Mum ve Ayna

Meşhur bir sözdür;
Işığı yaymanın iki yolu vardır; ya mum olacaksınız ya ayna…
Hangisini seçerdiniz? Mum olmayı mı, ayna olmayı mı?
Yoksa bırak şimdi mumu, aynayı; ben aydınlanayım yeter diyenlerden misiniz?
Hangi tarafı seçtiğiniz sizde saklı kalsın, biz mum veya ayna olmak üzerine biraz söyleşelim…

Işık, varlığın temel taşlarından birisidir ve bir enerji barındırır içinde. Dinamiktir, asla durduğu yerde durmaz, hızı vardır, ulaşabileceği sınırsız noktalara kadar yolculuk yapması doğasının gereğidir.

Asıl kaynağı tektir belki ama o kadar çok çeşidi vardır ki, saymak imkansız. Değişik formatlara bürünen o gizemli enerji, insanoğlunun dünya yaşamında pek çok kılığa girmiştir zaman boyutunda; kimi zaman hayatın can kaynağı, kimi zaman ölümün ve yok oluşun acı tırpanı olarak…

Güneş olup başımıza taç olduğu, ay olup ruhumuzu kabarttığı, ateş olup aşımızı yaptığı, ışık olup yolumuzu aydınlattığı pek çok formda bizimle iç içedir adeta…

Gazabına uğradığımız anlarda ise inanılmaz acılar bırakmıştır geçmişimize ve genlerimize. Onunla oyun olmaz…

Sözümüzde ve sorumuzda mumun acizane temsil ettiği bu enerji, bizim sırrını çözemediğimiz yaşamı, kendi ellerinde istediği şekle sokar ve bizim önümüze koyar; birazcık oynayabilelim diye…

Oyun sırasında da gülümseyerek izler bizi; bakalım onunla aşık atabilecek miyiz, onun gücünden bir parçacık taşıyabilecek iradeyi ve gücü gösterebilecek miyiz diye?

Bir mum olabilsek, dibimize ışık veremeden kendi kendimize erisek bile, onun sonsuz gücünün minicik bir yansıması olabiliriz ancak… Sonsuz bir denizde tek bir katre gibi…

Mumun ışığını yansıtan ayna ise, daha şanslıdır mumdan aslında. Hem aktarıp çoğaltır, hem erimez, eksilmez mum gibi…

Ama sanaldır yüzündeki parlak ışık, sanılandır…

Mum eriyip bittiğinde, sessiz karanlıklara teslimdir ayna.
Sonsuzluğun bekçisidir, yokluğun ışıksız diyarında…

Bekler bir mum daha yansın ki karşısında, bağrından bir dem daha nur vursun dünyaya…

Aynanın hasret dolu bekleyişi; hem umudu taşır zerrelerinde, hem de yokluğun kavuran acısını.

Zordur bu bekleyiş, belki eriyip tükenmekten daha zor…
Keşke mum olsam der ayna o zaman içinden, keşke eriyip yok olsam da, şu geçmek bilmeyen zamanın içindeki bu sonsuz bekleyişin karanlığından kurtulsam.

Vakti gelir ve bir kibrit gelip, ışığın büyülü elini değdirir mumun yumuşak ve savunmasız gövdesine.
Yanar, aydınlatır, dibini göremeden, kendini bilemeden…

Ayna ile ışığın kavuşmasıyla yansıma başlamıştır artık.
Şenlik vaktidir şimdi, hani o “ben aydınlanayım yeter” diyenlere…

Vuslat yaşanmış, ayna ile mumun karanlığa inat yansımaları sona ermiştir. Mum, zamanın ve ışığın yokluğa karışmıştır, dönüşmüştür artık.
Kısa ömründe gücünün elverdiğince, bir süreliğine de olsa ışığı yansıtmıştır ya bedeninden; bu yetmelidir ona…

Aynanın içini kahreden zaman, mum için en büyük düşmandır.
Sonsuz enerjinin sahip olduğu güç yoktur mumun zerrelerinde. Zamanın ve maddenin haset ve pinti ellerine mahkumdur o… Ancak kendine bahşedilen kadarını sunabilir çevresine.

Işığın bir kırıntısını titreyerek taşıyan mumun zamanı dolunca ışığı söner; yine titreyerek erir biter kendi damlalarının arasında…
Giderken bıraktığı son şey, eriyen bedeninden çıkan bir nefeslik is ve küçücük bir cızırtı sesidir sadece…

Ayna da, kendisini seyredenlere şölen yaşatmış olmanın kısacık zevkiyle, sonsuzluğun önünde saygı duruşuna devam eder…

Şimdi söyleyin, ışık yaymak isterseniz, mum mu olmak istersiniz ayna mı?…

Zor bir seçim değil mi, hepimize kolay gelsin…

Nesrin Dabağlar
http://yorumsuzblog.adrese.com

Reklamlar

7 Responses to “Mum ve Ayna”


  1. 1 ruhum latife 30 Mayıs 2008, 10:46

    Cam ve sır
    mum ve fitil
    tabii bir de ateş
    ilahi vuslat için (0=5 rakamı) bu 5 hali hallenmek lazımmış..

    Demek ki birinden bile vazgeçemiyeceğimize göre
    hepsini camii yaparız inşallah…
    Mum yandığında aynada sadece kendisini görür ama hepsi yaratılmış olduğu için zamanlıdır..
    Oysa hz. İbrahim as. “ben batan şeyleri sevmem” demiş….
    Ve bize bu hali ile (haniflik için) yaratılmışla sınırlanmayı yasaklamıştır..
    * * *

    Bir de yazınızdaki resmi görünce aklıma bir şey geldi, sizle paylaşmak istedim.. Muhakkak duymuşsunuzdur..
    Rusya da metafizik bir okulda okuyan biri anlatmıştı yıllar evveli..
    Sene sonu imtihanlarından birisi karanlık bir odada karşılıklı konmuş iki aynanım arasında geçiyormuş.. Karşılıklı iki aynanın arasında sadece bir mum yanıyormuş.. Ve öğrenci sevdiği birine konsantre olup ruhunu getirmeye çalışıyormuş..
    Bir kaç ay evvel gene okuduğum başka bir tür anlatışta ise.. Eski Rus halklarından evlenecek kızlar aynı işlemi yapar ve mumla beraber aynanın karşısında yoğunlaşarak evlenecekleri erkeğin ruhunu çağırırlarmış..:)

    İşte benim seçimim; hepsini isterdim ve daha ötesini…
    Sevgiler

  2. 2 nuri 30 Mayıs 2008, 4:04

    BU YAPI ALLAH C.C.’a AİTTİR.

    Bir levha astım kendime. Bu yapı Allah c.c.’a aittir diye.
    Başka bir soru kalmadı bende.

  3. 3 Zekeriya BAĞCI 30 Mayıs 2008, 4:57

    Sevgili NURİ;

    “LA MEVCUDA İLLA HU” DEMEN GEREKİR..

    SENİN TABELANI OKUYACAK KİM?.. TABELASINDA “HU” YAZMAYAN MI???

    KOD: İHATA

    SELAM OLSUN.

  4. 4 Neo 30 Mayıs 2008, 10:21

    ~ ~ ~ ~ / ~ . ~ / Elif Lam Miym / ~ . ~ / ~ ~ ~ ~

    B`nin, ZAT`i!..
    Elif ZAT!..
    Lam (LL `ilm Z!.`)!.. Cebrailiyet
    Miym – Muhammedi Su`ret!.. Ya – (KENdini gizlemis Elif!)

    LA` in … . . . Kusr`u kusr`da goren kusr`ludur!..

    Elbaki-Hu`elBaki!..

    esSelam..

  5. 5 m.ekinci 31 Mayıs 2008, 2:55

    Holografik evren gerçeği içinde mum da son tahlilde bir AYNA değil midir? Öyleyse ha mum olmuşsun ha ayna ne farkeder?
    Takdirimizde ışık olsun da; mum da olsak farketmez, ayna da…

  6. 6 İhata-iha-net 31 Mayıs 2008, 6:20

    “Mum ve ayna” konusu ile ihaneti anlatmak istiyorum, aşk mektubu olarak okumanız, çok büyük ikram olacaktır, teşekkürlerimle.

    Bildiklerini dinle. Lütfen dinle. Güven duyulan noktadan ürkütmeden yaklaşansın, üzüm bahçesinin, asma yaprakları arasında ki, güzel buseli, sessizlik hakimi, derin bakışlı dinle.

    Nefretin doğduğu ikilemli yaklaşımları birleyen, sevgiye dönüştüren, iyi ve kötü arasındaki yol ayrımındaki yeşil ışık, yeşil bahçe, yeşilliğine karalar sürülmesini dinle. Teklik bilinçlerinde yalnız gezmeyi sağlayan, yalnızlığa ikilik katmaları dinle. Dinle bildiklerini dinle, bilmediklerin varmış gibi arala kapını, o vakit giyilir ihanet elbisesi, sadece yapıp-ettiklerin karşılığıdır yaşadığın, ilmi düşüncesi ile, neticesiyle, idrakı ile… Ne beklenmiyeceği idrakını, hazım etmek kolaylaşacak, dinle ihaneti lütfen sevgili.

    SEMALARDA VE ARZDA NE VARSA HEPSİ ALLAH’INDIR. İlk ve aynı zamanda son busende yaşattığındır, ayırımsız taleblilere, talebsizlere. Teklik busesi, birlik busesi.. Ne hoştur sen varken. Sadece sen varsındır, bırakmışım kendimi sana ne yaşatırsan yaşat güveniyle der talebliler, talebsizler de kendi yaşadığını düşünüp neden, niçin sorgulanmadan hoş geldin-niye gittin nidalarıyla çırpınır, hepsi Allah’ındır ihatana, ihanet ile.

    Yetim bırakana kadar desteklersin. Tutunacak dal aramaya gerek yoktur sen varsındır, farklı farklı tattırdığın busende. Yetimliğin sonsuzluğunu, sensizken düşünemeyen için, sen tanıdığımdan farklı tanıtmayı seçtiğin için kendini, farklı gelişinde seni tanıyamadım der, ya da demez, uzanır sonsuzluğuna. Yetimliğin mucizesi, tutunacak dal aramakla karı-koca ilişkisine döndüren noktadır da ayrıca sevgili, şaşkınlara, hedefsizlere, bulduğunu bulduğu gibi yaşayanlara.
    Seni herşeyde göremedim, ihanet ettim der sana. Gücüm vardı, desteğim vardı, çaresiz değildim, alışkanlığımdan vazgeçemedim der sana, sonsuzluğa kanat çırpamayan, sevgili.
    Karı-koca (ikili, göresel, dünyevi vs.) ilişkilerinde özlemle seni yaşamakla kalır ihanet eden. Bunun diyeti olmaz bilir içten içe, kimi zaman unutsa da..

    Hakkınca gidenlerin sisteme güveni için, diyet istenir mi, biraz insan olabilmişsek bu düşünceye bir son vermeliyiz oysa.. Hakkınca olanlar onca şeyden vazgeçsin, gençliklerini senin yolunda değerlendirsinler, sonra ben hata yaptım de, onlarla aynı sofrada olmayı dile..
    Haddini bilme kolaylığı, rıza-razı halleri, hizmet iç ferahlığı ve daha nice kapı aralığın seni hatırlatmalı da susturmalı edepsizliği, mum gibi erirken, kendine dönüklüğü hatırlatmalı da üstelik… Acı vermesi yaşanılanın, idrak ile gelişirse, ihanet elbisesi, diyet olarak yeter kendini bilene sanki…

    Bir hayat kadınına can olmuştu Hz. İsa, çünkü seyri çok hoştu gelenin, kötüden iyiye diyelim veya yanlıştan doğruya veya öz arayışını bulma tatmin noktasına bir seyri vardı o güzel kadının.. Seyri güzelliğe.. Güzellikten sonra, daha daha arayışı olmaması onu gerçek yapandı belki de.. Hadi aradı gitti diyelim, tekrar aynı saflıkla beklenti içinde olması dönüşünde, hem akıl almaz, hem mide götürmez, hem de sistem bilmez olurdu, bilenlere hoş görünmezdi muhakkak..

    Yine gel diyen edepsizce gel dememekte.

    İlk saflık, aynı sofrada yemek yedirebilir, ilk saflık, sohbetlerde latifelere yer buldurabilir. Senin bahçenden, selvi ağaçlarında gölgelenmek nasip olabilir(di). Sen bahçeni ne güzel koruyorsun sevgili. Mum olmak düşer, ihanete diyete, varsa ikram ve lutüf yine de, mum olmak ta kolay değil. Hem kendini ispatlayamamışsın hem mum olmak sana ikram edilebilsin. Ayna olmak ihanetsiz sırlanmak demektir sanki. Mum olmak ta haddini bilmek gibi.. Ne beklenebilir ki, beklentisiz olmayı böyle tadanlara. Kaderde değişiklik olmaz, diyelim geçelim. Tüm ahmaklıklarıma, içtenlik olarak bakan güzel gözlerle, yenilenmek… irkilme geçilebilirse, yenilenmek. Bahçeni koruman idrak ettirdi, “sistemde zulüm yoktur”u anlattı da yetti bile sevgili. Söz verip yapamamaktan, mahcuplukla ilerlemekten, dostlarını incitmekten koru lütfen, bilincleri geliştirerek sevgili. Şimdi bile türlü zanlarla ayrılıklarla seslendim sana bu son ihanetim olsun sevgili.
    *

    Güzellikler, temizliklerle bir yazı ortaya çıkaran yazardan özür dilerim, ihanet konusuyla yorum yaptığım için yazısına..
    Yazınızın bereketi, genişliği ile, sığındım gönüllerinize, vereceğiniz sevgi ve anlayış bekleyemiyeceğim diyetten şüphesiz.

  7. 7 veysel 1 Haziran 2008, 1:05

    Işık, etrafını aydınlatan- etraf ise ışığa ayna olandır, kendi kadarınca. Mesela bundan yüzyıllar evveli açığa çıkmış olup ta algılanamayan ya da algılanıp ta isimlendirilemeyen bir ışığı tasavvur etmeye çalışalım. Bu öylesine biR ışık olsun ki, ezelinden gelip te ezelin sahibini anlatan öğretmen mahiyetinde olsun. Aydınlattığı herşey ışık olsun o gibi ve dahi açığa çıktığı her nesnede bir diğerin RESİM olsun. Ne bir başı olsun bilinebilen ışığın, ne de sonu olsun bulunabilen.
    AMA birgün hakikati gereği çekilsin aramızdan ışığını bırakarak yarınlarımıza. Bizler aynası gibi görünsek te aslında ondan sonraki ışıklar olalım, bizden sonrakilere.! Kendi RESMİMİZ içinde resimler çizebilelim diye.!
    ONUN gidişi bizim gidişlerimizin başlangıcı olsun ve bizler gittikçe, gitgide (onun bıraktığı) ışığımızı çoğaltalım. HEM AYNA OLALIM IŞIĞI YANSITAN HEMDE IŞIK OLALIM AYNALARA YANSIYAN.

    Oysa geldik ışığın gelişinden, yanışından ve sönüşünden sonraki karanlığımıza!!!
    Dün yoktuk bizler buralarda başkaları mevcuttu, tabiatı gereği yaşadı, nispetindeki ışığı aldı, bıraktığını bıraktı gitti. Belki kendinden!! Birşeyler eklemek istedi eksiği varmış gibi ışığın. Güneşini kaybeden gün, içindeki birşeyleri yakar da gördüğü kadarına güneş deyip kendini tatmine çalışır. Herkes o zamanlardan sonra sönen ışığın ardından kendi ışığını yakıp aynalar aramış durmuş kendine. Ve gele gele bu güne BİNLERCE IŞIK! MİLYONLARCA AYNA OLMUŞ!!!

    OYSA IŞIK BİR TANE AYNA DA BİR TANE. Hatta IŞIK AYNADIR, AYNA IŞIK.

    Biz bu yüzden kaybedenlerden olmuşuz, ezelden ebede süregelen yolculuklarımızda. Her şeyi olduğu gibi kabullenebilmek yerine illa ki katacağız birşeyler üstüne. Uydurma ışıklarla kırık aynaları toplamak için etrafımıza. Ve sonu ŞAHANE BİR HÜZÜN TABLOSU oluyor.
    Işığımız BİR, aynamız BİR olması dileğiyle.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: