Sıfır Noktası

Siz en kısa yoldan “en uç” noktaya götürülmeyi bekliyor ve bir taşıyıcı arıyorsunuz. Hem doğru yoldasınız hem de yanlış bir yoldasınız.

En uç noktayı aramak dürtüsü; içi içine sığmayan ve kendi içinde infilak ederek milyonlarca insanın yolunu aydınlatan Mûsâ, Îsâ, Muhammed (a.s.) gibi atalarımızdan kalan genetik mirastır. En uçcu düşünce taşımanız doğru yolda olduğunuzu gösteriyor.

Fakat gerçek “büyükler” sırtına kimseyi bindirmez. Kimseyi kucağına alıp taşımaz. En uç noktaya ulaşım yolları yapmazlar. Onlar hamallık yapmazlar, vagon katarı çeken trenlik de yapmazlar. Sizi taşıyacak bir hamal ve sizi çekecek bir tren aramak düşünceniz yanlış yolda olduğunuzu gösteriyor.


1-) Kul HUvAllahu Ehad;
De ki: “O (senin hakikatın olan) Allah EHAD (mutlak tek bir vücud)’dır (varlığın gayrından değil)!”. (İhlâs Sûresi, B Meal’den alıntı)

“…farkederiz ki, düşünülebilen, hayâl edilebilen her noktada, tüm özellikleriyle; ve ‘ZÂT’ıyla ve dolayısıyla tüm özellikleriyle ancak ve ancak, sadece ve sadece KENDİSİ, yani, “AHAD” olan “ALLAH” mevcuttur!..

“O”nun dışında, ikinci bir varlığın vücudundan sözeden ise, tümüyle derin düşünce yetersizliğinden doğan yanılgı içerisindedir!.. Ki bu durumun dindeki adı da ‘ŞİRK’tir!.”

(Ahmed Hulûsi, ‘Hz. Muhammed’in Açıkladığı Allah’ dan alıntı)
* * *

SIFIR NOKTASI
sıfır, sıfır daha kaç eder? iki sıfır etmez; yine sıfır eder

Bir zamanlar… yetmişli ve seksenli yıllarda… Beyazıt otobüs durağı arkasında bir binanın alt katında kitapçı dükkânları vardı.

Beyazıt semti civarındaki fakültelerden ve diğer üniversitelerden hocalar ve öğrenciler oradaki bir ikinci el kitapçı dükkânında toplanırlardı.

Kitapçı dükkânı çok dardı. Dükkân dardı ama sahibinin gönlü çok genişti. Rafların önüne daire şeklinde alçak sedir oturaklar sıralar aralarına birkaç antika sehpa koyar ve üzerlerine de küçük tüpte demlediği çayları sayısızca serpiştirirdi. Önce havadan sudan konuşulur, şifalı bitkilerden formüller tartışılır, yöresel yemeklerden tarifler verilir notlar alınırdı.

Eczâcı, doktor, Türkolog, ilâhiyatçı, felsefeci, kimyacı, fizikçi, matematikçi, edebiyatçı, coğrafyacı, esnaf, yazar, ressam, antikacı, öğrenci, asker … Aklınıza ne gelirse her daldan insan o dükkana uğrardı.

Enteresan muhabbetler olurdu orada. Doktorlar matematikçilerden öksürüğe iyi gelen otların isimlerini ve hazırlanış sırlarını öğrenirdi. Edebiyatçılar matematikçilere rakamların ebced sırlarını anlatırdı. Eczâcılar sufizmi divan şiirleriyle Osmanlıca hocalarına okurlardı. Ressamlar ilâhiyatçılara fetvalar verirdi. Okurlar, yazarların fikirlerini eleştirirdi.

Trakya’nın ve Anadolu’nun her yöresinden toplanmış bu insanlar oradaki muhabbet sofrasında akademik etiketlerini terk ederler, Türkiyeli sade vatandaş ağzı ile konuşurlardı. Hatta bazen kendilerini o kadar kaptırırlardı ki “edebe mugayir olmayan” (edebe ters düşmeyen) argo sözcükler havada uçuşmaya başlardı…

Çay kaşıklarının şıngırtıları ile tatlı kahkahalar birbirine karıştığı sırada bir öğrenci ya da bir hoca ortaya bir soru atardı. İnsan muhabbetinin sahile vuran dalga gürültüleri aniden diner ortam derin bir sessizliğe gömülürdü.

Karlı bir kış gününün loş ikindisinde ve altmış mumluk Edison ampulünün ancak aydınlattığı alaca karanlık dükkânda bomba gibi bir sual patlamıştı.

“İnsanı en kısa yoldan Allah’a götüren mektep (öğreti) nedir? Günümüzde insanı Allah’a en hızlı taşıyan âlimin hususiyetleri (özellikleri) nedir ve nasıl buluruz?”

Muhabbethânede her mektepten (öğretiden) ve her meslekten (cemaatten) “modern dervişler” vardı. Öyle kolay kolay senin yolun-benim yolum, senin hocan-benim efendim gibi tartışmalara kimse girmezdi. Sualde ortamı soğutacak bir hava vardı. Havanın ısısını eksilerden mülayim noktaya her zaman için çekebilecek “eski kurtlar” hazır beklerdi. Yine öyle oldu…

“Modern dervişler tekkesi”nin (kitapçı dükkanının) sigara dumanıyla iyice sis basmış kuytu köşesinden cam gibi ışıldayan bir çift göz sorunun geldiği kapıya doğru baktı. Kapının dışından iki delikanlı da içeri bakıyordu. Tekke (dükkân) dolu olduğu için dışarıda kalmışlar, muhabbeti ayaktan dinliyorlardı.

Kuytu köşedeki “Yaşlı Kurt” gençleri içeri çağırdı. Sigara dumanından rahatsız olan gençler alacakları cevap hatırına gönülsüzce de olsa “tekke”ye girdiler. Hocalar biraz sıkışarak öğrencilere yer açtılar. Mahçup öğrencilerin oturmayacağını anlayan hocalar “emir vererek” yanlarına oturttular.

Öğrenciler hocaları tanıyordu. Hocalar da öğrencileri kısa bir tanışma faslına tabi tutup hemen sual çerçevesindeki değerlendirmelerine başladılar.

Fen Fakültesinden bir hoca sanki sınıftaymış gibi “somut” ve “soyut” büyüklük ölçüleriyle ilgili güzel bir konuşma yaptı..

{…Evrendeki en büyük “galaksi” …
Evrendeki en büyük “yıldız”…
Atom evrenindeki en küçük “parçacık”…
Enerji boyutundaki en güçlü “gerilim değeri”…
Matematiksel sayı doğrusundaki en uç “nokta”…
Geometrik düzlemde iki nokta arasındaki en kısa “çizgi” … nedir? …}

Diye sordu ve;

{…Soru: Yukarıdaki paragrafta verilen değerlerin hepsini ifade edebilecek seçenek hangisidir.

Cevap seçenekleri:

a) Bilimler ve “gözlem araçları” sürekli ilerleyip geliştiği için… fiziksel ve sayısal evrende “en büyük”… bulgular her an değişebilir.

b) Mutlaka her … “uç noktanın” … bir sınırı olmalıdır. İnanç evrenine göre en büyük … “Allah’tır”… en küçük ise haddini bilmeyen … “insan” …dır .

c) Başka cevap şıklarına gerek yoktur…}

Diyerek sustu. Antika sehpadan rastgele bir bardak çay alarak içmeye başladı.

Sufizmi divan şiiriyle anlatan topsakallı eczâcı; “Hocam benim bardağa saldırdın yine” dedi. Kısa bir gülüşme oldu.

İlâhiyatçı doçent, gülüşmeleri bastırmak için bir iki kesik öksürük attıktan sonra suya sabuna dokunmadan Osmanlılığın Türkiye’ye bıraktığı dini kültür ve genel kabullerdeki “büyüklük” kavramlarını çok güzel konuştuğu “İstanbul Türkçesi” ile kısaca özetledi.

Bu arada “Yaşlı Kurt” Komiser Kolombo tarzındaki pardösüsünün cebinden buruşuk bir kağıt çıkarmış kurşun kalemiyle hocaların konuşmalarını steno (çok hızlı bir yazı türü) ile kayda alıyordu.

Gençler suallerine nokta atışı ile tam isabet eden bir cevap bulamadılar. Akşam ezanı okunmak üzereydi. Modern dervişler yavaş yavaş muhabbeti kesip dağılmaya başlamışlardı. Gençler de acele ediyorlardı. Akşam namazının cemaat sevabını kaçırmak istemiyorlardı. Herkes gitti. Akşam ezanı okundu. Fakat “Yaşlı Kurt” “Genç Kurtlar”ı salmadı. Gençlerin kalbinden geçirdiklerini okumak için evliyâ olmaya da gerek yoktu. Yaşlı Kurt gençlerin içini hedefleyerek;

“Namazın kazası olur fakat bilginin kazası olmaz, biraz bekleyin” dedi.

Gençler için bu hüküm doğru değildi. Yaşlı Kurt’un Hitlervâri yarım bıyığını da gözleri tutmamıştı. Beyazıt çınarlarının altında ney çalıp, namazı ve cemaati terk ederek “ben zâten yirmi dört saat namazdayım” diyen . . . îlerin tarikatından olabilir diye düşündüler.

Yaşlı Kurt gençlerin namaz için acele ettiklerini de dikkate alarak kısa açıklamalarda bulundu:

{…İnsan her şeyin en uç noktasını merak eden bir varlıktır. Anladığım kadarıyla piyasadaki mevcut yollar sizleri aradığınız en uç noktaya götürememiş. Götürmez de. Çünkü bu yollar “arayanlara göre” değil, “aramayanlara göre” inşâ edilmiştir. Hoşça vakit geçirmek, bol bol sevap kazanmak ve imanlı ölmeyi yüzde elli bir ihtimale çıkarmak için bu yollar ve başındaki “büyük zâtlar” yeterlidir.

Siz en kısa yoldan “en uç” noktaya götürülmeyi bekliyor ve bir taşıyıcı arıyorsunuz. Hem doğru yoldasınız hem de yanlış bir yoldasınız.

En uç noktayı aramak dürtüsü; içi içine sığmayan ve kendi içinde infilak ederek milyonlarca insanın yolunu aydınlatan Mûsâ, Îsâ, Muhammed (a.s.) gibi atalarımızdan kalan genetik mirastır. En uçcu düşünce taşımanız doğru yolda olduğunuzu gösteriyor.

Fakat gerçek “büyükler” sırtına kimseyi bindirmez. Kimseyi kucağına alıp taşımaz. En uç noktaya ulaşım yolları yapmazlar. Onlar hamallık yapmazlar, vagon katarı çeken trenlik de yapmazlar. Sizi taşıyacak bir hamal ve sizi çekecek bir tren aramak düşünceniz yanlış yolda olduğunuzu gösteriyor.

Sayı doğrusundaki en uç nokta tam ortadaki sıfır noktasıdır. Eksi sonsuz uç ve artı sonsuz uç tam geri çark edip de hiçbir zaman sıfır noktasına dönemez. Çünkü onlar sonsuzun sona erdiği nokta değil, sonsuzun işaretleridir.

İşte insan tüm sonsuz uçların kendisinden doğduğu “en uç noktanın ta kendisidir, sıfır noktasıdır…”

İnsanı kendisine ulaştırmak için nereden nereye tarîk (yol) açacaksın?

İnsanı sırtına aldığın zaman nereden nereye götüreceksin?

İnsanları peşine taktığın zaman nereden nereye çekeceksin?

Her değer sıfırdan doğar, sıfırı anlatır ve sıfıra döner.

Her devrin en kısa tarîki… yolu olmayan “yol”dur.

Her devrin en büyük âlimi kendisini “sıfırlamış”, “en büyüklük” ve “en küçüklük” mal-i hülyâlarından (takıntılarından/kuruntulardan) kurtulmuştur. Böyle bir “en büyük” bulamazsınız. Çünkü o sıfırlandığı için “en büyük” değildir artık. Bulduğunuz kişi “sıfır yükselti”dedir. Ve bulduğunuz “sıfır”ın aklından çıkan sonsuz işâretli düşünce demetlerini çok iyi analiz edin. Sizlere sıfır noktası ile Allah arasındaki en kısa yolun mesafesiz olduğunu anlatacaktır. Sizi sırtına almadan kendi sıfırlığınıza “ittirecektir”. Sizi kendisine çekme kuvveti uygulamayacak, sizi kendisinden uzaklaştırma kuvveti ile sizi size itecektir.

Aradığınız “Ekber Allah” ise ne eksi sonsuzdadır ne de artı sonsuzdadır. Fiziksel ve ruhsal sonsuzlukların sonlarına doğru boşuna gitmeyin. Olduğunuz yerde kalın. Kendi sıfırlığınıza dönün. Varlığınızı sıfırlayın. Ve Allah’ın sizin sıfırlığınızı tümüyle istilâ etmesini bekleyin.

Çünkü aradığınız varlık olan Allah çok kıskançtır. Kendisinden başka ikinci bir “varlığın varlığı”na tahammül edemez ve o varlıktan eksi sonsuz ve artı sonsuz kadar mesâfede uzakta durur…}

Hitler bıyıklı “Yaşlı Kurt”, “Genç Kurtlar”ın kafasındaki yüzlerce soruyu acımadan boğarak yok etmişti. Modern dervişlerden bir hoca, emekli baş komiser olan “Yaşlı Kurt”a; “Komiserim gençleri fazla tutma artık, belki işleri vardır!..” dese de muhabbet yatsı namazının sonuna kadar uzamıştı. Akşam namazı geçmişti.

Yaşlı Kurt yıllardan beri ilk defa vakit namazını kazaya bırakmıştı…

Sonraki günlerde gençler “ modern dervişler tekke”sinde birkaç fasıl daha “sıfır” muhabbetine katıldılar. “Yaşlı Kurt” İstanbul’dan taşındı ve bir daha görüşemediler.

Birkaç sayfa “sıfır muhabbeti” şimdilik dijital enerji ortamının belleğine işlendi. Her zaman olduğu gibi… her şeyin yok olup gittiği gibi… sonsuz düşünce demetlerinden derlenen bu notlar da zamanın sonsuzlukları içinde bir gün mutlaka yok olup gidecek. Fakat “sıfır yükseltideki zâtların” düşünce demetleriyle kendilerini “sıfırlayan sıfırlar” Allah’ın istilâsı altında ebediyete kadar “sıfır muhabbetlerine” devam edecekler.

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

5 Responses to “Sıfır Noktası”


  1. 1 ruh-i latife 3 Mart 2008, 2:23

    Çok zarif bir sıfır dı-NOKTA idi teşekkürler..: )
    “daima A-li bir kişi en hızlı sıfırlayandır”
    nokta boyunda selamlar…..

  2. 2 kenan 3 Mart 2008, 6:31

    Kendinde varlık görenler, kesret aleminde yaşayanlardır, sıfır’ın lafını sevenlerdir. Kendini sıfırlayanlar TEK i bulanlardır, lafını etmeseler de…. hedefe sıfırlanmış yazısı için Kemal abiye çok teşekkür ediyorum.

  3. 3 Uryan 3 Mart 2008, 6:38

    Vahdet Beyle Sohbet-12 yazısını bitirirken Sn.M.Doğramacı’nın KAMİL ZATA GÖNÜL VERMEK cümlesi üzerine Kamil Zat kimdir,nasıl özellikler taşır sorusunun cevabını aramıştım.

    Sn.Gökdoğan’ın bu yazısında cevabı fazlasıya buldum.İşte Kemal Beyin işareti ile Kamil Zat:

    -Fakat gerçek “büyükler” sırtına kimseyi bindirmez.Kimseyi kucağına alıp taşımaz. En uç noktaya ulaşım yolları yapmazlar. Onlar hamallık yapmazlar, vagon katarı çeken trenlik de yapmazlar.

    -Her devrin en kısa tarîki…yolu olmayan “yol”dur.

    -Her devrin en büyük âlimi kendisini “sıfırlamış”, “en büyüklük” ve “en küçüklük” mal-i hülyâlarından (takıntılarından/kuruntulardan) kurtulmuştur.

    -Sizi sırtına almadan kendi sıfırlığınıza “ittirecektir”. Sizi kendisine çekme kuvveti uygulamayacak, sizi kendisinden uzaklaştırma kuvveti ile sizi size itecektir.

    Teşekkürler Kemal Bey.

  4. 4 birol 3 Mart 2008, 7:19

    Slm. Kemal kardes yine anafikirlerin göbektasina yatirdin bizi eyvallah, kamil insan bu kadar güzel anlatilirdi! bizi ucsuz bucaksiz varliktan yokluga cektin, bizi bitirdin yine! insanoglu esmalardan varligindan yaratilan asli ahad olanin coklu göründüsüne bi zaman sonra alisiyor araziye uyuyor!.. gönlü büyük kardeslerimiz bize hedefi gösterib uyariyor uyandiriyorlar eyvallah. bizi bizden alib bize gönderiyorlar beyninize saglik, firaset sahibi olan ve daim uyanik olan gönüller gaflete dalmamiza müsade etmiyorlar, kendi YOKLUKTA olan yarattiklarini da YOKTAN varedene hamd sena ve sükürler olsun!.. bizi gercekten soyutlayan, bizi kendi varliginda YOK eden BAKI ye sükürler olsun, kendiyle baki kilan ekber olan Hz. ALLAH’a sonsuz sinirsiz zerrelerce hamd ve sükür olsun, bizi HAMDina vesile kildigi icin..

  5. 5 Ednan 4 Mart 2008, 2:19

    Anlayan anlar, idaraki ise mümkün değildir!.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: