“Üçüncü Göz”

Hicretten sonra 150 yılında (miladi 767) Resulullah a.s.’ı dünya gözüyle görmek lutfuna nâil olmuş “gerçek sahabeler”den kimse kalmamış, hepsi Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. O “Güzel İnsanlar” Allah Resulünden doğrudan aldıkları Allah’ı ve insanı tanıma ilim ve irfanını kendi safi gönüllerinin rengi ve kokusuyla yaymışlardır..

Resulullah a.s.’dan sonraki bu yüz elli yıl İslâmi İlimlerin ve sûfizmin “kuluçka” dönemidir. Zâhiri temizliği konu alan “Fıkıh” ve bâtınî temizliği konu alan “tefekkür”, bu dönemde kendilerini Allah’a ve O’nun Resulü’nden tecelli eden ilme gönül verenler tarafından “yazılı metin” haline getirilmeye başlanmıştır.

Halbuki o dönem, Hilâfeti dünyâ saltanatına dönüştürenlerin siyâsi mücadele için her şeyi câiz gördükleri dönemdir aynı zamanda… Niyeti sadece ilim olan insanlar: “Euzü billahimineş siyâse” yâni “Allah’ım siyasetten sana sığınırım” diyerek göz gözü görmeyen kardeş, akraba, kabile iç çekişmeleri arasında Risâlet mirası olan ilmi, siyaset kirinden muhafaza ederek bizlere ulaştırmışlardır.

Bu nasıl olmuştur?

Bu sorunun cevabını tasavvuf dünyasında asırladır dilden dile gönülden gönüle aktarılan bir “menkıbe/anlamlı hikâye” ile anlatalım;

Ebû Hâşim isminde bir bey vardır. Şimdiki anlamıyla bir bölgenin idaresini elinde bulunduran “ağa” gibidir. Biraz diktatör biraz da sevilen birisidir. Bir gün arazilerinde gezerken ufukta iki kişinin buluştuğunu görür. Karşılıklı otururlar, heybelerini sererler Allah ne verdiyse birlikte yerler ve ayrılırlar. Birisi Ebû Hâşim’in olduğu yere diğeri başka yere doğru gider. Ebû Hâşim yabancıyı adamlarına yakalatır ve karşısına alır.

Adamın üzerinde o zamanlar en ucuz olan yün elbise vardır. Pamuk ve ipekliler zengin kıyafeti, yün yâni “sûf” kıyafet ise fakir kıyafetidir.

Ebû Hâşim sorar… “sûfî” yâni yün elbiseli fakir cevaplar:

“Kimsin?”

“Allah kuluyum”

“Ben kimin kuluyum? Elbette ben de Allah kuluyum… Kim olduğunu söyle!”

“Ben Allah kuluyum fakat senin, etrafında sana hizmet edenlerin iltifatlarına kul olduğunu görüyorum.”

Ve Ebû Hâşim şoka girer.

Yün Elbiseli’nin “üçüncü gözü”; simsiyah bir gecede, simsiyah bir odada, simsiyah bir taşın üzerindeki simsiyah bir karıncanın ayak kıpırtısını görecek kadar keskindir. Bu görüş “keşif-kerâmet” değil, nefsi arıtma ilminin ilk harfidir. Kimsenin göremediği ap açık görünür olan nefsin hilelerini akıl ve Muhammedî iman nuru ile “görmek”tir.

“Üçüncü göz” budur. Üçüncü gözün “radar ve röntgen” yöntemiyle görmek olmadığını anlamamız gerekir.

Ebû Hâşim o anda Muhammedî akıl ve iman nurunun o “sûfî”de açığa çıktığını görür. Birbirini hiç görmemiş o iki “sufî”nin ilk buluştukları noktaya “ilk tekke”yi kurar. Sûfî’ye o tekkeyi hediye eder ve kendisi de “ilk mürid” olur.

O zamandan bu zamana; nice Ebû Hâşimler, nice sûfîler, nice zâlimler, nice mâsumlar… geldi geçti. Nice tekkeler kuruldu niceleri yıkıldı. Bizler de bâki değiliz bu ortamlarda… Bizler de gelici ve gidicileriz.

Fakat “iltifatlara kulolan nefsimiz hâlâ dimdik ayakta. Ve nefsimize hâlâ “üçüncü göz” ile bakan ve bizi şoka sokan… ipek tişörtlü, merserize takım elbiseli gerçek “sûfî”ler de dimdik ayakta.

İnsanların kılık ve kıyafetlerini, günlük hareketlerini ve “düşüncelerinikendi nefsi için beğenmeyip eleştiren “üçüncü göz”ler ile… Resulullah a.s.’ın mirası “risalet ilmi” ile evrene ve insana bakan “üçüncü göz”ü karıştırmamak gerekir.

Tek başımıza geldik ve tek başımıza bu evren tekkesinden bir gün çekip gideceğiz meçhûle doğru… Allah hepimizin meçhûle giden yolunun sonunu kendi nefsimizin sarayına değil de “Kendi Hakikat Kulübesi”ne çıkarsın.

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

7 Responses to ““Üçüncü Göz””


  1. 1 Gömü 9 Nisan 2008, 1:11

    Adını hatırlayamadığım bir bilge şöyle yazıyordu hatırladığım kadarıyla:

    ” Hükmetme ihtirası; Büyük küçümsemenin korkunç öğreticisidir ki, insanlara ve topluluklara ‘çekil yerinden’ diye vaaz eder ve nihayet onların kendilerine ‘ben buradan çekilmeliyim’ dedirtir!. ”

    Bendenizin de görüşü şudur ki, bu ihtirasın sahipleri her ıstırablı hikmeti de hakir görürler.. Ama “GERÇEK” ÖYLE DEĞİLDİR Kİ; hikmetler vardır, karanlıkta çiçek açarlar.. KEŞKE FARKINDA OLSALAR…

    Ayrıca;
    İnsanın kendine ait olan her şey kendinden iyice saklanmıştır. Ve bütün gömü(hazine)ler içinde en güç çıkarılan insanın kendi gömüsüdür.
    Üçüncü gözümüzü dört açmak dileğimizdir.. Bu gömüyü çıkarabilmek için!..
    Bu gömü ne ola ki ?!..

  2. 2 özde 9 Nisan 2008, 4:55

    Sevgili dostlar,

    Öyle inanıyorum ki herşeyin sırrı, NEFS adıyla işaret edilen anahtarında gizli..

    Öyle ise Onu çok iyi bilmemiz, tanımamız tahlil etmemiz ve ona göre savunma tedbirleri geliştirmemiz gerekir…

    En çok bizleri üzen fiillerin müsebbibi olan nefs (kişisel benlik)’in özelliklerini, akıl almaz hilelerini, girdiği biçim ve şekillerini, kullandığı silahlarını ve daha sonra, ondan korunma yöntemlerini ve sonra nefsin diğer basamaklarını; sevgili Yorumsuz Blog izleyicileri olarak dilimiz döndüğünce, okuduklarımızı, duyduklarımızı, yaşadıklarımızı, bu ekrandan, bu köşeden, paylaşırsak, bilemiyorum neler olur….

    Doğruyu ancak Allah bilir…

    Sevgi ve saygılarımla…

  3. 3 faik 9 Nisan 2008, 9:01

    Bence üçüncü gözümüz; TEK’i gören BASİR’imizdir… Sınırsız-sonsuz BASİR’le, sınırsız-sonsuz-TEK olan varlık GÖR’ülür… Çokluktan kurtulup; TEK’liğe erilir; TEK’liğin gereği yaşanır…
    Kemal Bey; her tarafından büyük emek akan yazılarınızdan dolayı sonsuz teşekkürler…

  4. 4 kenan 9 Nisan 2008, 10:55

    Allah, Semaların ve Arz’ın nurudur (herşey O’nunla zahirdir)… O’nun Nuru’nun meseli içinde lamba-çırağ (bilinç enerji; nefs-i natıka; ruh-u nurani) bulunan bir kandil/kandil yuvası (beyin) gibidir… O lamba-çırağ da bir cam-sırça (kalb) içindedir… O sırça-cam sanki inciden bir kevkeb (gezegen, yıldız) gibidir ki, şarkıy (zahire dönük, tenzihi, musevi) ve ğarbiy (batına dönük, teşbihi, iseviy) olmayan mübarek bir ağaçtan, yani zeytin (ağacın) den (Küll’ün aynası olan zerre’den) yakılır-tutuşturulur… Onun (o ağacın) yağı neredeyse kendisine bir nar (diyn, arınma çalışmaları) dokunmasa da zıya verir/ışık saçar… Nur’un ala nur’dur (nur üstüne nur’dur)… (Böylece) Allah dilediği kimseyi kendi nuru’na hidayet eder… Allah insanlar için misaller veriyor… Allah herşeyi (B sırrınca) Aliym’dir.

  5. 5 Talib 10 Nisan 2008, 11:15

    “Ey her şey’i ihâta eden, kuşatan Muhît olan, ey kudreti her şey’e yeten Kâdir
    olan Allah’ım, Zâlike hayrûn zâlike min âyâtîllâh âyetinin bereketiyle, emniyet
    sûrûruyla, giysilerin en hayırlısı olan takvâ libasından giyinenlerden olmayı, âziz ve
    güçlü kuvvetinle lütfen nasip elye Yâ Rabbi”
    Amin, amin, amin. (Muhyiddin İbn. Arabi (k.s.)nin duasından)

    “Tek başımıza geldik ve tek başımıza bu evren tekkesinden bir gün çekip gideceğiz meçhûle doğru…” Allah (c.c.) bu yolda yürürken rehbersiz kalıp şaşırmaktan cümlemizi korusun. Teşekkürler sayın Kemal Gökdoğan… Ve lütfen artık sitemizden kayıp vermiyelim ve bu ilk ve son olsun dileğim.

  6. 6 özde 12 Nisan 2008, 11:03

    Sevgili dostlar,
    Sevgili Abdü’l-Kerim b. İbrahim el- Cili (k.s.) ‘nin İnsan-ı Kamil adlı eserinden yapılan ALINTIyı yorumsuz olarak sunmak istedim.. Allah’tan hayırlara vesile olması dileğiyle..
    Sevgi ve saygılarımla..

    “TEŞBİH HAKKINDA “

    -Bil ki.Hakkı teşbih iki türlüdür.
    Birincisi; zata ait teşbih..
    İkincisi;vasfa ait teşbihtir..

    Allahu Nurus Semavati vel Ard* meselü NuriHİ kemişkâtin fiyha mısbah* elmısbahu fiy zücacetin, ezzücacetü keenneha kevkebün dürriyyün yukadü min şeceretin mübareketin zeytunetin la şarkıyyetin ve la ğarbiyyetin yekâdü zeytüha yudıy’u ve lev lem temseshü nar* Nurun alâ Nur* yehdillahu linuriHİ men yeşa’* ve yadribullahul emsale linNas* vAllahu Bi külli şey’in Aliym; (Nursuresi /ayet:35)

    Allah, Semaların ve Arz’ın nurudur (herşey O’nunla zahirdir)… O’nun Nuru’nun meseli içinde lamba-çırağ (bilinç enerji; nefs-i natıka; ruh-u nurani) bulunan bir kandil/kandil yuvası (beyin) gibidir… O lamba-çırağ da bir cam-sırça (kalb) içindedir… O sırça-cam sanki inciden bir kevkeb (gezegen, yıldız) gibidir ki, şarkıy (zahire dönük, tenzihi, musevi) ve ğarbiy (batına dönük, teşbihi, iseviy) olmayan mübarek bir ağaçtan, yani zeytin (ağacın) den (Küll’ün aynası olan zerre’den) yakılır-tutuşturulur… Onun (o ağacın) yağı neredeyse kendisine bir nar (diyn, arınma çalışmaları) dokunmasa da zıya verir/ışık saçar… Nur’un ala nur’dur (nur üstüne nur’dur)… (Böylece) Allah dilediği kimseyi kendi nuru’na hidayet eder… Allah insanlar için misaller veriyor… Allah herşeyi (B sırrınca) Aliym’dir.

    SÛRE HAKKINDA ÖZET BİLGİ: Nur Sûresi, Medine döneminde 102. sırada nazıl olmuştur (ki bazı ayetleri daha önce nazıl olmuştur)… 64 ayettir… İsmini, 35. ve takib eden bir kaç ayetteki “NUR”-“Allah Nuru”nu, ya da “insani ruh”-“iman nuru”nu teşbih-temsil yollu anlatımı ve tanımlamaları dolayısıyla “NUR”dan alır…

    -Görmüyor musun ???..
    Hak Teala Kur’an-ı Kerim’de ki Yukardaki ayetle kendi zati nurundan misal verip;

    …insanın zatının nurunu : Miştak, Misbah ve Züccace ile tahayyüli bir şekilde nakletmiştir…
    Zir; zatın o teşbihi, insan suretinden ibarettir.

    Çünkü, MİŞTAK(lamba konan yer) dan maksat: İNSANIN SADRI (göğsü)dır…

    ZÜCCAC’dan maksat : KALBİ,

    MİSBAH’dan maksat ise: İNSANIN SIRRI’dır

    Aynı ayette geçen;

    (şecere-i mübareke) MÜBAREK AĞAÇ’tan maksat: GAYBA İMAN etmektir. O gayb da Hakkın halk suretinde ( Hak olarak) zuhurudur..İşte GAYBA İMAN BU İMANDIR.

    ZEYTUN’den maksat; MUTLAK HAKİKAT’tir
    Çünkü ,mutlak hakikat ne her bakımdan tamamiyle Hak, nede her bakımdan tamamıyle halktır denebilir..

    ŞECERE-İ İMANİYYE ( İman ağacı) de “şarkıyye” değildir.Yani: Teşbihi nefy edecek şekilde mutlak olarak tenzihi icabettirmez.

    Yine o; “Garbiyye”de değildir..Zira tenzihi nefy ederek, mutlak teşbihi ihtiva etmez.
    Bilakis, teşbih kabuğu ile tenzih özü arasında ta’sir edilmiş (sıkılmış) bir sır ve hakikattir.
    Bu ta’sir (sıkma) vuku bulunca yakinden ibaret olan “zeyt” in, ateş dokunmasa da alevlenmesi ve nur saçması mutlaka meydana gelir. Böylece o “zeyt”in kendi nuruyla kendi zulmeti ortadan kalkar.

    Zira o “zeyt” NUR ÜSTÜNE NUR dur

    Şöyle ki: Ayani (aşikar) nur ile muayeneye ait (gözle bilinen) nur şeklindeki teşbih nuruyla , imana ait nurdan ibaret olan tenzih nuru ve birbirlerinin fevkindeki nurun neticesi olan (vahidle ilgili) nur’dur…

    İşte; Allah’ü Teala bu şekilde istediği kimseyi nuruna hidayet eder.Bu mevzuda da insanlara misaller verir…

    -ALLAH her şeyi alim(bilici) dir.

    İşte bu zikredilen teşbih zata ait teşbihtir.Ve darb-ı mesel şekliyle zahir olsa da o mesel, güzelliğinin suretlerinden biridir….

  7. 7 YAREN 13 Nisan 2008, 12:57

    Allah hepimizin meçhûle giden yolunun sonunu kendi nefsimizin sarayına değil de “Kendi Hakikat Kulübesi”ne çıkarsın. AMİN.
    Resulullah dönemini düşünürken hep derdim ki, “böyle bir insana, insanlar nasıl inanmaz nasıl kabul etmez” diye düşünürdüm fakat sizin bu yazınızla daha net farkettim ki, ben Resulullah ı hep büyük savaşlar kazanmış ve bir çok insanın inandığı bir dönemde düşünüyorum. Sonra tekrar o döneme gidip hayattan elini eteğini çekip günlerce bir dağın tepesinde düşünen ne yaptığı o zamandaki bir çok insan tarafından bilinmeyen, yetim, maddi olarak zengin olmayan bir insana iman eder miydim, diye düşünüyorum.

    İlla da keramet, illa da gösterişli bir şey olmalı diyoruz. Bize olağan üstü bir şeyler yapmalı diyoruz.
    Bir mürşidin ya uçması ya da kaçması gerektiğini düşündük, normal bir insan gibi yürümesi gerektiğini düşünemedik. Ne uçanı bulabildik ne de normal yürüyeni kabul edebildik. Nefsimizin aradığını bulmak ümidiyle dolaşıp duruyoruz.
    Allah hepimizin meçhûle giden yolunun sonunu kendi nefsimizin sarayına değil de “Kendi Hakikat Kulübesi”ne çıkarsın. AMİN.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: