Duvarın Arkası

Bazen sembolik, sade bir hikaye yapar aklımıza;
Ağdalı ve uzun cümlelerin yapamadıklarını…
————————————————–

Bir grup insan, duvarın önünde durmuş, hararetli bir şekilde tartışıyordu. Bu; o güne has birşey değildi. Onlar senelerdir o duvarın önünde zaman zaman buluşup, ardında ne olduğuyla ilgili tartışmalara giriyordu. Bu esnada kimi kavga ediyor, kimi sadece dinliyor, kimi olanlara gülüyor, kimi hiç umursamayıp bir kenara uzanıyor, kimi de bu işten nasıl bir kazanç elde edebileceğini düşünüyordu. Küçük bir çocuk ise, ilk defa şahit olduğu bu manzaraya dikkat kesilmiş, bakıyordu…

Duvarın arkasında ne olduğu hakkında tüm tartışmaları dikkatle dinleyen ve bu konuda yazılan kitapları takip eden bir kesim ise, okuduklarını birleştirerek daha net bir görüntü çıkarmaya çalışıyordu kendilerince. Bunlar, duvarın önünde kitaplarını satıyorlar, konuşmalar yapıyorlar ve insanlara -okuduklarından öğrendikleri kadarıyla- duvarın arkasını anlatıyorlardı. Başka bir grup ise; karmaşık, uzun ve ağdalı cümleleri olabildiğince günlük dilden uzak terimlerle bezeyerek, anlaşılmamak üzere konuşmayı, bu şekilde saygı göreceklerine inandıkları için sürdürüyorlardı. Bazıları ise bu yöntemi, bilmediklerini saklamak için kullanıyordu. “Tartışmalarda otorite kabul edilmenin kıstası bu demek ki” diye düşündü küçük, saf çocuk, “Ne dediğini kimse anlamamalı…”…

Dikkatlice gözlemlediğinde, hemen her grubun birbirinden farklı varsayımları savunduklarını görebiliyordu. Yani bu gruplardan birinin söylediklerinin doğru olması, diğerlerinin söylediklerini yanlış kılacaktı. Duvarın arkasını görmeden söylenen onca söz, yapılan onca tartışma, ne derece doğru olabilirdi? İnsanların, doğalarındaki farklı eğilimler nedeniyle farklı yemekleri beğenmeleri ve seçimlerini diğerlerine beğendirmeye çalışmaları ne derece mantıklıysa; kendilerine yakın gördükleri fikri mutlak doğru kabul ederek diğerlerine karşı savunmaları da o derece mantıklıydı…

O sırada, elindeki kazmayla grubun yanından geçen, rahat kıyafetler giyinmiş bir adam çarptı çocuğun gözüne. Hareketlerinde hiç yapmacıklık göremedi. Kendini diğerlerine ispat etme çabası sezemedi. Tek sezdiği halindeki eminlik ve rahatlıktı. Onu; gittiği yol boyunca, kalabalıktan uzak bir noktada duruncaya kadar izledi. Adam bir süre duvarın önünde durduktan sonra çocuğa dönerek “Onca yolu duvara bakmak için mi geldin evladım?..” dedi gülümseyerek. Çocuk, bir anda yakalanmanın verdiği şaşkınlıkla, ağır ağır adamın yanına yürüdü ve “Kazma?” diye sordu şaşkınlıkla. O sırada adam cebinden onun daha evvel hiç görmediği bir meyva çıkarmıştı. “Önce” dedi hafif bir gülümsemeyle, “seninle bu meyvanın tadı hakkında tartışacağız…”. Çocuk, “Tatmadan bilemem ki” dedi hafif bir sesle. “Olsun; koklarsın, tahmin etmeye çalışırsın, hatta sana tarihte bu meyvayla ilgili edinilmiş tüm bilgileri veririm…” diye cevapladı. “Yine de, tatmadıktan sonra, ne anlamı olacak sözlerimin?” diye sordu çocuk, söylediklerine olan inancını ses tonuyla birleştirerek. “Niye böyle düşünüyorsun? Pek ala bu bilgilerle kitaplar yazabilir, çevreni genişletebilir, insanları kendine hayran bırakabilirsin. Belki ilerde ünlü bir meyva uzmanı olursun, hem de sertifikalı… Ne dersin?” Cümlesinin sonunda derin bakışlarını kesen muzip bir gülümsemeyle göz kırptı adam. “Meyvayı tadamadıktan sonra neye yarar ki bu?” dediğinde çocuk; adam kulağına doğru eğilerek “Basit gibi görünen bu soruyu kendine dürüstçe sorabilen kaç kişi vardır sence dünyada?..” diye sordu hafifçe. Meyva geldiği yere geri gitmişti. “Madem tatmak istiyorsun, o zaman fikir yürütmeyi bırakıp, işimize bakalım. Kazmadan nereden bileceksin duvarın arkasını? Duvarın arkasında her ne varsa, onu görmeden söylenen söz ne anlam ifade edecek? Bilgi; şuuru nihayetine vardırmadıktan sonra, tüm bu öğrenilenler, tartışılanlar neye yarayacak? Bunu cevaplamak, sormak kadar cesaret ister evladım. Gördüğün heybetli karakterlerden kaçı, senin bu sorgulamanı yapmıştır acaba? Şimdi, vur kazmayı duvara… Görelim bakalım ardında ne varmış… Ha, dikkatli ol! Duvarı kazmak hassas iştir. Niceleri altında kalmıştır yanlış vuruşlar sonucu. Yanlış açıyla kazanlar bezmişlerdir bu yoldan. Tek vuruşta açanlar, olmuşlardır aklından. İyisi mi sen ‘orta yol’da git… Ben uğrarım arada…”

Çocuk, adama nereye gittiğini sordu. “Duvarın önündekilerle sohbet etmeye… Çok tatlı insanlardır, birgün seni de tanıştırırım. Onların arasında da eline zamanında kazma almış olanlar var. Herkes sevmez kazma işlerini. Onlar da kendi haliyle mutlu… Hepimiz alsak elimize kazmayı, yıksak tüm duvarı, o zaman karmaşadan başka ne kalır geriye? Duvar bir amaca hizmet ediyor ki var… Sen kaz bakalım…”

Çağrı Dörter
www.yorumsuzblog.net.tc
cdorter@gmail.com

Reklamlar

9 Responses to “Duvarın Arkası”


  1. 1 kenan 3 Aralık 2007, 6:32

    gözden ÖZe yönelemedikten sonra…

  2. 2 faik 3 Aralık 2007, 7:05

    Allah bizleri kavanozu yalayanlardan değil, içindeki balı tadanlardan eylesin, orta yoldan ayırmasın.

  3. 3 birol 4 Aralık 2007, 11:09

    Slm. Klasik söylemler ve süslü kulaga hos gelen sözlerle degil; bilakis kendi cabamizla suda yüzmayi ögrenmekle is bitmiyor! Yüzmek de gerek! Cepdeki muskanin ne faydasi var? OKUmadikdan sonra. Robot tekrari degil; insan olarak OKUmak lazim herseyi!. Slm.lar..

  4. 4 serdar 5 Aralık 2007, 10:04

    O çocuk, yol gösterenden zor faydalanır.
    Sadece yapılması gerekeni bilmek ve yapmaya çalışmak kafi gelmiyor. Hiç bilemediğini duyup, göremediğin yerden yardım gelmeli yoksa hepsi nefsten.

  5. 5 özde 5 Aralık 2007, 4:47

    NEDEN?..NEDEN?.. NEDEN?..

    Neden hep semboller.. misaller.. masallar?..
    Gerçek nerede?..
    Ne kadar anlatılabilir?..

    Neden?.. Neden?.. Neden?..

  6. 6 Cenghis 6 Aralık 2007, 10:46

    Duvarın kalınlığını bilenler, uygun aletle ve doğru açıyla duvarı tek vuruşta kırabilirler biiznillah.. (Mücahade müşahadedir). Duvarın arkasındakini görmeye hazır olanlardan ise tek vuruşta kıran, zaten sıkıntı yaşamaz o mukarrebdir ve RABBİNİ ilk görüşte tanır. Yok onlardan değil ise (varlıksız olarak) gördüğünü “ALLAH adıyla işaret edilen” sanır.. Bu hatadan dönmesi dilenmişse; duvarın arkasına geçebilmişlerden gördüğü hakkında bilgi alır. Sadece duvarın kalınlığını bilip duvarı çağ kaşığıyla kazımak ise çok vakit kaybettirir.. Önünde durup duvarın arkasındakini konuşmak hiçbir şey kazandırmaz.. Tabi ki her şeyin en doğrusunu ALLAH bilir..

    Sevgilerimle…

  7. 7 NuN 8 Aralık 2007, 12:59

    Toplumlar duvarlı insan sever. Ona göre yetiştirir… İster duvarın kauçuk olsun, ister demirden, ister beton ya da mermerden.

    Çok “duvarcı ustası” geldi. Duvar ördü, örüyor… da yıkılıp gidiyor farkında değil. Sonra ona bir duvar örüyor gerçek duvar ören. Sonra tekrar yıkıyor, hem de kuddüslüyor, sonra tekrar yapıyor… Beynini kemiren yecüc, mecüc geliyor, duvarcısı da peşinden… Yecüc mecüc sağdan ve soldan gelir, deccal olasın diye. An içinde kaç kere deccal olup, yıkılıp gittin. Ona, hadi sen de durma yap gülerek bir duvar. Ki konuşup dursunlar…

    Çok söz ettik duvardan, korteks, amigdala ve mumbardan. Olanı olduğun gibi devam et, memba-ı derininden… Rahat ol. Terso işlersen de, sıraten mustakıym işler, O ledününden. Olduğun gibi olursan…
    “Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi?”, şarkısı fondan gelsin… Değerli işler yap, dertsizinden, dertlendirmeyenden… O, sana söyler ne yapacağını, dinlersen. Ki yaptırır zaten… Kuyruğu (omurilik) dik tut, sakın bırakma bu ipi… de irşaddan reşid olasın… Sahi… hangi duvar yahu!

    Yine dayanamadık, “Nun”duk biraz. 🙂

  8. 8 Çağrı Dörter 27 Aralık 2007, 1:43

    Sevgili Serdar,

    Çocuğun yüzlercesi arasından “ereğine ulaşmış olan”ı tanıması, oldukça büyük bir başarı belki de…
    Söz dinlemesi ise, potansiyelini gerçekleştirmesi yolunda nefsini bir kenara bıraktığı anlamını taşımıyor mu?

    ***

    Sevgili Özde,

    Manalar her mertebede farklı bir şekil alarak, o mertebede bulunana hitap etmeleri bakımından işlev gördüklerinden; onların bu çok-anlamlılığını dondurmak, işlevlerini ortadan kaldırmak olur. Bugün birçok din ve inancın derinliği ile yaşanamaması ve yüzeysel olarak algılanmasının baş nedeni, çok-anlamlılığın ortadan kaldırılmasıdır.

    Bu ortadan kalktığında, elimizde bir ceset kalır…

    Bu yolda insana işaret edilir ve kendisinin keşfetmesi gerekir derler. Keşfetmek için uygun hale gelmek üzere bilenlerin sözlerini dinleriz. Ancak “bu budur” derlerse, bu sadece bir inanca olur, keşif ve deneyim olmaz. Orada kalırız…

    Bir öğrenci sonunda zorlu sürece dayanamayarak eline bıçağı almış ve üstadın karşısına geçmiş. Ona “Bana Hakikat’i söyle, dayanamıyorum artık” demiş… Üstat ona bakmış ve “Hakikati söylesem, alacak yerin var mı?” demiş…

    Bizlerin bardağımızın sınırlarını kırma sürecimiz zorlu olan… Deryayı da içine boşaltsalar, biz bardaktan vaz geçmedikçe, nasibimiz yine bir bardak olmayacak mı?

    Yorum yapan tüm dostlara paylaşımları için teşekkürler…

  9. 9 Şaban ÜSTÜN 10 Şubat 2008, 11:54

    Bilinmeyen, duvar, bilinmeyeni bilmeye çalışan ayküsü düşün bir grup insan, ilginç bir çocuk, ilginç bir adam.. MALZEME BUNLAR..

    İMDİ: Bir makale yazılmış.. yoruma hazır, yorum kabiliyetlerini heyecanlandırıcı bir eser…
    duvarın önünde kariyer, nam kavgaları yapan insanlar aynı zamanda duvarın önüne yeni potansiyellerin yaklaşmasını istememeden çıkan güdülerle, ideolojik bir düşünce güvenliği sağlıyorlar aynı zamanda.. bunun için ücret alıyorlar zaten aslında duvarın arkasındakilerden.. duvarın arkasında tv.lerini izleyen adamlar var.. önde olanlar ise aslında tv. kutusunun içinde olanlar.. tv de çocuk görünüyor tabii.. özgüven kriterlerini tamamlamış bir stratejik insan kaynakları personeli ADAM.. adamı etkileyen ÇOCUK… çocuğu etkileyen adam.. ETKİLEŞİM BAŞLADI.. adamın işi duvarın arkasındaki seyirciye yeni ürünler tatdırmak.. filme heyecan katmak.. ve aynı zamanda aranan potansiyeli, aklın yüzde yüzünü bulmak.. ZAMANI GELDİĞİNDE.. maksat çocuğa elmayı tattırmak değil.. onun bakış açısını tesbit etmek.. eğer aranılan bakışa mensupsa onu kontrol altına almadan çıkan vizyonla gelecekte duvarın arkasına hizmet ettirmek..

    duvarın önünde dünyanın en ahmak insanları, değerlerini, gerçeklerini ucuz kariyer bedelleriyle takas eden, problemleri çözme kabiliyetlerini, problemleri kabartma, çıkmaza sokma hizmetine teslim eden tanıdık yüzler….. mevcut bu hali seyre dalan sıradışı çocuk; körler köyünde olanları gören, gördükleriyle bildikleri çelişen ama gördüklerini anlattıkca körlerce katledilmeye çalışan ÇOCUK.. fitnenin sebebi ilan edilen çocuk…. ve bu komplonun dış koordinasyonu olan maskeli ADAM.. maskeli balo..

    Bence bu filmde çocuk büyüyüp güçlenir ve duvarı yıkar… sonra nolur bilemem.. duvar yıkılmadan birşeyler yapmak lazım.. duvar yıkıldı mı, yok efendim ben dediydim, yok efendim nerden bileydim ı ı… işte o zaman kıyamet… byeee


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: