İlim, Sabır ve Hazım

“İlmin başı sabırdır.”

Bu söz yüzyıllarca eğitim ve öğretimin temel felsefesi olmuştur. Günümüzde de aynı değeri taşımaktadır.

İlim’i; en genel anlamıyla içinde yaşadığımız evreni, dünyayı, insanları, kendi özümüzü ve fikirleri ana hatlarıyla öğrenmek olarak kabul edebiliriz. Bu öğrenme ortamını da “okul” olarak adlandırabiliriz. Bu kabullere göre günlük yaşam ortamımız bizim için en “doğal okul”dur. Yaşamdaki acı ve tatlı olaylar da bizi eğiten en “doğal ilim”dir. Hayat okulunun her türlü olayına, her tip insanına ve her insanın düşünce yapısına sabır göstermek sınıfı geçmenin ilk şartıdır…

Sabır göstermek; doğal düzeni bozucu, toplumsal yapıya zarar verici olan “her şeyi hoşnutlukla kabul etmek ve sessizce beklemek” değil; kendimizi ve ulaşılabilir çevremizi daha iyi hâle getirmek “dinamizmi”dir.

Bizi bu dinamizme taşıyacak olan da “ilim”dir. Bu ilmi elde etmek için imkânlarımızı ve zamanımızı en dinamik şekilde aktive etmek de “sabır”dır.

İlmin sabır ile elde edileceği yeni bir ortam var. O ortam internettir. Birey, aile ve toplum üzerinde en etkin eğitim kurumu olan “tv”ye son on yıl içinde rakip olmuştur. Günümüzde de rakibini geçmek üzeredir.

İnternetin “eğitim, bilinç, ilim” için vazgeçilmez bir ortam olduğunu fark eden; kötülüğü engelleyici hayrı tavsiye edici “eğitim gönüllüleri” hemen bu ortamı kullanmaya başladılar.

Evreni, dünyayı, insanları, insanı ve fikirleri ana hatlarıyla ya da ayrıntılarıyla tanıtmak, bilgilendirmek ve ilmi yaymak için “çeşitli renkleri ve sesleri özgürce konuşturan” Yorumsuz Blog güncelleri, arşivleri ve e-kitapları ile bu sanal sonsuzluk içindeki “değerlendirilebilecek kaynaklardandır”. Yazı hazırlayan olarak değil, bir yorumsuz okuru olarak, bu temiz ekranı bizlerin okumasına ve yorumlamasına sunan “emeğe” teşekkür ediyoruz.

Fakat bu parlamanın ışığından yararlanmanın ilk şartı yazı hazırlayanların ve hazırlanan yazıları okuyanların “iyiliğin, güzelliğin ve hayrın” her türlü rengine ve sesine sabır göstermeleridir”. Çünkü Hak, hem celâlini hem de cemâlini tüm renkleriyle birlikte tecellî ettirmektedir.

Tüm renkleri sevmek zorunda değiliz. Tüm fikirleri kabul etmek zorunda da değiliz. Fakat doğamıza sempatik gelenlerden yararlandığımız kadar, doğamıza sempatik gelmeyenHak’ın çeşit çeşit renklerini ve seslerini” de hazmedebilmeli, varlığına ve kendisini ifâde etmesine sabır gösterebilmeliyiz.

Zıtların çarpışmasından da hakikatin tecellî edebileceğini unutmamalıyız.

Allah… hakikati “her ortamda” arayan bizlere… hayırı temsil eden her renge ve her sese karşı “sabır” enginliği versin.

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

8 Responses to “İlim, Sabır ve Hazım”


  1. 1 Yepyeni 3 Nisan 2008, 11:18

    Sn. Gökdoğan, Allah sizden razı olsun.

    Devam eden atışmalara, gerilimlere, ilmi noktadan iyi bir ufuk açtınız.

    Yalnız müsadenizle bir itiramız olacak.

    SABIR; OLAYI KÖTÜ-ÇİRKİN-ALEYHE GÖRME ANINDA TAKINILAN TAVIRDIR.

    Bu anlamda sabır; TAHAMMUL ETMEKTİR ki; özü bulma adaylarına hiç yakışmaz. Avamın işidir bu.

    ÖZE YÜRÜYENLER İÇİN SABRIN VE SEYRİN HAKİKATİNİ BİZE AÇAR MISINIZ?..

    Mutlaka siz bunu ima ettiniz, sütunlar yetmedi belki de ama lütfen az daha açsanız, bazı anlamlar bilincimizde daha berrak oturacak.

    Sevgilerimle.

  2. 2 KGökdoğan 4 Nisan 2008, 7:01

    ÖZE YÜRÜYENLER İÇİN SABRIN VE SEYRİN HAKİKATİNİ BİZE AÇAR MISINIZ?.. (Yepyeni rumuzlu okurun surusu.)

    Zât kelimesi dilimize Arapça’dan geçmiş, Osmanlı Türkçesi ile yazılan tasavvufi eserlerde aynı yazılış ve okunuşu korumuştur. Anadolu/Trakya Türkçesi ile anlatılan sözlü tasavvuf edebiyatında “ÖZ” olarak kullanılmıştır. Günümüz “Yaşayan Türkçe”sinde her iki kelime aynı anlamda kullanılmaktadır.

    ÖZ’e yürümek, ÖZ’e dönmek ve ÖZ’den gelmek, ÖZ’den çıkmak mümkün mü ? Bu mesele üzerinde bir şeyler yazmak için ön hazırlık yapıyorken sizin sorunuz geldi.

    Şimdilik; “ÖZ’ü/ZÂT’ı anlamak ve anlatmak, ÖZ’e Yürümek ve ya ÖZ’den Gelmek” mümkün değildir, cümlesiyle düşüncemi özetlemiş olayım. Bu konuda anladıklarım hazırlık aşamasındaki yazı tamamlanınca arz edilecektir… inşallah.
    Teşekkürler.

  3. 3 YAREN 4 Nisan 2008, 4:55

    İnternet ortamı bir okyanus gibi, her kabını alan buradan nasibi dahilinden dolduruyor. Özellikle Yorumsuz Blog yazarları ve değerli okurlarının yorumları kendi adıma bir çok konuda kendimi anlamama ve hayatımı anlamlandırmama yardımcı olmuştur, herkese çok teşekkür ediyorum.

    Kendimi ve hayatı tanıdıkça mutlu olduğumu ve öğrencilikten çok zevk aldığımı belirtmek istiyorum. Ama şu var ki, her akan konudan biraz biraz doldurmak oldukça yorucu benim için. Bir okula başlarız ve uzun yıllar devam ederiz ve sonunda sınıfları geçmenin mükafatı olarak diploma alırız. Diploma almak bu konunun ilmini almıştır demektir. Ve gerçekten bu işi yapmak isteyenler diplomadan sonra bunu bir şekilde hayata geçirmek isterler…

    Kısaca şunu ifade etmek istiyorum: Bu sitede ki okur ve yazarlar iyi bir potansiye sahipler. Bu konular bir sistem dahilinde verilse yani sistemli, etkileşimli bir okul haline getirilse çok daha verimli olmaz mı? İnternet üzerinden eğitim yapan üniversiteler var, burayı da bir üniversiteye çevirebiliriz. Tüm yüreğimle bu konunun gerçekleşmesini diliyorum. AMİN.

  4. 4 angorya 5 Nisan 2008, 9:27

    Tasavvuf, her zaman için hayatı, kendimi, kainatı ve ötesini anlamak, anlamlandırmak için ana yol olmuştur benim için.

    Yorumsuz Blog ise geceleri, gözlerim okumaktan ağırlaşana kadar okuduğum, güne başlarken yine ilk açtığım ve heyecanla ”Bakalım bugün neler öğreneceğim, ne gibi süprizler beni bekliyor” dediğim bir site…

    Bu siteye yorum ve yazılarımla katılmak da ayrıca mutlandırıyor beni…

    Sanal bir ortamda benimle benzer şekilde düşünen, hisseden, hayata ortak bir (ana) pencereden baktığımız dostlarla beraber olmak, gerçek (!) hayatta yapamadığım sohbetleri burada yapmak bulunmaz bir nimet doğrusu.

    Bilgisini bizlerden esirgemeyen, cömert Yorumsuz Blog gönüllülerine ben de çok ama çok teşekkür ediyorum.

    Bu arada…

    Sevgili Yaren: ”Bu konular bir sistem dahilinde verilse yani sistemli, etkileşimli bir okul haline getirilse çok daha verimli olmaz mı?” diyorsun.

    Bu konudaki naçizane düşüncem şu: Senaryo yazarken klasik dramaturjiyi veya epik yöntemi kullanabiliriz. Klasik dramaturjide giriş, gelişme ve sonuç bölümleri sıralıdır… Adı üstünde klasik işte 🙂

    Epik yöntem de ise konuyu döne döne işleriz. Klasik dramaturjideki gibi düz bir çizgi izleyerek ilerlemez, içiçe geçmiş daireler biçiminde bir nevi helezon görüntüsünde ilerler ama ille de ilerler ve sonuca doğru götürür bizi…

    Kanımca, tasavvufi konular epik yöntemle anlamaya daha uygun…

    Bu yöntem, geri dönüşlerle, tekrarlarla, içiçe geçişlerle ileri taşır bizi.

    Klasik dramaturjiden daha zahmetli, daha uzun bir yoldur ama daha içe işleyen, daha uzaklara, ötesine, en ötesine götüren, sonsuzca uzayabilen bir yöntemdir.

    Dolayısıyla bence siz bu okuldan mezun olmayı unutun. Okulun, bilginin, öğretmenlerinizin ve yoldaşlarınızın keyfini çıkarın…

    Diploma öbür tarafta inşallah 🙂

  5. 5 ruhum latife 5 Nisan 2008, 12:27

    Ya da olmadığını sandığımız bu yüksek ilim okulumuzu şöyle hayal edebiliriz..:))

    Nurdan sonsuza dek uzanmış yüksek bir bina.. öğretmenlerin melekler olduğunu da…. ve eşi benzeri olmayan sesler ve müzikler ile şarkılar söylenen bir okuldur bu.. ve bu okula girebilmek için insanlar aylarca kapının önünde çamurda, yağmurda yatar -kalkarlar…

    Bu okula çok az öğrenci alınır.. ama alınmasa bile bu yolda bulunmak lazımmış ki, ola ki alırlarmış… Biz sanmayalım ki bu okula gitmiyoruz…
    Elbette niyet ettiğimiz anda ve o niyet sadakatimizle devreye girdiğinde o ‘nurdan okul’ bize kapılarını açıyor inşallah.. ve ilim canlı…

    Hep aaaa ne tesadüf bak aklımdan geçeni okuyorum ya da aaaaaa ne tesadüf, az evvel konuştuk şimdi siz anlatıyorsunuz deriz ya.. Aslında gelen dersin yayın frekansının etkisindeyizdir de anlamayız..

    Ve bir rehberden dinlediğim de şudur..
    Bu okuldan asla çıkılamazmış.. sınıfta kalınır ama okul bırakılamazmış.. yani ‘ya bu deveyi güdeceksiniz ya bu deveyi güdeceksiniz,’ demişti…

    Evet sanal okul, tüm okulların belki de üstündedir… çünkü hayali her an değişen -şekillenen ve yenilenen bir yerdir.. benliklerimiz her an bir kabarır, diğer an yıkılabilir burada.. yap-boz işi daha hızlı belki de daha içsel oluyordur…

    Hayırlı dersler arkadaşlar…:))

  6. 6 özde 6 Nisan 2008, 11:16

    Sevgili dostlar,

    “SABIR” insanı oluşturan 99 esmadan biri; o kadar önemli bir özellik ki; Adem babamızın (bizlerin), Cennet yaşamından, Dünya yaşam boyutuna geçmesinin sebeplerinden biri olmuş.. Çünkü cennette sabredilecek bir şey yoktur.. Her dileğinin olduğu bir ortamdır.. diye anlatılıyor..

    “Sakın ola ki sabrı istemeyin belayı davet etmiş olursunuz farkında olmadan..” diyor gönül ehli…

    “Deccaliyetin televizyonu varsa, Mehdiyetin de interneti var..” demişti bir yazısnda ak saçlı Bilge.. Maalesef bu ifadenin ne anlama geldiğini henüz pek idrak edemedik ama …

    Yorumsuz Blog hızla yenilenen, küçülen dünyada, Yenileyicinin bilinç frekanslarının tüm insanlığa yansıdığı bir platform olması dileğiyle, bu sitenin devamlılığının sağlanmasında emeği geçen tüm bilinçlere teşekkürlerimi sunuyor ve Allah’tan muvaffakiyetlerinin devamını diliyorum..

    Sevgi ve saygılarımla..

  7. 7 angorya 7 Nisan 2008, 12:31

    “Deccaliyetin televizyonu varsa, Mehdiyetin de interneti var..” Bu cümleyi okuyunca ruhum şenlendi birden.

    Televizyonu çok izlenmeye değer bir şey olmadıkça açmayan, internetin bilgi deryasında kulaç atmaya çabalayan biri olarak 🙂

  8. 8 metinav 7 Nisan 2008, 5:01

    Sevgili özde,
    Deccaliyetin televizyonundan en basit örnek Ahmet Hulusi gibi birisinin eserlerinin yayınlanmaması olabilir. İnsanları yönlendirmek, sahtelikleri gerçek diye yutturmak, doğruyu işlerine gelmiyorsa eğri göstermek ve tam tersi durumlar, kısacası saptırmak ve bedenselliğe sevketmek en önemli işleridir televizyonun. Ama internet ise özgür düşüncenin seslendirildiği, insanların iradelerinin ellerinden alınmadan gerçeklerin açıkça ifade edildiği bir ortam olmasıyla televizyondan farklıdır. Tabi ki bir bahçede iyi şeylerin yanında fena şeylerin de bir miktar olması kişinin ibret alması açısından gereklidir ve bulunur..


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: