Büyük Patlama

Dinamizm devam ediyor…
Şimdi de String Teorisi üzerinde tefekkür yelkenleri açılıyor. Her şeyin, tüm boyutların, tüm sonsuz paralel evrenlerin, dünya ve ahiret bütünlüğünün “tek kare resim”de olduğu ile bir şeylere işaret ediliyor. Sûfilerin asırlardan beri işaret ettikleri; “b” sırrı, “nokta” sırrı, “elif” sırrı… bu çağda BİLİMLER PENCERESİNDEN “tek kare resim” isimlendirmesiyle sınırsızca seyrediliyor..

String de son değil !… Allah Sistem ve düzeni String Teorisinin üzerine ‘bu sondur’ etiketiyle oturtulmuyor. Şu anda, dijital bilgi/data çağında varlık âlemleri “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd ederim / Elhamdulillahi Rabbil âlemîn” âyetinin holografik açılımı ile seyrediliyor.


27-) Velev enne ma fiyl Ardı min şeceretin aklamün vel bahru yemüddühu min ba’dihi seb’atü ebhurin ma nefidet kelimatullah innAllahe Aziyzün Hakiym;

Eğer Arz’da ağaç olarak bulunan şeyler kalem olsa ve deniz de (mürekkeb olsa), ondan sonra yedi deniz de ona imdad etse (o denize yardım etse), Allah’ın kelimeleri tükenmez… Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir. (LOKMAN SÛRESİ, B MEAL’den)…

Evren içre evrenlerin, gerçekte, “çok boyutlu tek kare resim” algılamasıyla; “ALLAH” ismiyle işaret edilenin çeşitli isimleriyle tanımlanan özelliklerinin, “AN”lık görüntü algılamasından başka bir şey olmadığı “NOKTA”sına ulaşıldı! Ve dahi fark edildi ki, O “NOKTA”, “ALLAH” ismiyle işâret edilenin ilmindeki sayısız “Nokta”lardan yalnızca bir “NOKTA”! (…AHMED HULÛSİ; YENİLEN’den bir bölüm)

“Tanrı(*) hakkında bahsetmeden evrenin başlangıcını açıklamak zordur.
Benim çalışmalarım bilim ve din arasındaki bir çizgide bulunuyor, ama ben bu çizginin bilimsel yanında kalmayı deniyorum.” ( Stephan HAWKİNG…bilim adamı)

* * *

BÜYÜK PATLAMA

“İki günü birbirine eşit olan bizden değildir” (Hadis-i Şerif)

Mağarada yaşayan atalarımızın evren anlayışına ve evrene bakış yöntemlerine “ilkel düşünce” diyoruz.

Mağara çağı ilkel düşüncesinde “evren” sadece mağaranın çevresindeki aşılmaz dağlarla sınırlı dar bir alandır. Mağara adamının dünyası da o kadardır. Avlandığı, meyve-sebze topladığı arazi onun hem bahçesi, hem dünyası hem de evrenidir. Düşünce evreni de gezip gördüğü yerlerle sınırlıdır.

Mağara toplumundan cesur birisi bir gün yalçın dağları aşarsa ve dağların ardındaki sonsuz gibi görünen ovaları ve denizleri görürse o kişinin dünyası ve evreni biraz daha genişlemiş olur.

Tarih öncesi karanlık çağlardan sonra eski çağ başlar.

Eski çağ Yunan, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarında dünya düz bir tepsi gibidir. Yukarıda parlayanlar ise yıldız değil, ölmüş ataların göz kırpan parlak ruhlarıdır ya da dünyayı gözetleyen tanrılardır. Ne müthiş bir ilerleme… Mağara adamının evrenine göre ne kadar modern bir düşünce…

Eski çağın bu modern (?) düşüncesinde birkaç bilim insanı dünyanın yuvarlak olduğunu hesaplayıp kanıtlıyor. Hatta dünyanın çevresini dört yüz kilometre gibi bir hata payı ile hesaplayabiliyor. Daireyi üç yüz altmış dereceye bölebiliyor. Ayın ve güneşin hareketleriyle mevsimler arasındaki bağlantıları kurabiliyorlar. Bu kural dışı düşünce insanları tüm bu hesaplamaları ya gizli yapıyorlar ya da bir kralın özel koruması altında yapıyorlar.

Çünkü…

Evrenin ve dünyanın nasıl bir şey olduğunu bilmek ve o konuda düşünmek yasaktır. Evrensel konular öyle herkesin düşüneceği şeyler değil ancak “tapınak kadrosu”nun işidir. Tapınaktakiler her şeyin doğrusunu bilir. Tanrının ya da tanrılar konsorsiyumunun (şirketler grubunun) düm düz yarattığı bir dünya vardır, dünyayı aydınlatmak için yukarıya bir kandil (güneş) asılmıştır. Yıldızlar ise daha küçük tanrı ve tanrıçalar ya da küçük kandillerdir. Tanrının ya da tanrıların sistemi ve düzeni budur. Bunun dışında düşünülemez.

Tapınaktaki başrahip düşünce kalıplarının kontrolcüsüdür. Kim donuk düşünce kalıplarını eksiksiz ezberleyip de eksiksiz gece gündüz “zikrederse” başrahibin gözüne girer ve tanrılara doğru yükselmeye başlar. Tanrıların ve toplumun kutsal düşünce adamı, kutsal din adamı, saygın devlet adamı olmaya başlar…

Karanlık çağların, eski çağın ve orta çağın evren anlayışını ilk evrensel(?) din olan orta çağ kilisesi devralır. Bu çağda bilim adamları, devlet adamları, sanatçılar, soylular, köleler, burjuvalar ve tüm insanlar “kilise kadrosu” nasıl düşünüyorsa öyle düşünecektir. Tüm Hıristiyanlar kilise başkanı ve aynı zamanda tanrının yeryüzündeki temsilcisi olan papa hazretlerinin yönetiminde koro halinde aynı düşünce notalarını seslendirmek zorundadır. Aykırı ses çıkarılamaz. Âhenk bozulamaz.

Çünkü…

Kilise “tanrı” gibi düşünmektedir. Tanrının yeryüzündeki temsil noktasıdır. Tanrı yanılmadığı gibi kilise ve kilisenin başı da yanılmazdır.

Dünya yuvarlaktır… Güneş dünyanın etrafında değil, dünya güneşin etrafında dönüyor demek kimin haddine? En büyük küfür ve tanrıya isyandır böyle düşünmek. Bu şeytani düşüncelerden arınmak için ya tövbe edip “dünya düzdür deyip” tekrar kutsal su ile taktis edileceksin… ya da ateşte yakılarak arıtılmayı göze alacaksın…

Orta ve yeniçağ İslam dünyasında bilimsel düşünce Avrupa’ya göre daha parlaktı. Fakat ezbere dayalı dini ilimlerin yanında bilimsel çalışmalar her zaman için birkaç meraklının kişisel gayreti olarak kalmıştır. Onların çoğuna da “zındık/dinsiz feylesof” damgası vurulmuştur.

Yeniçağın sonlarına doğru evren anlayışı nihayet dünyanın yuvarlak olduğunda karar kıldı. Güneş merkezli bir model kabul edildi. Fakat evren henüz sınırlı idi. Mağara adamının aşılmaz dağları biraz daha genişlemiş gezegenlerin ve gökyüzündeki yıldızların sonundaki varlık ve uzay bitiş çizgisi(?)ne dayanılmıştı.

Madde evreninin bir sınırı(?) vardı. O sınırın arkası mutlak boşluktu(?), mutlak yokluktu(?). Tanrı evreni o kadar yaratmıştı. Dünya’yı da en kıymetli noktaya koymuş, üzerine de insanı oturtmuştu. İnsanı uzaktan kontrol ediyordu. İnsan dünyayı ve evreni kendisi için yaratan tanrısını düşünüp ona layık olmaya çalışacak mıydı? Yoksa yiyip içip isyan mı edecekti? Varlığın ve evrenin yaratılış amacı tanrının “insanlar acaba ne yapacak?” merakıydı.

Yeniçağın bilimsel çizgisi ile dinsel çizgisi bu “modern düşüncede(?)” birleşmişti. Dinler dinlerden, kültürler kültürlerden etkileniyordu. Doğal bir şekilde dinler arası diyalog oluşmaya başlamıştı. Tanrılar düşüncesinin yerini tüm insanların ve evrenin tek tanrısı düşüncesi kabul görmeye başlamıştı. İnsanlık on binlerce yıl önce Hz. Âdem’in ve yüz binlerce Resulün ve Son Nebî’nin söylediği çizgiye yavaş yavaş yaklaşıyordu artık.

Aynı zamanda senin tanrın… benim dinim… senin peygamberin… benim kitabım savaşları da ekonomik çıkar saldırılarıyla birlikte devam ediyordu.

Ve atom çağı başladı…

Enerji ve ışık denklemleriyle evrenin ve maddenin sınırları bir daha kısıtlanamamak üzere kalktı. Yeni yeni yeni diyalog haline giren dinler de yeniden, tanrı ve evren modellerini “yenilemek” zorunda kaldılar.

Hz. Muhammed a.s.’ın OKUDUĞU…“Allah âlemLERin rabbidir” ayetini bilim, sınırsız-sonsuz evren ve sonsuz varlık boyutları modelleriyle sayısallaştırdı.

Şimdi…

Buraya kadar olan bölüme bir nokta koyuyoruz. Hz. Muhammed a.s.’ın anlattığı din (Allah Sistemi) ve günümüzdeki geleneksel İslâm Dini anlayışı arasındaki farkı kısaca anlatmaya çalıştıktan sonra konuya dönüp sonuca doğru gideceğiz…

Hz. Muhammed a.s.’ın açıkladığı İslâm bir din adı değil Allah’ın sonsuz ve sınırsız sisteminin ismidir. O’nun bizlere teklif ettiği “ibadetler” ise tanrıya tapınmak için değil Allah sistemini OKUYUP sonsuz yaşama hazırlanmak içindir.

Hz. Muhammed a.s. yeni bir din kurmamış; ezelî ve ebedî olan İslâm’ı (Allah sistem ve düzenini) her boyutuyla insanlara anlatmıştır. Bedensel ve ruhsal temizliği (arınmayı) sağlayacak davranışları “ibadet” adı altında bizlere “teklif” etmiştir. Kendisi de son nefesine kadar ibadetlere devam etmiştir. Bizim de devam etmemizi hal dili ile bu şekilde tavsiye etmiştir.

Fakat O’nun vefatından sonra kendisinde tanrısal yetkiler olduğunu iddia eden kadrolar türemiş ve İslam diğer tek tanrılı dinlerin havasına sokulmuştur.

Dört halife ve o döneme yakın ehl-i beyt (Hasan ve Hüseyin) siyasal otorite savaşları nedeniyle Hz. Muhammed a.s.’ın anlattığı Allah’ın tek tanrı gibi anlaşılmasına ve Allah sistemi ve düzeni olan İslâm’ın da tek tanrılı bir din gibi kurumsallaşmasına engel olamamışlardır… Onlar tüm gayretlerini Kur’an’ın muhafazasına, gelecek nesillere aktarılmasına ve eski Arap ilkelliğine dönülmemesine harcamışlardır.

Yine de Resulullah a.s.’a yakın olan ehl-i beyt (Hasan ve Hüseyin), halifeler ve suffe ehli sahabeler siyasal savaşlar içinde de olsa gerçek İslâm’ı ve Allah inancını anlayabilecek bir çevre oluşturabilmiştir. Bu çevreye kısaca “sufîler” diyoruz.

Bir tarafta ise Hz. Muhammed a.s.’ın geleneksel kıyafetlerinden, yediklerinden, içtiklerinden, günlük hayatından başka hiçbir şey anlatamayan bir İslam dini modeli daha gelişmiştir. İbadetleri tanrıya tapınma, geleneksel Arap hukukunu evrensel şeriat yasası zannetme ve benzeri düşünceler de kalıplaşarak “Tek Tanrılı Son Din” adı ile bir düşünce sistemi ortaya çıkmıştır.

Hz. Muhammed a.s.’ın anlattığı ve Allah’ın da “Dininizi tamamladım” diye vahyettiği İslâm ile şimdiki din anlayışını birbirinden ayırmak için günümüzün kabulüne “Tek Tanrılı Son Din” tabirini kullanacağız.

Şimdi…

Tekrar konumuza dönüyoruz.

Atom çağında bilim yeni bir evren modeli önerdi. “Big Bang”… “Büyük Patlama”…

Bu teoriye göre…

Hiçbir şey yoktu. Sadece bir nokta vardı. O nokta, o kadar içe doğru sıkışıyordu, çöküyordu ki artık sıkışacak ve çökecek mekân kalmamıştı. Sıfır hacim, sıfır hareket, sıfır zaman, sıfır varlık konumuna geldi. Bu nokta bir atomdan sonsuz defa daha küçüktü. Kısaca “yok”a eşitti. Her nedense birden bire dışa doğru patladı. Ama ne patlama!.. Muazzam bir patlama. Trilyonlarca derece sıcaklık ve sonsuz enerji püskürten bir patlama oldu.

Saniyenin trilyonlarda birinden daha kısa bir an içinde ısı milyarlara, milyonlara, yüz binlere düştü. Elektronlar, protonlar, nötronlar oluştu. Isı düştükçe maddeleşme başladı. Elementler doğdu. Gaz kümeleri galaksileri, yıldızları, gezegenleri oluşturdu… Ve aradan on dört milyar güneş yılı geçti. Şimdilik hesaplanabilen üç yüz milyar galaksi var. Evren büyük patlamanın etkisiyle bir balon gibi hâlâ şişiyor ve genişliyor.

Mağara adamının evreni, atom çağında sonsuz-sınırsız uzay ve içindekiler SINIRINA geldi dayandı. Yine de sınırlı diyoruz. Çünkü bilim felsefesinin tanrı inançlı bilim insanlarıyla ve tek tanrılı dinler konsorsiyumu ( özellikle Kilise ve Tek Tanrılı Son Din kadroları); melekleri, cinleri, uzaylıları ve diğer enerjisel ve ruhsal varlıkların boyutlarını (katmanlarını) Big Bang (Büyük Patlama) evreni sınırlarıyla açıklamaya çalışıyorlar. Dünyâ ve üzerindeki insan ise hâlâ tanrının gözdesi ve özel koruması altında.

Burada çok fazla sayısallığına ve kavramlarına girmediğim Big Bang teorisini on beş yaşımdan (1978 yılından) beri popüler bilim düzeyinde takip ediyorum. Hatta imanımı hayranı olduğum o teori ile kuvvetlendirmiştim(?), tanrının muazzam kudretini muazzam “Big Bang/Büyük Patlama” ile tefekkür etmeye çalışıyordum.

İçimden gelen bir ses de şunları soruyordu:

Tanrı o noktayı neresinde patlattı? Niye patlattı? Patlatmasa olmaz mıydı?.. Patlamayla oluşan uzay ve zaman tanrının neresinde konuşlandı? Daha yüzlerce soru…

Bu sorulara biraz da olsa; Uzay Yolu, Yıldız Savaşları, Yıldız Geçidi ve Geleceğe Dönüş gibi Hollywood fantastik bilim kurgusu filmlerin düşünce dünyamıza soktuğu ve öztürkçeye “boyut” olarak çevrilen kelime ile cevap bulmuştum. Türkçe konuşup Türkçe düşündüğümüz için aslında “boyut” kelimesini tam karşılayan “semâ ve âlem” kelimelerinden yeterince yararlanamıyorduk. Ancak boyut kelimesinin getirdiği kavram ile semâ/semâvat (gök/gökler) ve âlem/âlemîn (evren/evrenler) kavramlarının soyut anlamlarını çözebildik.

Demek ki tanrı ayrı bir boyuttaydı, patlama ayrı bir boyuttaydı.

Bu ses şeytanın verdiği vesveseler olmalıydı. Çok sağlam(?) bilimsel temellere oturttuğum imanımı kıskanıyor olmalıydı. Zâten atam Âdem’i de kıskanmamış mıydı? Boş ver diyordum, dinleme onun çirkin fısıltılarını… Boyut kavramıyla da tanrıyı ve patlamayı birbirinden ayırmıştım… Sorun kalmamış gibiydi.

Yıllar sonra anladım ki o ses şeytanın sesi değil de… mantar patlatır gibi evren patlatan bir tanrı düşüncesini reddeden ve Allah’ı arayan aklın ve vicdanın sesi imiş… Tanrının boyutu ile evrenin boyutunu ayırmak da demek ki yeterli gelmemişti.

On dört milyar yıllık evren tarihinde en hızlı çağları atlayan şanslı nesil olarak atom çağında doğmuştum. Uzay çağında ayın fethini duymuş, siyah beyaz camdan izlemiştim. Son yirmi yıl içinde de dijital bilgisayar çağının başladığını görmüştüm.

Kilise ve “Tek Tanrılı Son Din” konsorsiyumunun tavsiyeleri doğrultusunda kendi minik düşünce evrenimde amatörce imanımı kuvvetlendirme(?)ye çalışırken… bir Muhammedî’nin “Big Bang” teorisine farklı bir yorum getirdiğini okudum.

Bir soruya şöyle cevap veriyordu…

(((…Soru

-Bugün bigbang teorisinin doğruluğu, geniş ölçüde bilim adamlarınca iddia ediliyor…. Kitaplarınızda ise bu teorinin yanlış olduğunu yazıyorsunuz… Bütün bilim adamlarının dediğine ters düşen bir şeyi neye dayanarak dile getirebiliyorsunuz ?… Hoşgörünüze sığınır, teşekkür ederim…

Üstad

-Bu konuda yola “Allah” isminin işâret ettiği mânâdan yola çıkıyorum…

Eğer biz, “Allah” isminin işaret ettiği mânâyı anlamamışsak; bu takdirde tanrının yarattığı, bigbang ile bu evrenin oluşmasını kabul edebiliriz…

Eğer “ALLAH” isminin işaret ettiği mânâyı kavrayabilecek bir akıl verilmiş ise bize, bu takdirde düşünebiliriz ki…

Her an başsız ve sonsuz olarak, bu Zât’ın Sıfat’ları ve Esmâ’sı sınırsız bir şekilde tecelli etmektedir!…

O’nun tecelliyatının, bir başı ve sonu olamayacağına göre, evrenin ve evren içre evrenlerin, ve evren dışı evrenlerin ne başı vardır ve ne de sonu vardır… Sürekli dönüşüm sözkonusudur!…

Ayrıca… Evren kavramını, biz şu andaki bedensel boyutumuzun algılamasına göre kabul etmiş durumdayız… Bedensel alıcılarımıza göre kabul ettiğimiz evren kavramı, ölümle birlikte çok değişecektir!… Cennet’e girenler için ise, bugün yaşayanların düşünlerinin yanından bile geçmediği bir hâl alacaktır!….

Üstelik… Bundan bir iki ay evvel New York ve New Jersey’deki TLC kanalında, Stephan Hawking’in bir görüntülü açıklaması yayınlandı… , . . . . . . . . … Orada Stephan Hawking şu açıklamayı yapıyordu…

“Evren tek bir bigbang ile oluşmamıştır, evren başsız ve sonsuzdur… Bigbang evren içindeki sayısız bigbanglerden biridir”…

Not: Bu konuda detaylı bilgi 23 Şubat 98 tarihli Sabah, Yeni Yüzyıl ve Milliyet Gazetelerinde yayınlandı…
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/okyanus/okyanus15.htm)))

Kısa ömrüm içinde bu sefer kendi içimde bir çağ daha atlamıştım. 1978-1998 arasındaki yirmi yıllık big bang çağı minik düşünce evrenimde sona ermiş sonsuz zincirleme reaksiyonlu bir big banglar çağına girmiştim.

Peki girilen bu çağ son çağ mıydı?

İlkel “tanrısal patlama” düşünce çağı kapanmış DEĞİŞMEYECEK SON BİLİMSEL DÜŞÜNCE ÇAĞI mı başlamıştı?

Big Bang’in üzerine oturttuğum Ulu Tanrı ve TAKLİDİ İMAN ne olacaktı? Zaten olan da olmuştu… Tekli patlamanın yanlış teori olabileceği tezi ile birlikte SÖNÜP gitmişlerdi… şimdi “aynı anda zincirleme/çoklu patlamalar” devri mi başlıyordu?

Eğer; ‘son düşüncedir, başka şekilde düşünmeye gerek kalmamıştır’ der isek; Big Bang ile sönen tanrı tekrar şişerek ve daha da büyümüş olarak geri gelmez mi? “Aynı anda çoklu patlamalar”ın tanrısı olmaz mı?

“Sondur daha iyisi yoktur” der isek Allah’ın “ilim” sıfatının çevresine mağara adamının sıra dağlarını çekerek yine ilkel düşüncede kalmaz mıyız?

Yukarıdaki alıntı “bilgi kaynağı”nı dikkatle incelersek; orada ne bir dini hüküm görüyoruz ne de bilimsel bir son hüküm görüyoruz. ‘Allah ismi ile işaret olunan ahad varlık’ a bu bilimsel veriler gereği iman etmeliyiz gibi bir teklif de getirmiyor. Bilimsel verilerden Allah ismi ile işaret olunana doğru bakmıyor. Allah ismi ile işaret olunanın mânâları istikametinden aklı selim ile bilimsel verilere bakıyor. Bakış açılarının yönü çok önemlidir.

Bilimden, bilimsel verilerden Allah’a doğru bakarsanız benim gibi tanrıyı patlamanın her hangi bir yerine oturtamazsınız. Bilimler ve teoriler daha da geliştikçe ya da “yanlışmış özür dileriz” açıklamaları geldikçe baktığımız tanrı modelini de her değişimde değiştirmemiz gerekir.

Fakat Allah isminin sonsuz sınırsız mânâsı açısından bilime ve bilimsel teorilere bakarsanız; Allah’ın ilim sıfatının her an yeni bir tecelli verdiğini ve Allah’ın el an (şu anda da) aynı olduğunu idrak edersiniz.

Dinamizm devam ediyor…

Şimdi de String Teorisi üzerinde tefekkür yelkenleri açılıyor. Her şeyin, tüm boyutların, tüm sonsuz paralel evrenlerin, dünya ve ahiret bütünlüğünün “tek kare resimde” olduğu ile bir şeylere işaret ediliyor. Sûfilerin asırlardan beri işaret ettikleri; “b” sırrı, “nokta” sırrı, “elif” sırrı… bu çağda BİLİMLER PENCERESİNDEN “tek kare resim” isimlendirmesiyle sınırsızca seyrediliyor.

String de son değil… Allah Sistem ve düzeni String Teorisinin üzerine ‘bu sondur’ etiketiyle oturtulmuyor. Şu anda, dijital bilgi/data çağında varlık âlemleri “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd ederim / Elhamdulillahi Rabbil âlemîn” âyetinin holografik açılımı ile seyrediliyor.

Bilimin ulaştığı aşamalar ve bilimle birlikte gelen düşünce açılımları “sonsuz ilim sıfatının” kozmik beş duyulu zamanımıza ve mekânımıza bakan bir noktasıdır… nice sonsuz noktalar vardır daha açılacak.

Tüm bu teoriler ve bilimsel veriler, imanı kuvvetlendirmek ya da zayıflatmak için değildir. Tanrının varlığını ya da yokluğunu kanıtlamak için kullanılması da “malayani”dir (boş uğraştır). Teoriler değişince ya da modası geçince “imanımızın ve tanrı anlayışımızın” da modasının geçmesi mi gerekir?

Bilimsel düşünceyi, bilimsel teorileri amatörce ya da uzmanca takip etmek, değerlendirmek sadece ve sadece Allah’ın ilim sıfatının her çağda her an, nasıl yeni görünüşler aldığını SEYRETMEK içindir. Kalıplaşmak, donuklaşmak için değil.

Bilimsel verilerin ve bilimsel düşüncelerin her an yenilendiği düşünce çağında internete her tıkladığımızda düşüncemizi her an “yenilemeye” açık olmalıyız… ve modern mağaramızın çevresini çevreleyen “düşünceyi dahi donduran karlı sıradağları” aşma cesaretini de eyleme dökmeliyiz… Bizi hiç kimse çevremize her an örülen sıra dağlardan her zaman sırtında taşıyarak yeni ufuklara aşırmayacağı gerçeğini de kabul etmeliyiz…

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com


(*) Stephan Hawking’in bahsettiği tanrı, klasik Hıristiyanların inandığı başka bir boyutta yaşayan tanrı değildir. Aklının ve vicdanının bilim yoluyla arattığı sonsuz sınırsız olandır. Kilise dindarları bu bilim adamına teslise inanan tanrı inançlı gözüyle bakmamaktadır.

Reklamlar

5 Responses to “Büyük Patlama”


  1. 1 kenan 25 Şubat 2008, 6:49

    ‘Tanrı yoktur sadece ALLAH vardır’ gerçeğine bizzat kendi şahitlik etmiştir. melekler de, dostları da ,,, bu şehadeti yaptılar. evet tanrı yoktur sadece aziiz ve hakiim olan ALLAH (HU) VARDIR… din ilim bilim HU ya koşuyor… ben müslumanım diyenler hala uyanamadılar… lütfen uyandıralım…

  2. 2 Uryan 25 Şubat 2008, 9:46

    Kemal Bey çok hoş açıklamış.
    Sonsuzluk içinde, belli bir noktada, tek bir patlama ile alemlerin oluşumu aklımıza yatmıyor ama cevabını da bir türlü somutlaştıramıyorduk.

    Din-Bilim ayrılmazlığı, bilimsel verilerle dini değerlendirmenin ufuk acıcı verilerini bu yazı ile bir kez daha gördük.

    Teşekkürler..

  3. 3 bir'ol 25 Şubat 2008, 11:41

    Bilimin (güneşin) batıdan doğduğuna inanmıyorum!. Yalnızca müslüman toplumlar yerlerinde sayıyorlar…
    Oysa, japonya veya singapur gibi ülkeler teknolojik yönden ”bizim batımızdan” daha ileriler! Halbu ki, japonya bize GÖRE daha doğuda değil mi?..

    Bizim batımızın toplumlarının, orta doğulu müslüman toplumlardan biraz daha ileri olmaları, dinde reform yapabilmeleriyle alakalı. Bu da rönasans dönemiyle başladı ve devam etmekte. Her ne kadar rönesans yapıp ilerleme kaydetseler de maddesel tanrı inanışları onları biryerlerde tıkayıveriyor!.
    Ama ne var ki, orta doğulu müslüman toplumların rönesans yapabilme gibi cesaretleri ve yetenekleri olmadığından dolayı da daha yavaş konumda ilerliyorlar…
    Hee bir de, biz dünyayı hıristiyanlar ve müslümanlar diye ikiye böldük! Malesef dünyada yaşayan milyonlarca budist, milyonlarca ataist veya musevi vs. vs. var…..

  4. 4 Zekeriya Bağcı 25 Şubat 2008, 2:21

    Sevgili Kemal;
    Allah senden razı olsun.

    Yazıyı okuyunca bir şeyler yazmak gereği hissederek, yazıya dökmeye çalışacağım biiznillah. (Çok zaman dökülemiyor yazıya)

    Şimdi var olduğumuz boyutta ceriyan eden olaylar esma boyutundan kaynaklanıyor dersek; şu an da karşımıza gelen görülebilen olaylar ZAHİR sıfatıncadır. İçselimizde de paralel olan şeyler de BATIN sıfatınca oluyor. Bu iki sıfatın bir yarışı (anlatım sadetinde) var ise; yani zıdı ile kaim ise herşey, bizler bırakalım da Zahir olan tüm gerçekliği ile bizlere Batınımızda olması gerekeni açıklasın neden perdelenelim ?
    Yapmamız gereken tek şey Zahir sıfatında açılmış olanların, Batınımızda da bulmaya çalışmaktan başka yapmamız gereken (bizcesi) başka birşey yoktur.

    (Burada böyle bir beyan oldu diye değil Sevgili Kemal’i Tenzih ederim.)

    Aksi halde şöyle bir bakış açısı olmasın diye; Müslümanlar bunu bulamadı batılı bilim adamları buldu keşke müslümanlar bulsaydı anlayışını temeli Tanrı inancına dayanır.

    Dünyamızda cereyan eden tüm olayları amaç Batınımızda da görebilmek değil midir?

    Yoksa ;

    Madde Alemi
    Mana Alemi
    Senlik
    Benlik
    buna benzeleri bizlerde olan kavramların tamamı ÖTEDE anlayışına dayanmaz mı?

    Yoksa Allah’ın bir sıfatını zıddıyla kaim olanlardan bir tanesini örtmeye çalışmak demek olmaz mı..! (?)

    CASİYE 37-) Ve lehül Kibriyau fiys Semavati vel Ard* ve HUvel Aziyzül Hakiym;

    Kibriya, Semavat’ta ve Arz’da O’nundur (herşey O’nun kemalini izhardadır)… O, Aziyz’dir, Hakiym’dir. (“B” MEALİ HASAN GÜLER)

    Kendi varlığından başka bir varlık söz konusu değil ise; Zahir de olan da Batın da olan da (SIFATLARINCA) HU değil midir?

    Neyi ötemize attık ise perdelendik demek değil midir?

    Bütün sıkıntımızın kaynağı bu ötelemekten kaynaklanmıyor mu?

    Dua ve Zikir Kitabın dan Ayet-el Kürsiİ:

    “Allahu lâ ilâhe illâ hu, elhayyul kayyum,”:
    ALLAH ki, Tanrı yoktur ancak O vardır, diridir ve kendi kendine kâimdir.

    Sevgili Yorumsuz Blog’u takip eden Dostlar, burada aklındakilerini, düşüncelerini veya batınında olanları yazma cesaretinde olan insanlara saldırmak yerine; kendimize sormaya çekindiğimiz sorularımızı burada dillendirip Hakikate yönelmek amacımız olsun. Yoksa kendi fikrini beyan edemeyip yazma cesareti gösteremeyip te yorumluyanları baltalamaya çalışmak hangi gerçekliğe uyar, durup bir düşünelim. Hedef alıp yazdığımız bir şahsiyet yoktur, beyanımız genel olarak anlaşılsın LÜTFEN.

    YA RABBİ, YA RABBİ, YA RABBİ
    SENDEN SANA SIĞINIRIZ VE BİZİ BİZE BIRAKMA.
    AMİN AMİN AMİN

  5. 5 !SELAM 2 Mart 2008, 1:24

    Çok Önemli Bir Açıklamaya Rastladım Bu Yazıda!
    Zira Allah Rasulunun Sistemi Deşifrede Kullanılmasını Amaçladığı EKBER-İYET ANAHATARINA Zorunlu Dallanma Yaptırdı Yazıdaki Bir Kaç Cümle… Hala Anlayamadıysak TEK KARE RESİM DİYE ANLATILANIN DAHİ İnsanın Sınırlı ANLAYIŞINCA YAPILMIŞ BİR İSİMLENDİRME OLDUĞUNU, ALLAH İSMİ İLE NEYE İŞARET EDİLDİĞİNİ, ŞİRK İLE NEYİN ANLATILMAYA ÇALIŞILDIĞINI Elbette Ne Yazsak Boş…

    Allah-ın EKBER-iyetini Anlamayan TANRISI İLE BAŞ BAŞA KALMAYA MAHKUMDUR! Bu Anlayışı KIT-lar SINIRLARLAR TANRILARINI BEYİNLERİ GİBİ! Bu Gayet Normaldir Çünkü Beyinlerinde Sınırsızlığı Kavrama Kapasitesi Açılmamıştır! O Kemalat İzhar Olmamıştır! Oysa Ekberiyeti Deşifre Edebilmişlerin İse Sadece SEYR-i Vardır! Sayısız Sınırsız Sonsuz AHAD-ın Manalarını Seyr… Seyreden Seyredilen Anlayışından Arı Bir Şekilde! Çünkü Allah KUDDUS-tür… Sınırlamaz Onlar… Çünkü Allah-ın Esması Gereği Kullukları Müsade Etmez Buna… Yaşarlar Mümin İsminin Getirisini Sınırsız Boyutlardan Beyinlerine Doğru… SEYR-EDERLER! Onlar Bilirler!? Hamd-ın (Kemalatlarını İzhar) Alemlerin Rabbine Ait Olduğunu Ve Rahmaniyet Sırrını… Bu Biliş Kemalatlarının Sonsuzluğunu Seyride Getirir AYNI AN-da Onlara… Ehli İçin Yeterli Değil midir Zaten Fatiha?… Zira Yeterli Olmasaydı Kur’an’ın Sırrı Olur muydu?! Anlayabilene Elbet… Daha Doğrusu An-la-ya-bi-le-cek Kapasitede Yaratılmış Seyr Mahallerine… Alemlerin Rabbi Demeye Yeltenirken BeyniNiz; Düşüp Bayılmadıysanız Ya da Bırakın Bayılmayı Şuurunuz Darlanmıyorsa Beyniniz ISIN-mı-yorsa Bu Kavramın İhtişamından HAŞYETİNDEN, Sanırım Haşiandan Olamamışlığımızın Göstergesi Ve TANRI Anlayışının Açık Beyanıdır Bu… Tüm Bunlar Kolaylaşa…
    Selam Ve Sevgiler Dostlar…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: