Beyin Fırtınası (31)

“Artık, enerjimizi arttırabilir ve rastlantıları bilincimizle değerlendirebiliriz. Böylece evrimimizi ileriye doğru hızlandırır, titreşimlerimizi yükseltebiliriz.”

(…) “Kaderimiz enerji düzeyimizi yükseltmeye devam edecektir. Enerji düzeyimiz arttıkça, vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi artacak.”..

(…) “Titreşimlerimizi aynı düzeyde tutamıyoruz. Korku, titreşimleri büyük ölçüde etkiler.”..

(…)Biz insanlar titreşimlerimizi arttırmaya devam ettikçe, şaşırtıcı bir olay meydana gelmeye başlayacak, … Bütün insan gurupları belirli bir düzeye ulaştıkları zaman, titreşim düzeyleri alçak insanların gözlerinin önünde birdenbire kaybolacaklar. Titreşim düzeyi alçak insanlar da onların ortadan kaybolduklarını zannettikleri halde, ortadan yok olan grup kendilerinin hala aynı yerde bulunduklarını hissedecekler, yalnızca fazlasıyla hafiflediklerini zannedecekler.”

(…) “İnsanlar titreşimlerini yükseltip diğerleri onları görmediği zaman, bu yaşamla geldikleri ve ölümden sonra tekrar dönecekleri diğer dünyanın arasındaki engelleri kaldırdıklarına işarettir. Bu yolu geçmenin bilinci insanlara peygamberler tarafından gösterilmiştir. Onlar kendilerini enerjiye açıp suyun üstünde yürüyebilecek kadar hafiflemiştir. Ölümü tam burada, yeryüzünde aşan ve fiziksel dünyayı ruhsal evrene çeviren insanlar onlardır. Onların yaşamı bizlere bunun nasıl yapılacağını gösteriyor, eğer aynı kaynakla bağlantı kurabilirsek adım adım aynı yola ulaşabiliriz. ve bir noktaya gelince, herkes öylesine yüksek titreşimlere erişecek ki, böyle olduğumuz şekilde cennete geçebileceğiz.”

(…)Kavrama gücümüzün artmasıyla titreşimlerimizin doruğa ulaşacağını, böylece hala önümüzde olan ve bizim henüz göremediğimiz sonsuz alemin kapılarının bize açılacağını söyleyebiliriz.

(Bilgi Notu: Yukarıdaki metinin alıntı kaynağı, önyargılara yer vermemek ve perdelenmemek adına şimdilik açıklanmayacaktır.. Bu beyin fırtınası seansı bittiğinde bu cümlenin altında açıklanacaktır.)

Alıntı kaynağı: Dokuz Kehanet -James Redfield/ Altın Kitaplar, 1. Basım/Mart 1995

* * * * * *

Yukarıdaki savların olabilirliğine inanıyorsanız;

– Beden titreşimini arttırmayı hangi eylemlerimiz (amellerimiz) aracılığı ile nasıl başarabiliriz?..

– Beden titreşiminin yükseltilmesinin getirileri nelerdir?..

– Yukarıdaki alıntı metin içeriğinde bulunmayan bilgileriniz varsa, lütfen açıklayınız.

İnanmıyorsanız; lütfen düşüncelerinizi açıklayın.

. . .

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc

Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran-191)

“Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” Hz. Muhammed (s.a.v.)


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
– Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

Reklamlar

17 Responses to “Beyin Fırtınası (31)”


  1. 1 mustafa öz 13 Nisan 2008, 2:56

    İnsan aslı, orjini itibarıyla belirli bir frekansta titreşen ve manaya (data) sahip bilinçli enerjidir.. Bu bağlamda birinci derecede beden titreşimini arttırmayı namaz ile gerçekleştiririz.

    Zahiri manada namaz (kıyam, rüku ve iki kez secde) sinüsiol trigonometrik bir salınımdır ve evrensel manada bir dalga boyuna karşılık gelir, bu dalga boyu ile etkileşime girerek taşıyıcı dalgaları üreterek ve bu sırada her biri evrensel bir manaya tekabül eden zikir ve okuduğu Kur’an ayetlerinden elde etiği hasılayı holografik dalga bedene yükler ve titreşimini artırarak meleki boyutla iletişime geçer.

  2. 2 angorya 13 Nisan 2008, 3:07

    Bu, dinlerin özünde işaret edilen nihai durumdur bence.

    Tabii ki mümkün ama henüz toplu geçişin zamanı değil… Ancak velilerde, evliyalarda olduğu gibi bireysel geçişler olabilir kanımca…

    Toplu geçiş, yani grup bilincinin o seviyeye gelmesi ilahi takdire ve zamana bağlıdır sanıyorum. O zaman da ne zamandır Allah bilir, ne desek boş… Ancak varsayımlarda bulunabiliriz hep yapılageldiği gibi…

    Bireysel olarak bu geçişin sağlanması da an bilincinin bizde an-ı daim olarak oluşmasıdır diye hissediyorum.

    Kur’an bize gerek beden, gerekse ruh açısından bu işin tekniklerini, formüllerini sunuyor…

    Namaz, oruç gibi ibadetler beden-ruh bütünlüğünü ve arınmayı sağlamaya yönelik etkili ve kolaylaştırıcı egzersizler… Hakkıyla yapabilenlere ne mutlu…

    Titreşimlerin en üst noktaya gelmesi durumu, bu ibadetler ve yoğun tefekkür ile farkındalık hallerinin oluşturduğu idrak ile sağlanan yüzde yüzlük bir arınma halidir….

    Egonun bir zerresinin bile bulunmamasıdır, safi sevgi olmak halidir…

    Cennet boyutudur bu… Ve o boyutta bizim bu ikircikli hallerimizle yerimiz yoktur… Hiç düşünebilir misiniz, egonun milyonda birinin bile varlığını gösterdiği bir birimin o boyuttaki güçlerle donananmasını, hafazanallah… Neyse ki sistem geçit vermez buna… Emniyetteyiz yani:-)

    Beden titreşimlerimizin artmasının görebildiğim en önemli getirisi: bizi mutlak bilince yaklaştırarak, bulunduğumuz boyuta daha faydalı insanlar olabilmemize ve diğer insanların da bir üst boyuta geçebilmesi için titreşimlerinin yükselmesine katkı ve hizmette bulunmamıza vesile olmasıdır bence…

    Acele edip hemen boyut değiştirme hevesine kapılıp ayaklarımızı yerden koparmanın da alemi yok… Usul usul devam edeceğiz çalışmalarımıza zamanı gelince kendiliğinden olacak her şey…

    Demem o ki: bu bilgiyi hayatın dayattığı sorunlardan bir kaçış aracı olarak görmememiz gerekiyor… Hala bu boyutta debelenmemizin vardır mutlaka bir sebeb-i hikmeti…

    Yani, günü geldiğinde hepberaber gideriz nasibimizde olan yerlere, stres yapmaya, frekans arttırmayı takıntı haline getirmeye hiç gerek yok…:-)

  3. 3 semme 13 Nisan 2008, 3:51

    Aslinda yorum yazamayacaktim, ama guvenlik kodunda zikirr yazdigini gorunce yazmaya karar verdim..:)

    Bence titresimleri arttiracak olan “zikir”dir; tabii ki ibadetleri dosdogru yaptikdan sonra. Burada beni kimse tanimadigindan soyleyebilirim ki; duzenli zikiri vird edindigimden beri cisimlerin titresimini gormeye basladim. Hatta hissediyorum da ama malesef henuz kendimdeki titresimi “fark” edemedim.
    Kolaylastirilir insaAllah….

  4. 4 kenan 14 Nisan 2008, 6:38

    Murakabe yoluyla yapılan gönül zikirlerinde mana yansıması olağanüstüdür… İdrak cennet boyutunu yaşarken, kelimeler hali anlatımda yetersiz kalır…
    Ey sevgili sevdiklerine bağışladığını, seni sevenlere de lutfet… Amiin

  5. 5 MARTI 14 Nisan 2008, 9:49

    Enerjimizi arttırarak titreşimlerimizi yükseltmemiz, aşşağıların aşşağısına atılan insanın, yukarıların yukarısına çıkması için bir yol mu (mecaz yollu)?.

    Holografik evren bize farklı dalga boylarında (titreşimde) alt maddeler oluşturuyorsa (-ki taşın sertliği, pamuğun yumuşaklığı vs.), her dalga boyunu (titreşimi) algılayıp, ihata edebilir miyiz?…
    Bu konudaki yalnış ve noksan düşüncelerden Allah’a sığınırım. İnsan noksandır.

  6. 6 veysel 14 Nisan 2008, 12:10

    zikir halinde dolaşmak hem etrafında gördüğüm nesnelere daha farklı bir açı ile bakmamı sağlıyor hem de BİRR kelimesini biraz daha güçlü bir şekilde algılamana neden oluyor diyebilirim.
    Aklımda zikir dışında oluşan düşünceler de o esnada beni asıl amacımdan uzak tutuyor ve gerçekten yaptığım zikirin bana faydası olup olmadığı hakkında sorgular oluşuyor. Bu hal ile gün boyu yaşamak tabİi ki beni toplumda arındırıyor ama etrafa kayıtsız kalarak yapma isteği hep içimde; o da sıklıkla değil, arada bi oluyor. Çünkü Zikir çalışması yapmaktan maksat bir amaçtır benim için ve bu amaca en iyi en sağlam ve güvenli şekilde gidebilmenin yolu kendini soyutlayarak isteğini bu noktada bütünleştirmekten geçer. İNŞALLAH bunları İDRAK ETTİRİR VE KOLAYLAŞTIRIR.

  7. 7 mustafa öz 14 Nisan 2008, 2:45

    Titreşimin tanımı şöyledir; “Denge noktası etrafındaki salınıma” titreşim (frekans ) diyoruz!
    “F” ile gösterilir F=1/T şeklinde ifade edilir. Birimi “herz” dir. Buradaki T periyottur. Aklınıza gelen tüm madde FREKANS halindedir, yani titreşir. Yalnız biz onları göremeyiz. (Yerde ve gökte ne varsa Allah’ı zikreder fakat biz bunu anlayamayız)

    Frekans kavramına “TEKRAR” diyebiliriz zira hep aynı hareketler sürekli tekrarlanan hareketler söz konusu. Peki biz bu titreşimleri neden göremeyiz? Aslında görüyoruz! Fakat beynimizde mevcut bulunan eşik değerinin çok altında bir titreşim olduğu için beynimizde değerlendirilmeye tabi tutulmuyor. Beynimiz de milivolt (milyonda bir volt) mertebelerde elektrikle çalıştığı için, bunun doğal bir sonucu olarak dalga üretecektir ki; bilim adamları bu dalgaları alfa, delta, teta, beta şeklinde ayırmışlardır..

    Son zamanlar gama da işin içine girdiği için 5 dalga oldular, buradaki guruplar titreşime göre isimlendiriliyorlar, sayıları daha da artabilir. “B”nin altındaki noktadan açılan evren, bir projeksiyon oluşturarak, suya atılan bir taşın çıkardığı daireler gibi çok yoğun titreşimden az yoğun titreşime geçiş yaparak latif ortamdan daha az latif ortama (lahut, ceberrut, melakut, nasut) geçiş yapar.

    Noktanın üstü ise “arş”tır. Üstadın “makro beyindir evren, mikro evrendir insan” sözünden hareket edersek; zerre külün aynası olduğundan holografik esasa göre biz de noktanın (Hakikatı Muhammediye, Ruh adlı melek, nefsi kül, aklı kül, insani kamil, data) tüm özelliklerini taşırız, bu nedenle biz namazı (namaz= zikir= tekrar= titreşim) ikame ederken tüm alem içre alemler bizle birlikte Kıyam, ruku ve secde eder, ayni frekansa girdiğimizde hep oluruz.

  8. 8 KGökdoğan 17 Nisan 2008, 2:11

    Bu konu çerçevesinde çok yüzeysel düşünürsek:

    Hızır, İlyas, İdris ve İsâ bedensel ölümden evvel “cennet” boyutuna geçmiştir.

    Grup halinde geçişe örnek Ashâb-ı Kehf’dir.

    Bir kişinin diğer insanların beden titreşimlerini yükselterek boyut atlatması Nuh ve Mûsâ’nın mucizeleridir.

    Resulullah’dan örnekler:

    Kur’an’ı ve İslam’ı öğrenmek isteyen bir cinin boyutuna Hz. Âli’nin bedeni Resulullah’ın müdahelesiyle ayarlanıyor ve o boyuta gidip dönüyor.

    İsrâ ve Mirac mucizeleri.

    Tüm bu örnekler tek ya da toplu geçişin mümkün olduğunu gösteriyor. Fakat dikkat çeken bir nokta var. Geçiş yapanlar Resullerdir ve tek istisna Ashab-ı Kehf.

    Hızır, İlyas, idris ve İsâ geçiş yapmışlar her iki boyut arasında gidip gelmeye devam etmektedirler.

    Tüm Resullerin mucizelerinin en mükemmelini gerçekleştirmiş olan Resulullah a.s.’ın tüm boyutları geçtikten sonra dönüp doğal yaşamı tercih ettiğini görüyoruz. Doğal ölümü, doğal haşri ve doğal yoldan cennet boyutuna geçmeyi beklediğini biliyoruz. Şu anda berzah yaşamındadır ve kıyameti beklemektedir.

    Bu konuda hepimize sorulsa: “Sizin için bilinmeyen boyutlar için en emin kılavuz kimdir?”

    Hepimizin tek cevap verdiğini duyuyorum ve diyoruz ki: “Hz. Muhammed a.s.’dır.”

    Demek ki boyutlar arası en güvenilir geçiş, beden frekanslarımızla oynamadan “en doğal halde kalabilmek”tir.

    Acele edersek ve beden frekanslarımızla oynarsak ne olur?

    Evrensel sigorta sistemiyle karşılaşırız.

    Üç boyut insan varlığının “vatanıdır”. Üç boyutun doğal yolunun sonu “cennet” e çıkar. En kestirme yol budur. Hepimiz bu sisteme doğal sigortalıyız.

    Farzedelim merak ettik ve deneme yaptık. Beyin dalgalarımızı yavaş yavaş yükselttik.

    Dünyanın manyetik alanından kurtulduk. Ay’ın manyetik alanı bizi geri dönmeye zorlar. Ay boyutunun bilinçli varlıkları bizi esir edebilir. Yeterince güçlü isek… dua, zikir, ibadet, iyilik yani pozitif kalkanımız güçlü ise ay’ı geçeriz ve…

    Sırasıyla her gezegenin manyetik alanı ve o alanın canlılarıyla karşılaşırız. Sonunda Yıldız’a yani Güneş’e ulaşırız. Güneşin manyetik alanında ve Güneş’in üst boyutundaki canlılarla karşılaşırız. Ya onlara esir oluruz ya da geçeriz. Geçersek…

    Güneş Sistemi’nin tümel manyetik kalkanı ile karşılaşırız, ve canlılarıyla… Geçersek…

    Samanyolu… Geçersek…

    Galaksi grubu… geçersek…

    Üst galaksi grubu… geçersek…

    Daha üst galaksi grubu… geçersek…

    Sonsuza kadar karşımıza hep bir üst galaksi grubu çıkacaktır. Hiçbir zaman “tüm evren” ruhuna ulaşamayız. Yol uzadıkça uzar. Yolculuğun hiçbir anlamı kalmaz. Sonsuz büyüklük imkansızdır.

    Bu boyut yolculuğunu atom altına da düşünebiliriz. Hiçbir zaman mutlak yokluk boyutuna ulaşamayız. Mutlak sıfırlık imkansızdır.

    Resulullah’ın dönme nedeni en emin ve en güvenli boyut geçme noktasının şu beğenmediğimiz et, kemik varlığımızda olduğunu bize anlatmak isteğidir. Ve kendisi de bedenselliğini en doğal hali ile yaşamıştır. Bedensel yaşamın doğallığı dengeli uyku, dengeli beslenme, dengeli ibadet, dengeli esmâ zikri… Kısaca, “her şeyde denge”dir. Zamana ve zemine göre dengenin öteki adı Resulullah’ın sünnetidir…

    Neyi bulmak istiyorsak aradığımız kendimizde ve “denge”dedir.

    Neyi nerede kaybettik? Kaybettiğimizi kaybettiğimiz yerde aramalıyız. Nasrettin Hocamız, yüzüğü samanlıkta karanlıkta kaybettiyseniz sokaktaki lambanın altında aramayın demiyor mu?

    Ne alt boyutları ne de üst boyutları kaybetmedik. Tüm boyutlar kendi üç boyutumuzda var. Üç boyuttan; elli, yüz, bin, milyar, trilyon, … boyut çıkarabiliriz. Fakat hiç birisi bizi tatmin etmez. Çünkü sevdiklerimiz; dedemiz, nenemiz, annemiz, babamız, kardeşlerimiz, dostlarımız, kedimiz, tavşanımız, çiçeğimiz… kısaca doğamız üç boyutumuzda. Üst boyutlarda kaç tane sevdiğin varlık var? Bir taneciğinin ismini söyler misin? Ve kaç kişi gitmiş şimdiye kadar?

    Vefasız isen buradaki sevdiklerine, yolun açık olsun tüm boyutlar senin.

    Vefalı isen sevdiklerine, kal burada ve “en kestirme ve güvenli yol”dan “cennet” boyutuna çık. Diğer yolların hiç birisi “ortak buluşma” noktasına çıkmaz.

    Toplu geçiş “imkansız”dır… Ancak tüm grup tüm konularda yüzde yüz aynı düşünürse mümkün olabilir. Kim kimin aklını beğeniyor? Kim kimin düşüncesine saygılı?… El ele tutuşup da loş ortamda anlamlı anlamsız zikirlerle “trans”a girmek tek frekansa yükselmek değildir. Topluluk tek frekansa uyanıkken ve ayıkken “ashab-ı kehf” gibi yükselebilir.

    Toplu trans ve TEK YÜREK olmak ayrı şeylerdir.

    Sistemin sigortası “gereksiz titreşim/frekans” durumunda atar…

  9. 9 Coskun Deniz 17 Nisan 2008, 5:04

    Mustafa Öz kardes, titresim hakkinda ve sistemle nasil bir sekilde baglantili oldugunu anlatip ve bizi aydinlattigindan dolayi sana tesekkürler ediyorum.. Bu konuda daha cok okumak isterdim mümkün mü acaba.. Üniversitedeki gördügüm derslerin simdi ne ise yaradiklarinin farkina vardim.. Allah senden razi olsun..

  10. 10 angorya 17 Nisan 2008, 8:13

    ”Yüzüğü samanlıkta karanlıkta kaybettiyseniz sokaktaki lambanın altında aramayın” diyor ya Nasreddin Hoca, biz de bu güzel mesaja bir cümle eklesek ve desek ki ”Samanlığın ışıklarını yak da öyle ara…” nasıl olur acaba…

    Benim çok kabaca anlatmaya çalıştığımı (ne kadar ifade edebildim bilemiyorum) siz öyle güzel ve net anlatmışsınız ki Sevgili Kemal Gökdoğan. Yüzde yüz katılıyorum size…

    Tabii burası beyin fırtınası köşesi düşüneceğiz, felsefesini, teorisini anlamaya çalışacağız bu düşüncenin ama ”pergel” gibi olmayız her daim:) Bir ayağımız yere sağlam basmalı yani… DÜşünürken bile… Yoksa uçmak ve hem sistemin hem de kendimizin sigortalarını attırma ihtimali epey yüksek… Hayır, sigorta sadece bir kere atsa ve ondan sonra doğal voltajımızda devam edebilsek yine iyi… problem sigortanın sürekli zorlanması ve durmadan attırılması… bunun sonucunda da dengesiz bir yaşam, dengesiz bir psikoloji… bakın bir çevrenize, bakın kendinize? Nasılsınız? Nasıllar?…

    Bu arada bu titreşim meselesinde düşünüyorum da… acaba… -global ölçekte- medya vs. aracılığı ile toplumları manipüle eden çeşitli ”karanlık” güçlerin yarattığı kitlesel ”negatif” titreşim, sistemin, yani dünyanın sigortalarını sürekli attırıp duruyor ve kimimizin kıyamet alametleri, kimimizin global çılgınlık dediği tüm vahşet ve acılar bu yüzden deneyimleniyor olabilir mi?”

  11. 11 zeynep 18 Nisan 2008, 3:33

    İnsan bedeni varolan görüntüsünü saniyede yaklaşık 520 trilyon defa titreşerek elde eder. Yani atom altı boyutunda elektronları muazzam bir hızla titreşerek sanal, hayali bir hologram ortaya çıkarır ve bizler de bu gördüğümüze madde beden deriz! HAYY adıyla tüm varlığın varoluş projeksiyonunu oluşturan bu durum canlı ve diri bir görüntü oaraya koyar ki; bu da bizler için bir ‘olmazsa olmaz’ gerekliliktir. Batılı bilim adamlarının “Titreşen evren” olarak adlandırdığı bu devasa projeksiyonun mükemmelliğini insan bilinci kavramakta güçlük çeker. Hele bir de ricalullah’ın evliyaullah’ın bedenlerinde bu titreşim sayısının çok daha fazla olduğunu söylersem ne dersiniz acaba?

    Vahdet bey gibi mübareklerin neden bu kadar celal yüklü olduğunu herhalde daha iyi anlamış oluruz. Aynı zamanda bu yüksek titreşim oranı etraflarında elektromanyetik bir rezonans oluşturarak insanları kendine çeker. Muhteşem geniş bir auraya sahiptirler ve etraflarında pervane olanlar bu enerji denizinden kendi depolarını doldururlar tabiri caizse… Tabi herkes kabı ölçüsünde doldurabilir. “Maşrabamız (su bardağı) küçük ise deryayı suçlamaya hakkımız olmaz” diyen o engin gönül Mevlana bize bu gerçeği vurgulamıştır.

    Kanımca insan bu beden titreşim sayısını “AŞK” adı verilen o mükemmel oluşumdan beslenerek arttırabilir en kestirme yolla; ya değilse daha uzun yolları da var tabi…

    Minik bir bilgi buketi; naçizane…

    HAYY kalın, terkibimizdeki VEDUD oranının artması dileğiyle…

  12. 12 metinav 18 Nisan 2008, 5:59

    Titreşim olayına bende inanıyorum fakat biraz daha farklı bana göre. Maddesel olarak baktığımızda havada uçanlar, su üzerinde yürüyenler, ateşte yanmayanlar va daha bunun gibi nice bize göre olağanüstü gelen işlerin arkasında yine ADETULLAH dediğimiz ilahi, değişmez kanunlar var olduğu mantık çerçevesinde incelendiğinde görülecektir.

    Yer çekimini yenmeden, ağırlığı en azından dengelemeden havalanmanın şu anki düzeyde imkanı yok. Ya da hızı arttırmadan bir anda bir yerden bir yere gitmenin olanağı araçsız mümkün değil tabii ki şu an ki gelişmeler doğrultusunda konuşuyorum.
    Ateşte yanmamak için ateşin etki edemediği bir formda olmak ya da ortaya çıkan ısının aynı miktarında ters soğukluk olması veya da ateşin tesirini kesen süper bir yalıtkan her anlamda olması gerekir diye düşünüyorum.

    İnsanlar açıklayamadıkları (data yetersizliğinden dolayı) durumları hemen hayali, manevi soyut hale çevirmeyi kolay görmekteler ki hep böyle olmuş mucize, keramet, istidraç vb..
    Aslında bu olaylar yüksek ilimlerle alakalı şuurlu olanlar için. Ha alet edevat herkeste var ama yetenek ve bilgi yok ortaya koyulamıyor. Taşıtlar olmadan bedenle en uzak mahallere bir anda gitmek iyi olmaz mıydı? İnsanların yararına olurdu, herşeyden öte yaratıcının hikmetli işleri daha iyi anlaşılır ve şükür ve hamd hali daha iyi yaşanırdı bence.

    İnsanın atomsal yapısının enerjisel yanının ışık hızı ve üstünde çalışması bence başta zikir ama doğru esmaları, sonra da derin ve sağlam noktasal tefekkür ile olabilir kanaatindeyim.
    Her resul ve nebiye, velilere, ihlaslı kullara ve doğuştan ehil küfür ehline bir amaca dönük olarak bu haller yaşatılmıştır. Mesela İBRAHİM as.ın ateşte yanmaması İSA as.ın çamurdan yaptığı kuşların canlanması, velilerin tayyı mekanı, bastı zamanı, hindu ve budistlerin levitasyon dedikleri havada asılı durmaları vb. gibi örnekler bu işlerin yapılabileceğini ve de insanların gelişebilecekleri, ulaşabilecekleri en azından bu yaşamda son noktayı göstermekte ve yaratıcıyı bize şu halimize göre aşikare işaret etmektedir tabi anlayana…

    Görünmezlik ise belki, nasıl göz tv. deki satır tarama hızı saniyede 25 kare olmasını anlamayıp resimlerin hareket ettiğini zannediyorsa, aynen onun gibi bedenin titreşimi artabilirse o zaman algılanamaz olabilir insan veya nesne. İLİMLER DE ÖYLE DEĞİL Mİ ZATEN?.. HERKES ANLAYAMIYOR HER KONUYU, ÇABALAMADAN VE TEFEKKÜR ETMEDEN.. ALLAH RESULUNUN PARMAKLARINDAN SU AKMASI, BİLMEM KAÇ KİŞİNİN BU SUDAN İÇMESİ, ABDEST ALMASI İLK BAKIŞTA İNSANA ÇOK SOYUT VE İMKANSIZ GELİYOR AMA ALLAH’IN YARATMASINDA DEĞİŞİKLİK YOK..
    BUGÜN BUNA BENZER HAVADAKİ NEMİ TOPLAYIP İÇİLECEK SUYA DÖNÜŞTÜREN MAKİNALAR YAPILMAYA BAŞLANDI. HERŞEYİN İLMİ, AKLİ BİR AÇIKLAMASI OLDUĞUNA İNANIYORUM. ÇÜNKÜ ALLAH ALİM, HAKİM, NUR, MUSAVVİR, HALIK, FATIR, MÜBDİ, MÜNŞİ, RAHMAN VE RAHİMDİR. CAHİLCE VE BASİTÇE DÜŞÜNMEKTEN KAÇINIP, AKILCI DERİNLEMESİNE İDRAKİN PEŞİNDEN GİTMELİYİZ. TABİİ Kİ ÖNEMLİ OLAN İMAN VE İKAN MERTEBELERİDİR.. BU İŞLER ZATEN İKRAM YOLLU İLİMİN GETİRİSİ OLARAK VERİLİR, AMAÇ DEĞİL; AMACA GİDİLEN YOLDA ÖNÜMÜZE ÇIKARILAN HİKMETİ KAVRAMAYI KOLAYLAŞTIRAN İŞLERDİR, NİMETTİR, İNAMATTIR, ÇOK TA ÖNEMLİ DEĞİL…. HOŞÇAKALIN.

  13. 13 tarla kuşu 18 Nisan 2008, 10:47

    “İnsanın atomsal yapısının enerjisel yanının ışık hızı ve üstünde çalışması bence başta zikir ama doğru esmaları, sonra da derin ve sağlam noktasal tefekkür ile olabilir kanaatindeyim.”

    Buna ben de katılıyorum. Fakat sadece bu kadarı yeterli değil bence.. Beden tabiatının esaretinden şuursal anlamda da ruhsal anlamda da kurtulmak gerekir.
    Kişi gerek zihinsel olarak, gerek ruhsal olarak madde beden tabiatının çekimine tutsak yaşarken, ne meleki alem dediğimiz yüksek titreşim frekanslarıyla bağlantı kurabilir, ne de ruhsal titreşim frekansını o boyutların frekansı ile uyumlayıp, yükselebilir. Örneğin Hz. İdris (a.s.)’ın sürekli oruç tuttuğu, münzevi yaşayıp, yoğun riyazat yaptığı bilinir.

    Genelde Hz. İsa (a.s.)’ın hayatına dair ön plana alınanlar arasında O’nun da belli bir süre çölde kalıp, oruç ve riyazat yapdığı yoktur, ama yapmıştır.
    Hz. Musa (a.s.) Mısır’ı ilk terkedip çöllere çıktığı zaman ve kırk gün Tur dağına çıktığında münzevi yaşamış ve bu esnada oruç tutup, riyazat yapmıştır.
    Hz. Muhammed (a.s)’ın Hira dağındaki mağarada geçirdiği günleri de malumunuz.
    Abdülkadir Geylani’nin de kırk gün çölde kalarak böyle yoğun bir beden tabiatı mücadelesi verdiği bilinir.
    Budistlerin de bu tür beden tabiatı çalışmaları vardır bildiğiniz gibi..

    Münzevi yaşamak, yoğun oruç ve riyazat anlamında.. Olayın sadece tefekkür ve zikirle ilgili olduğunu sanmıyorum. O kadarını şu anda binlerce kişi yapıyor yeryüzünde zaten…

    Fakat bu çalışmalar, bedensel ve ruhsal anlamda titreşim hızını arttırmaya yetmese de zihinsel titreşim hızını yükseltebilir ve o boyutların titreşimlerini alabilir hale gelmemize yeter. İlham almak anlamında.. Tabii bu kişisel bir düşünce, doğrusunu Allah bilir.

  14. 14 e.deniz keskin 21 Nisan 2008, 12:04

    Sevgili Semme; eşyaların titreşimini görebiliyorum demişsin, bu senin dışındaki halı, seccade ya da tv. gibi şeylerin minik minik dağılımı yani yarinden sanki 1-2 cm titriyor olması gibi mi?
    Sakıncası yoksa anlatır mısın? Ya da görecek olsan kendininki nasıl olurdu.?
    Saygılarımla

  15. 15 m.ekinci 7 Mayıs 2008, 1:56

    Selamün Aleyküm,
    Bu beyin fırtınasının sonunda şöyle bir bilgi notu mevcut;

    (Bilgi Notu: Yukarıdaki metinin alıntı kaynağı, önyargılara yer vermemek ve perdelenmemek adına şimdilik açıklanmayacaktır.. Bu beyin fırtınası seansı bittiğinde bu cümlenin altında açıklanacaktır.)

    32. Beyin fırtınası başladığına göre bir önceki seansın bittiğini düşünüyor ve alıntınızla ilgili kaynağı merak ettiğim için, mümkünse artık açıklamanızı rica ediyorum.
    Selam ve dua ile…

    Yorumsuz Blog Editör Ekibi: Sn. M. Ekinci, 31. Beyin fırtınası seansında halen yazılabiliyor.. Lütfen, biraz daha müddet diliyoruz sizden.. Teşekkürler.

  16. 16 . 24 Mayıs 2008, 11:55

    Bunların mümkün olduğuna inanıyorum, kaynağı içtenlikle arzuluyorum, ama halen yeterince “arınmadığımızdan ” dolayı “kaynak” için endişeleniyorum… Neyse ki Sistemi Yüce Rabbim o kadar mükemmel yarattı ki.. zaten nasibi olmayan alamaz.. ancak Onun diledikleri anlayabilir… O RAHMAN dır… ve herşey çok güzel…
    Ayet-el Kûrsi’de kaynağa zarar verilemez, diyor B’ence.
    “Sevgi ateşi” gönüllerinizi yaksın kül etsin, külü de rüzgar savurup yok etsin, geriye hiç 1 şey kalmasın… işte “O” zam an…

  17. 17 Yorumsuz Blog 24 Mayıs 2008, 12:27

    Sn. M. Ekinci

    7 Mayıs 2008 01:56
    tarihli yorumunuzdaki isteğiniz üzerine;
    Beyin Fırtınası (31)’de kullandığımız alıntı kaynağı:
    Dokuz KehanetJames Redfield/ Altın Kitaplar, 1. Basım/Mart 1995


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: