Uyandırma Servisi

Bu nasıl iştir, ne ince iştir!?… Alacakaranlıkta uyanıvermek ve kendini tam da bir şeyleri aşmış, mesafe katetmiş zannederken yine yolun en başında, hatta belki de dışında bulmak…

Amansız bir sorgulamaya girmek ardından… Hiçbir mekanda ve hiçbir zamanda, hiçbir işkencecinin sana edemeyeceği eziyetleri kendi kendine etmek…

Lime lime etmek tüm benliklerini, parçalamak ve savurmak dört bir yana… Nasıl toplayacağını, nasıl tekrar bir bütün olabileceğini bilmeden, düşünmeden…

Sessiz feryatların yeri göğü inletir ama kimseler duymaz. Yalnız, yapayalnızsındır…

Paramparçasındır…

Ve aniden… kendini hayatının hiçbir döneminde hissetmediğin kadar küçük ve çaresiz duyumsarken, her şeyin sorumlusunun yine kendin olduğunu farkedersin… Yaman bir çelişkidir bu….

Onca emek, onca didinme, bunun için miydi?.. Kendini bilmeye çalışırken varacağın yer sevgisizliğin, kibrin miydi?

Hem de ‘’Severim yaradılanı yaradandan ötürü,’’ diyerek ortalarda dolanırken, alçak gönüllülüğün zirvesine çıktığını sanırken…
Alçakgönüllülük zanettiğin o cehennem çukurunun kibrin zirvesi olduğunu nasıl göremedin, nasıl?!…

Ahhh… bilemedin ki alçakgönüllülük asla görünmez. Ya vardır ya yoktur o. Var ise görünmez. Yok ise görünür.

Onu gördüğün anda kibir boyutuna geçersin.

İşler yolundaydı son zamanlarda… Hayatındaki bütün pürüzler mucizevi dokunuşlarla düzeliyordu. Sanki, yukarılardan bir yerlerden, senin için, senin hayatını kolaylaştırmak için kapsamlı bir organizasyon yapılıyordu…

Bu yolundalığın, yaptığın çalışmaların, eriştiğin manevi boyutun bir ödülü olduğunu düşünüyordun. Şükrediyordun…

Sonra, birdenbire her şey değişmeye başladı…

Hayatın tepetaklak oldu aniden… Şaşırdın… Neden düştüm bu hale, dedin… Başladın sebep olanları suçlamaya, ‘’Öyle yapmasalardı, böyle olmasalardı bunlar olmazdı,’’ demeye…

Sen bunları diyedururken işler daha da kötü gitmeye başladı…

Sonra bir gece… uyanıverdin alacakaranlıkta ve ‘’Allahım ben ne yaptım,’’ dedin… Gözyaşlarına boğuldun.

Bir ses, yüreğinin taa derinlerinden bir ses, sana seslendi ve ‘’Şükretmekle yetinmedin, ötesine geçtin,’’ dedi….

Kendine pay çıkaran kahrolası vehimlerinle ‘’inkar’’a düşmüştün…

Ödülün, cezan olmuştu …

Söz konusu kendi çıkarların olduğunda ne çabuk da unutmuştun insanları hiçbir şekilde yargılamaman gerektiğini… Nasıl da cıyaklamıştın kendi kuyruğuna basılınca… Üstüne üstlük, yargılamakla da yetinmemiştin. Bir de kendini üstün görmüştün. Sen ‘’iyi’’ idin, sen ‘’doğru yoldaydın’’ ya…

Gün olmuş devran dönmüştü işte…

Bu öyle ince bir iş idi ki zamanında seni yargılayanlar senin o en çok yargıladıkları hallerine bürünmüş, seni yargıladıkları için onları yargılayan sen ise onların yerine geçmiş ve onları -senin ‘’eski’’ hallerini yaşadıkları için- yargılar olmuştun…

En sonunda da ihale sana kalmış ve cehenneminin yollarını yargı taşları ile döşemiştin…

İşte böyle bir devrandır bu… Sen kendi rızanla gözünü açmaz ve uyanık olmazsan hayatın uyandırma servisi her daim emrine amadedir…

Angorya
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

6 Responses to “Uyandırma Servisi”


  1. 1 özde 24 Nisan 2008, 2:13

    Din Dan!..

    Nerede nasıl şaşar, insan bilemez,
    Alın yazısının önüne, asla geçilmez…
    Uyandırma servisi, vakit gelince çalar zilin sesini..
    Din Dan!.. Din Dan!..

    Gurur kibir illeti, gizliden okşar nefsi ..
    Yanılsama vehmi, var sandırır kendini..
    Uyandırma servisi, vakit gelince, çalar zilin sesini..
    Din Dan!.. Din Dan!..

    “İnsan uykudadır, ölünce uyanır.” rüyadan,
    İster uyu, ister uyan; dünya dönüyor her an…
    Uyandırma servisi, vakit gelince çalar zilin sesini..
    Din Dan!.. Din Dan!..

    güvenlik kodu: egoo

  2. 2 Zekeriya BAĞCI 24 Nisan 2008, 9:42

    Tak, tak, tak…

    Sayın ANGORYA orada mısınız?

    UYANDIRMA SERVİSİMİZE SİZE İLETİLMESİ İÇİN BU NOT BIRAKILMIŞTIR.

    SEVGİLERİMİZLE
    * * *

    Hasan GÜLER B Meali KEHF SURESİ

    9-) Em hasibte enne Ashabel Kehfi ver Rakıymi kânu min ayatina aceba;

    Yoksa bizim ayetlerimizden (sadece) Ashab-ı Kehf (mağara ehli, mağara arkadaşları; melekutuna sığınanlar) ve Rakıym’ın (ashab-ı kehf’in isimlerinin yazılı olduğu levha?) mı bir acibe (şaşılacak; ibrete şayan) olduklarını sandın? (Oysa Kehf:1-8 arasında anlatılan ve Kudreti İlahiyyemizin eseri olan sistem ve düzene ait ayetler, varoluş, zuhura gelme ve fani olma realitesi daha hayrete şayan ve ibret alınıp idrak edilmesi gerekendir!).

    10-) İz evel fityetü ilelKehfi fekalu Rabbena atina min ledünKE rahmeten ve heyyi` lena min emrina raşeda;

    Hani o feta’lar (delikanlılar, yiğit gençler), o kehf’e (dağ’daki büyük mağara’ya; içinde adeta ölü oldukları o mağara’ya?) sığınmışlar ve “Rabbimiz bize ledünnünden bir rahmet ver (bize rahmet hazinelerini, Esmanı aç) ve bizim için (bu) işimizden bir RÜŞD (hidayet, doğru yolda hedefe varma; olgunluk ve kemal hali) hazırla”, demişlerdi.

    11-) Fedarebna alâ azânihim fiyl Kehfi siniyne adeda;

    Bu sebeple sayılı seneler, o mağarada onların kulakları üzerine vurduk (kulaklarını/zahiri algılamalarını kapadık).

    12-) Sümme beasnahüm li na`leme eyyül hızbeyni ahsa lima lebisu emeda;

    Sonra onları ba’settik (beden kabirlerinden ilahi güçlerle kalkarak uyanmaları), iki hizipten hangisinin (Ashab-ı Kehf ve muhalifleri veya bunların sembolize ettikleri itikat sahipleri ya da bu mağara ehlinin kendileri aralarında…) kaldıkları müddeti (tarihi-zamanı, değil?) daha iyi ihsa edeceğini (tamamlayıp idrak edeceğini) bilelim için.

    13-) Nahnu nekussu aleyke nebeehüm Bil Hakk* innehüm fityetün amenu Bi Rabbihim ve zidnahüm hüda;

    (Rasûlum) Onların haberlerini Bil-Hakk (Hakk olarak) biz sana kıssa ediyoruz… Muhakkak ki onlar Rablerine (Bi-Rabbihim; B sırrıyla) iman etmiş (ilmel yakıyn) Feta’lardı… Biz de onları hidayet olarak arttırdık (aynel yakıyn muşahadesini gerçekleştirdik).

    14-) Ve rabatna alâ kulubihim iz kamu fekalu Rabbuna RabbüsSemavati vel Ardı len ned`uve min duniHİ ilahen lekad kulna izen şatata;

    Ve onların kalblerine rabıta koyduk (İlahi yakınlıkların artması ve dahası için mücahade gücü verdik) … İşte (o delikanlılar) kıyam ettiler (bir iman ve vahdet abidesi olarak dikildiler) de şöyle dediler: “Rabbimiz, Semaların ve Arz’ın Rabbi’dir… Onun yanısıra ilah (vücud, müessir) edinmeyiz… Andolsun ki eğer aksini dersek o zaman bir şatat (yani: akıl ve mantığın alamayacağı kadar saçma, aslı olmayan bir yalan) demiş oluruz”.

  3. 3 nuri 24 Nisan 2008, 10:55

    Sevgili Kardeşler,

    Bu siteyi takip ederken çok enteresan şeyler oluyor..

    Gece düşündüğüm bir meseleyi sabah bilgisayarı açtığımda ya cevap şeklinde bir yazı ile karşılaşıyorum ya da bazen kelimesi kelimesine cümlesi cümlesine karşıma çıkıyor .
    Gündüzleri bile oluyor. İki üç saat sonra bir yorumda mutlaka cevap geliyor…

    Bu ara sıra olmuyor, her zaman böyle oluyor.
    Hayretler içinde kalıyorum. Sanki bir yayın frekansı varmış gibi hissediyorum .
    Selamlar.

  4. 4 mülk 24 Nisan 2008, 3:37

    Mülk,tebareke süresinden sonra okunan bu dua’nın anlamını bana yazmanızı rica edebilir miyim, arabcası olan bir dostdan..

    Allahümme, a’simni bil’islami kaiden. Ve a’simni bil’islami rakiden, vela teşmit bi adüvven vela hasiden. Allahümme inni euzü bike min şerri nefsi ve min şerri külli dabbetin ente ahizün binasiyetiha ve es’elüke minel hayrillezi biyedike.

  5. 5 edeniz 24 Nisan 2008, 5:03

    Güvenlik kodu: dostt !.. O yüzden yaşını, mevkini, cinsiyetini bilmiyorum ama Değerli Angorya değerli Dost..

    Yargılamamak; bir o kadar kolay, bir o kadar zor geliyor bana, kafam çok karışık maalesef bu konuda.. Basit bir kesit vereyim yaşantımdan ve sizden yardım isteyeyim acizane ki, bu konuyla ilgili o kadar çok farklı sözler okuyorum ki, karar veremedim henüz doğru, yanlış diye.

    ”Kötü bir insana iyilik yapmak; en az iyi bir insana kötülük yapmak kadar tehlikelidir”

    ya da

    sayın üstadın da sözleri vardı; bazı insanlara iyilik yapılıp yapılmaması konusunda çok özür dilerim tam hatırlayamadım ”Dosttan Dosta ” programında çıkan öğütlerin arasındaydı ya da tavsiyelerinde, kusurum varsa affola..

    Ben kesiti vereyim, daha iyi anlatabilirim derdimi sanıyorum;

    Bugün bir misafir grubu ağırladım ve kısmi masraf yaptım ve alışveriş yaparken dedim ki, bunları alıyorum ama ben Allah rızası için yapıyorum; yoksa bu grupta dedikoducular var, amacımızı unutup kahkahalara boğulanlar var, salt yeme içmeye gelenler var (EN GÜZELİNİ ALLAH BİLİR ELBETTE) benim cüzi fikrim.

    Yani kişi bu tür insanlara da Allah rızası için vermeli mi? Yargılamadan!!
    Allah rızası için arkadaşlık etmeli mi etmemeli mi?

    HOŞÇAKALIN

  6. 6 SOR 25 Nisan 2008, 1:39

    Allah’ın işi ya işte.. Bizim de güvenlik güvenlik kodu: “hayrett” oluverdi hayret !?!
    Ne diyeyim, zor Angorya ZOR.
    Kalemine-gönlüne sağlık.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: