Önemsemeliyiz

Risalet kemalatından açığa çıkan sözler insanları Allah’a davet eden uyarılar niteliğindedir. Rasullük, velayetin en yüksek noktasında ki bilinç düzeyi olduğu için rasullerin sözleri kendilerinden değil, direk Allah kelamı olarak açığa çıkar. Rasul, bilgiyi ötesinden almaz! Veya, öz’ünden de almaz!. Çünkü, rasullerden açığa çıkan sözler hiçbir beşeri kelime karışmaksızın Allah’a ait sözlerdir. Nasıl ki, ”bu su nereden gelmektedir?” diye sorulduğunda, ”musluktan gelmektedir” demiyorsak. Risalete dair sözler de rasullere ait değildir…

Rasul, varlığını değil!.. Bilincini Allah’ta eritmiştir.. Fakat rasuller veliler gibi uruc yolllu Allah’a ermezler. Rasullerde ki sistem nüzul yollu açığa çıkan bir olaydır. Suyun bir ”göze”den kaynaması gibi.. Allah ismi ile işaret edilene ait olan uyarı niteliğinde ki bilgiye dair sözler nüzul yollu rasullerin dillerinden açığa çıkar ki, bu sözler aslında Allah’a ait olan sözlerdir… Nübüvvet ise çok daha kapsamlı bir sistemdir. Her nebi rasuldür ama, her rasul nebi olmayabilir!..

Nebilik insanlık derecesinin en yüksek halidir ve tamamen Allah yaşantısından ibarettir. Nebi, her zerresi ile Allah’ı yaşayandır. Bu yaşantının getirisi olarak Allah’ın var etmiş olduğu sistem en ince noktalarına kadar okunur. Nebiler, her boyutta Allah’ı yaşadıklarından dolayı, onlarda her boyutun hakkını verme özelliği mevcuttur. Bu her boyutun hakkını verme özelliği nübüvvet kemalatının bilgilerinden kaynaklanır..

Nübüvvet kemalatından açığa çıkan bilgiler, Allah’a ve düzenine inanan insanlara bildirilmiştir ki, insanlık yalnızca bu bilgiler ile geleceklerini kurtarabilmektedir.. Nübüvvet kemalatından çıkan bilgiler tamamen insanların dünyada ve ölüm ötesi boyutta huzurlu olmalarına dönük bilgilerdir…

Örneğin, nazar ve büyüden sakınmak için okunan dualar. Veya ruhu güçlendirici çalışmalar hep nübüvvete dönük işlevlerdir…

Fakat unutmamamız gereken önemli konulardan birisi de, bizler korunma dualarını uygularken, ”ötede bir tanrıyı tatmin etmediğimizi” bilmemizdir!. Mesela cinlerden korunma duaları çok çok önemlidir. Biz, ötede bir tanrıyı tatmin için bu duaları okumayız!. Bu korunma duaları, ”sistemde cinlerin varlığını okuyan nebilerin, insanlara bu cinlerden korunabilmeleri için bildirdikleri çok önemli taşlardır”..

Bizler bu çalışmaları yaptığımızda, ötemizde ki tanrıyı tatmin etmek için yapmamaktayız. Bilakis, varlığımızda mevcut olanın, ilahi kuvvelerini devreye sokarak yaşantımızı değerlendirmekteyizdir..

Eğer cinlerden korunma dualarına ara vermeksizin on ila on beş gün kadar devam edenler göreceklerdir ki, kendilerinde ki cinlerin ilka ettiği şeytani vehim dalgaları gün be gün yok olmakta.. İşte bu nübüvvete dair olan bilgiler bizlere sunulmuş olan en önemli hususlardır.. Yapan ve yapmayan karşılığını kendi yaşamaktadır…

Birol Usta
http://yorumsuzblog.adrese.com
birol701970@mynet.com

Reklamlar

6 Responses to “Önemsemeliyiz”


  1. 1 edeniz 28 Mayıs 2008, 10:44

    Çok teşekkürler Birol Usta..

    Ben zikirlere 1 yıla yakındır devam etmeye çalışıyorum fakat bazen içimden, aklımdan geçen kötü hislere engel olamıyordum.. sizlerin arasından bir büyüğüm bana korunma dualarını ihmal etmememi söyledi ki, ben onları arada okuyordum hatta başımdan geçen ufak tefek anlam veremediğim olayları anlatınca kesinlikle korunma dualarını sabah ve akşam okumam gerektiğini, aksi halde zikirlerden açığa çıkan maneviyetla benim öğrendiklerimi cinlerin de aklımdan okuyarak öğrenip bilgileri aldığım kimseleri dahi etkileyebileceklerini belirtti. bunun üzerine ben çok yönlü bir sorumluluk hissettim ve birkaç gündür korunma dualarını da çalışmalarıma ekliyorum.

    Selam ve Sevgi ile

    Hoşçakalın

    NOT: Korunma duaları Sayın Ahmed Hulusi’nin Dua ve Zikir adlı kitabının başlangıç sayfalarında var, alt ve üstte 2 adet olmak üzere. Bilmeyenlerimiz için.

  2. 2 niyazi 28 Mayıs 2008, 10:21

    Rabbi inniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azab; Rabbi euzü bike min hemezatiş şeyatıyni ve euzü bike rabbi en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytanin marid. (Sad:41, MÜ’minun97-98, Saffat:7)

    Cinlerden korunmak için bu duanın günde kırkbir kere okunması tavsiye olunur.
    Allah okuyabilenlerden olmayı nasip etsin.. Cinlerin şerrinden korusun.. Amiiin..

  3. 3 Mustafa Şenyurt 29 Mayıs 2008, 2:57

    Sayın yazarın yazısıyla ilintili olan birkaç hususa bir nebzecik de olsa değinmek istiyorum Üstad Ahmed Hulusi’nin ışığından alabildiğim kadarıyla.

    Her Nebi ve Rasul’deki hakikat temelde Velayet hakikatıdır. Yani Velayet asıldır, fakat onlar velayetin en üst derecesindedirler kendi kemalatları itibariyle.
    Nebi, Nübüvvet işleviyle ilgili; Rasul ise Risalet işleviyle ilgili görevlidirler. Yani topluma işlevleriyle ilgili olarak gerekli uyarıları yapmak, tebliğde bulunmak, yol göstermek v.b. gibi. Kısaca Nübüvvet, ahiret saadetini kazanmak için gerekli asgari şartları bildirmek (örneğin namaz kılmak, oruç tutmak v.b.) ona göre insanları yaşamaya davet etmektir. Bu yüzden Nübüvvet dünya yaşamıyla sınırlıdır. Risalet ise, varlığın hakikatını anlatma, evreni kendi kapasitesine göre okuyup nereden gelip nereye gittiğini ortaya koyduktan sonra gerekli çalışma ve yaşam biçimini tebliğ edip yol göstermektir, insanlara kendi hakikatlarını yaşamaya davet etmektir. Risalet işlevi ve bu işlevi yerine getiren Rasul’lük ise kıyamete kadar geçerlidir.

    Nebilerden bazıları Rasul olabilir; Rasullerden bazıları da Nebi olabilir. Sadece Nebi olanlar, sadece Rasul olanlar vardır, hem Rasul -hem Nebi olanlar vardır. Tabiî ki burada Rasul ve Nebi olgusunu “görev” itibariyle düşünüyoruz. Gayet tabiî ki “Risalet boyutu” her insanda var farklı açılımlarla. Ancak bu işlevin, Hz. İsa’da olduğu gibi çok üst düzeylerde-zirvelerde açılarak “Rasul” olarak “bir görevli, yol gösterici” haline dönüşmesi çok ayrı bir durum.

    Rasul ve Nebi’ler, Vahiy yoluyla kendi özündeki hakikatlarından alırlar bilgiyi. Nüzul yolludur, erişilen bilgi değildir. Akıl, fikir v.b. beşeri şeyler yoktur içinde.

    Her Nebi ve Rasul’un kendilerine özgü farklı kemalatları olduğu söylenir. Hangi Zatta ne düzeyde ve çapta kemalat olduğu hususunu düşünmek bile o yüce zatlara karşı haddi aşmak sayılır kanaatindeyim. Ancak “Onların” hallerinden bilen, “Bir bilen” çıkıp bizlere genel olarak bazı şeyleri ortaya koyarsa, o nakledilen bilgileri ancak nakli olarak bilebiliriz. Belki genel olarak şu söylenebilir. İlk insandan itibaren tarih süreci içersinde, insanlığın gelişen evrim sürecine paralel ihtiyaca binaen giderek artan kemalat düzeyleri olan uyarıcılar -Resul ve Nebi- gelmiştir.

  4. 4 Adnan 29 Mayıs 2008, 8:19

    “Nebilerden bazıları Rasul olabilir; Rasullerden bazıları da Nebi olabilir.”

    Rasul olmayan biri nasıl sadece nebi olabilir, bunu ilmi olarak açıklayabilir misiniz lütfen?

  5. 5 Kraliçe'ye anadoludan. 29 Mayıs 2008, 2:27

    Kraliçe, Türkiye’yi ziyaret etti, şimdiki devlet politikasına değildi elbet ziyareti, yapıyı oluşturan öz değere uğradı. […] Şimdiki devlet idarecileri bu zarafeti görür mü görmez mi nasip..

    Şimdi Türkiye’den iadeyi ziyaret nasıl olmalı ki hani dostluk denilmeye kraliçeden.. Türkiye’nin yapacağı ziyaretin ana başlığı, (içselliğinde) şöyle olabilir sanki. Etkisini yitirmiş (dünyevi değerlere göre), oysa daim zarafetiyle etkili kraliçeliklere(rahim), ziyaret edebilir Türkiye gönülden.. Dileyiniz bizden daha güzelleşen Türkiye’den, Türkiye değerlerine sahip çıktığı sürece(öze dönük olarak), niye sömürge oluşsun efendim aramızda, unutulur mu hiç dostluklar, Siz-biz demekten öte, siz Kraliçelikle, biz de ana-dolu olarak özde biriz, haddi aşmaktan ırak..

    Havamız aşkımız olarak, saygılar efendim, samimiyetiyle niye saygı göstermesin ki Türkiye(özü itibariyle anadolu), İngiltere’ye(kraliçeye).

  6. 6 Mustafa Şenyurt 30 Mayıs 2008, 12:37

    Rasul olmayan biri nasıl sadece Nebi olabilir? Rasul’luğu bir görev anlamında düşünmek gerekir. Gayet tabiî ki tüm nebiler de zaten doğası gereği Risalet işlevi-bakışı-idraki vardır, belki de en düzeylerde. Velayetin pik noktası Risalet olduğuna göre aksi düşünülemez. Burada şunu da ifade etmek gerekir. Risalet ile Nübüvvet işlevini bıçak gibi ayırmamak gerekir. Ancak kendisine açılan ilahi hakikat gereği, Nübüvvet işleviyle ilgili hususlarda toplumlara gerekli uyarılarla bir yaşam biçimi oluşturmaya çalışarak Nebi’lik görevi yaparken, özünde var olan Risalet boyutu itibariyle Rasul’lük görevi almamış olabilir, bu işi yapmayabilir. Bu durumu şu hadisle birlikte düşünebiliriz.

    Ebu Zer el-Gıfari anlatıyor: “Rasulullah’a sordum. Ey Allah’ın Rasulü! Gönderilen nebilerin (Peygamberlerin) sayısı kaçtır? Rasulullah cevap verdi. 124.000’dir. Rasul olanlar kaçtır deyince de Rasulullah şöyle cevap verdi. Hepsi 313.”

    Kişisel yorumum bu şekilde. Yanlış bir bakış açısına sahipsem lütfen bilenler doğruyu ifade etsinler ki beraberce faydalanalım.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: