Hz. İsa’nın Müjdesi

Havari’lere, “Size bir iyilik yapana, sizin de iyilik yapmanız çok makbul değildir, zira bunu Romalılar da yapıyor. Ben size, size kötülük yapana da iyilik yapın diyorum”.. diyen bir öğreticiyi düşünebiliyor musunuz?..

İşte bu sözler, yaklaşık iki bin yıl önce söylenmiştir. Peki bu sözler, bir yaşam kalitesinin temelini oluşturmuyor mu sizce?..

İşte böyle anlamlı sözler konuşan O öğreticiye inananlar da, yaşam felsefelerini bu sözlerin üzerine inşa ettiler binlerce yıl evvel..

İnancın lafta kalmayıp, yaşama geçirilesi bir şey olduğu bu sözlerden de bellidir zaten.. “Evet, ben Hz. İsa’ya inanıyorum” demekle, Hz. İsa diye bir nebi’nin yaşadığına inanıyorum demek istenir sadece. Oysa ki inancın makbul olanı, O öğreticilerin öğretilerine inanıp, o öğretilerle yeniden ahlaklanmaktır…

Peki ya bizler?.. Treni kaçırdık mı dersiniz? Tren ikibin yıl önce gitti mi acaba?..
Kur’an’da Hz. İsa’nın öğretisi yok mu? Kur’an’da İncil yok mu?..
Bakara 285: “O’nun rasullerinden hiçbirisini ayırt etmeyiz.. İşittik ve İTAAT ettik, dönüşümüz yalnızca sanadır”.. Diyenler, bizden değil mi?. Ya da bu ayet bizi ilgilendirmiyor mu?…

İşte yaklaşık iki bin yıl önce Hz. İsa, kendisinin Allah rasulü olduğuna inananlara böylesine güzel şeyler öğretirken, bir de onlara Ahmed’i müjdelemişti?!.. Yani, kendisinde de mevcut olup açığa çıkmamış olan Zati ilmi…
Peki neydi bu Ahmed? Kimdi? Ne zaman gelecekti?…

Aslında hz. İsa bir anlamda da insanlara kardeşini müjdelemişti. Çünkü tüm nebilerin hakikatleri Ruh-ul kuds’e dayanmaktadır. O Ruh ki, hiç bir zaman yaratılmamıştır. O Ruh, yalnızca Allah’ın Ruhudur..
Babası O Ruh olan Hz. İsa, kendisinin de Muhammedi olmasından dolayı, kendisinden inzal olmayan “ilim”i insanlara, Ahmed olarak müjdelemişti…
Hz. İsa’da nazil olan Muhammedi hakikatin kudret (sıfat) ilmi, yine Muhammedi hakikate ait olan zati ilmin (Ahmed) doğacağını müjdeliyordu…

Hakiki İncil’de, geleceği müjde olarak bildirilen Ahmed; Allah ismi ile işaret edilenin zati ilminin, Hz. Muhammed (aleyhisselam) da inzal olmasıydı. İşte O müjdelenen zati ilim, Hz. İsa’nın “Ref”edilmesinden yaklaşık altı yüz sene sonra zuhur etmiştir. Öyle bir ilim ki, O’na yönelenlere yol gösteren, O’na yönelenleri cehennem çukurlarından çıkaran, O’na yönelenleri tertemiz bir ahlakla ahlaklandıran bir “ilim”…

Biz ne şanslıyız ki, biz doğduğumuzda Ahmed doğmuştu…
Ne mutlu O ilme yönelip geleceklerini kurtaranlara…

Birol Usta
www.yorumsuzblog.net.tc
birol701970@mynet.com

Reklamlar

17 Responses to “Hz. İsa’nın Müjdesi”


  1. 1 sıfır 12 Mayıs 2008, 6:49

    7-) Va’lemu enne fiyküm RasûlAllah* lev yutıy’uküm fiy kesiyrin minel emri le anittüm ve lakinnAllahe habbebe ileykümül iymane ve zeyyenehu fiy kulubiküm ve kerrehe ileykümül küfre vel füsuka vel ısyan* ülaike hümür raşidun;

    Bilin ki Rasûlullah içinizdedir (Edeb Ya HU?) !?… Eğer (O) çoğu işte size itaat etse, elbette zorluğa/sıkıntıya (bedensel-nefsani yaşamın kalıplarına) düşerdiniz… Fakat Allah size iman’ı (hakikatınızın gereğini yaşamayı) sevdirdi, onu kalblerinizde süsledi (güzel gösterdi) ve küfr’ü (sünnetullah’dan gafil olmak, gerçeği red), fusuk’u (şuuru paslandıran fiilleri) ve ısyanı (nefsani zuhuru) size kerih (çirkin, sevimsiz) gösterdi… İşte bunlar rüşde (doğru yola, olgunluğa) erenlerin ta kendileridir.

    8- Fadlen minAllahi ve nı’meten, vAllahu Aliymun Hakiym;

    Allah’dan bir fazl (lutuf) ve bir ni’met olarak… Allah, Aliym’dir, Hakiym’dir.

    (HUCURAT SURESİ 7-8. AYETLER)

    EY BASİRET SAHİPLERİ, EY MUHAMMED ÜMMETİ, RASULULLAH İÇİMİZDEDİR.. BEYTÜL MAMUR İÇİMİZDEDİR… ÖZ GERÇEKLERİ MEKKE MEDİNE İLE SINIRLAYANLAR SINIRLI İNANÇLA YAŞAYANLARDIR… SONSUZA SAYGISIZ OLANLARDIR… CEHALETTİR… GAFLETTİR…

  2. 2 angorya 12 Mayıs 2008, 9:56

    Hz. İsa’nın öğretisi tam olsaydı Hz. Muhammed gelmezdi diye düşünüyorum.

    “Size kötülük yapana da iyilik yapın diyorum” güzel bir mesaj ama dünya boyutuyla çok uyumlu değil. Batı toplumları da zaten bunun altından kalkmaya çalışıyor.

    “Size kötülük yapan”dan kasıt insanın kendi nefsiyle ilgili olabilir, ama bu güzel mesajı abartıp da dünyanın/insanlığın canına okuyanlara geçit ve onay vermeye kalkıştığınızda ortaya pek de iyi sonuçlar çıkmıyor.

    Dünya boyutunda -adil olmak koşuluyla- ödül ve ceza beraber olmak zorunda… “Yanağına tokat atana öbür yanağını da çevir” mesajı gerçek anlamıyla değerlendirilmeyince insanları uyutmak ve pasifize etmek için kullanılmaya çok açık.

    Tanıdığım birçok Hristiyan bu öğretiyi hayat felsefesi haline getirmekte o kadar ileri gittiler ki, işleri güçleri “ermek” oldu… Yanı başlarındaki zulmü, sefaleti görmüyorlar bile, -görseler de ilgilenmiyorlar. Kendilerinin “iyi” olması yetiyor onlara.

    Yani denge yok…

    Hz. Muhammed’in öğretisi ise hakkıyla değerlendirildiğinde tam bir denge sunuyor insanlığa…

    Her neyse önemli ve uzun bir mesele… Üzerinde derin derin düşünmeye değer…

  3. 3 ruhum latife 12 Mayıs 2008, 10:24

    Selamlar,
    hz. İsa saf hakikati yani Ruh’u temsil ediyordu.. O’nu gerçekten anlayan belki de sadece hz. Meryem a.s.dı..

    Ruh’ta asla kötülük olmadığı için hz. İsa kabul edilemedi-anlaşılmadı…
    Oysa “iki deniz de” dünyasal yaşam için gerekliydi.. Nefs de Ruh gibi hakka sahipti..
    Hz. Muhammed marifeti simgeliyormuş.. Yani hem Ruh’un hakikatine vakıftı hem de Nefsin.. Ama bu imtihan dünyasında herkesin, esmasına göre ilim sergileyerek “marifetini eda” etmiştir, diye düşünüyoruz acizane…
    YOKSA TÜM YARATILMIŞLAR ALLAH’IN İNDİNDE AYNIDIR.. BU PEYGAMBERLERDE DE OLSA; MERTEBLERİ ANLATABİLMEK İÇİN, ALLAHU TEALANIN UYGULADIĞI SÜNNETULLAHTAN BAŞKA BİR İLİM OLMAMALIDIR..

    Ve güvenlik kodum, tüm bu sistemi anlatan DİNN çıktı..

  4. 4 Natural 12 Mayıs 2008, 10:45

    Sıfır, edebe davetin gerektiği durumlar arasında “Rasulullah içinizde” demek girmez. Sadece Allah’ı kayıtlamak gibi durumlar olursa edebe davet edilir. Ama Arabi “içinizde” demekten ziyade, yaşamış her rasulün bir hikmeti var, bu hikmet (sebep-mana) hepimizde var, demek ister Füsus-ul Hikem isimli eserinde.. Arabi’nin ışık tuttuğu bu noktadan bakarsak Birol Usta’nın yazısına; seyr-i süluk esnasında, Ahmed’in hikmetinin kuvveden fiile çıkışına kadar sırasıyla her rasulün hikmeti açığa çıkar yolcuda.. İsa’nın hikmeti açığa çıkmadan Ahmed’in hikmeti çıkmaz. Bu yolda seyr-i süluk eden yolcu kendisinde Ahmed’in hikmeti çıkmazdan önce İsa’nın hikmeti açığa çıkar, o zaman yolcu bir yanağına vurana diğer yanağını uzatır. Ama bunlar sözle, tavsiye ile yaşanamaz, seyr-i süluk sürecinin neticesi olarak doğal halle içten gelerek yaşanır.

    Fakat bu yazıda Birol Usta’nın anlatmaya çalıştığı şey; Angorya‘nın bahsettiği marifet değil, hakikat bana göre.. Düşüncelerin düzenlenmesi ile fiillerin düzenlenmesi ayrı şeyler. Yolcu düşüncelerini hakikattan ayırmaksızın fiillerini düzenleyebilir. Düşünce hakikattan ayrılırsa, fiil Muhammedi olamaz. Bu yazıda anlatılan “bir yanağına vurana, diğer yanağını uzatma” konusu değil; değer yargıları ve şartlanmaların etkisinde kalmaksızın hakikatı yaşayabilmektir. İslam’da toplumsal huzurun bekası için kısas vardır, ama bunu kullanıp kullanmamak müslümana bırakılmıştır. Ben kendisine kötülük yapana kötülükle karşılık veren hiç bir rasul veya veli okumadım, duymadım. Hz. Muhammed (s.a.v.) da buna dahil. Allah’ın emri olmaksızın hareket eden rasul olur mu? Savaşa bile emirle çıkmışlar. Birol Usta güzel bir konuya dokunmuş, çünkü ona melekler dokunmuş:-)

  5. 5 Natural 12 Mayıs 2008, 11:10

    Rasullerin ve velilerin Allah emriyle hareket etmeleri konusunu “ötede bir Tanrı mı var?” şeklinde değerlendirecek olanlar olacaktır mutlaka. Ötede bir Tanrı yoktur; emir, hakikatından (batınından) kendine (zahirine)dir. Fakat ehlullah’ın eserlerinde okuduğum kadarıyla edep, bu gibi ifadeleri bilinçsizce (hakikatı yaşamaksızın sadece fikir yürüterek) kullanmamaktır. Gerçek meczup (Allah Zatında fena bulup kendini bilmeyen) mesul değildir. Bunun dışında herkes mesuldür. Allah’ı yaratılmışla kayıtlamak gibi bir duruma girersek, Sünnetullah gereği sistem anında harekete geçer. Ağızdan çıkan her söze, kalemden çıkan her harfe dikkat etmek gerekir. Çünkü ne şekilde olursa olsun Allah’ı kayıtlarsak sistem derhal harekete geçip bedelini önümüze getirir. Sistemi harekete geçirdikten sonra tevbeden başka hiç bir şey onu durdurmaz, tabi tevbemiz de kabul olursa.. Acaba riske girmeğe değer mi? Edep, sistemi bu şekilde harekete geçirmemek için kullanılan koruyucu bir yöntemdir.

  6. 6 space 12 Mayıs 2008, 1:01

    Madem bu kadar yöneldi bilincimiz Dünya`ya…
    Görünür oldu elbet Zulüm…

    Neyseki bu Dünyada da açık kapı bırakmamış bize, çözüm var HALlerinde…
    Hz. İsa gitti, öbür yanağını dön bitti, değil…
    En şiddetli anda bile bu geçerli ama kıstas ne?
    Kıstas bireysellik sınırı…
    Hissediyorsan kendini bireysel bir varlık buna dair en ufak bir kıvılcım oluştuysa EN YÜCE HEDEF UĞRUNA ÇIKTIĞIN YOLDA, EN ŞİDDETLİ ANINDA BİLE OLSAN SAVAŞIN “dön öbür yanağını” !!!BAKIŞINI İŞLET!!!(YANİ ÖLDÜR BENİ DEME ELBET) MANTIKLA UYGUN DERECEDE İŞLETEBİLİRSEN(?)…

    Hz. Ali`de bu bireysellik kıvılcımı oluşur mu oluşmaz elbet, elbet var daha öte bir sebep, ama biz bu olaydan savaşın ortasında bize aktarmak istediğini alalım…
    Hayatımıza uygulayalım…

    Aktarıyorum :

    Allah’ın aslanı Hz. Ali (ra),
    bir savaş esnasında düşmanı olan yiğitle, epeyce vuruşarak sonunda onu yere yıkıp öldürmek üzereyken, o düşman askeri
    Hz. Ali’nin mübarek yüzüne tükürdü. Bunun üzerine Hz. Ali düşmanını bırakarak ayağa kalktı:
    – Yürü git… seni öldürmekten vazgeçtim, serbestsin… dedi.
    Savaşçı bu duruma şaştı:

    – Beni altedip öldürmek üzereyken neden vazgeçtin? Seni ne alıkoydu? diye sordu.
    Hz. Ali şöyle dedi;

    – Ben seninle Allah yolunda ve sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için savaşıyordum ve onun için seni öldürecektim… Sen yüzüme tükürünce öfkelendim, sana kızdım. Eğer o an öldürseydim, sana olan kızgınlığımdan dolayı bunu yapmış olacaktım.
    Yani seni Allah rızası için değil de, kendi nefsim için öldürmüş olacaktım. İşte bu düşünceyle seni serbest bıraktım…

    Bunu duyan adam, bu ince anlayış karşısında iman ederek müslümanların safına katıldı…

  7. 7 özde 12 Mayıs 2008, 1:25

    Sevgili Dostlar,

    “O, DİN’den Nuh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim, Mûsa ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi açtı, DİN’i doğru ve bütün kılın, onda ayrılığa düşmeyin diye…” (42:13)

    “İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah’ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik… “(Bakara Suresi, 253)

    – İsa Aleyhisselâm’ın, Musa Aleyhisselâm’ın, İbrahim Aleyhisselâm’ın devirlerinde tebliğ edilen din de “İslam”dır!. (A. H.)

    Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi, 91)

    Soru:
    -Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya hâmile kalışı ile ilgili soru: Hz. Meryem’e gelen melek ne yapmıştır? Sperm görevi nasıl oluşmuştur izah eder misiniz?..

    Üstad A. H. :
    – Meleklerin yolladığı impulsların genetiği etkileme ve mutasyonlar oluşturma özelliği vardır… Bu boyuttaki bir gelişme ile Hz. Meryem’in hâmile kaldığını düşünüyorum… Bir şekilde yaratan, başka bir şekilde de yaratabilir..

    Meryem Oğlu İsa (a.s.) neden gelecek?

    Nasıl ki Hz. İsa (a.s.) İncil ile Hz. Ahmed (s.a.v.) gelişini müjdelemiş, O’nun, gelişini de Hazreti Muhammed Aleyhi’s-selâm bizlere müjdeliyor !…

    “Sanmayın ki ben sizi biraraya toplamaya geldim; ben kurtla kuzuyu ayırmaya geldim.” Hz. İsa (a.s.)

    Hazreti İsâ’nın imânı
    Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    “İsâ aleyhisselâm hırsızlık yapan bir adam görmüştü:
    ” -Hırsızlık mı yaptın?” dedi.

    Adam:
    ” -Asla! Kendisinden başka ilah olmayan Zat’a yemin olsun” diye cevap verince,

    Hazreti İsâ:
    ” -Allah’a inandım, gözlerimi tekzip ettim!” dedi.

    Sevgili Dostlar,

    Ne zaman Hz. İsa (a.s. ) anılsa, O’nun dünyaya dönüş sürecini, sesiz sedasız yaşamakta olduğumuz gelir aklıma; hiç fark etmesek de !..

    Bu konu gerçekten çok önemli, önümüzdeki günler çok büyük tehlikelerle karşılaşacak insanlık; hiç fark etmesek de!..

    Bu konuda o kadar çok bilgi ve doküman var ki internette; bunları bir araya getirmek değerlendirmek gerek, yoksa çok pişman olacağız; hiç fark etmesek de !..

    […]

    […]

    Sevgi ve saygılarımla..
    Güvenlik kodu: arabii

  8. 8 edeniz 12 Mayıs 2008, 3:14

    Saygıdeğer Düşünür Okur-Yazarlar

    Hz. İsa hiç savaşa katılmış, savaşmış mıdır? Kendine o kadar işkenceler edilirken bile “Allahım affet onları bilmiyorlar” demiştir. (En doğrusunu Allah bilir elbette)

    Yani bu hususta namı diğer Angorya’ya ile düşüncelerini paylaşmak durumundayım. Dikkat edersek Hz. Muhammed Efendimiz savaşlara katılmıştır İslam Dini için..
    YANİ SAVAŞTIKLARI DA insanDIR; fakat Kutsal bir amacı vardır.. Bizim ya da benim kendi adıma bu ince çizgileri anlamamız kolay olmayacaktır.

    HADDimi aştıysam affola

    Sevgi ve selam ile
    Hoşçakalın

  9. 9 space 12 Mayıs 2008, 5:04

    Hz. Musa (A.S.) da bütün firavun ordusunu Nil`e gömmüştür…
    Hz. İsa (A.S.) da affet, affetmezsen onlar senin kullarındır demiştir…
    Hz. Muhammed (A.S.) da Taif`te hayır dua, Bedir`de savaş vardır…
    ————-

    (((Velilerin hepsi de belli bir kemâlâta erdikten sonra ya “Museviyyül meşreb” ya da “İseviyyül meşreb” olarak iki meşrebten birinde yerini alır.

    Ancak, İnsân-ı Kâmil, Gavsı zaman olan Gavs-ı Â’zâm, gibi “vârisi Muhammedî” olan zevâtı kirâm bu görev öncesinde, “muhammedî meşreb” olarak “tenzih ve teşbihi” görüşlerinde cem ederler.)))
    Ahmed Hulusi
    ————-

    Dolayısıyla Hz. İsa ortaya koyduğu ilmde DOSDOĞRU olmuştur…

    Bu boyutlardan birini kavramak, HALİ idrak etmek yerine eleştirmeye gitmek Muhammedi olmaya engel olur…
    Hele hele daha olayın özünü kavramadan Ahmedi boyutu !!! haber verebilen!!! İsevi boyutu anlamdan, yaşamadan Tokat atana, tokat at yoluna gidilirse farkında olmadan nefsin elinde kukla olunur…
    Nefsinin niyetini, mantık oyunlarını iğne deliği kadar yerden görebilenler müstesna…

  10. 10 mem 12 Mayıs 2008, 5:25

    Natural Yazmış:

    “Sıfır, edebe davetin gerektiği durumlar arasında “Rasulullah içinizde” demek girmez. Sadece Allah’ı kayıtlamak gibi durumlar olursa edebe davet edilir..”

    Bilin ki Rasûlullah içinizdedir (Edeb Ya HU?) !?… (HUCURAT-7) B MEAL..

    Yukardaki ayetin meali sıfıra ait değil; B Meal’den alıntıdır.

    Yazar bu yorumunu parantez içine alıp sonuna da ünlem ve soru işareti koymuştur. Bunu da daha Mealin girişinde belirtmiş idi..:

    “Bunlarla birlikte, “B” Meâl’de parantez içerisindeki ifadelerin yanına konmuş soru işaretleri de, üzerinde düşünülüp, sorgulanması gereken, “farklı anlamların” dahi çıkarılabileceği hususlara işaret etmektedir. Hasan GÜLER..”

    Burdaki EDEP YA HU dan anladığım şudur: Edebe davetin gerektiği durumlar arasında “Rasulullah içinizde” demek ile ilgisi yoktur;
    Edebe davet edilen varlığındaki Resulden ötürü insanoğludur!…
    O Resule yani mazrufa; zarf olan, mahal ve ayna olan insana denmektedir ki:

    Ey İnsan Bil ki; (Teeni ve Tefekkür ile Edep et ki) Resul senden ayrı ötede değil, derunundaki Resulü 1400 yıl evvel Mekke’de doğmuş Medine’de vefat etmiş bir peygamber, bir büyük elçi olarak kayıt altına alıp sınırlama!..

    Resul bilincinde mevcuttur. Onu bilincinin dışına öteleyerek nefsine zulm etme ve Onun sendeki mevcudiyeti gereği Onun ahlakına uymayan düşünce ve davranışlara yönelme, kendindeki Risalet boyutuna ait manaları kuvveden fiile çıkarmaya çalış ki, O boyutun hakkını veresin edeb gereği, her An seni görüyor ve duyuyormuş gibi yaşa, Ona iman ettiğini ve Onu çok sevdiğini söyleyip ardından da sana ilim ulaştıktan sonra kendi heva ve hevesine kapılma, ona Ümmet olmaya yakışmayacak düşünce ve yaşam tarzından sakın (takva), Edep et Ya Hu…..

    Edep, Hakkın zahir olduğu surete göre hakkını vermektir, diyor Üstad..
    Resule karşı edep te, Özündeki Risalet boyutunun hakkını vermek yani Resulullahın Ahlakıyla ahlaklanmak ve öğretisine ters düşmemek diye düşünebiliriz acizane..

  11. 11 + [...] + (...) 12 Mayıs 2008, 7:14

    Ve kaale rabbukumud’uniy estecip lekum, innelleziyne yestekbirune an ibadetiy seyethulune cehenneme dahiriyn. (Mü’min 60)

    Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.

    Ve akimissalate tarafeyinnehari ve zulefen minelleyl, innelhasenati yuzhibnesseyyiat, zalike zikra lizzakiriyn. (Hud 114)

    Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler, kötülükleri(günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

  12. 12 Natural 12 Mayıs 2008, 8:17

    O dip notun Hasan Güler’e ait olduğunu bilmiyordum, bilseydim hakkında yorum yazmazdım. Hasan Güler, edebin anlamını benden daha iyi bilir kuşkusuz. Fakat sizi de tebrik ederim, güzel bir yorumdu “mem“.

  13. 13 edeniz 12 Mayıs 2008, 10:08

    NİSA suresinin anlamını okurken ”Nefislerinizle ve mallarınızla Allah yolunda cihada çıkın” diyordu.. Sonra da ”kim evinden Allah ve Rasulu için yola çıkar da ecel onu bulursa kararı Allah verir” diyordu kısaca.. Ben burada hem zahiri hem batıni anlam aramaktayım yardımcı olur musunuz?

    Bu ve bunun gibi Türkçeleştirilmişlerde muhtemelen anlam kayması oluyordur (en doğrusunu Allah bilir) fakat bizlere kadınla ilgili konular girdiğinde şurdan bakın; yetimle ilgili konular girdiğinde burdan bakın; cihad ile ilgili konlara da şöyle değerlendirin diyebilir misiniz? Arapça öğrensek bunu kavramamıza yardımcı olur mu? Yoksa RABça öğrenmemize sizler yardımcı olur musunuz?

    Bizim de nasibimizde varsa kapasitemizle almaya çalışşak değerli Dostlar…

    Not: Bu arada EVLİYA, ‘DOST’ olarak çevrilmiş Kur’an da

    Selam ve sevgi ile
    Hoşçakalın

  14. 14 edeniz 13 Mayıs 2008, 12:07

    Muhterem Space önce peşin peşin çok teşekkür ederim vermiş olduğun misal için..
    Yıllarca bunu duyup durdum, belki de kulaktan kulağa ama hiç Şu An(ki) kadar anlamlı gelmemişti; yani en basite indirgersek: karşımızdakinin davranışı hatası ya da yanlışı?! Bizim nefsimize göre mi, Allah Sistemi ve Sünnetullah’a göre mi yanlış ya da kötü?!

    ”Ben seninle Allah yolunda ve sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için savaşıyordum ve onun için seni öldürecektim…”

    Bu öldürme bizim hayatımızda; hayatımızdan çıkarma, kalbimizden temizleme şeklinde alınabilir nacizane..

    Yeter ki Allah kolaylaştırmış ola bu yola baş(!) koyanlara… AMİN

    Hoşçakalın

  15. 15 gunal 13 Mayıs 2008, 9:33

    Edep, ilmin (bilginin) gereğini yaşamaktır ve çok kapsamlı bir konudur. Her ilmi anlayış seviyesinin bir edep anlayışı vardır. Dolayısıyla her kişi ilmi anlayışına göre edeplenir (ahlaklanır). “Natural” herkesin uymak zorunda olduğu genel bir edepten (ahlaktan) söz etmiş, “mem” ise ilim sahiplerinin edebinden (ahlakından) söz etmiş. Edeple ilgili yorumlardan çıkardığım sonuç: Herkes bildiğinden mesuldür, buna göre bir edep (ahlak) içinde olmalıdır. İlim: Edep (Ahlak)

  16. 16 space 13 Mayıs 2008, 12:03

    Bir hayra vesile kabul ettiğin için ben teşekkür ederim edeniz.

    Edep konusu, Hakka irfanında Mutmain bir bilince ulaşıncaya kadar farklı, ondan sonra farklı bir işleyişe sahip…

    Mutmain olana dek, özellikle Mülhime yani ilham alan bilinç düzeyinde kendine gelen yüksek ilhamlar sonucu, kendini üst düzey bir bilinç halinin sahibi sanıp, bu yüksek ilhamları bireysellik-bedensellik boyutuna vererek yaşamak, Edep halinden uzaklaşmaktır…
    Bu tip bir Edepsizlik, sahibini ebeden hakikatten perdeler…

    Mutmain halinden sonra ise ağzından çıkan kelamın karşısındaki bireysel-bedensel yaşamlar tarafından bedenine mal edilmesinin önüne geçmektir…
    Bu boyutta Edep kapsamından uzaklaşmak ise tüm sözlerini bedene bağlayanları düşmanca hislere itebilir, ve bu düşmanca hislerle hakikate sırtlarını döndüklerinin farkında bile olamazlar…

    Özetle;
    Mülhimedeki edep kavramı aslında kendini perdelenmekten korumak…
    Sonrasındaki edep kavramı ise karşındakileri perdelenmekten korumaktır…

    Yoksa onlar için ne bir hüzün, ne bir korku……

  17. 17 özde 13 Mayıs 2008, 4:49

    Sevgili dostlar;

    Avamda, Haddini Bilmek; “ kapasitenden büyük iş yapma !..” demektir…

    Had kelimesi; hudut, sınır, kapasite demektir ki, haddin aşılması halinde, istenmeyen (çok pişman olacağımız, üzüleceğimiz, vs. ) şeylerle yüz yüze geliriz..

    Hatta, “Haddini bil !.. haddini !.. bilmez isen haddini, patlatırlar enseni !..” diye bir de halk tabiri vardır..

    Üstad A. Hulusi’den bir MESAJ;
    “- Edep, esmanın hakkını vermektir!.. “Nefs”inin hakkı “halife” olmaktır!.. “Nefs”inin hakkını vermiyorsan; bil ki, nefsine zulmedenlerdensin!

    Bir AYET;
    *“Rabbena zalemma enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasırıyn.”
    *(“Rabbimiz nefislerimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olacağız.)

    Bilgi:
    Kur’ân-ı Kerîm’deki bu duâ bize, “nefse zulmetmek” halinde ne yapmamız gerektiğini öğretiyor. Hayatı nefsine zulmetmekle, yani “nefs”inde mevcût olan sonsuz kemâlin hakkını yerine getirememek suretiyle ona eziyet etmekle geçen bizlere de bu duâya devamdan başka bir şey kalmıyor.

    Bu konuda çok güzel yorumlar yapan, birbirlerini incitmeden düşüncelerini ifade eden, dostlara öncelikle teşekkürlerimi sunarım.

    Sevgi ve saygılarımla…
    Güvenlikkodu: halifee


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: