Mümin Müminin Aynasıdır

“Bir yazı yazdım, okuyup bir yorumda bulunur musun?”
“Tabii, memnuniyetle” dedim.
Okuyunca suratım ekşidi biraz.
“Benim laflarımı yazmış… Esinlenmek değil bu. Bal gibi benim lafım. Laflarımdan yazı yazmış düpedüz, ama beni yok saymış.” Şimdi buna ne yorum yapılır ki?..

“Eline sağlık, Allah gönlünü ağartsın. Pek güzel olmuş”.
Öyle mi gerçekten? Öyle öyle… Güzel olmuş. Tek kusuru benim laflarımı benden izinsiz, benden söz etmeden kullanmış.. Neyse! Canı sağolsun. Helali hoş olsun! Sadaka hep parayla olmaz ya, yazana da kelime verilir. Kimin ihtiyacı neyse, onu ver!
* * *

Demek sadaka veriyorum! BEN! Kelimeler benim malım, öyle mi? Nereden benim? Hani mülk Allah’ın idi? Kelime mülkten değil mi? Nerden peki?

İnsan zahir alemde sahiplikten daha kolay kurtuluyor. Bakıyor ki herşey el değiştiriyor: “Mal sahibi mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi” deyiveriyor. Ama birşey alemden değil de, Adem’den zuhur etmişse, insan başlıyor sahiplik iddiasına… Kelimeler benim, duygular benim, fikir benim aklıma geldi, öyleyse fikir de benim! Çünkü akıl benim. Benden çıkan, benim. İnsanın zahirde sahiplik iddiasından vazgeçmesi nispeten kolay da, ya batından soyunmak? O nasıl olacak? Batından soyunmadan Zat’a gidilir mi? Batın da isim değil mi? Hu demek, O demek. Tarifi imkansız. Onun için “O”. Ne isim var, ne sıfat “Hu”da. Amaiyyet. Mutlak Gayb.

Bu nefsimin Ali Cengiz oyunlarına alıştım artık. Eğer birşeyden rahatsız olmuşsam, mutlaka altında o vardır. Eğer bir şeyden çok hoşlanmışsam yine altında o vardır. Ve rahat yüzü görene kadar iz sürmek lazım. “Yüzü” görmeden rahat yok! Ama onun bir yüzü yok ki! Çok yüzü var.. O yüzleri tek tek tanımalı. Aldanmamalı. Sonuna kadar gitmeli. En son yüzü görene kadar peşini bırakmamalı.

Yüzleşmemek gaflette kalmaktır. Gaflet ise zifiri karanlık. Düşmanı tanımak şarttır. O yüzden peçeyi kaldırmalı. Fakat o kendini çok güzel saklar… Kolay ele geçmez. Hep başkasını hedef gösterir. Gerekirse allar pullar kendini. Göz kamaştırır ki görmeyesin. “Nefsini bilen Rabbini bilir”. Bilmek, görmektir. Aynel yakin. İnsan ancak o zaman rahat eder.
* * *

Bana şimdi ne oluyor? Niye huylandım? Huylandımsa imkanı yok, birşey vardır. “Benim laflarımı yazmış.” Peki… Yazsın. Hakk’ın benden izhar etmeyi dilediği söz nereden benim oluyor? Olmuyor. Ona da peki. Helali hoş olsun bir kez daha. Bir daha sesimi çıkarmam.

Çıkarmam demekle olmuyor ama. Salt idrakla olmuyor işte. Ben bilmez miyim beni? Madem anladım meseleyi, o halde neden rahatsızım hala? Bildik ve tasdik ettik ki kelimeler de Allah’ındır, herşey gibi. O halde neden içim soğumuyor, gönlüm hoş değil? Rahat etmeden, rahat etmem ben. Var bir yangın işte. BENi ancak nefsim yakar!

Kelimelerin sahibi Allah olsa da, Allah’ın bir de hukuku, şeriatı var. Ben helal etsem de, Allah’ın hukukunu göz ardı edemeyiz. Adalet nasıl tecelli edecek? El Adl! Çalmak, çalmaktır. Tamam işte! İster ekmek çal, ister şeytanlar gibi kelime çal. Evet. Arkadaş herhalde gaflete düştü. Çaldığının farkında değil. Vah vah! İşte ben bu yüzden rahatsız oldum. Yoksa kelime falan umurumda değil. Sebildir benden yana. Ama arkadaşımın gafleti beni hem şaşırttı, hem üzdü. Bunu ona söylemedim. Dedim: Ya Settar! “İncinsen de incitme” Çok şükür, incinmemeyi başaramasam da, zorlaya zorlaya, incitmemeyi başarabildim inşallah!

Nihayet yüzleştik. Konu aydınlandı: “Arkadaşıma üzüldüm ben. Yaptığı doğru birşey değil. Ben de onun kabahatine, gafletine yandım. Onun adına rahatsız oldum. Bu yangın onun içindi.”

“Söndü mü ateş sonra”.

“Yok sönmedi, hala yanıyorum. Niye bilmem. Kelimelerim, kelimelerim… Eğer çalmaksa bu iş, hem de kalpten helal ettim etmesine ve asıl Sahibi de tasdik ettim etmesine ama hala aradan çıkamıyorum! Rahatsızım işte… Ra-hat-sı-zım. Gitmedi, bitmedi. Bereket kendime yalan söyleyemiyorum, hamd olsun. Bir de yalan söylesem hepten yanardım! Yandığımın farkında olmadan yanardım… Yalan, cehennemden bir kıvılcım!.”
* * *

Karşısındakine yalan söylememek kolaydır. Nefsin yalanlarına kanmamak ise zor. Esasen şer’an yasak olan, günah olan fiiller hep ikiliğe düşürdüğü, ikiliğe götürdüğü için yasaktır. Yalan da öyle. İnsan Allah’ı kandırabilir mi? Bilir ki kandıramaz. O zaman niye yalan söyler, kime yalan söyler? Karşısındakini Hakk’tan ayrı gördüğü için kandırmaya çalışır insan. Kendini de ayrı görmektedir tabii. Yalan, ayrılık halini körükler. Yalan “birlikten” uzaktır. Yalan, insanı birliğe değil, ikiliğe götürür. Şeytaniyet de budur. Yalan, küfür haline yaklaştırır. Küfür ki ayrılıktır. Bütün şerri yasaklara bu gözle bakarsak, aslında körü körüne veya sırf “iyilik/kötülük” için olmadıklarını, birlikten tevhidden uzaklaştırdıkları için o fiillerin “şeytan işi” ve yasak olduğunu görebiliriz. Çalmak da, adam öldürmek de hep böyledir. Birlikten uzaklaştırır, o yüzden yasaktır.

Zahiren işler daha kolay, daha anlaşılır da, batınen öyle değil. Zahir gözüyle görmüyorsun batını. Kör dövüşü gibidir, nefisle mücahede. Hep başkasını görür nefis. Göz odur ki kendini göre! Gören odur ki kendin göre! Ama nefsin kendini görmeye gözü yok! Üstelik de yedi başı var!
* * *

Derler ki bu yedi başlının en büyük başı “baş olma sevdası” dır. İnsandan en son baş olma sevdası çıkarmış. Bir türlü bulamaz insan nefsinin başını! Nefis binbir yüze bürünür. Kandırır da kandırır, Ruh’u duymaz insanın! Öyle kisvelere bürünür ki kişi bir de doğru yoldayım zanneder. Nefis, başı ezilsin istemez asla.

Ben de istemedim. İnsan başkasının kusuru, hatası ile rahatsızlık hissi yaşamaz. Rahatsızlık insanın kendi nefsindendir. Ve onu nefiste bulana kadar sorgulamaya devam etmek gerekir. Ta ki rahatsızlık hissi bitsin, başkasının değil kendi nefsinin kusurunu görsün. İnsan başkasının hatasını bilmekle rahata eriyorsa, nefsi onu galebe çalmıştır.

Arkadaştan Allah razı olsun! Benim laflarımı kullanıp, benim adımı anmayarak, beni “yok/fena” mertebesine koymuş! Ama ben o mertebede olmadığımdan, rahatsız oldum. İlle varlık istedim. “Beni gölgeleme” dedim. Nefsim gölgeyi sevmedi. Görünmek istedi. Onu örtenden hazzetmedi. Her zamanki gibi bahaneler uydurdu. Ama onun da hep açık verdiği bir husus var. Nefis kendini şöyle ele veriyor: Batıyor! İnsan rahatsızlığının sebebini kendi nefsinde bulmadıkça, gerçek sebepten uzaktır. Rahatsızlığı kendinde bulmadıkça nefsiyle yüzleşmemiştir.
* * *

Şimdi rahatım işte. Bildim ki hala nefsimin başı dik. İlla varlık istiyor. Hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Meryem Irmak
www.yorumsuzblog.net.tc
meryemirmak@gmail.com

Reklamlar

11 Responses to “Mümin Müminin Aynasıdır”


  1. 1 Nurhayat 5 Mart 2008, 2:34

    Tek kelimeyle mükemmel bir yazı! Belki de bugüne dek okuduğum en güzel yazı! Neden bu kadar mükemmel ve güzel? Birlik-Tevhid’den mi söz ediyor? Vahidiyetten mi söz ediyor? Ahadiyetten mi söz ediyor? B sırrından mı söz ediyor? Hu sırrından mı söz ediyor? Ledün ilminden mi söz ediyor? Neden ve hangi sırdan söz ediyor bu yazı, nasıl bu kadar mükemmel ve güzel olmuş? Nasıl bu kadar etkili olmuş? Niye böyle güzel kokuyor ve ruhumu elektriğe tutulmuş gibi çekiyor?

    Çünkü samimi, çünkü gerçekçi, çünkü yaşanmış, çünkü nuru var.. Çünkü, kendini bilmek -ama nasıl olursa olsun kendini bilip halini görmek- ve en önemlisi de haddini bilmek, gerçek arifliktir. Meryem hanım kendini bilmiş, haddini bilmiş, bu bilişten bizi de arifçe istifade ettirmiş. Bazı yazılar ruhumu yoruyor, bazıları da ilaç gibi geliyor. Bu da ilaç gibi bir yazı, benim gibi okurken hidayete erip şifasını farkedip içebilene.. Bana kendimi ve haddimi bildirip, nefsimi hesaba çektirdiğiniz için çok teşekkür ederim Meryem hanım.. İlmin en ali sırlarını anlatsaydınız, bu kadar faydalı bir yazı olmazdı belki.. Çoğunlukla yaptığım gibi, belki o sırları da alıp nefsimin eline verirdim. Daha da büyüyüp aklımı ve imanımı adeta elinde oyuncak ederek, ehlinin önünde beni rezil ü rüsva ettiğini görmeksizin.. Nihayetinde ilim amaç değil bir araçtır, bu yazıda bahsettiğiniz nefsin Ali Cengiz oyunlarını görebilmek için.. Hala göremiyorsam, hem de bu kadar zamandır, ya nice OKU’maktır? Alim(!?) “desinler” diye mi?

    Teşekkür ederim Meryem kardeş.. çok teşekkür ederim.. Mevlam nurunu arttırsın.

  2. 2 kenan 5 Mart 2008, 8:35

    Egonun tuzaklarını anlatan, bizi bizimle yüzleştiren özde yazınıza sonsuza kadar duacıyım, bizlere de duanı esirgeme…

  3. 3 YAREN 5 Mart 2008, 5:30

    Karşımıza çıkan her olayda, nefsimizi bilme noktasında, farklı yollar izlenir. Ama Meryem hanımın bahsetiği çok önemli genel geçer kurallar var (anlayabildiğim kadarı ile):
    1- Kendine yalan söyleme
    2- Nefsini susturma, bırak konuşsun. Konuşsun da içindeki zehri akıtıp Resulallah’ın nuru tüm parlaklığı ile aşikar olsun.

    Bu muhabbet pınarından doya doya içmek dileğiyle… Muhabbetlerimle…

  4. 4 rıza 6 Mart 2008, 2:40

    Mükemmel bir yazı… Nefsimizi yemlemekden başka bir şey yapmadığımızı ne güzel anlatmışsınız..
    Kaleminize sağlık.

  5. 5 semme 6 Mart 2008, 5:57

    “Kör dövüşü gibidir, nefisle mücahede. Hep başkasını görür nefis. Göz odur ki kendini göre! Gören odur ki kendin göre! Ama nefsin kendini görmeye gözü yok! Üstelik de yedi başı var!
    * * *

    Derler ki bu yedi başlının en büyük başı “baş olma sevdası” dır. İnsandan en son baş olma sevdası çıkarmış. Bir türlü bulamaz insan nefsinin başını! Nefis binbir yüze bürünür. Kandırır da kandırır, Ruh’u duymaz insanın! Öyle kisvelere bürünür ki kişi bir de doğru yoldayım zanneder” demis Meryem hanim.

    Nedense bu satirlari okurken saglik lisesinde ogrendigim Maslow un gereksinimler piramidi aklima geldi. Piramid 7 temel gereksinimden olusuyordu ki; teoriye gore bir basamak gerceklesmeden bir uste cikilmiyordu. Yaziyi okurken nefsin yedi basi bana bu yedi temel gereksinimi hatirlatti. 1. Basamakta foizyolojik gereksinimler yer aliyor. Yeme icme seks.. v.b. Bunu nefsi emmareye tekabul ettirdigimde tam da eslestigini fark ettim. Diger basamaklarda tek tek diger nefs mertebelerine eslestirilebilir ve nefsle mucadelede bir nebze de olsa yardimci olabilir diye dusunuyorum. Belki de Maslow bu hiyerarsiyi piramid seklinde degil de ic ice gecmis halkalar halinde cizse idi.. Bir gereksinim bitmeden digerine gecilmiyor demek yerine en alttaki gereksinim icerdekileri kapsiyor. Aslinda fizyolojik gereksinimimiz varken de (mesela aclik, acgozluluk,) guvenlik ihtiyacimiz vardir (barinma, ev, aile cemaat, cemiyet, kariyer..) gibi. Boyle dusunulse daha fazla inasa ulasir ve belli kesimlerce tenkid gormezdi.

    piramid:
    – fizyoloji ihtiyaclar
    – guvenlik
    – sevgi ve aidiyet
    – sayginlik
    – kendini gerceklestirme ve estetik gereksinimler basliklariyla incelenebilir.

    Malumdur ki nefsi emmare bacagi daha cok fizyolojik ihtiyaclarla mucadeleyle gecilmeye calisiliyor. Peki acaba surekli tevbe eden pismanlik duyan nefsi levvameden nasil gecilir. Acaba guvenlik ihtiyacimizdan gecersek yani aradan cemaat, ilim, ya da kutsalimiz neyse ona guvenmeyi aradan cikartirsak, sadece Yaradana guvenebilir miyiz?… Boylece “yalniz oldugumuz” hesabimizi kendimiz verecegimiz bilincine hakkatiyle erip; yaptigimiz her fiilin suurunda Ozundekine guvenerek bu nefs basamagini gecebilir miyiz? Ne dersiniz?

  6. 6 Derya 7 Mart 2008, 12:43

    Sevgili Dostum Meryem…
    Ayrıca yorum yapan, yazıyı ve yorumları okuyan Sevgili Dostlarım…
    Dost olmak işte tam böyle bir şeydir. Aynı anda aynı ortamda aynı yürekle aynı özlemle aynı Noktaya gözlerimizi dikmiş bekliyoruz sanki… Ama aynı sıradayız. Aramızda fark yok. Saflarımız sık ve düzgün. O yüzden Dostlarım olarak gönül rahatlığı ile hitap ediyorum lütfen hoş görün.

    Yazı, tek içimlik sular olur ya, tıpkı onun gibiydi. İçtim ve Elhamdülillah dedim. Ama nefis arka planda hain düşüncelere sokmadı değil beni. Neler neler düşündürdü ya da düşündüm bir bilseniz. Neyse ki yazmaya başlayınca dedim; ne diyorsun Sen Nefis? Bak Dost dediklerim Candan, Özden insanlar. Senden Benden farkları yok. Neden kendini görmeye tahammül edemiyorsun? Ya da neden kendini aşağılıyorsun? Neden her defasında insanların sözlerini kıskanıyorsun? Nefis, Yaren Dostumun da dediği gibi bunların tersine gelemiyor!!!

    “”1- Kendine yalan söyleme
    2- Nefsini susturma, bırak konuşsun. Konuşsun da içindeki zehri akıtıp Resulallah’ın nuru tüm parlaklığı ile aşikar olsun.””

    O yüzden Nefsi bastırmamalıyız, nefsi suçlamadan kendi dengesini bulabilme yollarını aramalıyız. Gerçi yollar değil; bir tek yol vardır ASIL olan. Nefs ancak Rabbini bilince Mütmain olacaksa, Rabbi bildirene gerekirse kırk yıl köle bile olmalıyız. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü bunu ifade ediyor olmalı.

    Daldan dala atlıyor, Sizlerle rahatlıyorum
    Renk renk İnsanları gördükçe şaşırıyorum
    Dünya bir gökkuşağı imiş, Bizler de hava kadar görünmez,
    Ben ise yansıyan ile görünür olmaya çalışıyorum.
    Selam ve Dualar ile.

  7. 7 selcan palankalilar 14 Mart 2008, 12:43

    Herkes ahkam kesiyor burada FARKIN FARKINDASINIZ DEĞİL MI?!!!
    İlla biri birilerine bir sekilde satasiyor nazikce güya!!! Güzel seyleri paylasin ALLAH RIZASI ICIN DE BEN DE YARARLANABILEYIM SIZDEN, CÜNKÜ YENI TAKIP ETMEYE basladim sizleri. Güzeliklerinden bahsedin TADINA DOYAMAYAYIM OKUDUKCA. EGOLARINIZI BIRAKIN yazarken de BISMILLAHIRAHMANIRAHIM diyerek baslayin madem…

  8. 8 cennetten inmez cehenneme girmez 14 Mart 2008, 8:54

    Hiç yanılmayan sadece Allah’tır. Eleştirileri ve yorumları hafife almamak gerekir. Rabb-ül Alemin her boyutta, tecellinin olduğu her mahal ve mekanda, evrensel gerçeklerle uyumlu bir denge kurar. O sebeple, meydana gelen olayları, Allah iradesinden bağımsız görmemekle başlayabilirsin işe Selcan. İşin bu kısmını anlamazsan, gerisini hiç anlamazsın, bizden söylemesi.. Biz onu anlayana kadar çok zaman kaybettik, sana işini kolaylaştırmaya çalışıyorum. 🙂

  9. 9 selcan palankalilar 14 Mart 2008, 10:26

    Anlamaya basliyorum… Yolun basindayim, bir de tam olarak kavriyamadigim; insanlarin söyledikleri, sarf ettikleri cümleler de mi Kötü olan huylardan bahsediyorum bunlar da mi Allah’tan, zemin mi hazirliyor insandan cikan sözlerle karsidaki insana!! Türkcem sizlerinki kadar ileri degil, tam olarak anlatmak istedigimi anlamisinizdir umarim? Öyleyse cevaplarsaniz cok sevinirim. Herkesi seviyorum, bu arada gönlünüz hic yanmasin insallah.

  10. 10 voiceofthesoul 14 Mart 2008, 11:57

    Asırlarca insanlar nefis problemi ile ugrasmıs. Nefsimizi nasıl öldürebiliriz diye yollar
    aramıslar. Ve hiçbir netice alamamıslar. Fransa’da özellikle Paris’te adım basında manastır
    var. Oraya bir takım insanlar gidecek, toplumdan soyutlanacaklar ve orada ibadetle vakit
    geçirecekler. Kendi kendilerini aldatmıslar efendim. Yüzlerce, binlerce sene kendi
    kendilerini aldatmıslar. Ama ne zamanki Rasulullah (s.a.v) Efendimiz tesrif buyurmus, bir
    cümlede meseleyi halletmis: “Nefsine rıfk ile, mülayemet ile (yumusaklıkla) muamele et”
    buyurmus.
    Nefsinizi öldüremezsiniz efendim. Siz öldüremezsiniz, ben de öldüremem. Yani tatlılıkla
    muamele et.
    – Haliym sıfatı ile mi?…
    – Eveeeetttt… Yoksa nefisle zıtlasarak, ben onu aç bırakacagım, ben onu susuz
    bırakacagım, ben uyumayacagım ile hiçbir sey elde edemezsin!.. Uyuma n’olacak?..
    Bakırköy bir kisi daha kazanır!… (Gülüsmeler)
    Açlıkla susuzlukla nefsini egitmis olamazsın sen! Ne iskenceler yapmıs insanlar asırlarca
    kendilerine. Ama hiçbir netice alınamamıs. Nur içinde yatsın Hocam Münir Bey derdi ki;
    “Nefsinle didisme! Sen nefsini alt edemezsin!” Peki o zaman ne yapacagız?.. Yapılacak
    sey su; nefsimizi söyle bir tarafa koyacagız. Ona sen aslansın, kaplasın, sen
    Fenerbahçelisin deyip oksayarak onu bırakacagız öte yana. Biz bu yanda Ayetleri-
    Hadisleri hayatımıza tatbik etmeye çalısacagız. Gene Kur’anda bir ayet var, söyle
    buyurulur: “Nur gelince zulmet gider”
    – Hak geldi batıl zail oldu!
    – Evet. Isık gelince karanlık gider. Yazık olmus insanlıga. Nefsimizi öldürelim diye olmadık
    seyler denemisler. Insanlık Kültür Tarihinde nefsini öldürmüs bir tek kisi
    gösteremezsiniz!..
    Nefsi bir yana koyup isimizle, gücümüzle, ibadetimizle mesgul olacagız. Hizmet askımızla,
    kalbimizdeki insan sevgisi ile öylesine mesgul olacagız ki bu garibim nefsim basını
    kaldıracak fırsat vakit bulamayacak!.. (Kahkahalar)
    – Enteresan…Çok güzel çoookkk.
    Asi gençlik diyorlar, tinerci, uyusturucu alan gençlik diyorlar, bir çare bulamıyorlar.
    Bulamazlar. Çünkü; çocuklarımıza iyinin, güzelin, temiz ve asil olanın yolu gösterilmedikçe
    mesafe alamazsınız!.
    *Sayin Sabri Tandogan Bey in Mehmet DogramacI bey ile sohbetinden alintidir=yakin donem hak dostlari adli eserden

    http://www.freewebtown.com/yorumsuz/YakinDonemHakDostlari.htm

    Selametle Sevgiyle O!lun;

  11. 11 cennetten inmez cehenneme girmez 15 Mart 2008, 5:27

    :-))))) Bu kahkahalar voiceofthesoul’a..

    Kesinlikle katılıyorum dostum. Çünkü senin nefsin, benim nefsim diye bir şey yok. Nefsin aslı, hakikati Tek’tir. O da Zat’ın Enaniyetinin(Ben’liğinin) aşikar olduğu nefs-i küll’den başka nedir? Onu kim nasıl öldürebilir, mümkün mü?.. Yanlış olan, aldanılan, ayrı nefsler var zannıdır ve bu zandan kaynaklanan vehimlerdir. İnsan bu vehimler doğrultusunda amel etmemek için kendini dizginlemeli, ama nefsi öldürmek için boş yere uğraşmamalıdır. Nefis ancak oyalanır ve aslına uygun şekilde islah edilir.

    :-))) Bu kahkaha da Feray kardeşime. Haklısın kardeş, bir kere yazdık boş bulunup, neticesine katlanacağız veya razı olacağız çaresiz. Biliriz İzmir marşı ile çıkan, Mehter marşı ile döner. Sünnetullah çarkları işliyor. Allah kolaylaştıra.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: