Seven Gelsin!..

“Kolaylaştırılmamışsa, ne yazsak boş!.. Taşın üstünden akıp giden su gibi, bu bilgiler de okunup geçilecek…
Oysa… Kolaylaştırılmış olsa da… Nasibimizde olsa da…
Biraz kıpırdatsak kendimizi…
Yer değiştirsek, düşünce dünyamızda çağ atlasak da, oradan yeniden bakabilsek olaya…”
(Ahmed Hûlusi –Yenilenin Artık)
* * *

Hatalar bizden; İsabet kaynaktan!.. kusurlarımız af ola!…

1- YÜZMEYİ SEVEN GELSİN!..

“GÜNEŞ” i görmek isteyen birine, gördüğümüz “GÜNEŞ” i, “işaret” parmağımızla göstersek…

“GÜNEŞ”i görmek isteyen kişi, “GÜNEŞ” e değil de, “işaret” parmağımıza baksa…

“GÜNEŞ”i göremez, “işaret” parmağımızı görür!..

Bir “mananın” bilinmesi için, o mana “isim”lendirilir!..

“İsim”, bir “manaya” işaret eder….

“İsim işarettir”, araçtır; “mana asıldır”, amaçtır!…

B-İSMİ-ALLAH:

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in ismi “ALLAH”!..

“B sırrıyla işaret EDİLEN” “ALLA A A A . . . H” isimli…

“B sırrıyla işaret EDİLEN” ismi o kadar çok; o kadar fazla ki; sayısı belli değil (mecazen)…

“B sırrıyla işaret EDİLEN” “ALLA A A A . . . H” isimli…

“B sırrıyla işaret EDİLEN” “sayısız” isimli….

B-İSMİ-ALLAH-RAHMAN:

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; RAHMAN!..

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; “RAHMAAAAAAA……N” özellikli…

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; o kadar geniş, o kadar büyük ki; sınırı belli değil (mecazen)…

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; “RAHMAAAAAAA……N” özellikli!!!

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; “sınırsız” özellikli…

B-İSMİ-ALLAH-RAHMAN-RAHİYM:

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; sınırsız ve “RAHİYM” özellikli!..

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; sınırsız ve “R A H İ Y M” özellikli!!!

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; sınırsız özellikli ve öyle üretken, öyle oluşturucu ki; açığa çıkarttıklarının sonu yok (mecazen)…

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; sınırsız özellikli ve “R A H İ Y M” !!!

“B sırrıyla işaret EDİLEN”in sayısız ismi; sınırsız ve “sonsuz” özellikli,…

B-İSMİ-ALLAH-RAHMAN-RAHİYM:

“B Sırrıyla İşaret EDİLEN”in Sayısız İsmi; Sınırsız Ve Sonsuz Özellikli,…

2- UÇMAYI SEVEN GELSİN!..

Dar’ül Hikmet’in (Hikmet Yurdu’nun) kapısı Şah-ı Velâyet Hz. Ali keremAllahu vechehu şöyle buyurur:

“Kur`ân`ın sırrı Fâtiha`da; Fâtiha`nın sırrı `B`ismillâh`da; `B`ismillâh`ın sırrı da “B” harfindedir… Ben o ‘B’nin altındaki NOKTA’yım!”

“BEN” in başındaki “B” ile; “BEN” in sonundaki “N” aralarında konuşuyorlar:

“B” – Sen kimsin?

“N” – “NOKTA”!

“B” – Sen neredesin?

“N” – “B” nin altında!

“B” – Ben kimim?

“N” – “B” sin!

“B” – Var mıyım?

“N” – Gerçekte yoksun!

“B” – Var görüyorum?

“N” – “BEN” var. “BEN” “NOKTA”yla var. “B” dediğin “BEN”den yansır.“BEN”in başındaki “B” sensin, “BEN”İN ORTASINDAKİ “E (ELİF)in projeksiyonuyla yansıttım seni! “BEN”in sonundaki “N”yim (“NOKTA”nın baş harfi) gerçekte var olan! Harflerimiz bile ayrı ayrı, yapışık değil. Gerçekte ne “NOKTA” sende; ne de sen “NOKTA”dasın! “NOKTA” var, sen var olduğunu sanmaktasın!

“B” – Ama “BEN”de “B”, “E” ve “N” birlikteyiz, yan yanayız?

“N” – “BEN”in altındayım, “N(okta)”yım. “B”yle gizledim kendimi. Sen “BEN”im örtüm oldun, sakladım kendimi! Seni “E(ELİF)” nin projeksiyonuyla yansıttım “B”; var sanma kendini!

“B” -“NOKTA”, sen nesin?

“N” – “E”projeksiyonunu “B”ye yansıtıyordum. “Bismillah”ta sahneyi kuruyordum. “Fatiha”da perdeyi açıyordum. KUR’AN’da OKU’nacakları saçıyordum.“NOKTA”ydım, GİZliydim.

“B” – “NOKTA”dayken ne yapıyordun?

“N” – “HİÇ”!

“B” -Sen nesin diye sorsam, “NOKTA” dan başka cevap alamayacağım.O halde sen ne değilsin?

“N” -“NOKTA”yım, sır değilim “NOKTA”ya!!!

“E” projeksiyonuyla “B”yi yansıttım, “B” nin altında gizlendim, sır oldum.”B”yle “NOKTA”yı örttüm.“B”den “Bismillah”ı yansıttım, sır içinde sır oldum. Halbuki “B” nin altındaydım.“Bismillah”la iyice örttüm “NOKTA”yı…

“E” de, “B” de, “Bismillah” ta, Fatiha (açılan) da, KUR’an’da (OKU’nan) yansıdı, “B” nin altındaki “NOKTA”dan… Yansıyanların (“B”, “ismillah”, Fatiha, Kur’an) varlığı yok, vardır sadece yansıtan (“NOKTA”)…

ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL boyutu “NOKTA”dan dı yansıyan…

“NOKTA”yım. ZAT, SIFAT, ESMA değilim. ZAT, SIFAT, ESMA yok, “NOKTA”yım.

“ELİF”, “BE”….yi “NOKTA”dan yansıttım, “ELİF”, “BE”…. değilim, ”NOKTA”yım “ELİF”, “BE”….yok, “NOKTA”yım…

“AHAD, SAMED…”i de ben yansıttım, “NOKTA”yım, sadece ben varım!” “AHAD, SAMED…” değilim, “NOKTA”yım.“AHAD, SAMED…” yok, “NOKTA”yım…

“BEN”dim her şeyin başlangıç “NOKTA”sı… Her şey “BEN”den yansıdı!

Her şey değilim, “NOKTA”yım. Her şey yok, “NOKTA”yım…

HİÇ DEĞİŞMEDİM.

Saim Yusuf
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

12 Responses to “Seven Gelsin!..”


  1. 1 can 4 Mart 2008, 1:22

    İSMİLLÂH, ‘A’ ile ‘S’ ! BİSMİLLÂH, ‘B’ ile ‘S !’

    ‘B’ gelince kaybolur ‘A’ ! Çok mühim hâdise !

    ‘A’ bir’dir ! Yâni ALLAH ! ‘B’ iki ! Yansımış bir !

    HAK, ‘“Gayb”’ olur gelince temsilcisi ! Çek tekbir !

    Yâni temsilcisiyle, HAK perdeler kendini !

    Temsilci, futratı’ıdır ! İşte bu, ‘“HANÎF DÎN”’i !

    Perdeyi açıp tapmak ! Haddi değil kimsenin !

    Temsilciye tapmazsan ! İblîs’tir adın senin !

    ‘B’, BÂ diye okunur ! ‘ALLAH’sız çıkmaz sesi !

    Zîrâ her an ‘A’ üfler ‘B’ye hayât nefesi !

  2. 2 Zekeriya Bağcı 4 Mart 2008, 2:02

    Emre Aydın

    İhtiyacım Var Sana

    bugün biraz gerginim yine,
    sesim değişik gelebilir biraz,
    ama sen anlarsın, bana katlanırsın…
    tuhaf laflar edebilirim,
    seni belki üzebilirim,
    ama sen susarsın, çünkü beni tanırsın…
    öyle çabuk kızma derdin hep,
    bu kadar da kolay alınma,
    o zaman beni sar,
    hadi sarıl bana,
    değişmez huylar bilirsin,
    bir kere de sen dene alışmayı!
    ben göğsüne yatarken
    böyle derin nefes alma
    bu ara ihtiyacım var sana
    ellerimi sakın bırakma
    bana huzur veren tek yer senin yanın unutma
    gün varıncaya kadar sabaha
    sakın hiçbir yere kalkma
    fazla bişey istemem
    sadece dur burda…

  3. 3 ruh-i latife 4 Mart 2008, 2:22

    H içliğinizi tebriklerim..
    H İÇBİR ŞEY YENİ DEĞİL
    H İÇBİR ŞEY VAR DEĞİL
    H VAR GERİSİ
    H DEN AYRI-GAYRI DEĞİL..
    H ERŞEY YERLİ YERİNDE VE MERKEZİNDE..

    SADECE H VAR…
    selamlar… çok güzeldi…

  4. 4 saim 4 Mart 2008, 4:33

    “N” -LAAAAAAAAAAAAAAAAAAA SÜPÜRGESİYLE ÖYLE SÜPÜRDÜM Kİ; SÜPÜRGE BİLE FIRLADI GİTTİ!…

  5. 5 kenan 4 Mart 2008, 8:01

    SAYISIZ “NOKTA”LARIN HÂLIK’I OLUP,

    “NOKTA”LAR İNDİNDE “NÜKTE” OLAN HÛ!

    Hele şunu farkedelim ki…

    Bize göre sonsuz olan evren, bir anda, “nokta”dan varolmuş bir açı, “<”!.

    Sonsuzluk düzleminde, bir noktadan meydana gelmiş bir “<” -açı-!.

    “Evren” kelimesiyle ya da “evren içre evrenler” tanımlamasıyla anlattığımız her şey bu açıda -“<”- yer almakta!.

    Bu “<” açı ve dayandığı “nokta” ise, anlarından bir andaki yaratışı “HÛ”nun!. Sayısız “an”lardaki, sayısız “nokta”lardan, yalnızca bir “an”daki bir “nokta”dan yaratılmış “evren içre evrenler”den birindeyiz!.

    “İnsân-ı Kâmil” ya da “Hakikat-ı Muhammedî” isimleriyle işaret edilen ise o “nokta”dan varolan varlık!

    “NOKTA” ise bir “nükte”!.

    Sayısız “nokta”ların Hâlik”i olup; “nokta”lar indinde “nükte” olan “HÛ”!.

    İlminde “nokta”dan yarattıklarını, hayâl hammaddesiyle var kılan “HÛ”!.

    Ve bütün bunlardan “GANΔ olana işaret eden, “HÛ”!.

    İşte “HÛ” ismiyle işaret edilip, müslümanların farketmesi istenen Hakikat!…

    İşte, “HE” kelimesiyle işaret edilen Kur’ân tercümelerindeki erkek-baba tanrı kavramı!.

    “HÛ” kelimesinin anlamının “HE”ye dönüştürüldüğü Kur’ân tercümeleriyle…

    Ötede bir tanrı’dan sözediyormuşçasına anlaşılan Kur’ân meâlleriyle, insanların İslâm Dini’ni anlaması fevkâlâde zordur!.

    İslâm Dini’ni anlamak ve bilinçli olarak tasdik etmek istiyorsak, öncelikle bu gibi kelimelerin işaret ettiği anlamları iyi anlamalıyız!.

  6. 6 saim 4 Mart 2008, 10:38

    Dar’ül Hikmet’in (Hikmet Yurdu’nun) kapısı Şah-ı Velâyet Hz. Ali keremAllahu vechehu şöyle buyurur:

    “Kur`ân`ın sırrı Fâtiha`da; Fâtiha`nın sırrı `B`ismillâh`da; `B`ismillâh`ın sırrı da “B” harfindedir… Ben o ‘B’nin altındaki NOKTA’yım!”

    Kenan Bey; yazıda bahsettiğimiz HZ. Ali’nin “Ben o “B” nin altındaki “NOKTA” yım dediği büyük harflerle yazılmış “NOKTA”….

    Sizin yorumunuzda bahsettiğiniz, yaradılmış sayısız noktalardan bir nokta değil… Yaratılmış sayısız noktaların indinde hiç olduğu gerçek “NOKTA”dan bahsettik…

    Yine Hz. Ali’nin “ilim bir ‘NOKTA’ idi cahiller onu çoğalttı” dediği bir “NOKTA”… Bu sözdeki “cahil” manası anladığımız manada cahil değil…

    Bir olan “NOKTA”yı sayısız noktalar olarak gösteren mekanizmaya, beş duyu algısı, sınırlı esma… işaret ediyor cahil kelimesi… İnsan sınırlı kapasite ile değerlendirmeye girince (teknolojiyi kullansa bile, yine de gözünün açısından bakacaktır) varlığı bir “NOKTA”yı göremiyor..

    20 yıla yakın Ahmet HULUSİ’nin eserleriyle içiçeyim… Şükür… Yorumunuzdaki alıntı yaptığınız yazıda başka şeyi; cahil denen mekanizmayı açıklıyor… Kendisinden ALLAH razı olsun… Bir “NOKTA” nın noktalar olarak algılanmasının (cahil denen mekanizmanın çalışma sistemini) anlatıyor…

    Noktaları karıştırmayalım.. Asıl olan “NOKTA” yla…

    “N” -Noktaları “NOKTA”dan yansıdı… “NOKTA” noktalar değil… Noktalar yok…”NOKTA”yım..

    SEVGİ VE SAYGILAR…

  7. 7 saim 5 Mart 2008, 1:09

    Ben bu yazıyı yazarken, aklıma bir çok soru geldi. Doğru kaynaktan araştırarak, bu sorulara cevap verip, ayaklarımı yere sağlam basarak bu yazıyı yazdım.. Şüküründen acizim… Bazı dostların da yazımı okuyunca aynı sorular aklına takılmıştır; sormaya çekiniyordur diye düşünerek, yazımı soru cevap şeklinde açmaya çalışacağım… Sorularım kendimden kendimeydi… Cevaplarım da kendimden kendimeydi…İ steyen DOSTlar takip edip, katılım sağlayabilirler.

    SORU: Ne yani; ben şimdi “NOKTA” mıyım?

    CEVAP: Sen yoksun gerçekte, “NOKTA” var.
    Hz. Ali’nin; BEN o ‘B’nin altındaki NOKTA’yım!” dediği;
    Bir zatın, “Bir BEN var bende; benden içeri” dediği BEN’dir..

    Ben yoktur; “BEN” vardır. O “BEN” denilende ise gerçekte “N”(NOKTA) vardır… “B” ve “E”; “N”nin yansıttığıdır… Gerçekte “N” vardır; “B” ve “E” yoktur; var sanılır…

    SORU: “NOKTA” dediğin nedir?

    CEVAP: “NOKTA” dediğim ÖZ’dür. “B” ile “E” ile sırlanmamış, şifrelenmemiş halidir..

    “E”; “ELİF”tir. “E”de varlık TEK’dir.. ZAT tek, SIFAT tek; ESMA tek; EFAL tekdir.. ÖZ “sadece bir kere tecelli etti, ikinci tecelli olmadı.” denilen Ahadiyet boyuttur…

    “B” ise; Yunus’un “ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” dediği kaynak boyuttur… “E” deki ZAT tek kalmakla birlikte; SIFAT, ESMA, EFAL sınırsız-sonsuz olarak algılanır.. Vahidiyet boyutudur… “B”; “E”nin bürünmüş halidir…

    “NOKTA” ise “BİR” denilen boyuttur… Burda ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL ayrımı yoktur. Bunların işaret ettiği BİR ve TEK olan ÖZ vardır.. NOKTA ÖZ’dür; gerisi SÖZ’dür.. Yani “NOKTA” bir NÜKTE’dir….

    SORU: “NOKTA” HİÇ’midir, YOK mudur, bunu mu diyorsun, her şey yoktan mı oldu, benim bildiğim yoktan bir şey olmaz?

    CEVAP: “NOKTA”; HİÇ, YOK olan değildir… “NOKTA” nın kendi kendine olduğu halin adı HİÇ’tir… Yani NOKTA HİÇ’liktedir, yani BİLİNMEZ’dir…

    “NOKTA” vardır… YOK değildir.. Sınırsız-sonsuz-tek-bir olarak değişik boyutlarda vardır (“B”,”E”,”N”).. “NOKTA” varlığının başlangıcı olmadığı için; kendisindan başka ikinci varlık olmadığı için; var kelimesiyle bile kayıt altına alınamaz, sınırlanamaz…

    Bir hadis vardı.. “Fakr az kaldı küfür oluyordu” şeklinde… Fakr, yani BİLİNMEZLİK (HİÇLİK) az kaldı, örtülü olmasından dolayı YOK sanılacaktı manasındadır… “NOKTA” yani ÖZ o kadar SOM, SIRF, DOLU ki algılayan, onu YOK olarak değerlendirirse, küfre düşer… ÖZ vardır, hem de DOPDOLU dur…

    Uzak doğulular, bu hataya düşmüş YOK olarak değerlendirmiş; tasavvuf erbabı, DOLU görmüş ÖZ’e ermiş. Aynen uzakdoğuluların panteist görüşe sapıp, “kainat O’dur” demesi..

    Tasavvuf ehlinin “Kainat yoktur, O vardır” diyerek gerçeğe ermesi gibi…

    ÖZ yani nokta ilmi de uzakdoğuda yanlış değerlendirilmiş; tasavvuf ehli doğruyu söylemiştir…

    SEVGİLER… SAYGILAR…

  8. 8 friendly 5 Mart 2008, 4:07

    Efendim bazılarınız bilir ya…

    Cami büyükmüş… Hoca hayli yaşlı, kürsüde vaaz veren… İhtiyar kadının da kulakları ağır işitiyor, arkada kadınlar safında… Mâlûm, kulağı ağır işitene işittirmek bir hayli zordur!…

    Neyse, anlatılanları dinlemeye çalışmış ömrünün son demlerini yaşayan kulağı ağır işiten!. Ama bir yandan da, aklı bin türlü işte; bir hobisi de vaaz dinleyip tatmin olmak; işte bunu da yapıyorum, diye…

    Bu arada anlatılanlar anlatılmış, herkes aldığı kadarıyla dışarı çıkmış, kulağı ağır işiten, yanaşmış hocaya sormuş…

    -Hocam galiba sen çok güzel şeyler anlattın da, ben tam anlayamadım!…

    Biraz uzak düştüm senden… Biraz da kulağım ağır işitiyor… Biraz da yaşlılık; kafam çok dolgun!…

    Hani dedin ya, kadının biri kızını asacakmış ağaca da, yerden bir keçi fırlatmış melekler… O da o keçiyi asmış!… Ne mubârekmiş o… Şunu anlayamadım?… Keçiyi nasıl asarak kurban etmiş!!!…???

    Hoca, kulağı ağır işiten yaşlıya bakmış, bakmış, bakakalmış!…

    Uzun uzun ne diyeceğini düşünmüş, Allah’ın ağır işitenini kırmamak için…

    Sonra sâkin sâkin baştan başlamış olayı yeniden anlatmaya….

    Demiş… Anam, o kadının biri değildi… Tevhid Rasûlü İbrahim Aleyhisselâm idi… Sözkonusu olan kızı değildi… Oğlu İsmail A.S idi… Asmayacaktı, kurban etmesi gerekiyordu… Yerden değil… Semâdan!… keçi değil bir koçtu!…

    Anacım… anladım, diye dinlemişsin; ama bakıyorum ki anlattıklarımın hiç biri sana ya ulaşmamış, ya da bambaşka bir şekilde ulaşmış!…

    Gel, yaşın epey ilerlemiş de olsa, gene de fırsat kaçmış sayılmaz!….

    Yakın gel de artık; iyi dinle anlattıklarımı!… Ona göre düzenle yaşamını… Bir daha dünyaya geri gelip, yanlışlarını düzeltme şansına sahip olmayacaksın, Kur`ân ‘a iman ediyorsan!…

    İşte hikaye bu!…

    Nereden geldi bu hikaye aklıma bilmiyorum ama…

    Ahmed Hulusi * Okyanus Ötesinden -1 * 21 Şubat 1998

  9. 9 saim 5 Mart 2008, 4:50

    Kendimden kendime sorular; kendimden kendime cevaplar:

    (UYARI:Cevaplarda mecazlar da kullanıldı, gerçek anlaşılsın diye. Araçta kalmayalım, amaca ulaşalı.)

    SORU: Şu doluluk, boşluk algılamasını misalle açıklar mısın?

    CEVAP: Misalimiz bilimsel gerçeklerden olsun, derinlere, sayılara, hesaplamalara girmeden…

    Örneğin, gezegenler arası önceleri boşluk olarak değerlendiriliyordu… Bilim bu anlayışın yanlış olduğunu ispatladı.. Şöyle ki gezegenler arası boşluk olarak değerlendirilen karanlık, aslında dolulukmuş, kara madde, kara enerji denilen şeymiş… Bu kara enerjinin enerji düzeyi çok yüksekmiş… Önceleri boşluk sanılıyordu, boşluk değil, dolulukmuş… ÖZ’ün olmadığı yer mi var ki boşluk olsun?!.. Boşluk yoktur; doluluk vardır… Bu anlattığımız mecazdı…

    ÖZ de bu mecazda olduğu gibi DOPDOLU’dur, BOŞ değil… VAR’dır YOK değil…

    Ya da karanlığın bütün renkleri emdiği için kara görüktüğü misalinden de ÖZ’e yaklaşabiliriz… ÖZ de DOPDOLUdur… Bu doluluktan dolayı YOK sanılır, uzakdoğunun bazı yanlış inanışlarında…

    SORU: Bu “NOKTA” nasıl, sınırlı mı sınırsız mı?..Nokta diyince insanın aklına sınırlı gibi çağrışım yapıyor?..

    CEVAP: Bu “NOKTA” sınırsız, sonsuz, tek ve BİR olan noktadır… Bize okulda sınırları olan nokta öğretildiği için yanlış algılıyoruz.. Bu NOKTA; okulda öğretilen o nokta değil…

    SORU: BİR ne demek?..

    CEVAP: BİR; NOKTA’nın yani ÖZ’ün halidir.. NOKTA boyutunda sadece BİR olan ÖZ algılanır… Bu BİR 1, 2, 3… manasında değil… Sadece ÖZ manasında… Burada ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL olan ayrı ayrı dörtleme algısı yok… BİR olan ÖZ var… NOKTAda BİR ÖZ görülür… A’MA hali vardır, O boyuttur.. Gerçek manada HU; ÖZe, NOKTAya işaret eder…

    “E” ELİFte (TEK’de) tek ZAT, tek SIFAT, tek ESMA, tek EFAL algısı vardır… TEK’lik, AHADİYET vardır.

    “B”de (bürünülen) ise sınırsız SIFAT, sonsuz ESMA algısı vardır.. Çokluk ta TEK’lik yani VAHİDİYET boyutudur…

    Kısacası NOKTA bir nüktedir…

    NOKTAda bakılınca ÖZ görülür, ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL görülmez, bu manada, BİLİNMEDİĞİ için ZAT, SIFAT, ESMA, EFAL yok denilir, yok oldukları için değil, mutlak olarak yok değillerdir…

    Yani; NOKTA vardır; gerisi NÜKTE’dir…
    Bizde NOKTA’nın NÜKTE’siyiz…
    Yazımızda da NÜKTE yaptık…
    Çünkü NOKTA bilinmez!!!

    Dil sürçtüyse af ola…

    SEVGİ VE SAYGILAR…

  10. 10 saim 5 Mart 2008, 5:39

    Hâce Bahaüddin Nakşıbend`in tasavvufun incelikleri hakkındaki bazı görüşleri şunlardır:

    – Nefy`i vücûd ve “yokluk” azîm iştir!.. Bu sıfatlar, bu yolda “vuslat” devletinin ipucudur. Bizi fenâ ve niyâz kapısından kabûl ettiler; her neye erişti isem buradan eriştim.

    – Yirmi iki senedir, hâce Muhammed Tırmizî ruhâniyetine tâbi olarak RENKSİZ ve VASIFSIZIM!.. Eğer, bir kimse beni bilmek isterse, hâlâ bu zamanda da RENKSİZ ve VASIFSIZIM.

    – Bizler maksûda erişmeğe vasıtayız. Sâliklere lâzımdır ki bizlerden kesilip maksûda ulaşsınlar.

    – İbâdet, vücûd iyrâs eder. Zirâ, kulun ibadeti, vücûd istemektir.

    Şeyh Ebül Hasan Harakanî Hazretlerinin sözlerindendir; buyurmuşlardır:

    “Şu yol ki Allah`dan kula gider, cümle saadet içinde saadettir. O yol ki kuldan Allah`a gider, cümle dalâlet içinde dalâlettir.”

    Sâlikin mürşid sohbetine ihtiyacı bu yüzdendir. Başkaca istikâmetini tâyin edemez.

    – BİZE KİBİR ATF ETMİŞLER. BİZİM KİBRİMİZ, KİBİR DEĞİLDİR; KİBRİYADIR!…

    – Bizler her ne bulduk ise, “fakr” sıfatı ile bulduk!..

    – Sofiyyûnun, “Fakîr Allah`a muhtaç değildir” sözünden murad nedir diye soranlara. “Maksat, hakikî Fakr`dır. Bu küllî istiğnâ makamıdır!. ” buyurmuşlardır.

    – “Fakr tamam olduğunda, O Allah`tır” hadîs-i hakkında da; “bu fakr, fenâi tâmdır ki, husulünde, ehline tecellî zâti vaki olur” demiştir.

  11. 11 İbrahim 21 Mart 2008, 6:24

    http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=10731&p=1&rid=4369

    Foton kuşağı yazısını okuyunca şunları düşündüm. Muhammedi olmak ve olamamak arasındaki farkı.
    Nice kulağa hoş gelen, öz güven geliştirici konulardaki tüm algılamaların Muhammedi anlayışı geliştirmeyende nasıl şekil alabileceğini.. Size de olur mu bilmiyorum. Siz kendiniz öğrenirken sanki hep yetiştiriciniz ağzı kulakların da bir heyecan içinde sizdeki gelişmeleri fark eder gibi hissederseniz(ben hep öyle hissederdim), oysa siz ilim paylaştığınızda anlattığınız kişiye hiç de kendinize duyulan ilgi gibi hissedişler duymazsınız paylaştığınıza karşı(ben duyamadım, hep kendimi daha çok ön planda hissettim, yanlış anlatmıyayım vs. gibi)… Bu eksikliği yaşayan var mı bilemiyorum bu hissedişle ben çok şeyler öğreniyorum, hem de öğrenemediğimi deneyimliyorum aslında.

    İsterdim ki hep Muhammedilik nedir ne değildir bunu konuşalım, paylaşalım her açıdan öyle ki her yaşanılanda önce Muhammedi anlayışla düşünebilecek hale gelene kadar. Belki o vakit şükrü öğrenir, belki o vakit bize hissedildiğini düşündüğümüz, ümmetim deyişleriyle, güller açanlara, aynı sevinci yaşadığımız günler geceleri tadımlarız. Zaten burada bulunma amacımız bu diyeceksiniz, zaten yazıp paylaşma amacımız bu diyeceksiniz, bana sorsalar bende öyle derdim ya…

  12. 12 İNFİTAR 25 Mart 2008, 2:36

    saim Yazmış:
    24 Ocak 2008 22:29

    İNFİTAR SURESİ

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
    1-) İzesSemaunfetaret;
    Sema yarıldığında,

    İÇSEL YORUM: Hiçlik-yokluk (ZAT boyutu) halinde olanın, varlık-hepliğinin(sıfat boyutu),

    2-) Ve izelkevakibünteseret;
    Kevkebler (yıldızlar, gezegenler) saçılıp dağıldığında,

    İÇSEL YORUM: Sınırsız-sonsuz manalarından (esma-isimler boyutu),

    3-) Ve izelbiharu fucciret;
    Denizler fışkırtıldığında,

    İÇSEL YORUM: Esma-isimler birleşimi, terkipsel olarak açığa çıktığında (efal-fiiller boyutu),

    4-) Ve izelkuburu bu’siret;
    Kabirler deşilip içindekiler dışarı çıkarıldığında,

    İÇSEL YORUM: Sınırlı kapasite ile algılanılanların özüne inip, özden değerlendirme yapıldığında,

    5-) ‘Alimet nefsün ma kaddemet ve ahharet;
    Her nefs takdim ettiği (yapıp önceden gönderdiği) ve te’hir ettiği (yapmadığı, sonraya bıraktığı) şeyi bilmiştir (her halleri kendilerine zahir olur).

    İÇSEL YORUM: Her birimin yapacakları da, yapamayacakları da bellidir. Çünkü her birim belli bir kapasite ile, değişmez bir sistem içinde yaratılmıştır.

    6-) Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym;
    Ey insan!… Keriym olan (Bi-) Rabbine (ortak, rakip, nankör olmaya) nasıl cür’et ettin/seni Rabbine karşı cüretlendirip aldatan nedir (ki O’na kafir oldun) ?.

    İÇSEL YORUM: Ey insan; sen, özündeki Rabbinin(esma terkibinin) ikram ettiği manalarla var sayılan bir varlıksın, bunun dışında var olma imkanın var mı? Yok!.. Gerçek manada sen asla, Rabbinin istemediği manaları açığa çıkaramazsın.

    7-) Elleziy halekake fesevvake fe’adelek;
    O (ismi Allah olan) ki seni (insan sûretinde) yarattı (izhar etti), seni tesviye etti (nefh-i ruh için düzenledi, kemalatını kabul edecek hale getirdi), seni mu’tedil kıldı (tam dengeli yaptı; özel mükemmelsin).

    İÇSEL YORUM: Sen O’nun varlığı ile varsın, O’nun manalarının terkibiyle oluşmuşsun. Sistemi de; dilediği manaları açığa çıkartacak mana terkipleriyle var ettiği için; sen de dilenilen manaları açığa çıkaracaksın.

    8 ) Fiy eyyi sûretin ma şae rekkebek;
    Dilediği herhangi bir sûrette (hangi sûrette diledi ise) seni terkib etti.

    İÇSEL YORUM: Dilediği herhangi bir, manalar terkibiyle seni yarattı.

    9-) Kella bel tükezzibune Biddiyn;
    Hayır (iş sandığınız gibi değil) !… Bilakis Diyn’i (Sistem’i B sırrınca) yalanlıyorsunuz (siz) !.

    İÇSEL YORUM: Hayır (Yani özsel, gerçek, mutlak manada imkansız ama…) Görsel, birimsel manada; özden gelen, yukarıdaki ayetlerde açıklanan din (teslimiyet-selamet) anlayışının gereğini yaşamıyorsunuz!..

    10-) Ve inne ‘aleyküm lehafizıyn;
    Muhakkak ki üzerinizde hafızlar (her fiilinizi zabt-muhafaza edenler, hafaza) olduğu halde.

    İÇSEL YORUM: Belli mana terkibiyle yaratıldığınızdan, terkibinize yönelik manaları değerlendirebilirsiniz. Bu şekilde açığa çıkaracağınız manalar muhafaza edilmiş olur.

    11-) Kiramen katibiyn;
    Kiramen (Keriymler?), Katibiyn (yazıcılar).

    İÇSEL YORUM: Bundan çıkarılacak birinci sonuç; açığa çıkacak manalar size ikramdır(sizin bireysel, özgür etkiniz yoktur); ikinci sonuç; yukarıda açıkladığımız sistemle, size yazılmıştır.

    12-) Ya’lemune ma tef’alun;
    (O kiramen, katibiyn olan hafızların üçüncü bir sıfatı da) ne fiil ederseniz bilirler.

    İÇSEL YORUM: Üçüncü sonuç; sizi oluşturan mana terkibi ve terkibinizin algılayıp- değerlendirebileceği manaların, belli olmasına dayanarak işleyen sistem gereği, sizden açığa çıkacak fiiller de bilinir, bellidir.

    13-) İnnel’ebrare lefiy na’ıym;
    Muhakkak ki Ebrar (iyiler; şükür fiili-infak-yakınlık hali sahipleri), elbette Naiym (ni’met cenneti) içindedir.

    İÇSEL YORUM: HAkikat-gerçek odur ki; yakınlık hali sahipleri, Allah’ın isimlerinin manalarıyla bol bol nimetlendirilmişlerdir.Kapasiteleri daha geniş manalarla oluşmuş, daha geniş manaları açığa çıkararak, Allah’a yakınlık haline sahip olmuşlar, sahip oldukları kuvveleri kullanarak, nimete- huzura kauşmuşlardır.

    14-) Ve innelfuccare lefiy cahıym;
    Ve muhakkak ki füccar (kötüler, Hak’dan sapanlar, Rablerinin ni’metine nankörler), elbette Cahıym (cehennem, ateş)’dedirler.

    İÇSEL YORUM: Ve hakikat-gerçek odur ki; uzaklık ehli sahipleri, Allah’ın isimlerinin manalarının daha dar kapasitesiyle oluşmuş, manalar daha dar açığa çıkmıştır. Bundan dolayı Hak’tan sapmışlar, uzaklık ehli olmuşlar, kuvvelerini yeterince açığa çıkarıp kullanamadıklarından, ateş-azap içinde kalmışlardır.

    15-) Yaslevneha yevmeddiyn;
    Diyn Günü maruz kalırlar ona!.

    İÇSEL YORUM: Nimet ehli ve ateş ehli de; özlerinden gelen mutlak teslimiyet-selamet sistemiyle bu haldedirler.Yani Allah; kimi hangi amaç için yaratmışsa, onu dileğini açığa çıkaracak kapasiteyle yaratarak, hedefine ulaştırmıştır.

    16-) Ve ma hüm ‘anha Biğaibiyn;
    Ve onlar ondan (Bi-) gaib olmadıkları halde.

    İÇSEL YORUM: Ve onların, özlerinden gelen mutlak teslimiyet-selametin, dışında-saklı-gizli halleri, varlıkları da yoktur, bu sistemin dışına çıkamazlar.

    17-) Ve ma edrake ma yevmüddiyn;
    Diyn Günü’nü sana bildiren nedir (bilirmisin Diyn Günü’nü) ?.

    İÇSEL YORUM: Allah sınırsız-sonsuz-tek var olan olduğuna göre; var sanılanların varlığı elbette Allah’a bağlı olacaktır. Varlıkların oluşumu başka şekilde olabilir mi? Olamaz!.

    18-) Sümme ma edrake ma yevmüddiyn;
    Sonra, Diyn Günü’nü sana bildiren nedir (bilirmisin Diyn Günü’nü) ?.

    İÇSEL YORUM: Allah sınırsız-sonsuz-tek var olan olduğuna göre; var sanılanların varlığı elbette mutlak teslimiyet-selamet sistemi üzere Allah’ın varlığına dayanacaktır. Varlıkların oluşumu başka şekilde olabilir mi? Olamaz!.

    19-) Yevme la temlikü nefsün linefsin şey’a* vel’emru yevmeizin Lillah;
    O Gün bir nefs (bir başka) nefs için bir şeye malik değildir… O Gün Emr, (mutlak hükümran, tüm kuvvelerin sahibi) Allah’a aittir (beşeri, göresel hiç bir değer ve temenninin geçerliliği yoktur).

    İÇSEL YORUM: Varlığa özden, hakikatlerinden baktığında, her şey üzerinde mutlak tasarruf sahibi Allah’tır. Varlığını oluşturan manalar, kapasite yeterli değilse, hiç kimse kimseye yardımcı olamaz. Her nefste varlığı ve manaları ile hüküm süren Allah’tır…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: