Göç Zamanı

– Heeeyyy !.. Müslümanlaaar !.. Beklediğiniz O zât geliyor işte !..

Müjde top gibi patladı bu sesle âdeta.. Haykırışı duyan müslümanlar evlerine dalıp, kılıç, kalkan, silâhları nâmına neleri varsa takınıp, en güzel elbiselerini giydiler.. Kadınlar el ve ayaklarına altın bileziklerini taktılar. Atları olanlar, meşhur arap atlarını en güzel eğerleriyle süslediler. Develeri olanlar, onları dahi süsleyip, kadın erkek, çoluk çocuk, akın akın Rasûlu Ekrem ile Hazreti Sıddık`ı karşılamak üzere yollara döküldüler… (MUHAMMED MUSTAFA-2 / AHMED HULÛSİ)

Muhacir (yerinden/izafi kişiliğinden hicret eden) ve Ensar’dan (hicret yurdunun sakini, muhaciri barındırıp yardım edenden) ilk öne geçenler (İslam’a-tam tevhid’e nail olanlar) ile onlara (Bi-) ihsan (hakıkatı müşahade) ile tabi olmuşlar var ya, işte onlardan Allah razı olmuştur… (Onlar da) O’ndan razı olmuşlardır… Onlar için içinde ebedi kalacakları altlarından nehirler akan cennetler hazırlamıştır… İşte bu aziym bir kurtuluştur. (9/100; B Meal)

Andolsun ki Allah, (hem de) onlardan bir fırkanın kalbleri neredeyse kaymak üzere iken, en-Nebî’yi (Hz.Rasûllullah’ı) da, o güçlük saatinde (Tebuk Seferi esnasında) O’na tabi olan Muhacirler ile Ensarı da tevbeye muvaffak kıldı (gafletten korudu, durumlarını gerçeği ile farkettirdi)… Sonra onların tevbelerini kabul etti (nefslerinden koruyup kendine hidayet etti)… Çünkü O, onlara (B sırrınca onlar olarak, onlardan) Rauf’dur, Rahıym’dir. (9/117; B Meal)

Onlardan (muhacirler’den) önce o yurda (Medine-i Münevvere’ye; hicret yurduna?) ve iman’a yerleşmiş olan kimseler (Ensar), kendilerine hicret edenleri severler… Onlara (muhacirlere) verilenlerden kendi sadırlarında (kalblerinde) bir hacet bulmazlar (içlerinde bir ihtiyaç hissetmezler)… Kendileri (B sırrınca) ihtiyaç içinde olsalar da (zaruret halinde bile) onları kendi nefslerine tercih ederler (i’sar)… Kim nefsinin cimriliğinden/ihtirasından korunursa, işte onlar iflah edenlerin (kurtuluşa erenlerin) ta kendileridir.(59/9; B Meal)

***

GÖÇ ZAMANI

açsanız her müslümanın gönlünü… O’NUN İÇİN…
notasız ve sözsüz en az bin beste yatar

1. AKABE BİATI

Medineli’lerden altı kişi Akabe’de Resulullah ile buluşup Müslüman oldular. Bir yıl sonra aynı yerde tekrar buluşmak üzere “söz verip” ayrıldılar.

Bir yıl sonra aynı yerde… Nebîlik görevinin on ikinci yılında… Hac mevsiminde… önceki altı kişi ile birlikte ON İKİ kişi hazırdı ve bekliyordu.

Resulullah a.s. da geldi ve O’na;

“Geceleyin,
Darlıkta ve varlıkta,
İsteklilikte ve isteksizlikte,
Dinlemek ve itaat etmek,
İdarecilik işinde ehil olanla çekişmemek,
Her nerede olursa olsun, hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeksizin, hakkı söylemek…

Üzere tabi oldular.

2. AKABE BİATI

Resulullah a.s. hac mevsimlerinde Mekke’ye gelen müşrik Arapların konakladıkları yerleri dolaşarak;

“Rabb’ımın Risâlet vazifesini yerine getirinceye kadar beni barındıracak kim var? Bana yardım edecek kim var ki kendine cennet verilsin! “ der idi.

Fakat ne barındıracak ne de yardım edecek kimse bulunmazdı. Çünkü O’nun arkasında her zaman kendi akrabalarından ve ya Mekkelilerden birileri dolaşır… “ Kureyşlilerin genci sizi dininizden döndürmesin, atalarınızın taptığı tanrıya tapmaya devam edin… O yeni bir tanrıdan bahsediyor… O’nun anlattığı Allah’a iman etmeyin!!!” derlerdi.

Medineli Müslümanların hepsi bir araya gelerek;

“Resulullah a.s.’ı daha ne zamana kadar Mekke dağlarında kovulur ve endişeli bir halde bırakacağız?!” dediler. Resulullah a.s. ile buluşup Mekke sokaklarında ve Akabe sırtlarında tekrar söz verdiler;

“ Bizim yanımızda size yadım var.
Senin için canlar verme var.

Bu gün Sizin yaptığınız davet, inanların yüzünü ekşitecek kendilerine ağır gelecek bir davettir. Siz bizi öteden beri üzerinde bulunduğumuz dinimizi terk etmeğe ve kendi dinine tabi olmaya davet ediyorsun…

Bu çok zor ve ağır bir şey olduğu halde biz Sizin bu teklifinizi kabul etik…

Siz bizi tüm insanlarla aramızdaki yakın ve uzak ilişkileri kesmeye davet etmiyorsun ama, biz Sizin dininize tabi olursak bizden uzak yakın akrabalarımız tüm ilişkilerini keserler…

Bu da bizim için çok zor olduğu halde davetinizi kabul ediyoruz…

Tüm kavminin ve amcalarının öldürmeye yemin ettiği “biri”ni biz aramıza alıp tüm dünyaya karşı korumaya söz veriyoruz…

Biz bizim verdiğimize karşılık Sizdeki Allah ilmine ve kalbinizdeki Mârifet’e tâlibiz… Siz de şartlarınızı söyleyiniz Yâ Resulullah!”

Ve ezelî kelâm O Dil’den seslendi;

“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmenizdir… beni ve Ashabımı barındırmanız… yardımcı olmanız… kendilerinizi savunduğunuz koruduğunuz şeylerden bizleri de savunup korumanızdır… kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup korumanızdır…”

Orada yetmiş el birbirine kenetlendi… en üstte Allah’ın sağ eli…

Ve Medineliler sordu;

“Yâ Resulullah… Allah seni muzaffer kıldıktan sonra bizi bırakıp yurduna dönmeyi umar mısın?”

Âlemlerin Efendisi inci gibi dişleriyle gülerek;

“Hayır! Benim kanım sizin kanınızdır,
Benim zimmetim sizin zimmetinizdir,
Ben sizden’im!
Siz de benden’siniz!
Ben sizin savaştığınız kimselerle savaşırım.
Ben sizin barıştığınız kimselerle barışırım!”

Ve Medineliler kanlarının ve mallarının son damlasına kadar O’nu savunacaklarına üç kez söz verdiler ve onlara bu cihat için üç kez “cennet” denildi…

Hz. Abbas r.a. yeğenini “Ensâr”a teslim etti…

Herkes gizlice dağıldı… buradaki “sözleşme”yi melekler ve şeytanlar dahi tespit edemedi… günler, haftalar ve aylar geçti… İntikal başladı.

HİCRET… HİCRET…

Sonsuzluk halkaları Mekke’den Medine’ye akıyordu. Müşrikler anlamasın diye evlerde çıralar, ocakta yemekler ateşte bırakılıyordu… önce Yemen’e doğru akıyorlar sonra geniş bir kavis çizerek Medine’ye yöneliyorlardı. Sırrı öyle bir gizliyorlardı ki yine melekler ve şeytanlar dahi onları anlayamıyordu…

BEKLEYİŞ… BEKLEYİŞ…

Medineliler her gün sabah namazından sonra bir tepeye çıkarak O’nu gözetlerlerdi. Sıcak basınca da dönerlerdi. Sıcak bastığı ve Medineliler evlerine çekildiği bir gündü. Bir Yahudi kendi işi için ufku gözlüyordu. Uzakta beyazlara bürünmüş birisinin ve arkadaşının serapları ve sıcak buharları yara yara geldiğini gördü. Kendisini tutamadı ve bağırdı:

“Ey Araplar! Ey Kayle oğulları! İşte nâsibiniz, devletliniz, gelmesini bekleyip durduğunuz Aliyy kişiniz geliyooor!!!”

Medineliler evlerinden fırladılar. O’nu Harre ‘de kara taşlıkta hurma ağacının altında beş yüz kişi ile karşıladılar…

Kuba’da konakladı… Ve sonra Medine’ye yürüdü.

MEDİNE’YE HOŞ GELDİNİZ

Kusvâ’nın kemendini serbest bırakmıştı. Kusvâ ağr ağır adımlarla evrenleri koklaya koklaya, Medine’nin gizemli nur nehirlerini seyrede seyrede ilerliyordu.

Kadınlar, çocuklar, yaşlılar toprak damlara çıkmış O’na el sallıyor, “Yâ Resulullah hoş geldiniz, Ey Allah’ın Resulü evinize hoş geldiniz!” diye çığlık atıyorlardı.

Kusvâ Eyyûb el-Ensâri’nin evini en huzurlu yer yüzü noktası olarak saptadı ve oraya yöneldi. Bu esnâda Neccaroğullarının minik kız çocukları ellerinde deflerle O’nun etrafını sardılar ve neşideler okudular… “ Ne hoştur komşuluğu Muhammed’in ”… diye tempo tutuyorlardı. Resulullah a.s. kız çocuklarına sordu:

“Beni seviyor musunuz?”

Bir çığlıktır koptu miniklerin yanık yüzlerinden…

“Evet yâ Resulallah! Seni çok seviyoruz!”

Âlemlerin “aşk kaynağı”ndan “aşkın sesi” üç kez dalga dalga yayıldı:

“Vallâhi Kızlarım ben de sizleri çok seviyorum!… Vallâhi Kızlarım ben de sizleri çok seviyorum!… Vallâhi Kızlarım ben de sizleri çok seviyorum!…”

Çevredeki sesler “Resulullah geldi! Allahu Ekber!.. Resulullah geldi! Allahu Ekber!.. Resulullah geldi! Allahu Ekber!..” olarak yankılanırken Habeşli hizmetçiler “özgürlüğün kokusu”nu almışlar ve davullara vuruyorlar ve kılıç kalkan oyunları oynuyorlardı.

AY DOĞDU ÜZERİMİZE VEDÂ TEPESİNDEN

Birden etraf derin bir sessizliğe gömüldü.

Çok hafiften zilsiz bir def sesi deriden derinden gümlemeye ve temposunu artırmaya başladı… Medineli genç kızlar, kadınlar ve çocuklar sonsuz evrenlerin en son sonsuzluklarına kadar yayılan “Evrensel Şarkı”ya başladılar:

Taleal bedru aleyna
Minseniyyeti-l veda’
Vecebbeşşükrü aleyna
Mâdeâ lillahi de’a
Eyyühel meb’usu fîna
Ci’te bilemril muta’
Ci’te şerraftel medîne
Merhaben yâ hayreda’
Ente şemsun, ente bedrun
Ente nûrun âlâ nûr
Ente misbe hassüreyya
Ya habîbi, ya Rasul
Kadle bisnâ sevbe izzin
Ba’de esvâbı-rrika’
Vereda’nâ sedye mecdin

Ay doğdu üzerimize
Veda tepesinden
Şükür gerekti bizlere
Allah’a davetinden
Sen güneşsin sen aysın
Sen nur üstüne nursun
Sen süreyya ışığısın
Ey sevgili Ey Rasul
Ey bizden seçilen elçi
Yüce bir davetle geldin
Sen bu şehre şeref verdin
Ey sevgili hoş geldin
Ey Rasul sana söz verdik
Doğruluktan ayrılmayız
Sen ey esenlik yıldızı
Senin sevginle doluyuz

Bitmeyen “evrensel şarkı” hâlâ gönüllerde yankılanıyor. Ve “Medinelilerin” cennetinden tüm cennet boyutlarına yankılanmaya devam edecek… ve sonsuza kadar unutulmayacak.

BİZE DE GEL!

Bâzan da “sonsuz evren orkestrası”na akortsuz bir saz telinden sızan bir kaç ritim karışır… arada duyulmadan kaybolur gider… ve sonsuza kadar unutulur.

O GELİYOR

Medineler Vedâ tepesinden O’nu gözlüyor…

Söz vermişler, gönül vermişler doğacak Ay’a
Candan ve maldan da öte en değerli neleri varsa vermeye…
Verecekler ki istenileni
Alacaklar karşılığında O’nda olan her şeyi…

O en değersiz olanı almaya gidiyor,
O en değerli olanı vermeye gidiyor,
yanında Mağara Arkadaşı…
yanında yol arkadaşı bir Kusvâ….

Bir sevinç çığlığı koptu
Vedâ tepelerinden…
O geliyor! O geliyor!
Sevgili geliyor…
İçlerinden gönderilen Resul
Dışlarından geliyor…

Hoş geldin ey Sevgili,
Medine’ye hoş geldin…
Ellerinde ne VAR ne YOK ise almaya hoş geldin…
Kendinde ne VAR ne YOK ise vermeye hoş geldin…

Ensâr O’na varlıklarını ve yokluklarını verdi
Ensâr O’ndan kendilerini aldı…

Ey Sevgili
Biz de seni gözlüyoruz
2008 rakımlı bir zaman tepesinden

Bize de gel!
Biz Medinelilerden daha çok VARlığa sahibiz…
Gel bize,
Siyah sarığınla ve siyah savaş sancağınla gel…
Geçilmez surlarımızı geç, aşılmaz dağlarımızı aş…
Tüm zenginliklerimiz senin olsun…
Hiçbir “…varlık…” senin “…Aşk potanda…” tortu bırakmaz…
Hiçbir “…karanlık…” senin “…Akıl ışığında…” sis bırakmaz…
Bize de sen kendi “…Fakr…”ını ver…

Buralardan geçip gitmeden
EV’imize de gel!
Ev’imizde gizlediğimiz görünmeyen en büyük tanrımızı yok et…
Allah’ın fetih sancağını has odamıza dik…

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

10 Responses to “Göç Zamanı”


  1. 1 kenan 21 Nisan 2008, 6:20

    Allahumme salli ve sellim ala seyyidina muhammmedin ma huve ehluhu…

    Ya rasulallah bizi de ümmetliğine layık eyle… kabul eyle… ‘benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız’ irfanına ulaştır, seni sevenlerle….

  2. 2 bir'ol 22 Nisan 2008, 2:17

    Makaleniz gerçekten akıcı olmuş…
    Teşekkürler Syn K. Gökdoğan bey…

  3. 3 e.deniz 22 Nisan 2008, 5:19

    Merhabalar, aklıma takılan bir başka önemli hususta sizinle konuşmak istedim..
    Sosyalde başını açık olan birisi Namaz kılarken ve Kuran okurken kimden gizlenmiş oluyor tek başınayken yani dışarda günahları topluyorsa ve evine gelince kendini kendinden iyi bilen Zat’a mı kapanıyor ya da başka anlamı var mı sizce?
    SEVGİLER, SAYGILAR

  4. 4 faik 22 Nisan 2008, 6:42

    Başını kapamanın içsel manası; birimsel varlığını örtmektir… Adeta “ben yokum; ALLAH var” demektir… Namaz da öz olarak bu manayı vermeye çalışmakta olduğu için, namaz kılarken başı örtmek gerekir… Başı örtmenin bilinen başka sebepleri de mutlaka vardır…
    Saygılar…

  5. 5 faik 22 Nisan 2008, 7:02

    Salavatlarla çağırıyoruz içimizdeki Rasulü, özümüzden açığa çıkar varlığımızda görünür diye…

    “Esselamü aleyke eyyühen Nebiyyü ve rahmetüllahi ve berakatüh”

    Teşekkürler…

  6. 6 KGökdoğan 22 Nisan 2008, 9:13

    e.deniz’in sorusu:
    “Merhabalar, aklıma takılan bir başka önemli hususta sizinle konuşmak istedim..
    Sosyalde başını açık olan birisi Namaz kılarken ve Kuran okurken kimden gizlenmiş oluyor tek başınayken yani dışarda günahları topluyorsa ve evine gelince kendini kendinden iyi bilen Zat’a mı kapanıyor ya da başka anlamı var mı sizce?”

    Eğrisiyle doğrusuyla kişisel cevabım;

    İnsan vücudu özellikle insan beyni, sıfıra yakın bir an içinde tüm evrendeki ve evrenlerdeki her zerrenin frekansını algılar ve kendisini de algılatır. Fakat ancak sıfıra yakın bir miktarını bilgiye dönüştürür. Aklımıza, kalbimize ve gönlümüze gelen hislerin, ilhamların, düşüncelerin bir bölümü de bu algı alış verişinden doğar.

    Bayanların beyin yapısı fiziksel ve metafizik algıları erkeklerin beyinlerine göre çok daha güçlü işler. Meselâ namazda kadınlar erkeklerin hatta erkek çocukların da arkasında durur… Çünkü, Kâbe’nin olduğu yeryüzü noktasından yayılan “celal” dalgaları ön saftaki erkeklerin beyin ve kalblerinden “zayıflamadan” geçer. Fakat bayanların beyin ve kalbleri o dalgaları olduğu gibi soğurur/yutar ve arkaya sızdırmaz. Erkekler bayanların arkasında saf tutarsa Kâbe’den gelen “celal” nurlarından nasibini alamaz. (Kâbe’de karışık saf tutuluyor, orada nur şiddetlidir, herkese yeter…)

    Kur’an’daki kelimelerin, cümlelerin, âyetlerin nûrları vardır. Yani her harfinin, kelimesinin, cümlesinin, suresinin ve tamamının kendine özgü nuru (dalga boyu) vardır. Kur’an’ı yüzeysel okuyan ya da gerçeğiyle okuyanın beyni o nurları evrenlerin her noktasına gönderir.

    Bayanların beyni bu gönderimde de daha kuvvetlidir. Bu nedenle… Başın örtülmesi; bayanların namazda okudukları sure ve duaların nurlarının şiddetini azaltarak erkeklerin ve diğer boyut canlılarının algılamaları seviyesine indirmek amacına yönelik OLABİLİR.

    Namazda hem erkeklerin hem de bayanların vücutlarının belli bölümlerini örtmesi Resulullah a.s.’ın uygulamalarıyla sâbittir.(*) Örtünmeyi yalnızken veya toplumda iken Allah’a karşı örtünmek yerine “içsel ve dışsal” frekans alanlarımızı düzenleme/ayarlama olarak da DÜŞÜNEBİLİRİZ. Bilemediğimiz, henüz dile getirilemeyen daha nice “evrensel sırlar”ın “yukarıdaki tanrı hesabı dışında” zamanla açığa çıkacağına inanıyorum.

    Bedensel mekanizmamız bazı konularda düşündüğümüz gibi çalışmaz, kendi bildiği gibi çalışır. (**) Kıyafetlerin rengi, şekli, sembolü bedenimizin enerji alanlarını etkiler.

    Meselâ zayıf, çelimsiz bir kişiyi askeri üniforma, çok değişik bir atmosfere sokar. Öz güveni geliştirir, kediyi aslana çevirir. Hemşire kıyafeti beyazlığıyla şefkat duygusunu yükseltir. Polis kıyafeti çevreye korku yayar… ibadetlerde dünya dinleri kendi özelliklerine göre bu sırlarla kıyafetler, renkler, tarzlar geliştirmişlerdir.

    Bu düşünce İslam adına da yapılmaktadır. Fakat günümüzde katılıktan, özdeki; “islamın üniform kılığı yoktur” gerçeğine dönüş başlamıştır.

    (*) Namaz haricinde Kur’an okunurken örtünme konusunda sünnette açıklık yoktur. Sonradan geleneksel zorunluluk şeklinde doğmuştur. Sahabe hanımların geleneksel örtünmelerini takvâ olarak değerlendirenler de vardır ve çoğunluktadır. Çoğunluğun görüşü daha rahat kabul buluyor.

    (**) Bu kural Rabiatül Adeviyye için işlememiştir. O câriye olarak satıldığı için yarı açık kıyafetler içinde efendisine ve misafirlerine raks etmiş, şarkı söylemiş, çalgı çalmıştır. Fakat o, bu ortam içinde dönemin pek çok erkek evliyasından daha üst velayet sırlarına ermiştir.

    Velâyet, Risalet ve Nübüvvet sırlarını, ilimlerini topluma açmak için “sistemde acımaya yer yok” kuralına uymak gerekiyor. Bayanlar merhamet ve acıma konusuna gelince yine erkeklerin kat kat önüne geçiyor ve bu görevleri “doğal olarak yüklenemiyorlar”… Bayanlar Velâyete, Risalete ve Nübüvvete erkekler ile aynı derecede uygundur. Fakat kendi acıma ve merhamet duygularının aşırılığı engeline takılıyorlar. (Bu konudaki bir suale de böyle OLABİLİR diyoruz.)

    Teşekkürler.

  7. 7 Meraklı 22 Nisan 2008, 9:13

    Faik, acaba siz de başınızı örtüyor musunuz namaz kılarken? Yorumunuzda,

    “Başını kapamanın içsel manası; birimsel varlığını örtmektir… Adeta “ben yokum; ALLAH var” demektir… Namaz da öz olarak bu manayı vermeye çalışmakta olduğu için, namaz kılarken başı örtmek gerekir…”

    dediğinize göre? Bu mana sadece kadınlar açısından değil, sizin açınızdan da geçerli olması gerekmez mi? Sadece merak..?

  8. 8 e. deniz'e.. 22 Nisan 2008, 11:20

    Syn e. deniz’e el cevap…
    Batıni anlamda baş örtmek benliği örtmek anlamı taşır ki, bu ilk olarak museviler de başlamıştır. Zaten salat’ın hakikati de Allah’ın huzurunda benliğin yok oluşudur. Bu ise secde ile kemale erer…
    Zahiri yönü ise, kadınların kadınsallıkları ile alakalıdır. Kadın dişisellik yönüyle Allah’tan perdelenendir! Kadının Allah’a kavuşabilmesi için dişiselliği ile perdelenmemesi gerekir…
    İş saçlarını örtmekle son bulmaz, bu yalnızca işin başıdır…….

  9. 9 faik 23 Nisan 2008, 8:14

    Namaz kılarken takke takan, sarık bağlayıp başını örten erkekler yok mudur? Onlarda da içsel manada durum aynıdır…

    Kemal Gökdoğan Bey’in yorumuna da katılıyorum… Teşekkürler…

    e.deniz kardeş te benim gibi düşünmüş… Ayrıca ben bu düşünceyi bir yerden okumuştum… Bence mantıklı…

    Teşekkürler… Yapılan bir uygulamada bir çok sebep olabilir.. Saygılar…

  10. 10 edeniz 23 Nisan 2008, 10:27

    ALLAH RAZI OLSUN HEPİNİZDEN..

    Evet ben namaz kılarken örtünüyorum fakat sosyalde başım açık. Kuran okurken açığım.
    Genellikle sizlerin yorumları arasında ”duaların manalarıyla beyine giden ya da beyinden gelen dalgalarla alakalı olabileceği” ile ilgili düşünceler vardı o halde Kuran okurken de örtü olmalı!!
    Fakat ben Kur’an’ı internetten, zaman zaman velilerimizin kitaplarından arada geçen ayetlerle gerek meal açıklamalı okuyorum ve bu 15 dk.da olup biten bir durum değil, gün boyu çeşitli kaynaklar okuyorum; o yüzden onunla ilgili kararı vicdanen vermem gerekecek galiba.

    Bir de acizane üstadın kitaplarından, yazılarından, sohbetlerinden aldığım kadarıyla cinler de bir takım impalslar gönderir, insanın zikrinin yönünü kaydırmek için, diyordu ve bunun için DUA VE ZİKİR kitabının 2. ya da 3. sayfasında hemen korunma duası vardır, zikre başlamadan okumamız için.
    Acaba örtümüz de bunları engelleyici midir? Genişletirsek cinlerden; haset gözlerden; kötü düşüncelerden vs… koruyabilir mi? SELAM VE SEVGİ İLE


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: