Bilim Maluma Tabi

Günlerdir takip ettiğim düşünürler arasında geçen ve üslup olarak rahatsız edici olsa da hararetle tartışılan demeyi daha uygun bulduğum bir konu beni de aynı konuda düşünmeye ve yazmaya sevketti….

Yıllarca üzerinde tartışıldığı söylenen İlim Maluma mı Tabi, Malum İlme mi Tabi düşüncelerini hatırlattı..

Bir görüşte bilimsel ağırlıklı veriler, bu veriler sonucu ulaşılan bazı görüşlerle sanki günümüz ifadeleri ile İlim Maluma Tabi`dir deniyordu…

Bunu tartışmalarda izlemek keyifliydi… Yani Malum, bilimsel olarak öyle irdeleniyor öyle sistemli ve değişmez olarak bulunuyor ki sonunda MUTLAK GÜÇ o sistemi ayakta tutan o sistemin dişlilerini işleten güç olarak tarif buluyordu…

Yıllar öncesinde [böylesi bilimsel veriler olmaksızın nasıl bir tefekkür gücüyle okundu ise(?)] malumu yani sistemi yoğun tefekkür ve çalışma sonucu okuyan, malumu Mutlak Kudretin varlığıyla kaim değişmez ve sabit bulan ve nihayetinde Allah ismiyle işaret edileni bu malumun, sistemin devamını sağlamakta olan MUTLAK KUDRET, MUTLAK İRADE, MUTLAK İLİM olarak gören muhterem zevatı anımsadım…

Sistemin heybetinin, değişmezliğinin tespiti sonucu; kudreti, iradesi ve ilmi ile MALUMA uygun olanı yaratmak durumunda olan(?) tarifi doğmuştu…

Bu görüş son derece değerli ve önemli, EĞER TEFEKKÜR sonucu ulaşılmış ise… Bu noktaya ezber ile değil tefekkür ile gelmek çok çok önemlidir…
Hatta denebilir ki tefekkürsüz -takliden -ezberden, ‘malum ilme tabidir’ demekten, tefekkür sonucu ilim maluma tabidir demek daha üstün bir HALdir…

Belki bundan sonrası da bu noktaya geldikten sonra açılır…

Bugün bilimsel veriler bize sistemin dokusu hakkında geçmiştekilerin muazzam tefekkür sonucu eriştiği keşfettiği şeyleri düşünsel anlamda bile meşakkat çekmemize fırsat vermeden sunmakta…

Belki bu kadar kolay olması nedeniyle de tasavvuf ehlinin tefekkürle o keşfi yaptığı andaki heyecanını paylaşamamakta, o hisleri yaşayarak bu bilgileri algılayıp yolumuzda daha bir hız kazanamamaktayız…

Öte taraftan;

Bilim malumun bilimidir… Ve bilim yollu yani aşağıdan yukarıya bakışta çıkılacak son nokta da budur….

Hatta şöyle diyebilirim ki bilim, Esmadan algıladığı kadarını formülize ederek algılamakta ve algılamaya çalışmaktadır…

Yani Hasip esması sonucu Seriül Hesap deriz.. Bilim, ‘A noktasından çıkan araç T süre sonra B noktasında olur şeklinde ifade eder, aynı manayı formülize eder büyük kütleli cisimler fiziğinde…

Dolayısıyla bilim her boyutta kendine göre malum olanı irdeler… Malum ise Esmadan alır varlığını ki Esmanın sözü Zati boyutta edilmez…

Bilim fikir oklarıdır ki Zat`a ulaşamaz…

Zatı üzere tefekkür etmeyin hitabını şöyle de değerlendirebiliriz…

Zat ismi ile işaret edilen hali dingin durgun dalgasız bir su yüzeyi olarak düşünürsek… Zat ile ilgili üretilecek her türlü fikri de çakıl taşına benzetirsek; durgun suya atılan her çakıl taşı onu dalgalandıracak ve atılan çakılın boyutlarına uygun dalgalar algılanacaktır…

Bu durumda Ben kulumun ZANNI üzereyim gerçeğince şekillenen dalgalar O sanılacaktır… Ne kadar taş atılırsa (teori üretilirse) o kadar dalgalanma olacaktır (ispatlar çıkacaktır).

Burada hemen bir parantez açarak ‘Malum İlme Tabidir’ bilgisinin “Zâtî ilim” tecellîsine mazhar olanlar tarafından farkedilebileceğini not düşelim…

Bu durumda belirtilen hali yaşamayanın “İlim Maluma Tabidir” HALini reddetmesi de ezberden, takliden konuşma olarak kalacaktır velev ki doğru söylüyor olsa bile

Bunu bu şekilde belirtme ihtiyacı duymamın nedeni bu HALin değerinin anlaşılması içindir yoksa hepimiz bilgiyi çok yükseklerden aldığımız için Malum İlme Tabidir diyebiliriz kolaylıkla…

Dolayısıyla nasıl ki DATA`ların varlığının bildirilmesi “tenzih” yanına işaret ediyorsa aynı şekilde Kuran`da geçen “dileseydi” ifadesi de “tenzih” yanına işaret eder şekilde algılanmalıdır kanaatimce…

Özetle; İlim Maluma Tabidir; sistem ezelde yaratılmış ve Mutlak Güç, Mutlak İrade, Mutlak İlim bu yaratılan sistemi ayakta tutar görüşü aşağıdan yukarı bakışta ulaşılacak son noktadır…

Hakikat ise Malumun İlme Tabi olarak her an yok oluş ve Mutlak İlim, Mutlak İrade (dileseydi), Mutlak Kudret doğrultusunda varolmasıdır öğrendiğimize göre…

Hatta biraz daha ileri gidersek Mutlak İlim, Mutlak İrade, Mutlak Kudret şeklinde ki detaylı bakışımızı ‘ZÂTI İLİMDİR’ noktasından hareketle İLİM çatısı altında birleştirebilirsek konu daha da netleşecektir…

Selam üzerinize olsun…

Kâmil Hüdai
http://yorumsuzblog.adrese.com
space.inspace@yahoo.com

Reklamlar

42 Responses to “Bilim Maluma Tabi”


  1. 1 sıfır 26 Mayıs 2008, 3:07

    Huvallahi ehad ayetine hakkal yakiin ikan etmişsek, tüm malumat ilme tabidir. Vehmi benliğimizi, şartlamalarımızı, değer yargılarımızı, duygularımızı aşmadan öz gerçeği yakalamak imkansızdır…

  2. 2 Yunus 26 Mayıs 2008, 7:08

    Sayın Kamil Hüdai, benim açımdan çok güzel ve yararlı bir yazı, Allah razı olsun. Aşağıdaki satırlarda da size hak vermemek mümkün değil..

    “Bu durumda belirtilen hali yaşamayanın “İlim Maluma Tabidir” HALini reddetmesi de ezberden, takliden konuşma olarak kalacaktır velev ki doğru söylüyor olsa bile…

    Bunu bu şekilde belirtme ihtiyacı duymamın nedeni bu HALin değerinin anlaşılması içindir yoksa hepimiz bilgiyi çok yükseklerden aldığımız için Malum İlme Tabidir diyebiliriz kolaylıkla…”

    Ancak, siz de takdir edersiniz ki burada hal diliyle konuşacak olursak, hiç birimizin ağzını açmaması gerekir. Çünkü çoğumuz mülhime düzeyinde olduğumuzdan, tefekkürümüz neticesinde aldığımız ilhamlar nispetinde konuşuyoruz doğal olarak.. Bu ilhamlardan hangisinin hakikatı yansıttığı konusunda bir anlaşmazlığımız vardı. Güzel bir yazı ile bu işe nokta konması benim açımdan şükür vesilesi.

  3. 3 mustafa öz 26 Mayıs 2008, 11:26

    “Bilim yalannana bilen kurallar bütünüdür”
    Karl Poper

  4. 4 Kâmil Hüdai 26 Mayıs 2008, 5:58

    Sn. Yunus şahsınızda, faydaya vesile kabul eden kim varsa ben teşekkür ederim…
    Allah cümlenizden Razı olsun…

  5. 5 olcay 26 Mayıs 2008, 6:29

    “İlim mi maluma tabidir; malum mu ilme tabidir?”

    Bilmeyenler konuşur, bilenler susar… İkisinden birini seçen cahilliğini açıklar… İlim malumdan; malum ilimden ayrı mıdır; ilim ve malum diye iki farklı şey mi var; biri diğerine tabi olsun?!

    İkilik içeren her soru, yanlış soru olduğu için “bilenler susar”… Çünkü yanlış sorunun, cevabı da yanlış olur… TEK!!!

  6. 6 göksel 27 Mayıs 2008, 1:46

    Olcay Allah razı olsun ondan güzel yazmış.. ama hem ilim, malum ikilemine bakar isek hem de olcayın tekleştirmesine.. bunlar malum olmayı.. ilmi keşfetmiş olmayı gerektiren noktalar olmuyor mu.. malumunuz mu her şer.. ya da hiçbir şey.. saygılarımla..

  7. 7 Feray 27 Mayıs 2008, 9:20

    “Malum ilme tabi” demek, “malum diye bir şey yok, sadece Allah’ın ilim sıfatı var; Allah var idi, O’nunla beraber hiç bir şey yok idi” demektir.
    Sizler malumdan söz ediyorsunuz. Hangi malum, size göre varolan malum mu, malum diye bir şey hiç var olmadı ki? (Mülhime ilhamıyla konuştuğum için Sn. Hüdai’nin affına sığınırım)

  8. 8 Kâmil Hüdai 27 Mayıs 2008, 12:27

    Sn. Feray espriniz için teşekkürler…
    Fakat esprinizin ciddiye alınma ve devamı gelmesi olasılığı dolayısıyla bir açıklama yapmak ihtiyacı hissettim…

    Ben de sizin bir arkadaşınız olarak düşüncelerimi
    hedef kitle FAYDA GÖRENLER olmak kaydıyla yazmaktayım…
    Daha fazla bilgisi olan arkadaşlardan da FAYDALANMAYI umarım…
    Yazdıklarımda doğruluk payı olan noktalar VARSA onlar dışında -ki doğrular Allah`tan- saygı görmesi gereken bir durumum ve konumum kesinlikle yok bütün arkadaşlar bu bakış açısına sahip olarak ŞAHSIMA karşı RAHAT ve AÇIK olsunlar…

    Dolayısıyla Doğruluk Payı olan noktalar TESPİT EDERLERSE o noktaları dikkatli düşünmeleri benim için saygı kavramı olarak yeterli…

    Kısa bir dip not;

    Dillendirdiği hali yaşayanlar müstesna onlar kendini bilir ZATen fakat diğer arkadaşlar için yazıda da belirttiğim üzere biz bilgiyi çok yükseklerden aldığımız için bazı şeyleri çok kolay ifade edebiliyoruz…
    Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere BİLGİmiz var çok şükür ALLAH İLME dönüşmesini nasip etsin…
    Daha detaylı öğrenmek isteyenlere;
    Muhiddin Arabi İlim Maluma Tabidir, demiştir İLİMSEL olarak…
    Biz bunun daha ötesini öğrendik çok şükür BİLGİSEL olarak…

  9. 9 metinav 27 Mayıs 2008, 2:41

    İlim kendi değişmez hassası olan RAHMAN.İLİM= MALUM dur. ZATEN KEMAL DE DİR NOKTASINDA ANINDA Kİ SONRADAN İLMİNİ GELİŞTİRMESİ VE MALUM EYLEMESİ VEYA DA İLMİ BİLDİKLERİ KADARDIR TEK BAŞINA YANLIŞ BİR DÜŞÜNCEDİR.

    Bizler için malumumuz şu anda bildiğimiz bilgilerdir basitçe ama ilime hakim değiliz sonradan öğrendiğimiz bilgiler bizdeki malumu da geliştirecektir.
    ALLAH İSE EKMELDİR, SONSUZDUR VE MUHAKKAKTIR. GELİŞMESİ DİYE BİRŞEY SÖZKONUSU DEĞİLDİR. DOLAYISIYLA İLİMİ AYNI ZAMANDA BİLDİKLERİDİR, SONSUZ SINIRSIZ ÖLÇEKSİZ HALDE.

    Bu cahil insanların tek noktayı çoğaltmalarından dolayı yetersiz ufuksuz düşünce ve bakışlarından dolayı aynı anda akıllarına sığdıramamalarından dolayı parçalamışlar, bölmüşler, farklılaştırmışlar ve öylece ayrıymış gibi telakki etmişler ve ettirmişler, sonradan gelenlere.
    BİZDE NASIL OLUYOR DÜŞÜNMÜYORLAR.
    İLİM ALLAH’IN SIFATIDIR.
    MALUM NE? MALUM DA İLİMİN ZATA AİT HALİNE, ZATINDAKİ BİLGİSİNE DENİR, BENDEKİNE GÖRE. YANİ FARKLI DURUMDAN BAKILDIĞINDA FARKLI GÖRÜNEN AYNI GERÇEĞİN FARKLI İSİMLENDİRİLMESİ, TABİ ONUN İÇİN DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE.

    Mülhime sadece ilmi boyutta suretlendirilen bilgilerdir bana göre. AMEL EDİLMEZ. SADECE BELKİ FARKLI AÇILIMLARA SEBEP OLABİLİR.. KİŞİLERDE ESAS OLAN KUR’AN VE SÜNNETTİR.

  10. 10 Feray 27 Mayıs 2008, 3:12

    Haklısınız Sn. Hüdai, size takıldım:-) Aslında mülhimeyi hafife almamak gerekir, küçümsenecek bir irfan değil bence. Keşke mülhimede olabilsek. Yolun yarısı neredeyse ve ilham alıyor(?).

    Muhyiddin Arabi’nin “İlim maluma tabidir” demesi, kendisinde İseviyet ağırlıklı olmasından olsa gerek. B sırrını enfüsi seyre geçtiğinde benliği Mutlak Ben’de eriyince, bu kanıya varması normal.

    Kişi kendini Ahadiyet’te bulmadan nasıl idrak etsin, “Malum ilme tabidir” gerçeğini?

    Çünkü o ilim Ahadiyet gerçeğini yaşayanın ilmidir sadece. Muhammedi olan ancak “Malum ilme tabidir” diyebilir. (Doğrular Allah’tan, yanlışlar Feray’dandır)

  11. 11 Feray 27 Mayıs 2008, 4:17

    Bildiğim kadarıyla daha sonraları Muhyiddin Arabi de “Gördüm ki Abd-ı Acz makamından yüksek bir derece yok” diyerek “Malum ilme tabidir” noktasını idrak etmiştir. İbn-i Arabi’ye de haksızlık etmiş olmak istemem.

  12. 12 Kâmil Hüdai 27 Mayıs 2008, 4:23

    Sn. Feray yazıdaki amacımı özetlediniz…
    Teşekkürler…
    İki görüşün de önemli olduğunu ve ezberden birşeyleri reddederken neyi reddettiğimizin farkındalığını oluşturmak ve BİLGİMİZLE hemen üstünden geçiverip reddettiğimizi yeniden değerlendirme alanımıza sokarak üstüne gitmek, o düşünce sahipleri hangi hali yaşayarak o noktadaydıyı irdelemeye yöneltmekti amacım…

    Mülhime konusuna gelince benim böyle bir küçümsemem sözkonusu ise haddimi bilememişim demektir. Bunu söyleyebilmek için mülhimenin üstü olmak lazım değil mi veya kendini herhangibir makamın sahibi sanmak?…
    Mülhime en önemli, en zor aşama elbet…
    Bir küçümsemem sözkonusu ise ilgili cümleMi yazarsanız daha dikkatli olmama haddimi bilmeme vesile olursunuz… Memnun olurum…

  13. 13 Feray 27 Mayıs 2008, 6:57

    Estağfirullah efendim ne demek, galiba ben yanlış anladım. O kadar kibarsınız ki utandım. Herkes böyle konuşsa kimse kimseye saygısızlık edemez herhalde. Atalarımız “Her şey karşılıklıdır” diye boşa dememişler.

    “Bunu söyleyebilmek için mülhimenin üstü olmak lazım değil mi veya kendini herhangibir makamın sahibi sanmak?…”

    Allah’ın velileri gök kubbesinin altında gizlidir. Dolayısıyla tedbirli olmakta fayda var.

    Zaten sizin (veya bir başkasının) nerede olduğunuzu bilmem söz konusu değil, çünkü ben oldukça aşağılardayım ve burada oldukça yalnız gibiyim. Çünkü burada herkesin kalp gözü açık gibi yorumlar yaptığı için böyle söylüyorum. Aksi ıspatlanmadıkça herkese inanırım. O sebeple kendimi olduğum yerde pek yalnız hissediyorum.

    Fakat yazdıklarınıza bakarak bir sonuç çıkarmak gerekirse, en azından arifsiniz veya dahası var belki de alimsiniz efendim.:-) Bu cahilin değerlendirmesini hoşgöreceğinizi umarım.

  14. 14 Kâmil Hüdai 28 Mayıs 2008, 10:57

    Misalde hata olmaz derler…

    Bir sınıf düşünün, bazı öğrenciler Matematikten 100 alırken diğer derslerden 50 alıyor, bazıları Fen dersinden 100 alırken diğerlerinden 50 alıyor, bazıları Türkçe dersinden 100 alırken diğerlerinden 50 alıyor…
    Bu sınıftakilerden hangisi arif?
    ÖĞRETMEN!!!
    Öğrenciler arasında 2 veya 3 dersten 100 alan dahi olsa ve birlikte ders çalışsanız dahi ona bakışınız öğretmen değil yardımcı olan arkadaştır…

    Çünkü öğrenci henüz çarpım tablosunu öğrendi diye 100 alabilir ama ÖĞRETMEN TÜREV VE İNTEGRAL bilir…

    Dolayısıyla yanlız değilsiniz ben de dahil çoğunluğumuz ÖĞRENCİ OLDUĞUMUZU BİLİP birbirimize karşı saygıyla, samimiyetle, DÜŞÜNMEYE ve YARDIMLAŞMAYA DEVAM ETMELİYİZ…

  15. 15 Feray 28 Mayıs 2008, 12:31

    “Burada hemen bir parantez açarak ‘Malum İlme Tabidir’ bilgisinin “Zâtî ilim” tecellîsine mazhar olanlar tarafından farkedilebileceğini not düşelim…

    Bu durumda belirtilen hali yaşamayanın “İlim Maluma Tabidir” HALini reddetmesi de ezberden, takliden konuşma olarak kalacaktır velev ki doğru söylüyor olsa bile…”

    Dedikten sonra tavsiye ettiğiniz yardımlaşmanın ne yararı olabilir anlayamadım? Diyelim ki X öğrenci taklitle konuşmadı ve akıl yürüterek bunun son nokta olmadığına kani geldi ve arkadaşlarına yardım etmek gayesi ile bu fikrini söyledi. Bu durumda sizin dediğinize göre öğrenciler akıl yürüterek vardığı noktanın yaşamında olmadığı için birbirlerini bazı yönlerden yanıltmış veya yanlış yönlendirmiş olmaz mı? Öğrenciler arası yardımlaşmada bu durum kaçınılmaz demektir. O zaman bu yardımlaşmanın faydası ne?

    Eğer bu yazdıklarınızın önemli bir anlamı yoksa, neden yazmaya gerek gördünüz? Boş yere bir şey yazacak biri gibi görünmüyorsunuz. Ama yazdıklarınızla tavsiyeniz arasında bağlantı kuramadım, sorumla cüretimi bağışlayın lütfen.

  16. 16 Feray 28 Mayıs 2008, 1:12

    Aklımdaki soruları tam ifade edebilmek için başka türlü sorayım isterseniz.

    1- Yazınızdan nasıl bir sonuç çıkarmalıyım?

    Sadece tefekkür yoluyla ulaştığı fakat henüz yaşamadığı gerçeği söyleyen bir öğrencinin sözleri, yaşadığı gerçeği söyleyenden daha doğru olsa bile, yaşadığı gerçeği dillendirenin söylediklerini mi dikkate almalıyız? Eğer böyle ise, bunun nedenini daha ayrıntılı açıklayabilir misiniz? Fakat eğer bunu demek istemedinizse, yaşadığı gerçeği dillendireni anlayışla karşılamamızı mı tavsiye ediyordunuz? Anlayışla karşılamak, yaşadığı gerçeğin üstünde bir gerçek olduğu hakkında ona herhangi bir şey söylememeyi de mi içeriyor? Yaşamayan biri yaşayan birine yardım edemez mi?

    2- Öğrencilerin yardımlaşması ile ilgili son tavsiyenizden nasıl bir sonuç çıkarmalıyız? Öğrenciler zaten cahildir, cahiller kendi aralarında oyalansınlar diye mi bu tavsiye? Cahilin dilinden sadece bir başka cahil anlar diye mi düşündünüz?

    3- “Her bilenin üzerinde bir bilen vardır” ayetine göre, herkes öğrenci değil midir? Bu halde ilk sorumdaki ve tavsiyenizdeki yardımlaşma, yaşıyor ya da yaşamıyor ayrımı yapmaksızın herkes için geçerli değil midir? Ayrıca, zaten yaşayan için mertebe farkı veya mertebeler diye bir şey var mıdır? Mertebe görmüyorsa (bunu siz de “kendini herhangi bir makamın sahibi sanmak” diyerek belirtmişiniz) karşısında bir öğrenciyi değil, sadece O’nu işitiyor olduğu için, kayıtlandığı halden bir öğrenci(!) sayesinde çıkması mümkün değil midir?

    Bunlar en azından benim aklıma çok takılıyor. Çünkü bu yazı altında konuşulanlarla ben cahilden başka ilgilenen yok sanıyorum. İki kişi arasında geçen diyalog gibi olacak, kusuruma bakılmasın. Ama hali hazırda bilen birini bulunca sorayım dedim.

  17. 17 Kâmil Hüdai 28 Mayıs 2008, 3:22

    Şimdi sorularınızın tümünü bir potada eritip genel sorunuzu anladığımı umarak düşüncemi paylaşayım…

    Kendi “düşüncemdeki” öğrenciler arasındaki yardımlaşma kavramını şu şekilde açayım…

    1) BİLGİ PAYLAŞIMI (NAKİL),
    2) SORU ÜRETİMİ,
    3) DOĞRU VEYA SAMİMİ YANLIŞ CEVAP ÜRETİMİ…

    İlki çok önemli DOĞRU NAKİL.
    Diğer ikisi de düşünsel olarak aktif olmamızı o şeyin “doğrusunu öğrenmek” için çablamamızı sağlayan değerli iki ateşleyici…

    Buraya kadar işin BİLGİ paylaşım boyutu ve önemli… Bilgi olmazsa İLME dönüşmez…
    Dolayısıyla “Velevki doğru söylüyor olsa bile” derken bu paylaşıma gerek olmadığını kasdetmedim… O sözümde ÖZNE başka…
    Özne anlatılan kişi değil ANLATAN…
    ÖZNE bilgiyi paylaşanın kendisi…
    Kendi iç dünyası…
    Sahip olduğu bilgiyi en doğrusu olduğunun farkında ve buradan aldığı güçle geri kalan hiç bir şeyi dikkate almaya gerek görmüyor…
    Bilgisinin değerinin farkında fakat NAKİL olduğunun farkında değil…
    Bu durumda ETRAFINA FAYDALI BİLE OLSA KENDİNE FAYDASI YOK…
    AZ AMA ÖZ OLARAK KENDİNDEKİNİ BİLEN HAL OLARAK BİLGİSAYAR GİBİ EZBERİNİ ANLATANDAN DAHA İYİ BİR HALE SAHİPTİR diyerek kendi nefsimi uyardım sesli, pardon yazılı düşünüp HERKESLE PAYLAŞTIM…

    Yani herşeyi öğrenelim 100. adımdaki merdiveni bilelim, paylaşalım ama halimizi de bilelim ki bulunduğumuz merdivenin bir sonraki adımı paylaşılırken hadi canım sende doğrusu 100. adım deyip yolumuza kilit vurmayalım…

    Özetle amaç, yaşıyor yaşamıyor ayrımı yapmaya cüret etmek, anlatılanları buna göre değerlendirmek değil, eğer yaşamdan daha iyisini BİLEREK, birşeyleri red veya inkar ediyorsak, bu konuda KENDİ ADIMIZA daha dikkatli davranmaya önce kendi nefsimi sonra bu konuda emek harcayan arkadaşları davet etmek…

    Umarım bana sorduklarınızdaki öz manaya cevap olmuştur Sn. Feray.

  18. 18 Feray 28 Mayıs 2008, 5:39

    “Sahip olduğu bilgiyi en doğrusu olduğunun farkında ve buradan aldığı güçle geri kalan hiç bir şeyi dikkate almaya gerek görmüyor…”

    Bu dediğiniz şey yaşayanlar için de söz konusu değil mi?.. Nitekim Muhiddin Arabi “İlim maluma tabidir” derken, bunun üzerinde bir bigi olduğunu düşünseydi, demezdi. O halde O bunu dediği zaman, diğer görüşü reddetmiş olmuyor mu idi? Bu konuda sizinle aynı şekilde düşünmüyorum dersem umarım bana gücenmezsiniz. Aslına bakarsanız yaşadığını dillendirenin değil, söz ile konuşanın ufku daha geniştir bu açıdan.. Çünkü yaşayan yaşadığından o kadar emindir ki o nokta ile kayıtlanır. Yani ben böyle düşünüyorum, umarım düşüncemi açıkça yazmam bir edepsizlik olarak görülmez.

    “Bilgisinin değerinin farkında fakat NAKİL olduğunun farkında değil…”

    Herkes kendini bilir. Burada hal ve ilminin aynı düzeyde olup olmadığının farkında olmayacak kadar kendini bilmeyen biri var mı? Bu sorumdan vazgeçtim, kendi adıma konuşmuş olayım. Genelde kendimin ne olduğunu da bilirim, ne olmadığımı da.. Taklit konusunu da daha farklı ele alıyorum. Belki bu konuda bir yanılgı içinde olabilirim.
    Bana göre taklit, tefekkür melekesinden yoksun olarak sadece bir başkasının fikirlerini “copy paste” [kopyala-yapıştır] yapar gibi ezberlemektir. Ama bir çok felsefeci var ki hal diliyle konuşmadığı halde akıl yoluyla epey yol almışlardır. Tüm dünya bugün onların düşüncelerinden istifade ediyor. Hafife alınacak bir durum değildir bu dediğim. Beşer aklı bu noktaları idrak edemez diyebilirsiniz. Ama önümüzde Kur’an ve hadisler varken, bu mümkün. Yaşayanlar da aynı yoldan gitti değil mi?

    “Bu durumda ETRAFINA FAYDALI BİLE OLSA KENDİNE FAYDASI YOK…”

    Bunun da farkında olabilir kişi.. Ama bu farkındalık, paylaşımı engellemeli mi? O zaman paylaşımla ilgili tavsiyenizi anlamakta zorluk çekerim. Ayrıca salt kendini düşünen ve kendi için çalışan kimse bu yolda daha mı başarılı olur sizce? Hatırladığım kadarıyla İmam Rabbani hazretleri bunun aksini düşünüyor. “İlim paylaşmak için gayret gösterirken kendi nefsini ihmal eden kişinin durumu, nefsini sakınmak için çekimser kalan sufiden daha alidir. Çünkü biri başkaları için yaşıyordur kendini düşünmeksizin, diğeri kendi için yaşıyordur” diyordu.

    “AZ AMA ÖZ OLARAK KENDİNDEKİNİ BİLEN HAL OLARAK BİLGİSAYAR GİBİ EZBERİNİ ANLATANDAN DAHA İYİ BİR HALE SAHİPTİR diyerek kendi nefsimi uyardım sesli, pardon yazılı düşünüp HERKESLE PAYLAŞTIM…”

    Ama burada halden değil, birbirimize yardımdan söz ediyoruz. Hal kişinin kendini ilgilendirir, diğerlerini değil.. Hatalı mı düşünüyorum? Ayrıca kimse kimsenin halini bilemez. Kimi ciddiye alıp kimi almayacağımızı nasıl anlayacağız? Karşımızdakinden çıkan ilmin ürünü mü, bilginin nakli mi anlamak o kadar da kolay olmasa gerek.. Referansımız ne olacak? Doğru aktarım değil mi?

    Tefekkürün heyecanına kapılıp sürçü lisan ettimse affola.

  19. 19 Kâmil Hüdai 29 Mayıs 2008, 11:14

    Sn. Feray düşünceleriniz için teşekkürler…
    Gördüğünüz üzere en azından size “Tefekkürün heyecanına kapılıp” dedirtecek kadar bir tefekküre vesile olmuşum. Bu bahsettiğim arkadaş paylaşımının faydalarından biri…

    Referansımızı tefekkürümüz neticesinde, inancımızla netleştirdikten sonra herkesten gelen bilgiyi önyargısız “referansımız doğrultusunda” acele etmeden sabırla değerlendirmek, ben daha iyisini biliyorum deyip sırt dönmemek, HÜSNÜ ZAN ile bakmak, konularını önce kendi nefsimle sonra arkadaşlarla paylaşmayı amaçladım yazıda…
    Bu benim kendi acizane amacımdır kendi bilgim kadarıyla…
    Bu düşünceyi olumlu bulan hayatına katar, dener, fayda görmez ise bildiği gibi devam eder…
    Sizin yazdıklarınızı da bu bağlamda değerlendirecek ve faydalanmaya çalışacağım…
    İkna değil paylaşmak amacım…
    SAMİMİ paylaşımınız için tekrar teşekkürler…
    Bu konudaki doğruları öğrenmeyi yaşama ve zamana bırakalım…

  20. 20 Feray 29 Mayıs 2008, 1:39

    Sizin amacınız İKNA değil PAYLAŞIM imiş. Benimki de MERAK idi ve hazır sizin gibi kibar ve yol yöntem bilen bir arkadaşı bulmuşken bilgisinden istifade etmek istemiştim sayın Hüdai. Eğer amacım İKNA olsaydı, soru sormak yerine kişisel fikrimi yazardım. Bu fikir ise tasavvuf dünyasında alışılmamış oldukça radikal sayılabilecek bir fikirdir. Ama bunu yazmak yerine size soru sorup, bilginizden yararlanmayı tercih ettim. Tekrar teşekkür ederim. Saygılar..

  21. 21 Kâmil Hüdai 29 Mayıs 2008, 2:30

    Sn. Feray İKNA etmeye çalışmadığınızı biliyorum…
    Böyle bir tavrınız olmadığını görebiliyorum…
    Kendi adıma konuştum gerek kendimi tekrar etmek istemediğim, gerekse genel cümlelerinizde “Bu konuda sizinle aynı şekilde düşünmüyorum dersem umarım bana gücenmezsiniz.” şeklinde saygı duyduğum düşüncenize karşı yazacaklarımla benimle aynı düşünmeniz için iknaya çabalamış olacağım için konuyu beraberce yaşama ve zamana bırakmanın daha uygun olacağını düşündüm…

    Sizden sadece tüm yazdıklarımı bir kere daha okumanızı ve kendimi tekrar ettiğimi görmenizi rica edebilirim… Kimbilir bu şekilde belki mülhime konusunda olduğu gibi bir yanlış anlaşma ihtimalini de minimize etmiş olursunuz…

    İlerde başka konularda yazmak nasip olursa yine benimle aynı olmayan düşüncelerinizle hatta radikal olanlarla bana KATKIDA bulunmanızı temenni ederim…
    Saygılarımla…

  22. 22 alkan 29 Mayıs 2008, 4:04

    Kamil Hüdai Bey; […]’ın niyeti üzüm yemek değil, bağcı dövmek. Aynı kişiler rumuz değiştireceklerine, kafalarının içini değiştirseler de, şu polemik huylarından vaz geçseler. Birilerini küçük düşürmeye çalışırken, asıl kendileri bilenlerin gözünde küçük düşüyorlar!

    Nerde, İzan’lar? Nerde Uryan’lar? Nerde …??? Rumuzlar değişmiş, ama kafalar aynı! Polemik! Polemik! Polemik!

    Huylu huyundan vaz geçmiyor. Can çıkıyor, huy çıkmıyor! Yazık!!!

  23. 23 Feray 29 Mayıs 2008, 6:36

    Sayın Hüdai, inanın verdiğiniz cevaplar kadar kullandığınız dilden ve yaklaşımınızdan da çok etkilendim, dersler aldım. Her ne kadar tevazu göstermiş olsanız da avam ile havas farkı hemen göze çarpıyor. Sorularıma gösterdiğiniz hoşgörü için çok teşekkür ederim. İnşaallah başka yazılarınızı da okumak ve yararlanmak kısmet olur. Hürmetlerimle.

  24. 24 Feray 29 Mayıs 2008, 6:56

    Ne kadar akıllısın […], beni yakaladığın için sana ödül vermem mi gerekiyor? Aklını insanların ayıplarını veya kusurlarını yakalayıp ortaya çıkarmak için kullanmak yerine, kusur ve ayıplarını örtmek için kullanmayı denersen ödülünü bizzat Allahu Teala verir. Ben o ödülü hiç kazanamadım, ama istersen sen başarabilirsin, dene!

  25. 25 Neo 29 Mayıs 2008, 8:12

    Ben anlamadim Yorumsuz Blog`u.. Bazilari BILGI`nin hammaligini yapiyor; bazisi Ego`sunu tatminden oteye gitmiyor; bazisi kedi-fare pesinde; bazisi Sirf TEK`lik uzerine dusunce sistemini anlamaya calisiyor; bazisi Bilgi`li oldugu halde perdeliliginden dolayi mukallit olarak, Muhakkik oldugunu SAN`iyor; bazisi Pilic-Kaz metoduyla gun tuketirken de; seyr halinde olup ta yalnizca olanlara MANA yuklemeye calisanlar ve bu yonde tutum sergileyenlere ne MUTLU!..

    Mukallitlere bakipta , mukallidan sinifina biri girince, ‘Welcome to mukallidan class’ diye demesi icten degil!.. Neyse denecek bir cok sey vardi da ; Susalim..

    esSelam !

  26. 26 ne çare 29 Mayıs 2008, 10:33

    Sanırım ben anladım Yorumsuz Blog’u. Bize ayna oluyor. Tıpkı alkan’ın Feray’a ayna olması gibi.

    Kendini bu aynada görenler ilkin bir irkiliyor. Çokları kendini örtmeye çalışıyor.

    Bu aynada kendini görüp düzeltenlere ne mutlu!

    Saydım sizi, sevdim sizi, kendim gibi bildim sizi…

  27. 27 birol 29 Mayıs 2008, 11:51

    İlim de malum da ALLAH’A tabidir!..

  28. 28 Feray 30 Mayıs 2008, 2:02

    Sayın Hüdai,
    Yorumsuz Blog’un göz açmama fırsat tanımaksızın hemen ensemden yakalıp afişe eden aman vermez okurları tarafından yine yakalanıp kuyruğuma teneke bağlanmadan ve yorumum sabote edilmeden yazmak istediklerimi yazmayı başarabilirim inşallah.

    Yazınızı ilk okuduğumda çok beğenmiştim. Sizin oldukça bilgili birisi olduğunuzu hemen farkettim. Bu konuda Allah vergisi keskin bir görüşüm olduğunu naçizane belirtmek isterim. Söylendiği gibi size saygısızlık etmek aklımın ucundan bile geçmedi. Yazı konusuyla ilgili benim de nakil veya derleme bilgi diyeceğim kadar bir bilgi birikimim vardı. Soruları ve düşüncemi yazarken hiç bir art niyet taşımıyordum.
    Fikrini alıp düşüncelerimin doğruluğunu veya yanlışlığını sorgulayabileceğim bilgin kimselerle sık sık karşılaşma olanağına sahip değilim. Hazır sizi bulmuşken kaçırmak istemediğimi size de yazmıştım, yalan söylemedim.
    Amacımı anlayacak kadar basiret ve feraset sahibi olduğunuzu düşünüyorum. Fakat yapılan yorumların etkisinde kalıp yönlendirilmenizi istemem. Çünkü nitelikli bilgiye susamışız. Etki altında kalıp yazmaktan vazgeçersiniz diye belirtmek ihtiyacı duydum.

    Bu sitede tartışmalar fikir tartışmasından aniden kişisel tartışmaya kayıyor. Bundan çok rahatsızım.

    Ben genelde fikirsel alanda bilgi alışverişini seviyorum. Sıra dışı bir düşüncem vardı. Fakat bu ortamda düşüncemi yazıp fikrinizi almama olanak yok. Çünkü bu defa yakalanırsam nasıl bir ceza verebileceklerini kestiremiyorum. Korkulu rüya görmektense sessiz kalmayı yeğlerim. İnşallah yine yazarsınız, ilgi ile takip edeceğim. Fakat yorum yapamam, malum yakalanma riski..:)
    Cumamız mubarek olsun.

  29. 29 Kâmil Hüdai 31 Mayıs 2008, 12:25

    Biraz yoğunluk dolayısıyla ilgilenemedim Sn. Feray..

    Yazdıklarınızdan sezinlediğim kadarıyla bir şeyler değişiyor ve rumuz değiştirme vaktiniz asıl şimdi şimdi geliyor…
    Lütfen kimseyi İYİ ya da KÖTÜ tanımlamyalım…
    İYİ tanımlarda çok çok SEÇİCİ olalım…
    Çünkü İYİ tanımladığımızın düşüncelerinden hayatımız etkilenir, SEÇİCİ olalım…
    Hedefim faydalı olmak olduğu için eleştrilmekten dolayı değil; faydalı olamamaktan dolayı yazmayabilirim…
    Tabii en önemlisi yazmak için konu nasip olması…

    Lütfen birbirimizi sevelim…
    Birbirimizle yardımlaşıp bu ilmin daha çok İHTİYAÇ SAHİBİNE ulaşmasına, YİTİĞİ olanlara ulaşmasına vesile olmamız gerekirken birbirini yorumlayan, birbirinin enerjisini, heyecanını düşüren olmayalım…

    Biribirimizi değil ilmi konuları yorumlayalım, anlatılanlara ayet, hadis ve bilenlerin eserlerinden örneklerle “DESTEK VERELİM” veya yanlış varsa yine “BEN DÜZELTTİM” diye sahiplenmeden mümkünse yine aynı kaynaklarla düzeltelim…
    Kendi düşüncelerimizi de SAHİPLENMEDEN paylaşalım…

    Söylediğimiz HİKMET ise MÜMİNİN YİTİĞİDİR alır, değilse terkibinizin kapasitesidir(Seni dilediğince O terkip etmedi mi?)…
    Her durumda SAHİPLENECEK durumda değiliz…
    Düşüncemiz eleştirildiğinde ona olan sahipliğimiz kadar yandığımızı ve tepki verdiğimizi FARKEDELİM…
    Böylece pozitif enerjimiz hem bizi güçlendirsin hem de etrafımıza yayılarak çekim oluştursun…
    Tıpkı zikir esnasında giderek kullanılmayan hücrelere de yayılan enerji gibi…
    Bir olma bilincini zahirimize taşıyabilmek nasip olur umarım cümlemize…

    Saygılarımla…

  30. 30 edeniz 31 Mayıs 2008, 1:47

    La mevcuda illa Hu..

    Çok güzel yazmışsınız sayın Kamil Hüdai..

    Bazı yorumlar ya da bazı yorumlara getirilen yorumlar, başlangıç aşamasındaki, avam boyutundaki bir insanı soğutabilir, en azından kendi adıma. Eğer verilen cevapların üzerine gitmemiş olsam kafamın karıştığı noktada kitleniversem, tabi yine nasipte ne varsa o yaşanacak amma yine de vebal almamak adına birbirimize karşı üstadın duasındaki gibi; BENLİKLE HUZURUNDA BULUNMAKTAN SANA SIĞINIRIM YARABBİM, diyerek dikkat etmemiz önemli.
    Çünkü maalesef birçok tartışma ortamında bir süre sonra cümleler BENce ile başlamaya başlıyor.
    Kaynak göstermek, öğrenme çabasındaki bizler için çok önemli çünkü belki de ilk defa ekilecek topraklarız birçoğumuz, nasıl işlenirsek o derece verimli olarak devam ederiz ekilmeye, nacizane.

    O yüzden tekrar teşekkür ediyor, hepimizi birazcık daha dikkatli olmaya kendimden başlayarak davet ediyorum çünkü yine belirtmek istiyorum ki, inanın araştırmalar yapıyorum SİSTEMle ilgili ve şu an bize sunulmuş olan bir lütuftur bu site Bizden Bize..

    Hoşçakalın Selam Ve Sevgi ile…

  31. 31 edeniz 31 Mayıs 2008, 1:59

    Merhabalar tekrar..

    Kur’an’ı Kerim’de Çok fazla merak ettiğim konu var, birkaçı hususunda bana yardımcı olabilirseniz daha iyi OKUyacağıma inanıyorum.

    İlki: SEMALARDA VE ARZDA NE VARSA HEPSİ ALLAHINDIR. Çok tekrarlanması dolayısıyla başka anlamlar ihtiva edeceğini düşünüyorum, sizler daha iyi bilirsiniz elbette.

    İkincisi: Sıkça YETİMlerden bahsediliyor ve genellikle yetim kızlar ve onları nikahlamak hakkını yememek, tastamam hakkını vermek ya da bağışlarlarsa helal olarak yiyebilirsiniz gibi.
    Ve ben yine bunun bu kadar olmadığını düşünüyorum nacizane.

    Üçüncüsü: KARI-KOCA İLİŞKİLERİ, sanki sadece karı koca ilişkileri değil gibi, tekrarlananlar, başka önemli bir husus var gibi hissediyorum ama malesef çözmekten acizim.

    Daha çok var birçoklarımız gibi ama sizleri de yormak istemiyorum..
    Şimdiden teşekkür ederim
    Hoşçakalın

  32. 32 HİKMET 1 Haziran 2008, 3:12

    Malumun ilme tabi olması, ölüm ile ulaşılan hakikatlerin anlaşılması sadedinden midir? Ki “ölmeden önce ölünüz” ile anlatılmak istenilen gerçeklerden midir?

    Arabi hz.leri haddini bilip te, yaşamakta olduğu boyutun (realitenin) gerçeği olarak, İlim maluma tabidir demiştir olabilir mi?

    “İlim işinde suretler manaları alt eder, surette insan olan nice kimseler manada kurt (vs.) olabilir” diyen Gazali Hz. leri neye işaret ediyor? Saygılar

  33. 33 edeniz 1 Haziran 2008, 7:37

    Merhabalar, ben bugün izlediğim bir belgeselle ilgili düşüncelerimi paylaşmak ve sizin de fikirlerinizi almak istiyorum.

    Kur’an da domuz eti yasaklanmıştır insana hepimiz biliriz, zararlı olduğunu biliyoruz fakat benim bugün gördüklerimden sonra tabi sizler daha iyi bilirsiniz, bu HARAMın bir bilimsel nedeni daha canlandı aklımda;

    Domuzun vucut yapısı insana çok yakınmış ve parkinson hastalığından organ nakline, yanıklar için deri nakli dahil bir çok yönden hayat kurtarıyormuş. Nacizane, aceba dedim Allah(c.c.) kurban olarak kullanılmasın helak olmasın sizlere çok faydası olacak diye mi birgün! haram etmiştir.

    Selam ile Hoşçakalın

  34. 34 Kâmil Hüdai 2 Haziran 2008, 6:11

    Sn. edeniz, bu linkte mevcut yazı size önemli bir bakış açısı kazandıracaktır…

    Biz henüz Risalet yönlü ayet ve hadisleri kavramaya çalışmaktayız…

  35. 35 Hikmet 2 Haziran 2008, 11:05

    Anlamak istedim;
    Malum ilme tabidir diyorsunuz.. Hakikatte.. Ve diyorsunuz ki; “Burada hemen bir parantez açarak ‘Malum İlme Tabidir’ bilgisinin “Zâtî ilim” tecellîsine mazhar olanlar tarafından farkedilebileceğini not düşelim…”
    ‘ZÂTI İLİMDİR’ noktasından hareketle İLİM çatısı altında birleştirebilirsek konu daha da netleşecektir…
    Zati ilimden kastınız, İlm-i Ledun mü?
    Zatı İlimdir derken, İlim sıfatını neye isnad ediyorsunuz? Bu sıfat, bu ilim nereden tecelli ediyor? İlim Aklın bir verisi değil mi?
    “ALLAH çok akıllıdır(!) diyebilir misiniz?
    Cebrail neyi temsil eder? Neden Sidre-i Müntehadan öteye “Bir adım daha atarsam yanarım” demiştir?
    Maluma ne mana veriyorsunuz?
    Saygılar

  36. 36 AHHA 3 Haziran 2008, 2:29

    Sevgideğer Kamil Hüdai ağabeyim,

    Bizlerin üzerinde tartıştığı konu İlim-Malum meselesi değil, dini mecazlarla Bilimsel veriler arasındaki ilişki üzerine idi. Bunlar farklı iki konu..

    Ne Bilimsel gerçekler ne de Dini mecazlar “İlim” değildir. İlim bu ikisine tabi değildir, malumatın bir parçasıdırlar. Ve ikisi de (Malum) gerçekte İlime tabidir.

    Bizim kastettiğimiz şey, dini mecazların çağın bilimsel gerçeklerin “de” rehberliğinde yeniden ve yeniden yorumlanması ve bu şekilde bir bakış açısının geliştirilmesi gerektiği idi. Çünkü aksi durum kişiyi “mecazlar kozasına” sokacak ve gerçek dünyayı görmesini bir ömür boyu engelleyecektir.

    Selametle..

  37. 37 Kâmil Hüdai 3 Haziran 2008, 3:08

    Öncelikle bundan sonra bana sadece Kâmil derseniz yeterli…
    Başına sonuna Sn. veya ağbi vb. bir şey eklemeyin ki ben de size aynı şekilde hitap etmekte mahzur görmeyeyim…
    Bu noktadan hareketle…
    “AHHA” haklı çabana saygı duyuyorum ve yazılarının bu bağlamda devamını beklediğimi daha önceki yorumlarımda belirtmiştim okuma fırsatın olduysa…
    Bu yazıyı Mutlak Güç konusunda kafalarda oluşturduğun soru işaretlerinin çözümüne destek amaçlı yazdım…
    Ama benim konumla alakasız diyorsan mühim değil farzet ki senle alakası yok yazının -ki zaten ne yazıda ne yorumlarda rumuzun dahi geçmiyor…
    Yukarıdaki yorumunda ki amacınla yazmaya devam et, bence her nekadar bana kızılsa da bu konuda faydalı olabilirsin…

    Bahsettiğim ilim, İlmi Ledün değil… Yani ZAT`ın esmasına dönük olan ilmi değil, kendisine dönük ilim(kendisi demek de doğru değil ama(?)).
    Hz. Ali`nini “İlim bir nokta idi; onu câhiller çoğalttı” ile kasdettiği Nokta İlmi ile de bir yaklaşım sağlanabilir konuya…
    Akıl kavramı varlığa dönük bir kavram, Cebrail A.S. varlığa dönük aklı temsil eder…
    İlim aklın bir ürünü dersek, efaldeki aklın kapasitesince ürettiği ilimden bahsediyoruzdur…
    Akıl, İlim sıfatının bir yansımasıdır dersek sıfat olan İlimden bahsederiz…
    Aynı kelime kullanıldığı yere göre farklı anlam alabilir ve bu kavram kargaşasına neden olabilir…
    Malum, Zat`ın kendinde bulduğu veya dilediğince ürettiği manalardır ki !bulduğu! idrak edilirse “İlim Maluma Tabi”, !dilediğince ürettiği! idrak edilirse “Malum İlme Tabi” HALi yaşanır…

    Arabi Hazretleri HALinin hakkını vermiştir dersek daha doğru söylemiş oluruz kanatimce…

    Zaman darlığı dolayısıyla kısıtlı cevaplar için kusura bakmayın ama araştırmak için bu kadarı da yeterli sanırım…

    Selam Üzerinize Olsun

  38. 38 özde 3 Haziran 2008, 5:07

    Sevgili Dostlar,

    Üstad Ahmed Hulusi’nin muhtelif eserlerinden bu konuda derlediğim açıklamaları;

    ***
    “Ve min şey’in illâ indenâ hazâinuhû ve mâ nunezziluhû illa Bi’kaderin malûm” (Hicr:21)
    “Hiç bir şey yok ki, hazineleri indimizde olmasın!.. Ve, biz onu ancak ma’lum bir kader ile indiririz..”

    Bir kimse, Allâh`ın ULÛHİYETİNİ tam mâ`rifetle bihakkın bilse, o kimse sâir eşyâyı da keşif yoluyla bilir; bir mâhiyet kendisinden gizli kalmaz. Zirâ, cemiî eşyâ ve malûmât Hakk teâlânın SIFAT ve ESMÂSININ ZÂHİRDE GÖZÜKMESİDİR.

    ***
    Varlığın aslı özü, orijinali, hakikatı itibarı ile malûm ilme tâbidir!..bu ne demektir?
    Biraz daha açalım…
    Varlığın aslını ve özünü ve zâtını müşahede ederek varlığın oluşu hakkında hüküm vermek gerekirse deriz ki:

    Mâlum ilme tâbidir.

    ***
    Yok eğer terkibiyetimiz yönünden sonsuzluğu, kâinatı, geleceği ve varlığın tekliğini müşahede yoluyla, söz edersek bu defa da deriz ki:

    İlim mâluma tâbidir.

    Risâlet hükümleri, din hükümleri, sonsuza dek devam edecek dünya, Berzah, Cennet, Cehennem dediğimiz bütün olaylar ilim mâluma tâbidir” hükmünden kaynaklanmış olaylardır.

    Yani ortada olanlar olacaklar müşahede edilmiş buna göre nasıl tedbir alınması gerekiyorsa ona göre tedbirler ortaya koyulmuştur.

    Hz.Muhammed (S.A.V) sonsuza dek olacakları müşahede etmiş ve bunun neticesinde insanları gelecek olan tehlikelerden sakındırmak için bu açıklamaları yapmış, bu bildirimleri getirmiştir. İşte bu yönüyle meseleye bakarsak, “ilim mâluma tâbidir” deriz.

    *** Ama BİZİM İÇİN ÖZELLİKLE ELZEM OLAN şey, ilmin mâluma tâbi olmasıdır. Ancak böylelikle kendimizi tanıyabilir, hakikatımıza vâsıl olabilir ve birimsel yaşamda da hakikatın gereklerini tatbik edebiliriz.

    Sen ne kadar , “ben vahdet görüşündeyim” dersen de; bunu hissedersen hisset; günün bilfiil kişilik duyusu içinde geçiyor!..Ve bu sonsuza dek, böyle devam eder!..

    ***

    Soru
    -İlimin mâlûma tâbi oluşu ile mâlûmun ilme tâbi oluşu arasındaki farkın kemalât mertebelerine göre oluşunu tam anlayamıyorum. Bir örnekle yardımcı olmanızı rica ediyorum.

    Üstad
    -Ortada bir takım nesneler var ve sen onlardan mı bilgi alıyorsun; yoksa dilediği gibi dilediklerini mi meydana getiriyorsun..
    Yâni Allah dilediği gibi mi yaratıyor; kendisi dışında var olan şeyleri mi değerlendiriyor…

    ***

    Sevgili dostlar,

    Bizler çevremizi 5 duyu verileri ve aklımızla etüt ederek, (araştırıp, sorgulayarak ) olaylar arasındaki ilişkileri çözerek, tespit ettiğimiz kurallar bütününe bilim diyoruz. Malumdan hareket ederek (kendimizde dahil) Sistemi OKUmak özelliği bilim oluyor. Dolayısı ile “ ilim maluma tabidir” diyerek yaşam boyutumuzun sırlarını çözmeye çalışıyoruz.

    Ancak fark ediyoruz ki malum olan her şey, tespit etmiş olduğumuz sistem ve düzen içerisinde, bir mekanizma ile işliyor yani, SINIRSIZ VE SONSUZ BİR İLİMİN ESERİ…

    Allah ilminde, ilmiyle oluşturduğu ilmi suretlerden,.bizlere zahir olan çıktlar, malum (bilinen) oluyor.

    Yada kısaca, malum (bilinen), ilmin bir çıktısı.

    Sevgi ve saygılarımla,
    Güvenlik kodu: sonsuzz

  39. 39 HİKMET 4 Haziran 2008, 2:20

    Değerli Kâmil kardeşim,
    Şu yazdıklarını bir daha düşünür müsün?
    Bahsettiğim ilim, İlmi Ledün değil… Yani ZAT`ın esmasına dönük olan ilmi değil, kendisine dönük ilim(kendisi demek de doğru değil ama(?)).
    Hz. Ali`nini “İlim bir nokta idi; onu câhiller çoğalttı” ile kasdettiği Nokta İlmi ile de bir yaklaşım sağlanabilir konuya… demektesiniz.
    Hz Musa’nın RESUL kemalatı ile talep ettiği ledunni ilmin üzerindeki bu ilme Kur’an dan bir işaret gösterebilirmisiniz?
    Hz Ali’nin bahsettiği o ilim ile sizin behsettiğiniz İLMİN ne alakası var ki “ onu cahiller (!) çoğaltmış olabiliyor? Alimler- demiyor ki, cahiller diyor! Bu sözdeki ilim ZAT’ ın esmasına dönük ilimin, yani varlık alemine- yani biz cahillere dönük ilmin ta kendisi olmuyor mu? Bunu örnek vererek yaklaşım sağlıyorsunuz..
    Cebrail A.S. varlığa dönük aklı temsil ederse, O’nun kanat çırpamadığı Sidre’nin ötesinde biz nasıl çirit atıyoruz? Ki Zatî ilimden ve daha ötesi “ZATI İLİMDİR (!)” kanaatimizden bahsedebiliyoruz?

    Demektesiniz ki; “ Malum, Zat`ın kendinde bulduğu veya dilediğince ürettiği manalardır ki !bulduğu! idrak edilirse “İlim Maluma Tabi”, !dilediğince ürettiği! idrak edilirse “Malum İlme Tabi” HALi yaşanır…” Zat, kişinin kendisimidir?

    Varlığın hakikatindeki HAK ise,
    Kişi bu hakikatten gafil olsa da O hakikat değişmez.. Ve her şey HAK ile kaim ..
    O zaman MALUM ancak O dur! Yani bizim VAR kabul ettiğimiz her şey HAKİKATİ itibarı ile HAK değimli? Malumunuz üzere hal böyle ise, ilimde O MALUM’a tabi değil mi?
    Saygılar

  40. 40 Kâmil Hüdai 4 Haziran 2008, 11:42

    Sorular için çok teşekkür ederim Hikmet arkadaşım…

    Adım adım gitmeye çalışayım…

    “İlim Aklın bir verisi değil mi?” dolayısıyla bu bakışla “ALLAH çok akıllıdır(!) diyebilir misiniz?” dediniz…

    Ben de kendi kullandığım “İLİM” kelimesinin sizin tarifinizdeki “ilim” kelimesinden ayırt edilebilmesi için Hz. Ali`nin o sözünde bahsettiği “İLİM” ile ilgili bir yaklaşım sağlamak istedim…

    “İlim sıfatını neye isnad ediyorsunuz?” derken zaten “İlim Aklın bir verisi değil mi?”, “ALLAH çok akıllıdır(!) diyebilir misiniz?” sorularınıza SIFAT kelimesi ile kendiniz cevap vermiş oluyorsunuz…
    Yani bahsettiğimiz ilim aklın bir verisi olan ilim değil…
    Akıl KAVRAMINI YARATAN İLİM…

    Hadis:
    “Hiçbir şey yaratılmadan”
    “Allah ilk önce benim ruhumu yarattı”
    “Allah ilk önce kalemi yarattı”
    “Allah ilk önce aklı yarattı”

    Yani bu hadise çok dikkatle bakın SATIR ARASINDA bir şey okunuyor mu?
    Hiçbir şeyin varolmadığı anda da(?)
    Hiç bir şey yok… Akıl dahi yok anlamında, hiç bir şey yok… Malum vücud kokusu almamış…
    Fakat bu boyutta dahi bahsi geçen aklı, kalemi, ruhu yaratmayı irade edecek bir İLİM var değil mi satır arasında?
    İşte o Kendi Kendine olan hiç bir şeyin yaratılmadığı andaki İLİM…

    Devam edelim…
    Neden Hz. Musa(A.S.)?
    Neden Hz. İsa (A.S.) değil?
    Neden Hz. Muhammed A.S. değil?
    düşünmemiz lazım…
    Bunu da böylece haddimizi bilip geçelim…

    Son olarak da YANMAK ne demek bir düşünelim…
    Basit bir örnek kağıt yanarsa karbon atomları oksijenle birleşir ve karbondioksit olur…
    Yani bizim tanıdığımız bildiğimiz formdan başka bir forma dönüşür…
    Yüzeysel bakan için ADI DEĞİŞİR! Hatta YOK OLUR(?)
    Cebrail (A.S.)`ında burada kasdettiği sadece budur…
    Dikkat ederseniz YANARIM diyerek SATIR ARASINDA devamında ne var biliyorum demek istemiştir…

    Aşağıdaki hadis de Hz. Resulullah`ın hem perdenin arkasında hem yeryüzünde oluşuna
    odaklanırsak YANMA konusunda ek bir fikir verebilir bize…

    Bir gün Peygamber Efendimiz Cebrail’e soruyor:
    – Ya Kardaşim bu vahiyleri nereden alıp getiriyorsun? Diyor ki:
    – Ya Resulullah bir perdenin arkasından el uzanıyor. Bana veriyor. Alıp getiriyorum. Diyor ki:
    – O perdeyi kaldır bak orada kim var?
    Cebrail kaldırıyor ki: Resulullah Efendimiz. Diyor ki:
    – Ya Resulullah senden alıyorum sana getiriyorum.

    Selam Üzerinize Olsun

  41. 41 emel 4 Haziran 2008, 6:23

    “Neden Hz. Musa (A.S.)?
    Neden Hz. İsa (A.S.) değil?
    Neden Hz. Muhammed A.S. değil?
    düşünmemiz lazım…
    Bunu da böylece haddimizi bilip geçelim…”

    Neden Hz. Musa? Bu soruyu sorarsak haddimizi bilmediğimiz için çarpılır mıyız, ne olur?

  42. 42 Kâmil Hüdai 5 Haziran 2008, 11:23

    Soruda zaten düşünmek için yeterince işaret var diye düşünüyorum…
    Ama herkesin kendi düşünü dünyasına sunulacak bu cevap niteliğindeki soru ve işaretlerin ötesine geçip DAHA DETAYLANDIRACAK KADAR kendimi O`nların halleri hakkında detaylı bilgi sahibi bulmadığım için haddimi bilip sustum…

    Allah daha detaylı bilmek nasip ederse paylaşırım…
    Sizde bir soru işareti ve faydalı bir bilgi toplama serüveni oluştururması benim için yeterli…
    Sizin bu konuda detaylı bir bilginiz varsa faydalanmayı umarım…
    Haddimizi demek yerine; haddimi demem gerekirdi, haklısınız…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: