Komşunun Hakkını Vermek

Yurtdışına çıkalı, bu yaz dört sene bitecek. Ne çabuk geçiyor zaman, tabi eğer varsa! Bu kısacık zamana ne çok şey sığdırmışız acısıyla tatlısıyla. Ne çok fark görmüşüz geldiğimizden beri, kültürler ve yollar arasında. Enteresan bir deneyim… Bu farklardan komşulukla ilgili gözlemlediklerimin bendenize düşündürdüklerini, kendi kendime sohbetimi yazmak istedim haddimizi aşmadan. Hata yaparsak baştan affola..

Geçenlerde kapım çaldı. genç, iki tane hanim.. Türkçe konuşanı dedi ki «biz komşularımızı geziyoruz, Türk olanların kapılarını çalıyoruz, kendi dinimizi anlatmak istiyoruz, komşumuzsunuz, size de bu yüzden geldik». Çok sevindim çünkü sonuçta «Sevdiğim»le ilgili konuşan herkesi dinlemeye bayılırım, kaldı ki beni komşu saymışlar, kapıya gelen çevrilir mi? Biraz konuştuk, baktık ki konu uzayacak, bu konuşmanın devamını başka zamana bırakalım dedik. Aradan birkaç hafta geçti ve biz bir kafede buluştuk…

Benim naçizane, ezelden beri başka inanç yolunu seçenlere karşı bir merakım olur. Anlamaya çalışırım. çünkü bendenizde «mükemmel bir yol varken, insan neden tali yollara sapar ki, acaba işaretleri mi yanlış görüyor/görmüyor, anlatan, bildirenleri mi duymamış, neyi gözden kaçırmışlar?»dır veya «ben neyi bilmiyorum, nerede eksiğim var, ne öğrenebilirim onlardan?»dır bu merak. Buradan yola çıkarak, bu hanımı dinledim, anlattıklarını, yasadıklarını, diğer inançlardan nasıl geçtiğini ve sonunda bu noktaya nasıl geldiğini… Kendi kitabına ve elindeki yazılarla gösterdiklerine baktım, belli ki çok sistemli çalışılmış, standart her karşı soruya da o yol içinde ikna edici cevaplar hazırlanmış. Biz de dilimiz döndüğünce ve bildiklerimiz el verdikçe karşı sorular sorduk ve başka konular anlattık. Sonunda öyle bir noktaya geldik ki bendenizin bu yolda Allah izin verdiği surece kalacağını ancak bu hanımın, arayışlarında son noktayı koyamadığını ve akla yatan başka bir hakikat bulursa onu kabul edeceğini anladık.

Dolayısıyla, o noktada sormam gerekiyordu, nedir İslamiyette bulamayıp da başka inanışta bulduğu şey. Cevabi çok enteresandı, «komşuluk hakki» dedi. Şaşırdım, çünkü bunu söyleyen bir Türk kültüründen, geleneğinden gelen bir kişi, komşuluğa yabancı olanlardan değil! Hayatımda ilk kez bir başka inançta olan kişi, bana inandığı yolda komşuluk hakkinin, diğer bütün dinlerden ve bilhassa İslamiyetten üstün olduğunu söylüyordu. Hani klasik karşı tezlere alışkınız biz de herkes gibi ama ben daha önce bu şekilde bir saptamayı hiç duymamıştım.

Bunun üzerine «komşuluk», bizim bir anda ana konumuz haline geldi. Sordum: Madem komşu hakkı bu kadar önemli, komşuları için neler yapılıyor?

Anlattıkları ilginçti. Kendi dinini duyurmak için, oturdukları mahallelerden, komşulardan başladıklarını söyledi. Çünkü anlayışlarına göre, «komşular çok önemliydi ve bu dini duyurarak, onlara müthiş iyilik yapıyorlardı!». Ama komşunun sosyal durumu, çok da önem arz etmiyordu. Yardım etmek vs. de gerekmezdi, önemli olan kendi inançlarını bildirmekti. Sorumlulukları bununla bitiyordu.

«Buraya kadar doğru ama bizim dinimizi, bu konuda araştırdınız mi hiç? Mesela sadece Kur-an’ı Kerim’de yazanlara veya ne bileyim Hz. Muhammed’in (S.A.V.) hadislerine baksanız, olayın derinliğini de görürsünüz.» dedim. Bizde zira komşunun inancı da önemlidir ancak sosyal durumu, refahı, oldukça büyük önem arz eder. Kaldı ki Resulallah (S.A.V.) buyurmamışlar midir, «Komşusu aç yatarken kendi geceleyen, bizden değildir» diye. Hala kendi inancındaki komşuluğun bundan evla olduğunu söyleyince dayanamayıp gene sordum, «güzel kardeşim, komşuluk komşuluk diyorsunuz da, mahallenizdeki açlardan, fakirlerden haberiniz var mi? Her gün gelip gectiginiz yollarda, metrolarda, supermarket kapılarında sizden yardim isteyenlere ne yapıyorsunuz? Komşularınız sadece bu zengin mahallede sıcacık oturanlar mi? Sizin bu bahsettikleriniz, sadece kendiniz için, farkında misiniz? Yan komşunuz mutlu mesut ama iki sokak ilerinizde, yağan aşırı yağmurlardan oturduğu bodrum katındaki ev su basmış, çocuğu hasta olmuş bir fakir adam el açmış, o eli gördünüz mu? İster Müslüman olsun, ister başka din, Allah’ın kulu değil mi? Neye göre yardim edersiniz, neye göre reddedersiniz? Allah’ın «Rahman» sıfatını da mi düşünmezsiniz? O Allah ki, kendine karşı küfürde olana da, -haşa- yok sayana da, bizim gibi edepsizlik yapana da, sevgililerine de ayni güneşi, ayni toprağı, ayni yağmuru veriyor. Biz ne yapıyoruz? Bu açıdan bir daha düşünün, yaptığınızın kendini kandırmak olduğunu göreceksiniz, komşuluk hakki çok derin bir konu olmalı, lütfedip evdeki yemekten bir tabak vermek değil, elinizdeki kitapları baz alıp da gidip yarim yamalak şeyleri anlatmak hiç değil! Unutmayın ki yaptığımız herşeyden öyle ye da böyle sorumluyuz. Ben şahsen, hesap günü, o fakirlere yardim edemedim diye rezil olmayayım diye kendi çapımda uğraşıyorum. Gelin siz de katilin bana, neymiş bu komşuluk hakki, öğrenip hakkini tam verelim!»

Bütün bunlar birden çıktı ağzımdan, daha önce böyle derin düşünmüyordum açıkçası zira bizim dinimizde komşuluk üzerine temel esasları az çok bilince hata yapıp bildiklerimin yeterli olduğunu düşünmüşüm gaflet ve delalet içinde. Ailemden gördüğüm ne varsa, her şekliyle uygulamaya çalışıyordum zaten. Yan komşunun aç yatmaması için elimden geleni yapıyordum kısaca! Yaşlı ve hastaları ziyaret etmek, ne bileyim bildiğimiz şeyler işte, pişen yemekten bir tabak vermek, halini hatırını sormak vs. çünkü «Hz. Resulallah (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır:

Komşu hakkının ne olduğunu biliyor musunuz? Senden yardım istediğinde kendisine yardım etmeli; yardımına muhtaç olduğunda esirgememelisin. Senden borç istediğinde vermeli; fakir düştüğünde onu geri almamalısın. Hastalandığında ziyaret etmeli; öldüğünde cenazesine katılmalısın. Kendisine bir hayır isabet ettiğinde tebrik etmeli, başına bir musibet geldiğinde onu teselli etmelisin. Eğer izni yoksa evini, hava almasına mâni olacak şekilde, onun evinden yüksek yapmamalısın. Ona eziyet vermemelisin. Bir meyve aldığın zaman ona da hediye etmelisin; eğer bunu yapmayacaksan aldığın şeyleri evine gizlice götürmelisin. Sakın çocuğun onu eline alıp dışarıya çıkmasın; çünkü komşunun çocuğu görüp rahatsız olur. Çömleğinin bu harıyla (yemeğinin kokusuyla) onu rahatsız etme. Yemeğinin kokusunu komşuna ancak ondan kendisine ikram etmek şartıyla hissettirebilirsin.

Bunu söyledikten sonra şöyle devam etti:

Siz komşunun hakkı nedir biliyor musunuz? Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki komşusunun hakkını tam mânâsıyla ancak Allah’ın lütfuna mazhar olan kimseler yerine getirebilir. (Har âitî, İn Aday) »

Aslında dinimizde emredilen, temelde herkesin yaptığı/bildiği şeylerin ötesinde olabilir miydi? Kendi adıma konuşayım, gözden kaçırdığım veya bunu hakkıyla yapamadığım noktalar da var miydi? Mesela evime biraz uzaklıktaki süpermarketin önünde dilenenlerin hepsini tanıyorum, ailelerini, durumlarını biliyorum, aç yatmasınlar açıkta kalmasınlar diyorum da ancak, bu gerçekten yeterli miydi?

Hemen ilk baktığım, komşuluğun sınırı oldu. Herşeyin mükemmel olduğu dinimizde, muhakkak komşu olup da üzerimizde hakkı doğanların bir sınırı çizilmiştir deyince, karsıma aradığım cevap çıkıverdi.. «Zühre şöyle rivayet ediyor:

Adamın biri Rasûlullah’a gelerek komşusunu şikayet etti. Bunun üzerine Rasûlullah ona camiin kapısına çıkıp ‘Kırk haneye kadar komşudur!’ diye bağırmasını emretti”, (Taberânî, Ebu Dâvud). Zühre, dört cihete işaret ederek ‘Bu cephelerin her birinden kırkar hane komşu sayılır’ demiştir.»

İlk tepkim «eyvah, şimdi ilk eksiğimizi bulduk» oldu tabi. Kırkar hane, benim komşum imiş. Kabaca hesap yapalım, -yanlış hesabın Bağdat’dan döneceğini de bilerek, hatamız varsa büyüklerimiz düzeltir inancıyla- evlerin cephesini 10 metre sayarsak, dört taraftan 400’er metre benim komşu mesafem oluyor. Oysa ben sadece kendi apartmanımı biliyorum, bir de bu mesafede kalan dilencilerimi, fakirlerimi. Ya diğerleri?

Mahallemdeki yetimhaneleri ilk geldiğim zaman sormuştum, gönüllü çalışmak için. Bizim memleketimiz bu bakımdan daha iyi galiba çünkü orada bu tip çalışmalarda sorun yasamamıştım. Ancak burada, çocukları sır gibi saklıyorlar, ulaşamadım. Vardır bir bildikleri. Fakat huzurevleri var geçerken gördüğüm. Biraz mesafede ama olsun, onlar da komşu sayılıyor, ne olursa olsun demek ki! Ayrıca hastaneler var, gidip gönüllü işler yapmak gerekecek ekstradan. Bunlarla birlikte mahallenin diğer canlıları… Ya Rab! Ne çok yapılabilecek şey var, ne çok hak var! Ve ne çok hatam var, eksiğim var! Hızla bu eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum simdi.

Komşu dediğimiz, sadece yan komşu değilmiş o zaman. Hz. Aişe R. Anha’dan rivayet edilen hadis-i şerifte Rasülullah (S.A.V.):

Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.” buyurmuşlardır.

Bütün bunları düşündüğümde ve günümüzde, komşuluğun yok olduğu toplumlarda bir nev’i «oto kontrol»un de azaldığı, sosyal güvencenin sadece para olarak kaldığı, işin insaniyet boyutunun da yok olduğunu fark edince, dinimize ve sosyal konulardaki muhteşem yapısına bir kez daha hayran oldum, olmamak mümkün mu?

Sonuçta kapıma gelen «komşu» kadınlara, ben de naçizane bildiklerimi anlatayım derken, ben başka şeyleri fark ettim, sosyal görevlerin nasıl belirlendiğini, SİSTEMİN nasıl mükemmel oluşturulduğunu, Okumanın ne güzel olduğunu ve kendi eksikliklerimi…

Kendimden başka herkesi tenzih ediyorum elbette bu kendi kendime yaptığım sohbette. Bendeniz kim ki zaten, ne işler yapanlar var, hatasız kusursuz! Edepsizlik yapmış olmayalım, aman! Allahım işlerini kolaylaştırsın.

Allahıma sonsuz şükürler olsun, biz gereğince şükür de edemeyiz, affetsin bizi aynı zamanda ama bize, komşuluk hakkını hakkıyla yerine getirecek gücü de versin. Eksiklerimiz çok, bizi mazur görsünler. Amin.

Ezgi Zem
http://yorumsuzblog.adrese.com

 

Reklamlar

7 Responses to “Komşunun Hakkını Vermek”


  1. 1 arastirici 4 Haziran 2008, 5:27

    Ezgi Zem hanim,
    İslamiyetin en guzel yanlarindan birisine bu guzel yazinizla bizleri cektiginiz icin Allah sizden razi olsun. Birazcik bile olsa gozlerimizi actiniz. Bu tur, topluma yararli yazilarinizin devamini bekleriz.

  2. 2 veysel 5 Haziran 2008, 8:05

    Sağım yalan, solum yalan… yaşadığımı saydığım ya da sandığım her an yalan olmakla birlikte sonsuzluğun yokluğunda yok olup gitmekte arkadaş!.. SÜBHAN ALLAHE VE Bİ HAMDİHİ. Onu komsularına yiyecek son aşını verebilecek kadar bedelsiz düşünen kaç komşu var etrafımızda. kaç tane gönül dostuyla nafile oruç tutup namazlar kıldık. sünnet kelimesinin anlamını yitirmişliğin eşiğinde dönüp durmaktayız. ha kendimizi kurtarmışız eşiğiizde duran uçurumlarda ha komşumuza faydamız olmuş. kurtulabilmişlik sahneleri çekmeye çalışan sayısız arkadaşımızın yoluna yön vermek değilde en azında TAVSİYE etmak adına ne kadar çalıştırdık kafalarımızı? hani biz kurtardık artık BİRliği yaşamak nasibimize düştü. zuhur ile sonsuzluğun yokluğunda kaybolma adayıyız. gidip de dönülmeyen bir yolculuğa yanınıza almak istediğiniz ÜÇ değerli şey ne olurdu? kaderimiz YAZılmış, bizim beraberce yürümekte olduğumuz yolların aslında çok farklı yollar olduğunu gördüğümüzde, yandaşımız kapı komşumuz olanlara nasıl bakar, onlara acı acı kıvranışlar sezinlenmiş bize ise tarifsiz huzur. onlarda zuhur belki de beklemektir sizlerden gelecek bir işareti. kim bilir? kimin ne olacağı, ancak kimlerin kimliklerini taşıyandadır. bize çok iş varrrrr daha. yolu bulabilmişsek ne mutlu… yol yol değil, yok olup ta var sanılası… anılarımızı toplasak iki elimize sığacak kadar az. ya yarınlarımız?… onlar kaç avuç olacak dersiniz. TÜM KOMŞULARIMIZA SELAM OLSUN.

  3. 3 bir'ol 5 Haziran 2008, 8:26

    Komşu, komşunun külüne muhtaçtır:-)

  4. 4 angorya 11 Haziran 2008, 10:56

    Sevgili Ezgi Zem,

    Çok önemli bir konuya değinmişsiniz. İnsanların gönül gözleri açılsa, herkes en yakınlarındakinin, komşularının, akrabalarının vs. haklarını görebilse uzaklardakilerin de hakları layıkıyla yerine gelecek…

    Duyarlı olmak, dünya meseleleriyle ilgilenmek, ekranlarda gördüğümüz acılarda merhamete gelip yardım etmek için harekete geçmek güzel hem de çok güzel ama o merhameti en yakınlarındakilerden de, gözünün gördüğü, elinin erdiği yerden de esirgememeli insanlar değil mi?…

  5. 5 fatih mehmet tırıç 16 Şubat 2009, 6:34

    Ben 5\a sınıfına gidiyorum, tam aradığım konuydu…
    TEŞEKKÜRLER

  6. 6 fatih mehmet tırıç 16 Şubat 2009, 6:35

    YAYINLAYANI MERAK EDİYORUM…

  7. 7 halilür-rahman 2 Haziran 2009, 10:36

    SELAM ALEYKÜM,
    ÖNCELİKLE ALLAH’IN SELAMINI YAYMAK LAZIM.
    BU YAZIYI OKUYUNCA YÜREĞİM SIZLADI; AÇIKCASI
    ÖYLE BİR AHİR ZAMANDA YAŞIYORUZ Kİ,
    NE KOMŞU NE AKRABA,
    ALLAH BİZLERE VE NEFİSLERİMİZE RESULULLAHA VERDİĞİ GİBİ BİR İMAN NASİB ETSİN.

    BU YAZININ BAŞINDA AKLIMA RESULULLAH VE ASHABI GELDİ.
    RESULULLAHIN VE ASHABININ AÇ YATTIĞI GECELER, KOMŞUNUN KOMŞUYU SAYDIĞI VE SEVDİĞİ O MÜBAREK ASRI SAADET YILLARI,
    GERİYE BAKINCA GÜNAHTAN BAŞKA BİRŞEY ELDE ETMEDİĞİMİZ GELİYOR AKLIMIZA.
    ALLAH SİZLERDEN VE BU SİTEYE YAZI EKLEYEN, ALLAH’I ANAN, RESULULLAHI SEVEN VE ONUN YOLUNDAN GİDENLERDEN RAZI OLSUN.
    ALLAHA EMANET OLUN.
    SELAM ALEYKÜM.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: