Yeniden Sevmek

“Sevgi” de her an yenilenmeye muhtaçtır. Bu çağın insanı olarak kendimizi ve sevgimizi yenilemeye muhtacız. Korkumuzu ve korkularımızı da yenilemeye ihtiyacımız var. Eskilere anlatılan Allah ve cehennem korkusuna bağışıklık kazanan bu çağın insanına “korku”yu yeniden tanıtmaya ihtiyaç var. Fakat çağdaş korku, “sevgisiz, ümitsiz ve özlemsiz” kalmaktan korkmak olarak yenilenmek zorundadır..

Ve korku “yenilenmeye” başlamış. Saf yürekli gençler “Allah’dan ve Resulullah”dan ayrı düşmek korkusunu “korku” kelimesini kullanmadan ne kadar da güzel anlatıyorlar:

Hani yalnız kalıyor insan, hani bilmeden bir şeye özlem duyuyor ya; işte öyleyim. Sesimi bir ben, bir akıp giden zaman, bir de Allah duyuyor. Ama sonra anlıyorum ki özlem duyduğum şey sensin efendim. (BİLGE GEDİK)

Sen çocukları çok severmişsin. Bir gün çocuklardan birinin kuşu ölmüş Medine’de. Sen kalkıp ona baş sağlığına gitmişsin. “kuşun ölmüş, ben de çok üzüldüm” demişsin o çocuğa. Sen geldin diye sevinmiş çocuk. Sen öylesine zengin bir yüreğin sahibi imişsin. Şimdi hangi büyük, bir çocuğun kuşu ölse ziyaret eder ki? Bunu sen düşünmüşsün. Seni görmeyi arzu edenlerin rüyasına da gelirmişsin. Ben de çok istedim ama henüz gelmedin. Bir gün benim de rüyama misafir olur, başımı okşar mısın? Beni de hasan ve Hüseyin gibi dizine alır mısın? Biz seni çok seviyoruz. (MUHAMMED DOĞRAMACI)

Ey Allah’ın son hediyesi! Sanki bir kitapsın; her satırın erdem dolu. Dokunduğu her yeri, her zamanı, herkesi nakışlarla süsleyen bir kalem gibisin. Adeta hem kitapsın, hem kalemsin, hem öğretmen… Her güzelliği öğreten, en güzeli (Allah’ı) öğreten bir öğretmen… Seni nasıl anlatsam bilemiyorum ki? Sahi seni övmek bana mı kalmış, seni Allah övmüş. Benim seni övmem ve sevmem mahrum olmamam içindir. Çünkü seni sevmek her kalbe nasip olmaz. Ben de sevginle nasiplenmek istiyorum. (HANDE ÜNVER)

Ey kâinatın gülü seni sevince her mevsim bahar, her yağmur rahmet, her gece gündüz oluyor bana. Seni sevince hayat gül bahçesine dönüyor, dikensiz gül bahçesine… yüreğimde köpük köpük kabaran sevgi tomurcukları oluşuyor. Bu tomurcuklara yüreğimi teslim ediyorum. Bu tomurcuklara kendimi teslim ediyorum… (BELKIS YAMAN)

Onun varlığını hissetmezse yüreğim, renkte yok hayatımda karanlıkta. Onun hasreti yoksa yüreğimin en ücra köşelerinde bile, aşk da yok nefret de şu divane gönlümde. O yoksa ne gül var ne diken, ne boşluk var ne içi dolu bir hayat. O yoksa eğer, yoklukta yok. Köşe başında beklenen bir sevgili misali onun aşkı saplandı bir kanca gibi yüreğime, bir ucu da ona bağlı. O uzaklara gittikçe kanlar akıyor yüreğimden, acılara boğuluyorum benden uzaklaştığı her adımda. Şairin dediği gibi ‘yıldızları alınmış geceler gibi ışık değmemiş yüreğim’ yüzünü görmeden yüreğine âşık olduğum sevgiliyi bekler oldu. (FATMA FİDAN)

Gece yatarken ellerimi açtım rabbime ve gözyaşları içinde istedim annemi. Ağlarken uyuyakalmışım… (Rüyamda)… Meğer dün gece yanıma gelip, saçlarımı okşayan peygamber efendimiz (s.a.v)’miş o da benim gibi annesiz büyümüş. Peki dedim babaanneme o da buraya annesini mi aramaya gelmiş? Gülümsedi babaannem; ‘hayır ‘ dedi. O buralara rabbini kaybetmiş insanlara onu anlatmaya gelmişti. (MÜNİBE HATUN EROL)

İyiliği emreden, en değerli varlığın insan olduğunu izah eden, gerçek insani duyguları, İslam nuruyla hayatımızı aydınlatan bir peygamber. Sevmenin cennetten bir nefes almak olduğunu bana hissettiren bir peygamber, daha hangi güzelliği ifade etmelidir.
baştan aşağı şefkat ..
baştan aşağı merhamet ..
baştan aşağı sonsuz nur .. (LEYLA YOLDAŞ)
* * *

Genç yürekler 21. yüzyıldan böyle sesleniyor. Akıllarını kalem, sevgilerini mürekkep ve kalplerini “tertemiz sayfa” yapmışlar. Salâvat zarfına koymuşlar ve duâ meleklerinin kanatlarına bağlayıp Hz. Rahman ve Rahîm’e göndermişler ki O’na ulaştırsın.

Kendisi için getirilen her salâvattan haberdar edilen, kendisi için yazılan her sevgi satırından da haberdar edilmez mi? Elbette, ona duyulan her sevgi O’na ulaşır… Sanki O’nun gözyaşları “yağmur olup” yeryüzüne yağar ve O’nun tebessümü yağmur bulutlarının ardından doğan “güneş” olup yeryüzünü aydınlatır.

Çocukların ve gençlerin kalb sayfalarında sadece“sevgi, ümit ve özlem” okuyoruz. Ve O’nun bir hadis-i şerifi daha mucizevî bir halde bu zamanı tefsir ediyor.

“Havf ve reca (korku ile ümit) arasında bulunan mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.” (Tirmizi)

Korku ve ümit kelimeleri her devrin insanına hitap etmiştir. Günümüzün insanına da hitap etmeye devam etmektedir. “Korku” dönemi kapandı, “ümit” dönemi başladı diyemeyiz. O’nun sözlerindeki hiçbir kelime “zaman uyumsuzluğu” nedeniyle hükmünü yitirmez. Tam aksine “her zamanın” duygularını her zaman yenilenen mucize olarak dile getirir.

Çocukların ve gençlerin kalb sayfalarında “sevgi, ümit ve özlem” okunuyor demiştik. “Korku” nerede? Korku “satır aralarında” görünmez mürekkeple yazılmış.

Genç yüreklerin dünyasında; sevgi yerine nefretin, ümit yerine merhametsizliğin ve özlem yerine ayrılığın ön plana çıkarılmasından korkulmaktadır.

Hiçbir şeyi toplumun ve çağın adına genelleme yaparak söyleyemeyiz. Çünkü her çağda iki ayrı yargı varlığını korur. Kendi sonsuz geleceğini ve toplumun sınırlı geleceğini “cehennem azabından korku” üzerine bina etme gerçeği de vardır. Tüm insanlar yerine cehenneme girmek ve “cennetin sınırını kaldırmak” müjdesini ifade eden “Hz. Ebû Bekir’in sıddıkiyet” gerçeği de vardır.

Sevgi, ümit ve özlemi herkes adına dile getirmeyiz ama dünyaya ve ahiret yaşamına “sıddıkiyet” gözüyle bakanların adına doğal vekâletle konuşabiliriz. Ve diyoruz ki; “Biz Allah ve Resulullah sevgimizi KORKU üzerine binâ etmekten, KORKUYORUZ”. Resulullah a.s.’ın “korku” kavramını da böyle anlamayı tercih ediyoruz.

Sevginin en temiz elçileri çocukların ve gençlerin temiz kalp sayfalarından aldığımız cesaretle Resulullah a.s.’ı “Yeniden sevmek” için ve O’nun (s.a.v.) hakikat dilini Kureyş lehçesinden evrensel anlama tercüme eden “sevgi ve ümit kaynağı”ndan anladığımız kadarıyla diyoruz ki;

YENİDEN SEVMEK

Ben… dediğin “ben”in
Kendisinden başka “ben” olmayan “ben” olduğunu anlayamasaydık,
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Bana salavat eyleyin dediğin zaman,
Sizin için gönderdiğimiz salavatların size çarparak…
Sizin renginize ve sizin nûrunuza boyanarak,
Bize geri geldiğini anlayamasaydık
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Allah benim gelmiş geçmiş ve gelecek tüm günahlarımı affetti dediğin zaman,
“Bizi”… “kendinden” ayırmadığını anlayamasaydık
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Miraca çıktığın zaman
O’nu perdesiz gördüğün zaman
Size… “Hoş geldin yâ Muhammed!” denildiği zaman
Varlığın bir isminin de Muhammed olduğunu bilemeseydik,
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Hırkanı açıp da,
Hasan’ı, Hüseyin’i ve Fâtıma’yı ve Âli’yi
Ve bir de kendini bürüdüğün
Ve “işte benim ehl-i beytim” dediğin zaman…
O örtünün altında
İstisnâsız sonsuz evrenlerin ve evrenlerdeki tüm varlıkların
Ve bizlerin de olduğunu göremeseydik
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Gözlerinden yaşlar akıtıp da;
Bir kul Allah için bir damla göz yaşı dökerse
Cehennemin tüm ateşini söndürür dediğin zaman…
Artık bizim göz yaşı akıtıp da sönmüş cehennemin üzerine
Yeniden göz yaşları damlatmamıza gerek kalmadığını anlayamasaydık
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Benim Risaletime ve Nübüvvetime iman etmeyen
Cehenneme gidecek…
Beni tasdik edenler
Cennete girecek dediğin zaman,
Sizin olduğunuz kerpiç kulübelerin ve kalplerin cennet,
Sizin içinde olmadığınız “Altın Firdevs köşklerinin” ve içindeki “Siz’siz” kalplerin
Cehennem olduğunu düşünemeseydik
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Bana lâyık olanlar benimle aynı zamanda
Ve aynı beldede yaratılmıştır dediğin zaman,
Allah’ın size lâyık olmayacak bir tek zerreyi dahi yaratmadığını
Ve yaratmayacağını idrak edemeseydik…
Sizin zamanınızın sonsuz zaman olduğunu…
Sizin mekânınızın Allah’ın olduğu her yer olduğunu düşünemeseydik
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Ben cennetin en üst katındayım
Dediğin zaman,
Cennetin en üst katının
Ve cehennemin en derin katının
Allah’ın zâtında mevcut olduğunu öğrenemeseydik
Şu anda cehennemin en derin katında olanlardan olarak
“Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Ben’den sonra bir daha Nebî gelmeyecektir
Dediğin zaman
Sizi Nebî olarak “bize” gönderenin
“Biz” diyen Hak olduğunu göremeseydik
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Ben Arab’ın en soylusuyum…
Ben insanların en seçkiniyim dediğin zaman…
Soyluluğun ve seçkinliğin bedeninde değil de
Arınmış nefsinde olduğunu anlayamasaydık…
Ve o aynı nefsin biz de de arınmak için beklediğini fark edemeseydik
Ve Arab olamamakla cezalandırıldığımız sonucuna varsaydık
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Cennetin dili Arapçadır dediğin zaman
Sizde konuşanın siz değil de
Cennet olduğunu anlayamasaydık
Siz’i ne kadar sevebilirdik… bilmiyorum.

Sizi duyduğumuzda sevmemizi söylediler,
Ve Siz’i sevmemiz emredildiği için sevmiştik hep…

Fakat
Siz’i tanımaya başladıktan sonra…
Siz’i tanımanın kendimizi tanımak,
Siz’i sevmenin kendimizi sevmek,
Siz’i özlemenin kendimizi özlemek
Olduğuna emin olduktan sonra
Siz’i
Yeniden sevmeye çalışıyoruz…
Fakat
Siz’in bizi sevdiğiniz kadar… biz de Siz’i sevebilir miyiz?
Yine de bilmiyoruz…

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

5 Responses to “Yeniden Sevmek”


  1. 1 kenan 2 Mayıs 2008, 7:18

    Muheyyem yolunu açan, sevgi ve muhabbeti coşturan, her an yolu aydınlatan dostları tanıdığım için sonsuz şükürler ediyorum… Allah’ım sevgilinin yarenlerinin hidayetlerini artır…ki.. insanimiza ışık olsunlar, gerçeğe yönelsinler..

  2. 2 edeniz 2 Mayıs 2008, 12:22

    Allah razı olsun, çok dokunaklı olmuş sözleriniz ve bir o kadar da gerçekçi..

    Allah İdrakını hepimize nasip etsin. AMİN

  3. 3 dilek 3 Mayıs 2008, 8:41

    …..(Sessizlik)

  4. 4 kenan 5 Mayıs 2008, 5:39

    Amin amin amin.
    hepsini farkettirip buralara kadar,
    bizlere kadar ulaşmasını nasip eden
    RABBİMİZE HAMDOLSUN.

    Kemal, Cemal, Musa, Muhammed
    isimlerden öte geçip, bizlere kadar
    kendi kudret kemalatini, farkettiren
    ALLAHIMIZA şükürler olsun.

    Ağzımız ağız olamadığı için
    gönüllerimizin coşkusu kaynayamadığı için
    bizden de bu kadarmış dedirten
    mevlamıza boynumuz eğik olanlardanız.
    sebepleri yaratıp, kişileri sebep eden
    bizlerin faidesine sunan
    YÜCELER YÜCESİ RABBİM.
    TEŞEKKÜRLER.

    Sizlerin de yüreğine ve kalemine
    hürmetler.
    ruhun gıdası, faydalı ilim
    isteyen var ise, buralara gelsin. IŞIĞIMIZ…

  5. 5 h*u 5 Mayıs 2008, 11:34

    Eyvallah…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: