Ötedekinin Bilgisi mi? Kendindekinin İlmi mi?

Neye niyet neye kısmet….
BİR BİLENİ tahrik etmek (hatalarıma merhametini coşturmak), DURGUN DENİZİNİ DALGALANDIRMAK, DALGALARIYLA DÖVÜLEREK İLMİNDEN faydalanmak için girdim ufak tefek yoruma..
Belki bir bilen ki çoktur aranızda, eksiğimi görüp dayanamaz da düzeltir demiştim…
Şimdi uzunca bir yazının başlarındayım…
Biz başlayalım, hatalarımızı, eksiklerimizi İLMİYLE gösterecekten Allah Razı olsun…

Kibriya perdesinden girelim konuya…

“Bugün Mülk kimindir?”… “Vahid, Kahhar olan (gayrı vücud olmayan) Allah’ındır!”. (Mu`min 16/ B Meali)

Ayette geçen “gün” sizin için geldi mi?
Bu soruyu işittiniz ve cevabını verdiniz mi?
Peki “Lübb-ül Lü’b”de geçen şu hadisi şerifteki durumu hissedebiliyor musunuz derinden?

“Ehl-i cennet, cennete dahil olduğunda. Hak Subhanehu ve Teâlâ Cemâl ile Kemâlinden kibriya perdesini kaldırıp:
“Ene Rabbükümül ala”
“Yıllardır görmeyi arzuladığınız âlâ. Rabbınız benim,” diye zuhur eder…
Onlar Rabbın bu tecellisini inkar edip;
“Hayır, Asla!..” diyerek feryad u figan ederler.
Bu tecelli değişik şekillerde üç defa daha tekrar eder.
Ve onlar da tekrar tekrar inkar ederler.
Sonra Hak onlara, “Rabbınızla sizin aranızda bir işaretiniz var mı?..” diye hitab eder…
Onlar da “evet” derler.
Ondan sonra herkese, kendi zannı ve itikadı üzere olan tecelli ile tecelli eder. Onlar da bu defa kabul ederler.»

Nitekim hadîsi şerifte:
“İneküm seteravne rabbüküm kema teravnel kamere leyletel bedri,” buyrulur…
“Ayın ondördüncü gecesi kameri nasıl görürseniz, Rabbinizi de öyle aşikar göreceksiniz!…”
Amma “Arif” olanlar ilk emirde, gördükleri gibi hemen kabul ederler. Zira bunlar, cümle itikadı câmi olup, bir itikadla kayıtlı değillerdir.

Geçenlerde bir sitede gördüm, bize bu ilimden faydalanma kapısını açan, hazineden çok şey anlatan fakat az anlaşılan Üstad Ahmed Hulûsi`yi eleştirmeye çalışıyordu Allah`ın bir kulu…
Diyordu ki Hiç olur mu daha neler kafirlerin de özünde Allah varmış
Şükür ki bu ilmi öğrenenlerde Kibriya perdesi bu kadar kalın olmuyor…
Bu kadar göze çarpmıyor…
Fakat bu seferde gözden kaçıyor…
Gizli şirk gibi, gizli bir perde fark edilemez olup kalıyor…

Zat deniyor, Sıfat deniyor, Esma deniyor, Nokta deniyor, Data deniyor…
Hepimiz evet diyoruz bunlar ÖZ`ümde olan Allah ismiyle işaret edilenin…
Fakat O Allah ismiyle işaret edilen, Kibriya perdesinin arkasındakine işaret ediyor düşüncemizde…
Okuduklarımızı hep O Azamet ve Kibriya perdesinin arkasındakine bağlıyoruz…

Bu perde O`nun önünde değil!
Bu perde bizim bilincimizin önünde!
Aynı perde hem cennet ehlinin hem de özelleşmiş bir grup olan Ariflerin önünde açılıyor ama genel cennet ehlinde perde arkasından seyir tercih ediliyor…
Dolayısıyla bu perde O`nun önünde değil; aslında bilincimizin gözünün önünde…
Aslında elbette O, biz diye bir ayrım yok ama konu perde konusu olduğu için burada, O ve bizden bahsetmeye yer var…

Perdeyi atana zaten okunacak yazı, anlatılacak konu da yok…

Dikkat edelim bu Kibriya perdesine…
Bu aralanmadan okunanlar hep bu perdenin arkasındakine gidecek…
En güncel konumuz DATA konusunda da diğer tüm KENDİNİ tanıttığı konularda da düşüncelerimiz, Kibriya perdesi arkasındakiniN DATAsı şeklinde yorum üretiyor…
O`nun DATAsı şu anlama geliyor, O`nun DATAsı bu anlama geliyor…

Oysa Azamet ve Kibriya Perdesini “Ademi Kendi Sureti Üzere Yarattı” diyerek, muhteşem ötesi bir MÜJDE ile ARALIYOR…
Öyle elini uzatıp ta kumaş perdeyi aralamıyor…
Bilincimizdeki perdeyi yine bilincimize hitap ederek aralıyor…
“Ademi Kendi Sureti Üzere Yarattı” derken
Zat`ın, ZAT diyor…
Datan, DATA diyor…

Bunlarla kaimsin bunlarla varsın bunlarsız bir varlığın yok çünkü, ‘Kendi Suretim Üzere Yarattım’ diyor… FARKET!!!

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Buraya kadar anlatılanlarla, bize ulaşan tüm bilgileri nerede tespit etmemiz gerektiğinin altını çizmeye çalıştık.

Özetle, ÖZ`de desek de Azamet ve Kibriya perdeleri arkasında öteler ötesinde bir DATA değil; kendi bilinç dünyamızdaki Data boyutunu yakalamayı hedef almamız gerektiğini ki, bunu tespit ettiğimizde aslında DATA boyutunu tespit etmiş olacağımızı farketmemiz gerek…

Aksi taktirde bir kendimiz var kapasitemizce, bir de DATA var; her ne kadar özümüzde olsa da hiç bir zaman hissedemeyeceğimiz kadar derin ve yüce (ÖTE) ve O`nu en iyi tarif etmek için uğraşır dururuz birbirimize.

Bu bağlamda düşünmeye devam ediyorum sesli değil de yazılı…

Allah Ademi Kendi Sureti Üzere Yarattı.

Zerre Data, küll DATAnın aynasıdır, aynısıdır…

İkisini BİRleştiren zamanın BABASIDIR (EBUL VAKT)…

KENDİMCE ZERREMCE DÜŞÜNÜYORUM.

Kendini salt olarak hissettiğinde Zat`ındasın…

Kendinde sonsuz özellikler hissettiğin anda “Data” boyutundasın…
Ki bu hissettiğin özellikler o anlık üretimin olan özellikler…

Elbette Zat`ından bu özellikler gibi nice sonsuz özellikler ile “Data” boyutuna tenezzül edebilirsin…

Bu özelliklerini detaylı düşünmeye başladığında Esma boyutundasın…

Bu düşündüğün özellikler düşünsel olarak aynı zamanda fiil (düşüncelerinizden de mesulsünüz) olduğu için Efalindesin…

Tabii tüm bu detaylar kendine bakışın şiddet ve gücüyle alakalı…

Kendinizi sadece (tanımlayarak kayıtlayamayacağınız) tanımsız Zatınız ve onun ÜRETtiği sonsuz özellikler ve bu özellikleri açığa çıkartan bir yapı olarak genel bir gözle seyredebilirsiniz…

Veyahut ta kendinizdeki her hali(state) ayrı ayrı yakalayıp, detaylandırıp katman katman, boyut boyut tarif edebilirsiniz…

Bu tümüyle sizin kendinize bakışınızın gücüyle, şiddetiyle alakalı…

Kimi ayna görmemiştir…

Kimi geçer aynanın karşısına şöyle genel bir bakar biraz saçına, başına, biraz kıyafetine göz atar…

Kimi de öyle bir geçer ki aynanın karşısına, en ince ayrıntısına kadar göz atar KENDİNE…

Her detayını bilir… Bakıp ta göremeyenlere de bildirir…

Heyhat! Bakıp göremeyen, bazen bildirilse de gözünün önündekini göremez…

Hatta O kendindekini anlatmış, ‘bende yok,’ der, göremeyince inkar eder…

Şimdiye kadar “Datahalimizi farketmemiştik, yaşadığımız her an bu halimiz ile kaimiz fakat farkında bile değildik “Datahalimizin

Bildirildi şükür…

Farkedebildik mi?

Yoksa ötelerdeki bir ‘DATA’yı mı çözmeye çalışıyoruz hala…

Yoksa kendimizdeki bir hali TESPİTE Mİ çalışıyoruz bu bildirilenlerden?

Cemâl ile Kemâlinden kibriya perdesini aralamak için bilincimize hitap ettiği ilme ARİF olmanın, Dünyada iken bize nasip olması için çok dua edelim.

Aski taktirde ‘Dünyada Ama olan Ahirette de Amadır,’ hükmü bilincimizi sonsuza dek kilitler… Ve bu durum BİLGİMİZ çok fazla olsa da değişmez…

Ötedekinin BİLGİsini değil; kendindekinin İLMİNİ edinmek dileğiyle…

Selam Üzerinize Olsun…

Kâmil Hüdai

http://yorumsuzblog.adrese.com
space.inspace@yahoo.com

Reklamlar

12 Responses to “Ötedekinin Bilgisi mi? Kendindekinin İlmi mi?”


  1. 1 metinav 14 Mayıs 2008, 5:31

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM. Çok öz ve güzel bir yazı. Kimse kimsenin eksiğini değil de belki kendisinde bulunan hali, hasleti karşısındakinde görür ve aşikar eder, ama iyi ama fena niyetle.
    Ah onu en iyi bilen sevgilim, habibim dediği ayinesi olan resulü MUHAMMED A.S.dır.

    Bizler de yaratılış amacımıza uygun fiilleri düşünceleri halleri ortaya koymakla ve bu işlerin aslında gerçek varlık sahibi olanın işleri olduğunu, ben dışında diğer kişilik sıfat ve zamirlerinin bulunmadığını, o benliğin de ona ait olduğunu bilmekle veya bilmemekle kulluğumuzu yapmakta ortaya koymaktayız.
    Verdiği ilim kadar bilmekte, izin verdiği kadar konuşmakta ve yazmaktayız. Ona muhtacız; bize duyguları kavramları halleri öğretene hamd olsun.
    Neyi ne için yaptığımızı bilmesek benliğimizdekileri nasıl anlatırız? O var kılmasa, var kabul etmese varlık alemine sokmasa nasıl var oluruz? O bilinmiyen hazine, bizimle-kainatla bilinmek istemiş varlık kavramını yaratmış ve bizi de o kavram içine dahil etmiş, düşünmüş. Kendinden sevgi vermiş, şefkat vermiş, yüksek ilimler vermiş, yetenek-kabiliyet ihsan etmiş, nice sayılamayacak nimetler vermiş, niye?.. Ne karşılığında?.. Kendi cömertliğinden, kendi sevgisinden, alemlerden gani oluşundan, şükürler olsun verdiği akıl nimetine.

    Eli, ayağı, gözü kulağı ve dahasını hep veriliş gayesine uygun kullanabilmek çok önemli. Akıl vermiş kullanılması için, düşünmek değerlendirmek ve bir sonuca ulaşmak ve rotayı çizmek için. Hayvanlar gibi, bir kenarda kullanmadan durması için değil; onun sanatını bilmek, incelemek ve onun hakkında gerçekleri bilmeye, öğrenmeye, dahası yaşayıp ermeye çalışmak için verilmiş en büyük nimet olan beyin ve işlevleri.

    Herkesin ölümden sonraki hayatta şikayet edeceğini söylerler, bu ortamda daha fazlasını yapamadığı, yaşayamadığı ve bilemediği için. Ben şimdiden başladım, bu ilimlerin yaşantımdaki yerinin boş olduğunun sıkıntısını çok acı bir şekilde hissediyorum. Halimden şikayet etmek bile abes geliyor, sonuçta onun benim için takdir ettiği bu ise ne gelir elden… Yine de onu seviyorum, varsın cehennem olsun onun için.

    ALLAH HALİMİZİ DÜZELTSİN, AÇILIM VERSİN, İDRAK OLUŞTURSUN VE BUNLARI BİZE KOLAYLAŞTIRSIN, TEMENNİMİZ YAKARIŞIMIZ OLSUN.

  2. 2 sıfır 14 Mayıs 2008, 5:54

    Cemâl ile Kemâlinden kibriya perdesini aralamak için bilincimize hitap ettiği ilme ARİF olmanın, Dünyada iken bize nasip olması için çok dua edelim… Özden… Amiin…
    Teşekkürler Kemal Hüdai devamı dileğiyle….

  3. 3 özde 14 Mayıs 2008, 12:25

    Sevgili Dostlar,

    Bütün mesele; “Olmak ya da olmamak” (Hamlet.)
    Bütün mesele; hakikatin olan Allah’ı bilmek, bilenlerin bildiğini bilmek..
    Bütün mesele; hakikatini öğrenmek, özündekini paylaşarak değerlendirmek..

    İsmimi belirtilmesini istemeyen bir can dostumuzun söyleşisini paylaşmak istedim dostlar…

    “ -Merhaba Üstadım,
    Ben ateist iken, bana iman etmeme vesile olan üstadıma sorardım;” -Ağabi“ derdim,

    – Allah’ı tarif etsene bana,

    “ – Peki ” dedi. “- O’ anlaşılmaz ama, senin anlıyacağın şekilde söyleyeyim. Herşeyin bir mayası vardır, O’nun mayası, artı ve eksisi kendinde olan, ve bilinçli fakat zatı anlaşılamayan varlık.” dedi.

    – Bu dediği, 15 yıl evvel. Bir de ileride insanlar, televizyon gibi şeyler ile çok bilgilendirilecek demişti, bak o şimdi çıktı. Neyse bir yorum da siz yapın. Selam ve Sevgilerimle…”

    “Kaybeden aldatandır, aldatılan değil!..” diyor ak saçlı bilge, neden mi ?.. Çünkü Resulullah (s.a.v.) uyarısı var “Aldatan bizden değildir.” diye.. Allah cümlemizi kaybedenlerden olmaktan korusun..

    Samimiyet ve sevgiyle bu paylaşımı yapan, Kâmil Hüdai kardeşimize teşekkür ediyor, paylaşımların devamını bekliyoruz. Burada, her türlü bilgi ve deneyimlerini paylaşan dostlara; Kerim Allah, gani gani lütuf ve ihsanlarda bulunsun her daim..

    Allah cümlemize bu platform vesilesi ile anlatılan, açıklanan, açılan konuları; anlayıp değerlendirmeyi kolaylaştırsın…

    Sevgi saygılarımla..
    Güvenlik kodu: ariff

  4. 4 us'laş-uz*laş 14 Mayıs 2008, 12:34

    Dünya kıyametinin cemal ile Kemâlinden kibriya perdesini aralanması…(cam)

    Ahiret kıyametinin Cemal ile Kemâlinden kibriya perdesini aralamak için bilincimize hitap ettiği ilme arif olmanın, dünyada iken nasib olması için dua..(sır)

  5. 5 Talib 14 Mayıs 2008, 2:04

    Hz. Mevlana, Mesnevi’ de şöyle buyuruyor.

    “Alimin azığı ve sermayesi, kalemden meydana gelen eserlerdir. Sofinin azığı ve sermayesi nedir? Ayak izleri!
    Sofi; av peşine düşen, ceylanın ayak izlerini görüp onları izleyen avcıya benzer.
    Bir müddet ceylanın ayak izleri işe yarar. Ondan sonra ise esasen ahudaki misk kokusu, yolu gösterir.
    Bu izlere, bu izlemeye şükreder de yol alırsa nihayet o adım atma o yol alma yüzünden muradına ulaşır.”
    Hz. Mevlana (k.s)

    Burada, sonsuz-sınırsız ilim hazinesinden kendilerine sunulan incileri bizlerle paylaşan BİR BİLEN’ ler lütfen ayak izlerinizi takip edebilmek için bu ikrama devam ediniz.

    “Kimi de öyle bir geçer ki aynanın karşısına, en ince ayrıntısına kadar göz atar KENDİNE…

    Her detayını bilir… Bakıp ta göremeyenlere de bildirir…

    Heyhat! Bakıp göremeyen, bazen bildirilse de gözünün önündekini göremez…” Kamil Hüdai

    Allah (c.c.) bizim de aynamızdaki kiri ve pası silip atabilmeyi ve ondaki yansımayı tam manası ile görebilmeyi nasip etsin İnşaallah. Amin amin amin..

  6. 6 Zekeriya BAĞCI 14 Mayıs 2008, 2:06

    EN’AM SURESİ – (B Meal, HASAN GÜLER

    75-) Ve kezâlike nüriy İbrahiyme melekutes Semavati vel Ardı ve liyekûne minel mukıniyn;

    Böylece İbrahim’e, ikan sahibi olsun diye, Semavat ve Arz’ın melekutunu gösteriyoruz (eşya ile perdelenmesin).

    AMİN AMİN AMİN

  7. 7 mustafa öz 14 Mayıs 2008, 5:36

    Nitekim hadîsi şerifte:
    “İneküm seteravne rabbüküm kema teravnel kamere leyletel bedri,” buyrulur…
    “Ayın ondördüncü gecesi kameri nasıl görürseniz, Rabbinizi de öyle aşikar göreceksiniz!…”diyor.
    Dikkat edilirse hadis sembolik olarak Ay ı baz almıştır. Güneşi değil. Ay güneşten aldığı ışığı yansıtır alabildiği kadar, görülecek olan da Rab tır ALLAH değil. Rabbimiz, esma terkibimiz olduğuna göre bu dünyada esma terkibimizi genişletebildiğimiz oranda rabbimizi görebileceğimiz ve yansımanın bu oranda olacağı sonucu ortaya çıkar, perde de ancak bu oranda aralanır.

  8. 8 filiz54.Müsadenizle.filiz45 14 Mayıs 2008, 6:15

    Eksik ve hata görmek mi, hele de düzeltmeye gitmek mi, hem de sevdiklerinde mi, bir de sevmediklerini eklemek mi? Ve elindeki eski püskülerle mi bu iddia, sadece vehimsel-duygusal buluşlarla mı? Datasız, birsiz, sevgisiz mi, acıları destek alıp mı, yoksa şikayet masumluğuna bürünüp mü, kabe etrafında oluşuna İsa mı, diğer taraf mı duruşunu bilmeden mi, eminsiniz mi? Sağolun ben almıyayım:) umarım sonsuza dek..
    Şimdi yazdıklarınızı okuyabilirim, öldüremediğim bir yönüme yaptıklarını göstermek istedim sadece, herkesin içinde yapayım ki hevesi gitsin benden yana, haddini bilsin.

  9. 9 niyazi 14 Mayıs 2008, 9:52

    Hak kendisini kul ile vasf etti (tanımladı), bu sırdan dolayıdır ki kul Hakta kendini seyreder, Hak da kulunda kendini seyreder.
    Fakat bu seyir bazi birimlerde fark edilemez. Eğer her birim bu seyir sırrını fark etmiş olsaydı şu anda varlıkta çokluk algısı olmazdı.

    Hak kendisine evvel ve ahir dedi. Fakat bize göre evvel ve ahir değildir. Çünkü BİZ dediğimiz varlık ONdan doğmuş ve ONdan kopmuş bir parça değildir. Eğer Hak bize göre evvel ve ahir olsaydı bu onun için bir eksiklik olurdu. Halbuki O tüm eksikliklerden münezzehtir.
    O’nun evvelliği bir sonraki ahirliğine göredir. O’nun evvelliği bir AN sonraki daha da mükemmelliğine göre bir evvelliktir. Her AN evvel her AN ahirdir. O HER AN mükemmelleşmektedir.

    Günde en az yetmişkez tövbe etmenin sırrı budur. Yetmiş sayısı semboliktir.
    Her insan halife donanımı ile yaratılmıştır, fakat donanımını fark edip hilafetini açiğa çıkartması gerekir. Hilafetini açiğa çikartan insana da İNSANİ KAMİL denir.
    Allah hilafetini açiğa çikartabilenlerden eylesin…
    İdrakımızı artırsın…
    Hata kusur işlediysek af ola…

  10. 10 KASIMPATI 19 Mayıs 2008, 8:27

    DATA ne? “DATA” halimiz ne?

  11. 11 Murad 19 Mayıs 2008, 9:56

    “Eksik ve hata görmek mi, hele de düzeltmeye gitmek mi, hem de sevdiklerinde mi, bir de sevmediklerini eklemek mi? Ve elindeki eski püskülerle mi bu iddia, sadece vehimsel-duygusal buluşlarla mı? Datasız, birsiz, sevgisiz mi, acıları destek alıp mı, yoksa şikayet masumluğuna bürünüp mü, kabe etrafında oluşuna İsa mı, diğer taraf mı duruşunu bilmeden mi, eminsiniz mi? Sağolun ben almıyayım:) umarım sonsuza dek..
    Şimdi yazdıklarınızı okuyabilirim, öldüremediğim bir yönüme yaptıklarını göstermek istedim sadece, herkesin içinde yapayım ki hevesi gitsin benden yana, haddini bilsin.”

    Filiz, bana göre biraz eleştirdiğin duruma düşmüşsün”. Özür dilerim, ama birinin bunu sana göstermesi gerekiyordu, dostça.
    Çünkü bu eleştiriyi burada yapmanın masumca ve sadece kendini eleştirmek adına olduğuna inanmıyorum. Karşımızdakileri hafife almadan samimi ve gerçek olalım lütfen!

  12. 12 filiz54(45) 20 Mayıs 2008, 1:28

    Murad, Nefs yönüne in oradan bak bana ve yazdıklarıma o vakit kimseyi hafife almadığımı, kendime yazdığımı göreceksin. Düşünsellik tefekkür yönüne çık orada mıyım? Artık beni görmüyorsun değil mi? Sorunu çözdük umarım.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: