Resulullah a.s. “Resuller zırhını kuşandığında savaşmadan çıkarmaz” anlamındaki sözleriyle UHUD’a geldi. Ve mâlûm gözyaşları…
    Bir savaşta alınan esirler hakkında “yumuşak” karar veren tarafa katıldı. “Sert” karar veren tarafın kararı “vahiy” ile desteklendi fakat ok yaydan çıkmıştı, zâhiri karar uygulandı esirlere “yumuşak muamele” yapıldı.
    Savaş çağrısına katılmayan birkaç sahabe hakkında ve Hz. Ayşe’ye atılan iftira olayında zahire göre karar vermemeyi tercih etti (iki olay ayrı ayrıdır). Fakat tavrı; savaşa katılmayanlara ve Hz. Ayşe’ye karşı çok soğuk oldu. Âlemlerin sonsuzluğunu gören Allah Resulü “gözünün önünde cereyan eden” olayların perde arkasını görmemeyi TERCİH EDİYORDU. Ve o muazzam SAHABELER olayın iç yüzünü neden keşfetmiyorsun diye sormuyordu. Allah’dan “vahiy” geliyor ve olay çözülüyordu.
    Savaşa gitmemekte gevşeklik eden sahabe hiçbir mazeret uydurmadan… “Ben tembellik, gevşeklik, vurdumduymazlık ettim başka nedenim yok” diyerek bâtınındaki gerçeği söylediği için “Allah”ın affına uğradı. Resulullah’ın soğukluğu geçti. Yalan mazeret uyduranlara ceza verilmedi fakat durumları “Allah”a kaldı…
    Hz. Ayşe’nin temizliği “vahiy” ile tasdik edildi. Resulullah a.s. Hz. Ayşe’nin vahiy ile desteklenmesinden dolayı onu daha çok sevdi ve yanından hiç ayırmadı ve onun dizlerinde vefat etti.

    Şimdi NÜBÜVVET boyutunda bir insanın başka insana uygulayacağı “vahiy” yoktur. Yâni Hz. Muhammed a.s.’dan sonra bir kişi “ben Allah’dan bu konuda bilgi aldım sen şöyle yap ya da yapma” demek yetkisine sahip değildir.
    Keşif ve keramet ile zahiri olaylara hüküm vermemek de Allah dostlarının Allah’ın sistemine tabiiyetinin sonucudur, Resulullah a.s.’a “gerçek vâris” olmalarının göstergesidir.
    Ama aciz ve yetersiz taklidi bilgi aklımla “HİÇ BİR DOST”a Allah’ın Sistemi Hakkında “SINIRLAMA” getirme yanılgısına da düşmem. Allah’ı, Resulünü ve Allah Dostları’nı ne kadar tanıyabiliyorum ki? Ancak kendi kısır aklım ve imanım kadar.

    Haziran ayında otuz derece hararette her nedense DONUKLAŞAN NEHİRLERİ kör tahminlerimiz dışında yorumlayamıyoruz. Risâlet ilminin gerçek vârislerinin “sınırlanamayan” akıl ve imanları ile ve zâhiri de bâtın kadar gören keskin nazarlarıyla nedenleri inceleyip DONAN NEHİRLERİ tekrar akıtmalarını MEDİNELİ HEYECANLI DELİKANLILAR GİBİ temenni ediyoruz. Bu temennimizde hatalı olabiliriz… Resulullah a.s’ın o gençlere kırılmadığını biliyoruz ve biz de haddimizi aşmamızdan dolayı aynı muameleyi umuyoruz.

    Sonsuz evrenlerde bir nehir donmuş… O nehirdeki birkaç zavallı balık dışında yaşam her yerde olanca hızıyla akıp gidiyor. Olay birkaç balık için evrenlerin en önemli olayı iken, geriye kalan sonsuz sayıdaki canlılar için sıfır değerde bile değildir. Ey balıklar… Allah’ın her an tecellisindeki bir anın sonsuz anlara göre ne değeri var?

    Allah’ım biz kullarının kalbleri senin döndürmen dışında da çok çabuk sağa sola dönüveriyor. Bizim çok çabuk ekseninden çıkan ve yalpalayan kalblerimize sen sâhib ol. Sen BÂTIN’ların ve ZÂHİR’lerin SULTÂNIsın. Bizi bizimle bırakma. Arı’ya, karınca’ya vahyeden Allah’ım senin vahyine, ilhâmına ve ADALETİNE sınır yoktur… SON NEBÎ’den sonra bizleri “kulakları ve kalbleri” “NÜBÜVVET VAHYİNE” kapalı olarak yaratan ve açmayacak olan yine Sensin. Biz seni duymuyoruz ama sen bizim “bâtınımızdan” gönderdiğimiz her bilgiyi duyuyorsun.

  26. 26 hakan 7 Haziran 2008, 4:09

    “Paris Yazmış:
    7 June 2008 01:05
    Mehmet Doğramacı demiş ki: “Bu seride geçen ‘İMANIN HAKİKATİ‘ ve ‘HALKOLUŞ‘ başlıklı sohbetler; ehlinden bizlere lütfedilmiştir… DOSTUN özel ricası üzerine de yoruma açılmamış, okuyanların sükunetle değerlendirmesi, tefekkür etmesi önerilmiştir.”

    Bu DOST kimdir?
    Benim dost denilince aklıma tek bir adres gelir…
    Öğrenmek istiyorum.”
    demiş.
    * * *

    Ben de öğrenmek istiyorum, o dostunuzu(!). Bizim DOST’umuz susun, dinleyin, yorumlamayın, sormayın demez. Yorumsuz, sorusuz nasıl tefekkür olur??? DOST’umuzu zan altında bırakmayın, […] Herkesin dostu kendine, zorlamayla dost olunmaz.

  27. 27 Ali 7 Haziran 2008, 6:32

    DOST’TAN DOSTA:

    Soru sormak düşünce ve muhakemenin sonucudur.. Soru soran toplum insanca yaşamaya başlar!.

    Toplum, huzur ve saâdeti, düşünmek ve soru sormakla elde eder!.

    Soru sormayan beyin için, “Allah”a giden yol kapalıdır!

    Hayvan sual sormaz! Hayvansı insanlarda da sual olmaz!

    Her an, ne yaparsan yap; ‘’niye yapıyorum’’ sorusunu sormaya alıştır kendini!..

    İSLAM (Materyalist Müslümanlık):
    Soru sormayı yasaklayanlardan kaçın ve uzak durun!..

    İlmi yasaklayan ve kendini tabu kabul ettirenlerden kaçın ve uzak durun!..

    AHMED HULUSİ

  28. 28 şahmaran85 7 Haziran 2008, 9:00

    Ben bu ara verişi bir hazmetme; derinlemesine fikri plana oturtma, diğer bilgilerle karşılaştırma olanağı olarak gördüm.. .yani bu bilgilerle sınırlanmayın biraz ara verin ve bunu kendi bünyenizde tekrar yaratın; varedin diye verilmiş olan bir ara olabilir… umarım uzun sürmez…

  29. 29 alkan 7 Haziran 2008, 11:02

    SORU Yazmış:
    7 June 2008 00:39
    Bir yazar diyor ki,
    “” Bu yola nice insanlar baş koydu. Sonra, zoru görüp gerisin geriye başladığı yere döndü. Çoğu başladığı yeri bile bulamadı.

    Niceleri bu yoldan geçip gitti, isimleri dahi hatırlanmıyor şimdi. Kaç kişi Allah’ın beğendiği hayatı yaşadı? Ya da niçin yaşayamadı? “”

    ***
    SORU kardeş sana katılıyorum.Alıntı yaptığın yazının yazarını bilmiyorum. Ama yazarın kendisine, tüm hayatlar gerçekte “Allah’ın beğendiği hayatlardır”, uyarısını yapmak gerekir. Aksi halde, Allah beğenmediği şeyi yaratmaz.Tüm yaşanmış hayatlar, Allah’ın dilediği kemal hallerdir ki; bu durumu bilen akıllı insan, kimseyi eleştirmez.

  30. 30 alkan 7 Haziran 2008, 11:14

    Sayın SORU kardeş;

    Hele bir yazar var ki sufi geçiniyor; kendi sitesinde, nerdeyse her gün, yazı adı altında toplumu yerden yere vuruyor. Teklik dedikodusuyla, toplumun gıybetini yapıyor. Bu işi kendine meslek edinmiş, basmış gaza gidiyor.

  31. 31 Merak 8 Haziran 2008, 12:50

    Bir sorunum var ve buraya yazmak istiyorum.

    Site kapandığından beri; açıkken yazılara yorum yapanların birçoğu şu an yazı yazmıyor…
    Demek ki sorun bende; bunu anlamak gayet basit.
    Fakat madem idrak edemediğim birşey var neden bu bana söylenmiyor?
    Bu sessizlik bende şizofren etkisi yaptı.
    Bir sorun olmasaydı site de açık dururdu; eğer kapalıysa sorun var demektir.
    Buraya kadar anlaşıyoruz.
    Peki sorun nasıl çözülecek, neden bize anlatmıyor kimse ne olup bittiğini?
    Biz de Allah’ın kulu değil miyiz?
    Neden bazı yorumcular Lordlar Kamarası hüviyetine bürünüp burda bu kadar meraklı olan insanlara bir açıklama yapma gereği duymuyor?
    Biz yabancı mıyız?
    Açılış sayfam yaptığım bi sitede biz bizeyken neden ‘Devlet Sırrı’ gibi saklanıyor bu kadar küçük şeyler?
    Bazen önemli olan sadece gelen yazılardan alınan ilim değil benim için; seninle aynı yolda olan, Deccalin cehenneminde seninle beraber yanmaya çalışan insanların varlığından haberdar olup biraz daha soyut moral motivasyon destek v.s. adı her neyse işte onu sağlamak. Bu sitenin aktif olduğu her an bunu hissedebiliyordum.
    Evet belki önemsiz ama yazmak istedim.
    Şimdi tabi ben böyle diyince bir çok arkadaşımıza yaptıkları gibi misal Bakara suresinin filanca ayetinden kopyala yapıştır metodlarıyla kafirliğimize ispat ayetler çıkarabilirler:)
    Onlara da selam olsun…

    […]

  32. 32 hayri 8 Haziran 2008, 1:38

    Gaza basıp giden sufi değil de onun gıybetini eden sufi mi? Kendi kendimizle çelişmeyelim.

  33. 33 elf 8 Haziran 2008, 5:43

    Sevgi…
    Varmı içinizde seven ? karşılığını hakikaten beklemeden…?
    Var mı.. ne mutlu gerçek aşıklara..
    Sevmek beğeniyle başlar elbet.. belki tutku sonrasında… ya daha sonrası…??? karşılık vermesinden korktuğunuz anlar olur hatta lütfen o sevmesin diye düşündüğünüz zamanlar….

    Ama bendeki sevgi beğeniyle başlamadı.. bendeki sevgiyi açığa çıkaran bilgi oldu.. bilgi derken şu üstüne konuştuğumuz “ilim bilgisi”‘nden bahsediyorum… bu bilgiyi bana ulaştırana saygım, oldu mu koca bir sevgi… işte bu gönül böyle sevdi.. sevdiğini o sandı, perdeyi yine sevdiği sandığının verdiği bilgiyle araladı ki ne görsün sevgi karşılıksız olunca ve O’na olunca buluyor gerçek anlamını… seviyorum… gerçek sevgiye ulaştıracak yolun bu sevmekten geçtiğini duyuyorum.. seviyorum… O’nda ve her birimde sevmeyi karşılıksız yaşarsam yol mu doğrudur biliyorum… seviyorum…

    Buraya neden mi yazıyorum ? siz de sevin , onun bir başkasını sevdiğini bilseniz dahi sevin, bir başkası yok çünki… seven de sevilen de bunları gören de, yanan da hep O, yani ben, yani O, yani ben, yani O… biz…

    İkilik şirktir (Allah’a sığınırım) lakin (“O”‘ndan ayrı olmayan ve o) ikisi (!) de biliyor ki seviyorum…
    özde biriz
    elf

  34. 34 elf 8 Haziran 2008, 5:46

    Bakınız aşk gene güvenlik kodum… aşk ille de aşk… neyse bundan bahsetmiştim.. seviyorumm..

    Site geçici olarak kapandı… yahu ne yapalım bu da Allah’ın ilmi değil mi… hala konuşuyorsunuz..
    elf

  35. 35 mücahit 8 Haziran 2008, 10:51

    Buradaki yorumlardan anladığım kadarıyla, Allah(cc)a giden yolda, belli seviyelere gelmiş bilinçli insanlarda dahi nefslerinden kaynaklanan çekişmeler olmaktadır. Bunu yazmamak için çok direndim kendimce ama yine de nefsime yenilerek yazdım. Allah(cc) hakkımızda herşeyin hayırlısını ihsan etsin…

  36. 36 edeniz 8 Haziran 2008, 12:07

    Merhabalar SELAMLAR hepinize; ben de birçoğumuz gibi her gün acAba açıldı mı diye muhakkak bakıyorum Yorumsuz Blog’a.. Çok alışmıştık, onun ötesinde ettiğimiz dualara icabet bulunurdu bu sitede, bilene görene en azından kendi adıma.

    Muhakkak bunda da bir hikmet vardır diyEceĞİm bir büyüğümün öğrettiği üzEre ve olması gerekiyordu oldu, diyEceĞİz, sabredip bekliyEceĞİz.. İşleri zor idi değerli Yorumsuz Blog ekibinin, dinlenmeye hakları olduğunu da biliyoruz değil mi?

    Saygı ve sabırla bekliyoruz sizleri, o zamana kadar kalpler BİR tabiri caizse;
    başka türlü olamazdı da olamaz da.

    Hoşçakalın

  37. 37 sedat 8 Haziran 2008, 2:03

    Bir suret bir fikirden ibarettir insan
    Bilinçte görünüp bellekle yaşanan
    Hayy´dan gelmiş Hu´ya gitmiş
    Bir hatıradır sadece geriye kalan.

    Sebahattin Zorlu

    Yorumsuz Blog´dan bir hatıradır sadece geriye kalan.

  38. 38 metinav 8 Haziran 2008, 11:53

    Bu konuya yazılan fikirleri okudum kendimce anladığım, site yöneticilerinin aralarında bir fikir ayrılığı olmuş bu da bu şekilde yorumsuz kalınarak okuyuculara aktarılıyor. Herşeyin hayırlısı olsun. Amaç hayr ise ne mutlu onlara yok kişisel hislerden huylardan birimselliklerinden ise eyvah.. Bu bir hizmetse kişiselliklerden birimselliklerden uzaklaşıp tam bir ihlas ve bir büyüğün dediği gibi tesanüd gerekli yoksa kaş yapayım derken göz çıkar o da hiç bir işe yaramaz netice itibariyle. Adaleti hikmeti bilmeden yapamazsınız. Çoğunluğun hayr ve selameti için azdan vazgeçilir. Elbetteki ALLAH ecirleri hakkıyla veren ve hıfz edendir. ALLAH NEFSİN VE ŞEYTANIN AZDIRIP BOŞ HAYALLERE SÜRÜKLEMESİNDEN MUHAFAZA ETSİN. AMİN Bİ HÜRMETİ SEYYİDİL MÜRSELİYN. AMİN Bİ HÜRMETİ MUHAMMEDÜL EMİYN.

  39. 39 KGökdoğan 9 Haziran 2008, 9:17

    “KÖPRÜ OL Kİ ÜZERİNDEN GEÇSİNLER”

    Eskiden en az on yıl “medrese” müderrislerinin önünde diz çökerek, en az yirmi yıl “tekke”de “İnsan-ı Kâmil”in elinden “nefs terbiyesi” alarak “tevhid ilmi”ne yüz binlerce kişiden ancak birkaç kişi ulaşabilirdi. Onların da diri diri derisini yüzsen “Lâ ilâhe” nin anlamını söylemezlerdi. Söylemeye Hallac gibi birkaç kişi cesaret etti… ve hepsi de “sırrı ifşâ” etmenin “hediyesini” öldürülmek olarak aldılar.

    Daha tedbirli davrananlar sustular mı? Asla susmadılar. Susmadılar ama “Lâ ilahe”nin mânâsını öyle bir labirent içine koydular ki o mânâya ulaşmanın tek yolu IQ’nun (zekâ seviyesinin) yüzde yüz olmasını gerektiriyordu.

    “Lâ ilâhe”; asırlarca ilâhilerde, evliya menkıbelerinde, şiirlerde ve dil uzmanlarının dahi anlayamadığı “muazzam tasavvuf eserlerinde” Kaf dağının ardındaki Zümrüt Ankâ kuşu kadar gizemli kaldı.
    Ne zamana kadar? Kırk yıl öncesine kadar… Birisi “nice kellelerin uçup da soranın olmadığı” er meydanına çıkıp; Lâ ilahe illâ ALLAH’IN Allah’ın ANLAMINI, IQ’su neredeyse “sıfır” olanların dahi anlayacağı dil ile anlatıncaya kadar.

    Şimdi hangi noktaya geldik?

    “Tamam tamam anladık TANRI YOK… Bıktık artık bu muhabbetten başka şeyler söyleyelim, yeni hikâyeler bulalım”a kadar geldik. Bu yanılgımız hâlâ kırk yıl önceki “TECELLİYAT”ı da anlamadığımızı, şimdiki açılımı olan “TECELLİYAT”ı da anlamadığımızı gösteriyor. AYRICA sadece günümüzde birkaç kişi değil tâ Hz. Âdem’den beri her Nebî, her Resul, her velî ve her bilge sadece “TANRI YOK ANCAK ALLAH” ı anlatmışlar. Bizim “tamam tamam anladık” dediğimiz “basit” (??????) konuyu anlatmışlar.

    Anlamamakla kalsak sorun yok. Bir de birbirimize “TECELLİYAT”ın inceliklerini öğretmeye kalkışıyoruz. En iyi ben anladım sen anlamadın, gel sana öğreteyim diyoruz. Sanki “TECELLİYAT” battı (????????)da kurtarılmayı bekliyor…

    İşte bir site “DONDU”. Tecelliyatta bir eksilme oldu mu? OLMADI. Site yeniden AKMAYA başlasa Tecelliyatta bir artış olur mu? OLMAZ.
    O halde “bilginin kaynağı”nın ne sana, ne bana, ne bu siteye, ne o siteye, ne falana ne de filana ihtiyacı yok. Hiç kimse “donana” da üzülmesin “akana” da sevinmesin. HERKES (başta kendim)KENDİ GELECEĞİNE YANSIN. Bedensel görüntüler geçici “ilim” kalıcıdır.

    Fakat… akan bir nehir durduğu yerde sırf değişiklik olsun diye de donmaz. Elbette vardır bir mesajı. Bu mesajı kişisel kanaatim olarak şöyle algılıyorum:

    “Tecelliyat”tan taşan ışık; …grup, cemaat, millet örgütlemek için değildir. Her kişinin şahsına hitap etmektedir. Bir dayatma değildir. Karşılıksız “fîsebilillah” ortaya konmuş bir ilimdir. Dileyen alır, dileyen almaz. Kim aldı, kim almadı diye de takip edilmez. Hiç kimseye “GARDİYANLIK” makamı ve görevi vermez… taraftar toplamak için “ulûfe” de dağıtmaz.
    Önümü görebilecek kadar idare eden IQ seviyemle bunları anladım.

    Yine… Kendi adıma söylüyorum; bu sitede yazı yazmamın ve SİTE OKURU olmamın tek nedeni “TECELLİYAT”ı yâni “KENDİMİ” daha iyi öğrenmektir. Bunu da sağlayan mekanizma “edep dâiresinde” yapılan “sorgulamalar ve yorumlardır”.
    Bu sitede yazanların ve yorum yapanların da tamamına yakınının aynı duyguları paylaştığına inancım tamdır.

    Bir okur olarak sorunun;
    “HİÇ KİMSEYE İHTİYACI OLMAYAN VE KENDİSİNE YARDIMCI VE EKİP ATAMA ÖZELLİĞİ OLMAYAN”
    bilgi ve ilim kaynağı ADINA,
    “KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAK” yanılgısına kapılmışlıktan doğduğunu zannediyorum.
    Bu yanılgıya beşeriyetimiz gereği ve insan-ı nâkıs hüviyetimiz nedeniyle düşmüş olabiliriz.
    Nehirin yeniden akmasını… ve nehirle birlikte akanların “yatağından dışına taşmamasını, bentleri yıkıp gönülleri sel altında bırakmamasını” site okuru olarak büyük bir sabırla bekliyorum.

    BİR KAÇ ATASÖZÜ VE AFİŞ YAZISI:

    “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”. (Atasözü)

    “Ne verirsen dilinle… aynısını alırsın elinle”. (Atasözü)

    “Herkesi kandırabilirsin; kendini ve Allah’ı aslâ kandıramazsın”. (Afiş yazılardan)

    “Deve kuşu başını toprağa gömünce avcılardan GİZLENDİM zannetmiş”. (Afiş yazılardan)

    “Ayaklar altında kalmaya tahammülün yoksa köprü olamazsın. Hiç değilse yolcu ol da köprü olanları çiğneyerek Hakk’a ulaş”. (Afiş yazılarından)

    “Sana söylüyorum kızım, sen işit gelinim!” (Atasözü)

    (Not: Atasözlerini ve afiş yazılarını kendi nefsim için seçtim. Hiçbir kimseye yöneltilmiş ZAN değildir.)

    Üzerlerinden geçerken sallanıp da bizi suya atmaya kalkışmayan Yorumsuz Blog KÖPRÜSÜNE VE KÖPRÜLERİNE selamlar ve sevgiler.

    Güvenlik kodu: arabii

    “Ey en muhteşem KÖPRÜlerden bir KÖPRÜ olan Hz. Muhyiddin İbnu’l-Arabî! Biz ölülerin siz dirilerin “duâsına” ihtiyacı var. Himmet Yâ Hâtem-i Velî. Ölüden himmet olmaz DİRİ’den olur. Gel bizleri DİRİLT. Yoksa HER AN bizimlesin de GÖRMÜYOR MUYUZ? Görmediğimiz için mi seni çağırıyoruz?

  40. 40 anlamak lazım 9 Haziran 2008, 11:35

    cemall…kodlu kejas…

    okuduklarımızı hazmetme zamanıdır belki.. hı..? çok okuduk ama ne kadarını gerçek anlayış ve idrakla hazmettik… biz bile bilemiyoruz bunu… ama işte bilen var ki (!) şükür hazmetmemiz için bir şans daha verdi belki…. değerlendirelim… nedeni nasılı geçelim.. ben başladım tekrara… siz..?
    vardır vardır.. anlamadan bir sonrakini merak edip atladığınız yazı, konu, fikir mutlaka vardır… yok mu..?? hımmm.. sadece benim var o zaman.. peki… çok güzel… benim için ara verildi demek ki.. ne güzel.. ben yazıların tekrarını şöööle bi yapıp bi de anlayıp geliyorum… siz aranızda sohbet edene ka

  41. 41 uzaklardan bir gizem 9 Haziran 2008, 3:38

    B.

    Dostlara selam olsun. Biz nacizane anlayabildigimiz kadar hikmetleri anladik.
    “…Nice hayir vardir”i yasadik, Allah razi olsun bu anlamaya sebep olanlardan.

    B-ekliyoruz…

  42. 42 su geçirmez 9 Haziran 2008, 6:46

    Değişik rumuzlarla yorum yazan […] etrafındaki yakın kişiler olduğunuzu biliyorum. Amerika’dan Almanya’dan Türkiye’den aynı kişiler. Kendinizi […] biliyoruz sanıyorsunz! Öyle gösteriyorsunuz.
    Yanılıyorsunuz!!! AMA… Şu […] halinizi bile GÖREMİYORSUNUZ! Bilgisayarda bile birbirinizle KAVGA ediyorsunuz! Bazılarınız da kavgaya karışmamak için yorum yazmıyor ama her sabah sinsice kavgaları okuyor. Onları da tanıyorum. Onlar da başka bir zevk duyuyor.
    SATAŞMALARINIZ ÇEKİŞMELERİNİZ her gün sürüyor. Aranıza katılmayan kimseyi beğenmiyorsunuz. BAŞKALARINI KINIYORSUNUZ, başkası olmadığı zamanlar Yorumsuz Blog’daki gibi kendi birbirinizi KINIYORSUNUZ!

    Kuşkusuz 3 sene önce Yorumsuz Blog yokken gene böyleydiniz.. 3 Sene sonra da böyle devam edeceksiniz. Yorumsuz Blog’u şov yapmak için kullanıyorsunuz. Diğer gruplardan farkınız YOK! Ama… Sizin İSANIZ, MEHDİNİZ var değil mi???. Ya bir yazarı VELİ yapıyorsunuz ya ötekini PEYGAMBER. Ama adına peygamber demiyor; resul diyorsunuz. Her söylediğini doğruymuş gibi gösteriyorsunuz. Eh çevrenizi artık ASHAB yerine koyuyorsunuz sonradan. […] dolayı evet öyleyiz diyemiyorsunuz!
    İnsanları […] görmekten başka sermayeniz yok!! Koca koca LAFLAR… Sizin gibi grupları anlatan ne kadar kitap var bilseniz??
    Yorumsuz Blog en doğrusunu yapıyor. Çünkü, yoksa onu suçlayacaksınız.

  43. 43 i_hayri 9 Haziran 2008, 7:53

    Bir [..] yazar […] bir yazı yazmış kendini anlatmış. Bakalım ne demiş:

    “”evliya, Ne düşünülürse düşünülsün, hakkında tam bir isabet sağlanamaz… kendini öylesine örter ki, ‘Bu adam sanki o değil’ dedirtir.

    Beşeri tüm atılımları gerçekleştirirken, yüksek değerleri ucuzlaştıranlar, ikiyüzlü davranışlarının kendilerine zarar verdiğini geç de olsa anlayınca, bu zümrenin peşinden koşmaya çaba gösterirler. Bir şekilde bencilliklerinden arındıklarını düşünürler. Özetle şunu söyleyebilirim; insanlar çıkmazlarla karşılaştığında, bu zümreden medet ummaya başlar.
    Evliya, benliğini ve bedenini kadınların hışmından uzak tutmasını bilir.
    Genellikle, yanlış anlaşılırlarsa da bu olay kendileri için hiçbir şey ifade etmez. Genelde gül kokusunu seçerler.
    İnsanca bir yaşam, onlardan uzak kalmak manasına gelir. Aileye, sevgiye, saygıya, dayanışmaya, beşeri paylaşıma hazır olanlar, babalar-oğullar, kardeşler, ortaklar bir velinin varlığından haberdar olamayanların dünyasını oluştururlar.
    “”

    Hala akıllanmadıysanız ben ne yapayım?

  44. 44 Paris 9 Haziran 2008, 11:30

    i_hayri Yazmış:
    9 June 2008 19:53

    Bir [..] yazar […] bir yazı yazmış kendini anlatmış. Bakalım ne demiş:

    “”evliya, Ne düşünülürse düşünülsün, hakkında tam bir isabet sağlanamaz… kendini öylesine örter ki, ‘Bu adam sanki o değil’ dedirtir.
    * * *

    Sevgili i_hayri…
    Evet gıybet olacak biliyorum ama acziyetim işte…

    Şehadet ederim ki kendisi bir veli değildir…
    Celal in açığa çıkışını Velayetin bir sonucu olarak gösteren ve ”bu durumlar normaldir” ”siz anlayamazsınız” kalıplarına sokan […] anlayışlar bunlar…
    Veli den Celal de çıkar ama eğer Halim bir kere bile çıkmadıysa düşünmek gerekir…
    Geçmişini de biliriz kendisinin… Sevenini de sevmeyenini de…
    Fakat sorun bu değil…
    Sorun şu; orası burasının alternatifi olamaz…
    Neyse… Derin mevzu bunlar…
    Şu an bana çok kızan ve sinirlerini bozduğum arkadaşlarım var biliyorum fakat lütfen yüzde bir ihtimal dahi olsa birşeyler bildiğimizi varsayın bu konuda lütfen… Yoksa Allah ilmi konusunda bi iddiamız yok, böyle bir yazı yazarak zaten bunun ispatını kendi eylemimle sunmuş oluyorum:)
    Bir sivrisinek vızıltısı diyip geçin fakat bu ilmin bir de magazinsel yanı var… İşte ben o yanın laf kalabalığıyla ömür tüketen neferlerinden biri olarak, bu işe yeni başlayan samimiyet dolu arkadaşların yanlış denizlerde kulaç atmamaları aracılığıyla söylüyorum…
    Ne söyledin demeyin? Söylenen yerler siliniyor bildiğiniz üzere…

    Bence asıl ilim Batıda bir yerde…
    Bu konu ”en az bir kere” çok dürüstçe konuşulmalı aslında…
    Şimdi burayı öğrenci yeri olarak düşünelim…
    Bir de bunun bir üst kısmı var, hani belli stajlar yapan ya da bu ilmi almaya başlayalı on yıllar geçmiş olan, işte o demin bahsettiğim sorun; o ilmi on yıllardır alanlar arasında ”hala” ve ”çok ender de olsa” konuşulur…(Hey sen! benden nefret eden bu son cümleme inan)

    Fakat tabi ki de amacımız nedir? Kendi işimize bakıp, kendimizi kurtarıp, bu tarz polemiklerle vakit harcamamak hatta gülüp geçmek bu tarz insanlararası sorunlara…
    Biliyorsun da sen neden yapıyorsun dersen: Belki de bilgi hammalı olarak bu dünyadan göçüp gitmeye programlanmışım diye bir cevap verebilirim sana…
    * * *

    30 yıl uğraşır, hayatı bu ilimle geçmiştir, samimi bir soru ile mail atarsın, hem de öyle hemen değil, çok dikkatli itina ile yazıp yanlış anlaşılmalara yer bırakmayacak mükemmel titizlikler göstererek, ve bir cevap gelir: 2 satır, ve KÜFÜRLÜ… (işte kuyruk acım da çıktı ortaya)
    Şimdi diyelim o cevap sana gelseydi bu mesajı hala okuma sabrını gösteren ekranın karşısındaki arkadaş?
    Tüm disiplinini ve Halim Selimliğini bir kenara bırakıp iki saniyeliğine:
    ”Ya bu adam binlerce yıldır bu ilmin içinde ve böyle birşey yazabiliyor” demez miydin???

    KONU KİŞİSELLEŞTİ Mİ?

    Çok özür dilerim öyleyse…
    Ben sadece bir elin parmağını geçemeyecek doğru yollardan çok büyük bir tanesinin en başında bulunan birisinin vermiş olduğu tepki sonucu ortaya çıkan kişiliğinin, yaşadığımız devirde olması gereken mükemmeliyetle ne kadar tezat oluşturduğunu anlatmak istemiştim bu berbat anlatım tarzımla…

    Ve bu insanın ekseriyetinin ne kadar geniş zümrelere ve samimi insanlara tesir edebildiğini görünce haşyet duyuyorum, pardon! Korkuyorum…

  45. 45 ruhum latife 10 Haziran 2008, 1:22

    Merhabalar,
    inşallah site açılır artık diyorum…
    açılmadığı müddetçe kalpler darmadağınık oluyor görüldüğü gibi..
    ucu açık beyinlerin tabiiki sınırları olur……
    çünkü beyin sınırlıdır ………
    ucu açık bir çizgi dönüşemez ki………
    sadece arş-ı rahman olmuş bir kalp sonsuz düşünebilir………
    ve böyle bir kalp asla incitilmemelidir….

    hz. mevlana böyle bir kalbi olanın işini gücünü bırakıp, kalbine bekçilik etmesi gerektiğini söylemiştir…
    görülüyor ki hiç birimiz henüz böyle bir kalbe sahip değiliz..
    sınırlar koyarak değil,
    sınırları zorlayarak;
    hatta gönüllü, sınırlarımızı kendimiz yıkarak ancak ilerleyebiliriz..
    tasavvuf canlıdır.. burada yazılan herşey canlıdır.. ve yazılar hayat buluyor… onları nasıl yaşadığımız ise kendimize kalmış bir şeydir..
    hep “noktadan ve ayna”dan bahsediliyor her yerde…
    ama kimse dairenin içinde aynı nokta olduğunu neden farketmiyor peki..?
    ya daire aynı noktanın büyütülmüş hali değil mi..?
    bir kaç tane harfi değişik değişik dizerek tüm gönülleri nasıl yağmaladığımız inşallah farkederiz…
    demek ki sadece kelam= söz varmış…
    ve kelam= söz asla sınır tanımazmış..
    o zaman “ol” diyelim bakalım site “ol”acakmı?……:)
    kaderin bir cilvesi güvenlik kodumuz GÖNÜL çıktı
    sonra değişti HAKK çıktı

  46. 46 metinav 10 Haziran 2008, 5:08

    Sevgili paris ! Daha açık konuşman gerekir ve kimden bahsediyorsun? Madem inanıyorsun o zaman açıkla inandığını. Hiç bir akıl ve izan sahibi körü körüne inanmaz. Evliyalıkla bozmuşlar kafalarını bazı arkadaşlar. O herkesin kendi özünde ki hali ona aittir. Başkasına ne. Mantık doğru ortada al, uy, yap, test et. Birileri mi lazım. Bir atasözü: kelin ilacı olsa kendi başına sürer. Bizim görevimiz, amacımız eğer yapabiliyorsak onunla konuşmak kitabıyla, habibine kayıtsız şartsız ittiba etmek gerisi var veya yok sana kalmış.
    SEVEN SEVER, SEVMEYEN SEVMEZ KENDİNDEKİ SEBEBİYLE…
    Hatam oldu ise affola, kusurluyum biliyorum.
    ALLAH HAKKIYLA BİLENDİR BİZLERİ, SONSUZ AFFIYLA, MAĞFİRETİYLE BAĞIŞLASIN VE YOLUMUZU HABİBİNİN YOLUNDAN BİR AN DAHİ OLSA AYIRMASIN. AMİN YA BİRRURRAHİYM.

  47. 47 KGökdoğan 10 Haziran 2008, 9:07

    “YORUM YAZILARIM KİŞİLERE YÖNELİK DEĞİLDİR”

    Yorumsuz Blog’da kişisel özellikleri eleştiren yorumlar yayınlanmamaktadır. Yayın kurallarını bilen bazı okuyucular bu nedenle e-postama farklı iletiler göndermektedir. Gelen iletilerde her ne kadar kasıtlı eleştiriler olsa da bizlere dışarıdan nasıl göründüğümüz hakkında yararlanabileceğimiz bilgiler de içermektedir.

    Gelen iletilerin bir bölümünü yayınlanan bir yorumumda aşağıdaki paragraftaki gibi özetlemiştim:
    “HİÇ KİMSEYE İHTİYACI OLMAYAN VE KENDİSİNE YARDIMCI VE EKİP ATAMA ÖZELLİĞİ OLMAYAN” BİLGİ VE İLİM KAYNAĞI ADINA, “KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAK” YANILGISINA KAPILMIŞLIKTAN DOĞDUĞUNU ZANNEDİYORUM.
    BU YANILGIYA BEŞERİYETİMİZ GEREĞİ VE İNSAN-I NÂKIS HÜVİYETİMİZ NEDENİYLE DÜŞMÜŞ OLABİLİRİZ.
    NEHİRİN YENİDEN AKMASINI… VE NEHİRLE BİRLİKTE AKANLARIN “YATAĞINDAN DIŞINA TAŞMAMASINI, BENTLERİ YIKIP GÖNÜLLERİ SEL ALTINDA BIRAKMAMASINI” SİTE OKURU OLARAK BÜYÜK BİR SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUM.”

    Evet gelen eleştirel iletilerin özeti budur.

    Yazılarında Allah ve Tanrı kavramları arasındaki farkı yani Ahadiyyet’i anlatan tüm yazarların ve bu tür yazıların yayınlandığı sitelerin hepsini de “yardımcılığa ve gardiyanlığa soyunmak” olarak gören konudan uzak okuyucular var.

    Bu eleştirileri oturup düşündüm. İçinde “gerçeklik payı var mı?” diye. BU YANILGIYA BEŞERİYETİMİZ GEREĞİ VE İNSAN-I NÂKIS HÜVİYETİMİZ NEDENİYLE DÜŞMÜŞ OLABİLİRİZ” cümlesi ile kendime sordum.
    Bu sorgulama sonucunda… bu değerli sitenin ve diğer değerli sitelerin tüm yazarlarının hiç birisinin “yardımcı ve gardiyan” görevine soyunmadığını “AYAKLAR ALTINDA ÇİĞNENEREK ÜZERİNDEN GEÇİLEN BİR KÖPRÜ OLDUĞUNU” belirtmek ihtiyacı hissettim.

    Bu sorgulamaları en başta “kendim için yaptım” sonuçlarını da yorum olarak yazdım. Konulara uzak olan okurlar için de birkaç özlü söz alıntısını yorum altına ekledim.

    İnsan doğası gereği, algılama farkları nedeniyle… Çok genel anlamda kullanılan kelimeleri ve cümleleri çok farklı anlamlar yükleyerek anlayabiliyor.

    “KÖPRÜ OL Kİ ÜZERİNDEN GEÇSİNLER”
    başlıklı yazımda hiçbir yazıyı ve yazarı ve siteyi eleştirme niyetim yoktur. Kullandığım kelimeler ve cümleler çok geneldir.

    Bu mektebe daha dün geldim, bu gün üstâd olayım diyemem. Hele ki… sâhib-i irşâd olup da herkese doğru yolu göstereyim, hiç diyemem. Bunu buradaki ve diğer sitelerdeki hiçbir yazar da dememektedir.

    Bilgisini ve ilmini insanlığa karşılıksız olarak hîbe etmiş olan “Bilgi Kaynağı”ndan yansıyan ışık ile yazılmış olan “Yollar Kalbe Çıkarken” yazı dizisi benim için çok değerli bir “mektep” olmuştur. Dizinin yazarı da o ışığın bize yansıması için bir köprü olmuştur.

    Yorumsuz Blog’un yayın durumu ile yaptığım “tahminsel yorumlarımın” hiçbir yazar ve hiçbir site ile ilgisi yoktur.

  48. 48 ergen 10 Haziran 2008, 12:29

    Süren tartışmayı eş, dost ve arkadaşlarla üzülerek izliyoruz. gördüğümüz kadarıyla olay görüş bildirmekten çıktı. kişileri aşağılama ve dedikodu girdabında olabildiğince hızla ilerliyor. bunun vebali yazan, okuyan, okutan, yayınlatan hepimize aittir diye düşünüyorum…
    ALLAH rızası için sizden, sizlerden bunların durdurulmasını istiyorum lütfenn…..
    TBMM de tartışma uzadı mı bir, iki vekil cıkar KİFAYETİ MÜZAKERE(görüşme yeterli olmustur) önergesi verir. kabul edilirse başkan tarafından kesilir.
    biz de editörden rice ediyoruz ALLAH rızası için site yayınına başlasın, bu tartışma bitsin, herkes yorumuna, yazısına baksın neye sebeb olduysa tevbesini etsin… saygılarımla.

  49. 49 i_hayri 10 Haziran 2008, 4:01

    Siz çok komiksiniz hem de çok. Paris takma adlı kişi bir kişinin veli olmadığına şahadet ederim yazmış. Bir şahadet de veli olanlar için alsak diyorum kendisinden! velileri söylesin bize. esmanın birinin çıktığını ötekinin çıkmadığını görüyormuş. hakİKAten ne görüyor acaba, iskambil kağıdı gibi şeyler mi esmayı birer birer açıyorsun görüyor??
    Daha komik bazıları da yazıp yazıp yalvarıyor site açılsın diye. arkadaşlar aranızda işi gücü olan bir kimse yok mu? gidip işinize baksanız diyorum. bir yorum sitesinde böyle işler olur mu? dünyanın en akıllıları ermişler grubu siz ne işler karıştıyorsunuz? neyin peşindesiniz?
    Hala akıllanmadıysanız ben ne yapayım?

  50. 50 özde 10 Haziran 2008, 7:58

    Sevgili dostlar,

    Zamanının İnsan-ı Kamil’i, Sevgili Abdül Kerim b. Cili (k.s) hazretleri; İLMİN VE BİLGİNİN değerlendirilmesi hususunda, İnsan-ı Kamil eserinin MUKADDİME bölümünde bizleri nasıl uyarıyor.
    İnşallah bu bakış açısını kazananlardan oluruz. Sevgi ve saygılarımla..

    Yorumsuz:

    “-Bu eserde sunduğumuz ve izah ettiğimiz bütün mevzular, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i şerifler ile te’yyid edilmiş durumdadır. Şayet bu arada kitabı mütalaa eden bir kimsenin nazarında, Kur’an-ı Kerim yahut Hadis-i şeriflere muhalif bir husus belirecek olursa
    bilsin ki; onun anladığı o mana kendi anlamı bakımındandır. Yoksa; benim izah gayesiyle olan maksadım cihetinden değil.

    Böyle yerlerde okuyucu, o hakikati anlamak hususunda kendisine ilahi fetih (açıklık) meydana gelinceye kadar hem o mana ile amel etmemeli, hem de teslimiyeti elden bırakmamalıdır. Böyle durumlarda inkarı terk edip, teslimin faydası ise; hakikati bilmeye vasıl olmaktan mahrum olmamak içindir.

    Çünkü, şu bir gerçektir ki:

    Bizim ilmimizden bir şeyi inkar eden kimse, bu inkarı devam ettiği müddetçe ilmimize ulaşmaktan mahrum olur. Hatta bir başka inkara sapmak suretiyle o hususta mutlak bir mahrumiyete uğramaktan bile korkulur. Bu bakımdan; bu hususta iman ve teslimiyetten başka marifet (bilgi) yolu yoktur.

    Yine bu kitabı mütalaa eden bilmelidir ki, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif ile te’yid edilmeyen bütün ilim delalettir. Fakat okuyanın onun delilini ve te’yid edicisini bulamaması ayrıdır. Zira bu ilimde öyle mühim mevzular mevcuttur ki, kitap ve sünnet ile te’yid edilmiştir. Ne var ki senin isti’dadın (anlama kabiliyetin) azlığı onu anlamana mani durumdadır; onu kendi himmetinle (Cenab-ı Haktan yardım gelene kadar) anlamaya kadir olamazsın.

    Bundan dolayı da o bahsin Kitap ve Sünnet ile müeyyed olmadığını sanırsın. Onun için bu hususta yegane doğru yol, teslim olmak; inkar etmemek ve bir amelde bulunmayarak ilahi lutuf yardıma yetişinceye kadar sabretmektir.”

    Abdü’l -Kerim b.İbrahim el-Cili (k.s)

    * * *

    Sevgili Dostlar, Mevlana (ks) Mesnevi Gül Bahçesinden;

    “Akıllı biri İSA (as) ‘a:
    – Alemde her şeyden daha sarp daha güç nedir? diye sordu,

    İsa (as) dedi ki:
    -Ey can en sarp en güç şey, Allah gazabıdır.
    Çünkü o gazaptan cehennem bile su gibi titrer.

    Adam:
    – Peki bu Allah gazabından nasıl aman bulmalı? deyince,

    İsa (as) dedi ki:
    – Kızdığın zaman kızgınlığına uymamak gerek!…” diyor sevgi pınarı…”

    * * *

    “Adımız miskindir bizim,
    Düşmanımız kindir bizim..

    Biz kimseye kin tutmayız,
    Kamu âlem birdir bize!..” diyebilenlere AŞK olsun!..

  51. 51 68 10 Haziran 2008, 7:59

    Son iki yıl bir çok grupların forum sitelerini izledim sizin kadar ilginç üyeler görmedim. Sitenin yorum raporuna baktım, bir kişi 1, iki, üç yorum yazmış sonra başka isim almış kendini saklamış dinden imandan belki…

  52. 52 uzaklardan bir gizem 10 Haziran 2008, 8:06

    B.

    Ya HU arkadaslar!

    “İnsanları sınırlamayan ve yönlendirmeyen, kendisi de sınırlanmayan ve yönlendirilmeyen bir Yorumsuz Blog için el ele, gönül gönüle !?..” denmis aciklamanin icinde…

    Yetmemis, “Kendini karşındakinin yerine koyabilmek öyle zordur ki. Avamın zaten öyle bir problemi yok; dişe diş, göze göz kavga var orda. Tasavvufta isek düşünüyoruz.(…)” denmis… (bkz http://www.okyanusum.com/dosttandosta5.html)

    Hadi bunlari gormedik, anlamadik! Ahmet Hulusi’nin Hazreti EBU BEKR ES SIDDIK adli eserinin “Yesrib`e Varış ve Orada Hayat” adli bolumunde gecen su satirlari da mi dusunmuyoruz?

    (…) Hicret`in beşinci ayında Rasûlü Ekrem, Hazreti Sıddık`ı, Hazreti Ömer`i, Hazreti Osman`ı çağırtarak:

    – Müslümanlık günden güne artıyor, fakat biz saflarımızı sıkı tutmalıyız. Yarın hicret edenlerle, Medine`nin yerlileri arasında bir ayrılık çıkabilir. Onun için, her ensar muhacir “Medine`ye göç eden müslüman”dan birisiyle öz kardeş olsun!… buyurdu.

    Bunun üzerine muhacirlerden her biri, Ensardan bir kişiyle kardeş oldular…

    Hattâ öylesine samimi, öylesine samimi bir kardeşlik kuruldu ki aralarında, Ensar`a mensup olanlar, her neye sahipse, onun yarısını muhacir kardeşlerine vermek istediler…

    Ayrıca muhacirler bir de kendi aralarında kardeşlik kurdular. Böylelikle her muhacir, biri ensardan diğeri de muhacirden olmak üzere iki öz kardeşe sahip oldu.”
    * * *

    E simdi butun bunlari OKUyorsaniz, hala neyin tartismasi, neyin karsilikli sert mesajlari, neyin bolusulmemesi?

    Hani nerede kardesligimiz? Benim kardeslikten anladigim, yukardaki bazi yorumlarda gecen hal degil!

    Durumu nacizane arz ediyorum…

    Bir kardesiniz


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: