İblis’in İman Sahiplerine Saldırış Yöntemleri

Yazının konusu: İblisiyet boyutunun, kendi varlığını gizleyerek insanı saptırmasından ziyade, Hakikate belirli bir seviyede sahip olan kişinin, artık İblisiyet boyutunun etkisini ve varlığını aşikar olarak görmeye başlamasını takiben, bu geçilen yeni seyr içinde maruz kaldığı saldırılardır. Bu saldırılar hem zahirden, hem batından gerçekleşir. Şöyle ki:

Karşımızdaki her insanda malumunuz üzere bir İblisiyet boyutu mutlak surette mevcuttur. Kişinin bilinç seviyesi bu Cinni bilincin üzerine çıkmaya başladıkça, kişi bu frekansın etkisinden geçmeye başlar. Bu alan 3. bilinç seviyesinden 6. bilinç seviyesinin muayyen bir noktasına kadar devam eder. Bu noktada kişideki boyut ile “Karşımda” diye tanımladığı diğer ikinci ve üçüncü şahısların bu boyutu iletişime geçer ve kişinin aklından geçen endişe, kuruntu vb. gibi şeyler, karşısındaki ikinci ve üçüncü şahısların aynı boyutu tarafından haber alınır. İnsanların % 99’u ne yazık ki Şeytani bilincin etkisinde olduğundan, ikinci ve üçüncü şahıslar farkında olmadan o kişiyle normalde bilmeleri mümkün olmayan bu şeyleri kullanarak uğraşmaya başlarlar. (Aslında karşımızdaki kişi değildir bizimle uğraşan, bu boyuttur.)

Şeytan’ın en büyük silahı bizim kendimizi beden olarak kabul etmemiz durumunun belirleyicisi olan cinselliktir. O sebeple bu tür saldırılarda özellikle bel altı küfürler, cinsel temalı çeşitli ima ve saldırılar en çok kullanılan yöntemlerdir. (Ve tabii sonra sırasıyla bilinci beden ve dünyaya dönük şekilde aşağı çekecek, kişiye gerçekte bir bilinç varlık olduğunu unutturup bedenli yaşamın menfaatleri peşinde koşup sürükleyecek ve bunları korumak için savaşacak hale getirip, bu noktada kilitleyecek diğer saldırılar gelir) İşte bu noktada beden olmadığımızın bilinci ile geleni sadece sabırla yaşamak tek yoldur. Çünkü bu boyutun (Şeytanların) istediği şey, bizim kızıp sinirlenip, elimizde güç varmışçasına haddi aşacak bir şekilde edep dairesi dışına çıkarak mücadele etmemizi sağlamaktır. İşte bunun için Rıza makamı ateşten gömlektir denmiştir. (Allah’ın kuldan razı olma haline bu sabır hali ile varılır. Hz. Eyub (a. s)’ın makamıdır bu bilinç.)

Yani tüm saldırılara rağmen Allah`a imanı ve muhabbeti kaybetmemek ve Nardan geçip Nura ulaşmak gerekir.

Hakikat açısından bakarsak, bu durum bizim kendi alt bilinç boyutumuzun dışa yansımasıdır. Bizden bizedir olan biten aslında… Dışarıda bizimle uğraşan yoktur.. Bizdeki Şeytani boyut, Birliği ve Teslimiyet ile yokluğu seçen yanımıza (Meleki boyutumuza) savaş açar. Çünkü varlığının, teslim olmakla yok olacağını sanır. Yokluktaki varlığı onun anlaması imkansızdır. Bu durum, kişinin bilinci açıldıkça sona yaklaştığını bilen İfrit-Şeytani boyutun, Bilinç aleminden başlayan bir şekilde, fütursuz bir şekilde saldırısından başka bir şey değildir. Tabii kişiye göre değişen yoğunlukta.. .

Tutku filmini çok kişi izlemiştir. Hz. İsa Kudüs sokaklarında çarmıhı taşırken, annesi Hz. Meryem yanına yanaşır. Hz. İsa a. s.ın yüzündeki kanları siler, tutar yerden kaldırır. O sırada her tarafı saldırılardan kan revan içindedir ve işkence altında, sırtında en az yüz kiloluk, kendisini çivi ile çakacakları Çarmıhı taşımaktadır. Hz. İsa annesine döner ve şöyle der;

Alemi nasıl dönüştürüyorum görüyor musun ?!

Eminim Hz. İsa’nın ne demek istediğini anlayan çok az kişi vardır. Elinde sonsuz bir kudret olan Hz. İsa, kendini Farisi Din adamları ve Roma askerlerinde zahir eden Şeytan’a kendisini bırakmış ve ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyul Azim’ bilinci ile teslim olmuştur.

Bu ilim, İsevi ilimdir.

(Yine Tutku filminde Hz. İsa’nın kırbaçlanıp kan revan içinde bırakıldığı sahnede Hz. Meryem kendi kendine oğlu ile uzaktan söyleşiyordur. “Oğlum, canım. Ne zaman kurtulmayı seçeceksin?” Fakat Hz. İsa kurtulmayı değil, teslimiyeti seçmiştir. Çünkü asıl kurtuluşun teslimiyet olduğunu biliyordur..)

Teslim olmak, aynı şekilde teslim etmektir. Biz nasıl ki, bizim hayatımızda kendimizi Allah`a teslim ediyorsak, çok zor da olsa sevdiklerimizin hayatını da Rabbimize teslim etmeyi bilmeliyiz. Yoksa imanımız Kemale ermiş olmaz.

Bizim aklımız Allah`ın çalışma şeklini gerçekten kavrayamaz. O sebeple bu noktada beşeri akılla tavır ve tedbir almak doğru olmaz. Çok yıkıcı olan dünya tecrübeleri ile kimin için kim bilir nasıl hayırlar hasıl olacaktır. Bu bizim algımızı aşar. Biz kul olarak hayır olduğuna inandığımız elimizden gelen her şeyi yapıp, gerisini Allah`a bırakmalıyız. Şeytan, Rahim özelliğine sahip ve karşısındakinin üzerine titreyen kişileri en çok buradan vurur ve ateşleri bir türlü sönmez.

Bu özelliğe sahip olan kişilerin yapılarının gereği olanı yapıp, gerisini Allah`a bırakması en güzelidir kanımca… Yapmamız gerektiğine inandığımızı yapmak bizim Kulluk vazifemizdir ve gücümüzün yetmediğini Allah`a bırakmak ise, ‘O’nu Rabbimiz olarak kabulümüzün gereğidir. (Gerçekte, Rabbimizin, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” hitabına Evet cevabını böylece vermiş oluruz. )

Kişiye ilmi olarak çok önemli incelikler açıldıkça, daha çok sıkıştırılır ve sıkılır, yukarıda da belirttiğim nedenlerden ötürü.. Ama bu saflaşma öncesi işaretlerdendir. Allah’ın izniyle git gide herşey normalleşecektir.

Düşmana “Tevhid” kılıcıyla saldırıp, “İlim” kalkanı ile kendimizi savunmalı ve üzerimizden “Sevgi” zırhını ne koşul altında olursa olsun çıkarmamalıyız.

Dünya Cehennemden bir parçadır. Her bilinç açılmasında bir perde daha kalkar bilinçten.. İnsanın gözü açıldıkça, bu gerçeği daha da kuvvetli olarak anlar. (70.000 Perde denmesinin sebebi: Zat-i Hakikat Kuran-ı Kerim ile aleme açılmıştır. Kuran dili olan Arapça’daki her bir harfin bir sayısal değeri vardır. İlk harf olan “Elif” den, son harf olan “Ye”ye kadar harflerin sayısal değerleri 1’den 1000’e kadar gider. Yedi Sema katının her birinde Allah tüm harfleri kullanarak “Kelam” sıfatı ile Alemleri Zahir eyler ve bu her bir harfin matematiksel değeri kadar da perde koyar. Bu nedenler her yedi katta 1’den 1000’e toplam yetmişbin perde mevcuttur. )

Bizi üzenlerde ve kızdığımız kişilerde dahi Allah’ın tasarrufu olduğu ve dahi seyredilenin hak olduğu noktasından ayrılmamalıyız. O’ndan yine O’na sığınmaktan başka çaremiz yok çünkü… Alemde iki bilinç seviyesinden güç açığa çıkışı vardır. Kişi hangisi ile uyumlanırsa, o evrensel bilinç katmanı tarafından desteklenir. Biri “Tevhid”-“Ademiyet” noktasının alemdeki bilinç işleyişi ve etkisi, diğeri ise “ayrılık ve hükmetme”, yani “Şeytani tasarruf”… En büyük keramet kerametinden vaz geçebilme kerametini gösterebilmektir. Biz tüm etkilere rağmen karşımızdakinin hakikatinden gafil olmamalıyız.

Şunu unutmamalıyız, ki bunların hepsi gün gelir geçer. Allah kendine inanıp güvenenleri mutlak surette düzlüğe çıkarır. Bu O’nun GERÇEK ve değişmez vaadidir.

Selam ve Sevgi ile kalın.

Ş. Yıldız
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

13 Responses to “İblis’in İman Sahiplerine Saldırış Yöntemleri”


  1. 1 metinav 1 Mayıs 2008, 5:13

    Çok güzel bir konu ve yorum. Evet birazcık hakikatlere ermeye başladığımız veya dua, zikir gibi çalışmalar yaptığımız zamanlar illa ki karşımızdaki kişilerden bir engelleme ve oyalama, taarruz hareket ve sözleri gelmekte. Belki de bunu aşmak bizim samimiyetimizi gösteriyordur. Bazen de kibir yönüyle insan aldanıyor, çevreye hiç aldırmadan yoluna devam etmeli yoksa engellenir, şevki kırılabilir belki de vazgeçebilir. Karşıdakinin anlaması, fark etmesi bence insan beyninin düşüncelere göre etrafa yaydığı mana içeren frekanslardan ve diğerinin şeytani boyutun esiri olmasından bilinçsizce o frekansı ve düşünceyi çözmesi aynı şifreli yayınlar gibi algılaması sonucu karşıdan saldırması, engellemesi olayın farkında olmadan maşa gibi davranması şeklinde olmaktadır.
    ALLAH HAKİKAT YOLUNDAN ZERRE KADAR DA OLSA AYIRMASIN. AMİN.

  2. 2 kenan 1 Mayıs 2008, 6:12

    16-) Kale feBima ağveyteniy leak’udenne lehüm sıratakel müstekıym;

    “Beni (B sırrınca) sapıttırmana (mukabil, sebebiyle, onun gereği) yemin ederim ki (Hakkın Zatından gafil?), elbette senin sırat-ı müstakiym’ine onlar için oturacağım (onlara engel olacağım; da vasıl olamiyacaklar)”.

    17-) Sümme leatiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim* ve la tecidü ekserehüm şakiriyn;

    “Sonra, andolsun ki onlara ön/eller yönlerinden, arka yönlerinden, sağ yönlerinden ve sol yönlerinden geleceğim… Onların ekseriyetini şükredenler bulamayacaksın”.

    Seçkin “ALLAH EHLİ” ile avam “dünya ehli” arasındaki farkı idrak etmek, sadece ve sadece, “ALLAH” ismiyle işaret edilen “Hakikat” ile, herhangi bir isimle anılan “hayal” arasındaki farkı öğrenebilenlere mahsustur… Hâlâ ayırt edemiyorsan, henüz öğrenmemişsin, duygularını tatmin etmektesin… Ayırt edebildiğini düşünüyorsan; ölçüsü; uğruna feda edebildiklerindir!

  3. 3 kenan 1 Mayıs 2008, 6:44

    İş bitince şeytan da der ki: “Allah size gerçek olanı va’detti; ben de bir va’d yaptım, size karşı yalancı çıktım! ZATEN BENİM SİZE KARŞI BİR GÜCÜM YOKTU; ancak sizi çağırdım, siz de bana uydunuz; o halde beni kınamayınız, kendinizi kınayınız! Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. BUNDAN ÖNCE DE BEN, SİZİN BENİ ALLAH’A ORTAK KOŞMANIZI TANIMAMIŞTIM; muhakkak ki, zalimlerin hakkı acı bir azaptır!” (İbrahim-22)

  4. 4 edeniz 1 Mayıs 2008, 10:14

    BİR TOKAT..

    Yine TUTKU adlı filmdeki; senaryosunda-yapımında bir takım saptırmalar olmasına rağmen , yine de çok güzel filmdi, içinden almaya çalışanlara.

    ”ONLARI AFFET ALLAH’IM BİLMİYORLAR” diyordu Hz. İsa… Hangimiz, hangilerimiz bize bir tokat atılsa karşımızdakine kin duymadık, bırakın çarmığa gerilmeyi; kırbaçlanmayı, işkenceyi.. Bir tokat bizi karşımızdakinden soğutmadı, bazen nefret ettirmedi mi?

    O kim oluyor da bana vuruyor, kim oluyorsun da bana bağırıyorsun, kim oluyorsun da beni rahatsız ediyorsun..

    Kim oluyoruz???

    Allah İdrak Etmemizi Nasip Etsin KOLAYLAŞTIRSIN
    Hoşçakalın

  5. 5 isim ve kaynak 1 Mayıs 2008, 2:01

    İsim ve kaynak belirtmenin boyutsal çeşitliliğini düşünmeye çalışıyorum ve tek bir bilinç sisteminde bu düşüncemi toplamak istiyorum. Bulabildiklerim şunlar:

    1: İsim belirtilmek zorunda çünkü ortada bir hata varsa üstlenilsin diye.
    2: İsim ve kaynak belirtmek, muhatabına göre cevap verme veya “bir olma şevki veya bilinçliliği”ni beraberinde getirir diye.
    3: Şu şeytandan, şu nefsinden vs. en son olarak hepsi Allah’dandır diyebilmek zikri için gereklidir, isim ve kaynak belirtmek adı altında istenen.
    4: İsim var olabilenin hakkıdır ve bir kaynağı da olması gereklidir düzeni için.
    5: Fikrin yaratıcısı olarak var olabilmek için gereklidir. Hz. Muhammed’in, rüzgar için Hz. Süleyman’a atfetmesi, edeb gereği kullanmadım demesi gibi bir bilinç içerir belki de.
    6: Her isim ve kaynak belirtmeyene aldatan ismi verebilmek için gereklidir.
    7: Takım tutmak gerekliliği yüzünden nötr bir şekilde kalınamıyacağını anlatabilmek için kendimize.
    8: Boyutsal cevap verebilme korunması ve bütünselliği için.
    9: Rahman arş üzerini istivası gereği, isimleneni kapsamak ve Hz. Muhammed ile birliktelik adına hizmet adına belli bir isimde toplanabilmek için.
    10……
    11……

    İsim: GÜLLÜ LAHSEN.
    Kaynak: Gönlümden geçenler. (İmpals mı, ilham mı, vahiy mi; artık sizin algınıza kalmış bir isimlenme olacaktır nasılsa.)

  6. 6 ercan 1 Mayıs 2008, 6:16

    Allah Allah..!!
    Kendi kendime diyordum ki..
    ya hu bu insanlar benim yanima gelince
    akillarini mi yitiriyor acaba diyordum….

  7. 7 Ş. Evren 1 Mayıs 2008, 7:14

    Sevgili isim ve kaynak;

    Yazdıklarınıza bir madde de ben eklemek istiyorum.

    – İsim ve kaynak belirtmek ayni zamanda kula teşekkür etmeyen allah’a şükretmiş olmaz hadisi şerifi geregince, şükrümüzü yerine getirmemiz olur. Eger ismi ve kaynagını örtersek şükretmemiş oluruz hatta nankörlük olabilir.

    Sevgili kenan;

    Mesajlarınızdaki alıntıları bilmeyenler olabilir, sizin de yazılarınızın altına isim ve kaynak yazmanızı hatırlatmak ihtiyacı hissettim.

    TALYA YASALARI

    (1)
    Dostlarınızı yücelterek seviniz!
    Onlardan öğrendiklerinizi diğer dostlarınızla paylaştığınızda, ikram mahallinde büründüğü esameyi (öğrendiğiniz bilginin kaynağını) dile getiriniz ki, kendinizle yüzleştiğinizde RİYA ruhu örtmesin ve çalıntı mal sahipliği ile anılmayasınız!

  8. 8 filiz 1 Mayıs 2008, 7:52

    B ismiALLAH, yaHU

    Ne güzel anlatmışsın… içimi çok hafif bir şifalı su misali, salına salına aktı bilincimden içime… ALLAH sana (BİZ’e ) yolumuzu kolaylaştırsın, yüksek mertebelerin kemaliyle onurlandırsın, makamın hası olan kendi yanı/yakini eylesin inşallah..

    Saygıdır böyle idrakteki bilinçlerin hakkı
    Eyvallah

  9. 9 kenan 2 Mayıs 2008, 5:34

    Selam… Sevgili dostlar mesajınızı aldım, ayağınızın turabı olayım, bana kızmayın, arife tarif gerekmez biliyordum, gereken yapılacaktır…. bay yanlış ı duadan unutmayın… selam yaşamınız ola…

  10. 10 nuray özhan 3 Mayıs 2008, 2:05

    Ey alemlerin rabbi..
    Mertebem hangisi kimbilir ??
    Ama her ne aşamada isem de yaşadığım -hayal- sıkıntılardan iblisin oyununa alet olarak önüme çıkanlardan, tüm yoğunlaştırılmışlıklardan, kesafetten latifliğe dönmeyi, taş gibi hareketsiz ama atomları hala dönüşen, ölü gibi hareketsiz ama yıkanmayı bekleyen sessiz sessiz gözyaşları göz pınarlarlarında ne zaman aktığını belki de bilemeden buz gibi bedenine sıcaklıklığını hissetiren, bir üst mertebe için mi kimbilir belki de som altın olmak için mi sıkıştırdığın bu aciz (Yunus gibi, Musa gibi celalli) – senden sana sığınır, senden sana kaçarım – …

    Hz. Meryem hz. İsa’ya, oğlum ne zaman kurtuluşu seçeceksin sözleri ile kendini rabbe teslim etmiş mübarek bir er hatun olarak, oğlunu da kendi benliği ile mücadele etmemesini teşvik ederek, artık boyun -kurban -baş -vermesinin zamanı geldiğini, mücadele gerektiğini anlatmış gibi… Tabi hz. İsa’dan ziyade bizlere..)

  11. 11 emre k. 3 Mayıs 2008, 11:15

    Es Selamm,
    bu bilgiler icin Allahımız razı olsun sizden.
    ve cinsellikten/şehvetten korunmanın yolu da hangi dualar oldugunu hatırlatır mısınız?
    (sehvet kavramı temel olarak cinsellik ve en genis anlamda istekler demek galiba, yanlis hatırlamıyorsam)
    Es Selamm
    Allahımız kalbinizi korusun…
    estagfurullah

  12. 12 veysel 4 Mayıs 2008, 12:12

    Kısa bir aradan sonra tekrar Yorumsuz Blog’da olmak, bu sayfayı açıp içinde bizleri bekleyen sayısız dostu, ilmi, bilinci görmek ne güzel.

    özlemek öyle birşey olsa gerek ki, ona koşar adımlarla gelmek, onu sarmak sanki kaybettiğin umudunu tekrar bulmak gibi.

    hayat kimimizi uzak tutar yakınlarından, yakınlarımızın yakınlığını anlayabilmemiz için, her birim kendi programı doğrultusunda yaşıyorsa hayatı, dileyelim programlarımız BİR olsun ahir zamanda.
    HAK ile bir olmak hepimize nasip olsun.

    KONUYU BİZLERE ULAŞTIRDIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER SAYIN Ş.YILDIZ. demek ki düşmanımız birmiş. demek ki KADERİMİZ ORTAKmış. DEMEK Kİ AYNI yol üzereyiz hepimiz. korunabilmek için kalkanlarımızı öyle sağlamlaştırmalıyız ki, gelen her darbe bize güç versin. güçlü olmasını bilmeliyiz. bence bu da BİR olmamızla mümkün olur. evvela kendimizi arındırarak yola çıkmalı, sonra ”DİN TAVSİYEDİR” din ”PAYLAŞIMDIR” din ”BİRLİKTİR” ÖZÜYLE ulaşmalıyız birbirimize. ve İnanıyorum ki çoğaldikça BİZ çoğalacak hakikat. HAKTAN GAYRI YOK ALEMDE. HER nesnede her zerrede HAK ise VAR olan VARLIĞIMIZDA YOLA ÇIKALIM, bizi engelleyen her şeye (….) açalım kazanalım Bİ-İZNİHİ. HEPİMİZ İNŞALLAH.

  13. 13 özde 7 Mayıs 2008, 3:12

    Sevgili Dostlar,

    Sevgili Şakir YILDIZ konuyu çok güzel ifade etmişsiniz, emeğinize sağlık, bizlerle olan paylaşımınıza teşekkür ederken, devamını da bekliyoruz.

    “-Nârî” yapıdan yaratılmış olmaları sebebiyle yapıları ve benlikleri bize göre çok güçlü olan cin’lerin âlimleri ve bu arada İblis lâkabı verilen şeytan, biliyordu ki, varlıkta bir “TANRI” kavramı yok, sadece her boyutta dilediği gibi zâhir olan ALLAH var! Dolayısıyla da kendisini “HAK” olarak görüyor; tam anlamıyla Firavun`luğunu yaşıyordu elindeki tüm olanaklar ve kuvvetlerle!… Diyor sevgili Üstad Ahmed Hulusi..

    Anladığım kadarı ile iblisiyet boyundan gelen negatif yansımalar (sonuçları itibarı ile) Hakk yolcusunun yolunda; bir diken, bir engel olarak, onun olgunlaşmasına vesile oluyor, ya da tamamen şirke dalıp gitmesine sebep olabiliyor… Takdirde ne varsa ne ise o yaşanıyor….

    Sevgili Mevlana (ks) ” -Mahluktan şikayet Halikten şikayettir…” diyor.

    Neden acaba ?..

    1- Sistemin yaratıcısı herşeyi mükemmel şekilde tasarlamış.. herşey mükemmel olarak oluşmakta fakat bizler; konunun hikmetini o an için doğru algılayamamış olabiliriz…

    Bizim bu sistemdeki oluşlardan şikayet etmemiz demek; o konuyu beğenmememiz eksik veya yanlış bulmamız anlamına gelir ki bu da; sistemin Sahibinde eksiklik görmemiz anlamını taşır..

    Yaratan’ı eksik görmek ise ŞİRK tir.. Şirk ehli ise necistir, pistir.. bilinci arınmamış yani ikilik içindedir…

    2- Mahlukat; Yaradan ile vardır.. yani O’nun ile kaimdir… mahlukat O’nun esma terkipleridir, O’nun kuludur… O dilemeden, yaradılan birşey dileyemez.. Öyleyse karşımızdakini suçlamak niye?..

    3- Kader ve levhi mahfuz;
    Her birim kaderi ile kulluklarının gereği olan fiilleri yerine getirmek durumundadır.. bilse de, bilmese de.

    Her birim, ne için yaratıldı ise o fiilleri yapmak zorunda; çünkü kaderi bu.. O zaman bizim herhangi bir birimi; bize ters gelen davranışından dolayı suçlamaya, kınamaya, şikayet eteye, nasıl HAKKIMIZ olabilir…

    Onun için bu husus öze erenlerce ; “Mevlam neyler, neylerse güzel eyler..Yaradılanı hoşgör Yaradan’dan ötürü.” diye ifade edilmiş…

    4- Çevremizde oluşan, hoşumuza gitmeyen davranışlar ile bizim eğitilmemiz murad edilmiş olabilir ya da bir yanlış fiilimizin sonucu olarak o olayı yaşamamız gerekebilir..

    5- Sistemdeki mekanizma en mükemmel şekilde işlediğine göre;
    Sisteme uymayan, uydurulur.. sistemin gereği olarak.. yanar, yani acı, sıkıntı ve olumsuzlukları yaşar…

    Tüm bu bilgilerin ışığında konuyu BİRleştirip değerlendirebilirsek …

    “Mahluktan şikayet Halik’ten şikayettir…” Neden acaba?.. Sorusunun cevabını bulmamız, bakın bizlere neler kazandıracağını, sevgili Ahmed Baki, http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/gulsen/gulsen.htm adresinden, “HUZUR İÇİNDE YAŞA” diyerek bambaşka bir bakış açısı öneriyor…

    sevgi ve saygılarımla…
    Güveeenlik kodu: birlikk


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: