Rüya içre rüyasal alemlere bakış

Hz. Yusuf a.s. için:
Kabe’nin seherinde
Bembeyaz entarinizle
Ve bir ucu eteğinize inen
O bembeyaz sarığınızla
Tavaftaydınız
Eteğinizde iz bırakmayan
Kuyunun tozu vardı
Ki.. O da aynı biz gibi topraktandı..
* * *

Rüyalar hepimizin ilgi duyduğu nadir ortak hayallerdendir. Rüyanın en derin ve en sonsuz ilim olduğuna da inanıyorum. Ve istiyorum ki, kendi rüyasal hayatımı bu yazı ile irdeleyeyim. Bakalım ne kadar yol katedebilmişim. Belki benim kadar rüyasever -hayalperest okurlar da, kendi rüyasal hayatları ile bizi zenginleştirirler.

Dört sene evvel en değerli olduğuna inandığım rüyalarımı kaydetmeye başladım. Gördüğüm değişik şekil olduğunda bunu da not olarak çiziyorum. Günün tarihi, varsa astrolojik önemi, varsa manevi günleri de kaydediyorum. Çünkü biz bilmesek te daima bir sistem bizi yönetiyor…

Bir keresinde ani bir görüşle gördüğüm mitolojik bir şekli çizmiştim. Gittiğim bir yerde kütüphane vardı ve sanat dergileri koleksiyonu da; birini çekmiştim, tam beş sene evveline aitti. Açtım ve kalakaldım. Benim mitolojik kahramanım orada madalyondan bana bakıyordu. Bu resmi Ali amcama göstermiştim. Gülmüştü ve manasını söylemişti. Çok şaşırmıştım. Demek hiçbir şey bize öğretilenler gibi değildi ve güzellik çokkkkk ama çokkkkkk göreceli bir şeydi. Ama ilim korkunç bir heybetle bizleri sarmıştı. Haberimiz yoktu.

Eskiden herkese rüyalarımı anlatmak isterdim artık öğrendim ki, sadece ehline anlatılır, ben de ehline müracaat ediyorum tabii.

Aklımdan hiç çıkmayan bir sahne ile başlamak istiyorum.. Sağımda tüm kalbimle sevdiğim büyüğüm ve karşımda da onun en çok sevdiği sevgili dostu oturuyorlardı. Ben de rüya defterimden okuyordum. Onlar büyük bir incelikle bu rüyaları dinliyor ve gerekli açıklamaları yapıyorlardı. Her şeyin çok açık ve net olduğunu söylüyorlardı. Oysa ben o açık ve netliği hala göremiyordum. Ancak bana bunu anlatırlarsa bende onlar gibi o manaya kapı açabilecektim. Ve rüyalarımı daima onlarla paylaşmaya devam edecektim.

Bir gece kalbimdeki müthiş acı ile uyandığımda ağlayarak güzel dostumu ilk kez, o saatte aramak zorunda kalmıştım. Çünkü kimse beni o gibi teselli edemezdi. O bana çok güzel sözlerle ve kalbimin altın anahtarları ile dualar etti. Oysa acım öyle derindi ki, her şeyi terk edip yokluğa karışmak istiyordum. Peki bir anlık bir rüya nasıl aylarca sürecek böyle derin bir acı yapabiliyordu? Ve bu acı aynı zamanda maddeden sürekli hissedilebiliyordu.

Rüyalarda acı ve zevk ve korku ve neşe içiçeydi. Hangisi gerçekti, hangisi hayaldi?
Bunlar derin ve keyifli konulardı ve insan varolduğundan beri de bunlarla uğraşmaktaydı. Felsefe denilen ilim belki de kendisini rüyaya borçluydu. Pek çok icad ve keşifin kendisini rüyaya borçlu olduğu gibi. Mesela ben rüyasında öğrenen bir kişi olduğum için yazdıklarımın yarısı rüyadandı. Onları, bir de kırpıp kırpıp şiir olarak da dizebiliyordum..:)

Rüyalar üzerine okuduklarımdan şunları algılayabilmiştim..

Rüyalar da aynı bedenlerimiz gibi sonsuz çeşitlilikte olabilirdi.
Bedenle gördüğümüz normal sıradan rüyaların yanında; uyuduğumuzda bizden ayrılan ve üstümüzde uyuyan astral-su-latif bedenin gözleri ile de rüya görebiliyorduk.. Belki bunu göz kapaklarımızın üstünde başka bir göz kapağı açılması ile algılayabiliriz ki bu rüyalar derin ilimli rüyalar olur sanırım.
Bir de sesi olmayan sesli ve görüntüsü olmayan görüntülü kalbi rüyalar vardır ki, bunlar içe doğar ve aynen anlaşılır. Yorumsuzdurlar..
3. Göz hizasında duru görü denebilen rüyalar da vardır ki, bunlar rüya bile değildir. Apaçık ve anlık tezahürler, renkli ve güzellerdir.

Kim bilir daha ne çok rüya görebilme yeteneğimiz vardır ki, açıklanmamış ve bilemediğimiz. Bu muazzam bir zenginliktir.
İnsan rüyalarında dünyadaki halinden çok daha zeki ve bilinçlidir. Korkusuzdur. Her ilimde üstad gibidir. Tüm dilleri de sanki bilir. Her yerde seyahat eder..

Allah (C. C.) insana öyle değer vermiştir ki, onunla esmalarını paylaşmıştır.

Oysa insan bilmelidir ki, İbn Arabi hocamızın dediği gibi; “varlığın kokusunu bile almamıştır.” Kendimize var saydığımız her şey sadece Allah’ın ilim dairesinde gerçekleşmektedir. Biz o dairenin içinde O’nun vehmindeyiz.

Rüyalar için, ehillerinden öğrendiklerimi de paylaşmak istiyorum izninizle.
Rüya herkese anlatılmazmış, sadece ehline anlatılırmış bir de sizi asla kıskanmayacak ve güzel yoracak kişilere..
Bazı rüyalar yoruma muhtaç olduğu halde bazısı Zat’a ait olduğundan asla yorulmazmış. O vakti gelince anlatırmış. Ya sabır..
Önemli rüyalar için sadaka verilmeliymiş ve iki rekat ta namaz kılınmalıymış.
Hatta bir Mevlevi Dedesi (Allah’ın rahmeti üzerine yağsın) öğrencilerine rüyalarını yazmalarını söylemiş. Çocuklarınıza bırakacağınız en güzel mirastır demiş. Bende buna inanıyorum. Rüyalar geçmişimizi ve geleceğimizi anlatır, okumayı bilen tüm sırlarımıza vakıf olur ve tedbir almamızı da söyler.
Onlar bize ruhun fısıltılarıdır. Bize olan aşkından verdiği sırlardır.
Tabii negatif etkili rüyaları yazmıyoruz.. Yoksa yemek-içmekten tutun, düşündüğümüz, gördüğümüz, hastalıklarımız, vehimlerimiz her biri ve başkası sonsuz değişik illüzyonlar gösterebilirler. Bunlar beynimizin sanal oyunlarıdır ya da ikazlarıdır.

Bizim yazmaya çalıştığımız rüyalar Hak rüyalardır. Diğerleri kişiyi sadece oyalar. Ve hep geri gitmesine sebeb olur.. ‘Rüya zaman’ ve ‘dünya zaman’ asla birbirine uymuyor. Rüyalara takılı kaldığımızda hiç ilerleyemeyiz.
Bize düşen, önemli olanları ayıklamak ve ehline anlatmaktır . Eğer bir ikaz varsa aslında kendimiz herkesten iyi anlarız, tedbir gereklidir. Ruhumuz en büyük Mürşid-i Kamilimiz’dir. Ruh bize aşkla bağlıdır. Bizim ona yönelmemiz onun bize daha çok bilgi vermesi demektir.

Aslında ruh ve nefsi hep bir görmüşümdür. Onları; ampul(ruh-fanus)un içindeki ateş (nefs-ışık) tanımlayabilirim. Hz. Mevlana ruhu yağmalamaktan bahsediyordu bir beytinde ki, ben hiç anlayamamıştım. Artık şu şekilde anlayabiliyorum. Ampul kırıldığında ya da patladığında içindeki ateş -nefs de gözükür ama o fanus olmadan söner-ölür, yoktur. Onlar birbirlerine can verendirler ki, aydınlık olsun . Yok olduklarında ateşin ardındaki sonsuz ilim açığa çıkar ancak..

Evet.. Ehlinden öğrendiğimiz rüyasal bilgilere devam edelim yine.
Önemli rüyalarımız için iki rekat namaz kılmalı ve sadaka da vermeliymişiz.
Rüya ruhun levhi mahfuzdan aldığı bilgi olduğu için iyisi kötüsü olmazmış. Onu kötü yapan bizim yorumlarımızmış. Belki de bu sonsuz muhteşem ilmi sınırlamamak için; ehli daima tedbirli davranıyor, nadiren tabir etseler de hep çok geniş zamanlı iyi manalar veriyorlar.

Tabii bir de rüyalardan kurtulmak da var; bu yazdıklarımın zıttını anlatıyor…
Gene ehli bir kişi bana şöyle demişti. “Evladım, ben senede belki bir rüya ancak görürüm. Rüyaya takılmayınız. Onların çok nadiri Hak’tandır ve gerçekleşir. Rüya kişiyi oyalar.”
Bir diğer ehli kişi ki O; hayatımın sırrını bana verdiği kitaptan okutarak öğretmişti.. Yani gözü açık rüyamı, çok açık diye anlamadığım için kitaptan onaylatmıştı. Gözümü ve ruhumu uyandırmıştı..
Tanıdığım bütün rehberleri rüyamda gördüğüm halde, kendisini hiç göremediğimi duyması üzerine şöyle demişti.

“Sen çocuk musun hala rüya görüyorsun? Rüyayı çocuklar görür. Her şey bu kadar açık ve ortada iken neden rüya ile uğraşıyorsun ki?” demişti. Ve tabii çok haklıydı.
Evet her şey çok açık ve netti ama ben de pek çoğumuz gibi hala batın (gizem) peşinde koşuyordum. Oysa batın “zahirdeydi”. Yeni hiç birşey yoktu . Olamazdı da. Yeni bir şey de yazılamazdı . Eskiler defalarca kitapları okuyup dürmüşlerdi. Ve tüm batın diye aradığımız her şeyi yazmışlardı hem de tüm çıplaklığı ve yalınlığıyla. Biz hala sır diyor ve sır peşinde koşuyorduk. En büyük sır, kişinin kendisi yani aynasının arkasındaki karanlık “ben” perdesindeydi. “Kaldır perdeyi aradan, kalsın yaradan,” yapamıyorduk çünkü rüya görmeyi çok ama çok seviyorduk. Rüya ne kadar uzarsa o kadar varmış gibi oyalanacaktık.. Sonsuz kere nokta olabilmek deneyimlenmiş ve yazılmıştı. Tasavvuf kitapları, şiirleri ve ilahiler öyle açık anlatıyorlardı ki.. Biz ise yaşamadığımız o anlatımları beğenmiyor; daha daha batınını arıyorduk.. İşte herkes kendi “noktasal vuruşunu” yapana dek belki de bu arayış sürüp gidecek. Hele noktanın zahiri anlamı insanı öyle korkutuyordu ki, O’ndan bahsetmek yerine hep noktadan bahsediyorduk.:)

Ne vakit ki ölmeden evvel ölebileceğiz, biz de capcanlı rüyaları batini- zahirdeki her şeyde gözü açık seyretme imkanına kavuşabileceğiz.
Dışarıda ya da yukarıda hiç birşey yok.. Her şey, bu güzel alemde.. Çarşı-pazar, oyun eğlence, acı ve tatlı buradaydı.. O yüzden de cazip ve vazgeçilmezdi ya.

Bu rüyanın kıymetini bilebilmek ümidi ile kendimize iyi uyanmalar diliyoruz.
Sevgiler.

Nur Cihan
www.yorumsuzblog.net.tc
nuralem7@hotmail.com

Reklamlar

8 Responses to “Rüya içre rüyasal alemlere bakış”


  1. 1 natilus 30 Nisan 2008, 10:20

    Allah’ın yarattığı evren ile Allah’ın yarattığı insan arasında çok hassas ilişkiler var. Kimi insanlar rüya görmeye daha çok elverişli, kimisi az rüya görmeye…

    Rüya insanın bir gerçeği..

    Bu gerçek ile aramızın gerçeklerde kalması, gerçeklerden uzaklaşmaması duası ile ruhunuzun özünden gelen samimi kelimeleri yazıp bizlere açtığınız için teşekkür ediyoruz.

    “Ne vakit ki ölmeden evvel ölebileceğiz, biz de capcanlı rüyaları batini- zahirdeki her şeyde gözü açık seyretme imkanına kavuşabileceğiz.
    Dışarıda ya da yukarıda hiç birşey yok.. Her şey, bu güzel alemde.. Çarşı-pazar, oyun eğlence, acı ve tatlı buradaydı.. O yüzden de cazip ve vazgeçilmezdi ya.
    Bu rüyanın kıymetini bilebilmek ümidi ile kendimize iyi uyanmalar diliyoruz… (Nur Cihan)”

    Bu paragrafınız bu konuya ilave ve yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar göz kamaştırıyor. Sadece tarihi bir bilgi ekliyorum.

    O’na da demişlerdi; “-Sen nasıl Resulsün? Bizim gibi yiyor, içiyor, çarşıda pazarda geziyor ve alış veriş ediyorsun?”.
    O da onlarla birlikte ağlayan ve gülen bir Resul idi. Rüya ve Hakikat’in dizginlerini eline almış bir Resul…

  2. 2 edeniz 30 Nisan 2008, 1:34

    Merhabalar herkese; bu güzel yazıyı okurken yukarda siyah pencere açıldı ve Üstad’ın

    ”- İpler hep beynin elinde… De, beynin ipleri kimin elinde olabilir? Sakın tanrı demeyin!!!…”

    yazısı çıktı!! Ben de bunu sizlere de danışmak istedim. Ruyalar tamamen bizim kontrolümüz dışında mı? Yoksa amelimize niyetimize göre mi geçmiş ya da gelecekle ilgili ruyalar görürüz?

    Saygılarımla NurCihan Hanım, sizin gibi idrak edebilmiş olmayı çok isterdim..

    güvenlik kodu; idrakk

  3. 3 özde 30 Nisan 2008, 1:58

    Sevgili Dostlar,

    Bu platformda yapılan hizmet ve yorumlardan amaç; Allah adıyla işaret edileni ve sistemi hakkında bildiklerimizi, deneyimlerimizi karşılıksız olarak paylaşmak ve hidayet ancak Allah’tandır bilinci ile kendimizi geliştirmek…

    Kedimizi geliştirmenin kurallarından biri de, çağımızın bilimsel keşif ve icatlarını yakından takip ederek YENİLENMEK… Sevgili Üstad’ın dediği gibi “Dinde reform olmaz, dini anlatışta reform olur..” ilkesiyle hareket etmek.. Çünkü “Sünnetullah’da asla değişiklik” olmaz diyerek insanlık uyarılmıştır…

    Zira , İlim ve bildiklerimiz hangi noktaya gelirse gelsin, bildiklerimiz; Allah adıyla işaret edilenin sonsuz olan, Esma terkiplerinden başka bir şey değil…

    Mehdiyet dalgalarının inkişafından olsa gerek, dünyada her alanda bilimsel gelişmeler, icatlar, baş döndürücü bir hızla devam etmekte.. Bu gelişmeler ışığında SÜNNETULLAH’I okumada reform yapıp yenilenemezsek; DECCALİYET anlayışının kucağına düşme ihtimali ile karşı karşıya kalabiliriz…

    Zira bu konuda, Resulullah (s.a.v.) efendimiz; “İnsanlık yaratılalı beri böyle bir fitne (imtihan vesilesi) görmedi” diyerek, bizleri uyarmıştır…

    İnsanlığın (bizlerin) ikilem içinde kaldığı hususlarda, çıkış noktamız; var oluş gayeleri insanlığı, decalliyete karşı uyarmak olan, hakikat nurundan nurlanmış, bilinç kaynaklarının uyarılarını değerlendirmek olacaktır…

    Yoksa şu beşeri değerlendirme (bu kapsama girmeyenleri tenzih ederim) batağında boğulup gitme ihtimalimiz çok yüksek olacaktır…

    Mehdi (ar) ün görevi de; insanlığı, deccaliyet fitnesine ya da deccale karşı uyarmak ise.. Lütfen bu konularda gereken önem ve hassasiyeti gösterelim ve uyarılara kulak verelim…

    “Beynimiz, zaman ve mekân kavramlarının ötesinde, derindeki bir varlığın hükmünün, başka bir boyuttan gönderdiği projeksiyonların girişim frekanslarının, matematiksel olarak değerlendirerek, gördüğümüz yapılara dönüştürücüsü”, diyen Ak saçlı bilgenin bizlere sunduğu hazineleri değerlendirip, yukarda ki konularla ilgili olarak, aşağıdaki linkleri mutlaka okumanızı tavsiye ederim dostlar…
    http://www.ahmedhulusi.org/yazi/tanriulumudur.htm
    (Tanrı Ulu Mudur ?.. )

    http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/R1.htm
    (Varliğin Özündeki “Ruh-Ül Kuds” ve “Ruh adlı Melek”) bölümleri…

    Allah, yanlış yapmaktan, cümlemizi korusun…

    Sevgi ve saygılarımla…

    Güvenlik kodu: yorumsuzz

  4. 4 Haldun 1 Mayıs 2008, 1:59

    Merhaba,

    Ahmed beyin web sayfasini karistirip linkleri izlerken kendimi yazilarinizi okurken buldum. Ilginc, yazinizi bir kac defa okumama ragmen vermek istediginiz ana temayi anliyamadim. Yaziniza ruyalarin size sundugu, degisik boyutlari kesfetmenize yardimci olan gucunden bahsederek basliyorsunuz ama sonunda da birkac zatin ileri surdugu ruya karsiti kendi tecrubelerini onayliyarak o guzelim bulgularinizi bir kenara atiyorsunuz.

    Bunun yaninda, ben yazinizda ruyalarin akademik cesitliliginden cok, sizin ruyalarinizin cesitliligini okumak isterdim. Ne gibi ruyalar goruyorsunuz; hic kendinizi ruyada uyanikken gordunuz mu veya bu dunyada yapamadiginiz seyleri yaparken (ucmak, duvarlardan gecmek, olumune atlayip hicbirsey olmadiginin farkina varmak gibi).

    Bence ruyalari basit veya anlamsiz goren insanlar bu dunyanin maddiyatina, bilerek veya bilmeyerek, aşırı fokuslanmış kisiler. Onlarin kaliplari sizin mukemmel hayallerinize ve ruyalariniza bir kafes olmasin.

  5. 5 ruhum latife 1 Mayıs 2008, 9:52

    Merhabalar.
    haldun bey için…

    aslında rüya için daha rüyasal bir yazı yazmıştım… ve içinde pek çok rüya vardı. çok daha hayal içinde hayaldi.. ama ne yaptı isem dosyayı kapatıp açtığımda hz. yusuf için olan şiir ve konu başlangıcı olan iki cümleden başka herşey silinmişti… daha sonra daha mantıklı bulduğum bu yazı ortaya çıktı..

    ben zaten rüyanın sizin akademik bölümü çıksın istedim.. rüyanın içinde rüya görebilirsiniz hatta o rüyanın o halde yorumu da oluyor..
    rüyaları basit ve anlamsız görmüyorlar ki.. siz yanlış hayal etmişsiniz.. o rüyada görülenleri, dünya gözüyle de görmen gerek, artık uyan deniyor orada..
    konuyu dağıtmadım çünkü bu sonu gelmeyecek bir mevzu bence.. sadece istedim ki herkese göre bir şey olsun..

    ama bana çok ilginç gelen bir rüyamı sizin için yazacağım.. bu da akademik ve ilmi bir rüya bence.. çünkü anlamını sadece estetik yaptıranlar ve onların dr.ları bilebilir.. biz bilemeyiz..
    geçen sene gördüğüm bir rüya arkadaşım vasıtası ile gittiğim bir yalıda tam 10 ay sonra birebir gerçekleşti.. evin beyi karşımda aynı şekli ile oturuyordu.. eşyada aynı idi.. ama gözümün önünden geçip giden eşi rüyamda daha yaşlı ve toplu bir hanımdı.. oysa maddi bedeninde incecik ve yarı yaşında duruyordu…. evdeki resimlerden ve gördüğüm kızından daha sonra anladım ki o hanım aslında, orjinal hali ile soyut bedeninde yaşlanıyordu.. estetik olmuş bedeni ile değil.. ve eğer genetiğinde kilolu ise o soyut bedende aynı o kilodaydı..
    bu rüyamı çok değerli buluyorum…
    sizin dediğiniz o rüyada uyanıklığı gördüm… hatta yukarda beğendiğiniz bölümlerde o anlamlar var…:)
    ama bu ayrışmalar kişinin elinde değil ki.. bunu çalışarak yapanlar varmış ama duydum.. mesela latif bedenleri ancak latif bedeninizin gözleri ile görebilirsiniz.. nefsinizi ruhun gözleri ile.. ruhu sadece gene ruh size yansıtabilir gibi.. yazı ile ne kadar olabilirse…
    rüyalarımızın en değerli hazineleimiz olduğunuda yazmıştım sanırım..
    * * *

    edeniz hanım için:

    rüyaları kontrol edebilmek sadece insanı kamillere mahsusmuş.. mesela bana söylenen artık rüyalarımı tüm kalbimle sevdiğim kişi ile gördüğümdü.. bu bana büyük bir güven ve sevgi veriyor… bazı rüyaları beynimizin yaptığına inanmıyorum.. beden devreden çıkıyor ruh devrede oluyor.. ruh beynin de üstünde bence..
    bir de mesela nefs-latif beden ve madde beden ve ruh aynı anda ancak ruhun gözleri ile görülebilir.. hepsinin de kendi akılları var.. bizim yatakta uyuyan beynimizden bağımsızlar.. ve kalb var.. kalp için görüntü ve ses gerekmiyor ki.. o karanlığın içinde görüp duyuyor ve şaşmıyor:)
    tabii bunlar benim gerçeklerim.. ilmi değeri yok… hayali masallarım..
    sevgiler..

  6. 6 Haldun 1 Mayıs 2008, 1:54

    Yeniden merhaba,

    Cevabiniz ve degerli aciklamalariniz icin cok tesekkur ederim.

    Ben “o rüyada görülenleri, dünya gözüyle de görmen gerek, artık uyan deniyor orada” sozunuze pek katilacagimi soyliyemiyecegim. Cunku uzerinde konustugumuz iki ayri mekan var: dunya ve ruyalar mekani. Yukardaki cumleyi kullanabilmem icin dunya’nin ve icinde yasadigimiz herseyin mutlak gercek ve tek olduguna inanip gerisinin onun yansimasi hayaller oldugunu dusunmem gerek…

    Ama ben aksine ruya aleminin gercek, dunya aleminin hayal olduguna inaniyorum. İşin aci tarafi, dogdugumuz gunden beri dunyanin maddiyat boyutlariyla sartlandigimiz ve ortamin anlama ve algilama limitlerini kendi limitlerimiz olarak kabullendigimiz icin onumuze cikan herseyi bunlarla aciklamaya calisiyoruz.
    Iste ruyalardaki anlam karmasikligi da burada ortaya cikiyor. Insanlar bu boyutun otesinde bir boyutu tecrube ettiklerinde, gorduklerini yine bu dunyanin sınırlı bilgisiyle aciklamaya calisiyorlar.

    Ruyanizi cok begendim. Bizi yukarıda anlatmak istedigim hususa getiren cok guzel bir ornek. Siz dunya alemini 5 duyu verinizle okur ve yorumlarsiniz. Gozunuz bir insani gorur, kulaginiz duyar, burnunuz koklar ama onun icini okuyacak bir yeteginiz yoktur. Ama ruya aleminde eger dunyanin belirli kafesleri daha sizi kafese almamissa, bilinc altiniz burada okuyamadiginiz manalari algilar size sergilemeye başlar. Burada algiliyamadiginiz seyler orada okunmaya başlar. Ruyada gordugunuz bayanin maneviyatini gormek bunun cok guzel bir ornegi.

    Simdi ruya aninda baska bir alemde olduğumuzdan bahsettim. Eger ruya aninda bilincliligi yasiyabiliyorsaniz, size tavsiyem ruyanizda bir universite veya kutuphane bulmaya calisin. Eminim onlarin kitaplarini ve ilmini ogrenmek epey hosunuza gidecektir.

    Sonsuz saygilarimla,
    Haldun

  7. 7 ruhum latife 1 Mayıs 2008, 3:12

    Selam,
    haldun bey için:
    güvenlik kodum: ruhh..:)
    * * *

    Şöyle yazmışsınız;

    “Cunku uzerinde konustugumuz iki ayri mekan var: dunya ve ruyalar mekani. Yukardaki cumleyi kullanabilmem icin dunya’nin ve icinde yasadigimiz herseyin mutlak gercek ve tek olduguna inanip gerisinin onun yansimasi hayaller oldugunu dusunmem gerek…
    Ama ben aksine ruya aleminin gercek, dunya aleminin hayal olduguna inaniyorum.”

    * * *

    Ben iki ayrı mekan olarak düşünmüyorum ki… sadece tek mekan ve tek an var… ve orada da sadece semadaki aluyyunlar var.. hz. Mevlana’nın beyaz cam olmak dediği şeye uyar belki de.. ve bu tek an da; yukarıdan gerçekleştirilen bir seyr var.. seyri yapan ve seyreden O..
    * * *

    Bizim rüyada katkımız olduğuna çok inanmıyorum çünkü bu beden o alem için çok yetersiz..
    mesela uykuya geçiş anı beyinde bir şalterin indirilmesi gibi hayal edilse çok korkunç bir gemi makine dairesi sesi duyabiliriz.. Allah bizi o beden makinesinin çalışma sesinden korumuş.. yoksa hepimiz çıldırarak ölürdük..
    rüya, bizim çalışma mekanizmamızda söz sahibi diğer latifelerimizin özgür oldukları zamanlar bence.. anasır-ı erbaa denilen bu yapılar topraki bedene aşıklar ama bu enerjiyi topraklayan zavallı bedenin bundan haberi yok..:)
    * * *

    Hangisi gerçek hangisi hayal değili bilemeyiz çünkü hiçbiri gerçek olmayabilir ya da tümü gerçektir…
    Sadece şuna inanıyorum hepsi birbirine muhtaçtır.. ve her varlık bilinmek ister.. o letaiflerimizde bilinmek tanınmak istiyorlar..
    * * *

    “Rüyada bilinc”e gelince, o seviyede değilim..
    Mesela hz. ALİ divanı okurken gördüğüm bir kaç rüyada gerçekte Türkçeyi bile zor konuşan ve hiç ilmi olmayan ben, Arapça-farsça şiirler söyleyip alimlerle tartışabiliyordum..:)
    Ama biliç gelip aaaaaa ben Arapça bilmiyorum ki nasıl şiir söylüyorum dediğim anda uyanıyordum..
    Ruh herşeyi biliyor ama bu boyutta çok kısır bir ilim içindeyiz..
    Bu hepimiz için aynıdır.. Kimse kimseden zerre kadar farklı değildir o dairede.. Sadece seyreden bunu böyle dilediği için farklıymış gibi algılıyoruz..
    Mesela siz, ben ve diğer okuyanlar kendi rüyalarımızdan bu sanal aleme katılıyoruz.. Her okuyan kendi içindeki manayı anlayıp yorumluyor.. Bu zenginlikten başka bir şey değildir..

    * O dediğiniz üniversiteyi tarif etsem sizinki ile uyuşur mu bilmiyorum… kütüphaneden henüz haber yok..
    Sevgiler

  8. 8 MeFtûn 4 Mayıs 2008, 11:40

    Rüyalar başlı başına bir alem… Kimi zaman gördüğümüz rüyalar ne kadar saçma gelse de elbette bizlere birşeyleri anlatmak istiyor. Ve Efendimiz hz.Muhammed (s.a.v.)’in peygamberlik vasfı gelmeden önce rüyalar görüyor ve gördüğü rüya ertesi gün aynen gerçekleşiyordu. Ve bildiğimiz gibi çoğu ayetler rüyada vahyedilmiştir.
    Sadık-ı rüya olarak ifade ettiğimiz bu rüyalar bizlerde ne kadar var, pek bilmiyoruz. Ben pek rüya gören biri değilimdir ama gördüğüm rüyaların etkisinden kurtulamadığım çok zamanlar olmştur…

    Bir rüyamı sizlerle paylaşmak isterim;
    Rüyamda kıyamet anını görmüştüm ama insanlar nedense hiç önemsemiyordu kendi hallerinde işlerine devam ediyordu…
    Bu rüya beni o kadar etkilemiştiki hala rüyanın sahneleri gözümn önüne geliyor..
    Bir de rüya tabirleri kitapları var biz onlara ne kadar güvenebiliriz gerçekten bilmiyorum…

    Unutulmamalıdır ki her rüyada biraz sır, biraz Dünya aleminden başka alemlere seyahat vardır…
    Sevgilerle…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: