“BEN”den “ben”e, “ben”den BEN“e”

1. Bölüm (O’ndan Biz’e)

Gizli bir HAZİNE (idi).
İdi mi, yoksa şu anda da öyle mi, ZÂTen?

Bilinmek için Âlem, bilmek için Âdem meydana gel(di).
Geçmiş bir zamanda mı meydana geldi, geçmişte mi bir HAZİNE idi? Hayır! Boyutsal önceliğimizde, en derin boyutumuzda, Özümüzde, o El-Evvel.
Öyle bir ÖZ ki, bize Şah damarımızdan bile daha yakın. İçte-ötede değil, mekânsız ve hatta algılayabilirsek boyutsuz derinliğimizde!..

Tıpkı, vücudumuzu meydana getiren hücrelerimizin, atomlarımızın bizden sıfır mekân-boyut uzakta olması gibi. Bizler aynı zamanda hücrelerimiz, atomlarımızın kendisiyiz. Bizden ayrı-gayrı değiller.

Kendini bilemediği boyut ile Âdem-Âlem ile kendini bildiği boyut aynı ANda var. Kendini bilmek (Âdem) ve bilinmek (Âlem) için AYNA gerekti, (kendinden ayrı olmayan) AYNAya Âdem(ler) olarak baktı, Âdemlik boyutunu yarattı; AYNAdaki kendini algıladı, Âlemleri yarattı, Âlemler olarak göründü, Kendi!. AYNA’nın karşısında KENDİNİ BİLdi.

Kendini, Kendiyle, Kendinde bildi-biliyor-bilmekte. Kendi, Kendisiyle, Kendinde bilindi-biliniyor-bilinmekte, AN’da!

Âlemler, Âdemlerin bedenleri. Algıladığımız her şey (yazı yazdığınız klavye, bilgisayarınız, odanız, masanız, eşiniz, işiniz, aşınız vs.) bizim bedenimiz! Beş duyumuzun bizi yanıltmasından dolayı bedenimiz ve ondan ayrı bir evren yanılgısına düşüyoruz.

Evren gerçekte, sizsiniz, siz şu an algıladığınız evrensiniz. Evren, benliğimizin ta kendisidir. Her “benlik” diğer benliklerle etkileşim içinde olan ayrı bir paralel evrendir. Evren içi evrenlerde yaşamaktayız.

Sadece ve sadece kendimizi, kendimizdekini algılıyoruz. Evren, bize bizi gösteren bir AYNA. Âlem, Âdem ile var olabiliyor ancak! Âdem, algılamasını kestiğinde Âdem=Âlemi de kaybolur.

Zatı, Bilmekliği-bilinmekliğinin sonucu olarak Sonsuz boyutlar, aşağı boyutlar olarak yansıdı -yansıyor -yansımakta, AN’da! Bu ne demektir? Bir yaklaşım olarak,

…’da (∞ boyut) … var, …’da (∞-1 boyut) … var, >>>>……..>>>>, Küp’te (3 boyut) Kareler var, Karede (2 boyut) çizgiler, çizgide (1 boyut) noktalar (0 boyut) var, ANda! TEK bir VARLIK var!

Âdem bir AN’da aşağıların en aşağısında zaman-mekân yanılsamasında ete kemiğe bürünüp “maden, bitki, hayvan, cin, insan” olarak göründü = Âlemi gördü, Âlemin Âdemliğinin içeriği, yansısı, aynası olduğundan bihaber olarak. Zati vatanından habersiz olarak…

Zat? Sonsuz üssü sonsuzu içeren Mutlak Sonsuz ZATı algılayabilmek ?!

Küçük “benlik”lerimizle evrenimizi, Dünyamızın büyüklüğünü, Dünyanın Güneş’in yanındaki ölçüsünü, Güneşimizin diğer büyük yıldızlar indinde yerini düşünmeye niyetlendiğimizde dahi hayretler içerisinde kalıyoruz.

http://www.youtube.com/watch?v=_WEL117xXpw&feature=related (Gezegenlerimizin ve Yıldızların göreceli büyüklükleri)

Bu düşünsel yolculukta evrenimizin havsalamıza sığmayan akıl almaz büyüklüğünü de idrak etmeye çalıştığımızda ise birden sırtımızın ürpermesiyle irkiliyor ve evrendeki yerimizin farkına varıyoruz.

Öyle bir büyüklük ki, evrenimizin en yüksek hızına sahip ışık (300 milyon metre/saniye) bile gözlem ufkumuzun sınırındaki göksel cisimlerden 14 milyar yılda[1] ulaşabiliyor dünyamıza. Gözlem ufkumuzun sınırının olması, oradan ötedeki ışığın bize ulaşamamasından kaynaklanıyor. Evrenimiz o bölgede ışıktan daha hızlı bir şekilde genişlemekte[2] ve ışığını bize iletememekte!
10^80 atom, bunun milyarlarca katı da foton içeren Evrenimiz afakî bakışla gözlemlendiğinde bu kadar büyük iken bir yandan da içe doğru da bir o kadar küçülüyor ve düşünen insanı hayrette bırakıyor.


[1] Kaba bir hesapla bu değer 10^23 (100.000.000.000.000.000.000.000) km’lik bir mesafeye tekabül etmektedir.

[2] Yaklaşık 15 milyar yıl önce meydana gelen “Büyük Patlama” ile Evrenimiz (uzay-zaman) oluşmuş olup patlamanın etkisiyle hala da büyük bir hızla genişlemektedir. Patlama ile kastedilen günlük kullanımındaki gibi bir patlama olmayıp Soyut Potansiyellerin bulunduğu çok boyutlu Hilbert Uzayındaki alandan bu tarafa büyük bir enerji dalgasının kaçışı olarak ifade edilebilir. Bu enerji evrenimizin tüm madde-enerji içeriğini oluşturmaktadır.


 

http://www.youtube.com/watch?v=BBsOeLcUARw (Powers of Ten)

Dokularımız, hücrelerimiz, protein moleküllerimiz, küçük moleküller derken artık en güçlü elektron mikroskoplarımızın dahi göremediği atomların etkileştiği nanometrenin (10^-9 m) ondalıklaştığı bir seviyeye iniyoruz.

Tefekkür mikroskobuyla varlığı büyütmeye devam ettikçe Kuantum ölçeğinde rengârenk evrenimizin birden kaybolduğuna, madde madde olmaktan çıktığına, zamanın bile akacak zaman bulamayıp, teğet geçtiğine şahit oluyoruz!

Newton yasalarının işlediği makroölçekli evrenimizin nedenselliği, belirlenimciliği (determinizm), düzenliliği, sağ duyuya uygunluğu birden ortadan kalkıp yerini evrenimizin en alt düzeyinde belirsizlik ilkesi gereği neden-sonucun, geçmiş-geleceğin, ileri-gerinin, uzak-yakının birbirine karışıp kaosa dönüştüğü, Kuantların (yeni fizikte Stringlerin-Sicimlerin) yer aldığı, Saf enerji alanına, Kuantum köpüğüne (Planck Ölçeği=10^-35 m, 10^-43 sn), evrenimizin kumaşına bırakıyor.

Kuantum mekaniğinin boyutsuz, noktasal olarak düşündüğü kuantlardan daha da derine indiğimizde ise maddi bir yapılanma olarak algılanan evren soyutlaşıp, maddenin ortadan kalkmasıyla yerini Soyut Potansiyellerin, Saf Bilginin var olduğu yepyeni boyutlarıyla (içe doğru kıvrılı)[3] bir uzay alanına bırakıyor (Soyut Hilbert Vektör Uzayı).


[3] Kuantum fiziği var olan her şeyin temel yapıtaşlarının artık ikiye bölünemeyecek kadar çok küçük “kuant” denilen noktasal enerji paketçikleri olduğunu söyler. Evrenimizi meydana getiren “kuvvet alanları” (zaman akmaz) ve bu alanların yoğunlaştığı yerde beliren “parçacıkların” (zamanları ileri akar) hepsi kuantlardan meydana gelmektedir.

Noktasal olduklarını kabul etme evreni her şeyi ile açıklayacak tek bir teori oluşturmak için çalışan fizikçilerin denklemlerinde aykırılıkları, çözülemeyen sonsuzlukları beraberinde getirdiği için modern fizik ek boyutlara gereksinimi doğurmuştur. Artık 10 boyutlu Sicim–11 boyutlu M teoremleriyle birlikte yeni boyutlar eklenerek, yani yeni bakış açısıyla nokta (n0), kalem (n1) gibi bir uzunluğa, kalem, kitap (n2), gibi bir alana, kitap da kürsüye (n3), >>>> (n7) dönüşmektedir. Noktasal gözüken kuantlar bu saklı boyutlardan gelen enerji girdisinin ölçüsüne göre titreşerek fotonları, kuarkları, elektronları, atomaltı parçacıkları meydana getirirler.


 

Hilbert Uzayı, evrenimizden, uzay-zamanımızdan önce ve sonra yani her AN, Evrenlerin tohumlarının atıldığı, içerisinde filizlenip genişlediği, kimi katmanlarında zamanın olmadığı, kimisinde zamanın ters aktığı, ışıktan hızlı titreşen Sıfatsız, Yakın=Uzak, Yaşlı=Genç, Olum=Ölüm ün BİR olduğu dev evren. Burada her şey AYNI YERDE, AYNI ZAMANDAdır. Sizin, odanızda uçan bir sineğin, gördüğünüz her şeyin hologramik kalıbı burada eşzamanlı olarak vardır. “Ben”ler yok, BİZ vardır.

4 Boyutlu gözüken Evrenimiz bu (saklı 7 boyutla beraber) 11 boyutlu[4] evren ile her zerresi diğer bir zerresiyle, şu an tüm zamanlarla da dâhil olmak üzere birbirine BAĞLIDIR. Bu bağlılık tüm evrene bir farkındalık, Tümel Bilinç vermektedir. Burası Evrenlerin, her şeyin RUH’udur. Burası RUH’tur[5] .


[4] Algıladığımız evren en-boy-yükseklik denilen 3 uzaysal boyuttan ve hissedilen 4. zaman boyutundan oluşmaktadır. Zaman, 4 boyutlu bir mekânda dizilmiş 3 boyutlu uzayların akışından kaynaklanır. Yaşadığımız her (10^-43 sn’lik) an bu 4 boyutlu hiper mekânda dizilmiş 3 boyutlu küpler. Bunu algılayabilmek için 3 boyutlu bir kürenin 2 boyutlu saydam bir yüzeyden geçerken 2 boyutta çıkardığı kesitleri düşünebiliriz (Şekil–1). Yaşamımızın her anı da 4 boyutlu tümel varlığımızın 3 boyuttaki kesitleridir.

4 Boyut, başlangıcından sonuna kadar evrenimizin tarihini içerir. 4 Boyutta yaşadığımızdan 3 uzay boyutunda ileri geri gidebiliyoruz. Bir üst 5. boyut ise evrenimizin başlangıcından sonuna kadar yaşayabileceği alternatif yaşamlarını, paralel gerçekliklerini de içerir. Dalga fonksiyonun çöküşüyle 5. boyuttaki olası gerçekliklerden birisi 4 boyutlu evren olarak varlık kazanır.
5. Boyutta eğer kendimizi bulsaydık 4 boyutta yaşamımızın istediğimiz zamanına (geçmiş-gelecek) sıçrayabilirdik.
6. Boyutta ise alternatif zamanlara da sıçrayabiliriz. Örneğin, şu anki yaşamımızda zengin değil isek, zengin olduğumuz bir alternatif yaşam tarihine sıçrama yapabiliriz. Tüm bunlar 7. boyutta bir noktadır.
8. Boyut sonsuz alternatif yaşamları olan evrenimiz gibi sonsuz evrenleri kapsar. Bu evrenler arasında sıçrama ise 9. boyuttan gerçekleşebilir. Bütün bunların hepsi 10. boyutta tek bir noktadır. >>>

[5] RUH, ışıktan milyarlarca kez daha hızlı titreşen UZAYdır. Bilim, ışıktan hızlı titreşen bütünsel varlık alanına Takyonlar adını vermiştir. Takyonlar, kuantlar gibi kesikli yapılar olmayıp bütünseldir. Kuantların oluşturduğu ise çokluk âlemidir.

Maddenin ışık hızını geçemeyişi gibi Takyonlar da ışık hızının altında bir hızla hareket edemezler. Işık hızının altına inip enerjiye dönüşmelerini-maddeleşmelerini bizler zaten kuantum olarak algılamaktayız.

RUH’un sahip olduğu nurani, esiri “kuvvet alanında” zamansızlık var iken, takyonların yoğunlaşarak oluşturduğu hologramik-bütünsel geometrik kalıpların zamanları -ışık hızından trilyonlarca kez hızlı olduklarından dolayı- gelecekten geçmişe doğru akar, yani nedensellik ilkesi, termodinamik yasalar tersinmiştir. Sonuç, nedenden önce gelir. Önce takyonik cam kırılır, sonra takyonik taş atılır. Lorentz denklemlerinde ışık hızını geçen bir madde yerleştirildiğinde sonuçlar bize sanal bir kütle, en-boy değerleri verir. Örneğin, takyonik NUR’dan bir insan -70 kg ağırlığında, -1.70 metre boyunda soyut bir fiziko-matematik ve geometriye sahip olur.

Din verilerindeki nur yapılı melekler ışık hızı ötesine ait takyonik kuvvet alanı ve varlıklarıdır. Işık hızı ötesinde olmaları nedeniyle de ışık hızı ile sınırlı olan bizler tarafından direkt olarak gözlemlenemezler.


 

Şekil–1

Derin Tefekkür ile Zikirle, Meditasyonla, Astral seyahatle ve kimi zaman rüyalarımızda girdiğimiz âlem burasıdır.

Burası, kişisel, toplumsal, evrensel toplu bilinçaltının olduğu yerdir. Düşünce [6] denilen çabasız süreç bu uzay sayesinde gerçekleşir. Yaratıcı ilhamlarımızı her şeyin var olduğu bu sonsuz uzaydan alırız.

Evrenimizde kuantum (kesiklik), kuantumlaşma-maddeleşme varken burada Tümellik vardır, hiçbir şey diğer bir şeyden ayrılamaz, kopamaz. Buraya en küçük kuanttan boyutsal giriş yaparak ayak bastığımız anda kendimizi, kendi evrenimizi tüm evreleriyle tümel olarak izler bir halde bulabiliriz. Burası Zerre’den Küll’e çıktığımız uzay aralığıdır (Holografik oluşu).

Sonsuz sayıda evrenler bu tarlada Büyük Patlama tekillikleri ile meydana gelir ve aynı ANda da yok olur (Büyük Çökme, Büyük Dağılma). ANda olur ve O ANda da yok olur o evren, ZAMANSIZ UZAYDA. Ama oluşan Evrenin sakinleri, kendi algı boyutlarında milyarlarca yılı yaşar (Zamanın izafiyeti). Gerçekte ise ANda var OLup, ÖLmüştür. OL=ÖL olmuştur. Çünkü ZAMAN yoktur, çünkü gerçekte ZAMAN diye bir şey yoktur, keza MEKÂN!

HER ŞEY BAŞLANGIÇTA SON BULMUŞTUR!

Evet, bizim evrenler gibi sayısız evrenlerin, düşündüğümüz-düşünemediğimiz-düşünemeyeceğimiz her ihtimalin süperpozisyon halinde üst üste bindirilip potansiyel olarak bulunduğu, duruma göre var oluşa geçirildiği, yaratıldığı yer. Sonsuz kere atılan sonsuz yüzlü bir zar MİSALİ…


 

[6] Düşüncenin kendisi de bir takyonik kalıptır ve ışıktan milyonlarca kez hızlıdır. Bu yüzden örneğin “kırmızı bir gül” düşündüğümüzde anında aklımıza gelir. Şu an farkındalık düzeyimizde olmayan -Bilinçdışı denilen uzayda saklı olan- düşüncelerimiz ışıktan milyarlarca kez hızlıdır ve belirsizdir. Saklı düşüncelerimizden bir tanesine yoğunlaşarak, yani ona soyut enerji vererek onu ışık hızına yakın bir düzeye çekip Takyon uzayında belirgin hologramik bir kalıp haline dönüştürebiliriz. Bu âlemde termodinamik yasalar tersinir olduğu için soyut bir maddeye enerji verdiğinizde hızı artacağına aksine hızını yavaşlatırsınız. Eğer yoğunlaştığımız düşünceye soyut enerji vermeye devam edersek (örneğin aktif imgeleme ile) artık o soyut düşünce ışık hızının altına da düşerek (dalga fonksiyonun çöküşü) madde-zaman âleminde gerçeğimiz olur. Dua veya Çekim yasasının mekanizması budur. Dualarda devam şartı da bu yüzden aranır.

Daha önce hiç düşünmediğimiz bir şeyi imgelediğimizde (örneğin uçan siyah bir kurbağa) belirsiz-zamansız takyonik kuvvet alanına biçim veririz. Biçim alan bu takyonik düşüncenin zamanı tersine akacağı için biz daha onu düşünmeden onu geçmişimizde var kılmış oluruz. Bu sayede düşündüğümüz anda hazır düşünce paketi olarak bu uzaydan imgelediğimiz şeyi kendimize çekeriz.


 

Bir tefekkür daha…

Sonsuz kez atılan, sonsuz yüzlü, sonsuz tane zar… Sonsuz olasılıklı evrenleri içinde barındıran bu sonsuz uzay gibi uzayları da içinde barındıran bir HİPER UZAY…

Ve bunların üzerindeki sonsuz boyutlu diğer -bize Gay(ı)p- Âlemler…

Bir nokta olan DEV evrenimiz gibi sonsuz noktalardan (evrenlerden) oluşan sonsuz uzunluklu bir çizgi…(sonsuz, n1)

Sınırsız uzunluktaki çizgi gibi sonsuz çizginin oluşturduğu sonsuz bir kare alan…(sonsuz*sonsuz, n2)

Sınırsız bir kare alan gibi sonsuz kare alanın oluşturduğu sonsuz bir küp hacim…(sonsuz*sonsuz*sonsuz, n3)

Kenarları sonsuz hacimli küplerden oluşan hiper küp hacim… (sonsuz*sonsuz*sonsuz*sonsuz, n4)

…..

……

(Sonsuz^sonsuz, n∞)

Gayb oluyoruz…

.

Allahu Ekber!

2. Bölüm (Biz’den “Ben”lere)de devam edecek..

Berkay Özcan
www.yorumsuzblog.net.tc
genetic1984@yahoo.com

Reklamlar

21 Responses to ““BEN”den “ben”e, “ben”den BEN“e””


  1. 1 natilus 29 Nisan 2008, 7:12

    Önce Sn. Berkay Özcan’a mı hoş geldiniz desem, yoksa bir okuyucu olarak bu ÖZLEDİĞİMİZ BİLİMSEL DÜŞÜNCE YAZISINA MI bilemiyorum. Yazar, yazının içeriğini yâni bilimsel teorileri… akıl ve akıl oyunları ile yorumlama yaparak çok nefis dizayn etmiş. “İçine RUH NEFH EDİLEN” düşünce ürünü olmuş.

    Yazıya takılıp kalınca Yazarı zihnimde ikinci plana gitti. İşte bir okuyucunun yazara ve yazıya verebileceği en büyük TEŞEKKÜR budur… yazının yazarını ikinci plana düşürmesidir.

    Sn. Berkay ÖZCAN teşekkürler ve…

    Yazıdan bir paragraf:

    “Bir tefekkür daha…
    Sonsuz kez atılan, sonsuz yüzlü, sonsuz tane zar… Sonsuz olasılıklı evrenleri içinde barındıran bu sonsuz uzay gibi uzayları da içinde barındıran bir HİPER UZAY…”

    Ve bir yorum;
    Bence SONSUZ KEZ ATILAN, SONSUZ YÜZLÜ ZAR, şu anda SONSUZ TANE ZAR olarak algılanıyor. Mükemmel derecede doğru…

    Düşünmek ve bilimsel çerçevede “akıl oyunları” üretmek isteyenlere soru/sorular;

    Sonsuz birimler ve sonsuz uzaylar (hiper uzay) TEK ZARın SONSUZ KEZ kendini her birimde ve bütünde farklı YÜZ/vech ile göstermesi mi?

    ZAR’ın BİR VECHİ öteki VECHİNİ kesinlikle niçin tanımıyor ve anımsamıyor?. BİRİMLER VE BOYUTLAR bir gün birbirini ANIMSAR VE BİZ “AYNIYIZ” der ise ne olur?

    Evren içe doğru çökmeye mi başlar?

    … “BİZ AYRIYIZ” der ise ne olur?

    Evren dışa doğru açılmaya ve son zerresine kadar ayrılıp sonsuz uzaklaşmaya devam mı eder?

    İçe çöken ve ANIMSAYAN evrene “İnsan-ı Kâmil” özü ve zamansız şimdisi… dışa açılan ve sonsuz uzaklaşmaya giden ve ANIMSAMAYAN evrene de “İnsan- Kâmil”in dışı ve zamanlı geleceği DİYEBİLİR MİYİZ?

    Bu soru, soru olarak kalsa da olur, cevaplansa da olur. Cevaplamak yeni sorulara kapı açıyorsa cevap, yeni soruları tıkıyorsa cevap olmaz…

    Sn. Berkay ÖZCAN teşekkürler…

  2. 2 ruhum latife 29 Nisan 2008, 7:45

    Selamlar,

    bir tek nokta-i kübra ve içinde sonsuz noktalar
    noktaların yok belki de hiçbir şeyden haberleri
    olmasına da hiç gerek yok
    onlar gördükleri vechin semasındalar
    seyreden ve sahneleyen bunların dışında bir O var……..
    ve hoşgeldiniz… ayaklarımızı yere değidirdiniz:)

  3. 3 edeniz 29 Nisan 2008, 10:25

    Öyle bir ÖZ ki, bize Şah damarımızdan bile daha yakın. İçte-ötede değil, mekânsız ve hatta algılayabilirsek boyutsuz derinliğimizde!..

    Tıpkı, vücudumuzu meydana getiren hücrelerimizin, atomlarımızın bizden sıfır mekân-boyut uzakta olması gibi. Bizler aynı zamanda hücrelerimiz, atomlarımızın kendisiyiz. Bizden ayrı-gayrı değiller.

    ÇOK ANLAMLI İFADELER TEŞEKKÜRLER

  4. 4 Talib 29 Nisan 2008, 12:30

    “Ey açan, yayan, genişlik veren Bâsit olan, Ey sürekli aşama (feth) kapıları açan, tüm kapanıklıkları geçiren, Fettâh olan Allah’ım, lütfen ‘Rabbişrah lî sadrîy ve yessirlîy emrî’ âyetinin sırrıyla bana da bu âyetin verdiği meserresi (bilinç aydınlığını) kolaylaştır ve sevinci lütfen dâim ikram eyle Yâ Rabbi.”

    Şeyhu’l Ekber Muhyiddin İbn. Arabi (k.s.)nin Yüce Dua’sından..
    * * *

    Teşekkürler sayın Özcan; yazılarınızın devamını dileyip, anlaşılmasını kolaylaştırması için Allah’a (c.c.) dua etmekten başka bir şey gelmedi içimden.

  5. 5 Sufi 29 Nisan 2008, 1:33

    Bing – Bang ile bir patlama veriyorsunuz, baslangici cizdiniz.. Nerede kaldi 0 ‘in bütünlülüğü ve sonsuzlugu?

  6. 6 angorya 29 Nisan 2008, 1:46

    Kaos=düzen / düzen=kaos

  7. 7 AHHA 29 Nisan 2008, 4:11

    “Sonsuz birimler ve sonsuz uzaylar (hiper uzay) TEK ZARın SONSUZ KEZ kendini her birimde ve bütünde farklı YÜZ/vech ile göstermesi mi?”

    Sevgideğer natilus,

    Tek zar demeyelim, Zar sayısı Sonsuz çünkü..:=). Sonsuz tane ZAR ve bunların sonsuz kez atılması (“O her AN yeni bir iştedir”) TEK olan MUTLAK SONSUZ ZAT boyutunun aşağı boyutlar olarak görünmesi ile oluşuyor.

    “ZAR’ın BİR VECHİ öteki VECHİNİ kesinlikle niçin tanımıyor ve anımsamıyor?. BİRİMLER VE BOYUTLAR bir gün birbirini ANIMSAR VE BİZ “AYNIYIZ” der ise ne olur?”

    Çünkü herkes kendi evreninde (her birim bir paralel evrendir demiştik), kendi AYNAsına bakarak PROGRAMInı=Takdirini tamamlıyor. Herkes kendindekini gördüğü için –olmayan- dışarıyı göremiyor. Herkes kendindeki annesini-babasını-RASULunu açığa çıkarıyor!

    “Biz aynıyız” demeleri ancak kişinin Tefekkür boyutunda yaşamaya başlayıp, kendi paralel evrenininin KIYAMETini koparıp her varlığı MAHŞERde HAŞR=Toplayarak=BİZ diyerek olabilir ancak (?).

    “Evren içe doğru çökmeye mi başlar?”
    Evrenlere, diğer “ben”lere, “benlik“ durumlarına açılır…

    “Evren dışa doğru açılmaya ve son zerresine kadar ayrılıp sonsuz uzaklaşmaya devam mı eder? İçe çöken ve ANIMSAYAN evrene “İnsan-ı Kâmil” özü ve zamansız şimdisi… dışa açılan ve sonsuz uzaklaşmaya giden ve ANIMSAMAYAN evrene de “İnsan- Kâmil”in dışı ve zamanlı geleceği DİYEBİLİR MİYİZ?”

    2. bölümde buna da değineceğiz inş.
    * * *

    Sevgideğer Sufi,

    Büyük Patlama ile açılan bizim kendi algıladığımız evrendir, Sonsuz olan Kainat değildir.

    Sevgiyle..

  8. 8 Sufi 29 Nisan 2008, 6:46

    Merhaba, AHHA ve diger arkadaslar.

    Hayir, anliyamadim su; baslangicli bir evrenin neresinden tutacaksin bu buradan basladi ve buradan sonrasinda genislemeye devam ediyor diyeceksin?! Gunumuz bilim anlayisi bing bang’in olamiyacagi kanisina vardi. Benim anlatmaya calistigim sey su; Evrenimiz dedigimiz yapinin bing bang ile olusmadigi, bilmem dogru anladiniz mi?

    Selamlar

  9. 9 özde 29 Nisan 2008, 7:14

    Hayret!..

    Gelmiş geçmiş en mükemmel bilinç olan, Hazreti Muhammed Mustafa Resulullah (s.a.v.) efendimiz, “İKRA” hükmü ile sistemi (içten-dışa), okumuş ve her devirdeki insanlığın anlayacağı şekilde, Kur’an-ı Kerim adlı bilgi kaynağı ile bizleri bilgilendirmiştir.

    Bilinç varlık insan, asırlardır kendini, çevresini merak etmiş ve olaylar arasındaki ilişkileri çözerek, Evren ve burada geçerli olan sistemi ya da Sünnetullahı (dıştan –içe), okumaya çalışır…

    Evren ve işleyiş sistemi hakkındaki bilimsel veriler, (kesitsel algı araçlarının gelişmesine paralel olarak), yeni keşifler ışığında değişebilmektedir… Bu gelişmeler, bilim adamlarını; EVREN konusunda, yeni teori ve yaklaşımlara sevk etmektedir…

    Bilimin bu seyrinin (gelişmesinin) asla sonu yoktur, çünkü Allah’ın sınırsız- sonsuz Alim isminin açığa çıkışı olan ilimi de sonuzdur.. Ya da idrak edilemez… Ancak her an hayret edilir..

    Hayret!.. Ya HU !.., Hayret!..

    Allah.. Allah.. Allah!.. İLLALLAH!..

    ALLAHUEKBER!..

  10. 10 AHHA 29 Nisan 2008, 7:53

    Sevgideğer Sufi,

    Bilim, Büyük Patlama’nın olduğu kanısına 3 büyük kanıtla varmıştı. Şahsen, hiç bir bilimsel mecmuada da belirttiğiniz gibi bir kanıya rastlamadım. Siz rastlamışsınız ki, bunu iddia ediyorsunuz, bu konuda kaynak verebilir misiniz (bilimsel mecmualardan)?

    Big Bang’in Kainat’ın bütünlüğüne, sonsuzluğuna aykırı olduğunu düşünüyorsunuz.

    Algıladığımız evrenin başlangıcı olarak görünen Büyük Patlama zaten “boyutsal bir iniştir” ve bu yüzden hayali bir başlangıçtır. Yani, büyük patlama ile genişleyen ve sonra yok (?) olacak olan evrenimiz “sonsuzdan gelip sonsuza giden bir doğru üzerinde sınırlı bir doğru parçasıdır”. Bu sonsuzluğa aykırı değildir.

    Hayalinizde bir nokta tasarlayın, sonra onu “genişletip” bir kare, sonra da küp haline dönüştürün. Bakınız, hayalinizde bir başlangıç noktası oluşturdunuz ve onu genişlettiniz.

    Hayali kübünüz hem sizden ayrı değil!, hem de sonsuzluğunuza aykırı değil..

    Sevgiyle..

  11. 11 natilus 29 Nisan 2008, 10:58

    “…baslangicli bir evrenin neresinden tutacaksin bu buradan basladi ve buradan sonrasinda genislemeye devam ediyor diyeceksin?!..” (sufi’den alıntı bir bölüm)

    Sufi kısa ve öz ama çok güzel anlatmış.
    Evrenin başladığı bir an ve nokta var ise şu anda da bittiği bir yer vardır. Böyle düşünürsek eski çağların dünya merkezli, kandillerin asılı olduğu tavanı ve büyük çıra güneş ve gece aynası ay ile sınırlı ilkel evren modelini sadece yirmi milyar ışık yılı çapına kadar şişirmiş oluruz.
    Evrenin bittiği yerden sonra ne var? Sorusu akla gelir. Bir şey yok dersen “yok”a var demiş olursun ve çelişkiye düşersin. Boşluk var dersen boşluk da varlık olur ve tuhaf bir evren modeli ortaya çıkar. Yani eski çağların ilkel sınırlı evrenini daha büyük bir ilkeli ile “update” etmiş oluruz.
    (Başlangıçsız ve sınırsız evren teorileri de “çelişkilerle” doludur. Hiç başlamamış olan şu anda burada olmaz… gibi.)

    Sufi güzel yakalamış. Evet, evren genişliyorsa, nereye doğru, neyin içinde genişliyor? En kördüğüm nokta tam burası.
    Büyük İskender’in kesmesi gereken bir kördüğüm.
    Bence kördüğümü kesmeyelim, biraz daha karıştıralım. Kimse çözemesin.
    Veya iki seçenek düşünüyorum..

    Birincisi, Baba Erenler seçeneğidir;
    Allah nerededir, konusunu mollalar tartışıyormuş. Orada değil, burada değil, şurada değil, hiçbir yerde değil. Baba Eren’in canı sıkılmış. Eee! Demiş, yeter Yâ Hû!. Şuna hepten YOK deseniz de bu işin içinden çıksanız, demiş.
    Ya evrene hepten yok diyeceğiz, başını sonunu çekiştirip durmayacağız. Ya da;

    İkinci seçenek, mecburen evren için bir başlangıç veya başlangıçsızlık varsayıp “Her an yeni bir teori”de olmaya devam edeceğiz.

    Sn. Berkay Özcan’ın hemen yazının başında belirttiği “ezeli ve ebedi çözüm ip ucu paragrafını dikkate almazsak, ki almayalım, alırsak zaten “kal” biter “hal” başlar…
    “…Gizli bir HAZİNE (idi).
    İdi mi, yoksa şu anda da öyle mi, ZÂTen?
    Bilinmek için Âlem, bilmek için Âdem meydana gel(di).
    Geçmiş bir zamanda mı meydana geldi, geçmişte mi bir HAZİNE idi? Hayır! Boyutsal önceliğimizde, en derin boyutumuzda, Özümüzde, o El-Evvel.
    Öyle bir ÖZ ki, bize Şah damarımızdan bile daha yakın. İçte-ötede değil, mekânsız ve hatta algılayabilirsek boyutsuz derinliğimizde!..”

    Hal ehli olmak haddimiz değil (kendim için geçerlidir), ikinci bölümü “laf” ehli olarak bekliyoruz.
    Saygılar.

  12. 12 edeniz 29 Nisan 2008, 11:36

    ÜSTAD’DAN,

    “Anlatırsınız…
    “Anladım”; der, yola çıkar!…
    “Anladım”; der, bambaşka bir yola çıkar!!!
    “Anladım”; der; ve tamamen ayrı bir yorum ve değerlendirmede bulunur!…
    “Anlayamadım”; der, tekrar açıklama ister…
    Tekrar açıklarsınız, gene “anlamadığını” görürsünüz…
    Sonra tekrar…
    “Haaaaa anladım”, der sonunda; bakarsınız,
    kendi kafasındakini anlattığınıza etiketlemiş!…
    Ve anlarsınız ki, dağdaki kulübeye çekilmeniz gerekli!…
    Yollara düşersiniz!…

    Ahmed Hulûsi

    Ben anladım demedim henüz anlamaya çalışıyorum bol bol araştırarak, ne kadar doğru yolda olduğumu bilmeden bol bol okuyorum. Kimisine idrak Allah vergisidir kolaylaştırılmıştır, kimisi fen-matematik-geometri okumuştur sonra aklını daha da çalıştırmış parçaları birleştirmiş idrak etmiştir, kimisi hiç birşey yapmaz Allah’ın sevgili kuludur,
    Kimisi de benim gibi acizane, bunların belki hiçbirine sahip değildir, imkanı nasibi olmamıştır (en iyisini tabii ki Allah bilir) çırpınır durur kul olma yolunda, yakin olma yolunda..

    Değerli dostlar bilenler, bilmeyenler, erenler, ermeyenler, idrak edenler, etmeyenler Allah Aşk’ına bana söyleyin, ben haksızmıymışım; olmuyor bu kalabalıkta, bu telaşta diye, kendi adıma çekilmek lazım biraz uzaklara diye?.

    Şimdi Üstadı doğru anlamış mıyım, hala anlamamış mıyım?

    Hoşçakalın

  13. 13 AHHA 30 Nisan 2008, 12:34

    “Evren genişliyorsa, nereye doğru, neyin içinde genişliyor? En kördüğüm nokta tam burası.”

    Eğer Evren denilen yeri sadece Big Bang başlangıcı ve onu yaratan Tanrısı ile sınırlandırırsak akla bu tip sorular gelir ve kör bir düğüm oluşur..:=)

    Halbuki ne sınır var ne de sınırsızlık. Sınırsızlık dahi sınıra göre yapılmış bir tanım.

    Tüm Evrenler RUH’un içinde Hayalen (bizim gerçeğimiz olarak) genişlemekte..

  14. 14 bir'ol 30 Nisan 2008, 8:50

    Sevgili edeniz’e….

    Kehf 16: O delikanlılardan biri diğer arkadaşlarına şöyle dedi, ”Madem ki onlardan ve Allah’tan gayrı taptklarından (örf adet ve değer yargıları) UZLET (uzaklaşmak-terketmek) ettiniz, o halde o kehfe/mağaraya sığınınız (Riyazat, mücahede, tefekkür) ki, Rabbiniz (Beyniniz) sizin için hakiki CANlılığı neşretsin”…

    Kehf 19: Ve sonra onlardan biri, (Mağarada/Uzlette, (B) sırrı hakikatine ulaşanlardan biri) diğerlerine şöyle dedi: ”Şimdi siz içinizden birini, (B)gümüşünüzle (bu mağarada edindiğiniz, ilahi hakikatlere dair ilminizle) şu şehre (terk ettikleri şehre) geri dönsün de, o şehrin hangi yiyeceği temiz ise size ondan (B)rızık getirsin (Yeni ilimlerini marifet olarak yaşayabilmek için şehre indiler)…
    * * *

    Bu ayetler her zerreye hitap ediyorsa eğer, haklılık payınız çok yüksek…
    Yok eğer, bu ayetler çok eski çağlarda yaşamış üç beş delikanlının HAYAT HİKAYESİNİ anlatıyorsa haksızsınız demektir…
    Teşekkürler

  15. 15 bir'ol 30 Nisan 2008, 9:05

    Darvin’in evrimleşme teorisini hala ayakta tutabilmek için lanse edilen ”Büyük patlama” tam bir balon…
    Neden mi?…

    1 : Tesadüfen patlayan bir şey, sistematik birşey haline gelmez..
    2 : ”Evren, patlamadan önce büzüştü” diyorlar!. Bu büzüşme nerede oldu!?. Başka bir evrende mi?..
    3 : ”Evren genişlemektedir” diyorlar!. Nereye doğru genişlemektedir?..
    4 : Tek bir patlamadan meydana gelmiş, farklı yaşlarda farklı bileşimlerde ki galaksiler veya yıldızlar nasıl oluşmuş..

  16. 16 uzaklardan bir gizem 30 Nisan 2008, 12:32

    B.

    Bilimadami degilim o nedenle yanlis yorum yapip sasirtmaktan Allahima siginirim.

    Gecen sene Hawking bir aciklama yapti. Dedi ki;
    “Eger evren, o “an” degil de bir saniye once veya bir saniye sonra yaratilsaydi, bu evren olmazdi”.

    O “AN” dedi. Zaten bilimsel detaylar degil de bu “nokta” dikkatimizi cekti. Nokta ilminde de o “an” degil midir olup biten?

    Ayrica matematikcilere de sormak lazim, sonsuza giden bir yuzeyin uzerinde sonsuza giden baska dogrular vs. olamaz mi? Sonsuz noktalardan olusur sonsuz dogrular, o ne olacak?

    Ozetle, demek istedigimiz, neden “Hayir, anliyamadim su; baslangicli bir evrenin neresinden tutacaksin bu buradan basladi ve buradan sonrasinda genislemeye devam ediyor diyeceksin?!” derken kendi icinde celisildigidir. Zaten baslangicli bir evrense, iste o baslangicindan tutup gerisinden genisliyor dersiniz.

    Ama nacizane bizim dedigimiz AHAD’dir ki sonsuzdur, butundur. Sonsuz yuzeylerin/varliklarin uzerine de sonsuza giden baska seyler koyup genisletebilirsiniz.

    Allahu Ahad.

  17. 17 Sufi 30 Nisan 2008, 12:40

    Arkadaslar Merhaba,

    Muhyiddin Ibn Arabai`nin Kitabu Istilahis Sufiyye, Kitabu`l Elif Ahaddiye ve Said Nursi`nin Isaretul Icaz risalelerinde bulabilirsiniz.

    AHHA, ‘string theory’ yazin google’ye karsiniza kamyon dolusu yazi cikar. Bu yukarida adini verdigim risalelerde cok genis perspektifte bilgiler naklediliyor.. Gorebilene, degerlendirebilene!..

    Baslangicli ve hala genislemeye dayali (bizim diye tabirledi AHHA arkadasimiz) evren modeli dusunulemez! Cunku baslangici-sonu olmayan holografik butunlukte MANA da otomatik olarak duser!.. Peki ama MANA nasil dusuyor diyeceksiniz!.. Durup kalabalik insan toplulugun icine girin ve yolunuza sapmadan devam edin. Ara sira da olsa insanlarin yuzune ara sirada olsa bakin. Bir an derin dalin orada ve stringin orada hangi yon ve aci ve isim ile tecellisini Kuddusiyet olarak boyutsal sekilde irdelemeye calisin.. Mana kaldi mi? Hala mana kalabilir mi, Mana eri olmak ve o yolda yurumek… HU`nun vucudunda birimsellik arz eden MANA terkiplerinde sizce sicimlerin yedi farkli acilimsal ve dusunsel zikirleri olabilir mi? Diyeceksiniz ki o zaman zahir de O`dur!… Tamam, RabbiNi bildin amma! Peki ya Rabb-ul Alemin? Gercekten musahade etmediniz mi?

    Baslangicli ve genisleyen evren modeli olamaz!

    Vallahu yekulul hakka ve huve yehdiissebile..

    La mevcuda illa HU!

  18. 18 Sufi 30 Nisan 2008, 1:05

    Ahha,

    Sunnetullah` ta yani makroskobik uzayda neden-sonuc ve biliyorsunuz ki determinist yasalar gecerli!. Fakat mikroya inince bu belirginlilik yerini belirsizlige birakir, peki ama neden? Bu baskalasimi yapan beyin mi yoksa evrende gizli bir irade mi sorusuna; Bilinc olmustur cevap. Derun da gizli O`lanin hukmu.
    Bu cagin yenilenmesi nasil bitti dersiniz? Tumel TEK e ulasilmadi mi? Sizlerde ki birimselliginiz de her AN Hakikati muhammedinin imajinda yeni bir olusta degil misiniz? Kozmik bilinc imajinda yuzen bilinc baliklari seyrine dalmadik mi?…
    Iyi tamam, butun bunlar hos ta abi, sazin yok diyeceksin. Dogru, sazim yok! Ancak o saz dalgasini sana senfoni esliginde dinlettirilirse sasmamalisin.

    Simdi ben bir sey dersem eminim bir daha bu siteye giremiyecegim.. Ilim, derin bir derya. Herkesin anlayis seviyesini de ortaya katarak bazi seyleri aciklamaliyiz, fakat bazi seyleri!..
    Hep pozitif yaklasilmali..
    Cok iyi turkce karakter kullanamiyorum, yurt disindan katilmam hasebiyle ve linux isletim sistemin de karakter bakimin da eksikligi var bu surumun. Update edilmesi gerekli!.. Her bir beyin icin de…

    Selam, bilincte aciga ciksin; muhabbeti getirsin!..

    – Muslumanligin, kafirligin disinda bir ova.. Ucsuz bucaksiz ovada, sevdamiz; uzar, gider… Arif olan geldi mi usulca basini kor.. Ne muslumanliga yer var orda ne kafirlige!..
    * * *

    Edeniz,

    Anlamak var, irdelemek var, sukun ile hazmedip seyr halini yasiyanlar var.
    Dun dunde kaldi cancagizim, bu gun yeni seyler soylemek lazim!..

  19. 19 AHHA 30 Nisan 2008, 7:58

    “Darvin’in evrimleşme teorisini hala ayakta tutabilmek için lanse edilen “Büyük patlama” tam bir balon…”

    Sevgideğer Bir’ol abi,

    Yaratılışın kendisi (!) olan Evrim mekanizması ile “Büyük Patlama” teorisi tamamen ayrı konular. Bu yüzden evrimi ayakta tutmak için ortaya konulmuş bir teori değil. Birisi hayatın, canlıların nasıl geliştiği 3 milyar yıllık bir ile ilgili biyolojik bir açıklama iken Büyük Patlama evrenimizin (kâinatın değil) başlangıcını kanıtlarıyla açıklayan bir teori.

    Büyük patlama teorisinin temeli Evrenimizin genişlediğinin Hubble adlı astronom tarafından keşfedilmesiyle ortaya konulmuş, daha sonraki kanıtlarla beraber güçlendirilmiştir. Evrimle bağlantısı yok yani. Evrim teorisi ise artık günümüzdeki kitlesel kanıtlarıyla beraber hiçbir bilimsel yayının reddetmediği bir gerçek artık.

    “Tesadüfen patlayan bir şey, sistematik bir şey haline gelmez..”

    Hiçbir bilim insanı bu patlamanın tesadüfen olduğunu iddia etmiyor. Bir patlama olmuş ve evren oluşmuş, fakat ondan “önce ne vardı, neden ve nasıl patladı” gibi soruların cevapları ise yeni geliştirilen teorilerle aranmakta. Ki zaten biz de “Büyük Patlama”nın boyutsal bir iniş olduğunu, yani RUH denilen bilinçli uzay tarafından çöktürüldüğünü belirtmiştik. Yani rasgele bir olay değil.

    “Evren, patlamadan önce büzüştü” diyorlar!. Bu büzüşme nerede oldu!?. Başka bir evrende mi?..”

    Hayır, bir yerden bir yere büzüşme olarak tanımlanmış bir şey değil. Anlatılmak istenen Evrenimizin başlangıçtaki çok küçük ve sonsuza yakın yoğunluklu bir tekillikten meydana geldiğidir. O tekilliğin nereden geldiğinin cevabı ise Boyutsal iniştir. Resmi bilim bunun üzerinde yeni teoriler geliştirmektedir. Şu an cevap bulamaması büyük patlamayı balon yapmaz. Büyük patlama eksikleriyle beraber sağlam bir teoridir.

    “Evren genişlemektedir” diyorlar!. Nereye doğru genişlemektedir?..”

    RUH denilen Hilbert Uzayının içinde Hayalen (fakat bizim gerçeğimiz olarak) genişlemekte. Hayalinizde şişirdiğiniz balon nerede şişmektedir? Benzer sorular.. Hayali balon sizden ayrı bir varlık değil!

    “Tek bir patlamadan meydana gelmiş, farklı yaşlarda farklı bileşimlerde ki galaksiler veya yıldızlar nasıl oluşmuş..”

    Patlama ile beraber algıladığımız boyutun kendisi olarak bu tarafa gelen cehennemi sıcaklıklardaki enerjinin soğumaya başlamasıyla doğanın temel 4 kuvveti ve temel parçacıklar ortaya çıkmıştır. Evrenin genişlemesiyle beraber sıcaklık azaldıkça zamanla ortaya Hidrojen atomunun oluşturduğu homojen gaz bulutu ortaya çıkmıştır. Patlamanın etkisiyle ortaya çıkmış olan 200 milyar kadar mini karadelik ise bu tek homojen bulutunu çekim etkisiyle kümeleştirmiştir. Kümeleşen ve sıkışan gaz bulutları yıldızları, dolayısıyla da galaksileri meydana getirmiştir. Yıldızlarda sıkışan hidrojen elementi ise sıkışmanın yani nükleer füzyonla beraber diğer elementlerin atomlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    Galaksilerin yıldızların bileşimlerinin-renklerinin farklı olmasının nedeni de bu sıkışmanın ölçüsüyle orantılıdır. Bir yıldızın yüzey ve merkezi sıcaklığı değiştikçe bileşimi de değişir. Kaldı ki, yıldız-galaksi bileşimleri Büyük patlama ile bağlantısız bir konudur.

    Asıl sorun ise şudur. Eğer kendi algıladığımız evren sonsuz, başlangıçsız olsa idi bu sorunuzun cevabı verilemezdi.

    Evrenimizin sonsuz olması halinde bu sonsuz tane galaksi ve yıldızın olması anlamına gelir. Sonsuz yıldızın ışıklarının ulaşması demek de her zaman aydınlanacak bir gökyüzü demektir. Oysa gece dünya atmosferi karanlıktır. Bu basit çıkarım evrenimizin sınırlı, başlangıçlı olduğuna delildir.

    “AHHA: ’string theory’ yazin google’ye karsiniza kamyon dolusu yazi cikar.”

    Sevgideğer Sufi,

    String teorisi Büyük Patlamayı reddetmez, eksik kısımlarını tamamlar. Google’da kamyon dolusu yazı var ;=).

    “Baslangicli ve hala genislemeye dayali evren modeli dusunulemez! Cunku baslangici-sonu olmayan holografik butunlukte MANA da otomatik olarak duser!..”

    Olaya piramidin tepesinden bakarsak “ne ben kalırım, ne başlangıçlı evren ne de bahsettiğiniz 7 yönlü sicimler” elbette. Ama bu boyutta siz de, ben de, genişleyen bu evren de varız! Fakat diyoruz ki, bir hayal olan algıladığımız, bizim evrenimiz bir başlangıca sahiptir, piramidin altından baktığımız için!. Bu bakış açısını görmezden gelip olaya sadece yukarıdan (Vahdetten) bakmakta ısrar etmeyelim derim.

    Sevgiyle efendim..

  20. 20 bir'ol 1 Mayıs 2008, 12:51

    Batı dünyası Büyük patlama teorisini izah ederken elbette benim gibi tesadüfen oldu demiyor. Bu tesadüf kelimesini ben kullandım. Çünkü, anlattıkları teorinin temeli ”tanrıya dayanıyor”.. Ben ise tanrıya inanmadığım için, patlama esnasında tanrıyı bir yerlere oturtamadığımdan dolayı işi tesadüfe bırakıyorum :-).

    Evrim teorisine gelince.. Bilimin yanılgısı diyebilirim. Veya bunu bilinçli yapıyorlar olabilir!…
    Evrende, sistemde, gelişime eyvallah. Ama dönüşüme hayır diyorum….
    Diyorlar ki: Kuşların atası kertenkeleler.. İnsanların atası maymunlar, balıkların ataları ise dağlardan inmiş denize girmiş ve balık olmuş çeşitli canlı türleri vs. vs….
    Kanıt?.. Yok!!… Tamamen varsayım….
    Varsayımlar üzerinde konuşacak olursak eğer, yüzlerce kitaplar yazabiliriz….

    Vahdet ise, varsayım değildir. Tamamen gerçektir. Piramitin neresinden bakarsak bakalım, vahdet gerçeğini görebiliriz…
    Sevgilerle

  21. 21 Neo 29 Mayıs 2008, 10:39

    Demek ki bilim dunyasinin verileriyle beyninizde ki kanserlesmis tanri kavrami yerine oturacak. Tanriya bir baslangic veriyorsun O`nunla birlikte genisliyor. 3D olarak` … Ne nasil? Bilimsel mecmua mi istiyorsun, al bakalim ona gore dusunu dunyanda degisir.

    Hala anlamiyorsunuz degil mi? Kelimelerin birer isaret oldugunu, levha islevinde kullanildigini; levhalarin sirtina alacagin yerde yon bulmak amaciyla kullanildigini?! Hakikat ehli olan insanlarin dediklerinden yola cikarak, bilim insaninin da buluslariyla bir yon icerisindesin. Mana okyanusunun icerisine gir dedim.. Ne o okyanusu gordun de pacani sivayip ayagini sokamiyor musun?

    esSelam (Daha once “sufi” rumuzuyla yorum yapip yazmistim)


    Bilimsel makalen de burada!


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: