Beyin Fırtınası (30)

Denilir ki: Hz. İsa bir domuzun yanından geçti. Domuza, mutlulukla geç, dedi.
Orada bulunanlar bu tavrını garipseyerek söylendiler.
Bunun üzerine İsa (a.s.) şöyle dedi:
– Ben dilimi hayır söylemekten başka bir şeye alıştırmam…

1 Biz de dilimizi Hz. İsa gibi kullanabilir miyiz?

2 Polemiklere kapılmadan yaşama şansımız olabilir mi?

3- Olaylara katı bir şekilde yaklaşmak yerine daha esnek olmak elimizde midir? Neden?

4- Örtücü olmayı deneme şansımız var mıdır? Nasıl?

(…)hep nokta, hep nokta.. öyle sık bir araya gelmiş ki noktalar, nokta yok sanılıyor, nokta algılanamıyor.. (Ahmed Hulûsi, Tek’in Seyri’nden)
5- Bu sözden ne anlıyorsunuz?

Yukarıdaki konuların cevapları hakkında fikriniz var mıdır ? Varsa, NEDENini ve NASILını açıklar mısınız?

. . .

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc

Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran-191)

“Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” Hz. Muhammed (s.a.v.)


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
– Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

Reklamlar

13 Responses to “Beyin Fırtınası (30)”


  1. 1 Noktadan 29 Mart 2008, 6:20

    “Yani; televizyondan misal verelim… Özetle televizyonun tüpünün yüzeyine elektron bombardımanı olur, ekranda nokta olarak oluşur… Bizim gözümüz o noktaları resim olarak algılar… Noktalar sürekli değişerek, noktalardan oluşmuş var sanılan resimler değişir sanılır… Noktaların değişimini, resimlerin değişimi algısı, resimlerin değişimi algısını da film izliyoruz algısı takip eder… Biz neden öyle algılarız… Çünkü noktaların değişimi çok hızlı olmakta, biz bunu fark edememekteyiz… Yani noktalar ACELE ettirilerek değiştirilmekte, bizse film izlediğimizi sanmakta, insanlar, hayvanlar, mekanlar, zamanlar, hareketler… algılamaktayız… Halbuki değişen sadece noktalardır..”

    Saim YUSUF- Noktadan Nükteye Sorular-Cevaplar’dan

  2. 2 angorya 30 Mart 2008, 12:10

    1,2,3 ve 4 nolu soruların ortak cevabı bence ”elbette”dir. Neden olmasın?… Bunun için de bilinçli bir seçim yapmak gerekir, niyet önemli yani… Ondan sonra da uygulamak…

    Uygulamaya geçtiğimizde ise -özellikle başlangıçta- amacımız dışındaki her davranışımızda iflah olamayacağımızı sanır ve panikleriz, halbuki bu eskisinden daha kötü olduğumuzu değil; sadece artık yaptıklarımızın, söylediklerimizin farkında olduğumuzu gösterir. Yani ağzımızdan çıkan her olumsuz söz bizi rahatsız etmeye çalışır. Kararlılık çok önemlidir burada.

    Kararlılık ve sebat. Benden adam olmaz deyip vazgeçmemek lazım. Devam etmeli…
    Zamanla bu olumsuz davranışlarımızı sıfırlayamasak bile (ki o bile mümkündür neden olmasın, madem ki Allah’ın kuvvetleriyle donanmışız) asgariye indirme şansımız vardır.

    Noktaların görünmemesi konusuna gelince;

    Biliriz ki bütün çizgiler noktalardan oluşur, maddeler foton parçacıklarından ama bunu bildiğimizi unuturuz, çizgiyi çizgi, maddeyi de madde olarak algılarız. Görünene tabi olmak bir bakıma. Çizgideki noktayı hatırlamak içinse düşünmek gerekir. Ya da bu düşüncenin her an bilincimizde olması ve bir çeşit keskin bakış, görünenin ardını yani aslını görebilmek yani… Bilinç seviyesidir bu… Meditasyon, tefekkür gibi suskun zihin halleri ise noktaların arasındaki boşluğa dalıp noktanın kendisini gözlemlemektir sanırım…

  3. 3 aysen 30 Mart 2008, 1:29

    Biz dilimizi Hz. İsa gibi kullanabilir miyiz? Pek zannetmiyorum. Ama denemekte fayda var.
    Polemiklere kapılmadan yaşama şansımız olabilir mi? Hayır
    Olaylara katı bir şekilde yaklaşmak yerine daha esnek olabilir miyiz? Ne faydası var, ben pek faydasını göremedim de..
    Örtücü olmayı deneme şansımız var mıdır? Neden olmasın?
    Bu sözden ne anlıyorsunuz? Hiçbirşey

  4. 4 bir'ol 30 Mart 2008, 8:24

    – Gözlerimiz hz. İsa gibi görmeye başladığı zaman, dilimiz de hz. İsa gibi söylemeye başlar…

    – Menfaat beklemeyi bırakmadığımız sürece polemiklerden kurtulmamız mümkün olmaz…

    – Yıldızlardan gelen sert etkileri absorbe (emmek) etmeyi öğrenemediğimiz sürece olaylara daha esnek davranabilmek çok zordur. Bu da, yıldızların esasen melek olduklarını bi kavrayabilmekten geçer…

    – Örtücü olabilmek için hoşgörülü olmak gerekir. Pardon hoş görü değil, hoşU görü!..

    – ”Elif” uzunca bir çizgi gibi algılanır, oysa bir noktadan başlamıştır ve bir çok noktanın birleşmesiyle meydana gelmiştir. Tıpkı kainat gibi…

  5. 5 gülşen-raz 30 Mart 2008, 10:40

    1- Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmeye başladığımızda, her birimin yaratalış özelliklerini ortaya koymaya çalıştığını gördüğümüzde elbette bunları yapabiliriz.

    2- Çok kolay olmadığı kesindir. Çünkü bizler, benlik çatısı altındayız ve yaptığımız, söylediğimiz, düşündüklerimiz hep karşımızdakinden daha iyidir.
    Bütünlüğümüzün ve birbirimize olan ihtiyacımızın farkında değiliz.
    Sağ elin sol ele, sağ gözün sol göze ben daha iyiyim demesi, mümkün mü? Öyle ise her birimin bir görevi var ve her birim kendi görevini yapmakla mesul.

    3- Susabiliriz, Hak’tandır diyerek hoşgörebiliriz. Gece olmazsa gündüzün kıymeti nasıl bilinir. Yoksa gece gündüzden daha mı kıymetlidir. Zıttı ile kaim olmayan birşey yokken bir noktada takılıp kalmamalıyız. Konusu ne olursa olsun yaşamadığımız herşey laklaktan ibaret. Yaşıyorsak ta anlatmaya ne hacet.

    4- Düzen zaten kusursuz, neyi örtmemiz gerekir ki?. Herşey özündekini icra ile tesbih etmekte…

    5- Küll olanı bulalım derken zerreyi unuttuk, diye anlıyorum. Oysa noktadan başlamaz mı ilk adım ve son adımımız yine başladığımız ilk nokta…

  6. 6 friendly 31 Mart 2008, 7:45

    1- Biz dilimizi İsa gibi kullanabiliriz, ama kullanmayız. Çünkü İsa değil; Muhammed Ümmetiyiz.

    2- Eğer “her şey benim istediğim gibi olsun” arzumuzu frenleyebilirsek, neden olmasın?

    3- Bunun elimizde olduğunu sanmıyorum. Bu bir fıtrat -yaratılış hikmeti/programı- konusudur.

    4- Eğer toplumu ilgilendiren ve etkileyen bir ayıp varsa, örtülmez, örtülmesi de hayır olmaz. Kişisel bir ayıpsa örtülebilir.

    5- “Fesubhanallah, sema gıcırdıyor, secde edilmedik bir karış yer yok semada.” hadisinin demek istediğini anlıyorum. Evrende Allah’ın manalarından başka hiç bir şey (boşluk bile) yoktur.

  7. 7 yenilenen 31 Mart 2008, 3:38

    Nasıl nasıl nasıl.. deyiniz lütfen .. nasıl göreceğiz…?
    Yaratılanı severim yaradandan ötürü.. evet tamam .. ama.. baktığım her şeyde O’nu görmek nasıl olur bilen var mı.. bunu yapabilene soruyorum “baktığınızda ne gördüğünüz, birimi algılamanızdan, O’nu görebilmenizin açıklanmasına kadar rica edicem.. Biriniz ALLAH rızası için açsın bana bunu … Uğraşıyorum, çalışıyorum, çalışmalar yapıyorum ama bu noktada takılıyorum, “her baktığımızda O’nu görebilmek” ne demek…
    Sormak istediğimi anşlayan anlamıştır sanırım.. Bana şu açıklamalardan farklı bir tatta anlatacak bişeyler dilediğim;
    Sırra göre… sen, o, biz, ağaç , kum, bardak, çatal, araba… diye birşeyler yok, senin algılamana göre bunlar.. var sanıyorsun… sadece O var ve başka birşey yok.

    E tamam da baktığında, baktığına nasıl baktığını değil; baktığında ne gördüğünün aradığım… bilmek…. ben de görmek… hissetmek… ve… OKUmak istiyorum

    teşekkür ederim

  8. 8 Cevap gibi sorular 31 Mart 2008, 9:24

    Benim bu sorulara cevabım soru şeklinde olacak:
    1- Biz de dilimizi Hz. İsa gibi kullanabilir miyiz?
    Cevap: İkinci bir İsa olabilmemizin imkanı var mı? Sorunlara karşı çözüm ararken kendimizi tanıyıp, çözümümüz kendimize dönük olmamalı mı? Herkesin sorunlara karşı tutumu aynı olabilir mi? Ortak paydalarda birleşmeyi kabul etmekle birlikte, kişilik farklılıklarından dolayı yöntem farklılığının olması doğal değil mi?

    2- Polemiklere kapılmadan yaşama şansımız olabilir mi?
    Cevap: Acaba hayatımıza girip, bizi rahatsız eden neler polemik kapsamına girer, hangileri polemik kapsamına girmez? Her şeye polemik muamelesi yapmak doğru mu? Her kese gel geç dersek; savunmak zorunda olduğumuz onurumuz, insanlığımız ne olacak? Sınırlarımızı korumayacak mıyız?

    3- Olaylara katı bir şekilde yaklaşmak yerine daha esnek olmak elimizde midir? Neden?
    Cevap: Bu isteğin muhatabı tüm insanlık değil midir? Sürekli birileri esnek, diğerleri katı olacaksa imtihanın genelliğinin bir anlamı kalır mı? Ben sınava tabi tutuluyorsam, karşımdaki de o an imtihana tabi değil mi?

    4- Örtücü olmayı deneme şansımız var mıdır? Nasıl?
    Cevap: Her zaman, her şeye karşı örtücü olmak doğru mudur? Bazen kaldırılması gereken örtüler, açıklanması gereken gerçekler yok mudur? Bu anlarda örtmek zarar mı getirir, yarar mı?..

  9. 9 veysel 1 Nisan 2008, 7:08

    Kim bilir? belki bir gün gelir anlamaya çalıştığımız taktirde gerçekler okunur dilimizce. Aradığımızı arayabildiğimiz zaman yerinde ARINABİLMEK için kolaylıklar oluşur etrafımızda. Arınmak ya da daha doğrusu arınabilmek için bulunduğun toplumu terk edip te kaçmak mı lazım sessiz sedasız ıssız yerlere? İçinde yaşadığımız hayat, etraf, yüreği bilinmezlerle dolup taşan halk… Bunlar bizim dilimiz. Bunlar bizim DİNİMİZ olmuş? Günlük hayatımızın tamamını sıradan sözlerle kendini KÖR edenlerle geçirdiğimiz ya da geçirmek zorunda kaldığımızdan dolayıdır ki, çok zor dilimizi HAKİKATle dillendirmek. Kaçmak kurtulmaktır belki. En azından duymak zorunda kalmayız bazı şeyleri. Sessizliğimiz konuşur o zaman hep iyiyi düşünür hep güzel sözleri sarfetmek gelir içimizden. Nasılsa yalnızız ya.. Ne güzel olur böyle dağın başına çıkıp ta herkesten herşeyden UZAK sadece biz ve istediğimiz istediklerimiz yanımızda olsa değil mi??? Bencil sayılır mıyız acaba bu yüzden? Yani sonuçta her nefis kendi için yaşar ya, o bakımdan? Ama şöyle bir şey de var sanki.. Bütün insanlar kardeştir. Ve bütün kardeşler birbirine emanettir? Cevap vermek istiyorum hatam varsa lütfen yardımcı olunuz.

    1: Eğer insan kendine, ACABA BENDE BÖYLE OLABİLİR KONUŞABİLİR MİYİM diye soruyorsa? Zaten cevabını vermiştir. EVET

    2: Öyle bir yapıya sahip olmalı ki kişi; Safi olmalı, polemik kelimesinin anlamını bile bilmemeli. Çünkü günümüz yaşantısı sadece zan ve değer yargılarından oluşmakta. Bu da kişilerin etrafı kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmelerinde oluşur gibi.

    3: Olay dediğin, değer verdiğin bir insanın seni göz göre göre yermesi aşağılaması ise kaldırabiliyorsan ne mutlu. Ben duygularıyla hareket eden bir yapıya sahipliğimden dolayı kırılgan, samimi, üzgün, sevimli ya da asabi olabiliyorum. Ve bunun bana neler kaybettirdiği hakkında hiç bir fikrim yok. Benden farklı mertebelerde olanlarsa mutlaka ANLAYIŞ ve DEĞERLENDİRME kapasiteleri daha iyi olacağındaN hem beni anlarlar hem de aslında yalnış düşündüğümü söyleyebilirler.

    4: Başımıza gelen bir felaketi hiç olmamış gibi değerlendirebilmek ya da onu örtbas etmek bana göre imkansızdır. Çünkü varsayımlar aleminde yüzerken bırakın bir felaketi, herhangi bir olay karşısında sessiz kalmak, yorum yapmamak, ya da olayı unutmak veya unutturmak adına çaba sarf etmek, kişinin kendini kandırmasından öte değildir. Sen dışa dönük susarsın ama içinde mutlaka vardır bir fikir, o seni kemirir durur ta yakmayacak kıvama gelene dek.

    5: NOKTA. Her yeni başlayan gün ve o gün içinde başlayan başlangıçlar… Ve bu başlangıçların ardında batan güneş. İnsan her an kendimi yenileyeceğim, bu sefer başaracağım, artık bu son, bu sefer yapacağım, okuyacağım, direneceğim, kazanacağım diye diye ömrünü yiye yiye gitmekte bence. Açtığı her sayfa (gün) yeni bir umutken, umutsuzluğunu ekip yatıyor yarınlara. YATMAKTAN maksat NOKTAdır burAda. Çünkü yatmak ölmektir.. Ölmenin yarısıdır.
    Uyanamayabilirsin yattığın vakit, doğmayabilir güneş yüzüne kim bilir??.. ALLAH bilir.
    HER GÜNÜN BİR NOKTA ve ömrün bunlarla dolup taşan VE ALGILANAMAYAN bir MUAMMA. BİR ŞANSIMIZ DAHA VAR AMA DİLERİM DEĞERLENDİRMEK NASİP OLUR DA, BİRLİKTE SON NOKTAYI ALGILAMA ŞANSINA ERİŞİRİZ SONSUZDA…

  10. 10 birol 2 Nisan 2008, 12:48

    Bizim gördügümüzü sandigimiz hersey fotonlardan olusmaktadir!, madde olarak gördügümüz seylerin aslini asla göremiyecegiz, nereden nasil düsünürseniz farketmez, göze ulasan sekiller ve formlar hep ışıktır, madde değil!..

    His alemi ve elektrik sinyallerinden kaynaklanan bir ALEMde variz!
    Asla beynimizi KENDIMIZI VE ESYA lari göremiyecegiz cünkü YOKLAR!..

  11. 11 metinav 2 Nisan 2008, 5:49

    SELAM.. Yenilenen KARDEŞİM;

    Ben kendi adıma sana şunu söyleyebilirim görmek nedir sorusuna verilen cevap, ışık hızında hareket eden fotonların cisimlere veya daha sert veya daha agır hereket eden yine cisim veya moleküler yapı veya atomik yapıdan etkilenip gözümüzün retinası artı sarı noktasında oluşturulan belli dalga boyu ve frekanslı elektrik akımlarının beyinin görme işini yapmakta kullandığı ön lobunda artık deneyimlerimiz ölçüsünde şekillere büründürülmesi işinden sonra oluşan duygu-fikirdir, görme yani tamamen kesitsel ve aletsel bir olay.

    Doğruluğu kesinliği bence tartışılır. Işık-foton hareketi olmaz ise görme dediğimiz olay da algılanamaz bu yol ile. Ama Yaratıcımız nasıl görülür dersen bu soru yanlış ve anlamsız olur. Bir kere madde ve mana ayrımını biz yapıyoruz, algıladıgın beş duyu ile madde, algılayamadığına da mana diyoruz. Yani kapasitemiz ölçüsünde aslında tamamen mana olan alemden algılıyoruz ve buna madde diyoruz. Gözümüz yetmiyor; mikroskop veya teleskop kullanıyoruz, kulağımız yetmiyor; çeşitli frekans değiştirici genişletici elektronik aletlerle kapasitemizin üzerine erişebiliyoruz, tat yine öyle.

    Bir de beş duyu ötesinde daha geniş bir algılama alanına sahip duyularımız bulunmakta, sayısı şu an için otuzlu rakamlarda, bu duyuların farkında olan veya genetik ve kaderi bir şekilde açığa çıkması ile kullanabilenlere basitçe keramet ve istidraç sahibi gibi, halk arasında söyleniyor. Veya daha mükemmel kamil insan da denebilir. Bu algılamayı herkes belli çalışmaları yapabilirse disipli bir yaşam ile ulaşabilir. Fakat yine sonuçta bir işlevsel faaliyet olacaktır.

    BİZİM YARATILIŞ AMACIMIZ KUR’AN-I KERİM’DE BELİRTİLİYOR; ALLAHI TANIMAK OLABİLDİĞİNCE HER ŞEKİLDE… Onu tanımak için onun hakkında bizi aydınlatan kitap ve rasulü iyi incelemeliyiz… Kesitsel algılama araçlarına sahip bir kişi bu araçlarla sonsuz sınırsız bir tek varlık sahibini ötesinde göremez, bulamaz, algılayamaz, foton ışık olayı yok ve muhal yani anlayacagın sadece elimizde düşünce ve hisler ve duygular var. Yarattıklarını, ortaya koyduklarını, açığa çıkarttıklarını kendimiz gibi olanları düşüneceğiz ve hikmetini anlayabildiğimiz kadarıyla sorgulayıp bir neticeye ulaşacagız. Yani ressamın resimi misali, sanatından onun isim ve sifat ve özelliklerini keşfedip düşünüp görecegiz. VE ONU TANIYACAGIZ… VECHİNİ NEREYE ÇEVİRİRSEN ÇEVİR SADECE ONUN SANATI, KENDİNDEN ÖZELLİKLERLE YİNE KENDİNDE MEYDANA GETİRDİĞİ MANA SURETLERİ VAR. Ne var ki bu çok detaylı bir şey. Her an değişen evrenler, canlılar, haller, tavırlar, suretler, her şey hareket etmekte her an yeni bir şan almaktadır O.

    BU RESİME O’NUN BAKIŞI ÇOK BAŞKADIR ELBETTE. O’NUN BAKIŞINDA VARLIK DEDİĞİMİZ HER ŞEYE BAKABİLSEK NE BİZ KALIRIZ, NE SİZ, İKİLİK KALKAR ORTADAN ZATEN YOKTU. AMA BAKABİLENE… NE AZAP KALIR NE KEDER. BURADAN ÖTEYE DEVAMA BENCE ŞU AN GEREK YOK. BU BAKIŞ KAVRAYIŞ HİSSİYATINA DUYGULARINA VB. SİRAYET EDERSE ARTIK YAŞAMAYA BAŞLARSIN ONU ONDA… AH NE KADAR İSTİYOR İNSAN ONU SEVMEYİ, BİLMEYİ, ONA ERMEYİ, HERŞEYDEN DAHA GÜZEL, DAHA TATLI, ALLAH KOLAYLAŞTIRSIN AMİN…

  12. 12 mustafa öz 2 Nisan 2008, 10:50

    (…)hep nokta, hep nokta.. öyle sık bir araya gelmiş ki noktalar, nokta yok sanılıyor, nokta algılanamıyor.. (Ahmed Hulûsi, Tek’in Seyri’nden)

    Algılanmamasının sebebi bizim bakış açımızdan kaynaklanıyor. Biz kendimizi odanın ya da daha geniş anlamıyla evrenin içinde sanıyoruz, oysa oda ya da evren bizim içimizde……

  13. 13 netice netice, Allah için olsun, Hatice 2 Nisan 2008, 12:52

    Nasıl nasıl nasıl.. deyiniz lütfen.. nasıl göreceğiz…?
    Yaratılanı severim yaradandan ötürü.. evet tamam .. ama.. baktığım her şeyde O’nu görmek nasıl olur bilen var mı.. bunu yapabilene soruyorum “baktığınızda ne gördüğünüz, birimi algılamanızdan, O’nu görebilmenizin açıklanmasına kadar rica edicem.. Biriniz ALLAH rızası için açsın bana bunu … Uğraşıyorum, çalışıyorum, çalışmalar yapıyorum ama bu noktada takılıyorum, “her baktığımızda O’nu görebilmek” ne demek…

    Sormak istediğimi anlayan anlamıştır sanırım.. Bana şu açıklamalardan farklı bir tatta anlatacak bişeyler dilediğim;

    Sırra göre… sen, o, biz, ağaç , kum, bardak, çatal, araba… diye birşeyler yok, senin algılamana göre bunlar.. var sanıyorsun… sadece O var ve başka birşey yok.
    E tamam da baktığında, baktığına nasıl baktığını değil; baktığında ne gördüğünün aradığım… bilmek…. ben de görmek… hissetmek… ve… OKUmak istiyorum
    teşekkür ederim
    * * *

    Sevgili yenilenen; düşünme temeliniz, sorgulama tekniğiniz için tebrik ederim öncelikle, kanayan yaraya parmak basmak hem acı verir hem de ağrıyan yeri belli ettiği için çözüm bulmak kolaylaşır. Ef’al de kul olmak sanırım sorumuza cevap bulacağımız yer olsa gerek.
    Şimdi bir tanrı olmadığına göre ibadet adı altındaki çalışmaları yeniden tanımlamak kalıyor kendimize ki, gitmeye mecal bulalım düşünü dünyamızda. Karşımda gördüğüm her varlığa Allah’ı göreceğim diye bakmaya çalıştığımızda, bu zorlamadan, öğrenemeden geçiyoruz gibi.
    Karşımdaki kişinin esma yoğunluğuna göre bakmaya çalışsam belki işler biraz daha kolaylaşacak gibi geliyor, öğrenme tekniğinde.

    Bu bakış hem o kişiye birşey öğretecekmiş bakışı hem de öğrenecekmiş bakışı olmalı ki, öğrenmede yeniliği kavrayabileyim. Hem karşımdakini küçümsememiş olayım, hem de kendim büyüklenmemiş olayım..
    Şöyle ki, eğer karşımdaki öğrenme konusunda çok meraklı olmayan bir yapıysa kendimi onunla yeniliğe açmam zor olacak, ne yapacağım doğal olarak, kendimi fazla zorlamadan onun anlayacağı kadarını kendimi yormadan paylaşacağım (bu yanlış bir teknik kendi adımıza).
    Hep karşımdaki kişiye sadece öğrenen kişi olarak bakarsam veya bir kabmış gibi; benim yaşadığım, tecrübe ettiğim bilgileri taşıyan alelade bir kab gibi bakarsam ben hiç yenilenemeyeceğim demek olur bu ki, Rasulullah anlayışını anlamamış olduğumuz karşımıza çıkar. Bizi zorlayan, öğrenmede ilgisi olmayana sevgiyle bakmak olacaktır, adam insanlığının farkında değil, ben bunun nesine sevgi duyayım deriz, belki de istemeden. İşte ilk kulluk bilinci ile karşılaştık bile..
    Hani tanrı yoktu; şimdi ben yargıladım ama. Demek ki ilk kulluğumda bakışımı isabetli ayarlıyamadım. İlk ayrılık kavramını da ortaya koydum, dışladım kapsayamadım gibi. Şimdi bir tanrı yoksa ben niye ibadet edeyim noktasına gelelim, bağlantılı olarak. Bir sistem var ve bu sistemin bir çarkları var ezilmeyelim diye bildiğimiz bir tanım, yaşama tanıklık var önümüzde.. Herkes bu tanımla gidemeyebilir diye düşünürsek eğer…

    Çünkü seni sistem de olsa birşeye zorlayan fikri hiç hoş gelmeyebilir, belki de nefs’e odaklı beyinlere veya sistem kavramını çözememiş olanlara.
    Bence kul olmak düşüncesi iyice açılmalı düşünen yapılara ve düşünmeyen yapılara..
    Görerek öğrenen insanlar dikkat edin, birbirini çok gözlemlerler, izlerler.. Her davranışınızı izlerler. İşte zorlamaya alışık olmayan düşünme yapıları izlenmeden de hiç hoşlanmayacaklardır. Hem sistem adı altında zorlanıyorsunuz gibi hem de izleniyorsunuz gibi gelecektir ortadaki olanlar..
    İşte çıkış yolu bulmanıza yardım edecek bu zorlama, bir açık noktayla, güzel idrakla belki de, kulluk bilinci çözülecek zamanla, sizi zorlayan bu kısımlarla.. Eğer her davranışımın bilincinde olursam, beni izleyen, benim izlemesini istediğimi izleyecek ile üstünüzdeki gözün etkisinden kurtulup sevgiyle sunacağınız davranışla, Allah ahlakı ile, bir olabilmenin yolu ile kendinizi eğitmeye başlayacaksınız demektir. Her davranışımı şuurlu ortaya koyarsam Hakim olan kendim olurum ve beni izleyen benim sunduğumu izler veya sunduğumda bir olma ilmi ile, gören görünen kalkar, izleyen-izlenen kalkar bilincimde, bu zorlamadan böyle kurtuluşa erebilirim. Eğer ki daha üst bilinçli şuur ile karşılaşırsam, bileceğim ki o da izlenmeyi sevmeyenlerden ve o vakit okumaya odaklı olmam kolaylaşacak. Çünkü ‘kendinizin rahatsız olduğunu siz de başkasına yapmazsınız’ olgunluğu ile böyle düşünürsünüz.

    Evet sistem zorlamasına ne bulacağınız kısmına gelirsek. Bu halen düşündüğüm ve bulmak istediğim, notlar aldığım bir durum. Vakit konusunu da ele almak zorunda olduğum için bir tanım çıkarmam kolay olmuyor, sadece yapmam gereken ciddiyeti biliyorum, zorlama kısmını kaldırıp yerine ne koyacağımı idrak ile çözersem, devamlılık ruhu kazanmış olacağım inanıyorum… Sadece ciddiyetini biliyorum ve bilmek yetmiyor; ruhu kavramak bambaşka birşey..

    Sevgili yenilenen seninle aynı soruları sorduğumu ve yaşamak isteğim için bir sistem bulma çaresi içinde olduğumu, sadece bilmeni istedim. Birlikte çözeriz umarım, her düşüncenin katkısıyla.. Sevgilerimle selamlar. İdrak etmeden gidemeyenlere; biz hep geriden gelenleriz, sağlam gelmeye özlem duyduğumuz için, geri dönüşü kayıp ismi altında dönmek istemediğimiz için, bilinçsizce enerji yüklenip tökezlememek için tekrardan, bu yüzden ters gelenlerin dost gönüllerine sığınıyorum ve kimseye zarar vermeden ilerlemeyi başarmış bir paylaşım yazısı olmasını diliyorum.
    * * *

    Sevgili Veysel yazdıkların güzeldi haklısın, bir şehirde hayatı ıskalarsan başka şehirde hayatı yakalamaya hak görmüyorsun kendinde veya hak tanınmıyor, hakkı bilenlerce, hakka hizmet adına. Bu yüzden de kulluk bilinci kurtuluşunu değerlendirmek zorunlu hale geliyor, herkes gibi aşkla olsun isterken gereklilikle yapmak zaten yeterince ağır oluyor, çok sağol düşüncelerin için, iyi niyetli paylaşımların için.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: