Çocuk saflığı ile Tasavvuf (2)

“ÇOCUK SAFLIĞI İLE TASAVVUF” yazımızda kapasitemiz yettiği kadarıyla, bize açılan kadarıyla HUCURAT SURESİ’(Tasavvuf Suresi)nin birinci ayetini safi yorumla yorumlamıştık.. Dostlar yazımızda ÖZ’ü görmüş olacaklar ki, yazımızı beğendiklerini dile getirip, fırsat buldukça diğer ayetleri de yorumlamamızı istediler… ÖZ’ü gördüler; bizi Gönüllerine aldılar… Dostlar istedi Dostunuz yazıyor… ÖZ’den DOST’lara SELAM olsun…

Lafı fazla uzatmadan, süslemeden, direk konuya giriyor;

“Hatalar bizden, isabet kaynaktan; kusurlar af ola, eksiklikler tamamlana..”

Diyerek 1. yazımızdakinden daha DERİN-ÖZ-SAFİ yorumumuzla sizi baş başa bırakıyorum…

2-) Ya eyyühelleziyne amenu la terfeu asvateküm fevka savtin Nebîyyi ve la techeru lehu Bil kavli kecehri ba`dıküm li ba`dın en tahbeta a`malüküm ve entüm la teş`urun;

Ey iman edenler!… Seslerinizi O Nebî (HatemünNebî)’nin sesinin fevkıne yükseltmeyin… Ba’zınızın bazınıza cehretmesi (bağırarak konuşması) gibi O’na sözü cehretmeyin (yükseltmeyin; vehminizle O’na yönelmeyin/ya da Nur: 63?)… (Yoksa) siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider.

SAFİ YORUM:

Ey iman edenler!…

Ey manalar açığa çıkardığından emin olunan, manalar açığa çıkardığı kesinlik kazanmış, bunda şüphe olmayan, ÖZ manada iman edenler… ÖZ’den bakarsan, anlarsın, herkese sesleniyor… ÖZ herkese seslenir, her şeyin ÖZ’üdür, ÖZ ÖZ’ü görür, TEK’i görür, çoka bakmaz, AHADDİYET’te TEK olan ÖZ, Vahidiyet’i ile de yarattığını TEK görür, çokluk görmez, bizim gibi ayrım yapmaz, sınırlamaz… “Tek bir Nefs” olarak görür varlığı.. ÖZ’den bakalım, ÖZ’den değerlendirelim… “ALLAH’ın ahlakıyla ahlaklanmak” böyle olur.

Sadece; insancıl duygularla, güzel ahlak kuralları din(!) anlayışına takılarak, hümanist duygularla, hayvansever yaklaşımla, dünyayı kurtarma anlayışıyla, ahreti kurtarma çabasıyla… bu gerçeğe ulaşılmaz… Teslimiyete teslim olmakla olur… Bunun içinde varlığında dahil her şeyden arınmak gerekir… Arınmayanlar bu gerçeğe dokunamaz, ÖZ’e ulaşamaz…

Özündeki ALLAH sesleniyor, emrediyor, sisteminin çalışma mekanizmasını kurmuş, teslimiyet mekanizması üzerine… Ve değişmez sistemi çalışıyor her an, her yerde… Dilediğini yapıyor ÖZ’de, bu halini anlatıyor, emir cümleleriyle… O emredecek, yani dilediğini yapmak isteyecek, yapamayacak, öyle mi?.. Mümkün değil!… O dilediğini yapar ve bu halini emir cümleleriyle dile getirir… ALLAH’ın emir cümleleriyle söylediği, her an, her yerde olmaktadır.

ALLAH “yap” diye emretmiyor, klasik manada… Her an olanın dileği ile olduğunu açıklıyor, emir cümlesiyle… ÖZ’ündeki ALLAH emredecek, ÖZ’ünden hükmedecek, dileyecek, yerine gelmeyecek öyle mi??? ALLAH’ın emrettiği, yani hükmettiği, yani dilediği her an, her yerde açığa çıkmaktadır… ÖZ olan ismi ALLAH’ın dışında varlık mı vardır ki, buna engel olsun?!.. Yoktur, olamaz!…

ÖZ’den açığa çıkan manalar sonucu var olanlar, bu halleriyle, doğal olarak, evrensel manada, öz manada, hal lisanı ile, varlıklarının doğal sonucu olarak bu gerçekten eminler, çünkü ortadalar, varlar, varlıkları da ÖZ’den açığa çıkan manalarla var, halleri şahit, varlıkları algılanıyor, bunda şüphe yok, kesin olarak gerçek bu…

ÖZ olan ismi ALLAH sınırsız-sonsuzken başka türlüsü olması mümkün mü?!.. Mümkün değil!.. Her şey, sadece insan değil; her birim, zerreden küle, evrenden evren içre evrenlere, özleri dolayısıyla bu gerçeğe iman halinde… İman halinde olmamaları düşünülemez, iman hali sonucu, yani özlerinden manaların açığa çıkması gerçeği sonucu varlar, iman gerçekliktir, şüphe götürmez, kesindir iman… İmanı insanla sınırlama, ÖZDEN KONUŞUYORUZ, ÖZDE TEK VARLIK, TEK SÖZ VARDIR. ALLAH ta sözüyle; evire çevire, tekrar tekrar, o tek gerçeği açıklıyor anlayalım diye… Unutulmasın ÖZ’deyiz ÖZ’de…

“Ey iman edenler!… Seslerinizi O Nebî (HatemünNebî)’nin sesinin fevkine yükseltmeyin…”

“Ey iman edenler” sözünün birimin manalarla var olduğu, manalar taşıdığına işaret var dedik… Peki bu manaların gerçeği ne? Gerçekte nasıl varlar? Sınırlı- sonlu terkipsel mana olarak mı? Yoksa sınırsız-sonsuz-tek mana olarak mı? Nebi mekanizması ile hangi işleve işaret ediliyor?…

Birinci ayette ÖZ’ümüzde Rasul boyutu (Rasulihi), mekanizmasının varlığını bize açıkladı. Dedi ki, “irsal HU’dan,” dedi… 3. Ayette HU’dan irsal olanın gerçekte ne olduğunu görecek, ÖZ bir gerçeğe daha ereceğiz… Rasulihi ile Rasulullah kelimeleri aynı şeyi anlatmıyor. Aynı şey olsaydı ALLAH aynı kelimeyi kullanılırdı. Farklı kelimeler kullanmış. Demek ki farklı manalar var, farklı şeyler anlatılmak isteniyor..

Birisi Rasulihi; İrsal HU diyor… İrsal ZAT diyor.. Yani ÖZ’den (NOKTA’dan) önce ZAT (HU) irsal oluyormuş (1. Ayette Rasuluhi geçiyor.)..

Diğeri Rasulullah: İrsal ALLAH diyor… İrsal ZAT, SIFAT, ESMA; EFAL boyutu diyor.. ÖZ’den ALLAH, yani ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL boyutu irsal oluyor… Rasulullah bir kerede irsal oluyor, ismi ALLAH manası sınırsız-sonsuz-tek olan mana; tek-sınırsız-sonsuz olan bir AN’da oluyor… (3. ayette geçiyor… )

Nebi sözü ise 2. ayette yer alıyor… Demek ki 1. ayette adı geçen Rasuluhi ile 3. ayette geçen Rasulullah arasında bir görevi var… Rasulullah’ta olup ta, Rasulihi’nde olmayan neydi? Ya da şöyle soralım.. Rasuluhi’ne hangi boyutlar eklenmiş, açığa çıkarılmış da Rasulullah olmuş… Nebi özelliği; hangi boyutları açığa çıkarmış?.. Cevap; Sıfat, Esma, Efal boyutları; Zat boyutuna eklenmiş… Sen de o zaman ZAT, SIFAT, ESMA ve EFAL boyutlarını bileceksin… Yani zatının, sıfatının, esmanın, efalinin gerçek boyutlarının; sınırsız-sonsuz ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL olduğunu bileceksin… Gerçekte var olanın, bir kerede irsal olanın sınırsız-sonsuz ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL olduğunu; mevcudatın (terkipsel yapıların) varlık kokusu almadığını anlayacaksın… Diğer ayette bu konuya yine girilecek, bu gerçek hazmedilsin diye…

“Seslerinizi O Nebî (HatemünNebî)’nin sesinin fevkıne yükseltmeyin…”

Sözü ile var olanın sınırsız-sonsuz Zat, Sıfat, Esma, Efal olduğu; mevcudatın (terkipsel manaların) varlık kokusu almadığı anlatılıyor, sesinizi yükseltmeyin mecazı ile, ALLAH emrediyor, emrine uyuluyor, her an, her yerde.. Artık OKU’duk bu gerçeği, değil mi?!.. Yani gerçekte sınırlı-sonlu algılanan terkipsel mana yapısı yok, varlık kokusu almadı denmek istiyor, düşünenlere…

“Ba’zınızın bazınıza cehretmesi (bağırarak konuşması) gibi O’na sözü cehretmeyin (yükseltmeyin; vehminizle O’na yönelmeyin/ya da Nur: 63?)…”

Sınırlı-sonlu mana terkibi görme, sınırsız-sonsuz manayı gör AN içinde… Bazısı sınırlı-sonlu varlıklar görüyor… Sen de sınırlı-sonlu mana terkibi görme… Fiil esma terkibi var sayımının algılanmasıyla olur… Esma terkipleri fiil olarak algılanır… Gerçekte algılanan esma terkibidir… Sen, “ben esma terkibinin var olduğunu kabul ediyorum… Ama fiiller, efal varlık kokusu almamıştır,” diyorsan tezattasın. Çünkü esma terkibi-efal terkibi diye algılanan iki ayrı şey yok… Aslında algılanan tek şey var esma, isimler terkibi… Esma terkibi algılanıyor, efal terkibi sanılıyor.. Varlık kokusu almayan da algılanılarak var sanılan esma terkibi.. Sınırsız-sonsuz mana var; sınırlı mana yok… ÖZ’deyiz ÖZ’de…

Ayetleri basit şekilde, dar manada, kısıtlı anlayışla, insani yorumla yorumlandırmaya çalışarak sınırlandırmayın. ÖZ’den yorum yapmak istiyorsan, hakikati, teki, tek sözü, öz olan manayı OKU’yacaksın.. Çokluk içine dalarsan, terkipsel manalar içine dalarsan ayetlerde kaybolursun, yolunu bulamazsın, bir sürü soru takılır aklına, cevaplayamazsın!…

“ (Yoksa) siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider.”

Bu ayette de sınırsız-sonsuz tek mananın AN içinde irsal olduğunu (Rasulullah) anladığın AN; terkipsel manalar bilincinde silinir gider, yok olur… Terkipsel manalar yok olunca, onların açığa çıkardığı sanılan amellerin de varlığının, gerçekliğinin olmadığı anlaşılır… “Siz farkında olmadan” sözü; “siz fark etseniz de fark etmeseniz de gerçek budur” manasına geliyor… “Amelleriniz boşa gider” sözü de “sizin amelleriniz yoktur” demek istiyor. Siz, mana terkibiniz var olmamış, amelleriniz nasıl var olsun… Gerçekte var olan ALLAH’mış, çünkü irsal olan mana oymuş.. Öğrendik çok ŞÜKÜR…

ÖZ, ÖZ diyoruz “B” yerine, sır kalktı ÖZ geldi.. Sende sil lügatinden “B sırrı” sözünü, açıklanınca sır mı kalır ortada?!.. SIR diyerek B’ yi sırlama; sırrı “NOKTA”ydı , onu çözdük, adına da “ÖZ” dedik, sen istersen “NOKTA” de.. “NOKTANDAKİ KUDRETLE”!… Ya da HAKİKATİM de; HAKİKAT-İ MUHAMMEDİYE ile… Sır, sır diyerek; kendini sırlama, kendini sınırlama!… “B sırrı” demişler sırrı duymayanlara… Sen uzun zamandır duyuyorsun, sırlanma!… ÖZ’de kal!… Sır olma, sırda kaybolma!…

3-) İnnelleziyne yeğuddune asvatehüm ınde Rasûlillahi ülaikelleziynemtehanAllahu kulubehüm littakva* lehüm mağfiretün ve ecrun azıym;

Muhakkak ki Rasûlullah’ın indinde seslerini kısanlar/alçaltanlar var ya, işte onlar Allah’ın kalblerini takva için imtihan ettiği kimselerdir… Onlar için bir mağfiret ve azıym bir ecir vardır.”

SAFİ YORUM:

“Muhakkak ki Rasûlullah’ın indinde seslerini kısanlar/alçaltanlar var ya, işte onlar Allah’ın kalblerini takva için imtihan ettiği kimselerdir…”

Hakikat, her an olan, her şeyde olan, sizde de olan gerçek şu ki (muhakkak ki); algılananlar O’ndan sınırsız-sonsuz mana sahibi ALLAH’ın indinden irsal olmada (Rasûlullah… ) Algılanılanların kendine ait varlığı, sınırlı-sonlu mana terkipleri yok… .

İşte bu risalet boyutu sende de mevcut.., ÖZ’ünü tanıma yönünde açığa çıkarak sana yardımcı oluyor.. Risalet boyutu özünden açığa çıkanlar ÖZ’ünü biliyor, ..Risalet boyutu özünden açığa çıkmayanlar ÖZ’ünü bilmiyor. Yani sınırsız-sonsuz manalar sana da irsal oluyor.. Bunları fark et…

Senin özünde Rasulullah (irsal olan sınırsız-sonsuz manalar) boyutu, mekanizması mevcut… İş ki sen o mekanizmayı çalıştır… Neyle?.. NEBİ boyutu, mekanizması ile… Nebi sana Rasulullah boyutunu fark ettirecek, açığa çıkaracak mekanizmanın adı…

RASULULLAH: İrsal ALLAH… Yani gerçekte; sınırsız-sonsuz manalar irsal olmuş, AN içinde… Yani HU bir kere İrsal etmiş manalarını, sınırsız-sonsuz şekilde, AN içinde… Senin terkipsel yapından bahsetmiyor, gerçek te burada.. Sen değil, esma terkibin bile varlık kokusu almamış. İrsal olan HU’nun “ALLAH ismi ile işaret ettiği” mana… Bir kerede, AN içinde TEK seferde İrsal olmuş ALLAH manası… ”

“Mevcudat varlık kokusu almamıştır. ALLAH bir kere tecelli etmiştir…” sözü gayet açık olan bir şeyi anlatıyormuş. Gerçek önümüzdeymiş.. Sade ve netmiş.. Biz sır sır diye, ne hallere düşmüşüz!.. ÖZ varmış, sır yokmuş.. Biz sırlamışız kendimizi, sırlanmışız… ALLAH manası sınırsız-sonsuz-tek olduğu için elbette bir kerede HU’dan irsal olur… Çünkü O AHAD’dır. Parçalanmayan, parçalardan oluşmamıştır… O Sameddir… Som, sırf olan, gediği, boşluğu olmayandır.. Sınırsız-sonsuz tektir…

Kendinden her hangi bir şeyin meydana gelmesi imkansız olan, kendisi de bir şeyden meydana gelmemiş olandır. Kendisi gibi bir şeyde olmayandır… Böyle özelliklere sahip varlığa işaret ediyor ALLAH ismi… Biz ismi resim yapmışız… Daha kötüsü ismi kutsal yapmışız, ismin sahibi HU’yu yani ÖZ’ü değil… Yaklaşamamışız, düşünememişiz gerçekte, irsal olanın ismi ALLAH manası olduğunu… Hep ALLAH’tan irsal oluyor her şey düşüncesine takılmış, bir üst ve gerçek manaya ulaşamamışız… İrsal olan ALLAH manası, yani sınırsız-sonsuz tek mana, yani ismi ALLAH olan sınırsız-sonsuz-tek mana irsal olmuş AN içinde… Sınırsız-sonsuz-tek AN içinde… Sınırsız-sonsuz-tek manada tek-sınırsız-sonsuz AN içinde tecelli eder.. Gayet normal, açık seçik bir gerçek.. SIR bunun neresinde?! Onun için diyoruz sır diye diye sırlanma.. ÖZ, ÖZ de ÖZ’e er… Sır görme ki, ÖZ GÖR…

Bu anlattığımız boyuttaki AN’ı sakın “bizim anladığımız manada göz açıp-kapama süresinden kısa süre” diye değerlendirmeyin.. O dediğiniz mana terkipsel yapıya dönük boyutu algılamada kullanılıyor.. Terkipsel manalar gören; bu terkipler sınırlı olduğu için ALLAH ta sınırsız olduğu için, ALLAH AN içinde (çok kısa sürede, göz açma kapama süresinden de kısa) her şeyi yarattı diyor(!)…

Sınırsız-sonsuz tekin irsal olduğunu (Rasulullah) bilen, sınırsız-sonsuza yapışıyor, gerçek takvaya kavuşuyor… Mevcudat varlık kokusu almamış biliyor.. Koruyacak birimsel varlığı kalmıyor… ÖZ’e ermek için yol arıyor…

“Onlar için bir mağfiret ve azıym bir ecir vardır.”

Mağfiretle benlikten, birimsel varlıktan anlayışından kurtulup, azıym olana, azametli olan manalara eriliyor. Manalar, özellikler ÖZ’üne kavuşuyor, varlık ÖZ’üne kavuşuyor…

Yani “kaldır benini aradan (mağfiret ile sınırlı-sonlu manalar algısını kaldır… ); ortaya çıksın yaradan (azıym olan sınırsız-sonsuz manayı fark edesin.)”… Mağfiret et, bağışla kendini, kendini ayrı-gayrı görme, birimsellikten kurtul…

Sen kendinleyken ne yapsan günahtasın; ÖZ’de ol ÖZ’de… Mağfiret olmadan azamete ulaşamazsın… “Tek kare resmi” gör; lafla değil; yaşayarak… Bak göreceksin o zaman nerdesin, nerde?!.

4-) İnnelleziyne yünaduneke min verail hucurati ekseruhüm la ya`kılun;

Sana, hücrelerin arkasından nida edenlere gelince, onların ekseriyeti akletmezler.”

SAFİ YORUM:

Hücrelerin arkasından nida edenler”… Hücreler, hapsolunan odalar çok… İzini sürersen gerçek hücrenin, dar olan, hapseden, mahkum eden hücrenin sınırlı-sonlu terkipsel manalar olduğunu görürsün… Kendisini sınırlı-sonlu olarak var görüyor, sınırlı-sonlu terkibi yüzünden… Böylelikle hapse girmiş oluyor… Halbuki akıl etse; sınırsız-sonsuz tek olan gerçek manada terkiplenemez, sınırlanamaz, değişmez, somdur, dopdoludur, bütündür… Sınırsız-sonsuzdur… Sınırlı-sonluluk algısı ise sergilenen ilimdir… İlmiyle, ilminde ilmini, ilmi suretleri seyreyliyor.. İlmi suretler varlık kokusu almamış…

5-) Velev ennehüm saberu hatta tahruce ileyhim lekâne hayren lehüm* vAllahu Ğafurun Rahıym;

Eğer onlar, sen kendilerine çıkıncıya kadar sabretselerdi (nefslerini tutsalardı, riyazat-mücahade yapsalardı), elbette onlar için daha hayırlı olurdu… Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.”

SAFİ YORUM:

“Eğer onlar, sen kendilerine çıkıncıya kadar sabretselerdi”

Evet, onlar dışa, yüzeye sınırlı-sonlu terkipsel manalara bağımlıdırlar, ÖZ’ü bilmiyorlar, sınırsız-sonsuz manaya ermiyorlar… Terkipsel manaların oluşturduğu algıdan dolayı; gördüğüne, duyduğuna, tuttuğuna, maddeye… hazırda olana, yanlarında olana, basit manaya, yüzeysel düşünceye, kısıtlı anlayışa GÖRE hüküm veriyorlar… Gerçekte sınırsız-sonsuz olan tek mana, tek olan sınırsız-sonsuz AN’da irsal oluyor. Bu bilgi kendilerinde açığa çıksa bilecekler, sınırlı-sonlu terkipsel yapılarının olmadığını…

Derine inmiyorlar, ÖZ’den bakmıyorlar, ÖZ’e ermiyorlar.. OKU’duklarını derinlemesine anlamıyorlar, sahilde geziyor, denize dalmıyorlar… ÖZ’ü bulmuyorlar… Okuyorlar, acele ediyorlar, sabretmiyorlar, aklına gelen kısıtlı manalarla kendilerini sınırlıyorlar. Kendinden geçmiyorlar, kendini kilitliyorlar, kapıyı açmıyorlar… ÖZ’ü içeri almıyorlar… Araya duvarlar örüyorlar… Duvarı yıkmıyorlar… ÖZ’e geçit vermiyorlar…

“elbette onlar için daha hayırlı olurdu…”

Ayeti AN içinde, şimdi olanı, her an olanı anlatıyor diye düşünerek yorumlamak lazım… “elbette onlar için daha hayırlı olurdu…” Sözüyle hayırlı olanın ki, hayırlı olan aynı zamanda doğru olandır; doğru ise gerçek (Hak) olandır.. İşin hayırlısı, yani doğrusu, yani gerçek olanı SINIRSIZ mana olduğunu anlatıyor… Sınırlı mananın gerçek manada var olmamıştır, varlık kokusu almamıştır. Allah’ın ilminde, ilmiyle yarattığı ilmi süretlerdir, mecaz anlatımla hayal, gölge… denilendir… Sınırsız manaya ulaşan gerçek hayıra erişmiştir…

“Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.”

ALLAH Gafurdur, yani ALLAH örtücüdür.. Neyi örtücüdür? ÖZ’ünü örtücüdür.. Nasıl örter?.. Acele ettirip, sabrettirmeyip örter… Onlarda acele eder, yanlarında gördüklerine göre hüküm verirler, sabretmezler, zoru seçerler… Niye?.. Çünkü ALLAH Gafur’dur, örtücüdür, kimine örter…

ALLAH Rahiymdir, kimine de ÖZ’ü bağışlar, açar… Acele ettirmez, sabrettirir… Onların yanlarındakine yapışmasına engel olur, ÖZ’lerine yönelmesini sağlar… ÖZ’ün onlardan açığa çıkmasını sağlar. ALLAH Rahiym’dir… Dilediğine ÖZ’ünü bağışlar, açar…

ÖZ, “ismi ALLAH” olandır, dilediğini yapar… Yaptıklarından sual olmaz… Sual soracak ikinci bir varlık yoktur… Senin dilinden çıkan sual dediğin bile, O’nun manalarıyla var ettiğinden, dilediği manaları açığa çıkarmasıdır.. ALLAH’ın dediği olur… Her AN, her ŞEY’de… Sende böylelikle eşyanın (ŞEY) hakikatini öğrenmiş olursun… ALLAH’ım, bana eşyanın hakikatini göster,” diyerek…

“Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.” Sözü yukarda ki şeklinde belli bir seviyeden yorumlanacağı gibi; yazımızda uyguladığımız derin manalı olarak şu şekilde de yorumlanır:

ALLAH Gafurdur; yani ALLAH sınırsız manayı ÖRTME mekanizmasını kullanarak, sınırlı mana şeklinde de algılatır (1. Ayetteki SEMİ’ye atıf var… )… ALLAH SINIRSIZ (sınırsız olan şey aynı zamanda sonsuzdur) DOPDOLU (SOM-SIRF-SAMED-AHAD) olandır (mecazen, bir manaya yaklaştırmak için)… Sınırsız manasının örtme mekanizması ile sınırsız manayı; eksiltilmiş, daraltılmış, ölçülendirilmiş, sınırlandırılmış şekilde algılatıyor (SEMİ)…

ALLAH Gafur mekanizmasıyla Rahiym mekanizmasını çalıştırıyor… Sınırsız manayı Gafur mekanizmasıyla (örtmeyle) sınırlı mana olarak algılatıyor; böylelikle Rahim mekanizması açığa çıkıyor, yani sınırlı manalar sonsuz sayıda algılatıyor (SEMİ)…

Ayet, hadis ve büyük zatların sözlerinde (doğru yorumlamak şartıyla) bir çok mana açığa çıkarılabilir… Bu açığa çıkan doğru olan manaların hepsini kabul etmek gerekir.. Kapasitemiz dolayısıyla birkaç manayı anladığımızda, birileri de diğer manaları dile getirdiğinde, o manayı inkar edip örtmeyelim; kendimizi kilitlemeyelim… Seviyeler (mertebe) çeşit çeşit… Doğru olan her yorum kendi seviyesinde kabul edilir, değerlendirilir, faydalanılır, kilitler açılır…
* * *

Rasulihi, Rasulullah,… manalarını anlamaya yardımı olur düşüncesiyle “SEVEN GELSİN” isimli yazıma yaptığım yorumu aşağıya aktarıyorum:

Dar’ül Hikmet’in (Hikmet Yurdu’nun) kapısı Şah-ı Velâyet Hz. Ali keremAllahu vechehu şöyle buyurur:

“Kur`ân`ın sırrı Fâtiha`da; Fâtiha`nın sırrı `B`ismillâh`da; `B`ismillâh`ın sırrı da “B” harfindedir… Ben o ‘B’nin altındaki NOKTA’yım!”

Yine Hz. Ali’nin “ilim bir ‘NOKTA’ idi cahiller onu çoğalttı” dediği bir “NOKTA”… Bu sözdeki “cahil” manası anladığımız manada cahil değil… Cahi mekanizması sınırsız-sonsuz tek olanı, sınırlı-sonlu çok olarak algılatıyor..

Ben “SEVEN GELSİN” yazısını yazarken, aklıma bir çok soru geldi. Doğru kaynaktan araştırarak, bu sorulara cevap verdim, yazımı yazdım.. Şüküründen acizim…

Bazı dostların da yazımı okuyunca aynı sorular aklına takılmıştır; sormaya çekiniyordur diye düşünerek, yazımı soru cevap şeklinde açmaya çalışacağım… Sorularım kendimden kendimeydi… Cevaplarım da kendimden kendimeydi…

İsteyen DOSTlar takip edip, katılım sağlayabilirler.

SORU: Ne yani; ben şimdi “NOKTA” mıyım?

CEVAP: Sen yoksun gerçekte, “NOKTA” var.
Hz. Ali’nin; BEN o ‘B’nin altındaki NOKTA’yım!” dediği;
Bir zatın, “Bir BEN var bende; benden içeri” dediği BEN’dir..

Ben yoktur; “BEN” vardır. O “BEN” denilende ise gerçekte “N”(NOKTA) vardır… “B” ve “E”; “N”nin yansıttığıdır… Gerçekte “N” vardır; “B” ve “E” yoktur; var sanılır…

SORU: “NOKTA” dediğin nedir?

CEVAP: “NOKTA” dediğim ÖZ’dür. “B” ile “E” ile sırlanmamış, şifrelenmemiş halidir..

“E”; “ELİF”tir. “E”de varlık TEK’dir.. ZAT tek, SIFAT tek; ESMA tek; EFAL tekdir.. ÖZ “sadece bir kere tecelli etti, ikinci tecelli olmadı.” denilen Ahadiyet boyuttur…

“B” ise; Yunus’un “ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” dediği kaynak boyuttur… “E” deki ZAT tek kalmakla birlikte; SIFAT, ESMA, EFAL sınırsız-sonsuz olarak algılanır.. Vahidiyet boyutudur… “B”; “E”nin bürünmüş halidir…

“NOKTA” ise “BİR” denilen boyuttur… Burda ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL ayrımı yoktur. Bunların işaret ettiği BİR ve TEK olan ÖZ vardır.. NOKTA ÖZ’dür; gerisi SÖZ’dür.. Yani “NOKTA” bir NÜKTE’dir… .

SORU: “NOKTA” HİÇ’midir, YOK mudur, bunu mu diyorsun, her şey yoktan mı oldu, benim bildiğim yoktan bir şey olmaz?

CEVAP: “NOKTA”; HİÇ, YOK olan değildir… “NOKTA” nın kendi kendine olduğu halin adı HİÇ’tir… Yani NOKTA HİÇ’liktedir, yani BİLİNMEZ’dir…

“NOKTA” vardır… YOK değildir.. Sınırsız-sonsuz-tek-bir olarak değişik boyutlarda vardır (”B”,”E”,”N”).. “NOKTA” varlığının başlangıcı olmadığı için; kendisindan başka ikinci varlık olmadığı için; var kelimesiyle bile kayıt altına alınamaz, sınırlanamaz…

Bir hadis vardı.. “Fakr az kaldı küfür oluyordu” şeklinde… Fakr, yani BİLİNMEZLİK (HİÇLİK) az kaldı, örtülü olmasından dolayı YOK sanılacaktı manasındadır… “NOKTA” yani ÖZ o kadar SOM, SIRF, DOLU ki algılayan, onu YOK olarak değerlendirirse, küfre düşer… ÖZ vardır, hem de DOPDOLU dur…

Uzak doğulular, bu hataya düşmüş YOK olarak değerlendirmiş; tasavvuf erbabı, DOLU görmüş ÖZ’e ermiş. Aynen uzakdoğuluların panteist görüşe sapıp, “kainat O’dur” demesi..

Tasavvuf ehlinin “Kainat yoktur, O vardır” diyerek gerçeğe ermesi gibi…

ÖZ yani nokta ilmi de uzakdoğuda yanlış değerlendirilmiş; tasavvuf ehli doğruyu söylemiştir…

SORU: Şu doluluk, boşluk algılamasını misalle açıklar mısın?

CEVAP: Misalimiz bilimsel gerçeklerden olsun, derinlere, sayılara, hesaplamalara girmeden…

Örneğin, gezegenler arası önceleri boşluk olarak değerlendiriliyordu… Bilim bu anlayışın yanlış olduğunu ispatladı.. Şöyle ki gezegenler arası boşluk olarak değerlendirilen karanlık, aslında dolulukmuş, kara madde, kara enerji denilen şeymiş… Bu kara enerjinin enerji düzeyi çok yüksekmiş… Önceleri boşluk sanılıyordu, boşluk değil, dolulukmuş… ÖZ’ün olmadığı yer mi var ki boşluk olsun?!.. Boşluk yoktur; doluluk vardır… Bu anlattığımız mecazdı…

ÖZ de bu mecazda olduğu gibi DOPDOLU’dur, BOŞ değil… VAR’dır YOK değil…

Ya da karanlığın bütün renkleri emdiği için kara görüktüğü misalinden de ÖZ’e yaklaşabiliriz… ÖZ de DOPDOLUdur… Bu doluluktan dolayı YOK sanılır, uzakdoğunun bazı yanlış inanışlarında…

SORU: Bu “NOKTA” nasıl, sınırlı mı sınırsız mı?..Nokta diyince insanın aklına sınırlı gibi çağrışım yapıyor?..

CEVAP: Bu “NOKTA” sınırsız, sonsuz, tek ve BİR olan noktadır… Bize okulda sınırları olan nokta öğretildiği için yanlış algılıyoruz.. Bu NOKTA; okulda öğretilen o nokta değil…

SORU: BİR ne demek?..

CEVAP: BİR; NOKTA’nın yani ÖZ’ün halidir.. NOKTA boyutunda sadece BİR olan ÖZ algılanır… Bu BİR 1, 2, 3… manasında değil… Sadece ÖZ manasında… Burada ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL olan ayrı ayrı dörtleme algısı yok… BİR olan ÖZ var… NOKTAda BİR ÖZ görülür… A’MA hali vardır, O boyuttur.. Gerçek manada HU; ÖZe, NOKTAya işaret eder…

“E” ELİFte (TEK’de) tek ZAT, tek SIFAT, tek ESMA, tek EFAL algısı vardır… TEK’lik, AHADİYET vardır.

“B”de (bürünülen) ise sınırsız SIFAT, sonsuz ESMA algısı vardır.. Çokluk ta TEK’lik yani VAHİDİYET boyutudur…

NOKTAda bakılınca ÖZ görülür, ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL görülmez, bu manada, BİLİNMEDİĞİ için ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL yok denilir, yok oldukları için değil, mutlak olarak yok değillerdir…

Yani; NOKTA vardır; gerisi NÜKTE’dir…
Bizde NOKTA’nın NÜKTE’siyiz…
Yazımızda da NÜKTE yaptık…
Çünkü NOKTA bilinmez!!!

Saim Yusuf
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

4 Responses to “Çocuk saflığı ile Tasavvuf (2)”


  1. 1 nazan öztürk 7 Mart 2008, 6:58

    “Fakr az kaldı küfür oluyordu” hadisini zahiri anlamı ile algılamakta zorlanmıştım yıllarca. Aydınlattınız beni.
    Ayrıca yazınızda kullandığınız soru cevap bölümünden de çok yararlandım. TEŞEKKÜRLER…

  2. 2 kenan 7 Mart 2008, 7:14

    “ÖZ, ÖZ diyoruz “B” yerine, sır kalktı ÖZ geldi.. Sen de sil lügatinden “B sırrı” sözünü, açıklanınca sır mı kalır ortada?!.. SIR diyerek B’ yi sırlama; sırrı “NOKTA”ydı, onu çözdük, adına da “ÖZ” dedik, sen istersen “NOKTA” de.. “NOKTANDAKİ KUDRETLE”!… Ya da HAKİKATİM de; HAKİKAT-İ MUHAMMEDİYE ile… Sır, sır diyerek; kendini sırlama, kendini sınırlama!… “B sırrı” demişler sırrı duymayanlara… Sen uzun zamandır duyuyorsun, sırlanma!… ÖZ’de kal!… Sır olma, sırda kaybolma!…”

    Bu cümleye ne ekleyeyim. Sır zuhur etti. Ayan beyan göründü, dileyene, dileyene vesile olanlara sonsuz şükranlarımı sunarım… Bi-iznihi muradına kavuşasın ey vesile… Şimdiden yazılarını hasretle bekliyoruz.

  3. 3 saim 7 Mart 2008, 12:45

    Kaynaktan aktı bu sular… Çeşme olduk sadece… Açtı çeşmeyi; damlattık biz de…

    Tek amacımız; “kaynak suyunu bulandırmadan” akıtmaktı… Çok Şükür, “birimsellik kirleri” bulaşmadı…

    Kaynak suyunun tadına varmak için, içerken kaynak suyu bulandırılmaya… AFiyet olsun; ÖZ’den içenlere SELAM olsun…

    http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kaynak.htm

  4. 4 BAKARA 243,244,245 25 Mart 2008, 2:42

    saim Yazmış:
    8 Ocak 2008 23:17

    BAKARA SÜRESİ:
    243-) Elem tera ilelleziyne harecu min diyarihim ve hüm ülufün hazerel mevt* fekale lehümüllahu mutu sümme ahyahüm* innAllahe lezufadlin alenNasi ve lâkinne ekseranNasi la yeşkürun;
    Ölüm korkusuyla, binlerce (kişi) oldukları halde yurtlarından çıkanları görmedin mi?.. Allah onlara: “ölün” dedi; sonra da onları diriltti… Şüphesiz ki Allah insanlara gerçekten FAZL (lutuf) sahibidir… Ama insanların ekseriyeti şükretmezler.

    BATINİ MANA: İnsanlar; bedeninin, benliğinin, çevresinin kabulüyle binlerce özelliğe sahip çıkarak kendini sınırlı-sonlu-çokluk içinde VAR sanır. Ölümden korktuğu için yani YOKluktan uzaklaşması sebebiyle, birimsel varlığına yapışır. Bu halleriyle yurtlarından yani Allah’tan, sınırsız -sonsuz teklikten çıkmıştır. Halbuki çözüm ölümde yani YOKluktadır. Allah onlara ölün dedi, yani sınırsız-sonsuz tekliğini açıkladı, onlar da YOKluklarını anladılar ve gerçek varlıklarıyla dirildiler, tekliğe erdiler, hakikati bildiler. Allah varlığını en fazla insanlarda aşikar etmiştir. Ama insanların çoğunluğu şükretmezler yani özlerindeki Allah’ı ve özelliklerini görmezler.

    BAKARA:
    244-) Ve katilu fiy sebiylillâhi va’lemu ennAllahe Semi’un ‘Aliym;
    Allah yolunda savaşın ve iyi bilin ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.

    İÇSEL YORUM: Allah yolunda savaşın yani bedeninizin, benliğinizin, çevrenizin olmadığını, var olanın sadece Allah olduğunu anlayın. Allah Semi’dir, Alim’dir yani Allah dışında var sanılanlar Allah’ın bize algılattığı (Semi) İlimler(Alim), ilmi suretlerdir.

    BAKARA:
    245-) Menzelleziy yukridullahe kardan hasenen feyudaıfehu lehu ad’afen kesiyreten, vAllahu yakbidu ve yebsut* ve ileyhi türceun;
    Kimdir o (adam) ki Allah’a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) versin de Allah da onu (verdiğini) ona (veren ele) bir çok kez katlayarak artırsın… Allah kabz eder (daraltır, kısar) ve bast eder (yayar, açar)… O’na döndürülmektesiniz.

    İÇSEL MANA: Kim Allah’a güzel bir ödünç verirse yani kişi kendisine ödünç olarak verilmiş varlığının, Allah’ın özelliklerine dayandığını anlar ve bunları açığa çıkarmak için gerekli çalışmaları yaparsa gerçek ve güçlü varlığa kavuşmuş olur. Allah; insanda açığa çıkardığı özellikleri kısar, açar, çünkü bu özellikler Allah’ın varlığına aittir.O’na döndürülmekteyiz yani her an her yerde O’nun özelliklerini (esmalarını-manalarını) açığa çıkarmaktayız.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: