The Secret’ın Sırrı

Değerli Okur, “The Secret-Sır” adlı kitap Türkiye’de çok yoğun ilgi gördü, bildiğiniz gibi.. Reklam stratejisinin doğru seçimi ve uygulanması sayesinde de çok sattı. Üzerine çok yazıldı, halen de yazılıyor. Biz de bu kervana bir defa daha katılacağız. Ama ters açıdan bakan 2 yazı” ile..

Bu yazıları, daha önce okumuş olanlara tekrar seslenmek adına, okumamış olanlara da aydınlatıcı olması adına, tekrar yayınlama ihtiyacı duyduk..

Yukarıda, ters açıdan bakan 2 yazı demiştik.. Neden ters açı?.. Çok klasik örneklerle açıklayalım:

Su dolu bardağın içindeki kaşığa üstten baktığımızda; kaşığın kırık görüntüsünde olduğu gibi; olanlara yüzeysel bakılmaması gereğine inanıyoruz!..

Ya da lunaparkda bulunan “Aynalar Evi”ndeki konveks ya da konkav aynalarda olduğu gibi, bize sunulan(!) görüntünün gerçeği yansıtmadığının bilincinde olunması gereğine inanıyoruz.

Ya da biraz deniz altı dalgıçlığı ya da avcılığı yapanların bildiği gibi; taktığımız sualtı gözlüğünün deniz altındaki objeleri olduğundan çok büyük gösterdiği gibi; kitlelere sunulan görüntünün gerçek boyutunun bilinmesinden yanayız.

Ama bunların yanında “Vahdeti vücut felsefesine ve evrendeki temel yasalara dayandığı hususu”nda fikirlerini beyan edenlere de bir diyeceğimiz olamaz. Yeterki “The Secret” fenomenine tüm boyutlarda -açılarda- bakabilelim.. Klasik anlatımla; sadece ağacın birine değil; ormanın tümüne bakabilelim..

Yani çarpıtmaya, gerçeğin değiştirilerek ya da eksik sunulmasını kabul etmiyoruz. Bu arada yanlış anlaşılmasın; bunu yapanları da suçlamıyoruz. Amacımız sadece bize yansıtılan görüntünün aslını seyir etmek istememizdir…

Değerli Ahmed Hulûsi, bu yazısında demektedir ki;

Bilim yollu, “nokta”daki kudretin kokusunu alanlar, “secret” adı altında insanlara bunu pazarlamaya kalkmışlar…”

Evet yukarıda dediğimiz gibi; seyretmek istediğimiz görüntünün aslı biraz olsun, Ahmed Hulûsi’nin bu cümlesi ile hafifçe aydınlanmaktadır. Aydınlanmamızın tamamına ermesi duamızdır

Bu açıklamamızdan sonra yazılarımıza geçebiliriz..

Yorumsuz Blog

The Secret’in sırrı açığa çıkarsa!

The Secretkitabı satış listelerinin üst sıralarındaki yerini koruyor… Bu kitabın gerçek sırrı göründüğü gibi iyi düşün iyi hisset mi?” Sadece bu olsa televizyon programlarının da içinde bulunduğu bu denli büyük bir projeyi kim finanse ederdi, bu kadar reklamını kim yapardı?

Kızının verdiği bir kitap ile “sır, kafasında çakan” Rhonda Byrne, TV ve kitap projesinde konuşturduğu öğretmenleri topluyor… Mekan ABD… Byrne ise Avusturyalı… Aslına bakılırsa, bu kitabı ortaya çıkaranlarla, “insanın tanrılaştığı küresel din” tezgahçıları aynı noktadan hareket ediyor. Yoga ve meditasyon şebekelerindeki alternatif din çabası, The Secret ekibinin kutsal kitabı “İyi düşünürsen herşey iyi olur” cümlesinden ibaret olan bir öğretiye hizmet ediyor: Kabala…

Kitapta dikkat çeken “iyi düşün iyi hiset” düşüncesinin yanında “Bu sırrı kullan, kader yoktur, Tanrı dediğin içinde, kaderini kendin belirle”… düşüncesi…

Bilindiği gibi bu düşünce, New Age/ Yeni Çağ dinlerinin ortak noktası.

Prof. Dr. Şinasi Gündüz dünya üzerindeki 100’ü aşkın New Age akımının, “kaderisıfırladığını ve bunu yaparken de geleneksel ögelerden beslendiğini anlatıyor ve ekliyor: Bu akımlar geleneğe ters düşmemeye ve tepki toplamamaya dikkat ederek yayılıyor. Bu nedenle yeni bir din olmadıklarını iddia ediyor. Ama yayılış biçimleri ve örgütlenmeleri itibariyle “din“ler… Yayılırken de gizemci teoriler, Tao, Karma felsefeleri, kişisel gelişim, meditasyon grupları, sırlı kitaplar, taşlar, büyü ve sihir nesneleri, astroloji aygıt olarak kullanılıyor.”
* * *

Prof. Gündüz’ün de belirttiği gibi “The Secret”, “Bir Dilek Tut Hayatın Değişsin” gibi kitapların da bu noktada değerlendirilmesi gerekiyor. Secret’ın ön sırrı: New Age dinler… İşte bu yüzden çok satıyor, işte bu yüzden bol keseden reklamları yapılıyor, bu yüzden televizyonlar bu projeye kapılarını açıyor, internet siteleri kuruluyor..
* * *

“Bu akımların yüzde 90’ı ABD’den yayılıyor” diyen Prof. Gündüz, Bu akımların temelinde Kabala öğretisinin de büyük payı olduğuna işaret ediyor:

Kabala öğretisinin temelinde, cifir ve gizeme dayalı şifreler vardır. Bu şifrelerle insan geleceği ve tabiat kontrol altına alınır ve insan böylelikle yaratıcı olur ve kaderi değiştirebilir bu inanışa göre. Yahudilik temelli Kabala gibi öğretilerin seküler dünyada dinden uzaklaştırılmış insanların yaşadığı manevi boşluğu fırsat bilip empoze edildiği açık. ”
* * *

Birçok araştırmacı yazar tarafından da Kabalistik fikirlerin daha önce de İskenderiye felsefesi ve Gnostik inançlara ve hatta Pitagorcu, Platoncu, Hint Brahmancı ve Budist fikirlerine benzerlik arz ettikleri kaydediliyor… Bu benzerlikler, bu öğretinin kılık değiştirerek yayılmasına da zemin hazırlıyor…
Genelde Kabalistler arasında iki meyil var: Biri tamamen doktrin ve dogma koluna; diğeri de pratik ve mucizevi harikalar işine koyulmuş durumda. The Secret ve “Bir Dilek Tut Hayatın Değişsin” gibi kitaplar, bu ikinci kolun ürünü gibi duruyor. Zaten “Dilek Tut Hayatın Değişsin” kitabının yazarı Gahl Sasson, ünlü bir Kabalist. Kitaba önsöz yazan kişi, Budist lider Dalai LamaKitabın ilk çevrildiği dil ise Türkçe oldu!

The Secret projesi“nin de içinde yer aldığı New Age öğretilerin Kabala öğretisinin çocukları olduğunu görmek, meditasyon, yoga ve kişisel gelişim çetelerinin, nasıl bu kadar hızla ve örgütlü yayıldığını görmek, hiç de zor değil aslında… Kabala’ya göre, herşey enerjiyle mümkün olabilmekte ve mutlu olabilmemizi sağlayabilmekte. Dünyevi yaşam veya yaşamlardan sonra her bir ruh sonunda Tanrıyla birleşmek üzere arındırılması istenmekte…
Sırlarla, yaratıcılığı ve hayatımızın iplerini elimize almamız salık verilmekte… Sırlara ulaşan kişinin, sonsuz bir yaratma ve yok etme gücüne sahip olacağı iddia edilmekte… Yani “Adam Kadmon” (Tanrı İnsan) hedeflenmekte…

Bu ilkelerin hepsi yeni çağ dinlerinin de felsefesi… Felsefe aynı, görünümler farklı. The Secret’ın sırrıyla, Adam Kadmon olmaya hazır mısınız? Yazar Rhonda Byrne’nin okuduğu sırlı bir kitaptan -Kabala beni andı!- keşfettiği sırrı öğrenmeye… O halde pamuk eller cebe… Gözler yıldızın altı köşelisine…

Kaynak: iyibilgi.com
____________________________________________

‘İnsan tanrı’ yaratma planı devrede

Bugün… İlginizi, ağır gündemden, bence son derece önemli olan bir başka cepheye yönlendirmenizi isteyeceğim ki şimdi paylaşacaklarımız Türkiye’yi de kapsama alanına alan ‘büyük tehlikeli planın’ önemli bir parçası aslında. Planın sahipleri malum küresel güçlerin ilgili birimleri, büyük planları da; önümüzdeki 15 yıllık süreçte dünyada ‘TEK DİL, TEK DİN, TEK PARA’ya geçişi sağlamak. Şimdi, malum merkezlerin bu büyük şeytani planının ‘TEK DİN’e geçiş maddesinin altını doldurma adına son dönemde yapılan toplum mühendisliği çalışmalarına bakalım;

Dünya listelerinden sonra Türkiye kitap listelerinde de ilk sıraya yerleşen ‘Sır’ (The Secret) isimli bir kitap var. – Kitabın filmi de çekilmiş, satış rekorları kırıyor. Aynı seriden bir başka film ve de kitap da şu günlerde listelerin ilk sırasına otumuş durumda; Do we (k)now -biz biliyor muyuz? Bu da kuantum fiziğiyle çekim yasası üzerinden benzer new age akımların propagandasını yapıyor. Detaya girmeden, hemen başta belirtmeliyim; ben, tüm bu planlı öğretilerin amacının öncelikle İSLAM olmak üzere hak dinleri çökertip, insanı, ALLAH’tan yüce RAB’dan, dinlerden uzaklaştırıp, adeta TANRI İNSAN yaratarak biraz önce tanımladığım ‘TEK DİN’ projesini hayata geçirme metodlarından biri olduğuna inanıyorum. Evet, şimdi detaya girelim efendim;

Kitap ve filmlerde kabalaist bir dil kullanılıyor fakat bu dil gayet profesyonelce (belli ki sosyal psikologlar ve de malum toplum mühendisleri işbaşında) adeta ‘mistik’ bir anlatımla ambalajlanıp servis ediliyor.
(…)

SECRET size diyor ki; ‘Bu dünyada neye sahip olmak istiyorsan isteyeceğin sadece kendi alt benliğin, sen düşünce gücünü kullan bu sayede her şeyi var edip-yok edebilirsin. Kader ya da alın yazısı diye bir şey yok, ölüm-doğum vb. tayin etmek senin elinde, sen sadece ‘BEN’e inan…’ İşte tam bu noktadan sonra da bilinç altınıza ekilen yeniden formatlanma tohumu yeşermeye başlıyor; ‘hak dinlerin öğretleri, Allah (C.C.) yüce yaratıcı, onun kurallarını negatif algıyla hızla sorgulayıp, aslında kendinizin bir yüce yaratıcı olabileceği algısına yükleme yapmaya başlıyorsunuz.
(…)

Bir sonraki adım da tahminiz üzere; SECRET ya da kuantum ya da benzeri bir new age akımın adeta yeni dünyanın yeni dinine dönüşmesi, başta İSLAM, hak dinlerin adım adım çökertilmesi ve hedef ülkelerdeki hedef kitlenin öncülüğünde TEK DİNE geçiş.

Etrafımda her kim bana bu film ya da kitabı över ise O’na İslam’ın tasavvuf yolundan, Muhiddin ARABİ’den, Mevlana’dan, Yunus Emre’den kısacası aşk ehlinden olan kimselerin ‘ballar balını bulduran’ öğretilerinden bahsediyorum. Arayana ‘RAB’ her yerde… Kainatta nereye bakarsan bak O’nu görürsün, işte asıl SECRET bu… Ya sizce ey gönül gözü açık okur, sizce?

Malum güçlerin TEK DİN, TEK DİL, TEK PARA projesine geçit vermeyelim, haydi karşı-düşünce üretelim. Yazının tamamı..

Güler Kömürcü

(Alıntı kaynağı: AKŞAM -29.6.2007)

Reklamlar

5 Responses to “The Secret’ın Sırrı”


  1. 1 faik 9 Aralık 2007, 11:15

    “Bilim yollu, “nokta”daki kudretin kokusunu alanlar, “secret” adı altında insanlara bunu pazarlamaya kalkmışlar…”
    sözünden şu sonuçları çıkarıyorum:

    1- Bilim; “nokta”daki kudretin daha kokusunu almış, bu gerçeğe henüz ulaşamamış.

    2- Sekret; “bilimin ulaşamadığı gerçeğin” kokusunu bile dünya menfaatine dönük olarak insanlara pazarlıyor.

    Yani “sekretin içinde gerçeğe dönük az da olsa ilim var, ama gerçek tam olarak bu değil ve gerçek pazarlanmamalı, sadece geçici dünya menfaatına alet edilmemeli” diye anlıyorum.

  2. 2 D_VELİ 10 Aralık 2007, 5:25

    Secret adlı kitaptaki konu ile
    ne biliyoruz ki filimdeki konulardaki
    kuantum ile ilgili bilgilerin. Kişilerdeki
    Dua etmenin bilimsel olarak açıklanmaya çalışıldını düşünüyorum. Burda dua etmenin çok önemli olduğu vurgulanıyor..
    Zaten Takdir edilmiş ise senden o dua çıkacaktır.
    İstmeyi istemeseydi istemeyi vermezdi .

  3. 3 Ersin 11 Aralık 2007, 3:17

    Gerek “SECRET” de açıklananlar gerekse de “WHAT THE BLEEP DO WE KNOW” gibi filimler gerekse de bundan sonra bilimin ve teknolojinin gelişmesi ile ispat edilecek ya da açıklanacak bu tarz daha pek çok olguların sadece 5 duyu dediğimiz kesitsel algılama araçları içerisinde tespit edilen ya da düşünülen ve tahmin edilen veya çeşitli inanç olguları içerisinde açıklanan konular olduğunu unutmamak lazım. Zira “WHAT THE BLEEP DO WE KNOW” isimli filmde açıklama yapanların tamamı bir cemiyet lideri kadın dışında bilim adamı idi yanılmıyorsam. Zaten filmin dünyada en çok eleştiri olan yönlerinden bir tanesi de söz konusu kadının bilim adamları arasında niçin yer aldığı idi. Konumuz bu olmadığı için bu konu üzerinde durmuyorum.

    Maddeci görüşün bilimsel gerçeklikler ışığında hükmünü yitirdiği özellikle 20. yüzyıl ile başlayan ve günümüze kadar geçen süreçte insanlar kuantum fiziği, strings teorileri ve paralel evrenler, zamansızlık, mekansızlık gibi konulara yine içinde bulunduğumuz madde aleminin kesitsel algılama araçlarının veri ve şartlarından hareket ederek ulaşmışlardır. Bu insanlara madde ötesi düşüncelerini açıklamak için vahiy gelmemiştir. Bilim adamlarınca; ulaşılan verilerden kesitsel algılama araçları içinde kalanlar bize ispat edilmiş bilimsel gerçekler olarak açıklanırken, madde ötesi bakış açısı ise genelde bazen bilim yollu tahmin ve teoriler bazen de inanç yollu ilgili bilim adamının subjektif değerlendirmeleri düzeyinde oluşmuştur. Zira bu veriler içinde bulunduğumuz madde boyutunun şartlarına göre bilimsel veri olarak açıklanamaz. Çünkü adı üstünde bunlar madde ötesi değerlendirmelerdir ve kesitsel algılama araçlarına tabi olduğumuz bu yaşam şartlarına göre ancak çeşitli öngörüler veya inanç sistemleri şeklinde açıklanabilmektedir. Zaten “WHAT THE BLEEP DO WE KNOW” isimli belgesel tarzdaki filmi seyreden arkadaşlar dikkat ederlerse film içerisinde açıklanan olguların bir kısmının tamamen ispatlanmış bilimsel veriler olarak sünnetullah gerçeklerini açıkladığını (insan beyninin çalışma sistemi gibi), bir kısmının da tahmin ve öngörü düzeyinde yapılan açıklamalar olduğunu göreceklerdir. (Dr. Kuantum’un atom parçacıklarının izlenmediğinde paralel bir başka evrene geçtiğini söylemesi gibi)

    İşe bu noktada hakikat ilmi kendisine ulaşmış bu ilmin gereklilikleri ile yaşayan sünnettulah’ı iman nuru ile değerlendiren göresel müslümanlık anlayışları ile değil gerçek anlamda (günümüzde Üstadın açıkladığı) İslam dinini bilerek yaşayan insanlar bu tarz kitap ve filmlerle ilgileniyorsa buralarda vurgulanan (inanç sistemlerinden ziyade) bilimsel gerçeklikler ve bunlar üzerine kurulu öngörülerin sünnettullah’ın hangi işleyiş sistemini açıkladığını, açıklanan öngörü ve tahminlerin ise sünnettullahın gerçekleri ile örtüşüp örtüşmediğini düşünmek ve tefekkür etmek zorundadır. Bu düşünce ve tefekkür, iman ettiği değerlerin bilimsel ispatlarına şahit olanlarda huzur ve imanının daha da artmasına ve ikana vesile olurken bu konularla sünnettulah’ın işleyiş sistemi arasında bağ kuramayanların ise açıklanan bu hükümleri inkar etmemesi en çok dikkat edilmesi gereken husustur. Zira bu bağı kuramayan ya da sünnettulaha ters olgular tespit eden insanların bu konular üzerine çok fazla takılı kalmayıp Allah’a ve Rasulüne salt anlamda iman üzere kalmaları ve gereği amele devam etmeleri daha doğrudur kanaatimce.

    Bu noktada üstadın hakikat ilmini ifşa ettiği o Muhammedi nura vesile olduğu şu günümüz dünyasında onun yazılı görsel ve işitsel tüm eserlerini en ince ayrıntısına kadar analiz etmiş olanlar hakikatte üstadın İslam dininde bugüne kadar açıklanan ve iman esasına dayanan pek çok unsuru bilimsel gerçekliklerle açıkladığını ve düşünü dünyamıza sunduğunu göreceklerdir. Zira bugüne kadar iman ettiğiniz bir konu sizin için bir de bilimsel gerçeklikle yani akıl kapsamında açıklanırsa artık sizde iman+akıl= ikan oluşur. İkana erdiğiniz bir konuda da artık o konunun Allah’ın yaratmış olduğu ve sistem ve düzen içerisindeki yerini apaçık müşahede edersiniz. Ancak bu müşahede her zaman insanı müşahedenin gereği olan ameli boyutuna yönlendirmeyebilir. Zira bu kolaylaştırma meselesidir. Sonuç olarak üstadın da vurguladığı gibi sadece iman üzerine yürümek tehlikelidir ve Kur’an pek çok ayet düşünme ve tefekkür üstünde ısrarlı vurgular yapar.

    Dolayısı ile gerek “SECRET” de gerekse de “WHAT THE BLEEP DO WE KNOW”’da açıklananları hakikat ilmi altyapısı ve ekseninde bizi düşündürebiliyor ve tefekkür boyutuna taşıyorsa olumlu ya da olumsuz çeşitli çıkarımlara yönlendiriyorsa bu durumun bize çok faydalar sağlayacağı, ilmimizi ufkumuzu ve düşünü dünyamızı genişleteceği kanaatindeyim.

    “Radîtu billahi Rabben ve bi’l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin nebiyyen (Rabb olarak Allah’tan “B” sırrınca, din olarak İslâm’dan “B” sırrrınca, Nebi olarak Muhammed’den “B” sırrınca razıyım) diyen ve bunu tahkiken bilinçli yaşayan kullardan olmak dileğiyle…

    NOT :

    Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hâdimi Ebu Selâm anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm şöyle buyurdular: “Akşam ve sabaha erdiği vakit: “Radîtu billahi Rabben ve bi’l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin nebiyyen (Rabb olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, Nebi olarak Muhammed’den razıyım) diyen bir müslüman veya insan veya köle yoktur ki, o kimseyi Kıyamet günü razı ve memnun etmek Allah üzerine bir hak olmasın.” (KUTUB-İ SİTTE-7121)

  4. 4 DOSTUNUZ 13 Aralık 2007, 12:50

    UYUMA, Kİ GÖRESİN!

    Ahmed HULUSİ (Gavsiye Açıklaması):

    “-Yâ Gavs-ı Â`zâm. İndimde avam gibi uyuma, beni görürsün!..

    Sordum, dedim ki:

    -Yâ Rabbi, indinde nasıl uyuyayım?..

    -Cismin lezzetinden sıyrılarak; nefsin şehevâtından arınarak; ruhun anlık kaymasından kurtularak; ve zâtınla fenâ bularak uyu!..

    “Öncelikle şunu anlayalım;

    Burada bahsedilen bir yatağa girip veya bir halının üstüne kıvrılıp da orada uyumak değildir!..

    “Uyku” hâliyle bahsedilen husus, burada, “insanlar uykudadır” hadîs-i şerîfinde bahsedilen mânâdaki bir uykudur!.. Yani, bedenî mânâda “uyku” değil; “şuurî” mânâda “uyku”dan sözedilmektedir bu beyanda!..

    Neydi bu “uyku” hâli?..

    Eğer bir kişi kendini sadece bu et – kemik beden olarak var sanıyor, âlemi de beş duyuyla algıladıklarından ibaret olarak kabulleniyor ise; kendisinin, beden ve ruhun ötesinde “şuur”dan ibaret bir bilinç varlık olduğundan haberdar bile değilse, o kişi hiç uyumadan daima ayakta dolaşsa dahi “uyku” hâlindedir. Ve tüm algıladıkları da rüya hükmündedir. “Ölmedikçe” de uyanamaz!..

    “İndimde avam gibi uyuma!.. ki hakikatı göresin!..”

    Uykuda olan, kendi hayâlindeki dünyasının görüntüleriyle yani rüyalarla ömrünü tüketir gider.

    Uykudan uyanmak için ilk yapılması gereken şey, düşünce dünyanı beş duyu kaydından kurtarmaktır.

    Gördüğün kadar düşünmek yerine; düşünebildiğin kadarını görebilmektir amaç!..

    Hayvanat gördükleri kadar yaşar, ötesini düşünemez. İnsan ise gözünün gördüklerinin ardına düşünerek erebilir.

    Öyle ise, Ben neyim, nasıl varım. varolan her şeyin ardındaki güç nedir? gibi sorularla düşünmeye başlamalı ve daha da derinliğine gidilerek, bütün ve varlığın aslı ve orijini tanınmaya başlamadır.

    “Avam gibi uyuma.” Çünkü sana uyanık olmak yakışır. Ne kadar uyanık olursan ol, bir bedene bağlı olarak bu dünyada yaşamak zorunda olduğun sürece, son derece hafif de olsa, sende bir uyku hâli olacaktır. Ama bu hâl, avamın uykusu değildir işte!..

    “Peki nasıl uyuyayım..?”

    “Cismin lezzetinden sıyrılarak…”

    Kendini bir beden kabul etmekten dolayı, cismânî, maddî lezzetler peşinde koşarak, bu tür lezzetlerin esiri olarak yarın dünyada bırakıp gideceğin şeylere âdeta taparak değil!.. Para-pul, seks, giyim kuşam, ev-eşya, vasıta peşinde koşarak, daima daha iyisini elde etmek için ömrünü harcayarak değil.

    “Nefsin şehevâtından arınarak…”

    “Nefs”, “ben”liktir!.. Benliğin arzularından arınarak.

    Nedir “Ben”liğin arzuları..?

    Makam, mertebe, şan, şöhret, isim, ünvan, sayılmak, sevilmek, hürmet görmek, değer verilmek, methedilmek!..

    İşte bunların hepsi “ben”liğin arzularıdır. Yani nefsin!..

    Genelde tasavvufla derinliğine ilgisi olmayanlar tarafından nefs ile tabiat birbirine karıştırılır. Oysa nefs ayrıdır, tabiat ayrıdır.

    Cismin lezzetinden diye başlıyan bölümde tabiî özelliklerden yani kişinin tabiâtından bahsolundu. Bu bölümde ise “nefs”in isteklerinden bahsoluyor.

    Madde ile ilgili istek, arzu ve zevkler tabiât ile alâkalıdır; mânevî istek, arzu ve zevkler ise “nefs” ile alâkalıdır.

    Bir kişi, ben şöyle yemeyi, şöyle yatmayı, şöyle seks yapmayı seviyorum dediği zaman bunlar hep tabiatının sonucu oluşan şeylerdir.

    Kişinin tabiatına uygun olan şeyler, ona hoş, güzel gelir; tabiatına yani bedensel terkibine uygun olmayan şeyler de tadsız, lezzetsiz, zevksiz gelir. Bütün bunların direkt olarak “nefs” ile alâkası yoktur.

    Buna karşılık, “Nefs” kelimesiyle anlatılan şey tam türkçe karşılığı ile kişideki “Ben” duygusudur!..

    İçki, sigara ve bu türden kişinin terkedemediği şeylerin hepsi de nefsin değil tabiatın bağlı olduğu şeylerdir.

    Nefsin bağımlı olduğu şeyler ise en başta “hükmetme – yönetme” duygusudur. “Hayır, ille de BENiM dediğim olacak” gibi cümleler hep nefisten kaynaklanır ve nefsin kuvvet derecesine işaret eder.

    Nefsin şehevâtından yani arzularından sıyrılabilmek için iki yol vardır:

    1-Nefsin isteklerine olabildiğince karşı çıkarak, uzun vâdede nefsin bu isteklerini köreltmek.

    2-Nefsin hakikatını idrâk etmek sûretiyle, izâfî ve vehmî (var kabul edilen) nefsin isteklerini kâle almaz hâle gelmek!..

    Kişi normal şartlar ve çevrenin şartlandırması sonucu, kendisini bu beden ve bedene bağımlı ruh ve dahi bu bedenle kâim varlık kabul ettiği için, tabiîdir ki, birimsel tatmin için yaşar.işte bu yaşayış da en başta nefsin ve tabiatın istekleri doğrultusunda olur.

    Hakikata ermek isteyen birim, eğer, en başta kendisini bu yanlış bilgilenmeden kurtaramazsa, kendini bir birim olarak kabule devam ederse, yolu hayli çetrefil demektir.

    Bu sebeble en kestirme yol, önce “nefs”in hakikatını anlayıp idrâk etmek; sonra da artık gerçekte varolmayan fakat kişinin programı gereği var kabul edilen izâfî (göresel) nefsi kontrol altına almak gerekir.

    “Ruhun anlık kaymasından sıyrılarak”

    Vehminin var sandırdığı mevhum varlıkları görme hâline düşmekten, birimler müşâhedesinden sıyrılarak.

    Birinci basamakta, tabiatın isteklerinden kurtulmak.

    İkinci basamakta, nefsin isteklerinden kurtulmak.

    Üçüncü basamakta Ruhun, ki; burada şuur anlamında kullanılmakta, yanlış tesbitlere kaymasından kurtulmaktan sözediliyor.

    Beyinin istidat ve kâbiliyetine göre ortaya çıkan şuur, bilinç, beyin tarafından tüm özellikleriyle aynı anda ruha yüklenir ve bu şuur sonsuza dek yaşamına, çeşitli devreler geçirerek devam eder.

    Bu sebepledir ki; burada şuur, ruha izâfe edilmiştir.

    Şuurun kayması, ruhun kayması tâbirleri ile anlatılmaya çalışılan hâle Mevlâna Celâleddin de “gözün şaşılığı” deyimiyle işaret eder ki, bütün bunlardan idrâk ettirilmek istenilen mânâ hep aynıdır. Kesret müşâhedesinden kurtulmak. Çokluk kabulünü terk.

    Eli, ayağı, başı, kulağı, gözü, ayrı ayrı müstakil canlılar olarak görme halinden kurtulup; tümünün içinde aynı tek kan, tek can, tek irade hükmünü icra etmektedir diyebilmek.

    Bir birimde, insan var, hayvan var, cin var, melek var bunların her biri de kendi başlarına diledikleri gibi yaşıyorlar; kâinat başıboş bırakılmış hadsiz hesapsız canlıyla dolu gibi bir görüş, tamamiyle o kişinin varlıkların hakikatına, aslına orijinine nüfuz edememekten doğan çokluk görüşüdür.

    Ruhun yani şuurun kaymamış hâlinde iken ise;

    Çeşitli uzantı ve özellikleriyle tek bir bedenin varolduğunu ve bu bedenin tümüyle tek bir şuur ve iradenin hükmü altında olduğunu anlayabiliyorsak. Aynı şekilde tüm dünyanın, güneş sisteminin, galaksinin, milyarca galaksiden oluştuğunu düşündüğümüz evrenin ve tüm boyutlarıyla ve bu boyutlara ait varlıklarıyla kainatın gerçekte tek bir beden ve yapı olduğunu; bu yapıda TEK bir ŞUUR, TEK bir İRADE, TEK bir KUDRET`in hüküm sürmekte olduğunu müşâhede ederiz.

    “…Ve zâtınla fenâ bularak uyu!..”

    Bu üç basamaktaki arınmayı gerçekleştirdikten sonra da, “zâtınla fenâ bularak” yaşamına devam et!..

    Bu beyânın en can alıcı noktası bu cümlecik.

    “Zâtınla fenâ bulmak” ne demek?..

    “Zâtım” dediğin “öz”ünün gerçekte var olmadığını; “öz”ünün Hak`ka ait olduğunu, O`nun varlığıyla mevcut ve kâim olduğunu; Hakikatının sadece ve sadece “O” olduğunu idrâk et. Ki böylece izâfî ve vehmî benliğinin asla varlık kokusu almadığını anlamış olasın.

    Böylece de “yok”tan varolmuş “ben”liğin, zâtın tekrar “yok” olsun!.. Ve neticede Bâkî olan VECHULLAH hükmü âşikâr olsun.

    “HER ŞEY YOK OLUCUDUR; BÂKİ OLAN RABBİNİN VECHİDİR.”

    Ki ehli için her an bu böyledir… Ve bu seyr ebeden devam eder.

  5. 5 Hasan 24 Aralık 2008, 9:45

    Bu kitabın birde dvd si çıkmış. onu izledim. Konuşan elemanlar ya İslamı hiç duymamışlar, Kur-an okumamışlar ya da misyonerlik yapamaya çalışıyorlar. İnsanların beynini yıkayıp İslamdan soğutmaya çalışıyorlar. Benden ilk başta bunu izledim ve evet anlattıkları şeyler güzel doğru dedim.(şükretmek vb.) sonra dedim kendi kendime. ya ben dinimi yabancılardanmı öğreniyorum hayırdır noluyoruz falan 🙂 videonun sonlarında bunların foyası ortaya çıktı. Bu eleman kader diye bişey yok diyor. “yok gökyüzünde senin ne olacağın yazmıyo”muş falan 🙂 e be adam sen nerden biliyosun ne olup ne olmayacağını. Nerden bilebiliriz bugün yarın o kadar güzel şeyler düşünsekte başımıza bir kaza gelip ölüp gitmeyeceğimizi. Hayal Hayal. para kazanmak için hep isteyin hayal kurun diyolar. Çalışmadan nasıl para kazanacaz. İslamda bile var bu. Kavli dua: Allahtan bir dileğin gönülden dile getirilerek istenmesi Fiili dua: İsteğimizin kabul olması için çalışıp gayret sarfetmemiz. Bu kadar net birşeyi o kadar karmaşıklaştırmışlarki gelde gülme :)) Arkadaşlar ben Müslümanım diyen açıp Kur’an-ı Kerim meali okusun. Orda herşey ama herşey yazıyor. Yoksa biz bunlara inanırsak yarın birgün bu topraklarıda elimizden alırlar.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: