Beyin Fırtınası (29)

(…) Yokluğun işareti, “başka”dan kurtulmuş olmaktır!
Peki nerede yok edeceksin o “başkalarını”? Senin başkalarını?
Dışarıda mı?
Dışarıda değil, SENde! Kendinde!
Kendinde küfür kalmayana kadar, mücahede et! Gir bilinç mabedine, İbrahim gibi kır putları bir-bir! Ortada “başkası” kalmasın ki, pâk secdegâhını göresin! Ama eğer bunu “başkalarına” saldır diye anlarsan, bil ki “ALLAH’ı” unuttun, nefsin için harbe girdin! Sonu ne olursa olsun, ziyandasın, kaybeden sensin her bir mücadelende, savaşında! Ne ki “yabancı” kaldı sana, bil ki o kadar mahrum kaldın hakikatinden! Dışarıda gördüğün dünya-alemi ortadan kaldırsan, bil ki yine sen başkasın, kalan BAŞKA!..

Kendine, Aslına dönemezsen; dışarıya baktığın sürece “başkalarıylasın”! Uğraştıkça “dışarısı” tükenmez, ama sen tükenirsin!

Gafletten uyan! Kendi “başka”nı gerçekten “başka” zannetme! Bil ki hem “başkalarını” görüp, hem de “başkalarından” kurtulamazsın! ALLAH’ı bilmekse gayen, kendindekini YOK ET!.. “Zan” ile bakmayı bırak, ilminin ışığında yaşa!

Kalmasın “başka” gözünde, bilincinde, gönlünde!..

Gelin, hep BİRlikte “başkasız” bir yaşam için dua edelim…

Gelin, suçlamasız, kınamasız, şikâyetsiz, övgüsüz, sövgüsüz olalım; gelin, “ben” için yaşamayı aşıp, “TEK”e ermeyi amaç edinelim. Elsiz, dilsiz, gözsüz, kulaksız olup, alemi yorumsuz seyre koyulalım!

Gelin hamal gibi bilgi taşımaktan azad edelim kendimizi; lâfı bırakıp, “ALLAH” tan “başkasız” bir yaşam isteyelim…

Gelin, “başkası” olmayalım!

Veren, seven, hizmet eden, şükreden olalım; ama karşısında “başkasını” görmeden! Hatta, ne “gayrını”, ne de “ayn”ını görmeden!

Gelin samimiyete erip, mecazdan kurtulalım; güzelden, bâdeden, sevgiliden de geçelim!

Bilelim ki, hakikat bilgisini bugün ve burada yaşayamazsak, tüm gayretimizle hayalimizdeki yarın için yaşamış oluruz! Zira karşısında gördüğünün hakikatine eremeden giden, neyin hakikatine ermiş olur?

Hep verelim, hep şükredelim, hep hizmet edelim ki, “başka” kalmasın, silinsin gözümüzden, dilimizden, gönlümüzden! Cümlemizin bir tek bilinç olduğunu, aklımızın da, varlığımızın da tek olduğunu görelim!… Kanmayalım, yanıltmasın bizi aynadaki görüntüler!

Gelin “kula şükretmeyen Hakka şükretmiş olmaz” diyen “Rasûlullah’ı” anlayalım!

Gelin, “başkası” kavramından kurtulalım! Olmayan “başkası” ile değil, Hakk ile BİRliği yaşayalım!

Gelin HİÇ’liğin aynasına “başkasız” bakalım!.. (Ahmed Bâki)
* * *

Sabrın ileri boyutu Kur’an’da SABR-I CEMİL kavramı ile ifadesini bulur. Yakup (a.s.) ın sabrı böyledir. Aslında bir Nebi olan Yakup için Allah’tan geleni bela görme değildir söz konusu olan. Buradaki sabır; sabrın bir ileri boyutu olan SEYİR hali. Yorumsuz seyir; yıkılmadan, perişan olmadan, ümit kesmeden bekleyiş. İşte o bekleyiştir zafere ulaştıran!.. İşte o bekleyiştir bela görünenin nimet olduğunu fark ettiren!… İşte o bekleyiştir SABUR esmaından sonra RIZAyı açığa çıkaran! Sabredenler; ayetteki ifadesi ile ALLAH’TAN SABIR VE SALAT İLE YARDIM İSTEYENLER; sabrın içindeki dönüştürme kuvvesini fark edenlerdir.. Evet, belayı nimete dönüştürecek oluşturma kuvvesi ES SABUR da saklı!.. ES SABUR u ümitle kuşananlar; günün birinde EL FETTAH ile selamete çıkıp, EŞ ŞEKUR ile sevineceklerinden hiç şüphe etmesinler!.. (Mehmet Doğramacı)
* * *

Değerli okur, yukarıdaki iki metini okuduktan sonra konumuzu belirleyebiliriz artık:

Yorumsuz Seyir; vurdumduymazlık mı? Gelene ağam, gidene paşam demek mi tasavvuf? Yoksa bunların da dışında farklı bir yaşantı mıdır?
(Soru Kaynağı: sufizmveinsan.com)

. . .

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc

Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran-191)

“Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” Hz. Muhammed (sav)


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
– Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

Reklamlar

26 Responses to “Beyin Fırtınası (29)”


  1. 1 kaptanın seyir defteri 15 Mart 2008, 8:23

    Seyir: Aykırı görünmemek, tek ses olabilmek, kavgaya sebeb olmamak, özetle ikiliği oluşturacak her durumdan kaçınmak, sakınmak.

    Yorumsuz seyir: Hazımlı olmak. Sünnetullah bilinci ile yaşamak.

    Gören görünen çıkmazından; paylaşan, veren tekliğine erişebilmek.

    Herşey ters gelen bir olayda kendini tutabilmekle başlar, adeta belayı tatlı belaya dönüştürme gayreti gibi, sonra adini bela olmasından kurtarma, düşünme kuvveti geliştirmesine sıra gelir, fırsatlar, aşama fırsatlarını fark ettikten sonra bunun da idrakini değiştirmek gerekir; fırsatlar sevgiye, ilgiye, özene, tutarlı bir tutum sergilemeye götürüyorsa bizleri, nasılsa değişen bu isim ve idraklarla seyir niyeti ortaya vaktinde çıkacak, bizi seyrin anlam ve değerini çözmeye taşıyacaktır belki de..

  2. 2 mmm 15 Mart 2008, 9:38

    Kadılık yaptığı sırada Nasrettin Hoca’ya bir adam gelip başından geçen bir olayı anlatmış. Giderken sormuş: “haklı değil miyim hocam?” Hoca: “haklısın” demiş. Biraz sonra başka biri gelmiş, aynı olayı kendince anlatmış. O da sormuş: “haklı değil miyim?” demiş. Hoca ona da “haklısın” demiş. İçerideki odadan konuşmaları dinleyen karısı, adam gittikten sonra: “Efendi, her biri kendine göre anlattı. Sen ikisini de dinledin, ikisine de “haklısın” dedin. Biri haklıysa öteki haksız olmaz mı?” Hoca azıcık düşündükten sonra: “Sen de haklısın Hatun” demiş.

    Fıkrada her şeyi yerli yerince görmek -razıye nefs- bilinci örnekleniyor. Fakat bu genele öğütlenecek bir bakış açısı olamaz. Adam mutmainne olmadan razı nasıl olacak?

    Bu siteyi okuyan herkes aynı bilinç seviyesinde olsa hiç sorun çıkmazdı. Ama bilinç seviyeleri çok çeşitli, yelpaze çok geniş. Sorun (anlaşamama ve fikir birliğine varamama) bundan kaynaklanıyor. Bu sorunu çözmek imkansız bana göre.. Bunun gibi yüz tane daha beyin fırtınası yapsanız, bu siteyi takip edenlerin aynı noktadan bakmalarını sağlayamazsınız. O sebeple çok renkliliği ve fikir tartışmalarını kabullenmeye çalışmak en kısa çözüm. 🙂

  3. 3 mesaj ismi değişsin başka isim alsın dün(yâ r ) ınım da 15 Mart 2008, 1:12

    Soru: Kabullenmek de yaratıcılık nasıl açığa çıkar?

    Soru: Mutmain olmak; iç de olanı ortaya çıkarmadan gerçekleşir mi?

    soru: soru-cevap ikileminden, mesaj tanrısallığından farklı, alt-üst kavramı olmadan vermek ve paylaşım nasıl yaşanır?

    soru: hem geceden sonra gündüz gelecek zikri yaparken, bulunduğun ortamın yoğunluğunu azaltırken veya çoğaltırken, gündüz’ün hakkı nasıl verilir ki gece fark edilsin… Amaç sadece gündüze veya geceye ulaşmak içinse mutmain bu eksiklikte yaşanabilir mi? paçayı kurtardım demelerden mutmaini nasıl kurtarırız? Veya Mutmain kokusu anlık kurtarımlarda var mıdır?

    soru: sorusuz yaşam var mıdır?

    soru: seyr in açılımında yaratıcılık söz konusu mudur?

    Soru: seyr rasul kavramı içerisinde mi incelenmeli nebi kavramı içerisinde mi?

  4. 4 ruh-i latife 15 Mart 2008, 4:00

    Sorumuz;
    Yorumsuz Seyir; vurdumduymazlık mı? Gelene ağam, gidene paşam demek mi tasavvuf? Yoksa bunların da dışında farklı bir yaşantı mıdır?

    cevabımız:
    bunların hepsi olabilir zira aynalar kendisine ne yansırsa onu yansıtabilir… herşey yerli yerinde ve merkezindedir… aynanın ardındaki sır kalkarsa zaten ayna -ayna olamaz sadece bir beyaz cam olur… İŞTE O ZAMAN NE OLUR MEÇHUL…:))

  5. 5 nuri 15 Mart 2008, 4:18

    Beklentisiz Yaşamak

    Beklentisiz salat olur mu acaba ?

    Beklentisiz besmele, fatiha.

    ‘Fetebarekallahu ahsenül halikiyn’e iman edenin seyrden başka nesi kalır .

    Kuran-ı Kerim’e ve Resulallah’a (a.s.m) iman edenin onda duaların her türlüsüyle açığa çıkan hallerin HAKK olduğu yakini oluşmuşta, sünnetullah sistem ve düzeninin seyri dışı diye bir şey de kalmayacaktır .
    Sünnetullah gereği yaşadığı kaymalarda tövbe kapısının ona hep açıklığını yaşar.

    Değerli Dostlar,
    Böyle bir tefekkürün yanlışları varsa ikazlarınızı merakla bekleriz .

  6. 6 infinity 15 Mart 2008, 10:52

    Tasavvuf vurdum duymazlık değildir ama mesela ön yargıları yıkmaktır…

    Böyle olmayacak; can alıcı örnekler vermek lazım, edebiyatcılardan sıkıldım artık…

    Cinsiyeti malum olmayan şahıs “t…..” yolda kalmış olsa,(kendi güvenliğini garanti etmiş olduğunu var sayalım) arabana alırmısın bu da Allah kulu diyip, yoksa hor görüp lanet mi okursun?… İşte bu tip haller halinde dahi tasavvufu yaşayabiliyor ve hor görmeyip yardım edebiliyorsan ne mutlu sana, yoksa gerisi tasavvuf edebiyatı… Hele hele kadere iman etmişken, karşılaştığın bu olayda kaderinle sınav halinde olduğunu unutmuşsan…

    Samimi olalım, açıkcası buna benzer birçok durumda bu yazdıklarımı dahi hatırlarmıyım bilmiyorum. bu iş ERlerin işi…

  7. 7 bir'ol 16 Mart 2008, 2:59

    Beşeri sabır ile mutlak sabır arasında dağlar kadar fark var..
    Beşeri sabırda, beşeriyet kaydında kalmanın getirdiği sıkıntılara katlanma vardır. Kişi tasavvuf eğitimi alıyorsa eğer, ona bu sıkıntıları zamana yayması önerilir ki, zamanla bela diye ifadelendirilen olay dönüşücek ve sıkmamaya başlayacaktır. Sistemdeki bu değişim realitesi tasavvuf eğitimi almışlar tarafından bilindiği için ‘sabr’ tavsiye edilir tasavvufa ayak basanlara..
    Mutlak sabır ise, kuvveden fiile çıkan manaların kemale eriş neticesini seyrdir. Burada mutlak bilincin kendi mükemmelliğini seyri vardır. Kendini seyretmeyi dileyen, ol kendi kemalini sabr esmasının manasıyla seyredendir..
    Razıye nefs diye bahsedilen kemalat, mutlak bilincin kendi kemalatını seyr ettiği şuurdur ki, kendinden kendine razı olmuştur…

  8. 8 bir'ol 16 Mart 2008, 10:13

    Radiye nefs diye nitelendirilen ‘bilinç’ herşeye eyvallah diyen gamsız değildir!.. Radiye bilincin tabanında ‘fiilleri seyr’ vardır ve bu bilinç kendi fiillerini seyredendir. Radiyenin tavanı ise ‘sıfatları seyr’e kadar varır.. Seyrin kemali radiyede başlar, seyreden ol kendidir. Mardiyede ise seyr kalmaz, sıfatlarla tahakkuk eden bilinç vardır ve O bilinç te kendidir. Safiye ise emmarede yaşanır, ”nereye dönersen O’nun vechini görürsün” emmarede…

  9. 9 bir'ol 17 Mart 2008, 9:58

    Safiye bilinç uzayda değil emmarede yaşanır..

    Kur’an’da nitelendirilen ”kab-ı kavseyn, ev edna” tabiri, yani bir yayın iki ucunun birleşmesi hatta daha da yakın hali sembolik olarak safiye ile emmarenin yakınlığına işaret eder..
    Emmareden seyre çıkan ‘bilinç’ safiyeye ulaştığı zaman, yola çıktığı noktada bulur kendini.
    Bilinç seviyesinin en yüksek velayet noktasının afaka dönük yüzüne mardiye, batına dönük yüzüne de safiye denir. Burası ekberiyet nurlarının tecelli ettiği bilinç seviyesidir. Bu bilinç seviyesinde Allah ismi ile işaret olunan kayıtlanmaktan münezzehtir, çünkü O Ekberdir…
    Daha doğrusu emmareden safiyeye kadar olan tüm nefs mertebeleri, aynı nefsin farklı yüzleriymiş gibi algılanır. Oysa vahidiyyet hakikatınca hepsi tek bir nefstir………

  10. 10 metinav 24 Mart 2008, 5:23

    ESSELAM.. YOKLUK VE VARLIK NEREDE VE KİME GÖRE? NEFS MERTEBELERİ NE, AYRI AYRI VARLIKLAR MI, DIŞARIDA MI, NASIL ERİLİR ÖZE, NASIL BAKMAK MI YOKSA OLMAYANI VAR ZANNETMEK Mİ, TEKDEN Mİ BAKMAK ANLAMAYA ÇALIŞMAK YOKSA KENDİMİZDEN Mİ ETRAFA BAKMAK, BEN DEDİĞİMİZDE KAST ETTİĞİMİZ VARLIK OLARAK ÖZ OLARAK O MU, YOKSA BİLİNCİN NEFSİN KENDİNİ AYRIYMIŞ GİBİ TEVEHHÜM ETMESİ YANİ ZANNETMESİ Mİ BİLGİSEL GAFLETİ Mİ VE BUNLARIN CEVABINI BİLMEK VE YAŞADIĞINI ANLAYIP O DÖNGÜDE SEYRİNE AMACA GÖRE ZANSIZ OLARAK DEVAM ETMEK….

    ALLAH ARAYANA KOLAYLAŞTIRSIN.. LAFTA DEĞİL GERÇEKTE YAŞATSIN BİZLERİ DE YOKSA BİLİP TE İSTEYİP TE EREMEDEN GİTMEK EN AĞIR CEZADIR BENCE…

  11. 11 Lafta değil 25 Mart 2008, 11:00

    “Metinav” ermek istiyorsan sorular ve cevaplar aşağıda ki adreste:

    http://yorumsuzblog.adrese.com/noktadan-nukteye-sorular-cevaplar-2/

  12. 12 metinav 27 Mart 2008, 5:23

    EYVALLAH KARDEŞİM ÇOK GÜZEL AMA ERMEK DEMEK SADECE KURU KURUYA BİLMEK BEYNİNE KAYDETMEK OLSAYDI HAKLISIN.. KENDİNDE ÖZÜNDE BULABİLİYOR MUSUN ÖNEMLİ OLAN O. BEN SORULARLA BİRAZ OLSUN YÖNLENDİRMEYE İMA ETMEYE ÇALIŞMIŞTIM. BU GERÇEKLERİ YAŞAMADAN O HAL VE DAVRANIŞLARI BENİMSEYİP HAYATA GEÇİRMEDEN ERİLMİYOR ÖZE BAŞKA TÜRLÜ ÖZEL BİR DURUM OLMADIYSA EĞER…. ALLAH KOLAYLAŞTIRSIN. AMİN

  13. 13 Lafta değil 27 Mart 2008, 12:52

    Haklısın, teşekkürler kardeşim… Allah hepimize kolaylaştırsın… Amin…

  14. 14 Terazi 30 Mart 2008, 1:02

    Soru:Yorumsuz Seyir; vurdumduymazlık mı?

    Cevap:Hayır, yorumsuz seyir vurdumduymazlık değildir. İlk anda seyreylersin, dinlersin, anlamaya çalışırsın… Karşındakinin samimiyetini ölçersin… Söyledilerinde kasıt mı var; cahillik mi var, tespit edersin… Cahillikle söylenmiş sözlerse ona ilimle, yumuşaklıkla, cemalle yardımcı olursun… Söylediklerinde kişiye kasıt, kişiliğe saldırı, bağcıyı dövme, bu amaçla dini alet etme, imalı olarak dinsizlikle suçlama vb. varsa kendini ve dinini savunursun; celalli, savunmacı olursun… Unutulmaya, bizler her pis ayağın üzerine basılacağı basamak, paspas değiliz… Mümin ve müslim şerefiyle yaşamaya çalışıyoruz… Dengeli olmamız, dengede kalmamız lazım… Birinin dediği gibi “uysal başlı isek; koyun da değiliz” 🙂

    Soru:Gelene ağam, gidene paşam demek mi tasavvuf? Yoksa bunların da dışında farklı bir yaşantı mıdır?

    Cevap: Tasavvuf, gelene ağam, gidene paşam demek değildir… Tasavvuf teraziyi tam dengeli yapmaktır… Kurda kurt, kuzuya kuzu olmaktır… Karşındakine ayna olmaktır… Karşındaki sende kendisini görecek ki hatasını anlasın… Koyunlar ise eti yenmeye mahkum yaratıklardır…

    (Soru Kaynağı: sufizmveinsan.com)

  15. 15 angorya 31 Mart 2008, 1:18

    ”Zira karşısında gördüğünün hakikatine eremeden giden, neyin hakikatine ermiş olur?”
    Ben bu sözü insanlar arası ilişkilerde öz’den öz’e kontak kurmak, özünden özüne vermek olarak algılıyorum.

    Sabır konusunda ise Yorumsuz okurlarıyla paylaşmakta yarar gördüğüm bir deneyimim var:
    Genç yaşımda ağır bir hastalık geçirdim. Aniden geldi ve çarptı. Yarı felç gibi bir durumdu. Bedenimi hissedemiyordum, yürümekte zorlanıyordum… Doktorlar kortizon vermek istedi. Kabul etmedim. Çünkü kortizonun yan etkilerinin başıma gelenden daha ağır olduğunu biliyordum. Üstelik doktorlar kortizonsuz da geçebileceğini, kortizonun sadece süreci kısalttığını söylemişlerdi. Ben de kimyasal ve yan etkilerin kesin olan maddelere güveneceğime sabretmeye karar verdim.”Geldiği gibi gidecek inşallah,” dedim.

    İşte o dönem Allah’ın lütfuyla bana bir teslimiyet hali geldi… Ümid içinde bir teslimiyetti bu.
    Bu durumun başıma neden geldiğini anlamaya çalıştım, bana neyin gösterildiğini idrak etmeye çalıştım, yakınmak aklıma bile gelmedi. Allah’ın izniyle geçeceğine inanıyordum. Ama, geçmese de razıydım sanırım. Sadece bekledim. O bekleme sürecin de ise kendimi tefekküre verdim… Buna bol bol vaktim nasılsa… Dualarımı da ihmal etmedim tabii ama inanın bana hiçbir şikayet yoktu bu dualarda. Sadece yardım diliyordum…

    Uzatmayayım en sonunda geçti… O günlerden sonraki her günümü ise attığım her adıma daha bir şükrederek, sağlığımın, yürüyebilmenin, konuşabilmenin vs. vs. değerinin daha bir farkında olarak geçiriyorum.
    Beden kafesinden sızlanan, onu aşıp kuşlar gibi özgür olmak isteyen ben, bedenin gerçekten de kafes olma, bırakın uçmayı, yürümeme bile geçit vermediği halini deneyimlemiştim.

    Kısacası, ”Yorumsuz seyir,”; ”gelene ağam gidene paşam,” demek değildir belki ama bilinçli bir rıza ve bize gösterileni idrak etmeye çalışmak halidir sanırım.

  16. 16 Zekeriya Bağcı 31 Mart 2008, 1:27

    “Gelin, suçlamasız, kınamasız, şikâyetsiz, övgüsüz, sövgüsüz olalım; gelin, “ben” için yaşamayı aşıp, “TEK”e ermeyi amaç edinelim. Elsiz, dilsiz, gözsüz, kulaksız olup, alemi yorumsuz seyre koyulalım!”

    Sevgili Dostlar;
    Tasavvufla ilk Sevgili Üstadım Ahmed HULUSİ’nin (2005 yılıydı sanırım şahsını da daha önce görmüşüm gibi hissi de hiç gitmez aklımdan) DUA VE ZİKİR kitabını okumamla tanıştım. Ancak o güne kadar ki sureçte böyle bir anlayıştan haberim yoktu ama secret’vari bir yaşamın olduğunu savunur dururdum. Bu düşüncelere 1998 yıllarındaki bazı etkileşimlerin sebebiyet verdiğini biliyorum. Kiminle tanıştıysam bu tarihler arasında değişim yaşamışlar, neyse konumuz bu değil, daha önceki yıllarda hazırlanmışım farkında olmadan ki; ‘Dua ve Zikir’ de aradığım dünyanın da, bilginin de kaynağına ulaştım. Tüm kitaplarını 2 aylık bir sürecte okuyup adeta yutuvermiştim.

    Derken adeta geçmişime format çekilmişti ve neye inandığımı bilmiyordum ya bu yazılanlar aldatmacaysa gibi duygular da kafamı karıştırmış bir vaziyette adeta çökmüştüm. Derken ilk okuduğum kitaba geri döndüm, MÜRİD çekersen sigarayı bırakırsın, ister inan ister inanma diyordu. Ben de zikretmiştim ve 4. gün sigarayı bırakınca tüm yazılanların tamamının doğru olduğuna kanaat getirdim ve tabiri cazise biat etim. Tavsiye zikirler devam etti, yazılanları tekrar okudum, okuyorum halen severek ve büyük bir coşkuyla Yorumsuz Blog’a da eriştim; bu sevincime daha bir sevinç kattı.

    Tavsiye olunan çalışmaları yaptığımda şöyle bir duygu HAKİM oldu. Bu bilgileri başkalarına anlatmak heyecanı, herkes bilsin, herkes öğrensin böyle bir heyecanı ve güzellikleri herkes yaşasın.
    Ancak kime böyle yaklaştım; olmadık hakarete ve kafayı sıyırmış ya da şeriatçı olmuş dedikodusuyla karşılaştım. Duyduklarıma üzülüyor ama yine de birileri öğrense bilse diye içimden hep isterdim. Bu güzel taraflarıydı, bir de işin bu bakış açılarını red edenler boyutu vardı ki, sorma gitsin anlamıyorlardı, nereden çıkarıyorsunuz böyle şeyleri, seni İslam’a ve dine davet ediyorum diyenlerden tutun da, kendilerine paye verenlere kadar vardı. Bir de kendimce başkalarını suçlayanlara içimden karşı, Allah’ın kaderi körmüsün, nasıl böyle görmememezlik edersin deyip; konuşanları kader kardeşim, deyip susturma eğilimlerimin ama çoğunda da başarılı oluyordum.

    Kendi safıma insanları çekerek egolarım tatmin oluyordu. Hatta burada Yorumsuz Blog’ta bile bunu yapıyordum. Ancak suçlama, yerinde görmeme, görememe halleri yolun halleri olmamalıydı. Çünkü Allah Rahman ve Rahim di, kimsenin ne 2 şişe şarabına kızar helak ederdi ne de 5 vakit namazına bakar, cennete koyardı. Öyleyse neydi ki muradı, buna bakmak gerekmez miydi?

    Şahsıma ne murad etmişti esmasıyla, buna bakmam gerekti. Bense başkalarının yorumlarını, hallerini değerlendiriyordum. Ordan o surette seslendiğini görmeden ne kadar aptalmışım…

    Diyordu ki “bilinmekliğimi murad ettim”. Bense açılanı, görüneni bürüneni görmeyip örtme yolunda gidiyordum. Bu ne yaman çelişki; hakkını vermek ayrı şeydi, bürüneni görmemek ayrı şeydi.
    Bu yolun halleriydi bunlar, bu savaşı verirken içimde kabzedeni görene kadar böyle devam etti.

    Gençliğimde futbol oynamıştım, sağ bek olarak yorulduğumda hemen topu taca atı verirdim.. Muradı yerine gelecekse vadi var, benim Rabbim vadinden caymaz topu taca atıverin arasıra.

    Dualarınız haliniz olsun. Dostlar sadece ‘görünende bürünen’i görmek olsun yaşamımız.

    Selam üzerinize olsun.

  17. 17 angorya 31 Mart 2008, 3:33

    Sevgili Zekeriya, paylaşımından çok etkilendim. Benzer duyguları yaşıyoruz sanırım çoğumuz. Zaten bizleri tevafuken Yorumsuz Blog’da buluşturan da bu paylaşma, çoğalma ve daha çok öğrenebilme duygusudur sanırım.

    Çevrenle paylaşım konusundaki sıkıntını da çok iyi anlıyorum. Çünkü aynı sıkıntı bende de var.

    Yöntemim ise şu: Sadece açık olanlarla konuşuyorum. Kapalı olanlarla ise hiç uğraşmıyorum. Ancak, tesadüfen bir laf fırsatı ya da zorunluluğu doğarsa o zaman da sözümü esirgemiyorum elbette.

    İnsanlar dinli veya dinsiz olsunlar oldukça bağnazlar genellikle.

    Çünkü rahatlık alanlarından dışarı çıkmak istemiyorlar. Çünkü korkuyorlar.

    Bütün sorumluluğu gökteki bir tanrıya ya da toplumsal yapıya, diğer insanlara, koşullara vs. bırakmak çok daha kolay.

    Kendi sorumluluğunu almak, herşeyin tek ve asıl sebebinin kendisi olduğunu bilmek çoğu kimse için rahatsızlık verici. BİLGİ rahatsızlık verir. Bizi rahatlık alanının dışına çıkmaya zorlar.

    Öte yandan, bizlerin bu paylaşma isteği de çok doğal bir ihtiyaç bence. Şahsen ben bazen paylaşmazsam o duygular, o deneyimler içimde patlayacakmış, ölecekmişim gibi hissediyorum…

    Bazen ise keşfettiğim, yaşadığım, hissettiğim bazı güzelliklerden başkalarını da nasiplendirmem şartmış gibi geliyor. İçten gelen bir dürtü bu adeta.

    Yorumsuz Blog bizlere paylaşma fırsatı sunduğu, aynı konularla ilgilenen, kafa yoran insanları buluşturduğu için çok önemli.

  18. 18 Tasavvuf mu? 31 Mart 2008, 5:09

    Ben de üstadım olmasa da kitaplarını okuduğum islam düşünürü ve yazarı Ahmed Hulusi’nin kitaplarını okudum (Düşünceleri gerçekten kayda değer ve güzel) ve mürid ismini ve ilk zikir önerisini uyguladım ama her ne hikmetse mürid ismini de okumama rağmen, ne yazık ki Sonuç çok kötü… Olan irademi de kaybettim, namaz kılmakta zorlanmaya başladım, yeme dürtülerimi kontrol edemez hale geldim, kilo aldım ve nafile oruçlarımı dahi tutamaz hale geldim. Yani tamamen irade özürlü birisi oldum çıktım. EEE NASIL OLUYO PEKİ BU ?

  19. 19 Zaman yönetimi 31 Mart 2008, 7:59

    Nasıl anlatılır ki bir deneyelim.. Umarım yanlışdan dönmeye vesile olur, bir dost’a.

    Sıradan bir yaşantımız devam ederken, sıradan olmayan bir yazardan bahseder bir dost muhakkak. Sıradan yaşamınızda herşeyi deneyip tadımladığınız için sıradan olmayan bu kişi dikkatinizi çeker ve onu görmeye karar verirsiniz.

    Epey bir numara büyük gelir size bu kişi, hem anlamazsınız onu, hem kalmak için neden bulmazsınız, yine de farklı gelen bir hissedişle çekilirsiniz o sıradan olmayana..

    Herkesin aşkla ilgisi sevgisi o kişiye karşı, sizde de ilk defa bir bütünlük yaşadığınız hissi verir. Belki de bir dostun dediği gibi bir yere aid olma duygusu, büyük ihtimalle bu değilse de anlam veremediğiniz için ilginizi çekmiş de olabilir bu anlamsızlık. Herşeye anlam bulmak bazen sıkıcıdır çünkü, işin gizemi kalmamasına neden olur. Bir yerde bilgisiz olmak önce çok güzel gelse de zamanla içinizde ki bir güç sizi yine bilmeye itecektir. (bilemediğinizi anlamanız için belkide)

    İlim olarak, namaz olarak, oruç olarak taklidi yolda ki keyif, birşeyler yapabildiğinizi tekrardan hissetmek sizi tüm bu çalışmalardan geri bırakmaz. Öyleki daha daha çok yapmak istersiniz.

    Sonra birgün içinizdeki sesi duyarsınız belkide ilk duyuşunuzdur. Adına Vicdan dedikleri. Size bir eksiklik hissettiren. Kimse ile görüşmek istemezsiniz, çünkü artık kendinizi tanıyamaz olursunuz. Hiç susmaz o ses, yanlış yapıyorsun diye diye konuşur hep. Eve kapanırsınız belkide yıllarca belkide kısa bir an. Okursunuz, okursunuz, okursunuz, okudukça okuyamazsınız gibi. Bir tanrı yok, işte onu ilk defa fark edersiniz. Elinizde ki mukafat veren tek amacınız gitmiştir. Donup kalırsınız, korkular başlar, uçan kuştan korkar hale gelirsiniz. Herşeyin sistem üzere işlediğini fark edemediğiniz için de, herkes aklına eseni yapıyor bir tanrıları olmadığı için diye düşündüğünüzden o karmaşadan korkarsınız işte. Tutunacak hiçbirşey bulamazsınız. İşte mürid ismi sizi önce buraya kadar taşır, radeniz, ilminiz, taklidi de olsa tüm ibadetleriniz. Bundan sonrası ilminizi idrak ile geliştirmenize kalır. Korkularla yüzleşebilirseniz mürid ismi doğru olana hizmet edecektir, ilminizi idrakınızı yanlış yöne kaydırırsanız da o yönlendirdiğinize irade sağlayacaktır. İşte bundan sonra ki dönem kilo alma, namazda gevşeklik vs. ardı ardına gelir… Tüm hız yavaşlar.. En kötüsü bu boşluğu kendinizi kandırmayla geçirdiğiniz dönemdir. Bin yıllık ibadetten de daha hayırlıdır tefekkür gibi, gerilemede kullandığınız her ilmi güzellik sizi kolaycılığa alıştırır, kendinizi yanlış bilgilendirmenizden dolayı. Oysa faydalı yönde kullanabilirdik, hem Hz. Muhammed’in hizmetinde olmak için ibadete devamlılık yapılırken (halife olabilmek için) hem de tefekkür hızımızı geliştirebilirdik (halife olabilmek için). Her türlü kolaycılık kısa yoldan para kazanmak gibidir. Yalnız; Pratik olmak ayrıdır, kolaycı olmak ayrıdır sakın karıştırmayalım, yine kendimizi aldatmayalım. Evet, sürüsü olan çoban muhakkak kurt ile karşılaşırmış. İlmimizi doğru yönlendirme çobanlığımız, uyumlu ve hakikatlı ilmimizle, kendimizi nice nice aldattığımız fikirli kurtlarla bizi çok karşı karşıya getirecektir. Sevgisiz kalan her canlı kurtlaşabilir unutmayalım. Paylaştığınız kişi sizin ilminizden önce sevginizi ölçecektir. Sizin tüm gerçekliğiniz sunduğunuz sevgi oranında gelişecektir. Bakın bunu da biliyormuşum arkadaşlar 🙂 Neyse.. Hizmetin iyisi de kötüsü de olmaz, öyle değil mi? sevgiler.

  20. 20 Gerçekler acıdır 31 Mart 2008, 9:06

    Huzur, sevgi ve korkunun olmadığı zirvenin adıdır… İnsanlar “beni sevsin ya da benden korksun” düşüncesiyle yapılan işten hayır gelmez… Gerçekler öyle oldukları için açıklanmalıdır; insanlar sevsin veya korksun diye değil… Sevgi de korku gibi perdedir, hakikat ehline…

  21. 21 Tassavvuf mu? 31 Mart 2008, 9:47

    Siz iyisi mi hiç denemeyin
    Gerçekten bazı şeyler anlatılamıyor
    Ancak yaşanılarak öğreniliyo belki de
    Ben de zaten birşey anlamadım
    Herzamanki gibi
    İslam Tasvvufu zor iş
    İslam Dinini yaşamak da zor geliyo bu sıralar.
    Allah Katında hak din İslam ise
    Bütün dinlerin yolu da İslama çıkıyorsa
    Allah katında, onun birliğini kabul ettikten sonra başka dinlerin tasvvufu ile ilgilenmenin bir sakıncası var mı
    Bence yok gibi?
    Ne dersiniz?

  22. 22 Zaman yönetimi 31 Mart 2008, 11:37

    Kaybedecek bir şeyim yok, kazanacak bir çıkarım da yok. Sevginin anlamı, bağımlılıklardan zor kurtulan için farklı anlam taşıyacaktır. İnsanlığa götüren, insani olmaya yönlendiren, ilim öğrenme sistemi gibi görülecektir. Empati yeteneği kazandıracaktır diyelim.

    – Huzura giden yolda korku ve sevgi olmadığını söyleyen kişiye ne denebilir, süpersin demekten başka. Ne demek istediğini anlıyorum, işte bahsetmek istediğim adını sevgi koyduğum mana, o kişiyi anlamamı sağlıyor, ihtiyaçdan beri olana yönlendiren ne güzel bir ahlak olarak dillendirmiş olmasının güzelliğini herkesin yaşamasını diliyorum. Ben kendim gibi bağımlılıklardan zor kurtulanlarla paylaşmak istemiştim zaten. Güçlü olup başaranlara söyleyecek ne sözüm olabilir.

    Sevgi; güçlü görünüp yumuşak huylu olmak. Bir sevgiliye ihtiyaç duymaksızın gidebilmenin, ışığını açmak iç dünyanda, açarken de zorluğunu bildiğin için, sevgiyle yaklaşmak her manaya. ‘Kolaylaştırın; zorlaştırmayın’ sözüne barışık olmak bir anlamda. Her zaman başaramıyorum bu sevgi yolunu ama bu yolu sevdim ve denemeye devam edeceğim başarana kadar.

  23. 23 yanıyorum 1 Nisan 2008, 12:02

    Bakma gözünle GÖRemezsin
    Göz mü gerek GÖRmeye ki dediler
    yok o şekilde GÖRebilmek bu birimde
    eyvah yandım…
    aaah yandım…

    yanıyorum
    çünki hala gözümle görürüm sanıyorum

    yanıyorum
    çünki hala ayrı görüyorum

    yanıyorum
    çünki hala ayrı sanıyorum

    yanıyorum
    bilmaden ateş arıyorum

    yanıyorum
    ateşte ateşle boğuluyorum

    yanıyorum
    okuyup bilmekle arındım sanıyorum

    yanıyorum
    yanıyorum yandım deyip bana “ben”‘lik veriyorum
    yanıyorum

    çalışıyorum…. “herkes yaptığının karşılığını alacak”tan yola çıkarsak karşılığının daha bir istek ve çalışma olması gerek değil mi sorusuyla karşılaşıyorum BEN’nin bana sorduğu, cevap bulamıyorum… niye hala bu sığ seviyelerde yüzüp duruyorum peki, aşıklara kulaç atıyorum ama ilerleyemiyorum peki.. niye? niye?.. niye?

    niyelerimin cevabını arıyorum

  24. 24 mustafa öz 1 Nisan 2008, 12:19

    Kendimi bildim bileli hep hakikati aradım (verite manasında, yoksa realite manasında gerçeği değil), bu amaç doğrultusunda çok uzun yıllar felsefe araştırmaları yaptım, ama hep bir şeyler eksikti, hukuk ve felsefe eğitiminden sonra üst düzey kamu görevlisi olarak Prometeus’un ateşi yüreğimde Anadolu bozkırına çıktığımda bu arayış devam ediyordu..

    Geleneksel olarak babadan dededen kalan oruç ve har akşam TANRIYA dua dışında ibadet etmiyordum, içki içiyor ve 25 yıldır sigara kullanıyordum tüm denemelerime ve gayretime karşı sigarayı bırakamamıştım bu arayış 2005 yılına kadar taki bir yaz tatilinde ÜSTAD Ahmet HULİSİ nin “Hazreti Muhammed’in (a.s.m) açıkladığı ALLAH” kitabını merak saiki ile alıp okumama kadar sürdü, kitabı bir solukta okudum sonra bir daha okudum, sonra bir daha, şoktaydım “ben hakikati taşrada arar idim meğer o can içre canan imiş”. Uzun zaman sonra gözlerim yaşlarla doldu gayzer oldu fışkırdı, ağladıkça arındım sanki…………… Ondan sonrası malum Üstadın diğer eserleri, Arabi, Ceyli, Geylani…………

    Hakıkat yolculuğu devam ediyor. Bu arada sadece iki ay içinde Mürid zikriyle sigarayı ve içkiyi bıraktım, ibadete başladım, 6 ay içersinde 20 kilo verdim adeta yeniden doğdum.

  25. 25 Tasavvuf mu? 1 Nisan 2008, 12:42

    Sayın Mustafa Öz tebrikler, başarabilene ne mutlu. Hakikat yolculuğunuzu Allah daim eylesin.

  26. 26 metinav 1 Nisan 2008, 3:22

    Selam.. Burada yazılanları okudum ve gerçekten hoşuma gitti. Bazı insanların bu hayatımızı saran saçma sapan boş işlerden ve uğraşılardan sıyrılıp ta gerçek yaşama dönük fikir ve uygulamalar içinde olması çok büyük bir iş ve olaydır kanatimce.

    Herkes bir yol tutturmuş gidiyor, bazısı cinsellik peşinde, bazısı para mal mülk şan şöhret koltuk derdinde, bazısı hükmetme ego yarışında ve bu kısa denebilecek ömürde afedersiniz koyun gibi hiç düşünmeden geçip gidiyor bu dünyadan. Uyaranları da kaale almıyor, gerçi herşey nasip meselesi ama yine de üzücü bir durum, çünkü sonu olmayan bir döngüye girebilir..

    Böyle bir ortamda sizin gibi bence nasibi olan güzide insanların bir araya gelip kavradıkları konularda düşüncelerini aktarmaları çok güzel bir şey. ALLAH herkese aradığını kolaylaştırsın… Ben de meraklı bir kişi olarak kitapçılarda gezerken rasladım Ahmed Hulusi kitaplarına 1998 senesinde ve kuşkuyla yaklaştım ve şok oldum; çok farklı bir bakış açısıyla konulara bakıyordu. O zamana kadar hiç öyle bakmamıştım ve bakanı da duymamıştım. Ama okudukça hak vermeye kabule yaklaştım, mantığıma uygundu ve ters bir düşünce olmadı ve halen düşünce yaklaşımlarının doğrultusunda bakıyorum, nefsime hakim olabildiğimce yaşamımda olaylara.

    Bazı konular o kadar kolaylaştı ki bakıyorum çevreme herkesin çekindiği konularda çözümü bulabiliyorum. Toplumumuz genelde çok cahil ve düşünmekten sorgulamaktan konuşmaktan korkuyor. Ya da ezberlediklerini teyp gibi tekrarlıyor, ne anlaması gerektiğini bilmiyor, derdi de değil zaten geçici oyalayıcı dünya ve zevkleri dururken ne gerek var hocalar vb. var, sorarım öğrenirim zaten herşey var kitaplarda, eğil kalk hergün biraz aç kal biraz da iyilik yap, sadaka ver al sana cennetlik insan bu kadar kolay, din bu? Düşünme gerisini, ha sen haşa ona güvenmiyor musun yoksa, şüphesiyle yaklaşırlar düşünene, haşa ona borcunu ödeyen gidiyormuş cennete? Nerede ne zaman almış bu borcu ondan?

    Ya artık bu toplumun uyanması gerçekleri fark etmesi zamanı çoktan geldi bu cahillik, vurdum duymazlık bitmeli, okuyup araştıran, düşünen, ezberlemeden kendinde yaşayan, bulan çok az genele göre. Tasavvuf iyilik duygusuyla yapılan işler değil. Yaratıcının muradına göre hareket etmek ve onun insanları yaratma maksadına göre bakmak, herşeye düşünmek, fikr etmek, araştırmak, eserlerinde onun sıfat ve isimlerini dolayısıyla onun kapasitemiz kadarıyla varlığını, zatını tanımak ve uzaklarda olmayan bize herşeyden daha yakın özümüze ermek, ikiliğin düşünce dünyamızda yok olmasını sağlamak ama bunun dışında bu tek kare resim içindeki kader gereği, doldurmak zorunda olduğumuz bireysel benliğimizin gereklerini de yapmak, yemek, içmek, seks gibi.. Fakat bunların hayatımıza yön vermesini, düşüncelerimizi bulandırmasına, karıştırmasına izin vermemek ve bu hal ve ötesi içinde bu öğrenim eğitim ve gelişim yurdu dünyada en iyi ve başarılı bir şekilde özü unutmadan ve ondan bir an bile ayrı kalmadan bu yaşamda neticelerinin full bir şekilde yaşanacağı ortama boyuta aşamaya devam etmek…
    ALLAH HAKKIYLA KOLAYLAŞTIRSIN .


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: