Zirveye Tırmanış

“Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gün gibi aynı duruma döndü.”
Vedâ Hutbesi’nden

Sonsuz geçmiş zamanın ve sonsuz gelecek zamanın başlangıç noktası Hicretin onuncu yılında Arafat’da Mina yakınlarında bir meydanda belirdi.

Hz. Muhammed a.s. isimli “Hazreti İnsan”ı taşıma şerefine nâil olan “Kusvâ” adlı deve Arafat meydanında tam o noktanın üzerine geldi ve durdu..

Kusvâ zamanın ve mekânın en yüksek zirvesinde idi. Kusvâ’nın da üzerinde yükseklerin en yükseği duruyordu. Hiçbir “tırmanışçı”nın tırmanamayacağı “zirve” Kusvâ’nın üzerinde biraz daha yukarı doğru doğruldu. O, bir elinde Dünya’yı, diğer elinde Ay’ı tutan Güneş gibiydi.

Çevresine baktı. Çevresinde yörüngeye oturmuş “yüz on dört bin gezegen” Sahabe vardı. Hiç kimseden çıt çıkmıyordu. Kusvâ dahi nefesini tutmuştu.

Görünen manzara bu idi.

Bir de görünmeyen manzara vardı.

Sonsuz geçmiş düşeltisinden/eğrisinden “yukarı” doğru bir “sonsuzluk kervânı” tırmanıyordu. O kervanda yüz yirmi dört bin Nebî ve üç yüz on üç bin Hz. Yâkûb a.s. neslinden gelen Resul vardı. Nebîlerin ve Resullerin ardından ise sonsuz sayıda Velî ve Velîlerin ardından da sonsuz sayıda Âdem ile Hâvvâ geliyordu. Evveldeki Velîlerin bir başında Hızır diğer başında Lokman ortasında Zülkarneyn vardı.

Sonsuz gelecek düşeltisinden/eğrisinden “yukarı” doğru bir “sonsuzluk kervânı” daha tırmanıyordu. En önde “birler”… arkasından “üçler”… arkasından “yediler”… arkasından “kırklar”… arkasından “üç yüz on üçler” çevrelerindeki öbek öbek “sevdâlılarla” O’na doğru yavaş yavaş ilerliyordu.

Arafat meydanında ses yoktu. Geçmiş ve gelecek düşeltilerinde de/eğrilerinde de ses yoktu. Kervanlardan çıt çıkmıyordu. Çünkü meydandaki Sahabeler kendilerinde ne yaşam ne de ölüm izi bulamıyordu, gözleri ve gönülleri Kusvâ’nın üzerindeki “zirve”ye kilitlenmişti. Sonsuz geçmişten gelenler “Dirilmişler” ordusuydu… sonsuz gelecekten gelenler ise “ölmeden evvel ölmüşler” birimleriydi.

Sonsuz geçmişten yukarı tırmananlar sonsuza kadar tırmanacaklar fakat “o an”a hiçbir zaman ulaşamayacaklardı.

Sonsuz gelecek çukurundan yukarı tırmananlar da sonsuza kadar “o an”a doğru tırmanacaklar fakat hiçbir zaman “Zirve”ye ulaşamayacaklardı.

Öğle vakti yaklaşıyordu. Çöl sıcağı bastırmıştı. Arafat meydanında taşlar ve kumlar neredeyse fokurdamaya başlayacaktı. Kusvâ üzerindeki “Zirve”nin daha fazla sıcakta pişmesine dayanamadı. “Haydi artık efendim, vedâlaş da Medîne’ye dönelim” dercesine huysuzlandı.

Ve… zamanın ve mekânın “zirve”si “eteklerinde” çevresinde dönen “yüz on dört bin” gezegene hitâben başladı vedâya:

“Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım…” dedi ve seslenişini sonuna kadar tamamladı.

Geçmişin ve geleceğin bedenleri hâlâ O’na doğru akıyor. Kervanlar kâfile kâfile O’na doğru gidiyor. Biz de biliyoruz… O da biliyor. Hiçbir zaman O’na ulaşamayacağız.

Sonsuzluk Kervanı, “peşinizde ben,

Üç ayakla seken topal köpeğim!”

Bastığınız yeri taş taş öpeyim.

Bir kırıntı yeter, kereminizden!

Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben…

Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller…

Ufuk önlerinde bayrak kulesi.

Bu gidenler Altun Kol Silsilesi;

Ölçüden, ahenkten daha güzeller.

Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller…

Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!

Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.

Ölmezi bulmaksa biricik niyet;

Bastığınız yerde ebedi hasat.

Sonsuzluk Kervanı, istemem azat… (Necip Fazıl Kısakürek)

Mâdem ki sonsuz geçmişteki ümmeti ve sonsuz gelecekteki ümmeti O’na ulaşamayacak… O; sevdâlılarının hasretine son vermek için Medine’ye döndü. Hz. Aişe’nin dizlerine başını koydu, son nefesini verdi ve O’nu bekleyen gönüllere doğru akmaya başladı. Her insanın kalbine inerek Risâlet ve Nübüvvet tahtını kurdu.

İnsan bilse de bilmese de Resulullah a.s. her insanın özünde mevcuttur.

O’nun ayrılığına herkes dayandı… “birisi” hâriç!..

İşte dayanamayanın hikâyesi:

O’nun yol arkadaşıydı,

Yolda yoldaşı,

Medine’de gönüldaşı…

Mescidin etrafında dolanırdı,

Yola çıkmak için sabırsızlanırdı,

O’nun Resul ve Nebî olduğunu bilmiyordu,

Evrenin ve evrenlerin en yüce zirvesi olduğunu da bilmiyordu,

Bildiği tek şey, O farklı biriydi…

O’nda kendini seyrediyordu Kusvâ

Kendi saflığını ve mâsûmiyetini…

O ayna idi Kusvâ’ya

Evrenin en net aynası…

Bir gün yol arkadaşı gelmedi mescîde;

Bekledi Kusvâ…

Bir gün daha gelmedi,

Bir gün daha…

Hayat ve ölüm nedir bilmezdi Kusvâ.

Resul, Nebî, insan, can, iyi, kötü gibi yargıları yoktu,

Sadece ve sadece seyrederdi her şeyi olduğu gibi…

Kendisi ve yine kendisi idi tüm dünyası…

Fakat yol arkadaşı bir başkaydı,

O başkası değildi,

O sanki kendisi idi…O’nda yok olmuştu…

O gelmeyince birkaç gün mescide,

Seyredemedi kendisini,

Göremedi kendisini aynada…

Kendi hakikatini yansıtan ayna nerelerdeydi?..

Günler ve haftalar geçti,

Sesini duymaya çalışırken,

O’nun kokusu da azalmıştı…

Ve

Dolandı tüm Medine’yi karış karış…

Ve

Arandı çöllerde,

O yoktu…

Kendisini seyrettiği aynası yoktu hiçbir yerde…

İnsanlar Kusvâ’yı görünce,

Onun; aç, susuz ve uykusuz O’nu aradığını…

Başlarını öne eğip ağlıyorlardı gizlice…

Kaçtı Kusvâ O’nun olmadığı yerden

Fakat, O, yol arkadaşı kaçtığı yerlerde de yoktu.

Her nedense!..

Son kez de olsa,

Bir gün döndü mescide,

Başını uzattı perdeden gizlice

Son bakıştı

Son vedâydı

O’nun hâtırasına…

Son kez bir çoban görmüştü onu

Koyunlarını otlatırken

Çölün ufkunda…

Kusvâ yol arkadaşına dönerken…

Kusvâ meçhûle giderken…

Kusvâ cennete giderken…

O’nu gören için… O’ndan ayrılmak kolaydır…

Fakat,

O’nda seyreden kendini

Ayrılamaz O’ndan… ebediyen…

O’ndan aslâ ayrılamayan Kusvâ gibi…

Kemal GÖKDOĞAN
http://yorumsuzblog.adrese.com
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

2 Responses to “Zirveye Tırmanış”


  1. 1 özde 2 Haziran 2008, 11:46

    Sevgili dostlar,

    Her müslüman gibi derim ki ” – Onun kokusunu duyan, Kusvâ olsaydım…”

    Şefeat ya Resulullah..

  2. 2 edeniz 2 Haziran 2008, 12:17

    Çok güzel olmuş yüreğinize sağlık Kemal bey..

    Ve
    Dolandı tüm Medine’yi karış karış…
    Ve
    Arandı çöllerde,
    O yoktu…
    Kendisini seyrettiği aynası yoktu hiçbir yerde…
    İnsanlar Kusvâ’yı görünce,
    Onun; aç, susuz ve uykusuz O’nu aradığını…
    Başlarını öne eğip ağlıyorlardı gizlice…

    Allah anlamamızı yaşamamızı ve hazmını kolaylaştırsın hepimize.. hoşçakalın


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: