Suskunlar

en mükemmel konuşmalar “suskunlar”ın gönlünden doğar

Çok mükemmel konuşuyordu.
Kelimeler gökte süzülen kuğular gibi çıkardı O’nun dudaklarından.
Ve kelimeler öbek öbek kelebekler gibi cümleler halinde kanat çırparak kulaktan kulağa dolaşırdı..

Şâir değildi.
Vezin ve kâfiye için zorlamazdı kendisini.
Sözcük bulmak için duraklamaz ve düşünmezdi, sadece tek tek kelimelerin hakkını verir ve cümleler arasında nefes alırdı..

Şarkı söylemezdi, ağıt yakmazdı.
Sesi kulakları okşar, ses titreşimleri çakıl taşlarını canlandırır akan suları durdururdu.

Konuşurken bağırmazdı.
İnsanların kulak zarlarını zorlamazdı.
O’na uzak olan da yakın olan da aynı seviyede işitirdi.

Dilinden hiçbir hatalı kelime çıkmazdı.
İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve cansızların görünüşleriyle eğlenmezdi.
Edebe, hayâya, ortama aykırı laflar sarfetmezdi.
Diliyle kimseyi dövmez, sözcükleri iğne gibi sivriltip yüreklere batırmazdı.
Sevenlerinin ve sevmeyenlerinin hoşuna gitmeyecek tek bir harf ve kelime kullanmamıştı.
Tüm insanlar ve sınırsız âlemler O’nun dilinden de “emîn” idi.

Konuştuğu zaman O’nun dilinden yayılan mânâ helezonlarını; aklı yeni eren çocuklar, olgun kişiler ve pîr-i fânîler seyrederlerdi.
Anlamak için insanların kendisini zorlamaya gerek yoktu.
Açık konuşurdu.
Uzatmazdı.
En kestirmeden hedef anlama ulaşıverirdi.

O’nun özündeki “mükemmellik” konuşmasına da yansımıştı.
Harfsiz, kelimesiz, cümlesiz, sayfasız, başlangıçsız ve sonsuz olan “mânâ”yı öyle bir “okumuştu” ki; taklit edilemez bir “kitap” olarak dizgilemişti…
Ve O’nun dudaklarından dökülen “vahiy bilgisi” taklit olunamayan tek “kitap” olarak kaldı.

Düşünen insan merak etmişti.
O’nun sözleri niçin taklit edilemiyordu?
“Allah kelâmı olduğu için!” cevâbı, milyonlar ve milyarları tatmin ederken, bâzıları itiraz ediyordu. Allah Kelâmı; sesli, kelimeli, harfli, cümleli değildi ki, O tekrar etmiş olsun… diyordu.

Bu işin bir sırrı olmalıydı?
Konuşma mükemmelliğini oluşturan bir şey olmalıydı?
O şey ne olabilirdi?

Mükemmel ve muhteşem beyini mi?
Sınırsızı algılayan bilinci mi?
Yüreğinin sâfîliği mi?
Ağzının temizliği mi?

Evet.
Hepsine ve daha fazlasına evet.

Fakat yine de insan mutmain olamıyor.
Bir sebep daha olmalı.
Son ve en son sebep olmalı.
Acaba ne olmalı?

İşte cevap!

“İçinde zerre kadar konuşma arzusu yoktu O’nun”.

O bir “suskun”du. Yâni “gereksiz” lâf etmezdi. Hatta içindeki “gerekli” bilgileri dahi konuşmak istemiyordu.

Evet, yanlış duymadınız. O’nun içinde zerre kadar konuşma isteği yoktu.

Mâdem ki isteksiz konuştu, bir de istekli konuşsaydı ne olurdu?

En isteksiz konuşmasıyla evrenlerin en mükemmel “kitabını” dizgilediyse…

Bir de bizler gibi “hep ben konuşayım” sevdâlısı olsaydı???
Daha kaç cilt “taklit olunamaz sözler” dizgilerdi?

Bir başka soru.

Konuşmak istemediği halde niçin konuştu?

Mâlum niçin konuştuğu…
Hz. Cebrâil “kanatlarıyla” O’nu öyle bir sıktı ki…
Öyle bir sıktı ki.
Yine de konuşmayacaktı.
“Okuduğunu” dillendirmeyecekti.
İçinde biriktirecek, biriktirecek…
İnsanlara “ilminin tamamını hîbe olarak vermeden” alıp götürecekti öteki âleme.
Gizli kalacaktı.
Açılmamış hazine sandığı gibi ebedî inci ve mercan sözlerini saklı tutacaktı.

Fakat insanların özleri Hz. Cebrâil olup O’nu o gizli mağarada yakaladı.
İnsanların ilim ve irfan ihtiyaçları “Cebrâilin kanatları” olup O’nu kucaklayıp öyle bir sıktı ki!..
Göğüs kemikleri çatırdadı.
Nefessiz kaldı.
Kalbindeki hakikat ve mârifet mânâları göğsündeki basınçtan kurtulmak için O’nun ses tellerine çarptı ve;

“Ikra’ Bismi Rabbikellezî halak…
Halekal insâne min alak…
Ikra’ ve Rabbukel Ekrem…
Ellezî alleme Bil kalem…
Allemel insâne ma lem ya’lem…”

Sözleri “âyet” kalıplarına dökülerek Hak’ın zâtından insanın gönlüne “inzâl” oldu.

Yeryüzünde hangi insan şu yukarıdaki âyetleri ve diğerlerini okursa…
Anlaya anlaya ya da anlamaya anlamaya okursa…
Sadece ağzının içindeki dille ve ya gözüyle sesleri tekrar ediyor olsa bile…

Gökte kanat çırpan melekleri yeryüzüne kandiller gibi sarkıtan
Çakıl taşlarını canlandıran
Akan suları durduran
Ömer bin Hattab’ın taş kalbini balmumuna döndüren
Ebû Cehil’i ve Ebû Leheb’i kulak hırsızlığına kışkırtan

Kur’an’da şifrelenmiş “Muhammedî düşünce frekansları” o insanın tüm zerrelerini “sonsuzluk moduna” yükseltecektir.

Bir de mânâlarını idrâk ederek okumak…
Ve O’nda kendini bulmak.
İşte gerçek şifâ…
* * *

Târih tekerrürden ibâretmiş derler ya.

Her nedense:

Hâlâ,

En güzel konuşmalar “içinde hiç konuşma arzusu olmayanlardan” duyuluyor.
En güzel düşünceler “düşünmek istemeyenlerden” doğuyor.
En güzel sonsuzluk ve cennet müjdeleri “sonsuza ve cennete küsmüş gönüllerden” ulaşıyor.
En güzel yaşam zevki “yaşama ve zevklere eyvallah etmeyenlerden” dağılıyor evrene.
Allah’ı ve Resûlullah’ı en güzel tanıtanlar “Allah’ı ve Resûlullah’ı idrâk edemeyeceğini anlayanlardan” çıkıyor.
Kur’an’ı en güzel “okuyanlar”… başkalarını dikkate almadan “sadece kendisi için okuyanlardan” çıkıyor.
“Çokluğu” en güzel şekilde “tekleyenler” varlığı “parça parça” kategorilere ayıranlardan çıkıyor.
İnsanların gönüllerinin en derinlerine girebilenler “kendi özlerinin en derinlerine sızabilenlerden” çıkıyor.

Ey “suskunlar!”
Siz belki “konuşmak” istemiyorsunuz ama “bizim” sizleri “dinlemeye” ihtiyacımız var.

Hâlâ “asr-ı saadette” olduğu gibi.

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

15 Responses to “Suskunlar”


  1. 1 İz'ân 24 Mart 2008, 12:24

    “Söylememek harcısı; söylemenin hasıdır
    Söylemenin harcısı; gönüllerin pasıdır”
    BİZİM YUNUS

    Söylememek; aslında söylemenin has şekli imiş. Söylemeyenin gönlünden duyulan ise gönül pasını silermiş… Böyle buyurdu BİZİM YUNUS.

    Tebrikler Kemal GÖKDOĞAN.
    Yunus çağlayanı sizin kalbinizden de yansıdı ya bizlere.. Şükürler olsun…

    Selam olsun Yunuslara…
    Selam olsun Muhammedi Aşkı Yunusça yansıtanlara…

  2. 2 nazan öztürk 24 Mart 2008, 12:55

    TEŞEKKÜRLER…….
    Yine bir solukta okudum, yine o tadı aldı, yine kanatlandı gönlüm. Bazı sorular da oluştu sizi okurken kafamda, beni aydınlatırsanız sevinirim. Ayet hadis ve kutsi hadis farkını bu isteksiz konuşma bağlamında nasıl anlayabiliriz. Oldum olası özellikle kutsi hadisin ayetten farklı yönünü algılamakta zorlanmışımdır.

    Sizin ve katkılarından oldukça yararlandığım yorum yazan okurların cevapları için şimdiden teşekkür ederim.

  3. 3 kenan 24 Mart 2008, 6:00

    Ey “suskunlar!”
    Siz belki “konuşmak” istemiyorsunuz ama “bizim” sizleri “dinlemeye” ihtiyacımız var.

    Hâlâ “asr-ı saadette” olduğu gibi.

    (bizler hikmet avcıları) tüm ruhumuzla, bedenimizle AN içre dinlemeyi seviyoruz… dua ve himmetlerle.. bekliyoruz…

  4. 4 Dua 24 Mart 2008, 8:22

    Dinlemek herkesin harcı değil, 40 yıllık hayatımda dinlemenin hasını yapan bir kişi ile tanıştım, o da bir bayan arkadaşımdı. ‘Her konuşan, dinleyenine göre anlam bulur’u onun dinleme güzelliğinde keşf etmiştim. Öyle bir dinleyişi vardı ki, siz doğru konuşmayı kutsal sayıyorsunuz, boş konuşamıyorsunuz onun karşısında, öyle bir dinleyiş ki bir oluyorsunuz, içinize işliyor dinlemedeki masumluğu, gözlerle, tüm duyularla adeta.

    Dinlemeyi bilene veya bilenle karşılaşıldığında konuşmak da, konuşmamak da bir oluyor zamanla. Konuşmadan konuşuyorsunuz ve onun sunduğu dinleme sizi sarıveriyor, siz konuşmamanın keyfini sizi can kulağı ile dinleyenden öğreniyorsunuz.

    Çığlıkları duymak istemeyen var sus der, çığlıkları duymak isteyen var can kulağı ile dinler. Gürültü beni rahatsız etmiyor artık, hepsinin çığlığını duydukça çığlıklarımı hatırlayıp sevgiyi öğrenmeye çalışıyorum onlarla.. Yunus’un susması belki gün ola şöyle anlaşılacak dünyamda;
    Çığlıkları duyduğunda elinden gelen yetersiz olduğunda içinden rabbine seslenişi ve o çığlıklara duacı oluşuyla, çığlıklarına cevap bulmalarını dilemekle… Duacı olan yunuslar da nasıl etkilemesin kalpleri.

  5. 5 Hamd 24 Mart 2008, 11:42

    Sevgili Kemal Bey, taleb etmeyi hatırlattığınız için Allah razı olsun sizden. Taleb de şükür var gerçekten, taleb de ilme saygı var gerçekten, taleb de sen diledikçe gelende özden çıkma girişimleri var gerçekten, taleb yerini haddini bildiren bir gerçeklik gerçekten. Talebde ısrarlı olmak inancın gücünü ortaya çıkaran, yıllarca zindanda bekleyip de zerre kadar inancında noksanlık olmayanlarla birliktelik gerçekten, taleb karanlık ve sis bastığında yegane yoldaş gerçekten, aydınlığı hatırlatan. Taleb eden öz ve yapı talebinde gerçekten. Geriye talebe cevap verenin talebeye ikramı kalır gönlünce.

  6. 6 bir'ol 24 Mart 2008, 12:39

    Hay ağzına sağlık Kemal bey. Bu yazıyla sırılsıklam ettin bizleri 🙂

  7. 7 İz'ân 24 Mart 2008, 11:09

    DİNLEME SANATI

    – Yıllar evvelce idi, bir matematik profesörü arkadaşım Japonya’ya gidecek. Gitmeden evvel bana Japonya’dan bir arzun var mı dedi.

    Ondan şunu istedim. Tokyo’da ana caddede en büyük kitapçıya gir ve sor: “Sizde Güzel Konuşma Sanatı üzerine kaç kitap var? Güzel Dinleme Sanatı üzerine kaç kitap var?” Tek istediğim rakamlar ve oran!..

    Arkadaşım gidip sorar ve öğrenir.

    Konuşma Sanatı üzerine 3 kitap, Dinleme Sanatı üzerine 21 adet kitap var!..

    Henüz ben Türkiye’de Dinleme Sanatı üzerine kitap görmedim efendim.

    Konuş diye başlayan kutsal kitap yok. Kur’an’ımız Oku diye başlar.

    Mesnevi Bişnev: Dinle diye başlar.
    İki kulağımız bir ağzımız var.
    Bir söyle iki dinle.
    Dinlemek çok ince bir mekanizmadır.

    Dinleme Sanatı; sadece karşıdakinin söylediklerini anlamak değil, aynı zamanda söyleyemediklerini de anlayabilme sanatıdır.

    Böyle diyor Japonlar. Dinleme sanatına önem vermemekle çok şey kaybettik. Sanki pek çok insan konuşma yarışına çıkmış. Devrilen çamların, kırılan gönüllerin farkında mıyız?..

    Konuşmak çok dikkat, itidal,teenni ister. Çünkü bir kalp yarası bazen bir ömür boyu kanar!..

    Söz ola kese savaşı
    Söz ola kestire başı
    Söz ola ağulu aşı
    Yağ ile bal ede bir söz (Yunus Emre)

    Bir Muhabbet Çınarı:
    http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/birmuhabbet.html

  8. 8 KGökdoğan 27 Mart 2008, 5:36

    Sn. Nazan Öztürk’ün sorusuna verilen “kişisel düşüncelerimi içeren cevaptır”.

    Âyet;
    Resulullah a.s.’ın “kendi varlığını” nasıl tanıdığını bize anlatan ve insan türünden sadece O’nun ulaşabildiği en yüksek “bilgi kaynağı”dır. O bilgi kaynağına “bizlerin” O’ndan daha fazla ihtiyacımız olduğu için “bizim” anlayacağımız lisan ile bizim idraklerimize sunmuştur. Kendisi âyet dediği “bilgi kalıpları”nı ezberlemiş, ezberletmiş ve özellikle yazdırmıştır.

    Hadis;
    Resulullah a.s.’ın konuşma ve davranışlarıdır. O, bizim gibi hatta bizden daha doğal bir insandı. Günlük yaşamının her ânını “kendi geleceğine” yönelik prensipler içinde yaşıyordu. Günlük doğal yaşantısı bu yüzden “altın orantı” halindeydi. Yemek, içmek, uyku, konuşmak gibi çok basit görünen günlük “basit davranışları” ne az, ne fazla idi, tam ayarında idi. Bazı din bilimciler Resulullah a.s.’ın doğal yaşantısına yönelik ihtiyaçlarındaki “her an ahirete yatırım” faktörünü gözden kaçırmışlardır. Bu yanılgıyla O’nun her davranışından bir örnek çıkarma nimetini anlayamazlar.

    Fakat Resulullah a.s. kendi konuşmalarının/davranışlarının Âhirete yönelik olanlarını ve günlük doğal yaşama yönelik olanlarının hiç birisini yazdırmamış ve ezberletmemiştir. Buradaki amacı; zannedildiği gibi “ayetlerin hadislerle karışması endişesi” değildir. Geleceği, değişen ve gelişen zaman şartlarını ve evrensel olacak olan Muhammedî bilinci Arap örf ve adetleriyle ipotek altına almamak içindir. Özgür düşüncenin önünü tıkamamak içindir.

    Bu nedenle yüz binlerce hadis nakledilmiştir. Fakat bir tanesi bile “yazılı ve altı Resulullah mühürlü” değildir. İnsan zihni nakledilen hadisler ile Âyetler arasında ilgi kurmaya çalışmışlar ve İslâmî ilimler doğmuştur. Eğer böyle olmasaydı İslâm her kültüre hitap edemez “Yahudilik” gibi “ulusal tek tanrılı din” olurdu.

    Kutsî hadis;
    Resulullah a.s.’ın “Allah buyurdu ki…” diyerek bazı konulara getirdiği açıklıktır. Yine “bu hadistir, kutsî hadistir” ayırımı yapmamıştır, yazdırmamıştır, ezberletmemiştir. Hadis âlimleri hadis rivayetinin başında yer alan “Allah buyurdu ki…” sözüne ve benzeri ifade kalıplarına göre böyle bir tasnif yoluna gitmişlerdir.

    Âyetler için “Allah sözü” denilmesi, hadisler için “Muhammed sözü” denilmesi tamamen Hz. Resulullah a.s. ile ilgili bir konudur. O böyle bir ayırım yapmasaydı hiç kimse “vahiy” mertebesinde olmadığı için “âyet ve hadis” farkını belirleyemezdi.

    Hz. İsâ, yaşamı boyunca şu âyettir şu benim sözümdür yazın-ezberleyin-ezberlemeyin gibi ayırımlara girmemiştir. İncildeki “tahrifata” bir de bu açıdan bakmak gerekir. İncil “Vahiy mertebesindeki bilinçten çıkan sözlerdir”. Eldeki İnciller ise vahiy bilincinde olmayan insanların hafızasında kalan tarihi notlardır.

    Kur’an yazı ve ezber ile mühürlenmiştir, değişim yoktur. Hadis yazı ve ezber ile mühürlenmemiştir ve insanlara rahat düşünce ortamı hazırlamıştır. Fakat belli bir eğitim ve birikim olmadan da âyet ve hadislerin anlamları üzerinde yapılan yorumlar “özgür düşünce” kabul edilemez. Bilmediğimiz bir konuda “ahkâm kesmek” yanılgısına götürür.
    (Kur’an ve Hadis bilimlerinin bu konudaki teknik kurallarını ilahiyat ders kitaplarından okuyabilirsiniz.)

  9. 9 İz'ân 27 Mart 2008, 9:40

    Sn. Gökdoğan, Sn. Öztürk’e verdiğiniz cevaptan hepimiz çok yararlandık.

    Sorandan, cevap verenden, okuyandan Allah Razı Olsun.

  10. 10 Ali Balaban 27 Mart 2008, 9:39

    Konuşanlar susarsa, suskunlar konuşur.

  11. 11 Timuray 30 Mart 2008, 9:41

    “İçinde biriktirecek, biriktirecek…
    İnsanlara “ilminin tamamını hîbe olarak vermeden” alıp götürecekti öteki âleme.
    Gizli kalacaktı.
    Açılmamış hazine sandığı gibi ebedî inci ve mercan sözlerini saklı tutacaktı.”

    Agiziniza ve yüreginize saglik, Kemal Bey.
    Yukarda yaptigim alinti, Hz. Ali’nin “Şu göğsümde saklı duran birçok ilim var. Ah! Onları taşıtacak erler bulabilsem.” sözünü fakiyr’e hatirlatti!

    Kalin saglikca.

  12. 12 veysel 31 Mart 2008, 6:25

    İçinde yaşadığımız toplum, adet ve değer yargıları doğrultusunda akıp gittiğinden, her ortamda konuşanlar (bu konuşanları konuşturan ellerinde bulunan değerler!) ve dinleyenler (dinleme zorunluluğu hissi içinde OLAN ya da çıkar sözkonusu olunan dinlemeler)’den oluşmaktadır diye düşünüyorum. Şartlar bunu gerektirdiğinden ya da böyle olması gerektiğinden dolayıdır ki, susmanın kendine neler kazandırabileceği düşüncesi içinde toplumun göbeğinde olup ta ONU uzaktan seyredenler de var. İşte böyle düşünce sahipleri genelde yalnız kalmayı ve kendi konuşmalarını yine kendi alemleri içinde dillendirip dinleme isteği duyarlar. Ve her konuştukları konunun kendince dinlenip değerlendirilmesi sonucu bilgi bankası haline gelebilirler diye düşünüyorum.

    Dikkat ettiğim bi konu var bununla ilgisi var mı?.. Bilmem ama bence var. İlim ehlinin çoğu yalnızlığı seçip toplumdan uzaklaşmışlar bunun en iyi örneği; okuyamamanın sıkıntısı içinde RESULÜ EKREM efendimizin bir mağaraya çekilmesi. Bunun nedeni daha derin düşünebilmek için olabilir.
    Bizler toplum yargıları ile iç içe yaşamakta olduğumuzdan her an yeni bir olayla karşı karşıya kalıyor ve üzerinde düşünmemiz gereken konulardan uzaklaşıyoruz. Ve hep birbirinin benzeri konuların tatbikini yapıyoruz gibi geliyor. Hayat sanki herkes için aynı şeylerden ibaret olmuş; doğdu-büyüdü-üredi-yaşadı-öldü.. Kimi sevindi, kimi mutsuz gitti. Kimi zengindi vakti olmadı, kimi fakirdi razı olmadı. Ama hep aynı şekilde geçti. Konuştu, konuştu, konuştu. Girdiğiniz herhangi bir toplantıda arada hiç konuşmayan, orayla alakası olmayan, etrafa kör kör bakan birini gördünüzmü bilin ki, o derin düşünce sahiplerindendir. Sizde onunla susun ve izleyin. Biz etrafımıza söyleyemediklerimizi böyle İnternet kafe köşelerinde yazmaya çalışıyoruz. Toplasanız kaç kişi geliriz; bilmem ama bizden dışarıda kalan korkunç bir kitle var. İçlerinde annemiz, babamız, kardeşlerimiz var.
    KONUŞMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ SİZCE?

  13. 13 Raci 31 Mart 2008, 8:55

    “…İçlerinde annemiz, babamız, kardeşlerimiz var.
    KONUŞMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ SİZCE?”

    Veysel Bey birisi bunu denedi, Raci ilan edildi… Hiç tavsiye etmem…

  14. 14 veysel 1 Nisan 2008, 9:39

    Tavsiyeniz için sağolun ama KIRK DEVE yükü ilmi yüklenipte bir ömür onunla dolaşıp sonra en azında bir kısmını kimseye, herhangi birine aktarmadan çekip gitmenin sana-bana-ona ne gibi bir faydası olur sence?

    Orta yerde yığılıp kalan gerçeklerin herkes bizi Raci ya da deli ya da dinsiz ya da bilmem ne ilan edecek diye kendi kabuğumuza çekilip susmak daha mı fayda vericidir?

    Üstü gereğinden fazla örtülmüş. Gerçeklikle alakası kalmayan ve HAK dini diye tabir edilen toplumsal hatta çevresel din egolarının önüne nasıl geçilir, kendimizi bundan nasıl kurtarırız diye düşünmek yerine bırakıpta herşey, hiç yaşanmamış gibi olsun. İSLAM dinini EVRENE!! tebliğ etmek anlatmak her söylenen sözde yeni bir insan kurtulur diye verilen çabalar, savaşlar, şehitler, ve En önemlisi PEYGAMBER EFENDİMİZİN BU DÜNYADAN GÖÇERKEN ÜMMETİM! ÜMMETİM DİYİŞİNİN bi önemi kalıyor mu sizce???

    SUSALIM hep beraber. Bekleyelim gelecek olan HZ. MEHDİ’Yİ ve HZ. İSA’YI onlar gelip kurtaracaklar nasılsa BİZ susalım. Ben HAKİKİ MUHAMMEDİ’Yİ BULMAK İÇİN SÖZ VERDİM RABBİME. ARAMAKTAYIM. BULMAK ÜMİDİYLE ÇALIŞIYORUM. KAH O KİTAPTA KAH BU SİTEDE. Çünkü biliyorum ki MUHAMMEDİ olmak öyle sıradan KULLUK değil. Bu yüzden her yorumum PAYLAŞMAKTAN, BİRLİK OLMAKTAN başka birşeyle bitmiyor. BİTMEYECEK TE. Niyetim bu benim. İstiyorum ki her baktığım SÜBHANALLAH SÖZÜNÜ hatırlatsın. Bırakalım bence RACİ DESİNLER, KAYBEDECEĞİMİZ NE VAR DOSTUM SENCE? BUNDAN SONRA NE KAYBEDERİZ DİYE DEĞİL; BU GÜNE KADAR NELERİ KAYBETTİK DİYE DÜŞÜNELİM. Ve paylaşalım her öğrendiğimiz sözün anlamını. OKUyalım hayatı ama HEP BİRLİKTE. ÖRTÜLEN GERÇEKLERİN ÜZERİNİ AÇMAK ELİMİZDE. VERELİM EL ELE KAZANCIMIZ ORTAK OLSUN. BİR OLSUN. İNŞALLAH…

  15. 15 Raci 1 Nisan 2008, 11:03

    Ayağın sağlam yere basıyormuş dostum…
    Yolun açık olsun…Haklısın, seninleyim..
    Saygılar bizden…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: