Ölüm Gerçeği

Belki de bugüne değin gelmiş geçmiş tüm nezirlerin (adanmış) tek ortak noktası insanlara ölüm ötesi boyutun tüm gerçeklerini bildirerek uyarmaktı. Çünkü ölüm gerçeği, çok eski çağlardan bu günlere dek yaşamış tüm insanların yegane ortak özelliğidir…
Hemen hemen hepimiz de az çok çevremizden biliriz ki, kimi insanlar ölüm sonrası yaşama inanmazlar. Kimi insanlar da inanırlar ama, bu inançlarını farklı farklı şekillerde yorumlarlar..

Tabii ki bu yorumları burada uzun uzun yazmak istemiyorum. Çünkü, bu yorumları hepimiz kendi çevremizden az çok biliyoruzdur…

Aslına bakarsak eğer, ölüm ötesi yaşam gerçeği insanı çok özel yapmaktadır. Çünkü daha gerçekçi olursak eğer, insan denilen varlık ölümsüzdür!. Bilgi kaynağı olan Kur’an’ın da bildirdiği gibi, insan ”ölümü tadıcı” bir varlıktır!…
Şimdi, bu gerçekler penceresinden olaya bakarsak şayet, biz insanlar dünyada misafir gibiyizdir. Ve bizlerin gerçek vatanı ölüm ötesi yaşam boyutudur. O boyutu zaman kavramları ile asla kayıtlayamayız ve o boyutun zaman sürecini yalnızca sonsuz kelimesiyle ifade edebiliriz…

Şimdi, bu sonsuzluk tabiri ile bildirilen boyutun yanındaki, yaklaşık yetmiş senelik dünya yaşamı aslında bir hiç anlamındadır. Fakat bu yetmiş senelik süreç biz insanların değerlendirmesi gereken çok çok önemli bir zaman dilimidir. Çünkü, insanın kendi bilincini arındırabilmesi ve ruhuna letafet kazandırabilmesi için asgari bu yetmiş senelik zaman dilimine ihtiyacı vardır…

Aslında bir anlamda da ölüm ötesi boyut, kudret boyutudur!. Hikmet kavramları o boyutta hükmünü yitirir ve tüm oluşlar orada hikmetlerle zamana endeksli değildir. Bir diğer ifadeyle de diyebiliriz ki, o boyutta fizik kanun ve kuralları geçersizdir. O alemde ki tüm oluşlar ”O bir şeye ol der ve o şey oluverir” hükmünce gerçekleşir. Bu yüzden de orada ”Görüşler keskinleşir”…
Bu kudret boyutuna, bir anlamda ‘bilinç’ boyutu da diyebiliriz..
Eğer insan, bu dünya yaşamında kendi varlığındaki bilinç boyutuna sıçrama yapabilirse ”Ölmeden önce ölmüş” sayılabilir. Ama ne var ki bu bilinç et kemik bedene kayıtlı olduğu için, yine de hikmet boyutuna tabiidir…
İnsan gerçek anlamda ölümü tattığı zaman, hem ruh bedeni, hem de bilinci itibariyle kendisini kudret boyutunda bulur. Bu yüzden de ölümü tadan her insan, o alemde tanrı ve tanrılık kavramının yersiz olduğunu ayan beyan fark eder (küçük kıyamet)…
Bu fark ediş o an, insanda müthiş bir pişmanlık hissi oluşturur. Bu pişmanlık hissi, her şeyin insanın kendi varlığında mevcut olmasının fark edilmesinden kaynaklanır. Ve İnsan, tasarruf edebilme imkanı çok daha geniş olan o boyuta sınırlı imkanlarla gitmiş olmanın hüznünü derinden yaşar!. Ama ne var ki insan, bir anlamda da kendi beden kabristanından kurtulmuştur…
Bilinç, et kemik bedenden sıyrılarak kendisini daha latif bir bedende, eskilerin tabiriyle ruh bedende bulur ve ölüm anında her şey bilinçle ruh arasındaki ilişkiyle sona erer, ya da başlar!…

Formül, pozitif fiillerle latifleşmiş bir ruh beden ile, benlik ve tanrı kavramından arınmış bir şuurdur (kalp). Bu iki özellik bir araya geldiği zaman, ölüm ötesi boyut insan için en mükemmel ortam olur. Ama, negatif fiillerle özelliğini yitirmiş bir ruh beden ile, benlik ve tanrılık sınırlamaları ile kozalanmış bir şuur için ölüm ötesi boyut, gerçekten de hüzün vericidir!…
Ve o alemde bizlerin elinden tutacak ne bir şeyh, ne bir hoca efendi, ne de bir tanrının peygamberi olacaktır!. Çünkü oraya içimizde ki teraziyle gidecek ve nefsimizle baş başa kalacağızdır. Ve yine orada, ne kendimizi kandıracak, ne avutacak, ne aldatacak, ne de kaçıp sığınabileceğimiz hiç bir obje olmayacaktır!…

Sanırım o gün her şey bizim elimizde olacaktır, tıpkı batan bir geminin insanları gibi…

Birol Usta
www.yorumsuzblog.net.tc
birol701970@mynet.com

Reklamlar

24 Responses to “Ölüm Gerçeği”


  1. 1 hasrett 19 Nisan 2008, 1:45

    Selam,
    ben de batına çok meraklı biriydim.. Tasavvuf öğrenme çalışmalarında şu noktaya gelmiş idim.. Evet cennet, cehennem vardı ama aslında yoktu.. Ödül-ceza da vardı ama işte aslında hepsi vehimdi ve yoktu… Herkes toplu affedilecek çünkü, hepimiz zaten onda idik ve asla da ayrılamazdık…

    Ama aynı zamanda ayrı idik ve oraya hasretten acı çekiyorduk.. gibi devam eden, hala daha inandığım fikirlerdir..
    Ama 3 hafta önce beni derinden sarsan bir rüya gördüm.. Herşeyim altüst oldu..
    2 Sene evvel vefat etmiş bir yakınımı gece karanlığında, zifiri mekanında ziyarete gitmişim…
    O inanılmaz sevinçliydi benim gelişimden.. İnsan -maymun arası çıplak ve kuyruklu, yanmaktan simsiyah olmuş ama bu halinin farkında değildi..
    Diyordu ki, “evdekiler aç”…
    Onun gerçek mekanı köydeki evini görüyorum; zifiri karanlık ve korkunç harabe bir ev.. Bahçeye etler atıyorum sanki, pastamsı etler ve aniden evden bir sürü aç köpek havlayarak fırlıyorlar .. Anında etleri bitiriyorlar..
    Bu maymun-insana dönüşmüş kişi kız kardeşlerinin elinden habersizce miraslarını almıştı… Ve evlatlarının arasında çok ayırım yaparak bir kısmının da elindeki mallara her daim el koyabilmişti.. Ve daha pek çok haksızlığı vardı, diyelim..
    Ama o ileriki yaşlarında bir kaç kez hac yapmış, camiden çıkmayan sıkı bir dindar da olmuştu… Öleceğine yakın da ölüm korkusundan sürekli ağlar haline gelmişti..
    * * *

    Bu rüya ile şunu anlamıştım.. Evet cehennem de vardı cennet de vardı.. Hepsi haktı.. Ama aynı zamanda biz hala “O’nun dairesinde, hakta haklaydık”.. Ve ilim sadece kendinden kendine idi… Ve hiç bir noktanın diğer bir noktadan (ruhun), Allah dilemedikçe haberi olmuyordu..
    * * *

    Bu haldeki kişi ne yapılabilir tabii ki, ona yapılacak iyi ameller hediye edilir… Bu rüyayı okuyan herkesin bir fatiha okuyup ihtiyaç sahibi kardeşimize hediye etmesini Allah’tan diliyorum ..

    Bu arada güvenlik kodum “hasrett”.. Bu yazıdan gelen fatihalarla inşallah hasreti biter aminn..
    Saygılar

  2. 2 ruyaa 19 Nisan 2008, 4:53

    Sevgili hasrett, ne güzel bir rüya imiş gördüğün, çok da anlamlı. Yalnız, ölmüş kişilere Fatiha okunmayacağını hatırlatmak isterim:)

    Rüyandan anladığım ise müsaade verirsen şöyle;
    Evdekilerin aç olduğunun farkına varmış, yani nefsani özelliklerinin ihtiyaçdan beri olana değil de; ihtiyaç üzerine kurulu bir açlık olduğunu fark etmiş ve karanlığına çekilmiş, hasreti göze almış kişiye ancak teşekkür edilir..
    Şahsen ben rüyanda gördüğün kişiyi sevdim.. Köyüne çekilmiş, mis gibi evdeki açlarını nasıl islâh edeceğini, kendi yangınlığının siyahlığına rağmen dost sevinci yaşayacak kadar (geldiğinize sevinmiş çünkü) misafirperver davranmış, size. Siz de ona acıyacaksanız; gitmeyin artık ona rüyada bile, değil mi, dostluk bunu gerektirir.

    Yarı insan yarı maymun olunmaz bence.. Ya insandır ya maymun. Bizler iyi fiillere hüsnü zan beslerken, iyi görünmeyen fiillere nasıl buğz ediyorsak; ama o kişiyi yarı iyi yarı kötü görmüyorsak, sadece iyinin yanında olup, kötü görünenden korunuyorsak ve iyi-kötü görmemeye odaklı olmaya çalışıyorsak, rüyadaki kişinin beğendiğiniz yönlerini insani, beğenmediğiniz yönlerini de maymun şeklinde görmüş, algılamış olabilirsiniz. Kuyruğu olması ise sırtımızda ki pozitif ve negatif enerji yüklerimizin uzantısı olsa gerek.

    Hâyır olsun… Ölüm korkusu ile ağladığını nasıl keşf ettiniz, size açıklamış mıydı?.. Rüyanızda onu yazmayı unutmuşsunuz.

  3. 3 hasrett 19 Nisan 2008, 5:29

    Rüya tabiiki hayırdır.. Artık “hayra çıktığı için ifşa olunmuş” zaten…
    Ve fatiha okunur, okunmaz diye bayağı bir söylemler var… Ben fatiha da okurum yasin de:) ve niyet gerçektir o yerine ulaşır… Ulaştığını da Allah yaşatmıştır..

    Ölen kişinin ölüm korkusunu sormuşsunuz.. Bunu zaten öğrenmiştik.. Çünkü kişi, kız kardeşlerini dolaşıp ağlayarak kendisi anlatmış vakti ile..
    Bunu bilerek yazdım.. Ne yazık ki ülkemizde pek çok erkek kızkardeşlerinin hakkını hem de ana baba rızası ile gasp ediyor… ve evlatlar arsında miras eşit pay edilmiyor…
    Ve daha evvel Alllah’ın lütfu ile müşahede ettiğim; insanın maymuna dönüşmesinin de hak olduğunu gözlemlemiş oldum..

    Ki ben, herkesin affoluncağına nokta kadar inanıyorum:) Hala daha sadece affolunacağız inşallah.. Cezalar geçicidir.
    Selamlar…

  4. 4 ruyaa 19 Nisan 2008, 7:15

    Sevgili hasrett, istediğinizi okuyun pek tabii, insanların canına okumadıktan sonra her dua, ayet eminim iyi niyet içinde fayda verir, haklısınız.

    Aff olayını nasıl yorumluyorsunuz? Affedicilik hatalardan, cezalardan vs. sonra gelişen bir eylem midir?
    Aff olayını sistemde birlik ruhuna geçme kolaylığı, rızkı, hizmeti, şeklinde algılıyorum ben. Yoksa birinin hata ettiğini düşündüğü kişiye yalvarırcasına hoşgörüsüne sığınmak gibi düşünmek, aff olayını örtüyor gibi algılıyorum. Bu yüzden hak helal etmeler, hep yanlış aff algılayışından doğuyor sanki. Gerçekten hatalı olduğunu düşünen kişi, Hz. Muhammed anlayışı çevresinde bir hizmet için uğraş verecektir, yoksa kırılan gönlü iyi etmek gibi bakıldığında hiç ilmi gözükmüyor; affedeceğini düşündüğün kişiye, hakaret gibi oluyor sanki.

    Bunlar çözmeye çalıştığım konular da, o yüzden yazıyorum, şahsi bir alıp-veremediğim yok sizinle, bu yüzden aff ile ilgili konumu çözmemde yardımcı bir düşünceniz varsa, yazmanızı merakla okumak isterim siz dostlardan.

  5. 5 tarla kuşu 19 Nisan 2008, 7:45

    Hasret, gördüğünüz rüya o boyutun dehşet verici gerçeğiyle ilgilidir. Sizin rüyada anlatığınızın benzerini, kalp gözü açık bir Allah dostundan duymuştum..
    Söylediğine göre insanlar korkup ümitlerini yitirmesin diye bu boyutun korkutucu hallerinden söz edilmezmiş. Allah bizi hayallerle yaşayıp hayallerle ölerek, o boyutta yaşayacağımız ‘sükütu hayallerden’ korusun.
    Bahsettiğiniz merhumun evlatlarının okuduğu Fatiha’nın enerjisi kendisine ulaşır. Çünkü kişinin evlatları yaşadığı sürece defterinin açık olduğu Resulullah efendimiz tarafından açıkça bildirilmiştir.

  6. 6 emel deniz keskin 19 Nisan 2008, 7:47

    Merhabalar; ruya yorumlama zahmetinde sizi bulunmak istemem ama bir kaç arkadaşa yardımcı olmuşsunuz benimde 2 anlayamadığım ruyam var ve 1 yıldır üstadı okur takip ederim. 1.si bir evdeyim yabancı bir ülkede; 3 erkek çocuk var kardeşler ve yaklaşık aralarında 2şer yaş var 7 9 11 diyebilirim.. öncelikle evde heryer yeşil öyleki çocukların babasının dinlediği teyibin kasedi bile.. ben bu çocuklara tesbih veriyorum ama öyleki tesbihlerde x xl xxl gibi sıralı ona göre 3 kardeşe veriyorum sırayla.. sonra babalarının yanına gidiyoruz bua arad çocuklar bana ne diyelim diyorlar benim aklımada üstaddan çok zikir geliyor ama çocuklar zorlanmasın başta diye ALLAH deyin diyorum onlarda bunun üzerine amin diyorlar.. babaları çocuklar seni çok sevdi benim eşim vefat etti burda kal diyor bende nikahsız falan nasıl kalırım diyorum oda tamam evlenelim diyor.. ve bitiyor..

    2.si benn yine yabancı bir ülkede moğollara Mevlana yı anlatmaya çalışıyorum islama gelmelerini kim olursanız olun Mevlananın gelmelerini söylediğini anlatıyorum..

    Saygılarımla cevap versenizde vermesenizde Allah razı olsun. Hoşçakaln

  7. 7 hasrett 19 Nisan 2008, 9:43

    Selam,
    emel hanımın rüyaları çok güzel..aslında bunları bilir kişiye söylemeniz lazım..sizin rüyalarınız sizin manevi halinizle alakalı…iki rüyanızda çok özel..yorumlanmaması lazım bence..ikinciside sizde açığa çıkacak olan ilimle alaklı zannımca..
    bu tür rüyalar vakti gelince kendiliğinden kendini öğretirmiş..allah mübarek etsin.
    rüyaları sizi kıskanmayacak ve hep iyi yoracak kişilere anlatmalıymışız..
    ***
    sevgili rüya bana affı sormuşsunuz..en ağır konu bu bence..
    kişi önce kendisi kendini affetmeli ..gerisi kendiliğinden af olur ..vicdan en büyük cehennem ve cennettir..bir insan incinmeden durmayı başarırsa zaten kimseyide incitmeyecektir..
    afetmek sadece allah a mahsustur .ve o aslında hepimizden razıdır ..razıdırki bizi yaratmış ve esmalarını bizle paylaşarak bizi var hayal etmiştir..asıl biz affetmiyor ve razı olmuyoruz..:)
    allah ,inşallah kalbimizi kendisine döndürsün.. bu esma-eşya-madde bağından bizi kendi kopmayan ipine bağlasın ..aminnn

  8. 8 ruyaa 19 Nisan 2008, 10:27

    Sevgili Emel, rüyaları çok takma kafana öncelikle. Madem tabir istedin, gel ilmi paylaşım niyetiyle paylaşalım o vakit. (amaç ilim olsun, rüya yorumlama olmasın tamam mı). Birinci rüyanda zahiri evlilik talebin var, ikinci rüyanda ise evrensel manevi ilmi (ilim ile evlilik) talebin var. İkisini de içinde taşıdığın sürece hiçbirine kavuşamıyabilirsin, bir seçim yapmalısın. Bence ikincisini seç moğollarla (içimizdeki moğollarla) ilmi paylaşayım, sevgi paylaşayım derken nasılsa diğerine vakit kalmaz, hal kalmaz hemde arınır gidersin. görüşürüz.

  9. 9 Yorumsuz Blog 19 Nisan 2008, 11:34


    Yorumsuz Blog Editör Ekibinden:

    Değerli Okur,

    Ehlinin bildirdiğine göre;

    “Rüyalar o ana kadar yaşanılanların beyinde semboller şeklinde açığa çıkmasıdır.

    Rüyalar daima beyin sentezlerinin sonuçları ve rüyet merkezinde açığa çıkan beynin veri tabanına GÖRE görüntü sembolleri olduğu için, konunun ehli kişiler tarafından yorumlanmasını yani sembollerin deşifre edilmesini gerektirir.”

    Dikkat edilecek olursa rüyaların “konunun ehli kişiler” tarafından yorumlanmasının gerekli olduğu vurgulanmaktadır.

    İçimizde yorum ehli olduğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla bu sayfalarda rüya yorumu ya da analizi yapılmasının doğru olmayacağı kanatinde olduğumuzdan, bundan böyle bu tür yorumlar yayınlanmayacaktır. Bilgilerinize sunulur..

  10. 10 emel deniz keskin 20 Nisan 2008, 11:13

    Değerli ruya ve hasret; öncelikle zaman ayırdığınız için teşekkürler. Bana zaman zaman, açılmayacaksa açılmaz zorlama, diyen oldu; çok zikir çekmeme, çok araştırme yapmaya çalışmama falan şahit olanlar; ama ben üstadın diğer sitesinden ”Allah dilemedikçe siz isteyemezsiniz, siz vesveselere kapılmayın” diye cevap alalı beri daha sakin sayılırım.

    (………)

    Kafanızı karıştırmayayım. Tekrar çok teşekkür ederim Allah razı olsun hepinizden. Bilir kişilere sor demişsiniz, etrafımda çok namazlı, abdestli tabirinde insan var, Allah kabul etsin ama üstadın ‘hazine’ hikayesindeki gibi yani ezberci kalıpsal bazı oturmalarda bildiğim öğrendiğim kısa sure ve duaların anlamlarını okuyorum ki, 1 kelime akıllarında kalsa ne mutlu bana. O yüzden önce Allah’dan sonra görmesem de Sayın Hulusi’den ve Sizlerden daha yakınım yok diyebilirim. Saygılarımla

  11. 11 angorya 20 Nisan 2008, 11:28

    Rüyaların yoruma kapanması kesinlikle çok doğru bir karar…

    Ben, yıllardır kimselere anlatmadığım rüyamı birden bire burada sizlerle paylaşınca tam da editörlerimizin dediği türden bir endişeye kapılmıştım… Ama geç kalmıştım elbette… Olan olmuştu bir kere, ”İnşallah -abuk sabuk- bir yorum yapılmaz” diye dua ettim…

    Neyse ki Allah yardım etti ve Natilus kardeşimiz tarafından benim de içime sinen çok güzel bir yorum yapıldı… Sevindim… Rahat bir nefes aldım…

    Rüya yorumuna önem veririm çünkü. Böyle olduğu için de rüyalarımı herkese anlatmam… İsabetli ve hayırlı yorum yapılması gerekir zira… Genellikle kendim yorumlarım rüyalarımı, ”kişi kendi halini en iyi bilir” diyerek ve mutlaka da her şeyi pozitif, olmasını dilediğim gibi yorumlamaya çalışırım. (Bazen de uyarı gibi rüyalar olur, o rüyaları da anlayıp, ders almaya çalışırım…)

    Ama bu işi bilen birilerine rüya yorumu yaptırmanın da açıklanamaz bir cazibesi var doğrusu… İtiraf etmeliyim ki sözünü ettiğim rüyama Natilus’un yaptığı yorumdan sonra, benim de içimden -yine hep içimde sakladığım- bazı anlamlı rüyalarımı ortaya serip yorumlanmasını beklemek duygusu geçiverdi…

    Fakaaat, hemen ardından mantığımı kullanarak bu duyguyu bertaraf ettim…

    Çünkü, ilk rüyamda şanslıydım ve isabetli, güzel bir yorum yapılmıştı… Ama her seferinde aynı şeyin olacağı garantisini kimse veremezdi bana…

    Sonuçta burası herkese açık bir alan. Herkes fikrini söyleyebilir. E, o durumda da ehil olan-olmayan, ruh sağlığı, düşünce sistemi yerli yerinde olan-olmayan bizim o çok özel, belki yıllarca içimizde sakladığımız gizli alanımıza/rüyalarımıza dair her türlü yorum gelebilir… Bu da son derece riskli bir durum… (Her ne kadar Yorumsuz Blog editörlerine sonsuz güvensek de, saçma sapan/zarar verecek yorumları onaylamayacaklarını bilsek de bu kadar ağır bir sorumluluğu onların sırtına yüklemek de biraz insafsızlık olur.)

    İşte bu düşüncelerle kesinlikle bir daha hiçbir rüyamı paylaşmamaya karar vermiştim ki, editörlerimizin bu mesajını okudum ve diğer katılımcılar adına sevindim…

    Çünkü, böyle bir eğilim başlamıştı… Sanıyorum, birçok kişi de benim birara hissettiğim gibi rüyalarının yorumlanması fikrinin cazibesine kapılmış ve rüyalarını anlatmaya, yorumlanmasını istemeye başlamıştı… Ama yine sanıyorum ki, bu işin nerelere varabileceğini pek düşünmeden yapmışlardı bunu…

    Benim naçizane tavsiyem, rüyalarınızı ulu orta sermeyin, gerçekten bu konuda ehil olan, güvendiğiniz biri dışında kimselere anlatmayın. Kendi halinizi en iyi kendiniz bilirsiniz… Bİraz kafa yorun, kendinizi didikleyin ve anlamaya çalışın rüyanızı… Ve mutlaka hayra yorun…

    Gördüğünüz, göreceğiniz tüm rüyalarınız hayrolsun:)

    NOT: Bu durumu başlatanlardan biri olarak fikrimi açık açık söylemekle sorumlu hissettim kendimi. Durumdan vazife çıkardım yani:-)… Ukalalık ettimse affola…

  12. 12 hasrett 20 Nisan 2008, 1:26

    Emel hanım için..
    Her namazlı abdestli kişi ehil eğildir.. Allah’ın bu en derin ilmini, onun bildirdiği kadar bilen nadir kişiler de vardır.. Siz önemli olduğunu sandığınız rüyalarınızı zaten hissedersiniz; onları yazın.. Kimseye anlatmayın.. Niyet edin, muhakkak ehli karşınıza çıkar.. Eskilerin dediği gibi suya anlatın..:)

    Ben aslında bu cevabı başka bir şey için yazıyorum..
    Bana da sürekli ne zikri çektiğim soruluyor.. Öğrendim ki, pek çok kişi esmaları çekiyor.. Bir kamil mürşidin yönetimi olmadan esma çekilmez, diye öğrendiğim için ben acizane esma çekmiyorum.. İçimden dayanılmaz bir hisle gelirse sayısı olmadan bir kaç dakika söylüyorum sadece…

    Ve anladım ki, pek çok kişi esmaları aslında Allah için değil; kendi nefsi için çekiyor.. Daha çok manevi güce hatta olayları istediği şekilde yönetebilmek adına esma çekiyor.. Bu çok tehlikeli.. Salavat çekmek daima en güzelidir.. Ve en garantili yoldur..
    Bir şey olacaksa o, siz hiçbir şey yapmasanız da sizde açılacaktır, unutmamak lazım.. Zira o bir mirastır, çok az kişi çalışarak elde edebilir.. Ama çalışmayan da avucunu yalar..:)

    Esma çekerek çok yüksek anlamlı rüyalar görülebilir, bu çok normaldir… Ben böyle bir kişiyi sık sık gözlemleme şansına sahipim mesela… Esmaları bıraktığında tüm sinir sistemi ve dünyası altüst oluyor…. Esmaları çektiğinde olağanüstü haller yaşayabiliyor ama bunlar illüzyondur -sahte hallerdir- geçicidir..

    Hakikatte ne uçmak ne kaçmak vardır… Mana sizin özünüzden “kevser” olarak kaynamaya başlar..
    Bunu siz değil, size gönül vermiş insanı kamil aynalarının, size astrolojik nazar kılmaları sebeb olur..

    Değerli rüyalarınız için sadaka vermeli ve 2 rekat ta namaz kılmalı imişsiniz.. Ve hak rüya ile illüzyon rüyayı ayırmak çok zor olduğu için bunlara kapılmamak lazımmış.. Zira ‘rüya zaman’ ve ‘dünya zaman’ asla birbirİne uymuyor…:)

    Ve Angorya ya selam..
    Sizin rüyanız çok özel ve değerliydi ama işte demek açığa çıkması gerekiyormuş.. O yenilenecekmiş ki sizden zuhur etmiş.. Üzülmeyiniz daha üst manası yakında gelir..
    Sevgiler…

  13. 13 emel deniz keskin 20 Nisan 2008, 3:25

    Değerli Hasret hanım; birazcık üzüldüm ama cahilliğimden mi merakımdan mı anlattım bilemiyorum şu an ya da heyecana kapıldım bu kadar bilinçli insanı birarada bulunca zannederim, beni mazur görün rica ederim.

    Zikirlerimi de;

    100 Allâhumme eğinniy alâ zikrike ve şükrike ve hüsnü ibadetik
    (Allahım, zikrin, şükrün ve ibadetinin güzeli üzerine bana yardım et.)

    300 Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zalimîn
    (Senden gayrı vücud yok; [ancak] seni tesbih ediyorum [başkaca varlığım yok] Muhakkak ki ben (nefsine zulmeden) zalimlerden oldum.)

    300 Kuddûs’üt tâhîru min külle sûin
    (Her kötülükten arı-kayıtsız)

    300 Rabbiy zidniy ilmen ve fehmen ve imana
    (Ey herşeyin nuru ve hidayetcisi; beni karanlıklardan nura çıkar.)

    Mürîd – 3600
    Kuddus – 3600
    Fettah – 3600
    Nur – 3600

    şeklinde Sayın Hulusi nin tavsiyesiyle devam ettirmekteyim. Hem güvendiğim için hem daha geçerlisini uygulamış ve faydasını görmüş kimseden birşey okumadığım için..

    Benim de ailem ve akrabalarım zikir çekerlerdi ve tabi ki Salavat en güzellerindendir ama; sanki kendimi hani otoyollarda, sollama serbest anlamında kesik kesik çizgiler var ya, onlara benzetmekteyim ve sanki yukarıdaki şekilde uygulamaya çalıştığım zikirler o araları tamamlayacak hissindeyim. Kusurum varsa affola. Tabi en iyisini Allah bilir. Teşekkür ederim.

  14. 14 ruyaa/hissikablelvuku 20 Nisan 2008, 3:36

    Ölüm Gerçeği başlıklı bir yazıda BAİS (Bir yaşamın bitiminde hemen akabinde yeni bir yaşamı başlatan) isim ve manası yaşanması gerçekleşti, rüya yorumuna son verilerek, akıllı, idraklı, basiretli olanlar her an gerçekleri yaşayacak alanları sunup yaşatabiliyorlar ne güzel, ben ancak bu konudaki uyanıklıklar, gerçeklikler için teşekkür edebilirim sizlere.

    Başlattığın akışa pişman olma sevgili angorya, sadece başlattığın şekilde gitmediğinde endişelen ve değişime sevin lütfen ki, kendine gereksiz eziyet yapmayasın veya gereksiz korkular yaşamayasın, “rüyama olumsuz yorum yapılacak” tarzında…
    Eminim rüyana olumsuz yorum yapılmasından ziyade, Allah ca kavramlarla işlenmemiş her yoruma daha çok üzülürsün ve endişe duyarsın değil mi?

    Duru görü ve duru oku ve duru marifetlere selam ile..

  15. 15 hasrett 20 Nisan 2008, 4:22

    Emel hanıma sevgilerle..

    O kadar esmayı ve zikri nasıl çektiğinize hayret ettim… Bunları ehli birine danışmanız lazım.. Ama şu an burada mürşid konumunda birini bulabilmemiz ne kadar mümkün bilmiyorum.. Ben tanıdığım bir kaç insan-ı kamilden öğrendiklerimi size yazacağım çünkü sormuşsunuz ve eğer böyle kişilerden duymuşsak cevaplamamak bir vebaldir diye düşünüyoruz..

    Benim yaptığım bir dersim vardır ki toplam 20 dakikada biter.. Bana ne çektiğimi soran bir mürşide bunu söylediğimde bu çok değil mi sizin için dedi.. Çünkü dersler kişinin eşi, evi, işi, çocuğuna göre değişiyormuş.. Ve tabii yapısına göre de… Önemli olan ev, o evin gereksinimleridir dedi yani bedenimiz de dahil hatta insani ilişkilerimizde…(biz inzivaya gelmedik ki; toplumun içinde zikrimizi hal edinmeye geldik..) Zaten biz farkında olmasak ta aldığımız her nefes bir zikir değil midir ki?.. Biz kendimiz esma değil miyiz ve sonsuz esmaların tezahürü değil miyiz.?…
    * * *

    Ders almak istediğim bir insan-ı kamil ise artık mürşidliğini bitirdiğini ve bunu ilan ettiğini söyledi.. Bu durumda size ders veremem dedi.. Ki tüm kalbimle ona bağlı olduğum halde.. Demek ki sayılı esma öyle kolay verilmiyor…
    * * *

    Başka bir mürşidle de sohbetimde şunu öğrendim..
    Sizin algılarınız açıktır mesela, dedi.. Ve esmaları çekersiniz, saatlerce Kur’an okursunuz ve hepsini hanenize davet edersiniz.. Pekii siz onları ağırlayacak konumda ve donanımda mısınız? (bakın bu moğol rüyanızı anlatıyor:)
    Ve o Moğollu rüyanız bu esmaların sizde açılım yaptığı bir rüyadır..

    Tefekkür ederek belgesel izleyiniz, bakın en büyük ibadet olabilir belki de ve o belgeseller kişide çok açılım yapabiliyor…

    Allah inşallah size en yakın zamanda gönül meşrebinize uygun kamil bir dost -rehber yollasın ve amin.. Rehberler illa bildiğimiz anlamda olmayabilir, gönülden hiç bir şey katmadan ve tertemiz duygularla, karşılıksız sevdiğiniz herşey rehber olabilir..

    Umarım kalbinizi incitecek bir şey söylememişimdir, öyle olursa lütfen hakkınızı helal ediniz..
    Saygılar

  16. 16 e.deniz keskin 20 Nisan 2008, 5:34

    Değerli Hasret hanım hakkım helal olsun öncelikle.. incinmedim elbette haddi bilmek lazım ama size tüm kalbimle söylüyorum bana bunları yap diyen çevremde hiç kimse yok kuru kuruya ”namaz kılın başınızı kapatın” tarzı cümleler dışında; hatta en yakınım tarafından ibadetlerim şaşırtıcı halde ama ne yemeğimi ne ev işlerimi ne sorumluluklarımı aksatmıyorumilginç bir şekilde ve ilk dört zikir(100,300,300,300) olan 1.5 saatimi alıyor herisi ise tüm güne yayılmış halde numaramatik aldım onlar kolaylaştırıyor elhamdülillah. ben günün 20 dksını ayırırsam zikirlere vicdan azabı çekerim 24 saatte 20 dk diye. ha birde yeni evliyim çocuğum yok onun için zamanım geniş elhamdülillah yine. ve demir tavında dövülür diye ve 1 yıllık bir geçmişim var ibadet hususunda bilinçli sayılabilecek ölçüde tabi Allah daha iyi bilir. yani öncekileri ben dahi kabul etmiyorum!.. o yüzden inanın başka türlü çok huzursuz olurum. Allah siz ve sizin gibi insanlardan razı olsun ve inşallah dediğiniz gibi bir dostla tanışabilirim. AMİN hoşçakalın

  17. 17 damla 20 Nisan 2008, 6:35

    Merhabalar,

    Gunumuzde insan-i kamil Allah dostlarina zahiri manada ulasip, zikir ya da ders tavsiyesi almak mumkun olmayabilir. Ancak kitaplar, internet, kaset video vs. ile ilim ulasiyorsa ve biz degerlendirebiliyorsak ne kadar sukretsek azdir. Allah’in Sistemi geregi insani gelistirecektir.

    Emel hanimin yaptigi zikirler de kisiye ozgu degil, her insanin yapabilecegi ve insallah devami neticesinde fayda gorecegi calismalardir. Sayin Ahmet Hulusinin Dua ve Zikir kitabi degerlendirebilene bir hazine gibi.. Allah degerlendirebilmeyi nasip etsin..

  18. 18 göksel 21 Nisan 2008, 12:37

    Herkese saygılar.. Kendimce yaklaşık beş-altı yıldır araştırıyorum.. Daha önce ateist olduğumu düşünüyordum.. Sonra konuşmanın..(kendi kendine başını yukarı kaldırarak birine, bir şeye seslenmenin ne kadar uzun zamandır bana iyi geldiğini farkettim..) Sonra sanırım başıma gelen en iyi şeylerden biriydi..

    Babamla ilgili bir rüya gördüm..(Allah mekanını cennet eyleye).. Konuşmamın dua olabileceğini hissettim ve kendimce okuyabildiğim, paylaşabildiğim kadarı ile araştırdım..
    Özet olarak geldiğim nokta da, Allah ile kul arasında bir aracıya ihtiyaç yok.. Ya da olmamalı..

    Velilere, ermişler, evliyalara değil sözüm.. (aslında sanırım asıl onlara sözüm..)
    Herşey o iken, var olan niye aracı seçsin kendine, kendimce bilebildiğim kadarı ile ki, kıymeti yoktur zannımca, bildiğimi sandığım şeyin.. Sadece peygamberleri ayrı tutmak gerekli sanırım.. Zira onlar ona ayna olmuşlardır yaratım sürecinde.. Gayrısı boştur.. (vs, vs, vs.. ) ruhban sınıfı diye bir şey olduğu sürece iş zor.. Bu fani dünyada.. Saygılarımla..

  19. 19 kozmoss 21 Nisan 2008, 6:49

    Formül, pozitif fiillerle latifleşmiş bir ruh beden ile, benlik ve tanrı kavramından arınmış bir şuurdur (kalp). Bu iki özellik bir araya geldiği zaman, ölüm ötesi boyut insan için en mükemmel ortam olur. Ama, negatif fiillerle özelliğini yitirmiş bir ruh beden ile, benlik ve tanrılık sınırlamaları ile kozalanmış bir şuur için ölüm ötesi boyut, gerçekten de hüzün vericidir!…
    ….

    Gözardı edilen şey yazıda ne vurgulanmak istediği ..
    Bana göre yazının bamteli yukardaki satırlar..
    Teşekkürler syn. BİROL bey.. Teşekkürler..

  20. 20 özde 21 Nisan 2008, 5:48

    Ölüm ve Ötesi Yaşam !..

    SESSİZ GEMİ

    Artık demir almak günü gelmişse zamandan…
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal

    ÖLÜM !…

    Ölüm Allah’ın emri; ayrılık olmasaydı…

    İNSAN’ın bedeni ve sahip olduğun şeyleri dünyada bırakıp, bambaşka bir yaşam boyutuna geçişin adıdır ölüm…
    kimine göre hesap günü,
    kimine göre de sevdiklerinden ayrılık günü,
    kimine göre düğün günüdür ÖLÜM…
    Bilinmeyenlerle, korku doludur ölüm..

    Her gece ölümü tattığının farkında değil misin?
    Uyuyup ta uyanamamak var…
    Uykunda irademizi ne kadar kullanabiliyoruz?..
    Hiç kendini gördün mü rüyanda (aynada görür gibi)?…
    Rüyalar, ölüm ötesi yaşantıdan bir örnekleme, bir kesit ..

    Sistemde ne gerek vardı rüyalara?..

    İş işten geçmeden uyanmak gerek.. Uyanamazsak şayet, geçtiğimiz sonsuz boyutta.. büyük sıkıntı ve pişmanlıklar yaşayacağız

    Sonsuz bir yaşam yanında, bir dünya hayatının ne önemi olabilir ki?..

    Ölüm sözcüğünü duyunca irkiliriz.. soğuk bir yüzü vardır ölümün.. Gidip de gelen olmadığı için, bu konuda ancak, İMAN ile bilgi sahibi olabiliriz.

    “…vel ba`sü ba`del mevt ..” Amentü..

    “Küllü nefsin zaikatül mevt” ( her nefs ölümü tadacaktır) ayet

    “İza zülziletil’ardu zilzaleha” ( Beden…. şiddetli bir sarsıntı ile sarsılıp, tükenişe gittiğinde;) ayet

    “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!” (ayet)

    “Mutu kable en temutu ” (“ölmeden önce ölünüz”) hadis

    “Ölümü tadan her kişi gözünü Mi`râc ‘a diker” (hadis)

    Ölüm bahsi çok kapsamlı bir konu, burada öncelikle ölümü TATMAK ve ölüm anında İMAN’ını kaybetme tehlikesinden bahsetmek istiyorum… Sevgili Üstad AHMED HULÛSİ’ den ALINTI yaparak..

    “-Yalnız geldin, yalnız gideceksin ve dahi uykun hep yalnız geçiyor.. Yalnızlığının bilincinde misin ve yalnızlığa hazır mısın?.

    Ne çare ki sistemde geçmişi TELÂFFİ kavramı da yoktur!.

    Bil ki “ALLAH” sisteminin dişlileri, “O”nun takdirine uygun bir biçimde sonsuz zaman öncesinde çalışmaya başlamıştır; ve sonsuza dek de aynı sistemle devam edegidecektir…

    ÖLÜMÜ TATMAK

    “Küllü nefsin zaikatül mevt” (29-57) “her nefs ölümü tadacaktır”

    … “Burada önce, niye ve hangi yönü itibariyle “tatmak” kelimesi kullanılmıştır onun üzerinde duralım.

    “Tatmak”, demek, bir şeyin tadını almak demektir ki, bu güzel, hoş, zevk veren şeyler için kullanılan bir kelimedir. Keza Arapça’da dahi aynı anlamda kullanılır “zâika” (tadan) kelimesi.

    Demek oluyor ki, “ölüm”, kişinin bilinçli ruhunun, bildiğimiz fizik-biyolojik beden yapıdan bağımsızlığını kazanıp yaşaması yoluyla tadılacak, zevkine varılacak bir olaydır!.

    Her insan bir gün bir vesile ile bu olayı “tadarak” boyut değiştirecektir!. İşte insanın bu şekilde boyut değiştirmesinin adı Kurân ifadesiyle “ölümü tatmak”tır.

    Bu olay insana son derece zevk ve mutluluk verecek bir olaydır. Çünkü insan, bilinçli bir şekilde beden kaydından kurtularak ruh bedeniyle bağımsızlık kazanmaktadır. Bu süreçte, kişinin yaşamı boyunca edindiği tüm verilerin oluşturduğu bilinç tabanı, geçtiği yeni boyutu algılamaya başlamıştır ve bu yeni boyutun ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır.

    İÇİNE GEÇTİĞİ BU BOYUT KİŞİYE SON DERECE IŞIKLI, AYDINLIK, ÂDETA GÖZ KAMAŞTIRAN BİR ORTAM OLARAK GELİR.

    Bu geçiş süreci içinde ilk defa olarak o güne kadar göremediği bazı varlıklarla karşı karşıya gelebilir ve bunlar ona bir yaratıcının olmadığını, her şeyin kendi başına müstakil olarak varolduğunu empoze etmeye çalışırlar; ilk defa karşı karşıya kaldığı yeni boyut şartları içinde.

    Bu esnada kişinin dünya yaşamı içindeki “iman” değerleri çok önemlidir. Eğer o boyuta geçen kişi, Allah Rasûlüne ve O’nun bildirdiklerine hakkıyla inanmamışsa, geçmekte olduğu boyutun şartları ve karşılaştığı varlıkların telkiniyle tüm “iman” edilesi değerleri inkâr etmesi çok kolay olur. Bu durumda da dayanacak güvenecek hiçbir manevî değeri ve dayanağı kalmaz; kendi varlığındaki o boyut şartlarında kullanabileceği hiçbir kuvveyi harekete geçiremez, böylece de gittiği boyutun varlıkları arasında perişan duruma düşer.

    Normal ölümde, kişide “ölüm” gerçekleşmeden önce, yani bedenle ilişkisi kesilmeden önce, eskilerin tâbiriyle;

    “ŞEYTAN İMANINI ALMAYA GELİR”!…

    Nedir bu olayın içyüzü..?

    “Sekerat hâli” denen, kişinin, “ölüm” öncesinde dünya ile bağlarının zayıflayıp, dalga(wave) âlemi daha net bir biçimde algılamaya başlamasının akabinde cinleri de net bir biçimde görmeye başlar!..

    İşte bu sırada ölecek olan kişi “İMAN”lı ise, şeytani cinleri acaip bir telaş sarar!.. Ne yapıp edip bu son fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeli ve bu kişinin “İMAN”ını elinden almalıdır!!!

    Bu anda beyin henüz normal faaliyettedir, düşünce ve idrak yerindedir… Dolayısıyla kişinin tüm algılayışları, normal olarak beyinden ruha yani dalga bedene yüklenmektedir…

    “ÖLÜM”le ise kayıtlar son bulacak; artık ruh yani dalga(wave) beden, beyinden yeni bir kayıt alamıyacak; kendisine son yüklenen bilgilerle, idrakıyla sonsuza dek yaşıyacaktır!..

    İşte bu haldeyken kişi, büyük bir ihtimal ile o ana dek hiç görmediği cinleri bir anda karşısında bulur!..
    Geçmiş aile büyükleri ya da inandığı kişiler sûretine bürünerek karşısına gelen CİNLER;

    -O güne kadarki imanının boş olduğunu; tanrının varolmadığını; Hazreti Muhammedin Allah Rasûlü olmayıp, insanları iyiliğe sevketmek için gelmiş akıllı bir insan olduğunu telkin ederek; artık bu boş inançları bırakıp kendisini bekleyen yeni âlemin yeni değerlerine hazırlanmasını” isterler!.

    Eğer ölüme hazırlanan kişi bu konuda sağlam bir bilgiye veya “İMAN”a sahip değilse, rahatlıkla CİNLERİN bu yalanlarına kapılır. Ve dünya yaşamındaki bu inancın boş olduğunu kabullenip, ölür!.. İşte “İMANSIZ” ölen bir kişi daha!.

    ÇÜNKÜ BEYİNDEN RUHA YÜKLENEN BU SON KAYIT, ARTIK ONUN SONSUZ DEK BAKIŞ AÇISINI OLUŞTURACAKTIR!..

    Ya da o anda kişi ızdırap çekmektedir, içinde bulunduğu hastalık dolayısıyla… Cinler onun imanını terketmesi halinde ızdırabına son vereceklerini; zaten imanın da geçeceği âlemde gereksiz bir şey olduğunu söylerler!…
    Tıpkı, bugün “biz uzaylıyız, İslam Dini artık hükmünü yitirmiştir” deyip, birtakım insanları kandırdıkları gibi!.

    İşte anlattığımız örneklerin daha binbir türlüsünü oluşturarak, son anda kişiyi “İMAN”ından etmeye çalışırlar..

    Bu hususta tek çare, yaşam boyunca bu konularda bilinçli olabilmektir!.

    (Doğrusunu ancak Allah bilir)

  21. 21 KGökdoğan 21 Nisan 2008, 7:40

    Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber;
    Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü peygamber ? (N.F.KISAKÜREK)

    YORUMA GEREK YOK!

    TEŞEKKÜRLER USTA BİROL… TEŞEKKÜRLER ÖZDE… TÜM YORUMCULARA TEŞEKKÜRLER

    Ölüm yâni dirilmek söz konusu olunca SESSİZ GEMİ ve N.F.K.’nın dizesini OKUMAMAK mümkün değil…

  22. 22 faik 21 Nisan 2008, 9:33

    HADİS:
    7277 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Ölü kabre konulur. Salih kişi, kabrinde korkusuz ve endişesiz oturtulur. Sonra kendisine: “Hangi dinde idin?” denilir. “İslâm dinindeydim” der. “Şu adam nedir?” denilir. “O, Allah`ın Resülü Muhammed`dir, bize Allah indinden açık deliller getirdi, biz de onu tasdik ettik” der. Ona: “Allah`ı gördün mü?” denilir. O: “Allah`ı görmek hiç kimseye mümkün ve muvafık değildir” der. Bu safhadan sonra cehenneme doğru bir delik açılır. Oraya bakar, ateş alevlerinin birbirini kırıp yok etmeye çalıştığını görür. Kendisine: “Allah`ın seni koruduğu ateşe bak!” denilir. Sonra ona cennet cihetinden bir delik açılır ve onun güzelliklerine ve içinde bulunan (nimet)lere bakar. Kendisine: “İşte senin makamın!” denilir ve yine ona: “Sen bunlar hususunda yakîn (kesin iman) sahibi idin. Bu iman üzere öldün, bu iman üzere yeniden diriltileceksin inşaallah!” denilir.

    Kötü adam da kabrinde korku ve endişe ile oturtulur. Kendisine: “Hangi dinde idin?” diye sorulur. “Bilmiyorum” diye cevap verir. Kendisine: “Bu adam kimdir?” denilir. Halkı dinledim, bir şeyler söylüyorlardı, onu ben de söyledim” der. Ona cennet cihetinden bir delik açılır. Cennetin güzelliklerine, içinde bulunan nimetlerine bakar. Ona: “Allah`ın senden uzaklaştırdığı şu cennete bak!” denilir. Sonra ona cehenneme doğru bir delik açılır. Oraya bakar. Alevlerin birbirini yeyip yoketmekte olduğunu görür. Ona: “İşte makamın burasıdır. Sen cehennemin varlığı hususunda şekk (ve inkâr) içerisinde idin, bu şekk üzere öldün ve bu şekk üzere diriltileceksin inşaallah!” denilir.”

    Teşekkürler… Ölüm gerçeğini hatırlattığınız için…

  23. 23 damla 26 Nisan 2008, 8:28

    Tum lezzetleri acilastiran olumu cokca hatirlayiniz!

    http://www.ahmedhulusi.org/download/index.htm#ses

    “Insanin Gercegi” & “Insan ve olumotesi”.

    Bu sesli sohbetleri defalarca dinlemistim, ilk kez dinleyisimin hemen ardindan. Insanin boyut degisikligi yasadigi zaman ki panik, yasadigi dehset. Takip eden gunlerde kahkahalarla gulemedigimi, kimseye darilip gucenmedigimi, kirmadigimi ve kirilmadigimi cok iyi hatirliyorum.

    Hem olumotesine hazirlanmak yonuyle hem de tum dunya hirslarindan ve sahip olma dusuncesinden kolayca siyrilabilmek icin olumu cokca hatirlamak onemli. Ustadin yukarida bahsettigim sohbetlerini olmeden once okumanizi dilerim. Okudu isek de zaman zaman tazelemekte fayda var.

    Allah olmeden once olmeyi nasip etsin.. amin.

    Yazi ve yorumlari ile acan, zenginlestiren tum katilimcilara selam ve sevgiler…

  24. 24 ısırgan&gül 27 Nisan 2008, 10:14

    Neredesin? Ses ver!!!

    Dergâhın gül bahçesindeyiz, esiyor sonbahar rüzgarları. Savuruyor dökülmüş, sararmış, solmuş, kurumuş yaprakları… bir aşağı bir yukarı. Güller ise vedâda, ne bakan var ne de kokan var… vefâsız aşıkları olan bülbüller firarda.
    Sonbaharın tüm hüznü ile saldırdığı… târumar ettiği dergâhın gül bahçesindeyiz… Birden bahçıvanlar, çobanlar, fırıncılar, sûfiler, ziyaretçiler, çocuklar da savruldular bir kıpırtıyla sağa sola.
    Bir yapraktan daha kuru… daha renksiz… daha iradesiz… daha isteksiz… daha sessiz bir Dost göründü gül bahçesinin kapısında.

    Dost… Sanki yürümüyor da kader rüzgârının zorla ittirmesiyle süzülüyor. Gözleri sanki mezarda açılan iki pencere… Soldakinde şimdiki sonbahar, sağdakinde gelecek ilkbahar yansıyor. Kulaklarını da beyaz sarığı ile iyice sarmış… Ne rüzgârın hazîn uğultusunu ne de âşık dervişlerin neş’eli ilâhiler coşkusunu sanki duymuyor… Kulaklarını üzüntüye ve sevince kapamış… Sanki sükûnete ermiş nefsin sessizliğini dinliyor. Konuşmuyor. Her zamanki gibi susuyor. Dudaklarından dökülen sadece “Allah’ın selamı üzerinize olsun” ve gerisi sessizlik, sessizlik, sessizlik…

    Sormuşlardı bir gün O’nun sesini duymak isteyen gönüller: “Efendim niçin konuşmuyorsunuz?” Tebessüm etmişti, gül bahçesine sanki ilkbahar gelmişti. Herkes neşelenmişti… Dost konuşacaktı;
    “Bizim suskunluğumuzdan bir şey anlamayan, konuşmamızdan ne anlayacak ki?”
    Demiş ve dilini üst damağına yapıştırmış, gözlerini kapatmış, cüppesine bürünmüş ve sonbahar güllerinin dibindeki postuna oturmuştu..

    Susmuştu Dost. Ne bir nefes, ne bir nazar sızdırmıyordu. Ortamızda mıydı yoksa kendi gizli dünyasında mıydı? Neler düşünüyordu? Neler duyuyordu? Belli değildi. Sanki orada değildi. Sanki cüppesine değil de “ÖLÜM GERÇEĞİNE” bürünmüştü. “Beden Mezarı”nın en derin dibine inmişti.
    Derlerdi ki… Dostların yanında dilinize ve kalbinize hâkim olun. Onlar “bu dünyaya ölmüş öbür dünyaya dirilmiştir”. “Gözleri ve kulakları keskinleşmiştir”… duyarlar onlar açıktan ve gizliden gelen fısıltıları… Görürler onlar, gönlünüze girenleri ve çıkanları… Biliyordu kalbim ve aklım bu kuralı. Ne zamanki susmaları gerek, tam aksine başlıyorlardı içlerinde ne var ne yok dökmeye. Sûfiler el pençe divan tutmuş, gözlerini yummuş, dilini ve kalbini yutmuş, alıyorlardı Dost’dan tüten feyizleri.

    Zorladım kendimi, sıktım gözlerimi, nefesimle durdurmaya çalıştım kalbimi… Ama ne çâre? Sen misin susmaya çalışan! Kalbimin ve beynimin her tabakasında üst üste isyan. Bedenim ve zâhirim “edeb” gösterisinde, kalbim ve beynim “edebsizliğin” zirvesinde. O’ndan taşan feyizler… oynayan kalbimi görünce geri geri dönmede.

    Sûfilerin ve Dost’un ölüm sessizliği çemberinde… Başladı çanlar çalmaya kalbimdeki kilisede. Bağırıyordu beynimdeki zangoç: “NE ARIYORSUN BURADA?”…
    Evet ne arıyordum orada? Ne bulabilirdim orada? Kim vardı orada? Kim yoktu orada? Ben orada mıydım? Orası bende miydi? Her şey birbirine girdi zihnimde. İçimde açmış “güller” başladı dökülmeye yine içimde içimi sarmış “ısırganlar”ın ve çalıların üzerlerine…

    Dergâhın gül bahçesindeyiz. Kendi âlemimizdeyiz. Kulağıma eğildi fısıldadı yol arkadaşı: “Haydi dönüyoruz”.
    Müsaade taleb ettik Dost’tan. Dûa istedik. Dost’un elini hürmetle öperken “Bu sefer de vermedin içindeki zenginliklerden” dedi yine “edebsiz” kalbim. Dost ise her zamanki gibi yine mütebessim… Dedi: “Allah ziyaretinizi kabul etsin. Ne istiyorsanız Allah versin. BİZDE… ARADIĞINIZ HİÇBİRŞEY YOK… Allah yolunuzu açık etsin, güle güle gidiniz”.

    Döndük eli boş yine. Eli boşluğumuzda “bulmamız gerekeni” aramaya devam ettik döndüğümüz yerde. “Bulmamız gerekeni”… aradık, aradık, aradık… her yerde. Sonra “Bulmamız gerekene” rastladık bir KÖYDE. “Bulunması gerekeni” tam bulmuştuk ki ya da tam bulduğumuzu zannetmiştik ki… Bir etiket yazı okuduk KÖY ODASININ duvarında… “ARADIĞINIZ BURADA YOK”
    Yıllar ve yıllar geçti. Gül bahçesindeki “Allah Dostu” özündeki ahirete ve Allah’a göçtü.
    Arama yaptığımız öteki köyün sahibi de KÖYÜNDEKİ “var”ı “yok”u … neyi var neyi yoksa ulaşılmaz uzaklara aldı götürdü…

    Ve…

    “Bulmamız gerekeni” “dışarıda”, “başkasının malında mülkünde” bulmak ümitlerimiz de böylece suya düştü.
    Ey bulunur olan bulunmaz!
    Ey görünür olan görünmez!
    Ey bilinir olan bilinmez!
    Ey var olan yok!
    Ey yok olan var!
    Ey “şahdamarından yakın”… “şahdamarı sahibinden”den sonsuz uzak…
    Neredesin? Ses ver!!!


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: