Herşeyi Okuma Hastalığım, Eklerim, Bağlaçlarım ve Ben

Okuma-yazmayı öğrendiğim o ilkokul zamanlarımdan beri, korkunç bir hastalıktan muzdaribim: Okuma hastalığı. « Herşeyi okuma hastalığı » ve hatta « Gözümün önüne gelen ne varsa okuma hastalığı » dersek, sanki derdimi biraz açıklamış olurum. Bilmem dünyada, kaç kişi böyle acayip hastalığı çekmiştir…

Siz hiç arabanızda giderken yol kenarındaki tabelaları, reklam panolarını, hatta arabaların arkalarında yer alan abuk sabuk, küçük yazıları okumaktan mideniz bulanır da durmak zorunda kalır misiniz?…

Veya mutfakta koştur koştur yemek hazırlarsınız, o telaşta soğan doğrarken tezgah batmasın deyip gazete serersiniz ve akabinde o gazete sayfasında yazan her harfi okumaya dalarsınız da bir bakarsınız ki, ortada ne yemek var ne de doğranmış soğan! Daha da vahimi, hastasınızdır, doktor size ilaç verir, siz ilacı saatinde almaya kalkarsınız, o esnada gözünüze ilaç kutusundaki yazılar, prospektüsteki tanımlar ve hatta şişenin üzerindeki açıklamalar çarpar da hepsini okuyup hatta anlayacağım diye internetten tıbbi terimleri karıştırırsınız. Bir farkedersiniz ki ilacı almayı unutmuşsunuz, hala hastasınız ama maşallah o ilaç bileşenleri hakkında bir sürü şey okumuşsunuzdur.

Bu garip hastalığın bendenize kazandırdığı çok şey de vardır elbet. Bir kere abuk subuk konularda bilgi sahibisinizdir; « Şekerim, şu an yediğin omletteki yumurtalar bundan 6 gün önce paketlenmiş. Nereden mi biliyorum? Basit çünkü yumurtaları kırarken baktım, yumurtanın üzerine yazmış adamlar tarihi ». Eşiniz dehşetle size bakar.

Komşunuzun camı kırılmıştır, camcıya giderken yolda sizinle karşılaşır. Dersiniz ki « Sevgili komşum, camcı galiba bugün 11.00’den sonra açıyor. Geçenlerde oradan geçiyordum, kapısındaki açılış saatlerini okumuştum, oradan biliyorum ». Komşunuzu bilgilendirirsiniz ama komşunuz da dehşetle size bakar artık!

Hatta yaşadığınız ülkede iki resmi dil vardır, siz birini zaten iyi biliyorsunuzdur ama diğerini okuyunca çoğu kelime yabancı geliyordur, anlayamıyorsunuzdur. Yemez içmez, gider o dilin öğretildiği kursa yazılırsınız. Kursun ilk günü, öğretmen sorar: « Neden bu dili öğrenmek istiyorsunuz, diğer diliniz zaten yeterli, hayatınızı idame ettirmeniz için? ». Siz de cevap verirsiniz: « haklısınız, aslında bildiğim dil bana yetiyor, ancak ben öbür dilde yazılı şeyleri de elimde olmadan okumaya çalışıyorum, bir noktadan sonra da okuyamıyorum ve durup dururken kendime çok kızıyorum, yazılanları çözemiyorum diye. Kendimle kavga etmekten yoruldum, bu dili öğreten bu kursa, keyfi olarak yazıldım ». Sınıfta sessizlik olur ve bütün sınıf size bu sefer dehşetle bakar. Siz durup dururken yeni bir dil öğrenme derdine düşersiniz bu yaştan sonra!

Bütün bu iyi yanlarıyla birlikte çok da fena tarafı var bu hastalığın: Yazılı ifadelerde en ufak bir yazım veya kelime hatası olduğunda bu sefer de oraya takılmak…

Türkiye’deyiz diyelim, tatildeyiz, keyfimiz Allah’a şükür gayet iyi. Çocuklar simit istiyor, simitçi dükkanına tam girecekken vitrinde bir yazı « pattisli bohça da var ». Önce düşünüyorum bir kaç saniye, « simitçide bohçanın ne isi var? Pattis ne demek? ». Sonra anlıyorum ki adamcağız pattisli bohça derken patatesli poğaça demek istemiş, yoksa kim ne yapsın içi patates dolu bohçayı simitçide, değil mi?

Arabaya benzin alıyorum, pompacı çocuğa, diğer araç sahibi bağırıyor, « tam ful doldur oğlum! ». Ben ne yapıyorum, hemen işi gücü bırakıp « beyefendi, affedersiniz, ful demek zaten tam, ağzına kadar demek İngilizce’de. Ama siz onu Türkçe cümle içinde, hem de tam doldur ile birlikte kullanıyorsunuz, o zaman gereksiz bir tekrarlama oluyor. Onun yerine hiç ful demeseniz de tam doldur deseniz… » Adam benden nefret ediyor. Ama olsun, en azından bir daha ful doldur derken dediğimi hatırlar belki de demez ümidi var içimde.

Ayni şekilde, « geri iade etmek », « ilgi ve alakanıza teşekkürler », « örneğin, mesela, diyelim ki… », « şok oldum » gibi tekrarlarda, yanlışlarda da ben elimde olmadan konuşmaya başlıyorum böyle kullananlarla.

Sonra da kendimi affettirmeye çalışıyorum ayni kişilere. «Kusura bakmayın, ukalalık diye de yorumlamayın, berbat bir hastalık işte bu, elimde değil, düzeltmezsem, bu kadar muhteşem dile haksizlik etmiş hissediyorum kendimi. Zira Türkçe’miz, muhteşem bir yapıya sahiptir ve hatta bu yapı, matematikle de uyum gösteren birkaç dünya dilinden biridir[1]. Onu çocuklarımıza yanlış öğretirsek, o yanlışlar zaman içinde Türkçe’nin yapısını bozabilir, o zaman bizden sonra gelecek Türkler’in Türkçesi’nde bozulmalar yaşanabilir, buna izin vermemiz gerekmektedir. »

Takıldıklarım arasında en çok beni yoran konu, elbette -de ve -ki ekleri.

Şimdi bir makaleyi bütün dikkatimle okumaya başladım diyelim. Hatta bu yazı, bu sitede yer alan birbirinden kıymetli yazılardan biri olsun. Belli ki yazar, çok emek vermiş ve yıllardır biriktirdiği o hazinesinden en değerli taşları bir bir önümüze koymuş. Zaten bahsedilen noktalar, o kadar önemli ki, eminim yazarken de kılı kırk yarmış. Hem konuya, hem de yazarın emeğine saygımdan, neredeyse nefes almadan okuyorum o satırları… Aniden, ayrı yazılması gereken « de bağlacı », bulunma durumu -de’si gibi bitişik yazılmış makalede ve birkaç kere de ayni hata tekrar etmiş. E şimdi ben ne yapayım? Bir yandan dikkatini toplamaya çalışan ben, bir yandan o de bağlacı ayrı yazılmadı diye düzeltmelere başlayan ben! Bana yazık değil mi? Halbuki kural basit; « de », eğer bağlaç ise ayrı yazılır.


[1]: Okar, A (2005); Türkçe’nin Matematigi. 12 Mayis 2008

Peki diyelim bilmiyoruz, « bağlaç nedir, « de » ne zaman bağlaç olur »? O zaman kolayı var, cümlenizi, « de »siz okursunuz. Eğer anlamı kaybolmuyorsa « de », bağlaç olandır, ayrı yazılır. Örneğin: Gel de ders çalısalım. Bu cümlede « de » bağlacını yazmasanız, anlam kaybolmuyor: Gel, ders çalısalım. Bu durumda « çıkarıp atabiliyorsam, ayrı da yazarım, kelimeye yapışık değil ya » düşüncesiyle « de »yi ayrı yazarsınız, olur biter.

Hem bağlaç olan « de » ve « da »larda, diğerinde olduğu gibi başka hale dönüşme de yok. Örneğin « İslamiyette, zekat da farzdır ». İslamiyet’e birleşik yazılan -de, bulunma durumu eki olduğundan (Nerede? İslamiyette), sert sessiz uyumu ile -te olmuştur. Ancak, « zekat da » derken, burada kullanılan « de bağlacı » sadece ünlü uyumuna göre değişmiştir, önceki kelime aynen İslamiyet kelimesinde olduğu gibi -t ile bitmiş olmasına rağmen, bağlaçta başka bir değişime gerek kalmamıştır. Dolayısıyla « de bağlacı »nda işimiz kolaydır.

Ayni bağlaç olan « de » gibi, bağlaç olan « ki » de ayrı yazılır. Mantığımız ayni. eğer atabiliyorsanız cümleden, ayrı da yazabilirsiniz. Diyelim bir cümlede « ki » bağlaç mı değil mi, ayrı mı, bitişik mi yazılacak karar veremediniz. Hemen cümleyi « ki » olmadan okuyun. Benim arabam bozuldu, seninkini alalım mı? Cümleniz bu olsun. «ki» olmadan okuduğumuzda, « benim arabam bozuldu senini alalım mi? » gibi anlamsız bir cümle ile karşı karşıya kaldık, o zaman hemen « ki » için ayrı değil bitişik yazılır diyebiliriz.

Düşünün ki eğitimim, Türk Dili ve Edebiyatı değil, maazallah Türkçe Öğretmeni olsam ne yapardım, çevremdekiler ne yapardı? O nedenle haddimizi aşmış olmayalım, yanlış bilgi de vermeyelim. Hatta içimizde bu alanda akademik çalışmaları bulunan büyüklerimiz varsa, onlardan da bize yardımcı olmalarını isteyelim, bizleri bu konuda da doğru yola iletsinler; güzeller güzeli dilimizi, mümkün olduğu kadar doğru kullanalım. Adi üzerinde, anadili… Başka anadilimiz yok ki! Ayrıca, bir Dost’un satırlarıyla, « Dahi yaratılmış olan bütün dilleri en iyi şekilde anlayabilmek, değerlendirebilmek zorundayız, İnsan-ı Kamil olmak için… Kemal’e ermek için… » Biz önce anadilimizi güzel anlayabileceğiz ki devamında diğer dillere hakimiyetimiz olsun.

Allah’ım, bize bu dili öğretenlerden razı olsun ve bu dilde yazıp bizi aydınlatanların ilmini de daim kılsın.

Ezgi Zem
http://yorumsuzblog.adrese.com

Reklamlar

11 Responses to “Herşeyi Okuma Hastalığım, Eklerim, Bağlaçlarım ve Ben”


  1. 1 Neo 17 Mayıs 2008, 7:53

    Kisisel saffi yorumum!..

    Baslangic ve bitis noktasinda ki anlamlar arasindaki bagintiyi kuramadim. Dunya da binden fazla dil var fakat MANA ayni tek.. Ancak yine de dil de farklilik var. Bu bahsettiginiz Turk dili ve edebiyatinin zenginligi olmali da boyle bir blog kosesinde bu yazinin islevi nedir anliyamadim.

  2. 2 bir'ol 17 Mayıs 2008, 8:59

    Ahh dostum ”uzaklardan bir gizem”. Sana, Avrupa’ya gitme demedim mi?. Hele de Fransa’ya!:-)
    Tabii ki bu bir latife. Uyarılarınız için çok teşekkürler..
    Bundan sonra, kide ve da lara dikkat edeceğim:-)
    Sevgi ve mutlulukla…

  3. 3 ruhum latife 17 Mayıs 2008, 11:00

    Selam, uzaklardan bir kelime virtiözü:) kardeşim….

    Ben hem hiç bir ilim sahibi değilim hem de yetkin biri değilim. Hatta yazılarını en ilkel biçimde(pc ilmine göre) yazıp yollayabilen nadir kişilerden biriyimdir.. Sadece içimden geçen harfleri olduğu gibi diziyorum..

    Onları istediğin gibi dizebilmeyi isterdim.. Ama işte üzgünüm.. Olduğu kadar… Ayrıca kide-mesela-vesaire tüm bağlaçları çok seviyorum.. Siz nasıl okumayı seviyorsunuz, bende de harf sevmek hastalığı var..
    İstiyorum ki, harflerim özgür olsunlar ve suya resim yapar gibi yazdığım şey, aslında bir sanatsal eser olsun.
    Sanat çok kurallı değildir.. Bizse çok geniş bir harf meşrebiiiyiz… Lütfen izin verin, biz öğrenene kadar dağınık kalalım, olur mu?
    Sevgiler…

  4. 4 Ali 17 Mayıs 2008, 11:05

    Türkçe’miz değil, Türkçemiz; Türkçe’nin değil, Türkçenin; Türkler’in değil, Türklerin; Türkçesi’nde değil Türkçesinde olacaktı :=)

    Türkçeden bahsediyorsunuz, Türkçe’miz(!), Türkçe’nin(!), Türkler’in(!), Türkçesi’nde(!) yazıyorsunuz!

    Türkiye’miz, Türkiye’nin, Türkiye’de ayrı yazılır!

    İnsan kınadığını yaşamadığı sürece ölmezmiş :=) İmlaya, kelimelere kafayı fazla takmayalım! Manaya, öze yönelelim!

    Saygılar…
    * * *


    Yorumsuz Blog Editör Ekibinden:

    Değerli Okur, okuduklarınızda dilbilgisi açısından hatalar varsa; bunların büyük bir çoğunluğu, yazarlarımızın yazılarını blogumuza aktaran biz editörlere aittir.
    Özür dileriz..
    Size söz veriyoruz; Yorumsuz Blog okurları arasındaki Türkçe yazım kurallarını iyi bilenler sayesinde Türkçemizi geliştireceğiz inşaallah:)
    Sevgilerimizle.

  5. 5 Ali 17 Mayıs 2008, 1:44

    Yazıda yer alan yanlış bir bilgiyi düzeltelim. Yazan, “ki bağlacı” her zaman ayrı yazılır sanıyor.

    Ki bağlacı her zaman ayrı yazılmaz:=).

    Örneğin:
    “Mademki, sanki, halbuki”…

    Türkçe imla kurallarını bilmek, çok zor bir iştir. Türkçemizde bu kurallara uymayan çok sayıda kelime var. Ayrıca sürekli değişiyor.

    Saygılar…

  6. 6 arastirici 17 Mayıs 2008, 10:44

    Degerli Ezgi Zem dostum,

    Cok zamanlamali ve degerli yazinizi okuyunca cok memnun oldum. “Neo” arkadasimiz “boyle bir blog kosesinde bu yazinin islevi nedir anliyamadim.” yorumuna kendi yorumumu eklemek istiyorum.

    Bu yaziya vesile oldugu icin de Neo kardesimize cani gonulden tesekkurlerini iletmek isterim.
    Ezgi Zem dostumuz, acaba burada bize imla kurallarindan bahsederken buyuk resimdeki her sey ile UYUMLU olmamiz gerektigini hatirlatmiyor mu bizlere? Her seyle uyumlu olmak. Biraz açayım nereden geldigimi. Her agzimizdan cikan sesin frekansi vardir ve ayni sekilde her okuduklarimiz, icimizden bile olsa beyinde bir rezonans olusturur. Sayin A. HULUSI beyin “ZİKİRDE NİÇİN ARAPÇA KELİMELER” yazisina dikkatinizi cekmek isterim bu noktada.

    Eger bir muzisyen yanlis nota calarsa veya caldigi muzik aleti dogru akord edilmemisse sarkici bazen sarkinin sozlerini bile karistirir, konsantrasyonu bozulur. Yani uyumlu olmak her konu icinde, kendi evreninde cok onemli bir husustur, burada bunun onemini aciga cikartmak istedim. Diger bir ornek te tıpdan vereyim. Hormon sistemimiz cok narin ve uyumlu olmasi gereken bir sistemimiz.. Hem kendi evreninde hem de vucudumuzdaki diger sistemlerle ki vucud saglikli olsun, islevini, yaradilis amacini, her ne ise, yerine getirebilsin.. Hormonal bir uyumsuzluk, bu kendi evreni icerisindeki (hormonlar arasi salgilanma oranindaki) bir uyumsuzluktan bahsediyorum, yani diger sistemler evrenler ile olan iliskisindeki uyumsuzluga daha gelmeden onceki konudan bahsediyorum, derhal bir zincirleme reaksiyonla tum sistemlere yayilarak hastaliklarin olmasina vesile oluyor. Bunun sonunda o kadar dejenere olur ki system, bazen vucud kendi kendisine karsi doner ve kanser olur. Insan vucudunda barizce gorebiliriz her bir evrenin, sistemin nasil ic, ice gecmis evrenler seklinde, bazen anlasilmaz sekilde calistigini.

    Bunlari yazip cizmemizdeki amacimiz nedir? “HALIFElik” gorevimizi yerine getirebilmemiz degil mi?. Bu da MUTLAK TESLIMIYET (ISLAM) kavramini suurumuzda idrak edip ALLAH ismi ile isaret edilenin, bu ben olarak gorunen ve algilanan EGOmdan siyrilip ne yapmak istiyorsa yapmasina vekil olabilme haline gelmemiz degil mi? NOKTAmdaki kudretin ne oldugunu idrak edip, gercek VARLIKin o oldugunu idrak edip, Onun istediklerini istedigi zaman ve sekilde ve yerde yapabilmesini saglamak icin BENligimizi aradan cekmek gerekmez mi?

    Sayin A. HULUSI beyin Gavsi A’Zam ABDULKADIR GEYLANI “GAVSIYE” ACIKLAMASI kitabinin 9. baskisi sayfa 160. da bahsettigi gibi; ” Kaldir ‘Ben’i aradan, ortaya ciksin Yaradan”. Bu da ancak sistemi kavrayip her seyle uyumlu olmaya baslamakla ve iletisimde bulundugumuz her seyin, bizim kendimizin bir esma mertebemizin (aynamiz) yansimasi oldugunu fark edip, ona gore davranmaya baslayip, her sey ile (insanlar alemi, bitkiler alemi, hayvanlar alemi, doga alemleri, duygu alemleri,) kalemi kagida koydugumuzda yaratilan alemlerle (o nedenle imla kurallarina uyumlu olmak) ve genisce baktigimizda ALLAH ismi ile isaret edilenin ilminde olup, daha gun gozu gormemis, tum alemlerle uyumlu olma yolunda sistematik bir calismaya girmemiz gerekmiyor mu? Ki, kalin perdelerimiz incelsin hic olmazsa tul perde olunsun biraz NUR aksin, rahatca, fazla resiztans olmadan, ordugumuz duvarlar incelsin, sanki bir nehrin onune örmüşüz kocaman bir baraj, NUR sulari rahatca akamiyor, var olarak kabul ettigimiz ve etmedigimiz (var olan ancak anlayamadigimiz, idrak edemedigimiz icin yok damgasini vurdugumuz) her varlikla, enerjiyle, uyumlu olmaya niyet edersek ve o yonde calismalar yapmaya baslarsak buyuklerimizin ogutlerine kulak vererek, o zaman eger nasip edilmisse bize “IZA ZULZILET” suresinde anlatilan olay vuku bulur ve o kalin duvarli yikilmaz baraj duvarimiz, once incelir, sonra yikilir ve RAHMAN akmaya baslar.

    Zannedersem hepimiz bunu istiyoruz. O zaman neden itiraz, uyumsuzluk?
    Radyo alicisina benzeriz bir bakima, eger istasyona iyi ayarlanamazsak, uyumlu degilsek o radyo istasyonuna, ses gelir gider, bir cok acaip parazit sesleri cikar rahatsiz oluruz, Ezgi Zem dostumuz da bunu acikca hissediyor okurken imla hatalarindan kaynaklanan beyninde ortaya cikan uyumsuzluk alarmlari caldirip, uyarilar gonderen enerji uyusmazligini. O zaman bizimle paylasmak istiyor bu konuyu.

    Harikulade bir noktaya deginmissiniz Ezgi Zem dostumuz.
    Burada bu konuyu ancak cok kisitli bir sekilde degerlendirebiliyoruz, cunku konu cok acilabilir ve zaman olmaz tum ornekleri vermeye. Onemli olan her an yaptigimiz, gordugumuz her seyde, her dusuncede, 24/7 uyumlu olmaya gayret etmek. Neye? “B-Sirri” ile okuyabildigimiz KUR’AN’a ve Hz. Peygamber efendimizin Hadisi Seriflerine. Eger okumadiysak, okuyalim, eger gerekirse defalarca okuyalim Hz. Peygamber efendimizin hayatini anlatan kitaplari.
    Dogru yoldamiyiz degilmiyiz nasil kendimizi test edecegiz? Vicdanimiz sesini dinleyerek, eger onu isitebilirsek, o da ancak ona uyumlu hale gelebilmekle olur. (Alicinin ayar duymesini, onun yayin yaptigi frekasa getirme yoluyla parazitliklere sebep olan ses dalgalarinin minimuma indirgenmesi yoluyla).

    Bunlar benim kendi yorumlarim, okuduklarimdan su ana kadar cikartabildiklerim. Buyuklerimizden her zaman gosterdikleri isareterden dolayi minnettarim, yanlislarimiz, eksiklerimizin oldugu yerleri gosteriniz cekinmeden ki uyumlu hale gelelim an be an.

    Ezgi Zem dostumuza ALLAH razi olsun, boyle degerli bir hazinenin bulundugu sandigin kapagini o guzel okuma-anahtari huyuyla bizlere araladigi icin. Umidim, bu kapiyi diger yorumcu arkadaslarin degerli yorumlariyla daha da cok acabiliriz.

    HOSCA KALIN 🙂

  7. 7 damla 18 Mayıs 2008, 8:08

    Sanirim ilkokul, ortaokul, lise ve universiteye hazirlik donemlerinde israrla uzerinde durulup, kafamin icine buyuk harflerle yazilan bir konu oldugu icin, de baglacinin yanlis kullanildigi yazilar -hele de en sevdigim yazarlar tarafindan yazilmissa-, beni biraz hayal kirikligina ugratir.

    Bence “elimizden geldigince” dogru kullanmaya calismali dili, cunku dili kullanmak bir sanattir “ruhum latife“nin buyurdugu gibi, ancak dilin temel fonksiyonu iletisimdir. Ortak kurallara uyulmazsa saglikli bir bilgi paylasimi ve dogru iletisim yerine kaos olusur.

    Tabi (simdi burda iki ‘i’ mi kullanilacak, yoksa tek ‘i’ mi?) bu yaziya yorum yazmak da (bakiniz de baglaci ayri) zor is. 😉

    Sevgili Ezgi Zem umarim yorumlarimizdaki hatalar ile
    sizi uzmemisizdir.

    Yazinizi keyifle okudum, elinize saglik.

  8. 8 fatih 18 Mayıs 2008, 12:59

    “arastirici”;

    Sizin yorumunuzla, Ezgi Zem’in yazısının ne alakası var? Birkaç gündür yorumlarınızı okuyorum. Siz herşeyi yanlış değerlendiriyorsunuz, gibi geliyor! Aklınızdakini her yazıya uydurma alışkanlığından vazgeçip, yazılanı daha iyi anlamaya çalışın lütfen!

    Ezgi Zem yazısında ki ve de bağlaçlarının yanlış kullanımı hakkında rahatsızlığını dile getirip, imla kuralları hakkında(kendisinin de imla hataları var:=)) bilgi vermiş. Ortaya dil bilgisine dönük bir yazı çıkmış.

    “Araştırıcı”, şimdi bu yazının “deki bağlacının” dinle ne alakası var? Sizin yazdıklarınla ne alakası var? Yazı yazma hevesiniz varsa siteye yazarsınız, onlar da isterlerse yayınlarlar!

    Fakat yorumlarımız yazılarla, yazıdaki konularla alakalı olsun lütfen! EGO kavramını bir de bu yönde değerlendirin, olur mu? Yazıları kendimize değil; kendimizi yazılara uyduralım; yazıyla aynı frekansta buluşalım; eksiklikleri/yanlışları varsa yorumumuzda yazalım! Kısacası kendimizi tatmin etmenin daha değişik yolları vardır! Yazıya alakasız yorum yazmak yerine; yorumlanacak yazı yazmak gibi! Bu site de “bize ‘yazı’ yazıp gönderebilirsiniz” demişti!

    Kusuruma bakmayın ama, sürekli tekrarlanan hatalardan rahatsızlık duydum… Saygılar…

  9. 9 angorya 19 Mayıs 2008, 1:28

    Her şeyi ayırd etmeden okuma alışkanlığı önemli bir problemdir Sevgili Ezgi Zem. Akla zarar bir durumdur.

    Bu yazıda sözünü ettiğin durum sıradan bir aşırı okuma eylemini anlatmadığı için -affına sığınarak- yapıyorum bu yorumu.

    Nasıl, insan kulağı ancak kaldırabileceği kadar sesi duyabilirse beyin de kaldırabileceği kadar bilgiye açıktır aslında. Beynimizdeki kontrol sistemi sayesinde, gereksiz ve işimize yaramayan bilgiler geri bölümlerdeki depoya atılır. (Ancak beynin maruz kaldığı travmatik durumlarda ortaya çıkar bu bilgiler…)

    Senin anlattığın durum böyle bir rahatsızlıktır demiyorum elbette ama dikkat edilmezse, önlem alınmazsa en azından yorar -ya da hatırda tutulan gereksiz bilgiler yüzünden insan önemli ve gerekli bilgileri edinme fırsatını kaçırabilir…

    Ama yazından da belli ki sen bu farkındalığa sahipsin. Dolayısıyla sorunun çözümü için en önemli adımı atmışsın bence.

    Hayatta, seçmeyi bilmek tahmin ettiğimizden de önemli zannımca.

    Aslına bakarsanız okuduğumuz kitaplarda, makalelerde bile seçici olmalıyız…

    Okumak uğruna önümüze gelen her şeyi okumak hem zamanımızı hem de enerjimizi gereksiz yere harcamamıza sebep olur.

    Sadece, ihtiyacımız olan, ilgi alanımıza giren, bizi ve dolayısıyla çevremizi besleyen eserleri okumamız gerekir diye düşünüyorum… İyi bir ”okur”olmanın kuralı budur zannımca. Gece gündüz magazin ya da spor dergisi okuyan birine de ”iyi bir okuyucu” diyemeyiz değil mi?

    Gramer konusundaki rahatsızlığına da saygı duyarım ama bu durum da seni okuduğuna odaklanmaktan alıkoyar ve manayı ıskalamana yol açarsa üzerinde çalışılması gereken bir takıntıdır bence…

    -de, -da ekleri kullanım yanlışına gelince: Bu, ”neredeyse” galat-ı meşhur dedikleri türe girebilecek kadar yaygın bir yanlış kullanım.

    Sadece Yorumsuz Blog’da değil, işi sadece tashih olan onlarca düzeltmenin (eski Türkçe: Musahhih) çalıştığı büyük gazetelerde bile görüyoruz bu tür hataları…

    Ama yine de uyardığın iyi oldu bence:) Hepimiz daha bir dikkatli oluruz bundan sonra:)

    Zarfın mazrufun önüne hiçbir zaman geçmemesi, ruhuna şifa verecek manaları örtmemesi dileği ile:)

  10. 10 kaygusuz 20 Mayıs 2008, 9:51

    Yazı sürekli kendini tekrar ettiği için çoğu bölümü es geçtim herşeyi okuma hastalığı dediğiniz şeyi sonunda Türkçenin doğru kullanılmasına ve dilbilgisi kurallarına bağlamanıza şaşırdım.

    Sanırım siz herşeyi okurken bir de dilbilgisine uygun olmasını istiyorsunuz.

    Çok şey istiyorsunuz…

  11. 11 Mehmetsirin 20 Mayıs 2008, 11:41

    Dileyen dilediği şekilde düşüncesini aktarabilmesi gerçekten zor. Çünkü ressam o kadar farklı renk ve tonda varlık yaratmış ki.

    Renk körü olanlara başka renklerin de var olabileceği fikri çok ters geliyor. Bir çok yazı yazıldı ama bu kadar fazla yorumun bir yazıya yapılması bu yazıdaki güzelliğin sonucu, yani herkes bir şekil anladığını yorum olarak aktarmış.
    Bana soracak olursanız. Bu kadar güzel yazıların okunduktan sonra hakkını verebilmek için dönüp iç dünyamıza bakmamız gerekiyor. Birilerini düzeltiyorum, bahanesine sarılarak kendi düşüncelerimizi illa bu şekil bir kalıba sahip olacaksın. Yoksa yanlış yoldasın demek. Asıl yanlış olana götürür bizi.
    Benim dil bilgim gerçekten zayıf tahminimce bu yazıda da bir çok dilbilgisi yanlışlıkları olacaktır. Ama insanları samimiyetine göre değerlendirin bence. Şüphesiz ki insanın hamurunda hatalar vardır. Hamurumuzun farkında olmak dileğiyle

    Dua ve Himmetle

    Vesselam


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: