Yaşayan Ölüler!..

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) buyurdular ki;
“Namaz müminin miracıdır.”
“Namaz dinin direğidir.”
“Fatiha’sız namaz olmaz.”
“Ey mümin! Allah’a ibadet ederken (namaz kılarken), sanki Allah’ı görüyorsun gibi ibadet et.”…
* * *

“Namaz her hayrın anahtarıdır. Cennetin anahtarı da namazdır.”
“Dünyada benim gözümün nuru, parlaklığı namazdır.”
“Namaz kılmak müminin nur kaynağıdır.”
“Evlerinizi namaz kılarak, Kur’an okuyarak nurlandırınız.”
*  *  *

“Her kime ki, namaz kötülüklerden, uygunsuz hallerden alıkoymazsa o namaz, sahibini ancak Allah’ın rahmetinden uzaklaştırmaya yarar.”
“Nice namaz kılanlar vardır ki, onların namazdan alacağı nasip, yorgunluk ve zahmetten başka bir şey değildir.”
“Bir kulun vücudu namazda, aklı başka yerde iken kıldığı namazın kendisine bir yararı olmaz.”
“Müslüman bir kul namaza durduğu vakit nefsi, yüzü ve kalbiyle Allah’a dönmüşse… Bu kimse, yeni doğmuş gibi günahlarından temizlenmiş olarak namazdan çıkar”

“EY ÜMMETİM! NAMAZ! NAMAZ!
NAMAZA DEVAM EDİNİZ! NAMAZA DEVAM EDİNİZ!”

Hz. Muhammed Mustafa(S.A.V.)’nın namaz konusunda daha nice hadisleri var… Biz sadece bu hadislerin içlerinden seçtiklerimizle yazımıza giriş yaptık… Kur’an-ı Kerim’de de Allah’ın namaz konusunda nice ayetleri var, hadislerle aynı paralellikte… Allah’a hamd, Rasulüne salavat, bizlere de mağfiret olunsun; yine ALLAH tarafından…

Bu yazımızda ki amacımız; tabi ki namazı en tabandan alıp, tüm detayları ile değerlendirmek değil… Bu tür çalışmalar ehli tarafından yıllardır yapıla gelmekte ve bizim istifademize sunulmakta… Allah cümlesinden razı olsun…

Bizim bu yazımızdaki amacımız yukarıdaki hadisleri de, teker teker açıklamak değil… Çünkü o işte çok güzel şekilde yapıldı, yine ehli tarafından… Hem zahiren hem de batınen yorumlandı, bu hadisler bilenlerce… Allah cümlesinden razı olsun…

Biz bu yazımızda kapasitemiz kadarıyla namazın öz manası üzerinde duracak, değişik namaz anlayışlarına değinecek, belli kuvvelerle donanarak namazdan dönülmesi gerekliği üzerinde duracağız… Yazımızdaki mesajı alabilirsek eğer; namazla yokluk değil, varlık kazanacağız… İşlerimizin, sorunlarımızın üstesinden de, namazda kazandığımız güç ve enerji ile geleceğiz…

Hatalar bizden… İsabet kaynaktan… Kusurlar af ola… Eksikler tamamlana…
* * *

Namaz yani salat, dua manasına; dua ise yöneliş manasına geliyor… Öz manada her şey, her an ALLAH’a yönelmiş durumda… Her halleriyle dua ediyorlar aslında… Çünkü her şey her an “İsmi ALLAH Olan”ın özelliklerini açığa çıkarmakta… Sözümüz, halimiz, fiilimiz, düşüncemiz, her anımız, her şeyimiz bizim oluyor duamız…

Bu halimizle “ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım bekleriz” diyoruz; fıtri kulluğumuzu yerine getiriyoruz her an her yerde… Bu evrensel dua halimiz olmasa, birimsel varlığımız yok olurdu…

“Dua yönlendirilmiş beyin dalgalarıdır” diyor, işin ehli… Namaz ise belli vakitlerde, belli sayıda, daha ayrıntılı ve konsantreli olarak yapılan bir yöneliş… Adeta namaz ile kul, mevcudat olarak yönelmekte ALLAH’a… Namazın bir çok yönü, amacı da var elbette…

Namaz yabanda koymaz… Namaz sana ALLAH olan ÖZ ve özellikleriyle var olduğunu hatırlatır; yani sana ALLAH’ı andırır… Namaz ALLAH ayrı, sen ayrı değilsin der… Namaz seni ALLAH’tan ayrı, kendine ait bir varlığın yok der… Namaz sen ALLAH’ın varlığı ve özellileri ile varsın der… Namaz seni kuvvelerini açığa çıkarmaya yöneltir…

Namaz seni yabana atmaz, namaz seni boşluğa atmaz, namaz seni mutlak hiçliğe atmaz, namaz seni mutlak yokluğa atmaz… Namaz seni sahte varlığından kurtarır, gerçek varlığa kavuştururNamaz seni yakıp kül yapmaz, namaz seni kul yapar… Namaz seni büyütüp KÜL yapmaz, namaz seni KUL yapar…

“Namaz müminin miracıdır” hadisini farklı bir bakışla açmaya çalışarak bu yazımızın yazılış amacını, ana fikrini vermeye çalışalım… Nasıl ki; Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) miraçtan hediyelerle döndü ise, biz kullar da miraç olan namazdan hediyelerle dönmeliyiz. Konuyu bir misalle açmaya çalışalım:

Giyim üzerine çalışan bir mağaza düşünelim… Bu mağaza tüm müşterilerine ürünlerini sebil olarak, para almadan veriyor… Mağazanın tek isteği müşterilerin eskimiş olan giysilerini çıkarıp, bırakması; mağazadaki kendisi için tek, yeni giysileri giymesi…

“A” müşterisi mağazaya giriyor, para veriyor, eski giysilerini çıkarmıyor, yeni giysilerini giymiyor… Namazı bu anlayışla kılanlar var… Namazı bir borç olarak değerlendirip, yük olarak, gören, bireysel benlikten arınıp, gerçek benliğine ulaşamayanlar var… Namaz insanın ALLAH’a ödemek zorunda olduğu borcudur, ALLAH insana can verdi, beden verdi, mal verdi…
İnsan ALLAH’a borçludur, namazla bu borcunu öder diyenler var… Bir kere ALLAH’ın ne bizim ne ibadetimize, ne de imanımıza ihtiyacı vardır… Ayrıca ALLAH’ın verdiği ile ALLAH’ın borcu ödenir mi?! Borç olsa idi bir gözünün borcunu bile ödeyemezdin… Namaz borç değil; namaz, özelliklerini kendinde açığa çıkarmak için ALLAH’a yöneliştir, yönelimini tamamlayan miraç ile Rabbine erer, yani Rabbin özelliklerini kendinden açığa çıkarır… Borç kavramını “ALLAH’a ermek için gerekli, zorunlu” manasında algılıyor ve kullanıyor isen ne ala; ama alış-veriş manasında değerlendiriyorsan yanılmaktasın…

“B” müşterisi mağazaya giriyor, para vermiyor, ama o da eski giysileri çıkarmıyor, yeni giysileri giymiyor… Namazı borç olarak görmediği halde, namazının faydasını göremeyenler var… Namazda okuduklarının manasını bilmeden, tefekkür etmeden, papağan gibi, bir bant kaydı gibi tekrar eden var… Namazda söylediklerinden habersiz, sarhoş gibi haller sergileyenler, bu hallerine de huşu(!) diyenler var… Namazda tefekkürü yasaklayanlar, okuduklarının manasını düşünme, diyenler var!.. Namaz hareketlerini maymun taklitçiliğine, jimnastik hareketlerine benzetenler var… Namazın hareketlerinin manasını bilmeden eğilip, kalkanlar var… Tüm bu hallerin neticesinde de, namazdan fayda göremeyip, namazın bilincine ulaşamayıp, o bilinçle yaşayamayanlar var…Onları görüp din bu mu, dindar bu mu, diyenler var!..

“D” müşterisi mağazaya giriyor, para vermiyor, eski elbiseleri çıkarmıyor, yeni giysileri eski giysilerin üzerine giyiyor, eski elbiseler alttan kokuyor… Bazıları da namazda tanrı düşüncesinden arınmadan ALLAH’ı ona enjekte etmeye çalışıyor… Sonuç; kanser yayılıyor, kokuyor, kokutuyor… Birimsel benlikten arınmadan, üzerine gerçek benliği giydirmek isteyenler var… Din konusunda daldan dala atlayan, tutarsız açıklamalarda bulunanlar var… Bir bakıyorsun “ben yokum” diyor; iki dakika sonra “ben Hak’kım” diyor, böyleleri de var…La ilahe demeden, İllallah demek isteyenler var… Sevap-günah, helal-haram ayrımı yapmadan yaşamak isteyenler var… Dini eğlence olarak görüp, hobi olarak ilgilenenler var…

“C” müşterisi mağazaya giriyor, para vermiyor, eski giysileri çıkarıyor, yeni giysileri giymiyor… Namazda birimsel varlığından geçip, sonrasında gerçek benliğine ulaşamayanlar var… Belki de en vahim bunların hali… Birimsellikten geçmişler, ama bir ölü gibi ortada kalmışlar… Birimsel, bireysel varlıklarından geçmişler, ama bir şeyde olamamışlar, bir android gibi ortalıkta dolaşıyorlar…“Ben hiçim, ben yokum” diyor, başka bir şey demiyorlar… Sanki arada kalmışlar, sanki ölmüşler de haberleri yok… Bencilliği öldüreyim derken, benliğini öldürmeye çalışmışlar…Beden bağından kurtulayım derken, sanki ruhlarından da olmuşlar… Ölü gibi yaşamaya çalışayım derken, yaşayan ölüler olmuşlar, haberleri yok… Her şey ALLAH’ın varlığı ile var olduğu için hiçbir şeyi mutlak manada yok etmenin, inkar etmenin imkanı olmadığını anlayamamışlar… Fenafillah’a saplanmışlar, Bekabillah’a ulaşamamışlar… Fenafillah’ta aşırıya gitmiş, Bekabillah’ı unutmuşlar… Sınırsız fenanın sonunun nereye gideceğini fark edememişler… Asıl olanın Bekabillah olduğunu görememişler…

“E” müşterisi mağazaya giriyor, para vermiyor, eski giysileri çıkarıyor, yeni giysileri giyiyor… Bu şekilde namaz kılanlar fenafillah’tan Bekabillah’a ulaşmış, ALLAH Baki’dir hükmüyle yaşıyorlar… Kendilerinde ALLAH’ın tüm isimlerini açığa çıkarmış olarak hayat sürüyorlar… ABDULLAH olarak aramızda bulunuyorlar… ALLAH bizleri de onlardan faydalandırsın… Biz onları tanımasak da onlar bizi tanıyorlar… Onlar, her namazlarında faniliği tadıp, Baki oluyorlar… Onlar, fena olmak için değil, Baki olmak için namazı ikame ediyorlar…Onlar, namazda üzerlerindeki yükleri atıp, güçlerle donanıp çıkıyorlar… Onlar, namazı borç, yük olarak görmüyorlar… Onlar, namazı hiçlik, yokluk olarak görmüyorlar… Onlar, namazı gerçek benlikle var olmak olarak, Baki olmak olarak görüyor, namazla varlık kazanıyor, güçlerini yeniliyor, arttırıyor, tazeliyorlar.. İşlerin üstesinden de bu güçlerle geliyorlar… Onlar, namazı uyuşmak için, gerçeklerden uzaklaşmak için, hayattan kopmak için kılmıyorlar… Onlar, hayatla yüzleşmek, sorunların üstesinden gelecek güç ve enerjiyi elde etmek için ikame ediyorlar… Onlar, birimsel benliğinde ölümü tadıp, gerçek benliği ile bekaya doğuyorlar…Bu beka halleri ile sorunların üstesinden geliyorlar…

Bir de “F” müşterisi var ki; o zaten her an mağazanın içinde, ne giysisi eskiyor, ne kendisi de… Evet, daimi namazda olanlar var, bir kere fenayı, ölümü tadıp; sürekli beka halini yaşayanlar var… Onların, giysilerini değiştirme gibi bir dertleri, uğraşları yok… Çünkü onlar her an yeniler, sanki nurun içinde yüzüyorlar… Onların halini dil anlatamaz, kalem yazamaz.. Onların halini ancak onlar gibi olanlar bilir… Bizse lafını bile edemeyiz…”Allah onlarla karşılaşmamızı nasip etmiş olsun” demekten başka sözümüz olamaz…

Bir de “X” müşterisi var; onu yazmaya bile değmez, çünkü o mağazanın önünden bile geçmez… Halbuki mağaza onu giydirir kendisi bilmez… Mağaza sahibinin takdiri bu, ona da bir şey denmez…

Mağazanın bu şekilde müşterileri var; sonuçta mağaza, sahibinin istediği gibi çalışıyor.. Bizim hiçbir müşteriyi suçlama, kınama, hor görme vb. hakkımız ve hallerimiz olamaz, olmamalıdır da… Her müşteri mağaza sahibi için tek, özel ve değerlidir; çoklukta, çeşitte bereket vardır, tek düzelikte ise monotonluk ve sıkıcılık vardır… Biz sadece mağaza ve müşterilerini tanıttık, başka bir niyetimiz yoktur… Biz de aynı mağazanın müşterileriyiz…

Allah Muinimiz olsun…Saygılar…Sevgiler…Selametle…

Saim Yusuf
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

40 Responses to “Yaşayan Ölüler!..”


  1. 1 faik 6 Nisan 2008, 11:37

    Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.); Rasul olarak AHAD olan ALLAH’ı insanlara açıklayıp iman ettirirken; Nebi olarak ta iman edilen AHAD olan ALLAH’a erme yolu olan namazı öğretmiş, miracı tavsiye etmiştir… Rasul olarak işin teorisini, Nebi olarak işin uygulamasını insanlara sunmuştur…

    Teşekkürler…

  2. 2 özde 6 Nisan 2008, 2:12

    Sevgili Saim Yusuf,

    Öncelikle vermiş olduğunuz bilgiler için teşekkür ederim.

    “Fatiha’sız salat olmaz” uyarısı gereği olarak, Fatiha‘da; Kul’un talebini ‘oku’rken; ..Mutmain Nefs’i yaşayan bir bilincin; “… gayril mağdubi aleyhim, veleddallin ..(amin), talebini nasıl anlayacağız..

    Gadaptan (perdelilikten) ve ikilikten(delaletten) kurtulmuş mutmain olmuş bir bilinç, niçin bu talebi yapar acaba?…

    Bu sorunun muhatabı ben değilim; yaşayan ehline sor, demeyin sakın..
    SALAT mevzunu açtınız.. Öyleyse azıcık terleyin bakalım..

    Sevgi ve Saygılarımla…

  3. 3 faik 6 Nisan 2008, 2:51

    “Mutmain Nefs’i yaşayan bir bilincin; “… gayril mağdubi aleyhim, veleddallin ..(amin), talebini nasıl anlayacağız..”

    Mutmain Nefs bu soruya, İbrahim Hakkı Erzumi gibi şöyle cevap verir:

    Sen Hakk’a tevekkül kıl,
    Tefviz et ve rahat bul,
    Sabreyle ve razı ol;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Kalbin O’na berk eyle,
    Tedbirini terk eyle,
    Takdirini derk eyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Hallâk-ı Rahim O’dur,
    Rezzâk-ı Kerim O’dur,
    Fe’âl-i Hakim O’dur;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Bil kat-ı hacâtı,
    Kıl O’na münacâtı,
    Terk eyle murâdâtı;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Bir işi murâd etme,
    Olduysa inâd etme,
    Hak’dandır o reddetme;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Hakk’ın olacak işler,
    Boştur gâm-u teşvişler,
    Ol hikmetini işler;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Hep işleri fâiktir,
    Birbirine lâyıktır,
    Neylerse muvâfıktır;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Dilde gamı dûr eyle,
    Rabbinle huzur eyle,
    Tefviz-i umûr eyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Sen adli zulüm sanma
    Teslim ol oda yanma,
    Sabret, sakın usanma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Deme şu niçin şöyle,
    Bak sonuna sabr eyle,
    Yerincedir ol öyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Hiç kimseye hor bakma,
    İncitme gönül yıkma,
    Sen nefsine yan çıkma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler

    Mü’min işi renk olmaz,
    Akıl huyu cenk olmaz,
    Arif dili tenk olmaz;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Hoş sabr-ı Cemilindir,
    Takdir-i Kefilindir,
    Allah ki Vekilimdir;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Her dilde O’nun adı,
    Her canda O’nun yâdı,
    Her kuladır imdâdı;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Nâçâr kalacak yerde,
    Nâgâh eder ol perde,
    Dermân eder ol derde;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Her kuluna her anda,
    Gâh kahr-û gâh ihsânda,
    Her anda O bir şanda;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Gâh Mu’ti û gâh Mâni
    Gâh Darr ü gâh Nâfi
    Gâh Hâfizu gâh Râfi.
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Gâh âbdin eder ârif,
    Gâh eymenü gâh hâif,
    Her kalbin O’dur Sârif;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Gâh kalbini boş eyler,
    Gâh hulkunu hoş eyler,
    Gâh aşka duş eyler;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Gâh sâde ve gâh rengin,
    Gâh tabun eder rengin,
    Gâh hürrem gâh gamgin;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Az ye, az uyu, az iç,
    Ten mezbelesinden geç,
    Dil gülşenine gel göç;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Bu nass ile yorulma,
    Nefsinle dahi kalma,
    Kalbinde irab olma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Geçmişle geri kalma,
    Müstakbele hem dalma,
    Hal ile dahi olma;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Her dem anı zikreyle,
    Zirekliği koy şöyle,
    Hayrân-ı Hakk ol şöyle;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Gel hayrete dal bir yol,
    Kendin unut O’nu bul,
    Koy gafleti hazır ol;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Her sözde nasihat var,
    Her nesnede ziynet var,
    Her işte ganimet var;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Hep rumzu işarettir,
    Hep gamz ve beşâdettir,
    Hep ayn-ı inayettir;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Her söyleyeni dinle,
    Ol söyleteni anla,
    Hoş eyle kabul canla;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Bil elsine-i halkı,
    Eklâm-ı Hakk ey Hakkı,
    Öğren edeb-u hulkû;
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler.

    Vallahi güzel etmiş,
    Billahi güzel etmiş,
    Tallahi güzel etmiş;
    Allah görelim netmiş
    Netmişse güzel etmiş.

    İbrahim Hakkı Erzurumî

  4. 4 saim gibi 6 Nisan 2008, 3:10

    Mutmain Nefs’i yaşayan her şeyin, her an Sırat-ı Müstakım yolu üzerinde olduğunu; İn’am, gadap, sapkınlık hallerinde olanların bile fıtri kulluğu gereği bu yol üzerinde olduğunu bilir, ayrım yapmaz… Amin ise “ben bu düşüncemden eminim, gerçek kesinlikle böyledir, buna şahidim, buna tabiyim” manasına gelir… Amin Mutmain Nefs boyutunda istek değil, kabul manasına gelir… AMİN=EMİN manasında…
    Sevgiler…

  5. 5 saim gibi 6 Nisan 2008, 3:52

    “VE MA TEŞÂUNE İLLA EN YEŞÂALLAHÜ.” (İnsan, 30)

    “siz dileyemezsiniz, isteyemezsiniz… İstek sadece “ALLAH”a aittir”..

    Evet, dikkat buyurun…
    “Siz isteyemezsiniz, ALLAH istemedikçe” çevirisi yanlıştır!.

    Bu âyetin gerçek mânâsı…
    “Siz isteyemezsiniz, isteyen ALLAH`tır”dır!..

    Ve bu mânâyı anlarsak, farkederiz ki, iki tane isteyen varlık yok!.

    “Biri istiyor da, onun isteği üzerine ötekinde de istek meydana geliyor” gibi bir kavram kesinlikle sözkonusu değil!.

    İşte, “ve ma teşâune illa en yeşâallah” âyetinde de bu husus vurgulanır…

    (Ahmed Hulusi -Akıl ve İman, Kadere İman)

    Mutmain Nefs’te;
    “VE MA TEŞÂUNE İLLA EN YEŞÂALLAHÜ.” ayetinin manası; “siz dileyemezsiniz, isteyemezsiniz… İstek sadece “ALLAH”a aittir” olarak değerlendirilir.

    Bu biliçle baktığımızda Fatiha Suresi’ndeki;
    6-) “İhdinasSıratal’müstekıym”;
    Hidâyet et bizi o Sırat-ı Müstakım’e;

    şeklindeki dua yani istek, ALLAH’a ait olup, ALLAH’ın isteği de elbette her şeyde ve her yerde yerine gelmektedir… Yani her şey, her an, her haliyle Sırat-ı Müstakım üzerindedir…

    Sevgiler..

  6. 6 saim gibi 6 Nisan 2008, 4:26

    “Fatihasız namaz olmaz”ın bir manası:
    Fatihasız yani açıcısız/girişsiz/anahtarsız, namaz yani salat/miraç/uruç olmaz…
    Nasıl olsun ki; elbette olmaz… Şişeyi açmak için açıcıya; yolda yürümeye başlamak için girişe; kapıyı açmak için anahtara ihtiyaç vardır…
    Uruç için de Fatiha’ya, Fatiha ile Fatiha’nın açıkladığı ALLAH’a yönelmen lazım!..
    Allah’a uruç yapabilmek için, uruç yapacağın Allah’a yönelmen, Allah’ın özelliklerini kapasiten kadarıyla kendinde açığa çıkarman gerekir… Başka türlüsü mümkün değil!

  7. 7 kenan 6 Nisan 2008, 6:41

    ALLAH’ı seviyor musun…? Duada için titriyor, seccadeden evrenlere seyehat edebiliyorsan, ALLAH ı seviyorsun demektir… ama yetmez senin ALLAH ı sevmen…! pekii ALLAH seni seviyor mu… beynine sancılar saplanıyor, başında ateşler yanıyor, ayaküstü ne ağır bir noktaya gelmişti sohbet….. sesi titreyerek sordu, nasıl anlarım ALLAH ın beni sevdiğini ….sormasa mıydı yoksa… ya ağır bir görev yüklerse şimdi… ya yeni bir sınava kapı aralarsa nice olurdu hali… soru ile başına bir iş alabilirdi… ama sormuştu bir kere… ihtiyar iki parmağını gözlerine götürüp yere doğru yavaş yavaş indiriyordu, bir iki defa tekrarladı bu hareketi…. ANLADIN MI gözlerin yaş döküyorsa bil ki SEVİYOR…

  8. 8 saim gibi 6 Nisan 2008, 7:56

    Kenan Bey; en baştan, tüm yazılar için yaptığınız yapıcı, olumlu, teşvik edici, tüm katkılarınız/yorumlarınız için teşekkürler…

  9. 9 kenan 7 Nisan 2008, 4:21

    Bu site…. Dostların himmetleriyle, hakikata susamış gönüllere cazibe merkezi oldu, dualar birleşti… Gönüller kaynaştı… Mevsimler bahar oldu… Teşekkür ediyoruz daim emeği geçenlere,,,
    Selam yaşamınız ola…

  10. 10 mustafa öz 7 Nisan 2008, 3:17

    Bir tespit:
    Kişi istediği için ve istediği zaman namaz kılamaz, bunu bir örnekle açıkalayacak olursak; kişi istediği zaman Cumhurbaşkanıyla görüşemez, Cumhurbaşkanın kişiyi davet etmesi kabul etmesi gerekir, işte ALLAH kulunu davet etmedikçe (davet=ezan), izin vermedikçe (bi-izni-hi) kişi namaz kılamaz, öncelikle kişinin batını, zahirine ezan okumalıdır (davet=ezan) ki kişi namaz kılabilsin….

    Bir tahlil:
    Amaiyet makamında bulunan ve AHAD olan ALLAH kendisindeki manaları seyretmeyi dilediğinde bir “mim” alarak AHMET (Hakikat-ı Muhammediye, Ruh adlı melek, nefsi kül, aklı kül, nokta, insan-ı kamil, data) olarak tecelli etmiş, daha sonra bir “mim” daha alarak Hz.Muhammed olarak tecelli etmiştir.
    Nuzul bu şekilde gerçekleştiğinde bunun tersi olan miraç ta salatla gerçekleştirilir. Gerçek manada salatı Allah’ın Ahlakı ile ahlaklanmış olan Hz. Muhammed (s.a.v.) ikame eder bu nedenle salatta son oturuşta okunan Ettehiyatta hitap doğrudan bizdeki Muhammedi makama yapılır, biz de namazı tekliden Allah’ın Ahlakı ile ahlaklanmamız (Alahın isimlerini kuvveden fiile çıkarmamız) oranın da ikame ederiz. Zerre külün aynası olduğundan holografik esasa göre biz de noktanın (Hakikatı Muhammediye, Ruh adlı melek, nefsi kül, aklı kül, insan-ı kamil, data) tüm özelliklerini taşırız, bu nedenle biz namazı ikame ederken tüm alem içre alemler bizle birlikte Kıyam, ruku ve secde eder, bunu idrak eden bilinç haşyet duyar.

    Yukarıda “biz” derken “yalnız sana kulluk ederiZ, yalnız senden yardım isteriZ” e atıf yaptık.

  11. 11 Hadis 7 Nisan 2008, 5:36

    Rasulullah (S.A.V.) buyurdu;

    “Fatiha suresi Kur’an’ın anasıdır, kitabın esasıdır ve tekrar tekrar okunan yedi ayettir”
    Fatiha AÇICI demekti… AÇICISI kim?!!!
    AÇICI kainat kitabının ANASIymış!..
    Kainat kitabının ANASI kim?!!!
    AÇICI, kainat kitabının ESASIymış!..
    Kainat kitabının ESASI kim?!!!
    AÇICI, tekrar tekrar OKU’nan yedi ayetmiş?…

    Bu son soruya ben cevap vereyim, gerisini sen çözersin…
    Kainat kitabında tekrar tekrar OKU’nan yedi ayet;

    1- HAY: Hayat, Can
    2- ALİM: İlim, Bilen
    3- KADİR: Kudret, Güç
    4- MÜRİD: İrade, İstek
    5- SEMİ: Algılayan, farkında olan
    6- BASİR: İdrak eden, değerlendiren
    7- KELÂM: Kelimeler, manalar…

    Bu yedi ayet (işaret/iz/belirti) KİM’in?!!! Bu yedi ayetin, AÇICISI=ANASI=ESASI KİM?!!!

    Ne zaman gerçek manada ALLAH BAKİ’dir diyeceğiz??? Ne zaman???
    Ne zaman duygulardan arınıp, gerçeklere ereceğiz??? Ne zaman???
    Belki de en büyük perde; duygular, duygusallıklar!!!

    Teşekkürler…

  12. 12 havva nisa 7 Nisan 2008, 7:09

    Selam tüm dostlara,

    Öğrenci hep yalnız girer sınava, yalnızdır sınavda.. Sınavı geçmek zor iştir. Bir de cahilse garipse vay haline.. AMMA Bilincindeyse özünden, özündeki o muhteşem kuvvelerden, enerjiden alacağını, yardımı ve tam manasıyla kavrayamamış olsa bile O GÜZEL dostun söylediği gibi; Yeryüzüne gelmiş en muhteşem beyin Hazreti Muhammed S.A.V.e bildirdiklerine iman etmiş ise ve o sonsuz sevgiyle aşkla teslimiyetle teslim olmuşsa.. Anlamışsa daima ebeden kul olduğunu, özünden gelen tüm zarar vericilerden yine özüne sıgınmışsa, korunmaya daima muhtaç olduğunun bilincindeyse, o aşkla, samimiyetle sığınır Allah’a geçer sınavını….

    Allahım bizi de gerçek namaza yönelenlerden ve namazdan o güç ve enerjiyi alanlardan eyle ve o enerjiyle kulluk bilinciyle.. İşlerimizin hakkını verip zorlukların üstesinden gelmeyi, yolumuzdaki tüm sınavları geçmeyi, mahcup olmadan yerimizi almayı nasip et ResulAllah’tan ayırma…
    Geçtiği yollardan bize levhalar bırakan, bizi aydınlatan dostlara sevgiler selamlar.

  13. 13 Kul 7 Nisan 2008, 9:00

    “KUL”luğunun idrâkında olmak demek; tüm varlığının, vücudunun, “ben”liğinin, O`nun esmâsından var olduğunu, bunun ötesinde mutlak bir “hiç”likten ibâret olduğunu bilmek, hissetmek, yaşamak demektir!. Esmâsına sınır koymamaktır “KUL”luk!.. (Bunun anlamını çok iyi düşünmek gerek; zirâ “şirki hafî” yani “gizli şirkin” sebebi budur.)

    Ahmed HULUSİ-Yenilen-Örtülen Gerçekler

    Üstad sanki,
    “”KUL”luğunun idrâkında olmak demek; tüm varlığının, vücudunun, “ben”liğinin, O`nun esmâsından var olduğunu, bunun ötesinde mutlak bir “hiç”likten ibâret olduğunu bilmek, hissetmek, yaşamak demektir!.”

    kısmına kadar Fenafillah haline atıf yapmış…

    “Esmâsına sınır koymamaktır “KUL”luk!.. (Bunun anlamını çok iyi düşünmek gerek; zirâ “şirki hafî” yani “gizli şirkin” sebebi budur.)”

    kısmı ile ise, Bekabillah haline atıf yapmış…

  14. 14 Oku 8 Nisan 2008, 3:22

    ALLAH Rasûlü “OKU”nasıdır!..
    Sünnetullah, “OKU”nasıdır!..
    Euzü “OKU”nasıdır!..
    Bismillâh, “OKU”nasıdır!..
    Kurân, “OKU”nasıdır!..

  15. 15 Secde 8 Nisan 2008, 4:05

    Kulun ALLAH’a en yakın olduğu hal, secde halidir… Namazdaki secde ise, bu halin sembolize edilmiş durumudur… Secde “Ben fani, Allah Baki” halidir… Bu hal sürekli yaşanırsa, daimi namaz olur… Orta namaz ile kastedilen de, öz manada daimi namazdır…

  16. 16 faik 8 Nisan 2008, 8:34

    “A” müşterisi aynı zamanda ilaha-tanrıya tapıyor… Allah’ı, kulluğu bilmiyor… Tapılan tanrıya, postacı peygambere, gökyüzünden inen ciltli kitaba, kanatlı meleklere … inanıyor…
    Özü olan Ahad ALLAH’ı, bunu dilendiren Rasulü ve sistemi açıklayan Nebi’yi, özünden bilincine açılan bilgiyi ve meleki kuvveleri bilmiyor…
    Tapan ve tapılan anlayışı içinde ömrünü heba ediyor…
    Gökyüzündeki tanrıya, fermennamesi kitaba, postacısı peygambere, uçan kanatlı meleklere inanıyor…
    Kendini kızdıranı cehenneme atacak, sevindireni cennete koyacak bir elinde sopa, diğerinde çiçek olan bir gezegende yaşayan tanrıya inanıyor…
    Her an, her şeyin kulluk ettiği ALLAH’ı tanımıyor…

    Allah’ın böyle kulları da var… Kınamak, suçlamak yok… Takdir yerine geliyor…
    Teşekkürler…

  17. 17 Ali ). Ba 10 Nisan 2008, 4:41

    ”Kur´an’ın sırrı başındaki B harfinde” Hz. Ali A.s.

    Kur’anın İlk harfi B, temel yapı taşı,
    Bina bu harf üstüne kurulmuş.

    Peki ”HERŞEYİN KAYNAĞI” İmamın Mubinin ya da ”Kainat kitabı”nın sırrı nerede?
    Herşeye hayat veren;
    Imamın Mübinin O ilk harfi nedir?

  18. 18 Ol 10 Nisan 2008, 5:57

    KÜN; ol emri…

  19. 19 ruhum latife 10 Nisan 2008, 6:22

    Noktaların senfonisi;

    tüm harflerin şahı elif imiş ama “elif” te noktaların birleşmesinden oluşuyormuş. var olan herşeyde olduğu gibi…

    Demek bizim;
    “ben, be’nin altında ki noktayım”
    sözü üzerinde tefekkür eylememiz lazımmış..:))
    Kavramlarda boğulmak yerine, sözlerin -kelime köklerinin- hatta harflerin ilk haline hz. peygamberin dediği gibi “sade ve basitliğe” yönelmemiz gerekmiyor mu..?
    Gerçek daima “en basit-sıradan sandığımız ve yalın” olandan çıkmaz mı?
    sevgiler

  20. 20 Ali Ba )* 10 Nisan 2008, 9:31

    Güvenlik kodu Fetihh ilginç..

    “Nuun.. vel Kalemi”

    B harfinde nokta altta ).
    Nuun harfinde nokta üstte .)
    Kün için Enerjiye ihtiyaç vardır.
    Nuun Evrensel Enerjiye işaret etmektedir. (B Meali)

    ”Zerre küllün aynasıdır” Yasin Tarık A.v.s.

    .().

    Selam Aleyküm

  21. 21 ruhum latife 10 Nisan 2008, 11:38

    Güvenlik kodu melek…..:))
    nun da nokta üstte: benlik “kibriya”
    be de nokta altta benlik “kul”
    nun, aslında kapalı bir harfmiş, yani noktanın açık hali daire-i kübra (alyans-yüzük-arapça 5 rakamı) olur sanki…

    Ve o dairenin içindeki kendinden en küçük birim gene kendi noktası olur tabii..
    yani benlik “içte..”

    Karadelikten ak deliğe gidiş ya da ak delikten kara deliğe gidiş misali..
    Ve tabii aslında yaratılmış herşey meleki kuvvetler vasıtası ile yani nur zerreleri ile yaratılıyorsa…..
    Ve onlar aslında dönel-aynalarsa (hz. mevla nın dediği gibi beyaz cam -bugüne göre sinema perdesi ya da pc. ekranı)…….
    ve kalem iseler..
    ve erillerse ve nun deryasına yazı yazıyorlarsa..
    ve nun deryası dişi ise….. kendi kitabını yazan her meleki kuvve -levhi mahfuz olabilir mi…?
    Madde ilminde eril su -dişi suya karışır ve dna zinciri -habli metin(H)İLE BENİN ALTINDAKİ İNSAN BEBEĞİ DÜNYAYA KÜN OLUR…:))

  22. 22 Ali *()* 11 Nisan 2008, 12:16

    Allahu Te´Ala Hz.lerinin yaratmak için hiçbirşeye ihtiyacı yoktur elbet.
    Ama Kün emri var,
    Kün emri nereye gidiyor?

    Kaleme?

  23. 23 Ali . 11 Nisan 2008, 12:30

    güvenlik kodu hakikatt : )

    Allah Te’Ala sizden razı olsun
    Sn. Ruhum Latife,
    tam aradığımız bilgilerdi bunlar.
    Resim:(Nuun)
    http://moistan.blogspot.com/

    Sevgiler ve saygılar : )

  24. 24 ruhum latife 11 Nisan 2008, 12:50

    güvenlik kodu arabii imiş..
    şu halde arabi hocanın bir kitabında sık sık tekrar ettiği sözle “nokta” koyalım..
    evet.. benim dediğim de olabilir
    ve sizin dediğiniz de olabilir..
    ama ikisi de aslında değildir.. sadece Allah’ın dilediği ve bildiği doğrudur..

    Not: Ne kalem nun’dan ayrıdır ne de nun kalem’den ayrı.. ikisi de birbirine muhtaç yaratılmış olan birin iki halidir…. ve yaratılmış herşey aslında dualite-dişi hükmündeymiş..

  25. 25 Harf 11 Nisan 2008, 11:18

    Sayın ruhum latife; harflerin dilinden çok iyi anlıyor, bizi bilgilendiriyorsunuz… Sizden bu konularda yazılar bekliyoruz…

    “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” Hz. Ali…

    Sanırım bu harfler, o harfler…

    Teşekkürler…

  26. 26 Cuma 11 Nisan 2008, 11:47

    Cuma namazı saati, bu sitede epeyden beri girmiş; dostlar ‘salatı ikame’ye başlamış; isimler, manalar cem ediliyor; ne mutlu, Allah’a Şükür…
    Cumanız mübarek olsun; salatınız daimi olsun…
    Saygılar… Sevgiler…

  27. 27 Daimi 11 Nisan 2008, 4:55

    Bakara 238-) Hafizu ales Salevati ves Salatil Vüsta ve kumu Lillahi kanitiyn;
    Salatları (namazları) ve salat-ı vusta’yı (orta namazı) muhafaza edin… Kanitiyn (tam teslim olmuşlar) olarak Allah (baka) için kıyam edin.

    Yorum: Salatları diyerek çoğul kullanmış… O halde “salatları” ifadesi ile kastedilen farz (gerekli) olan beş vakit salat… İkindi namazı da “salatları” ifadesinin içindedir…

    O halde; “Salat-ı vüsta (orta namaz)” ile kastedilen ikindi namazı değildir… Allah aynı şeyi, peş peşe tekrar etmez, fuzuli iş yapmaz…

    Bu ayette; “Salat-ı vüsta (orta namaz)” ile kastedilen bazı büyük zatların da ifade ettiği gibi “daimi salat”dır… Biz de aynı fikirdeyiz…

    Ayetin devamı ise; sanki “daimi salat”ın tarifidir… Her an Allah’a teslim olduğunuzu, varlıkta hüküm sürenin (kıyam) Allah olduğu bilinciyle (daimi salat) yaşayın denmek isteniyor…

    En doğrusunu ise Allah bilir…

    Sevgiler…

  28. 28 ruhum latife 11 Nisan 2008, 6:00

    Daimi kardeş in daimi salat ından şu anlamı çıkardım.. tabii doğru sadece allah a aittir ama aklıma düşen anlam şu oldu.. zira ben de hep bunu merak ediyordum.. o yüzden anlamı paylaşmak istedim..

    daimi namaz bu ayetlerle ve açıklamalarla SIRATİ MÜSTAKİM YANİ YILANLI KAVİSLİ YOLUN ASA OLMUŞ HALİ İSE.. BU ASA OLMUŞ YOLDAN ARTIK NE SAĞ A NE SOL A SAPMADAN, ALDIĞIMIZ HER NEFES ADEDİNCE HAKKA GİDEN YOL VARDIR DÜSTURUNCA -HER AN HAK TA HAK OLMAK OLABİLİR Mİ..?
    “allah ın ipine sıkıca sarılmak “…
    YANİ KİŞİ ARTIK HİÇBİR ŞEKİLDE İMANINDAN SAPMAYACAK HALE GELDİĞİNDE ONUN GÖREN GÖZÜ, TUTAN ELİ, SÖYLEYEN DİLİ HAK OLDUĞUMDA AYNI MİRAÇTAKİ GİBİ” DUR, RABBİN NAMAZDADIR” MI OLUYOR..?
    aslında namaz her an hakla muhabeti sıkı tutmak, tefekkürle mi oluyor..?

  29. 29 Daimi 11 Nisan 2008, 8:10

    Sayın ruhum latife öncelikle yazılarınızdan çok faydalandığımı belirtir, teşekkür ederim:

    “BU ASA OLMUŞ YOLDAN ARTIK NE SAĞ A NE SOL A SAPMADAN,”

    Daimi salatta olana göre, namaz kılanların sağa veya sola saptı dedikleri dahil (siz bunu dememişsiniz, sizi tenzih ederim, siz SAĞ A-SOL A diyerek gizli başka birşey kastetmişsiniz, sanki her yol ilk olan A’ya çıkar mı demek istemişsiniz? Yanılmıyorsam), hepsi-herşey kendi asası yolu üzerindedir, yani herkes bu manada doğru yoldadır… Bu yol Allah’ın indinde olan diyndir, islamdır, teslimiyettir… Yani herşey zaten doğru yolundadır.. Eğri, yanlış, kusurlu gören biziz… Gerçekte herşey yolunda… Olan hiçbirşey Allah gerçeğine aykırı değil, olan herşeyi olduğu gibi kabul eden gerçek imana ulaşıp, cehennem ateşi söner… Fethe erer, herkesin Allah’ın dininde olduğunu anlar… Akıl gözü bu bakışla baktığında eksik, yanlış, kötü, günahkar, kafir vb… tüm negatif, olumsuz kavramlardan arınır… İman, müslüman, müslim, doğru, güzel, iyi vb… pozitif, olumlu kavramlarla donanır… O kişinin dünyası sevgi olur, aşk olur, teklik olur, heplik olur… Bu manada;

    -HER AN HAK TA HAK OLMAK OLABİLİR Mİ..?
    Evet öyledir… Her an her şey Hak’ta Hak olmuştur… ‘Olacaktır’ değil!.. Her şey her an zaten öyledir… Kime göre; “daimi salat”ta olana göre… İnşaallah bu yaşantı bize de nasip olur, olmuştur!..

    Teşekkürler… Saygılar…

  30. 30 ruhum latife 11 Nisan 2008, 9:45

    Aslında hepimizin hakikati daim namazda, lakin bizler bu idrak içinde olmadığımız için kendimizi yılanın kıvrımları arasında tehlikeli yollarda sanıyoruz.. bu unutuluş ve hatırlayış için niyetimiz bizi hep uyanık tutuyor sanki… mesela insan uyurken rüyalarında uyanıkkenkinden daha bilinçli ve korkusuz oluyor… saf bilinç; nefs olmadan, dünyasal görüşler olmadan çalışıyor çünkü…

    ben namazın da çeşit çeşit olduğunu düşünüyorum..
    beden namazı-ruhun namazı-nefsin namazı-düşüncelerimin namazı vb…. aslında hepsini toplarsam sonuç gene muhabbet ve aradaki iletişim çıkıyor…. bizler namazlarımızdan hiç memnun olamıyoruz çünkü ondaki zevke henüz erişemedik.. bunun da ancak iç huzurun; nefs ve ruhun barışının-vuslatının sağlandığında olacağına inanıyorum..

    ve yollar: hakikatte hepimiz, her daim hak ta olsakta ve asla oradan bir an ayrılmasak ta zanlarımızda ve duygularımızda bu unutuluş sılasını yaşıyoruz.. çektiğimiz ızdırab aslımıza duyduğumuz özlem, aslında..

    belki bu beklenen foton kuşağı ile:))
    tüm ali ruhların üzerimizdeki kuvvetli nur -ilim sağaltması ile bu uykudan toplu olarak uyanacağız kimbilir..
    ama herşeyin başı halis niyet ve o niyete sadakat.. zaten sırat-ı müstakim de sadıkların yolu değil midir..?
    evet herkesin asası kendine göredir ama sıradan bir odun asa var, bir de türlü mucizeleri olan hz.musa nın asa sı var..
    sevgiler..

  31. 31 Takdir 13 Nisan 2008, 11:18

    – Câbir radıyallâhu anh şöyle dedi:

    Surûkatubnu Mâlik ibn Cu`şûm geldi ve şöyle sordu:

    – Yâ Rasûlullah!.. Bize DİNİMİZİN ASLINI BEYAN ET!.. Bugünkü amel neyin içindedir?.. Bunun bilgisine nisbetle, biz sanki şimdi yaratılmış gibiyiz. Bugünün ameli, kalemlerin yazıp da kuruduğu, takdirlerin cereyan ettiği işler içinde midir?.. Yoksa karşılaşacağımız işler içinde midir?

    Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:

    – Hayır!.. Bugün ki iş, yeniden oluşacak işler içinde değildir!.. Fakat kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirlerin cereyan etmiş olduğu işler içindedir!.. Buyurdu.

    Surâka bu defa sordu:

    -Öyle ise amel ne için?..

    Züheyr dedi ki: Bundan sonra Ebu Zübeyr anlamadığım bir şey konuştu; ben ne dedi, diye sordum:

    – Amel ediniz, çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!.” buyurdu

  32. 32 birol 14 Nisan 2008, 2:53

    SÜBHANALLAH! Bu sayfalar da ILIM sahiplerine ulasmis görünüyor; SÜKÜRLER OLSUN amin.

  33. 33 Namaz 14 Nisan 2008, 4:56

    1- “Kelime-i şehâdet”in getirisi: “ALLAH”ı bilmek;

    2- “Namaz”ın getirisi: “Mi`râc”… “ALLAH”a ermek;

    3- “Oruc”un getirisi: “ALLAH”ta “yok”luğunu farkederek yaşamak; (fenâ fillah)

    4- “Hacc”ın getirisi: Maârifi Billah edinmek; (Bakâ Billah)

    5- “ZEKÂT”ın getirisi: Hak’tan eline geleni insanlarla paylaşmak.

    Ahmed HULUSİ-İslam’ın Temel Esasları-Namaz

  34. 34 Eğitim 17 Nisan 2008, 9:28

    Salat’ın sonunda sağa ve sola SELAM veriyoruz… Selamla birlikte sağa da, sola da; “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” yani “ALLAH’ın SELAM’ı ve RAHMET’i üzerinizdedir” diyoruz…

    Sağ yön; var sanılan tüm ikilemlerin artı (pozitif, olumlu, iyi, güzel, hayır, helal, yüksek, geniş, uzun, ağır vb…) yönleri sembolize eder…

    Sol yön ise; var sanılan tüm ikilemlerin eksi (negatif, olumsuz, kötü, şer, haram, çirkin, alçak, dar, kısa, hafif vb…) yönlerini sembolize eder…

    Biz bu iki yöne SELAM vermekle ‘var sanılan’ tüm ikilemleri ALLAH’ın rahmeti ile var olup, selamet halleri sonucu açığa çıktıkları bilincimizi dile getiriyoruz, yani salattan bir şeyler öğreniyoruz… Selamımızla; sağa, sola biz selamet, rahmet yaymıyoruz… Sağ ve sol denen var sanılan her ikilemin her an ALLAH’ın rahmeti ile var olup, o halleri ile selamette oldukları bilincine ulaşıyoruz… Salatla kendimizi eğitiyor, kendimize öğretiyoruz…

    ALLAH’a tapmıyor, ALLAH için namaz kılmıyor; ALLAH’a ALLAH’lığını öğretmiyor, açıklamıyor; salatla kendimizi, bilincimizi eğitiyor; gerçekleri kendimize, bilincimize öğretiyoruz… Salatta kendi kendimizin öğretmeni oluyor; kendimizi yetiştiriyoruz; ALLAH’a yönelik bir şey yapmıyoruz…

    ALLAH’a değil kendimize sesleniyoruz…
    ALLAH’a değil, kendimize öğretiyoruz… ALLAH elbet ALLAH’lığını ve Sistemini bizden daha iyi biliyor… Ve ALLAH’ın; salatta kendisine ithaf, övme, iltifat şeklinde dillendirilmesine ihtiyacı yok, bu yönde talebi de yok… Ama sen bunları ALLAH’ı ve Sistemini tanımak, unutmamak, bu bilinçle gereğini yaşamak için salatla kendini eğitiyorsun…

    ALLAH’ı ve Sistemini bizim öğrenmemiz ve salatı daim ile bu hali sürekli yaşamamız için; kendimizi salatla eğitiyoruz… Salatta yönelişiniz, eğiticiliğiniz, öğretiliciğiniz kendinize olsun. Salat bu yönüyle ibadet denen bir ÇALIŞMA(eğitim-öğretim) dir…

    Teşekkürler…

  35. 35 mustafa öz 18 Nisan 2008, 9:14

    Holografik esasa göre biz de ‘nokta’nın (Hakikatı Muhammediye, Ruh adlı melek, nefsi kül, aklı kül, insani kamil, ‘data’) tüm özelliklerini taşırız, bu nedenle gerçekte salatı nokta kılar.. Ve “K” dan acılan projeksiyonun sağında ve sonunda sonsuz noktalar olduğundan biz, salatta son oturuşta selamı ‘nokta’ olarak sağımızdaki ve solumuzdaki “noktalara” veririz diye düşünüyorum.

  36. 36 Eğitim 18 Nisan 2008, 10:13

    Mustafa öz kardeşim; yani BAKABİLLAH diyorsun…
    Teşekkürler…

  37. 37 levhanın biri 18 Nisan 2008, 10:36

    Hayırlı sabahlar,
    O nokta dediğiniz son görüntüye zumm yapılırsa ruh dan başka birşey olmadığı anlaşılır.. Ve ruh aynı atomlar gibi dönerek sema-seyr eylemektedir..
    Namaz orası için değil; bu alem için bir eylemdir..
    Uydum imama-sağımda peygamberim-solumda insanı kamilim dediğimizde selamlarımız belki daha iyi anlaşılabilir.. Bu da bir görüştür.. Doğru sadece Allah’a aittir..
    Hayırlı cumalar……

  38. 38 mustafa öz 18 Nisan 2008, 4:15

    Hz. Peygamber miraça çıktığında bir noktadan sonra “dur Rabbin namazdadır” hitabıyla karşılaşmıştı.
    Rabbin namaz kılması ne demektir?
    Rab namazı kime kılar?
    Namaz kılan ve kılınan dualizimi var mıdır?
    Namaz müminin miracı olduğuna göre kişi, “dur Rabbin namazdadır” hitabıyla ne zaman karşılaşır?..

    Sorularını ceveplamadan, namazın sadece bu alem için olduğunu söylemeyi düşünmek gerekir kanatindeyim.

  39. 39 levhanın biri 18 Nisan 2008, 4:55

    mustafa öz Yazmış:

    Hz. Peygamber miraça çıktığında bir noktadan sonra “dur Rabbin namazdadır” hitabıyla karşılaşmıştı.
    Rabbin namaz kılması ne demektir?
    Rab namazı kime kılar?

    * * *

    Namaz müminin miracı değil midir..?
    Miraç en son nokta ise orada dualizm yani çokluk ikilik olamaz değil mi?
    O halde miracı mirac yapan şey, ‘sıdret ül münteha’dan yani ‘aklın durduğu yer’den sonrasıdır değil mi..?
    Yani bu miraç bilgisi Allah’ta saklıdır.. “orada olayı; miracı kişi değil, onun gören gözü, işiten kulağı olan Allah yaşamıştır (asla kişi değil)..
    “Tekrar miraç bitip ‘sıdret ül münteha’ya -akıl-cebrail boyutuna döndüğünde kişi ne hatırlayacaksa; lütfedilmiş kadarını hatırlayacaktır..
    Kendine lütfedileni ise ne kadar zamanda hatırlayacağı belli olmazmış..

    Ve namazın harketleri ile eylemliği bu alemin şekline göredir kanatindeyim.. Her aleme göre farklı bir namaz vardır muhakak..
    Namaz Farsça bir kelime imiş.. Asıl ‘salat’ olan kelime üzerine tefekkür etmeliyiz..
    Ve Allah tabii ki doğruyu tek bilendir..
    Saygılar…

  40. 40 Eğitim 18 Nisan 2008, 5:49

    Salat; mümin olan insanın, MÜ’MİN olan ALLAH’a urucudur… İNSAN uruç ile anlar ki, gerçekte tek bir MÜ’MİN varmış, O’da alemlerin RABBİ olan ALLAH imiş…

    “Mü’min MÜ’MİN’in aynasıdır”, gerçekte var olan sadece MÜ’MİN’dir… Mü’minler yoktur; MÜ’min vardır… Yani her an, her şeyde “RABBİN SALATTADIR”…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: