Besmelesiz Tevbe ve Şirk

TEVBE SURESİ’nin başında BESMELE’nin konmasının sebebi olarak kanaatimce, şöyle yanlış bir düşünce var:

“Allah, Tevbe Suresi’nde ÖLDÜRME EMRİ verdiği için, bu surenin başına Besmele koymamıştır” !!!???

Bu yorumu yapan, kabullenen düşünceye, şu soruyu sorduğumuzda:

“Bakara, Nisa, Maide, Muhammed Surelerinde de ALLAH’IN ÖLDÜRME EMRİ var. Ama bu surelerin başında BESMELE var. Neden???

Cevap yok!!! Çünkü yorum yanlış!. . . Peki doğrusu ne olmalı???. . .

Onları, bulduğunuz yerde ÖLDÜRÜN ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir. (Bakara, 2/191)

Onlar, kendilerinin inkâra sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz ÖLDÜRÜN. Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı. (Nisa, 4/89)

Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine baş aşağı (balıklama) dalarlar. Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız tutun ve onları ÖLDÜRÜN. İşte size, onların aleyhinde apaçık olan ‘destekleyici bir delil’ kıldık. (Nisa, 4/91)

Allah’a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak ÖLDÜRÜLMELERİ, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır. (Maide, 5/33)

Öyleyse, inkâr edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen BOYUNLARINI VURUN; sonunda onları ‘iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da’ artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz. (Muhammed, 47/4)

TEVBE SURESİ Kur’an’da besmelesiz başlayan tek suredir. O halde bu sureye Besmelenin manası doğrultusunda giriş yapılmayacaktır!.. Besmelenin getirdiği bilinçle giriş yapılmayacaktır!.. ÖZÜMÜZDEKİ İSMİ ALLAH OLAN RAHMAN VE RAHİYMDİRdiyen “teklik bilinciyle”, “teklik mertebesinden” giriş yapılmayacaktır!…

Diğer tüm surelerde ilk ayetlerde “Teklik bilincine” atıf varken, Tevbe Suresi’nde “Allah ve Resulu bir tarafta, diğer tarafta müşrikler konu edilerek”, giriş yapılmaktadır. Tevbe Suresinin ilk ayetiyle “müşrik var bilinciyle-şirki var kabul mertebesinden” giriş yaptığı için, bu surenin başına besmele konmamıştır. Besmele sırrının ortaya koyduğu Teklikte; şirk, müşrik kabulü yoktur…

Besmele ile başlayan surelerde; Besmele Tekliğe vurgu yaptığı için, peşinden gelen ilk ayette “şirkin varlığını kabul eder” bir yaklaşımla, “şirk var kabul eden mertebeden” gelen, “şirk gören” bilinçle, müşrikten bahsedilmez.

“Şirki var kabul eden” mertebeden, “müşrik var bilinciyle” ilk ayetle giriş yapılacaksa o surenin başına besmele konmamıştır (Tevbe Suresi) Çünkü Teklikle “Şirk var kabulü” bir arada olamaz, peş peşe gelemez.

Sure besmele ile başlar, Besmeleden sonraki ayetler şirkten, müşrikten bahsetse de onların varlığını kabul etmez. Çünkü “şirk var kabul etmeyen” teklik bilinciyle giriş yapılmıştır. O tür ayetlerde vurgu tekliğedir. Dolaylı anlatımıyla gerçek manada şirkin, müşrikin olmadığı vurgulanmak istenmektedir. Teklik bilinciyle, teklik mertebesinden giriş yapmıştır.

TEVBE 1- Allah’tan ve Resulü’nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere(ilk ayet)

– Bu ayette sanki bir tarafta Allah ve Resulü, diğer tarafta müşrikler şeklinde ikili bir anlatım var. Bir taraf diğer tarafa ültimatom veriyor. Bu sure zahirde müşriklerin, batında şirkin temizlenmesi doğrultusunda açıklamalar içeriyor. “Şirkin var kabul edildiği bir mertebeden” sureye giriş yapılmakta ve müşrikin, şirkin temizlenme yolları gösterilmektedir. Besmelenin manasında ise, “şirke varlık” asla yoktur. Bundan dolayı Tevbe Suresi Besmelesiz başlamıştır. Besmelenin manası teklik bilinciyle, şirk kabul bilinci yan yana gelemez. İkisi farklı mertebelere ait bilinç halleridir. Üst bilinç hali olan Teklik bilincinin olduğu yerde, alt bilinç hali olan şirk var kabul bilinci silinir, yok olur gider.

– Tevbe Suresinin adı neden Tevbe?.. İnsanlardan neyden dolayı tevbe etmesi istenmiş?. . Birinci aşamada, alt bilinç düzeyinde, “şirk var kabul bilincindeyken”, “şirk görme mertebesindeyken” şirk düşüncesini oluşturan benlikten, şirk düşüncesine yol açan hallerden, manalardan tevbe edilecek. Gizli şirk te dahil her türlü şirk düşüncesi ve şirk hallerinden temizlenip, arınıldıktan (tevbe) sonra; ikinci aşamada Besmelenin sırrındaki “teklik bilincine” ulaşmak, “teklik mertebesine” yükselmek için “şirk görme halinden” tevbe edilecek. Şirk görme halinden arınılacak ki, şirk görme mertebesinden teklik mertebesine yükselinsin, besmeleye, besmeledeki manaya varılsın.

Bu mantıktan dolayı, şirk görme halinden arınmışlığı, tevbe etmişliği ifade eden,aşağıdaki son ayeti ile bitmekte ve Besmele ile yeni sureye geçiş yapılmaktadır. Çükü dedik ya, şirk görme hali ile, besmeledeki teklik görme hali yan yana gelemez. Şirk görme halinden kurtulmadıkça, tek görme haline ulaşılamaz. Şirk görme mertebesinden, tek görme mertebesine ulaşılamaz.

TEVBE(129) – Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş’ın Rabbidir. (son ayet)

BEYYİNE(98): 1- Kitap ehlinden ve müşriklerden (Hakk’ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi.

– Bu ayet te müşrikten bahsetmekte, ama onların bu halini tekliğe bağlamakta, kaderlerine dolaylı bir atıf yapmaktadır. Onların bu hallerinin Tek’in dilemesi sonucu olduğu vurgulanarak, “teklik bilincini” ön plana çıkarmaktadır, müşriği değil!. . Bu sureye “Teklik mertebesinden” giriş yapmaktadır. Bundan dolayı bu ayet, teklik bilincini manasında taşıyan Besmele ile başlamıştır.

NAHL(16): 1- Allah’ın emri geldi, sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir.

-Bu ayette de Allah açıkça tekliğini açıklamada, varlığında ortak kabul etmediğini, dolayısıyla gerçek manada müşriğin olamayacağını vurgulamaktadır. Bu ayette “teklik bilinciyle” giriş yaptığı için, “teklik mertebesinden” giriş yaptığı için bu sure Besmele ile başlamıştır…

ALLAH BESMELESİ İLE YAN YANA GETİRMEDİĞİ “ŞİRK GÖRME, ŞİRK KABUL ETME HALİNDEN” BİZİ KORUSUN…

Saim Yusuf
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

29 Responses to “Besmelesiz Tevbe ve Şirk”


  1. 1 Uryan 21 Şubat 2008, 12:17

    Saim Beyin derinlemesine sure ve ayet yorumlarından sonra Yazar olarak da sitede yerini alması sevindirici olmuştur. Kendisine başarılar dileriz.

    Tevbe Suresinin BESMELESİZ(!..) başlaması ile alakalı yorumuna itirazımız olacak:

    1- Şirk de, Küfür de, Vahdet hali de B SIRRI kapsama alanı içindedir, dışında değildir.
    Şirke düşen de, Küfre düşen de, Vahdete ulaşan da B nin işaret ettiği anlam gereğince bu haldedirler. Surenin Besmelesiz (!..) oluşundaki asıl hikmet bu mudur, yeniden düşünülmeli!..

    2- Bazı öze erenlerce yapılan bir değerlendirmeyi arz edeyim:

    Hz.Mevlana’nın MESNEVİ si de görünüşte Besmelesiz başlar.

    Fakaaaattttt! BİŞNEV = DİNLE kelimesinin ilk harfi Bİ dir. Bu da Besmelenin B sinden, B sırrından başka bir işaret değildir.

    Tevbe Suresinin BERAETUN diyerek başlamasında da aynı durum söz konusu olup BERAE kelimesinin BE si; Besmelenin B si, B sırrının Bi sidir…

    Sürç-i lisan ettiysek affola…

    uryan@windowslive.com

  2. 2 hayri 21 Şubat 2008, 5:24

    Surelerin baslarindaki Besmelenin o surelerin cikis kaynagini göstermek gibi bir islevi de oldugunu düsünürsek eger, örnegin; Bu Rahman ve Rahiym olan Allah indindendir anlaminda… TEVBE suresinde farkli bir incelik oldugu gözden kacmaz. Sure basinda hemen surenin ruhunu da yansitan cümle Beraatün minALLAHi veRUSULIHI dir. Öyleyse bu sure, bu ultimatom müsriklere ALLAH ve RESULÜNDEN dir diyerek surenin ruhunun cikis kaynaginin ALLAH ve RESULü oldugu gösterilmis oluyor, o zaman Kur’an hakikati itibariyle tek bir kaynaktan yani Rahman ve Rahiym olan Allah’tan dir anlaminda kullanilan besmelenin burada kullanilmamasi risalet boyutuyla rububiyet boyutunu biribirine karistirmamak icindir, seklinde de anliyabiliriz sanirim…

  3. 3 saim 21 Şubat 2008, 6:37

    Öncelikle değerli zamanınızı ayırıp, yazı ve yorumlarımı okumanız ve iyi dileklerinizden dolayı teşekkür ediyoum.İnsan için sağlıktan sonra gelen en önemli değerin zaman olduğunu bildiğimden itirazlarınızı kısa ve öz bir şekilde cevaplamaya çalışacağım:

    “1- Şirk de Küfür de Vahdet halide B SIRRI kapsama alanı içindedir, dışında değildir.

    Şirke düşen de, Kafüre düşen de, Vahdete ulaşan da B nin işaret ettiği anlam gereğince bu haldedirler.” dmişsiniz…

    Aynen katılıyorum.Ben de aynı düşüncedeyim.Yazımda da bunun zıttı bir manayı savunmuyorum.Benim söylemek istediğim şey “şirk görme hali” ile yaşayanın Besmelenin(BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM- sadece B değil) gerçek manasına eremiyeceğidir.Besmelenin gerçek manasına eren kişi bilir ki, sizinde yazdığınız gibi, “şirk de, küfür de Vahdet halide” ÖZÜNDEKİ İSMİ ALLAH OLANIN RAHMAN VE RAHİYM esmalarının açığa çıkardığı manalardır.Bu kişi her mananın ÖZ’ünden açığa çıktığını bildiğinden, şirk görmez, müşrik görmez, Allah’ın B sırrı ile yani ÖZ’ümüzden açığa çıkardığı, Allah’a ait manaları görür.Algıladığı manaları gördüğü kişiye değil, BASİRetiyle Allah’a bağlar.Hatta bu hal önceden şirk olarak algılanan manaları ortadan da kaldırmaz, bu manaların gerçek sahibinin ve açığa çıkarıcısının Öz’ümüzdeki TEK olduğunu bilmemizi ve nasibimizde var ise gereğini yaşamamızı sağlar.

    Aynı düşüncede olduğumuzun ispatı; Yorumsuz Blog’da yayınlanan “Beyin Fırtınası 7” yazısında , sizin yorumunuzun 2. maddesinde de ismini andığınız Mevlana’nın dörtlüğüne getirdiğim yorumdur.Sanırım kendimi yeterince ifade edememişim…

    “Müslümanlığın, kafirliğin dışında bir ova
    Uçsuz bucaksız ovada sevdamız uzar gider
    Anlayan vardı mı usulca başını kor
    Ne Müslümanlığa yer var, ne kafirliğe yer”
    (Mevlana)
    “Müslümanlığın, kafirliğin dışında bir ova”
    YORUM: Sen; sınırlı müslümanlık anlayışın dolayısıyla, müslüman-kafir ikilemini yaşıyorsun.
    “Uçsuz bucaksız ovada sevdamız uzar gider”
    YORUM: Bizim sınırsız-sonsuz-tek varlık anlayışımız bu ikilemi siler geçer.
    “Anlayan vardı mı usulca başını kor”
    YORUM: Bu hakikatı anlayan “sınırlı-sonlu-çokluğun” (dolayısıyla en başta kendisinin) yokluğunu kavrar.
    “Ne Müslümanlığa yer var, ne kafirliğe yer”
    YORUM: “Sınırsız-sonsuz-tek olan” varlığın yanında, ikinci bir varlığa yer olmadığı için, gerçekte ne müslüman vardır, ne de kafir; sadece ismi Allah olan vardır.

    “2- Bazı öze erenlerce yapılan bir değerlendirmeyi arz edeyim:
    Hz.Mevlana’nın MESNEVİ si de görünüşte Besmelesiz başlar. Fakaaaattttt! BİŞNEV =DİNLE kelimesinin ilk harfi Bİ dir. Bu da Besmelenin B sinden, B sırrından başka bir işaret değildir.
    Tevbe Suresinin BERAETUN diyerek başlamasında da aynı durum söz konusu olup BERAE kelimesinin BE si; Besmelenin B si,B sırrının Bi sidir…”diye yazmışsınız…

    Yazanlarına sonsuz şükran duymakla beraber, hiçbir kitabın Kur-an’la kıyaslamayacağını, her b’nin B sırrı olmadığı, her varlığın bize göre ayrı ayrı Allah demeyip, özlerindeki manaları çıkarması dolayısıyla “B sırrıyla Allah” dedikleri konusunda fikir olduğumuza eminim.Mevlana burada daha derin olan “B sırrına” değinmiş olabilir, ama Besmelenin sırrına değil, ikisi aynı şey değil…

    Benim kişisel müşahedeme göre; nokta sadece zata, B (noktayı da içine aldığından) zatla sıfata; Bismillah zat, sıfat, esmalara; Bismillahirrahmanirrahiym zat, sıfat, esma ve efale işaret eder, diye düşünüyorum. Rahmanirrahiym özelliğiyle efal yaratılıyor. Bunların yaşantısını ancak ehli bilir. Ben kendince sayısız kusurları olan bir kulum.

    Ben yazımda Besmeleden bahsederken, bir üst sır olan B sırrını kastetmiyorum. Çünkü B harfi Besmelenin baş harfi olup B harfinde, hatta B’nin altındaki noktada ne sırlar gizli bunun gerçek bilgisini ve yaşantısını ancak ehli büyük zatlar bilir ve yaşar…

    Hz.Ali biliyoruz ki şöyle diyor:
    Kur-an’ın sırrı Fatiha’da, Fatiha’nın sırrı Bismillah’ta, Bismillah’ın sırrı da B harfindedir. Ben o “B” nin altındaki noktayım”

    Sır içinde sır…Ben Bismillahirrahmanirrahiym’deki sırra anlayışım kadar değinerek, Bismillah’taki manaya ulaşmak için “şirk görme halinden” arınmalıyız demek istedim.Bunun işaretini, Tevbe suresinin Besmelesiz başlamasında gördüm….

    Sevgili dost Uryan; itirazlarını dile getirdiğin yorumunla, yazımda yeterince açıklayıcı olamadığım anlaşılan konuları açma, kendimi yeterince ifade etme, belki de yeni açılımlara yelken açmaya vesile olduğun için teşekkürler…

    Sevgiler…Saygılar….

  4. 4 Uryan 21 Şubat 2008, 9:33

    Hoş görünüze, açıklığınıza ve ilmi derinliğinize sonsuz şükranlarımla Saim Dost.

    Nice yazılarınızı burada okumak ve tetkik etmek uzere; tekrar hoş geldiniz diyorum.

  5. 5 saim 21 Şubat 2008, 10:43

    HASAN GÜLER (B-MEALİ)
    1-) Beraetün minAllahi ve RasûliHİ ilelleziyne ahedtüm minel müşrikiyn;
    Allah ve O’nun Rasûlü’nden, müşriklerden anlaşma yaptıklarınıza (sizinle münasebetlerinin kesik olduğuna dair) bir berat’tır (Zahir’de ne ise Batında da öyledir) !.

    Yazılışındaki en önemli amacı; B sırrının olduğu yerde (B sırrı) diye belirten, Hasan GÜLER’in Kur-an’ı Kerim B-Meali’ndeki bu ayettin mealinde (B sırrı) diye bir açıklama yok. Çünkü açık bir B sırrı yok!.. Beraetün kelimesindeki B, o kelimenin baş harfidir. B yi sildiğinizde kelimenin anlamı bozulur, anlamsızlaşır. B sırrının olduğu yerlerde, B’nin silinmesiyle B’nin manası ortadan kalkar, eklendiği kelimenin manasını değiştirmez, bozmaz, anlamsızlaştırmaz. Bu işin sağlaması bu şekilde yapılabilir kanaatindeyim. Bence anlamları fazla zorlamayalım, her gördüğümüz b yi, B sırrı sanmayalım. Beraetün deki B bana “B sırrını hatırlatıyor” diyebiliriz, ama burada “B sırrı vardır diyemeyiz”, kanaatindeyim. Çünkü bu işin ÜSTAD’ı (B sırrı) koymamış, vardır bildiği, derim…

    “Beraetün minAllahi ve RasûliHİ” nde; beratın(ültimaton, ihtar) Allah’ın ZATından irsal olduğu(RESULİHİ) gerçeği vurgulanmakta olduğu için; kaynak olan sırf ZAT boyutunda “şirk görme-müşrik görme tehlikesi söz konusu olamayacağından”, aynı ayet içinde yan yana yer almıştır. “Şirk görme-müşrik görme tehlikesi” EFAL boyutunda olabilir.

    Fakat Besmele(BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM) içerisinde zat, sıfat, esma, EFAL boyutlarını barındırır. “Şirk var görme” hatasına; EFAL boyutunda düşülebilme tehlikesi olduğu için; Besmele başa konmamış desek, yazımızdaki ana düşünceyi farklı şekilde desteklemiş olur muyuz, acaba!?… Aslında, Besmelenin manası şirk görmez. Ne görür? “B sırrıyla ismi Allah Rahman Rahiym’ i görür”. “Kur-an’da çelişki yoktur”un, bir manası da budur diye düşünüyorum…

    Ayrıca sırlar çeşit çeşit, mertebeler çeşit çeşit:
    1- Kur-an’ın sırrı: Zat+sıfat+esma+efal(terkipsel mana grubu)+(=)OKU’nan alem(varlığında şüphe olmayan kainat kitabı)
    2- Fatiha’nın sırrı(Fatiha Bismillahirrahmanirrahiym’in açılımıdır. Bismillahirrahmanirrahiym sırrıdır.): Zat+sıfat+esma+efal mertebeleri; mana terkipleri(efal) var, “şirk görme hali” yok.
    3- Bismillah sırrı: Zat+sıfat+esma mertebeleri; “mana terkipleri(efal) görme hali” yok.
    4- B sırrı: Zat+sıfat mertebeleri; “esma(ismler-manalar) görme hali” yok.
    5- Nokta sırrı: Zat mertebesi; sıfat(özellik) görme hali yok.

    Uryan dost; Hz. Mevlana’nın içsel yorumunu yaptığım dörtlüğünde, Mevlananın “B sırrına” (zat+sıfat) işaret ettiği düşüncesindeyim. B sırrı Besmelenin sırrının üstünde bir sırdır. Büyük zatların halleri de büyüktür, sırları da… Bizler “şirk görme haliyle” yaşayan, hatta belki de bazen “gizli şirke” düşen varlıklar olarak, Nerde Besmelenin sırrı, Nerde B sırrı! Nerde nokta ilmi!… Lafını ediyoruz, ilim yollu bilmek(ilm-el yakıyn) için…

    HAYRİ BEY, sizlerin açığa çıkardığınız, benim fark edemediğim ve açığa çıkmayan ne sırlar gizli!.. Katkınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Bir gerçek diğer bir gerçeği perdelemediğini, aksine perdeleri açtığını görerek, aynı mana dilini kullandığımızı fark ediyorum. Yorumlarınızın, eksik kalan kısımları tamamlayacağı düşüncesiyle, selam ve saygılarımı sunuyorum.. Dostlar…

  6. 6 BERAT 22 Şubat 2008, 7:55

    Es- Selam Saim bey.
    Hasan Güler \”B meal\”inde Tevbe suresinin girişinde en başta bir açıklama var:

    Kur\’an\’ın 114 sûresi içinde \”Bismillah\”sız başlayan tek sûre bu \”tevbe\” (rücu\’, inabe) sûresidir… Bir diğer adı \”Berae\”, yani berat, ultimatom sûresidir… Esasında gerçek bir tevbe ile berat arasında doğrudan bir bağlantı da sözkonusudur!…

    Bu açıklama dikkatinizden kaçmış sanırım.

    Konunun üzerinde düşünerek bir emek sarfetmişsiniz, ama gerek yazınızdaki açıklamanız, gerek sonraki yorumlarınız benim açımdan ikna edici değil. Eğer bu açıklamanızı kabul edersem, Kur\’ân\’daki bir sureyi B kapsamından çıkardığınız için Allah\’a, Kur\’ân-ı Kerim\’e ve Rasulüne iftira edilmiş kabul ederim kendimi, kusura bakmayın.

  7. 7 saim 22 Şubat 2008, 2:05

    “Hasan Güler \”B meal\”inde Tevbe suresinin girişinde en başta bir açıklama var:

    Kur\’an\’ın 114 sûresi içinde \”Bismillah\”sız başlayan tek sûre bu \”tevbe\” (rücu\’, inabe) sûresidir… Bir diğer adı \”Berae\”, yani berat, ultimatom sûresidir… Esasında gerçek bir tevbe ile berat arasında doğrudan bir bağlantı da sözkonusudur!…

    Bu açıklama dikkatinizden kaçmış sanırım.” (diye yazmışsınız, BERAT rumuzlu DOST… )

    açıklamasını tefekkürün en başlarındayken okudum. Bu açıklamadan esinlenerek yazımda şu açıklamayı yaptım:

    “TEVBE SURESİ Kur’an-da besmelesiz başlayan tek suredir. O halde bu sureye Besmelenin manası doğrultusunda giriş yapılmayacaktır!.. Besmelenin getirdiği bilinçle giriş yapılmayacaktır!.. “ÖZÜMÜZDEKİ İSMİ ALLAH OLAN RAHMAN VE RAHİYMDİR” diyen “teklik bilinciyle”, “teklik mertebesinden” giriş yapılmayacaktır!…” şeklinde yazıma giriş yaptım. Yazımın içeriğinde;
    …………………………………………….
    “- Tevbe Suresinin adı neden Tevbe?.. İnsanlardan neyden dolayı tevbe etmesi istenmiş?. . Birinci aşamada, alt bilinç düzeyinde, “şirk var kabul bilincindeyken”, “şirk görme mertebesindeyken” şirk düşüncesini oluşturan benlikten, şirk düşüncesine yol açan hallerden, manalardan tevbe edilecek. Gizli şirk te dahil her türlü şirk düşüncesi ve şirk hallerinden temizlenip, arınıldıktan (tevbe) sonra; ikinci aşamada Besmelenin sırrındaki “teklik bilincine” ulaşmak, “teklik mertebesine” yükselmek için “şirk görme halinden” tevbe edilecek. Şirk görme halinden arınılacak ki, şirk görme mertebesinden teklik mertebesine yükselinsin, besmeleye, besmeledeki manaya varılsın.” Diye yazdım.

    Hasan Bey’in Tevbe süresi’nin mealini okuyarak, ilk açılımlarla tefekküre başladım, diğer mealleri de kontrol ettim, Kur-an’da tüm surelerin ilk ayetlerini inceledim, Tevbe Sure’sindeki ilk ayetinin anlatım tarzı farklı geldi. Yazım da da belirttiğim gibi, BEYYİNE, NAHL surelerinde de müşriklerden bahsediliyordu, ama farklı bir anlatım tarzı vardı… Ben böyle bir açılım görüyorum, başkaları artı açılımlar bulabilir. Yorumum doğru da olabilir, yanlış ta, ben doğru ama eksik olabileceği kanısındayım. Aksi halde yazmazdım…

    Asıl olan, ben bu yazıyla ne demek istiyorum? Amacım ne?… Cevabı:

    1) “Şirk, şirki görmededir” sözünün yer aldığı mertebeden sesleniyorum.
    2) Besmele çekmekle, Besmele OKU’mak, çok farklı şeyler demek istiyorum.
    3) Besmele sırrı öyle kolaylıkla varılacak hal değil, demek istiyorum.
    4) Besmeleyi OKU’mak, yaşamak için, şirk işlememenin ötesinde, “şirk görmeme haline” ulaşmak gerekiyor diyorum. Bu daha işin başı diyorum.
    5) Ağzımıza doladığımız Besmeleyi OKU’ manın ne kadar zor olduğunu göstermek istiyorum.
    6) KUR-AN OKU’madan, yani gizli şirk te dahil şirkten temizlenmeden, Fatiha’ya geçilemez, Fatiha(Bismillahirrahmanirrahiym)’da, “şirk görme halinden” geçmeden, Bismillah’a ulaşamayız, diyorum. B sırrına, ve nokta ilmine hiç girmiyorum. Ne haddimize demek istiyorum!!!
    7) En önemli amacım ise, düşünce tabanlı bir yazı yazarak, “aklımızla Allah’a yakıyn olmak” için tefekkürü başlatmaktı.

    Şimdi bu 6 maddenin hangisi iftira???!!! BERAT rumuzlu DOST!..

    “Kur-an’ın sırrı Fatiha’da, Fatiha’nın sırrı Bismillah’ta, Bismillah’ın sırrı B harfindedir, ben B’ nın altındaki noktayım” derken Hz. Ali acaba;
    Kur’an=Fatiha=Bismillah=B=Nokta dır mı demek mi istiyor? Bence Hayır! Öyle olsaydı tek sır olurdu, o da Nokta sırrı, gerisine gerek kalmazdı. Ama Nokta sırrına ulaşmak ve her biri başka boyutlara işaret ettiği için, hepsi var. B harfi, Besmeleyi manası doğrultusunda manalandırır, öze yöneltir. Yani Bismillah B’ye eşit değildir. Mesela su ile yoğurt aynı değildir; suyu yoğurda katmakla ne su yoğurt olur, ne de yoğut su. Ayran olurlar!..

    BERAT rumuzlu DOST; “Eğer bu açıklamanızı kabul edersem, Kur’ân’daki bir sureyi B kapsamından çıkardığınız için Allah’a, Kur’ân-ı Kerim’e ve Rasulüne iftira edilmiş kabul ederim kendimi, kusura bakmayın.” demişsiniz…

    Her yazıya kabul etme gibi zorunluluğumuzun olmadığının farkındayız. Ama bu özgürlüğümüz, dolaylı yoldan yazana “iftira atıyorsun” suçlamasını içermemeli, diye düşünüyorum. Çünkü ben başka bir şey anlatıyor, ya da anlatmak istediğimi anlatamıyor, ya da siz yanlış anlıyorsunuzdur. “İftira suçlaması” büyük vebal taşır, kendinize bunu yapmayın!…

    “Allah’a, Kur’ân-ı Kerim’e ve Rasulüne iftirasözü, bu sitede ilk defa karşılaştığım bir yorum oldu, ağır bir itham olmasına rağmen, üzerime almadığımı, kırılmadığımı belirtiyor, aynalarımızı temizleyerek,” KENDİ KENDİMİZİ KIRMIYALIM” diyorum.

    Kusura bakmıyorum. Çünkü; ben “sureyi B kapsamından çıkarmıyorum” (haşa! ne böyle bir gücüm, ne de varlığım , ne de bu yönde gayretim var!), her şeyin özünde “B” olduğunu biliyorum. Yazımda Tevbe Suresi’nde B sırrı yoktur demiyorum, böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmedi!

    Lütfen yazımı ve yazıma getirdiğim yorumları bir kez daha “objektif olarak” okumaya çalışalım..
    BERAT BEY; Sevgi.. Saygılar…

  8. 8 BERAT 22 Şubat 2008, 5:33

    es- Selam Saim bey,
    “İftira ediyorsunuz” demedim, kendimi “iftira ediyor kabul ederim” dedim. Aradaki küçük nüansı kaçırmayalım lütfen. Konuşurken ve yazarken bu tür ayrıntılara çok dikkat ederim. Şunu demek istedim: Kendi anlayışımdan yola çıkarsam -sizin anlayışınızı tenzih ederim, onun ne olduğunu anlamadım zaten, kendi anlayışım hakkında konuşuyorum- ve bu açıklamayı anladığım gibi kabul edersem Kur’ân’ın bir suresini B kapsamında tebliğ edilmemiş kabul ettiğim için -çünkü açıklamanızı özet olarak böyle anladım- iftira etmiş kabul ederim. Ama bir konuda haklısınız, bu konuda tartışmak yersiz olur. Çünkü yazınızı da, yorumlarınızı da ve son cevabınızı da anlamadım. Örneğin Hasan Güler’in gerçek Tevbe ile Berat arasında kurduğu bağlantıyı da farklı anlıyorum yada belki sizin anladığınız gibi anlayamıyorum. Anlamadığım bir şey üzerinde tartışmam adil olmaz. Anlamamamı da kapasitemin yetersizliğine, anlayışsızlığıma ve cahilliğime verin. Yine anlamadığım bir konuyu kabul etmemek ve takvayı tercih etmek hakkıma da saygı duyulmasını rica ederim. İftira konusunda sizi kasetmedim diye bir kez daha belirteyim, saygılar.

  9. 9 saim 22 Şubat 2008, 8:33

    KATKILARINIZDAN DOLAYI, DÜŞÜNDÜREREK YAZIMI YORUMLAMAMA SEBEP OLDUĞUNUZ İÇİN, YENİ AÇILIMLARA SEBEP OLDUĞUNUZ İÇİN, İLK YAZIMDA BENİ YANLIZ BIRAKMADIĞINIZ İÇİN GERÇEKTEN, İÇTENLİKLE URYAN, HAYRİ, BERAT RUMUZLU DOSTLARA TEŞEKKÜR EDİYORUM. BU TEFEKKÜR ÇALIŞMASI, YAZI VE YORUMLAR ŞİMDİDEN BANA ÇOK ŞEY KAZANDIRDI… SİZLERE DE BİR ŞEYLER KAZANDIRDIĞINI UMUYORUM..

    SEVGİLER SAYGILAR…

    AŞAĞIDAKİ YORUMUM NEFSİMEDİR…
    EY! NEFSİM!!!

    1-) Beraetün minAllahi ve RasûliHİ ilelleziyne ahedtüm minel müşrikiyn;
    Allah ve O’nun Rasûlü’nden, müşriklerden anlaşma yaptıklarınıza (sizinle münasebetlerinin kesik olduğuna dair) bir berat’tır (Zahir’de ne ise Batında da öyledir) !. B-Meal

    Ayetin sonunda (Zahir’de ne ise Batında da öyledir) hatırlatılması yapılmış mealcisi Hasan GÜLER tarafından. Tüm varlıkta tüm sırlar özlerinde vardır, gizlidir, tamam; ama mertebeleri bilip, hangi mertebeden konuşulduğunu fark edip, ona göre değerlendirme yapmalıyız. “B sırrı” ifadesiyle yuvarlama kolaylığına kaçıp, kendimizi sırlardan mahrum etmiş oluruz.

    Batına ölçüsüz dalar, zahiri hiç hesaba katmazsak, ayette müşrikten bahseden “şirk görme mertebesini” göremeyiz. Unutulmaya ki, hayatta müşrik te var, şirk te var, müşrik gören de var, şirk gören de var. Kur-an’da ki surelerden, ayetlerden zahir yönüyle onlara seslenen de, var. Allah, Kur-an, resul her seviyeden insana, onların anlayışlarına hitap etmek için onların seviyesinden seslenir. Allah, Kur-an, Resul şirke bulaşmışa, şirk görene seslenir. Altın çamura düşmekle değerini kaybetmez. Varlıkta müşrik olması, şirk görme halinin olması onları etkilemez. İman eden de kendine, şirk koşan da kendine eder. Herkes ne ederse kendine eder.

    Ben “Tevbe Suresi’nde B sırrı yok” , “B sırrıyla yazılmamış” demiyorum. Çünkü B- Meal’de görüldüğü gibi; Tevbe Suresinde bol miktarda B sırrı var!.. Özünde her şeyin B sırrı var, o farklı, öz bir gerçek!… Ayetlere hitap ettiği mertebeyi dikkat ederek yönelim, ayetlerin hangi mertebedekilere, hangi mertebeden sesleniyor, buna dikkat edelim!…

    Hatta ben yazımda, “Tevbe Suresi B sırrıyla başlamıyor” da demiyorum. Fakat; yorumumda B- Meal’de 1. ayetin mealinde (B sırrı) yazmıyor diyorum, kendimce bu işin sağlamasını sunuyorum, her b ye “B sırrı” dememek için.. Bence; bu ayette daha büyük bir sır, nokta(ZAT) sırrı var! Nerde,?.. RasûliHİ’nin sonunda ki HU’da!..

    BEN “TEVBE SURESİ BESMELE İLE BAŞLAMIYOR” DİYORUM! BESMELE 1. AYETİN ÜSTÜNE KONMAMIŞ, BESMELE İLE 1. AYET YANA YANA, PEŞ PEŞE GETİRİLMEMİŞ DİYORUM. BESMELEDEKİ MANAYA, BESMELEDEKİ TEKLİK BİLİNCİNE DİKKATİ ÇEKİYOR, 1. AYETTEKİ BERAT’I ÜLTİMATOM TEVBE MANASINDA YORUMLUYORUM. TEVBE MANASINDA YORUMLARKEN(BATIN), ÜLTİMATOM (ZAHİR) MANASINI ATLAMIYORUM. SADECE BATIN YORUMLA BU SIRRI ÇÖZEMEZSİNİZ. B SIRRI DİYE TUTTURURSANIZ, TEVBE SURESİ’NİN BAŞINA DA BESMELE KONABİLİR, KONMALI DEĞİL MİYDİ(?!) DİYE DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ. ZAHİR YORUMA YÖNELEREK ANCAK BU DÜŞÜNCEYİ AŞABİLİR GERÇEĞE EREBİLİRSİNİZ. BİZİ BATIN MANA ZAHİR MANA DAN, ZAHİR MANA BATIN MANADAN PERDELEMESİN!.. ZAHİR MANADA MÜŞRİKLERE VERİLMİŞ BİR ÜLTİMATON, VAR; ALLAH’TAN VE O’NUN RESULÜNDEN… ZAHİREN ORTADA MÜŞRİK VAR, ŞİRK VAR. ALLAH KUR-AN’I –VAHYİ- VASITASIYLA RESUL’DEN MÜŞRİKE SESLENİYOR, BU SESLENME “ŞİRK GÖRME MERTEBESİNDEN” OLACAKTIR ELBET, MÜŞRİK, RESUL’ÜN MERTEBESİNE ÇIKAMAYACAĞI İÇİN… ÇÜNKÜ ALLAH, KUR-AN VAHYİ İLE RESULÜN DİLİNDEN HERKESE SEVİYESİNDEN, ANLAYIŞINDAN, MERTEBESİNDEN SESLENİR. BÖYLE YAPMAKLA, HAŞA! ALLAH ALLAH’LIĞINI, KUR-AN KUR-AN’LIĞINI, RESUL RESULLÜĞÜNÜ KAYBETMEZ. AKSİNE ALLAH ALLAH’LIĞININ, KUR-AN KUR-ANLIĞININ, RESUL RESULLÜĞÜNÜN BÜYÜKLÜĞÜNÜ ORTAYA KOYMUŞ OLUR. VE TEVBE SURESİ’NİN BAŞINA BESMELE KOYMAZ!.. BESMELE MERTEBESİ İLE MÜŞRİĞE SESLENDİĞİ MERTEBEYİ YAN YANA GETİRMEZ. İKİSİ FARKLI MERTEBEDİR… ELMALARI ARMUTLARLA KARIŞTIRMAZ… BİZ DE KARIŞTIRMAYALIM!!!
    BU İŞİN BAŞKA BİR YÖNÜ VAR Kİ, O DA ŞUDUR: YANLIŞ ANLAMALARA DÜŞMEYELİM, İKİ AYRI MERTEBEYİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYALIM, DÜŞÜNCELERİMİZİ ÇORBA YAPMAYALIM DİYE; TEVBE SURESİ’NİN BAŞINA BESMELE, 1. AYETİN İÇİNE B SIRRI KOYMAMIŞ. NOKTA(HU, ZAT, HİÇLİK) SIRRINI KOYMUŞ, BİLENLERCE KARIŞIKLIĞA YOL AÇMAYACAĞI, BİLMİYENLER DE BU SIRRI GÖREMEYECİĞİ İÇİN. FAKAT BESMELEYİ BAŞA VE B SIRRINI 1. AYETE KOYMAMIŞ; BAZILARININ BATIN MANADA DERİNLERE DÜŞÜP, ZAHİR MANADAN UZAKLAŞMAMASI İÇİN…

    B-Meali niye yazıldı?! Kur-an’a yönelinsin, OKU’nsun, tefekkür edilsin, sırlara erilsin diye değil mi? B Mealin B sırrı olan yeri açığa çıkarmanın dışında, tüm kelimelerin yanına B sırrı mı yazmıştır? Hayır!…. Her gördüğümüz B sırrı, B sırrı, B sırrı diyerek kolaya kaçmayalım.

    KATKILARINIZDAN DOLAYI, DÜŞÜNDÜREREK YAZIMI YORUMLAMAMA SEBEP OLDUĞUNUZ İÇİN, YENİ AÇILIMLARA SEBEP OLDUĞUNUZDAN DOLAYI, İLK YAZIMDA BENİ YANLIZ BIRAKMADIĞINIZ İÇİN GERÇEKTEN, İÇTENLİKLE URYAN, HAYRİ, BERAT RUMUZLU DOSTLARA TEŞEKKÜR EDİYORUM. BU TEFEKKÜR ÇALIŞMASI, YAZI VE YORUMLAR ŞİMDİDEN BANA ÇOK ŞEY KAZANDIRDI… SİZLERE DE BİR ŞEYLER KAZANDIRDIĞINI UMUYORUM..

    SEVGİLER SAYGILAR… SELAMETLE…

  10. 10 kado 23 Şubat 2008, 12:29

    “”şirk de, küfür de Vahdet hali de” ÖZÜNDEKİ İSMİ ALLAH OLANIN RAHMAN VE RAHİYM esmalarının açığa çıkardığı manalardır. Bu kişi her mananın ÖZ’ünden açığa çıktığını bildiğinden, şirk görmez, müşrik görmez, Allah’ın B sırrı ile yani ÖZ’ümüzden açığa çıkardığı, Allah’a ait manaları görür.””

    Bu sırra eren kişininde dünyası SEVGİ olur, karıncayı bile incitmez, Değil öldürmek. ŞİMDİ BUNUN BİLİNCİNDE OLAN KARŞISINDAKİ KAFİR DE OLSA NASIL? ÖLDÜRÜR, MADEM KARŞIMDA MÜŞRİK GÖRMÜYORUM.
    LÜTFEN BU KONUYA BİR AÇIKLIK getirilsin

  11. 11 BERAT 23 Şubat 2008, 1:18

    es-Selam Saim bey,
    Kısmet böyle imiş fakat keşke ilk yazınıza böyle hassas, tartışmalı ve anlaşılması güç bir konuyla hızlı bir giriş yapmasaydınız. Benim gibi bir anlayışı sınırlı açısından, yavaş yavaş ikinci viteste bir giriş daha uygun olabilirdi belki.. İlk yazınızı eleştirmekle hevesinizi kırmamışızdır inşaallah.. Hevesin kırılması bir yana, asıl gönlün kırılması fena.. Genel olarak Kuran-ı Kerim yorumlarınızı hayret ve hayranlıkla izliyorum. Anlayamadığımdan ileri gelen bu sureyle sınırlı eleştirim, bizi diğer yorumlarınızdan mahrum bırakmaz inşaallah. Saygılar.

  12. 12 Zekeriya Bağcı 23 Şubat 2008, 11:38

    Sevgili Kado;

    “Allah’ın B sırrı ile yani ÖZ’ümüzden açığa çıkardığı, Allah’a ait manaları görür.””

    Bu sırra eren kişinin de dünyası SEVGİ olur, karıncayı bile incitmez, değil öldürmek. ŞİMDİ BUNUN BİLİNCİNDE OLAN KARŞISINDAKİ KAFİR DE OLSA NASIL? ÖLDÜRÜR, MADEM KARŞIMDA MÜŞRİK GÖRMÜYORUM.
    LÜTFEN BU KONUYA BİR AÇIKLIK getirilsin”

    Haddim olmayarak ancak, yardımcı olması açısından sorunuza cevap veya ışık tutar diye şu ayetleri incelemenizi rica etsem inşallah küstahlık etmiş olmam.

    Tevbe 111-) İnnAllaheştera minel mu’miniyne enfüsehüm ve emvalehüm Bienne lehümül cennete, yukatilune fiy sebiylillâhi feyaktülune ve yuktelune va`den aleyhi hakkan fiyt Tevrati vel İnciyli vel Kur`an* ve men evfa Bi ahdiHİ minAllahi festebşiru Bi bey`ıkümülleziy baya`tüm BiHİ, ve zâlike hüvel fevzül azîym;

    Muhakkak ki Allah mü’minlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini (benliklerini, zatlarını) ve mallarını (özelliklerini) (B sırrınca) satın almıştır… (Mü’minler) Allah yolunda mukatele (mücahade) ederler, öldürürler (tabiat, şatlanmalar, beşeri özellikleri) ve öldürülürler (fena fillah)… (Bu Allah’ın) Tevrat’ta (Zahiri hükümler), İncil’de (Batıni hükümler) ve Kur’an’da (Zahir ve Batını cami İlahi Ahkam ve Ma’rifetler) kendi üzerine alıp üstlendiği hakk bir vaad’dir!… Kim Allah’dan daha çok (Bi-) ahdini yerine getirebilir?.. O halde O’nunla (B sırrınca) yaptığınız bu alış verişten dolayı sevinin!.. Aziym kurtuluş işte budur.

    1. “B” Sırrı ile bakan ve hayatı değerlendirenin yaşamı tamamen Batını yöndedir. Burda ölmek ve öldürülmek zahirdeki anlam itibarıyla olamaz. Yukarıda ayette “Muhakkak ki Allah mü’minlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini (benliklerini, zatlarını) ve mallarını (özelliklerini) (B sırrınca) satın almıştır… (Mü’minler) Allah yolunda mukatele (mücahade) ederler, öldürürler (tabiat, şatlanmalar, beşeri özellikleri) ve öldürülürler (fena fillah)…

    2. İSRA 110-) Kulid`ullahe evid`ur Rahman…… eyyen ma ted`u feleHUl Esmaül Hüsna*

    De ki: “(İster) ‘Allah’ diye çağırın, veya (ister) ‘Rahman’ diye çağırın… Hangisi ile çağırırsanız, Esma-ül Hüsna O’nundur (o isimler ile işaret edilen yerde sizin varlığınız sözkonusu değildir; tüm Esma ile işaret olunan hep aynı Tek’dir, tek bir varlığın değişik özellikleridir; illa HU!)…

    Demek ki bu isimlerin olduğu yerde bizim varlığımız söz konusu değilse?

    3. KEHF 74-) Fentaleka* hatta iza lekıya ğulamen fe katelehu, kale ekatelte nefsen zekiyyeten Bi ğayri nefs* le kad ci`te şey`en nükra;

    Derken (ikisi) yine bir gittiler… Nihayet bir oğlan çocuğa (reşid olmamış bir nefs’e) rastgeldiler/karşılaştılar (da tuttu Hızır) onu katletti… (Musa) dedi: “Bi ğayri nefs, bir nefs-i zekiyye’yi (günahsız birini) mi katlettin? (=bir nefse karşılık olmaksızın, tertemiz bir nefsi mi öldürdün?..) … Gerçekten çok münker (anlaşılmayan, bilinmeyen, bu nedenle reddedilen) bir şey yaptın”.

    KEHF 75-) Kale elem ekul leke inneke len testetıy`a meıye sabra;

    (Hızır) dedi: “Ben sana benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?”.

    4. SAFFAT 96-) VAllahu halekaküm ve ma ta`melun;

    “Halbu ki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır?”.

    5. Rad 39-) Yemhullahu ma yeşau ve yüsbit* ve ındeHU ÜmmülKitab;

    Allah dilediğini mahv eder ve (dilediğini de) sabit kılar (isbat-mahv boyutu)… Ve O’nun indindedir Ümmül’Kitab (mutlak evren).

    6. İbrahim 27.”…Allah dilediğini yapar.

    Yukarıda ki ayetlere sorunuzda ki bakış açısıyla bakarsak bir sonuca yaklaşırız. İnşallah demek istediğiniz budur.

    “Allah bizleri bunları bilen bunların idraki ile yaşayanlardan ve kolaylaşanlardan eylesin.” AMİN

  13. 13 veysel 23 Şubat 2008, 11:54

    Bugün öğrendim bunları. ne güzel oldu ama. sağolun hepiniz. daha yolumuz çoooook uzun, inşallah rahat bir yolculuk olur hepimiz için. tevbelerimizde kabul olur dilerim. ya günahlarımız onlar af olacaklardır inşallah. bakarsınız birgün ne şirk kalmış kıyısında ömrümüzün ne de kavga gürültü. cahilliğimizle başbaşa kalırız gün gelir belki. yüreğimizde hep aynı sevinç olur ve durmadan akar gider nehir misali. her ne yana dönsek aynı haz ile yüzyüze kalırız inşallah. sen ben o yok olur biz olur ve o biz de BİR olur birgün. ne güzel olur dimi hepimiz kardeş olsak (pardon yani kalsak). bakın ne sağınızda ne solunuzda yoktur belki görmek istediğiniz. yokluğun aslında bir varlık olduğunu kavrayabilsek. yani yoktan var edildik sözündekininde bir varlığı vurguladağını anlayabilsek. ama beraberce. peygamber efendimizin son sözlerinde olduğu gibi ÜMMETİM ÜMMETİM ÜMMETİM. olabilsek. hepimiz değil miyiz bunları isteyen. her yeni gün öğrendiğim yeni şeyleri anlamaya ve hayata geçirmeye çalışıyorum, OKU maya çalışıyorum ben. kim bilir bu sonsuzluğun denizindeki yeri mi benim. hangi zerrenin noktasıyım. ama ben istiyorum sizler de istiyorsunuz eminim. dilerim isteyemeyenler de birgün isterler böyle duaları. TEŞEKKÜRLER…

  14. 14 hayri 23 Şubat 2008, 4:38

    Aslinda KADO dostumuzun sorusuna muhatab elbetteki bu konuya vakif olanlardir, fakat dogru cevap gelene kadar, beyin firtinalarina zemin hazirlamak gayesiyle bizim de katkilarimiz olsun arzu ettik….

    Öncelikle sunu belirtmekte fayda görüyorum, okuma lütfunda bulunacak dostlari yaniltmamak acisindan….. Yorumlara katilmaktaki amacim; yorumlara kendi anlayisimi yazarken ayni zamanda yanlislarima ayna tutacak ve ufkumu genisletecek parlak AYNA lardan istifade edebilmektir, yazilanlari tenkit ya da tahkir etmek degildir. Cünki biliyorumki; Ne sonsuz sinirsiz boyutsalliklari ve bu boyutsalliklardaki sonsuz sinirsiz manalari, 1400 küsur yil evvelki idrak seviyelerinin de faydalanabilecegi sekilde tasarliyarak sembol ifadeler kullanilarak sunulmus EVRENSEL BILGI hazinesine ne de bu evrensel bilgi hazinesini B’izzat zahiri (dünya) yasaminda uygulayarak ve cevresindekilere de bu konuda örnek teskil ederek uygulanmasini tavsiye ederek ve ayni zamanda bu bilginin ŞUUR boyutuna taalluk eden yönünü de bünyesi müsait olanlara talim ettirerek nebilik ve resullük islevini ifa etmis evrensel insanin birinci elden uygulamali KUR’AN yorumu olan hadislerine derinlemesine ve ne de bu iki kaynagi günümüz idrakina büyük bir özveriyle sunan Üstad Ahmed Hulusi’nin eserlerine vakif olabildim…
    Bu yüzden yorumlarimda illa bu böyledir diye bir iddiam olamaz… Acizane biz sadece kapasitemiz elverdigi ölcüde anlayimiz kadarini dostlarla paylasiriz o kadar…
    Bu kisa!!! Aciklamadan sonra dostumuz KADO nun sorusu; Allah’ın B sırrı ile yani ÖZ’ümüzden açığa çıkardığı, Allah’a ait manaları görür. ””Bu sırra eren kişinin de dünyası SEVGİ olur, karıncayı bile incitmez, Değil öldürmek. ŞİMDİ BUNUN BİLİNCİNDE OLAN KARŞISINDAKİ KAFİR DE OLSA NASIL? ÖLDÜRÜR, MADEM KARŞIMDA MÜŞRİK GÖRMÜYORUM.
    LÜTFEN BU KONUYA BİR AÇIKLIK getirilsin“““

    Verilen cevaplara ek olarak $unu söyleyebiliriz, evet sistemin seslenisindeki nübüvvet ve risalet ile ilgili aciklamalari göz önünde bulundurarak TEVBE ayetini inceledigimizde daha baslangicinda cikis noktasinin risalet yani birimlerin enfüsü ile alakali olan yani agirlik kazanir ve bu acidan degerlendirilmesi zaruri oldugu ortaya cikar, bu yönden SAIM dostumuzun degerlendirisi önem kazanir… Fakaaat Kur’an’in hem batini hem de zahiri sayisiz anlamlari vardir gerceginden yola cikarsak eger, o zaman zahir olan yönünün de hakkini vermek acisindan degerlendirmemiz gerekir.. Zahiri olan yönü itibari ile Mekke’de ya da Medine de surenin inzaline sebeb teskil eden olaylar vuku bulmus, yani gercekten müsriklerin tacizi, saldirisi, cana ve mala zarar ziyan vermeleri söz konusu olmus, bunun önlemi ve cikis noktalari gösterilmistir. Yani canini malini korumak emanete sahib cikmak anlaminda olarak mesru kilinmistir, düsünün müsrikler saldiriyor ve siz onlarin hakikati haktir diye onlarda da B sirri vardir diye hicbir tepki göstermiyorsunuz… ne olur sonunda bir mucize olarak müsrikler geri mi döner? veyahut ta muvahhidmi olurlar? veya inat ederlerse görünmez eller onlari cezalandirir mi bir tanri tarafindan?… Buna hicbir akli basinda olanin inanacagini kestiremiyorum. Bunun gerceklesmiyecegini bizzat resulullah ilk dönemlerde kendisine saldiranlara karsilik vermiyerek gösterdi. Ne oldu sonunda önce en zor durumda olanlar ve sonra kendisi de cikmak zorunda kaldi Mekke’den… Ve ardindan gelen korunma ve savunma amacli savaslar…..O halde biz de onlar gibi yapalim demiyorum, cünki o günkü sartlar onu gerektirdigi icin öyle bir cikis yolu sunulmus müminlere özden gelen bilgi dogrultusunda (ki ilk zamanlar mallarina ve kendilerine zarar dokunuca müminler hemen karsilik vermek istemisler fakat resulullah Allah’tan vahiy beklemisti)… fakat tehlike ortadan kalktiktan sonra ise yani son zahiri savastan dönerlerken ne demisti; kücük savastan BÜYÜK savasa dönüyoruz….. Demek ki nübüvvet yönüyle gerekli olani yani sisteme uygun düseni yerine getirdikten sonra risaletin getirdikleriyle enfüsünüze yönelik nefsinizle nefinizdeki küfür, $irk gibi kavrmlarla mücadeleye baslayin tavsiyesiyle karsilasmisti zahiri mücahid batini mücahid adayi müminler….

    1. 3. KEHF 74-) Fentaleka* hatta iza lekıya ğulamen fe katelehu, kale ekatelte nefsen zekiyyeten Bi ğayri nefs* le kad ci`te şey`en nükra;

    Derken (ikisi) yine bir gittiler… Nihayet bir oğlan çocuğa (reşid olmamış bir nefs’e) rastgeldiler/karşılaştılar (da tuttu Hızır) onu katletti… (Musa) dedi: “Bi ğayri nefs, bir nefs-i zekiyye’yi (günahsız birini) mi katlettin? (=bir nefse karşılık olmaksızın, tertemiz bir nefsi mi öldürdün?..) … Gerçekten çok münker (anlaşılmayan, bilinmeyen, bu nedenle reddedilen) bir şey yaptın”.

    KEHF 75-) Kale elem ekul leke inneke len testetıy`a meıye sabra;

    (Hızır) dedi: “Ben sana benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?”.

    SAIM dostumuzun tabiriyle bir icsel yorum;
    Hizir i HUZURda olan, NEFS-I zekiye yi arinmis nefs, HIZIRin öldürdügü gulami ARINMIS NEFS olarak degerlendirdigimizde…. Allah ismiyle tanimlanan mutlak gücsahibi olani afakta algiladiklarindan tenzih etmek suretiyle arinan bilinc(musa mesreb) bu bilinc düzeyinin de ötesine yani özündeki HUZURa, HAZIR olana erebilmek icin, ledünni ilme vakif olabilmek icin, gerekli olan enfüsi seyri tamamlayabilmek icin bu Musa mesreb bilinc düzeyinden de gecmek zorunda ki, bu öldürülme islevi bizzat Allah ismiyle isaret edilen (hizir) boyuttan gerceklestirilir. ‘Ölmeden ölmek’ denilenin ikinci asamasi olarak… Sabredip RIZA gösterebilenler HIZIRla arkadaslik edebilir, yani HUZURda olabilir… seklinde anladim dogrusunu Allah bilir..

  15. 15 saim 23 Şubat 2008, 10:15

    Dostlar İNŞALLAH, bir Kur-an ayetinin, anladığım kadarıyla yapacağım, Özsel Yorumumla, (Yorumsuz Blog’un da incelemesi sonucunda, izin verilirse); tekrar, yakında buluşacağız…
    Çalışmalarım devam ediyor… Ağır bir konu olacak düşüncesindeyim. Çok şükür, şahsen beni şimdiden çok yordu 🙂

    (Uryan ve Berat DOST sizin teşviklerinizle, özellikle sizler ayet yorumu istediği için; ayet yorumu yazıyorum…)

    Sevgi ve selamlar… Selametle

  16. 16 bir'ol 24 Şubat 2008, 8:16

    Tevbe (Hakikatına rucu etmek) suresinin ilk ayetindeki ultimatom, müşriklerle antlaşma yapan müminlere bir uyarıdır. Şöyle ki; ”Siz onlarla zahiren anlaşmış gibi olsanız da, batınen uzaksınızdır” anlamında..
    Surenin üçüncü ayetinde ise, iman etmiş fakat b sırrı ile iman edememiş müminlere, sistemi okuyamamalarından dolayı tevbe etmeleri isteniyor. Yani, hatalarını fark edip Allah’a rucu etmeleri..
    Bu konunun öneminden dolayı da, surenin ilk ayeti müminlere bir ultimatom (hatırlatma) olarak başlıyor!. Yani, besmelesiz……….

  17. 17 saim 24 Şubat 2008, 9:41

    Kado rumuzlu dostumuz çok güzel, yerinde ve doğru bir soru sormuş:

     

    “”şirk de, küfür de Vahdet hali de” ÖZÜNDEKİ İSMİ ALLAH OLANIN RAHMAN VE RAHİYM esmalarının açığa çıkardığı manalardır. Bu kişi her mananın ÖZ’ünden açığa çıktığını bildiğinden, şirk görmez, müşrik görmez, Allah’ın B sırrı ile yani ÖZ’ümüzden açığa çıkardığı, Allah’a ait manaları görür.”"

     

    Bu sırra eren kişinin de dünyası SEVGİ olur, karıncayı bile incitmez, değil öldürmek. ŞİMDİ BUNUN BİLİNCİNDE OLAN KARŞISINDAKİ KAFİR DE OLSA NASIL? ÖLDÜRÜR, MADEM KARŞIMDA MÜŞRİK GÖRMÜYORUM.

    LÜTFEN BU KONUYA BİR AÇIKLIK getirilsin"

     

    Bu soru yazımda ve yorumlarımda parmak basmaya çalıştığım yaraya "merhem gibi" geldi…

     

    Ne diyorum yazıma yaptığım yorumlarda "B sırrı" diye tutturanlara:

     

    <<…..her b’nin B sırrı olmadığı………>>

    ………………………………..

    <<…..Tüm varlıkta tüm sırlar özlerinde vardır, gizlidir, tamam; ama mertebeleri bilip, hangi mertebeden konuşulduğunu fark edip, ona göre değerlendirme yapmalıyız. “B sırrı” ifadesiyle yuvarlama kolaylığına kaçıp, kendimizi sırlardan mahrum etmiş oluruz………..>>

    ………………………………..

    < <…..BEN “TEVBE SURESİ BESMELE İLE BAŞLAMIYOR” DİYORUM! BESMELE 1. AYETİN ÜSTÜNE KONMAMIŞ, BESMELE İLE 1. AYET YANA YANA, PEŞ PEŞE GETİRİLMEMİŞ DİYORUM. BESMELEDEKİ MANAYA, BESMELEDEKİ TEKLİK BİLİNCİNE DİKKATİ ÇEKİYOR, 1. AYETTEKİ BERAT’I ÜLTİMATOM TEVBE MANASINDA YORUMLUYORUM. TEVBE MANASINDA YORUMLARKEN(BATIN), ÜLTİMATOM (ZAHİR) MANASINI ATLAMIYORUM. SADECE BATIN YORUMLA BU SIRRI ÇÖZEMEZSİNİZ. B SIRRI DİYE TUTTURURSANIZ, TEVBE SURESİ’NİN BAŞINA DA BESMELE KONABİLİR, KONMALI DEĞİL MİYDİ(?!) DİYE DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ. ZAHİR YORUMA YÖNELEREK ANCAK BU DÜŞÜNCEYİ AŞABİLİR GERÇEĞE EREBİLİRSİNİZ. BİZİ BATIN MANA ZAHİR MANA DAN, ZAHİR MANA BATIN MANADAN PERDELEMESİN!.. ZAHİR MANADA MÜŞRİKLERE VERİLMİŞ BİR ÜLTİMATOM, VAR; ALLAH’TAN VE O’NUN RESULÜNDEN… ZAHİREN ORTADA MÜŞRİK VAR, ŞİRK VAR. ALLAH KUR-AN’I –VAHYİ- VASITASIYLA RESUL’DEN MÜŞRİKE SESLENİYOR, BU SESLENME “ŞİRK GÖRME MERTEBESİNDEN” OLACAKTIR ELBET, MÜŞRİK, RESUL’ÜN MERTEBESİNE ÇIKAMAYACAĞI İÇİN… ÇÜNKÜ ALLAH, KUR-AN VAHYİ İLE RESULÜN DİLİNDEN HERKESE SEVİYESİNDEN, ANLAYIŞINDAN, MERTEBESİNDEN SESLENİR. BÖYLE YAPMAKLA, HAŞA! ALLAH ALLAH’LIĞINI, KUR-AN KUR-AN’LIĞINI, RESUL RESULLÜĞÜNÜ KAYBETMEZ. AKSİNE ALLAH ALLAH’LIĞININ, KUR-AN KUR-ANLIĞININ, RESUL RESULLÜĞÜNÜN BÜYÜKLÜĞÜNÜ ORTAYA KOYMUŞ OLUR. VE TEVBE SURESİ’NİN BAŞINA BESMELE KOYMAZ!.. BESMELE MERTEBESİ İLE MÜŞRİĞE SESLENDİĞİ MERTEBEYİ YAN YANA GETİRMEZ. İKİSİ FARKLI MERTEBEDİR… ELMALARI ARMUTLARLA KARIŞTIRMAZ… BİZ DE KARIŞTIRMAYALIM!!! BU İŞİN BAŞKA BİR YÖNÜ VAR Kİ, O DA ŞUDUR: YANLIŞ ANLAMALARA DÜŞMEYELİM, İKİ AYRI MERTEBEYİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYALIM,DÜŞÜNCELERİMİZİ ÇORBA YAPMAYALIM DİYE; TEVBE SURESİ’NİN BAŞINA BESMELE, 1. AYETİN İÇİNE B SIRRI KOYMAMIŞ. NOKTA(HU, ZAT, HİÇLİK) SIRRINI KOYMUŞ, BİLENLERCE KARIŞIKLIĞA YOL AÇMAYACAĞI, BİLMEYENLER DE BU SIRRI GÖREMEYECEĞİ İÇİN. FAKAT BESMELEYİ BAŞA VE B SIRRINI 1. AYETE KOYMAMIŞ; BAZILARININ BATIN MANADA DERİNLERE DÜŞÜP, ZAHİR MANADAN UZAKLAŞMAMASI İÇİN…………………….>>

     

    Evet, bunlar yazıma açıklık getirmesi için yaptığım yorumlardan alıntılardı….

     

    Kado rumuzlu dost soruyor soruyu, bir kitaptan, cevaplar geliyor başka kitaplardan, anlaşılan yazım ve yorumlarım ya tam okunmamış, ya da anlaşılmamış.

     

    Ne diyorum ben yazımda, ana fikir olarak, yazımdan alıntı yapalım:

    ……………………………………………………….

    <<TEVBE SURESİ Kur’an’da besmelesiz başlayan tek suredir. O halde bu sureye Besmelenin manası doğrultusunda giriş yapılmayacaktır!..
    Besmelenin getirdiği bilinçle giriş yapılmayacaktır!.. “ÖZÜMÜZDEKİ İSMİ ALLAH OLAN RAHMAN VE RAHİYMDİR” diyen “teklik bilinciyle”, “teklik mertebesinden” giriş yapılmayacaktır!…

     

    Diğer tüm surelerde ilk ayetlerde “Teklik bilincine” atıf varken, Tevbe Suresi’nde “Allah ve Resulu bir tarafta, diğer tarafta müşrikler konu edilerek”, giriş yapılmaktadır. Tevbe Suresinin ilk ayetiyle “müşrik var bilinciyle-şirki var kabul mertebesinden” giriş yaptığı için, bu surenin başına besmele konmamıştır. Besmele sırrının ortaya koyduğu Teklikte; şirk, müşrik
    kabulü yoktur…>>

    ………………………………………………………

    diye başlıyorum sırrı açıklamaya….

     

    Kado rumuzlu dostun sorusu çok yerinde ve aldığı cevaplar, yazımın tam manasıyla anlaşılmadığını gösteriyor..

     

    Kado dost ne diyor sorusunda:

    <<"Bu sırra(B sırrını kastediyor) eren kişinin de dünyası SEVGİ olur, karıncayı bile incitmez, Değil öldürmek. ŞİMDİ BUNUN BİLİNCİNDE OLAN KARŞISINDAKİ KAFİR DE OLSA NASIL? ÖLDÜRÜR, MADEM KARŞIMDA MÜŞRİK GÖRMÜYORUM."

     

    Aynen katılıyorum Kado rumuzlu dost… Sorunla ilaç gibi geldin.. Benim yazımla anlatmak istediğimde buydu!!! Aynen senin dediğini şimdi ben de diyorum. "Bu sırra(B sırrını kastediyor) eren kişinin de dünyası SEVGİ olur, karıncayı bile incitmez, Değil öldürmek. ŞİMDİ BUNUN BİLİNCİNDE OLAN KARŞISINDAKİ KAFİR DE OLSA NASIL? ÖLDÜRÜR, MADEM KARŞIMDA MÜŞRİK GÖRMÜYORUM.">>

     

    SORUNUN CEVABI, B SIRRINDAKİ MERTEBEDEN OLMAYACAKTI!!!
    "ŞİRK GÖRME MERTEBESİNDEN" OLACAKTI!… ŞİRK GÖRME MERTEBESİNDE MÜŞRİK GÖRÜLÜR, KENDİNİ KORUYARAK, SANA ULAŞAN IŞIĞI (DİNİ) YARINLARA YENİ NESİLLERE TAŞIMAK SORUMLULUĞUN VE GÖREVİN OLDUĞU İÇİN ÖLMEMEK İÇİN GEREKİRSE ÖLDÜRÜRSÜN…

     

    Dostlara B sırrı, B sırrı diye tutturmayın, B mertebesinden başka "şirk görme mertebesi" de var diyorum. Hiç bir mertebeyi küçümsemiyorum. Sadece “Besmele mertebesi”  üst merebe, “şirk görme mertebesi” alt mertebe diyorum. Her mertebe gerekli diyorum.. Tevbe suresi "şirk görme mertebesi"nden giriş yaptığı için Besmele ile başlamamış, “besmele mertebesi” farklı bir mertebe olduğu için  diyorum. İki farklı mertebeden bahsediyorum. İkisi de gerekli diyorum.. Sorulara mertebelerinden cevap vermek gerekir, insanlara mertebelerinden yönelmek gerekir…Bir mertebede sabit durmamak, gerektiğinde alt mertebelere inmek, gerektiğinde de üst mertebelere çıkmak gerekir… Batın batın,
    diye tutturmamak gerekir, zahiri de unutmamak gerekir.. Bazı yorumcu dostlar yazımda ve yorumlarımda zahire girmediğimi sanmışlar gibi..Yazımdan bir alıntı yapayım…..

    ……………………………

    <<Bu ayette sanki bir tarafta Allah ve Resulü, diğer tarafta müşrikler şeklinde ikili bir anlatım var. Bir taraf diğer tarafa ültimatom veriyor. BU SURE ZAHİRDE MÜŞRİKLERİN, BATINDA ŞİRKİN TEMİZLENMESİ DOĞRULTUSUNDA AÇIKLAMALAR İÇERİYOR. "Şirkin var kabul edildiği bir mertebeden" sureye giriş yapılmakta ve MÜŞRİKİN, ŞİRKİN TEMİZLENME YOLLARI GÖSTERİLMEKTEDİR. Besmelenin manasında ise, “şirke varlık” asla yoktur. Bundan dolayı Tevbe Suresi Besmelesiz başlamıştır. Besmelenin manası teklik bilinciyle, şirk kabul bilinci yan yana gelemez. İkisi farklı mertebelere ait bilinç halleridir.……..>>

    …………………………………..

    Yazımı açıklamak için yaptığım yorumlarda ise; Zahir’e epeyce  değinmişim….

    Kado dost müşriklerin öldürülme sebebine cevap ise; Ahmed HULUSİ’nin ‘Hz. Muhammed Mustafa-2’ kitabından Efendimizin yaptığı dua olsun…

    <<Bedir Muharebesinin evvelindeki son gün akşamı çisentiyle yağan bir yağmurla geçiyordu.. Müslümanların çoğu birer siper yer bulmuşlar, burada, kendilerini ertesi günkü muharebeye en iyi şekilde hazırlayabilmek için istirahata çekilmişlerdi..

    Gecenin saatleri ilerlerken karargâhta ancak bir iki kişi uyanık kalmıştı ki, bunlardan birisi olan Efendimiz s.a.v. namazını bitirdikten sonra Allahû Teâlâ`ya şöyle dua ediyordu:

    -ALLAH`IM EĞER ŞU BİR AVUÇ MÜSLÜMANIN BU GAZÂDA HELÂK OLURSA; BUNDAN SONRA YERYÜZÜNDE SANA İBADET EDECEK BİR TEK MUVAHHİD KALMAZ.. SEN İSLÂM’IN BU ORDUSUNA NUSRET İHSAN ET !..>>

    Aldıkları İslam ışığını yarına, yeni nesillere taşımak için, bu bilinç ve sorumluluk duygusuyla, canlarına kastedip çıkarlarına ters düştüğü için dini ortadan kaldırmak isteyen müşriklere karşı hayatta kalma mücadelesi veriyorlar, ölmemek için öldürüyorlar… Sırf öldürmek için savaşmıyorlar, toptan ölmek için de savaşmıyorlar. Toptan ölmemek, geride yaşayan Müslümanlar bırakıp din ışığını yanık tutmak, yeni nesillere ulaştırmak için savaşıyorlar… Mükafat ise Allah’tan…

    Evlilikte neslin devamının istenmesinin bir hikmeti de bu.. İslam ışığını yeni nesillere taşımak… Evlilikte bebeğe; savaşta geri kalanlara can vererek dini yarınlara taşımak…

    Prensibimizi son defa yazalım:

    <<…..Tüm varlıkta tüm sırlar özlerinde vardır, gizlidir, tamam; ama mertebeleri bilip, hangi mertebeden konuşulduğunu fark edip, ona göre değerlendirme yapmalıyız. “B sırrı” ifadesiyle yuvarlama kolaylığına kaçıp, kendimizi sırlardan mahrum etmiş oluruz………..>>

     

    DOSTLAR; SEVGİ, SAYGI, SELAMETLE …

  18. 18 BERAT 24 Şubat 2008, 2:35

    “BEN “TEVBE SURESİ BESMELE İLE BAŞLAMIYOR” DİYORUM! BESMELE 1. AYETİN ÜSTÜNE KONMAMIŞ, BESMELE İLE 1. AYET YANA YANA, PEŞ PEŞE GETİRİLMEMİŞ DİYORUM.”

    Bu doğru, şu da doğru:

    ZAHİR MANADA MÜŞRİKLERE VERİLMİŞ BİR ÜLTİMATOM, VAR; ALLAH’TAN VE O’NUN RESULÜNDEN… ZAHİREN ORTADA MÜŞRİK VAR, ŞİRK VAR. ALLAH KUR-AN’I –VAHYİ- VASITASIYLA RESUL’DEN MÜŞRİKE SESLENİYOR,

    Ama cümlenin devamındaki şu satırlar konusunda tereddütlüyüm.

    BU SESLENME “ŞİRK GÖRME MERTEBESİNDEN” OLACAKTIR ELBET, MÜŞRİK, RESUL’ÜN MERTEBESİNE ÇIKAMAYACAĞI İÇİN… ÇÜNKÜ ALLAH, KUR-AN VAHYİ İLE RESULÜN DİLİNDEN HERKESE SEVİYESİNDEN, ANLAYIŞINDAN, MERTEBESİNDEN SESLENİR.

    Bir başka sitede bununla ilgili şöyle okumuştum:

    Kuran insan’a -said ve iman edene- hitap eder. İnsan ise, kendini ve rabbini bilendir. Kuran’daki ayetlerin, “Rahman ve Rahim Allah’tan” diye başlaması, insan’a rahmet olması içindir. Ama bu surenin ilk ayetinde iman edenlere değil müşriklere hitap vardır. O halde müşriklere rahmet olmayacak bir ültümatom cümlesine Rahman ve Rahim Allah’tan diyerek başlamanın ne anlamı vardır? Vahy olduğu bildirilmek için Allah ve Rasulünden diyerek başlamıştır zaten. Ama kuran genelinde olduğu gibi Rasulullah’ın yaşadığı B sırrı gerçeğine “gizlice bir işaretle” *Beraatün…* kelimesi ile başlar.. Bana göre Rasulullah hiç bir surette şirk mertebesine inmez, ama o mertebeye rahmet olmayacak bir hitapta da bulunmaz. O sebeple Rahman ve Rahim belirteci yoktur. Ama gizli bir Bismillah vardır, “Beraetün minAllahi ve RasûliHİ”… tırnak içlerine dikkat: “B”eraetün “minAllahi”.. Bu ayeti Rasulullah’ın tayin ettiği elçi olarak Hz. Ali tebliğ ettiği için, yanına “ve Rasulihi” de konmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

  19. 19 saim 26 Şubat 2008, 4:58

    BERAT RUMUZLU DOST;

    “BU SESLENME “ŞİRK GÖRME MERTEBESİNDEN” OLACAKTIR……….”
    Diye benden yaptığın alıntıyı “son yorumunda” doğru yazmışsın…

    Aynı yorumunun bir cümlesinde sen; şöyle yazmışsın….
    “Bana göre Rasulullah hiç bir surette şirk mertebesine inmez,……..” diye kendi yorumunu yazmışsın.

    Resulullah(SAV)’ın ismini oraya yakıştıramadığımdan, haddimi bildiğimden, haya duyduğum için, ben; senin yazdığın yorumundan yaptığım alıntıyı kopyala-yapıştır yaptım, elle yazmadım.

    EL İNSAF!!! EL İNSAF!!! EL İNSAF!!!

    Sen yazmışsın; benden yaptığın alıntıyı…
    Okurken “GÖRME”din!!! Yazarken de mi “GÖRME”din????
    “ŞİRK “GÖRME” MERTEBESİNDEN” ifadesinin ortasındaki;
    Büyük harflerle yazılmış; “GÖRME” kelimesini????
    “GÖRME”yesin diye yazmadık; “GÖRME”yi!!!
    “GÖR”esin diye yazdık; büyük harflerle defalarca “GÖRME”yi!!!
    Gözüne mi sokmak lazım, göstermek için “GÖRME”yi???

    Ben:

    “BU………….” “ŞİRK GÖRME MERTEBESİNDEN”…………” diye yazdığımı sen nasıl, okudun da, nasıl anladın da…..
    “Bana göre…………hiçbir surette “ŞİRK MERTEBESİNE” inmez,” yazmışsın!…

    Yorumundaki aynı yazıyı, bu sefer ben elimle yazdım, cümlenin içinde senin yazdığın, Resulallah(SAV)’ın ismini yazmadım, yukarıda yazdığım aynı sebepten..

    Yazında nerede “GÖRME” kelimesi????? Niye atladın “GÖRME”yi???
    Şirk mertebesi diye bir mertebe mi var????
    Mertebe hedef alınan yüksek yerdir…..
    Şirk mertebesi diye bir mertebe yoktur….
    Müşriğin hali olan şirk mertebe olur mu hiç???
    Kim müşrik olmayı hedefler de; alçak hal için çalışır???
    Benim yazdıklarımı “GÖRME”yen gözlerin(basiretin),
    Kendi yazdıklarını da mı “GÖRME”di…
    Sen ne yazdığının, kendine verdiğin zararın farkında mısın???
    Demek ki hala aynanı temizlememişsin.
    KENDİ KENDİNİ KIRIYORSUN…
    Birinci yorumuna verdiğim cevapta,
    Seni yumuşak bir şekilde uyardım, uyanırsın diye..
    Ama sende hala “GÖRE”meme hali var!!!

    Biraz daha bilgi verelim, belki sana faydası olur diye!?
    “ŞİRK GÖRME HALİ” müşrik olmak değildir…
    Bir şeyi görmekle korkma; o olmazsın…
    Şu an bilgisayara ekrana bakıyorsun, bilgisayar mı oldun???
    Müşrik birini GÖRME”kle, korkma müşrik olunmaz!!!
    Şirki görmeden; müşriği görmeden onu yola getiremezsin..
    Hastalığı görmeden, tespit etmeden, nasıl iyileştirebilirsin…
    RESUL’de müşrikleri, şirkleri görecek, bilecek ki temizlenmesi için onlara yardımcı olsun.

    Öğrencilerin bilgi seviyesine inmeden, nasıl bilgi seviyelerini bilirsin de.
    Bilgi seviyelerini arttıracak bilgileri verirsin…
    RESUL DE, müşriğin özelliklerini, şirkin özelliklerini bilecek ki, onlara bilgilerini temizlemek için yardımcı olabilsin.
    “Bir başka sitede bununla ilgili şöyle okumuştum:” diyerek bir şeyler yazmışsın. Hangi sözler siteden, hangileri senden belli değil, yazın karışmış. “GÖRME” kelimesini bile “GÖRME”diğine göre, ALLAH bilir o sitede de neler neler “GÖRME”mişindir. “GÖRME”mişliğine ORTAK etmek için, “GÖR”enleri alet etme!!!
    “Ama Kur’an genelinde olduğu gibi Rasulullah’ın yaşadığı B sırrı gerçeğine “gizlice bir işaretle” *Beraatün…* kelimesi ile başlar..” demişsin….
    Bende üstlerdeki yorumumun birinde;
    “Yazılışındaki en önemli amacı; B sırrının olduğu yerde (B sırrı) diye belirten, Hasan GÜLER’in Kur-an’ı Kerim B-Meali’ndeki bu ayettin mealinde (B sırrı) diye bir açıklama yok. Çünkü AÇIK BİR B SIRRI yok!..”
    demişim. Tevbe Suresinin 1. ayetinde “B sırrı yok” derken bu sözümü kastetmişim. Her yazdığım cümlemin başında, aynı şeyi yazmam mı gerekiyordu, anlaman için????
    Bu yazıya o kadar açıklayıcı yorum yazdım, sabrım sınanıyor diyerek… Ama sen işe farklı bir boyut getirdin, özellikle üçüncü(inşallah gerçeği, “GÖR”ürsün de, ikna olursun, benim yazıma son yorumun olur, çünkü artık aynı şeyleri DEFALARCA yazmaktan yoruldum, EL İNSAF!!!) yorumunla beni hayal kırıklığına uğrattın, “GÖRME”me halinle…
    “…..TÜM VARLIKTA TÜM SIRLAR ÖZLERİNDE VARDIR, GİZLİDİR, tamam; ama mertebeleri bilip, hangi mertebeden konuşulduğunu fark edip, ona göre değerlendirme yapmalıyız.”
    sözünü kaaaç kez yazdım!!!
    “B SIRRI” her şeyin özünde var! Sende de var! Ben niye sabırla cevap yazıyor, seni kırmıyorum sanıyorsun. “B sırrı” diye diye, b’lerin peşinden koşacağına başında b harfi olan benliğinden, kurtulmaya çalış!!! Benden sana DOST nasihatı…
    Belki artık(!?) kendi yorumlarınızı anlarsınız, kendi kendinize yorumlarsınız diye, beni ilgilendiren imalı kısımları büyüterek, altını çizerek aşağıya yazıyorum. Parantez içi yorumunuzun bana düşündürdükleri ki, siz ne derseniz deyin, yazdıklarınızdan kim olsa benim gibi düşünür. Özür istemiyorum, yorum istemiyorum, siz kendinizi af edin o bana yeter. Özür dilemek bazen “aynı hatayı bir kez daha yapabilir miyim” manasına geliyormuş. Sayenizde, şahsınız bu sözü doğrulamış, oldunuz, ben de bu sözün doğru olduğunu öğrenmiş oldum..
    “EĞER BU AÇIKLAMANIZI KABUL EDERSEM, Kur’ân’daki bir sureyi B kapsamından çıkardığınız için Allah’a, Kur’ân-ı Kerim’e ve Rasulüne iftira EDİLMİŞ kabul ederim kendimi, kusura bakmayın.”
    (Kendinizi kastetseydiniz “EDİLMİŞ” kelimesini değil “ETMİŞ” kelimesini kullanırdınız, iftiraya etmeye sebep olarak yazımı göstermezdiniz. Beni neyle suçladığınızın farkında mısınız? Kendinize bunu yapmayın!)
    “Anlamamamı da kapasitemin yetersizliğine, anlayışsızlığıma ve cahilliğime verin. Yine anlamadığım bir konuyu kabul etmemek ve TAKVAYI TERCİH ETMEK hakkıma da saygı duyulmasını rica ederim. İftira konusunda sizi kastetmedim diye bir kez daha belirteyim,”
    (Demek ki benim yazım, sizi takvadan uzaklaştırıyor ki, takvayı tercih ediyorsunuz. Beni neyle suçladığınızın farkında mısınız? Kendinize bunu yapmayın.)
    “Bana göre RASULULLAH HİÇ BİR SURETTE ŞİRK MERTEBESİNE İNMEZ, ama o mertebeye rahmet olmayacak bir hitapta da bulunmaz.”
    (Kim dedi Resullulah şirk mertebesine iner diye? Nerden çıkarıyorsunuz? Şirkin mertebesi mi olur? Müşriğin mertebesi mi olur? Sen ne dediğinin farkında mısın??? Kendine bunu yapma! Bu nasıl bilgi? Bu ne hal?.. Bir de tutturmuşsun B sırrı diye! Ne haddine! Kendine gel!!!)
    Sizin adınıza üzülüyorum, size kızamıyorum… Belki bir YORUMSUZ OKUR-YAZAR olan Zekeriya BAĞCI arkadaşımızın “BÜYÜK PATLAMA” yazısına yazdığı yorum dikkatinizi çeker, ilgilenirsiniz insafa gelirsiniz diye aşağıya yazıyorum:

    “Sevgili Yorumsuz Blog’u takip eden Dostlar, burada aklındakilerini, düşüncelerini veya batınında olanları yazma cesaretinde olan insanlara saldırmak yerine; kendimize sormaya çekindiğimiz sorularımızı burada dillendirip Hakikate yönelmek amacımız olsun. Yoksa kendi fikrini beyan edemeyip yazma cesareti gösteremeyip te yorumluyanları baltalamaya çalışmak hangi gerçekliğe uyar, durup bir düşünelim.”

    (Bu yorumumu kaç saatten beri yazıyorum; 26 şubat 2008 Salı sabaha doğru saat 04:50’de tamamlıyorum, sizin için sizden ümidimi kesmeden belki faydası olur diye, ayrıca cümlelerimin yapısı bozuldu, devrik cümle oldu, UYKUSUZ VE YORGUNUM DİYE)

    BERAT RUMUZLU DOST; HER ŞEYE RAĞMEN, YİNE DE B SIRRI GEREĞİ, SEVGİLER, SAYGILAR …

  20. 20 BERAT 26 Şubat 2008, 1:13

    Es Selam,

    Bu sitede beni en çok şaşırtan şey, bilgiyle doğru orantılı bir olgunluğu göremeyişim ve denetimin kolayca kaybetmesi !. Her şeyden önce bu tespitimi özellikle belirtmek isterim.

    Hasan Güler hocamız, Kuran meali hazırlamış. Meal hazırlayanlar, açıkça görmedikleri gizli bir işareti meale alamazlar. Tefsir olsaydı belki bahsederdi, bilemeyiz. Bildiğim kadarıyla bu konudan söz eden büyük velilerden biri, ama hangi velinin yazdığını ben okumadım, okuyan arkadaşa sorar ve size “özel olarak” bildiririm. Burada yazmak istemiyorum, çünkü öfkelenerek meseleyi büyütme eğilimi göstermeniz olasılığı yüksek görünüyor. Bu şekilde ilmi itibarınızı zedelemenize vesile olmak istemem.

  21. 21 nesir 26 Şubat 2008, 1:57

    ZİYAfet:
    GÜNEŞ geldi diye masanın yerini değiştirdiler. Düşünemediler ki güneş de o sofranın dâvetlilerindendi.

    RÜZGAR: Bir saçı okşamaz, bir alnı serinletmez, bir yelkeni şişirmez, bir eteği havalandırmazsın. Neyleyim senin gibi rüzgârı!

    GÖZler: Gözler siyahtır, yeşildir, eladır, mavidir; gözbebekleri ise daima siyah kaldı, siyah kalacak da.

    YIKILIŞ: Diktatörlüğü istibdadı, demokrasiyi müsamahası yıkar.

    Arif Nihat ASYA / Kanatlarını Arayanlar.

  22. 22 BERAT 26 Şubat 2008, 2:27

    Es Selam,
    Yorumumda yalnız ve büsbütün haksız olmadığımı ispata girişmek zorunda kaldığım için ve daha da önemlisi “emin olduğum bir konuda” istişare gibi bir güzellikten, münakaşa gibi bir duruma kayıldığı için çok üzgünüm! Katılımcılardan bağışlamalarını dilerim.

    Dr. Senai Demirci’nin “B Harfinin Sirri….” makalesinden:

    Bu yuzden denebilir ki, besmele’nin sirri ‘be’de toplanmistir ; odaklanmistir. Yine bu sir hatirina olsa, Kur’an da her surenin ilk ayeti bir kavle gore ‘besmele’ ise, her sure ‘be’ ile baslar. Besmele’siz baslayan Berâe (Tevbe) suresi de yine besmelesizligine ragmen ‘be’ ile baslar. Yani, Kur’an’da besmelesiz baslayan sure olsa da ‘be’siz baslayan sure yoktur. Berâe suresi vesilesiyle, ‘be’nin hatirinin ‘besmele’nin hatirina denk oldugunu anliyoruz. Yine ilginctir ki, Besmele’yle basladigi halde, besmele’den sonraki ayeti ‘be’ ile baslayan bir sure yoktur; ilk ayeti ‘be’ ile baslayan tek sure Berâe’dir ve onun oncesinde de besmele yoktur.

    Besmelenin ‘be’ ile baslamasindaki ince remz, hak ehlinin basindan beri dikkatini cekmis ki, bu remze riayet etmeye calisilmis, eserlere her daim ‘be’ ile baslamak onemsenmistir.

    Basta Hazreti Ali (r.a.)) Efendimiz, Celcelutiye kasidesine soyle baslar :

    “Bede’tü biBismillahi…

    Mevlana Celaleddin’in farsca kaleme aldigi Mesnev-i Serif’in o dillere destan “Dinle neyden ki sikayet etmede” seklindeki ilk beytinin farscasi da “Bisev in ney…” diye baslar.

    Risale-i Nurun Birinci Söz’u ise, hem Besmele’ye dairdir, hem de Besmelenin ‘be’sindeki bu incelige riayet etmekten geri kalmaz :

    Birinci Söz

    “Bismillah her hayrin basidir

    Biz dahi basta ona baslariz.

    Bil, ey nefsim, su mubarek kelime, Ilsam nisani oldugu gibi, butun mevcudatin lisan-i haliyle vird-i zebanidir.

    Bismillah ne buyuk, tukenmez bir kuvvet, ne cok, bitmez bir bereket oldugunu anlamak istersen, su temsili hikayecige bak, dinle.”

    ********

    Ahmet Kalkan’ın Kuran-ı Kerim Tefsiri’nden:

    Besmelenin Anlam Derinlikleri

    İslâm ahlâkı, incitme, öldürme ifade edecek davranışlarda ve bu davranışlara müsaade eden sözlerde besmeleyle başlamayı yasaklamıştır. Savaşmaya müsaade eden ve putperestlere ültimatom içeren Tevbe sûresi, besmelesiz başlayan tek suredir. Eti yenen hayvanların kesimi ve avlanması sırasında besmeledeki Rahmân ve Rahîm sıfatlarının anılması uygun görülmemiştir. Hayvan keserken “bismillâh” veya “bismillâhi Allahu Ekber” denilir. (Dip not: Yani, Rahman ve Rahim isimleri eklenmez. BERAT)

    Kur’ân-ı Kerim’in konusunun; Allah ile evren, özellikle de insanlık âlemi arasındaki münasebeti bildirmekten ibâret olduğunu söylemek mümkündür. Besmelenin başındaki “ba” edatı (“b” harfi) bu münasebeti ortaya koymakta ve kulun, Yaratanından yardım isteyerek hep O’na bağlı kalışını ifade etmektedir. Hz. Ali’ye atfedilen meşhur bir söz vardır: “Kur’an’ın tümü Fâtiha sûresinde eksiksiz özetlenmiştir. Fâtiha’nın özeti de besmeledir. Besmele de “b” harfinde özetlenmiştir. Dolayısıyla besmele’nin b’si Kur’an’ın özetidir.” İlk planda abartılı gibi gelen bu ifade doğrudur. Arapçada harf-i cer olan “b” ilsak içindir. Türkçe tam karşılığını, “….. ile …..” şeklinde gösterebiliriz. Kendi başına bir anlamı olmayan bu harf, en az iki kişi arasındaki bir ilişkiyi belirten bağlaçtır. “Ahmed ile Mehmed” örneğinde olduğu gibi. Aralarında bir münasebet, bir bağ olmadan bu bağlaç kullanılmaz. Besmele’de deki “B” aralarında alâka olan iki tarafı belirtir. Bu tarafların biri, besmeleyle işe başlayan kul; diğeri Allah’tır. “B” Allah ile kul arasındaki ilişki ve bağı anlatır. Kur’an’ın ana konusu ve temel vurgusu, insanla Rabbi arasındaki kulluk-ilâhlık münasebetidir. Rubûbiyet ve ubûdiyet alâkasıdır. “B” harfi de bu ilişki ve bağı içerdiği için Fâtiha ve Kur’an’ın özeti olmuş olur. (Dip not:Bu sebeple Tevbe suresi başında Bereatün ve B harfi ile başlama inceliği vardır, ehlince malum olarak.. – BERAT)

    Arapça cümle yapısı itibariyle besmeleden önce “ba”nın ilgili bulunduğu mahzuf bir fiil vardır. Bu, besmele ile başlanacak herhangi bir fiildir: “Bismillâh diye başlıyorum”, “Allah’ın ismiyle kalkıyorum, okuyorum, hayvan kesiyorum…” gibi. Böylece Allah ile kul arasında sevgiye dayalı olan derûnî münasebeti ifade eden besmele, İslâm’ın bir sembolü ve her iyiliğin anahtarıdır. Kişi ile Allah arasındaki bu ilişki, sadece Allah’tan yardım istenip O’ndan medet umulacağını idrâk etmektir. Kendisi âciz olan, korunmaya muhtaç kimselerin başkalarını koruması mümkün olmadığını bilip her şeye kaadir Allah’ın kapısını çalmaktır besmele. Besmele, bütün iyiliklerin, tüm güzelliklerin O’ndan olduğunu kabul edip O’nun müsaade ettiği şeylerin O’nun adıyla yapılması sâyesinde daha da güzelleşeceğini anlamaktır.

    Keşkül Dergisi 1. Sayı’da Ö. Tuğrul İnançer’in “”Dinle” isimli makalesinden:

    İşte Hz. Mevlânâ Mesnevî’sine “b” harfiyle başlayarak, daha ilk söz bile değil, ses, “b” sesinden itibaren bazı şeylere işaret buyurmuş oluyor. Malum, besmele bütün İslam kitaplarının başlangıç cümlesidir. Kur’ân’ı Kerim ve diğer bütün semâvi kitaplar da öyle başlar. Kur’ân’ı Kerim’de. besmelesiz başlayan bir sûre tevbe sûresidir ki o da “berâetün” kelimesi ile, yani “b” ile başlar.

    Besmelenin “b” si, Sûre-i Tevbe’nin ilk kelimesi olan “berâetün” kelimesinin b’sinin noktasında gizlidir. İşte Hz. Mevlânâ böyle bir ince nükteye de işaret etmiş oluyor. “Tabi bu işaretler, ancak ehline malumdur.” Ve böylece Hz. Mevlânâ kendine mahsus çok özel bir tarzda besmele çekmiş oluyor. Çünkü bilinir ki, besmelesiz başlayan işin âkıbeti hayır getirmez.

    (Bu örnekleri çoğaltabilirim. Ayrıca önceden söz verdiğim gibi, hangi velinin bu konudan bahsettiğini de öğrenip size özel olarak yazarım)

  23. 23 saim 27 Şubat 2008, 8:52

    http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kilitlenmislik.htm

    KİLİTLENMİŞLİK

    ——————————————————————————–

    Sorun bu işte!.

    Kilitlenmiş olmak!

    Kendi kendini kilitlemek!.

    “Anlayamıyorum… Okuyorum okuyorum bir türlü yerli yerine oturmuyor!… Tam anladım derken bir bakıyorum hiçbir şey anlamamışım!”

    Çok duyduğum bir itiraf…

    Niye böyle oluyor?

    Çünkü, geçmişte bir zaman, kendi beynini kendi elleriyle kilitlemiş!..

    Farkında değil geçmiş bir zaman içinde nasıl bir komutla kendi beyninin kilitlediğinin!.

    Kesinlikle bilin ki, başkasına zannıyla ne yapıyorsak, gerçekte kendi kendimize yapıyoruz; ve kendi yaptıklarımızın da sonuçlarını yaşıyoruz!.

    “Herkes elleriyle yaptıklarının sonuçlarını yaşar!” uyarısı da işte buna işaret ediyor!.

    Geçmişte bir zaman içinde… Belki gençlikte veya yeni yetmelikte, bir hüküm veriyorsunuz: “Bu konu şöyledir” ya da “bu, bu kadardır”, diye…

    Böylece, beyin o konuda kendi kendini kilitliyor!. Bundan sonra, o hükme ters gelen ne kadar yeni gelişme olursa olsun, beyniniz onları görmüyor ve değerlendirmeye almıyor!.

    Bir kitap, bir kişi, ya da bir konu… Dinî veya toplumsal; fark etmiyor!.

    Beyin yalnızca bu “sünnetullah” üzere çalışmasına devam ediyor!.

    Bu sebeptendir ki, kim, ne zaman neyi reddetmiş veya inkâr etmişse, artık geri dönüşü olmuyor kolay kolay!.

    Hiç mi?

    Hayır!.

    Tövbe kapısı açık!..

    Eğer, yaptığının yanlış olduğunu kesin bir şekilde fark etmişsen; bunun düzelmesi için çok kuvvetli olarak o konuyu tekrar ele almışsan; yapacağın çalışmalar ile yeniden o alanı araştırma ve sorgulamaya sokup kilitlenmeyi çözme imkânına sahipsin!. Ama bu da elbette, o konudaki hükmünün kesinlikle yanlış olduğunu kavramana bağlı.

    Aksi takdirde, beyin, geçmişte aldığı o komutun gereğini ölene kadar koruyor; sen de gözünün ya da basîretinin önündeki o gerçeği algılayamadan bu dünyadan çekip gidiyorsun!.

    Her an her yeniye mutlak olarak açık olmak, işin başlangıcı…

    Sorgulayıcı olmak; araştırmacı olmak; asla mevcut veri tabanınla kendini kayıtlamamak ve sınırlamamak!

    “Dün bu konuda böyle denmiş ama başka türlü de olabilir mi acaba”, diyerek; yeni karşılaştığın her olayı veya fikri yeniden değerlendirmeye tutmak, kişinin beyin kilitlenmelerine karşı emniyet supabıdır!.

    Toplumların çok büyük bir kısmı, daha genç yaşlarda kilitlenmiş beyinlerle yaşamlarını sürdürdükleri için, yaşamdaki sürekli yeni açılımları fark edemiyorlar!.

    Toplumsal şartlandırmalar, beyin kilitlenmelerinin en büyük oluşturucusu!.

    Daha çok küçük yaşlarda başlayarak, beyinler pek çok konuda kilitlenmeye başlıyor!.

    Bir vesile ile bir şeyin orada olmayacağı yolunda bir fikir oluşmuşsa sizde; artık o şey orada gözünüzün önünde olsa bile onu göremezsiniz! Sanki kör olmuşunuzdur!.

    İşte bu bireysel beyinlerde oluşan blokaj körlüğü, bazen toplumsal körlük şeklinde de açığa çıkar, o konudaki şartlanmanın tüm toplumu kilitlemesiyle.

    Görünmezlerin, bilinmezlerin önündeki perde, çoğu zaman bizdeki bu kilitlenmelerin oluşturduğu blokajlardır!. Bazen de, bizdeki bu kilitlenmeleri bilenlerin, o perdeleri kullanmalarıdır.

    “Velilerin, Allah’ın örtüsü altında gizli olmalarında” da bu sistem geçerlidir. Biz, “velilik ve veliler” hakkındaki zanlarımız dolayısıyla kilitlenmiş olduğumuz için, onları görsek de tanıyamayız!. Çünkü beynimiz zannımızla kilitlenmiştir o konuda!

    İlle de, kafamızdaki zannımıza, kabulümüze göre açığa çıkacaktır ki o konu veya kişi, biz onu görebilelim!.

    “…Ki, onların kalpleri (şuurları) var, onlarla (hakikatleri) anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla gördüklerini değerlendirmezler; kulakları var bunların, onlarla algılamazlar!.. İşte bunlar en’am (davarlar) gibidirler… Belki daha da sapkın… Onlar gâfillerin ta kendileridir.” (A’râf: 179)

    “Allah, kalplerini (şuurlarını), kulaklarını/algılamalarını mühürlemiş ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır…” (Bakara: 7)

    Burada, “Allah’ın mühürlemesi” ifadesinden murat, “sünnetullah” sonucu, beyin çalışma sistemi gereği, kişide oluşan kilitlenme, “körlük-blokaj”dır!.

    Zirâ, kişi, verdiği yanlış hükümle beynini kilitler ve artık o gerçekle yüz yüze gelse de onu değerlendiremez!

    KÜFÜR, “gerçeği örtmek, görememek, inkâr etmektir”!. Ki bu da, beyindeki kilitlenmenin sonucudur!. “Kâfir” diye tanımlananlar, beyinleri önceden verdikleri hükümle kilitlenmiş olduğu için, “ALLAH”, “Rasûlullah” ve “Kur’ân” gerçeğini değerlendiremeyip, onu ÖRTENLERDİR!

    Bizi “OKU”mamış biri, elbette burada bahsedilen “hatem-mühürlenme” olayının yukarıdaki bir tanrı tarafından gerçekleştirildiğini düşünebilir…

    Oysa bizi “OKU”yabilenler, şimdi farkedeceklerdir ki, her birimin özünde bulunup, varlığını oluşturan “Allah” isimlerinin işaret ettiği özellikler, kişide otomatik olarak bu işleyişi meydana getirmekte; bu durum da, “Allah’ın tasarrufu” olarak tanımlanmaktadır Kur’ân-ı Kerîm’de!.

    Şimdi bakın burada elimize önemli bir anahtar daha almış oluyoruz Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak için…

    Kişinin eline aldığını veya karşısındakini “OKU”yabilmesi için ilk şart, geçmiş tüm veri birikimini bir yana koyarak, onlara dayalı değerlendirmelerini devreye sokmayarak, tamamen objektif, yorumsuz olmasıdır.

    İkinci iş, elindeki metinde veya karşısında anlatanda, işaret yollu, misal veya mecaz yollu dillendirmelere dikkat etmesi şarttır!.

    Üçüncü önemli şart… Kesinlikle, “ben bunu zaten biliyorum, duymuştum-okumuştum” önyargısından uzak durup, asla peşin hükümlü olarak konu hakkında hüküm vermemektir!

    Ola ki, o anda sizde o konuda yeterli açıklık oluşmadı… Bu defa o konuyu sakın inkâr veya red etmeyin… Hüküm vermeden, değerlendirme işini zamana bırakın… Zirâ, ya o konuda yeterli veri tabanınız olmadığı için o konuyu anlayamamışsınızdır; ya da daha önceden o konuda vermiş olduğunuz bir hükümle beyninizi kilitlemişsinizdir!. Bu durumda yapılacak en iyi iş, kendinizi o konuya sürekli açık tutmak olacaktır.

    Bilelim ki, verdiğimiz hükümlerin neredeyse pek çoğu, bizim, sonsuz evrensel gerçeklik içinde sayısız sırdan mahrum kalmamıza yol açan, en önemli faktör olmaktadır.

    Düşünce dünyamızı oluşturan kozamız, çoğu zaman evrensel araç olarak bizi sonsuz yeniliklere taşımak yerine; düşünsel hücremiz şeklinde hapishanemiz olmaktadır!.

    Düşünün, evrende ve Dünyada, her şey, her an yenilenmektedir!.

    “O her an yeni bir ŞAN’dadır” âyetiyle, bize, sürekli bir evrensel yenilenme uyarısı yapılmaktadır!.

    Biz ise, hâlâ, toplumu çağlar öncesi anlayışa ve yaşam tarzına döndürecek(!) “Müceddid-Yenileyici” beklentisi içindeyiz!. Elinde kılıç, at üstünde ordusuyla ortaya çıkacak bir “Müceddid-Yenileyici”!!!

    Muhtemelen benim ömrüm yetmeyebilir; veya türlü sebeple ben kendisine ulaşamayabilirim böyle bir “Müceddid-Yenileyici”ye ama…

    Siz siz olun, şundan gâfil olmayın…

    O gelecek Zât, halk dilindeki deyişle “MEHDİ RASÛL”, asla, sanıldığı gibi, toplumu ve Din anlayışını eskiye, asırlar öncesi anlayışa döndürecek bir “eskiye döndürücü”, ya da yüzyıllar veya yıllar önceki anlayışı tekrarlayacak bir “TEKRARLAYICI” değil; Celâleddin Rûmî’nin dediği gibi, “bugün artık yeni şeyler söyleyecek” bir “YENİLEYİCİ” olacaktır!.

    Kilitlenmiş beyinler, ya da benim gibi ömrünün son günlerini yaşayanlar, muhtemelen, O mübarek Zâtı göremese de; en azından farkedip, biliyoruz ki, O bir “YENİLEYİCİ”dir!. Din Anlayışımızı “YENİLEMEK-TECDİD” işleviyle Dünya’ya gelmiştir; kanâatimce!. Buna açık olanlara ne mutlu!.

    Dünün tekrarlarını tekrarlayacak “TEKRARLAYICI” beklemekte olup da, kafalarındaki bu “tekrarlayıcı”ya “müceddid-yenileyici” adını etiketlemiş olanlar, bu gerçeği kabullenemeseler de; maâlesef olay budur!

    Ömrü olan görecek ve bizi rahmetle anacaktır!.

    Siz siz olun, beyninizdeki kilitlerinizden kurtulmaya bakın; “sünnetullah” denilen evrensel gerçekleri görmekten mahrum kalmamak için!

    AHMED HULÛSİ
    19 Ağustos 2005
    http://www.ahmedhulusi.org

  24. 24 BERAT 27 Şubat 2008, 12:29

    ***Bu sizin sözünüz değil mi Saim? Yorumlarınızdan aynen alınmıştır.

    1- “Yazılışındaki en önemli amacı; B sırrının olduğu yerde (B sırrı) diye belirten, Hasan GÜLER’in Kur-an’ı Kerim B-Meali’ndeki bu ayettin mealinde (B sırrı) diye bir açıklama yok. Çünkü açık bir B sırrı yok!.. Beraetün kelimesindeki B, o kelimenin baş harfidir. B yi sildiğinizde kelimenin anlamı bozulur, anlamsızlaşır. B sırrının olduğu yerlerde, B’nin silinmesiyle B’nin manası ortadan kalkar, eklendiği kelimenin manasını değiştirmez, bozmaz, anlamsızlaştırmaz. Bu işin sağlaması bu şekilde yapılabilir kanaatindeyim. Bence anlamları fazla zorlamayalım, her gördüğümüz b yi, B sırrı sanmayalım. Beraetün deki B bana “B sırrını hatırlatıyor” diyebiliriz, ama burada “B sırrı vardır diyemeyiz”, kanaatindeyim. Çünkü bu işin ÜSTAD’ı (B sırrı) koymamış, vardır bildiği, derim…”

    ***Bunu söyleyip, sonra dönüp diyorsunuzki ben gizli bir B işareti yok demedim..?.

    2- Yazanlarına sonsuz şükran duymakla beraber, hiçbir kitabın Kur-an’la kıyaslamayacağını, her b’nin B sırrı olmadığı, her varlığın bize göre ayrı ayrı Allah demeyip, özlerindeki manaları çıkarması dolayısıyla “B sırrıyla Allah” dedikleri konusunda fikir olduğumuza eminim.Mevlana burada daha derin olan “B sırrına” değinmiş olabilir, ama Besmelenin sırrına değil, ikisi aynı şey değil…

    ***Hangi söylediğinizi kabul edeceğimizi anlamadık biz.. Daha doğrusu ben anlamadım?? Bu ifadeler çelişkili değilse, biri bana izah etsin.. Ayrıca, Besmele’yi (Bismillahirrahmanirrahim) nasıl anlıyor ve yorumluyorsunuz, açın lütfen!

    Yorumlarınızdan bir bölüm daha..

    3- Asıl olan, ben bu yazıyla ne demek istiyorum? Amacım ne?… Cevabı:

    1) “Şirk, şirki görmededir” sözünün yer aldığı mertebeden sesleniyorum.
    2) Besmele çekmekle, Besmele OKU’mak, çok farklı şeyler demek istiyorum.
    3) Besmele sırrı öyle kolaylıkla varılacak hal değil, demek istiyorum.
    4) Besmeleyi OKU’mak, yaşamak için, şirk işlememenin ötesinde, “şirk görmeme haline” ulaşmak gerekiyor diyorum. Bu daha işin başı diyorum.
    5) Ağzımıza doladığımız Besmeleyi OKU’ manın ne kadar zor olduğunu göstermek istiyorum.
    6) KUR-AN OKU’madan, yani gizli şirk te dahil şirkten temizlenmeden, Fatiha’ya geçilemez, Fatiha(Bismillahirrahmanirrahiym)’da, “şirk görme halinden” geçmeden, Bismillah’a ulaşamayız, diyorum. B sırrına, ve nokta ilmine hiç girmiyorum. Ne haddimize demek istiyorum!!!
    7) En önemli amacım ise, düşünce tabanlı bir yazı yazarak, “aklımızla Allah’a yakıyn olmak” için tefekkürü başlatmaktı.

    ***Siz bu yorumunuzda bunları mı anlattınız? ..Herkes anladı mı bunları? Eğer herkes anladıysa, ben kitlendim demektir, kabul ediyorum.

    Yine başka bir yorumunuzda da:

    4- “Kur-an’ın sırrı Fatiha’da, Fatiha’nın sırrı Bismillah’ta, Bismillah’ın sırrı B harfindedir, ben B’ nın altındaki noktayım” derken Hz. Ali acaba;
    Kur’an=Fatiha=Bismillah=B=Nokta dır mı demek mi istiyor? Bence Hayır! Öyle olsaydı tek sır olurdu, o da Nokta sırrı, gerisine gerek kalmazdı. Ama Nokta sırrına ulaşmak ve her biri başka boyutlara işaret ettiği için, hepsi var. B harfi, Besmeleyi manası doğrultusunda manalandırır, öze yöneltir. Yani Bismillah B’ye eşit değildir. Mesela su ile yoğurt aynı değildir; suyu yoğurda katmakla ne su yoğurt olur, ne de yoğut su. Ayran olurlar!..

    BERAT rumuzlu DOST; “Eğer bu açıklamanızı kabul edersem, Kur’ân’daki bir sureyi B kapsamından çıkardığınız için Allah’a, Kur’ân-ı Kerim’e ve Rasulüne iftira edilmiş kabul ederim kendimi, kusura bakmayın.” demişsiniz…

    Her yazıya kabul etme gibi zorunluluğumuzun olmadığının farkındayız. Ama bu özgürlüğümüz, dolaylı yoldan yazana “iftira atıyorsun” suçlamasını içermemeli, diye düşünüyorum. Çünkü ben başka bir şey anlatıyor, ya da anlatmak istediğimi anlatamıyor, ya da siz yanlış anlıyorsunuzdur. “İftira suçlaması” büyük vebal taşır, kendinize bunu yapmayın!…

    “Allah’a, Kur’ân-ı Kerim’e ve Rasulüne iftira” sözü, bu sitede ilk defa karşılaştığım bir yorum oldu, ağır bir itham olmasına rağmen, üzerime almadığımı, kırılmadığımı belirtiyor, aynalarımızı temizleyerek,” KENDİ KENDİMİZİ KIRMIYALIM” diyorum.

    Kusura bakmıyorum. Çünkü; ben “sureyi B kapsamından çıkarmıyorum” (haşa! ne böyle bir gücüm, ne de varlığım , ne de bu yönde gayretim var!), her şeyin özünde “B” olduğunu biliyorum. Yazımda Tevbe Suresi’nde B sırrı yoktur demiyorum, böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmedi!

    ***diyorsunuz. Ya ne diyorsunuz o zaman, anlayan beri gelsin???!!!!!!. Saim arkadaşın ne anlatmaya çalıştığını net olarak anlayan biri varsa, bana da anlatsın. Gerçekten anlamıyorum..?

    Beni çelişkiye sokan ve ne dediğinizi anlayamama sebep olan bir yorumunuz daha:

    5- Ben “Tevbe Suresi’nde B sırrı yok” , “B sırrıyla yazılmamış” demiyorum. Çünkü B- Meal’de görüldüğü gibi; Tevbe Suresinde bol miktarda B sırrı var!.. Özünde her şeyin B sırrı var, o farklı, öz bir gerçek!… Ayetlere hitap ettiği mertebeyi dikkat ederek yönelim, ayetlerin hangi mertebedekilere, hangi mertebeden sesleniyor, buna dikkat edelim!…

    Hatta ben yazımda, “Tevbe Suresi B sırrıyla başlamıyor” da demiyorum. Fakat; yorumumda B- Meal’de 1. ayetin mealinde (B sırrı) yazmıyor diyorum, kendimce bu işin sağlamasını sunuyorum, her b ye “B sırrı” dememek için.. Bence; bu ayette daha büyük bir sır, nokta(ZAT) sırrı var! Nerde,?.. RasûliHİ’nin sonunda ki HU’da!..

    ***Besmele’nin sırrı bana göre “Bu ayetler B sırrı ile özümdeki ismi Allah olanın Rahman ve Rahim kuvveleri ile nazil oluyor- aşikar oluyor” demektir. Bu surede ise, müşriklere (putperestlere, yani Allah’a şirk koşanlara) anlatlaşmanın bozulduğu ve savaş ilanı var bir bakıma.. O sebeple Rahman ve Rahim’in rahmetinden söz edilemez. Ama B sırrını kaldırırsanız, o zaman O ayetler nereden nazil oluyor diye düşüneceğiz? Sadece birinci ayetten söz ediyor olsak bile, B sırrı ile ismi Allah’tan (bismillah) nazil olmuyor derseniz, o sözler bir tek ayet dahi olsa, ayet olmaktan çıkar. Ama “genelde bu gerçekle nazil oluyor, ama burada mürşriklere ültümatom ve savaş ilanı olduğu için Rahman ve Rahim kuvvelerinden nazil olmamıştır, derseniz (bunu genel olarak bütün müfessirler söylüyor, ayrıntıları bir önceki yorumda yazdım ve daha sayfalarca tefsir örneği verebilirim size) bu doğru, ama ne dediğiniz açık değil, kusura bakmayın. İbni Abbas’tan bir rivayet var. Bu surenin ilk ayetlerini açıklama görevi verilen Hz. Ali’ye neden Besmele olmadığı sorulduğunda Hz. Ali der ki:

    “Tevbe sûresinin başında Besmele niçin yazılmadı?” diye sordum. “Çünkü, Besmele (Bismillahirrahmanirrahim) bir emandır. (güven, emniyettir ve rahmettir). Tevbe ise, kılıcı ve sözleşmelerin atılmasını getirmiştir. Bunda ise eman yoktur” dedi.[Razî, XV/216.]

    Süfyan b. Uyeyne’nin rivayetine göre bu soruya Hz. Ali: “Bu sûrenin başına Besmele yazılmadı. Çünkü Besmele rahmettir. Rahmet ise bir emandır. Bu sûre ise münafıklar ve kılıç hakkında indi. Münafıklara hiçbir eman yoktur” demiştir.[Kurtubi, VIII/62-63.]

    Hz. Ali’nin bu sözüne bakılınca, neden Rahman ve Rahim’den denmediği konusunda müfessirlerin haklı olduğu çıkıyor. Ama buna rağmen “minAllahi” (Allah’tan) ifadesi kullanılmıştır.

    Aklımı iyice karıştıran ve ne dediğinizi anlamakta zorlanmama sebep olan çelişkili bir yorumunuz daha..

    6- Ben “Tevbe Suresi’nde B sırrı yok” , “B sırrıyla yazılmamış” demiyorum. Çünkü B- Meal’de görüldüğü gibi; Tevbe Suresinde bol miktarda B sırrı var!.. Özünde her şeyin B sırrı var, o farklı, öz bir gerçek!… Ayetlere hitap ettiği mertebeyi dikkat ederek yönelim, ayetlerin hangi mertebedekilere, hangi mertebeden sesleniyor, buna dikkat edelim!…

    Hatta ben yazımda, “Tevbe Suresi B sırrıyla başlamıyor” da demiyorum. Fakat; yorumumda B- Meal’de 1. ayetin mealinde (B sırrı) yazmıyor diyorum, kendimce bu işin sağlamasını sunuyorum, her b ye “B sırrı” dememek için.. Bence; bu ayette daha büyük bir sır, nokta(ZAT) sırrı var! Nerde,?.. RasûliHİ’nin sonunda ki HU’da!..

    *** Ne diyorsunuz o zaman, neyi anlatmaya çalışıyorsunuz bir türlü açıkça anlamak söz konusu değil…??!!

    Ayrıca, “Bence; bu ayette daha büyük bir sır, nokta(ZAT) sırrı var! Nerde,?.. RasûliHİ’nin sonunda ki HU’da!..” demişsiniz. Bu yorumunuz da diğerlerinden kopuk bir yorum. Zaten “Bismillah”da da zat sırrı vardır, biz de onu diyoruz (yani ben değil çoğunluk müfessirler öyle diyor). O zaman neye itiraz ediyorsunuz?

    Ayetteki “minAllahi”den sonra gelen “ve RasûliHİ” eki konusundaki yorumunuza da katılmıyorum, çünkü bu ayetin açıklanma biçiminden dolayı bu şekilde “ve rasulihi” denmiştir. Açıklayan Hz. Ali olduğundan ve Arap geleneklerine göre birini temsilen yollanan elçi akrabadan olur ve önce kimin adına elçi olarak yollandığını ifade eder. O nedenle “Bu ültümatom Allah’tan ve Rasulünden” diye tebliğ etmiştir Hz. Ali.. Ama Allah’ın Rasulü adına “Bismillah” dememiştir. Süleyman (A.S)’ın Saba Melikesi Belkıs’a yolladığı mektupta da aynısı olmasa dahi benzer incelikler vardır. Bunun çok ayrıntıları var, yazması uzun sürer. Bence B maille veya sadece meallerle kayıtlanmayın, çeşitli tefsirler ve İslam tarihi de okuyun. O zaman ayetler hakkındaki yorumlarınız daha sağlıklı olur.

    Başka bir yorumunuzda da şunu diyorsunuz:

    7- Besmelenin manası teklik bilinciyle, şirk kabul bilinci yan yana gelemez. İkisi farklı mertebelere ait bilinç halleridir. Üst bilinç hali olan Teklik bilincinin olduğu yerde, alt bilinç hali olan şirk var kabul bilinci silinir, yok olur gider.

    Fakat Besmele(BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM) içerisinde zat, sıfat, esma, EFAL boyutlarını barındırır. “Şirk var görme” hatasına; EFAL boyutunda düşülebilme tehlikesi olduğu için; Besmele başa konmamış desek, yazımızdaki ana düşünceyi farklı şekilde desteklemiş olur muyuz, acaba!?… Aslında, Besmelenin manası şirk görmez. Ne görür? “B sırrıyla ismi Allah Rahman Rahiym’ i görür”. “Kur-an’da çelişki yoktur”un, bir manası da budur diye düşünüyorum…

    *** Bu satırlarda ne denmek istendiğini biri bana anlatsın, ben anlayışı kıt anlamıyorum…???????????????????? “Bismillah” diyen şirkte mi? Bu açıklama başka nasıl anlaşılır? Bence asıl Tek’lik “Bismillah”tadır. Bismillahirrahmanirrahim, yani Besmele ise, çok boyutlu Tek’ten söz eder, varlık alemini kabul eder, BİRLİK’ten söz eder, yani tevhid.. Bana göre Besmele Tek’lik sırrına işaret etmez, Besmele kişinin kendini ve varlık alemini Allah’tan ayrı görmediğine işaret eder, bu da BİRlik bilincidir. Bu işi Rahman ve Rahim olan Allah ismi aynası olarak yapıyorum diyerek.. Özetlersek, Besmele TEK’liğe işaret etmez, BİR’liğe işaret eder. Eğer Besmele Teklik sırrına işaret etseydi, Kuran hiç nazil olmazdı. Kime nazil olacak, O Tek ise? Bu da bir bakış açısı..

    Haklısınız kitlendim, ama yorumlarınızdaki med-cezirler sebebiyle kitlendim…. Adeta dumura uğradım. Başka bir yorumda bulunmak istemiyorum, herkesin anlayışı kendine.

  25. 25 BERAT 27 Şubat 2008, 2:13

    Anladığım kadarıyla ben başka şeyden söz ediyorum, Saim başka şeyden. Aramızda ciddi bir anlaşmazlık var. Herkes o kadar kendi demek istediğine kitlendiki -Saim bu konuda haklı- karşısındakini okumuyor, anlamaya çalışmıyor. Kimse kırılmasın diye son bir özet çıkardım, herkesin ne dediğiyle ilgili olarak anladığımdan:

    Saim dedi ki “Birinci ayetin başına ..şundan bundan.. olayı Besmele konulamaz, o sebeple B sırrı da yoktur”. Ben de dedimki “Besmele konulamaz, ama B sırrı olmalıdır ve vardır. Çünkü sure başlarında B sırrının olması, o surenin B sırrı ile -özünden gelip açığa çıkan bir biçimde- Allah’tan nazil olduğunu gösterir. Yok dersek, o surenin bir ayeti değil, tamamı Allah’tan ayetler olmaktan çıkar, sır şifresi kalktığı için.. Çünkü Besmele’nin sure başlarına konmasının ardındaki sır B sırrıdır, Rahman ve Rahim ise, rahmet olması mahiyeti ile alakalı sonraki aşamasıdır”. Saim dediki “Bu surede çokça B sırrı kapsamında ayet var, sadece birinci ayetin başına konmamıştır. O sebeple B sırrı kapsamından çıkmaz”. Ben de diyorumki “Biz surenin içindeki B sırlarından değil, Besmele ile sure başlarına konan B sırrından ve şifresinden söz ediyoruz. O olmadan surenin B sırrı ile özden gelen bir biçimde Allah’tan nazil olduğuna dair şifresi yok olur, o zaman bu sure B sırrı ile Allah’tan diye başlanmış olur, o zaman ‘nereden inzal oldu?’ diye bir soru sorulur. Şifreyi silerseniz, bu sorunun sorulmaması düşünülemez. Sorulmaz derseniz, sure başlarındaki Besmele’nin hiç bir anlamı yok demek anlamına gelir. Surelerin içindeki ayetlerdeki “Bi-…” işaretlerinin mahiyeti ile surenin başındaki Besmele ve B’nin mahiyeti birbirinden anlam olarak ayrı olmasa da konum olarak ve yüklendiği misyon bakımından farklıdır. Bu açıdan sapla samanı karıştırmayalım dedim. İlk ayetin manası gereği ve suredeki savaşa dair emir ve buyruklar sebebiyle başta Rahman ve Rahim denemeyeceği için, tıpkı kurban kesme eyleminde olduğu gibi Bismillah denmesi gerekir. Ama “Bismillah” demek TEK’liğe işaret ettiği için kişiye özel bir besmeledir. Rasulullah kendi tebliğ etseydi müşriklere Bismillah derdi belki, ama Hz. Ali açıklarken O’nun adına bismillah diyemez. Bismillah’ın özel anlamı gereği böyledir -bu kişisel görüşüm, hata olabilir, doğrusunu Allah bilir-. O sebeple (Be)reatün minAllahi içinde gizlidir bu anlam, ehli bu sırrı görmüş ve açıklamış, dedim. Ama ne dediğimi anlatamadım. Eğer bu söylediklerim hatalısı ise, Saim’den başka bir bilen çıkıp “hatalısın” desin, kabul ederim. Saim demesin, çünkü bence o da kendi görüşüne kitlendi, objektif olamıyor, darılmaca yok.

    Saim ve beratın haline uzaktan bakan ehli ne yapıyor, ne diyor acaba? Bunu düşünürken aklıma Amak-ı Hayal’den “İmtahan Meydanı, Ariflerin Toplanma Yeri” bölümünde Tantan ile Tonton’un Mor şeytanlar ve Sarı şeytanlar hakkındaki tartışması geldi. Bize de kahkahalarla gülen bir Raci var mıdır acaba? Bu düşünceyle birden çok utandım. Ayrıca herkes de bu tartışmadan sıkıldı. Sürçi lisan ettikse affola.

  26. 26 Cenghis 27 Şubat 2008, 5:31

    Merhaba dostlar… Çok hassas bir konu…Gerçek bir tevbe nedir?.. Berat ile gerçek bir tevbenin doğrudan bağlantısı var ise eğer.. İzafi vehmi benlik ortadan kalkınca ne olur (gerçek Tövbe)!! B’nin sır olmaktan çıktığını anlatan bir sır var burada bence…. Yani demek istediğim B haldir artık… SIR olduğunun vurgulanmasına ayrıca gerek yoktur diye düşünüyorum bu mertebede… Çok kısa bir anlatım oldu… En doğrusunu ALLAH bilir… Evet… Kişisel yorumum böyle.. Sürçü lisan ettiysek affola…. Herkese saygılarımı sunuyorum…

  27. 27 Sevcan Çelik 27 Şubat 2008, 10:18

    Herkese merhaba. Bu benim ilk yorumum, kimseyi üzmem inşallah.
    Burada halden değil Kuran’ın lafzından söz ediliyor. İşin erbabının dediğine göre, Kuran’nın lafzının düzenlenmesinde Allah (cc) ve Resulünce bilinen bir sistematik var. Bu düzenleme Allah Resulü (a.s) ve Cebrail (a.s) tarafından bir kaç kere yapılmış. Tevbe suresindeki bu konuyu düşünen sadece buradaki iki üç kişi değil. Dünyadaki bütün Müslümanlar, tasavvuf alimleri ve büyükleri, tefsirciler, kelamcılar, fıkıhçılar, akademisyenler, araştırmacı yazarlar, düşünen her Müslüman yüzyıllarca bu konuyu düşünmüş. Gerçeği bilen veya bilmeyen yüzlerce insan Tevbe suresi hakkında aşağı yukarı benzer ve ortak bir sonuca varmış. Okuduğum tefsirlerden, tasavvufi yazılardan ve akademik yazılardan öğrendiğim o sonuç Beratın anlattığı şekildedir. Saimin anlatmak istediğini anlamakta ben de biraz zorlandım diyebilirim.

  28. 28 ezgi_syn 3 Mart 2008, 7:16

    Yorum yokkk..*

  29. 29 Bir hadis bir yorum 25 Mart 2008, 2:51

    saim Yazmış:
    6 Şubat 2008 22:18

    Rivayet olduğuna göre, Nebi(SAV) demiştir ki:

    Ben (BİREYSEL BENLİĞİMİN) bu gece (YOKLUĞUNU FARKEDİNCE) kendimi (ÖZ BENLİĞİMİN) rüyamda (BAŞKA BİR BOYUTTA) Kabe’de (ZAT BOYUTUNDAN-TEKLİĞİN GETİRDİĞİ HİÇLİK HALİNDEN) buldum (KAYNAKLANDIĞINI ANLADIM). Ansızın (ANLARIN OLMADIĞINI FARKEDİNCE) esmer (HİÇLİK HALİNDE OLAN) bir kişi (TEK VARLIĞI) gördüm (ALGILADIM). Sanki o (ZATTAKİ YOKLUK HALİ), esmer insanlardan görülenlerin (GERÇEKTE YOK OLUP VAR OLARAK ALGILANANLARDAN) en güzeli (HEPLİĞİN GETİRDİĞİ HİÇLİK HALİNİN GÜZELLİĞİDİR-BEKABİLLAH), başının saçı (VARLIĞININ MANALARI) iki omuzu arasında sarkıyordu (SIFAT VE ESMALARINDAN KAYNAKLANIYORDU). Yeni taranmış ve arınmıştı da (VARLIĞINDAKİ MANALARDAN YENİ TERKİPLER OLUŞTURUYOR) başının saçı su damlatıyordu (VARLIĞINDAKİ MANALARLA EFAL-FİİLLER ALEMİNİ YARATIYORDU). İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak (HER ŞEYİ ZITTIYLA VAR KILIYORDU. VAR-YOK, AZ-ÇOK, İYİ-KÖTÜ, GÜZEL-ÇİRKİN VB…) Beyt’i tavaf ediyordu (EFALDEKİ TÜM OLUŞUMLAR VARLIĞININ KONTROLÜ ALTINDADIR.)

    Orada bulunanlara: “Bu kimdir?” diye sordum. (VARLIĞI BU ŞEKİLDE ALGILATAN DÜŞÜNCE SİSTEMİ NEDİR?)
    Onlar: “Bu Meryem’in oğlu Mesih İsa’dır” dediler. (VAR OLARAK ALGILANANLAR, BABADAN ANADAN, YANİ İKİLİKTEN DOĞMA ŞEKLİNDE DEĞİL, MANA TERKİPLERİYLE OLUŞMUŞ, VARLIĞI TEK’E AİT OLAN VARLIKLARDIR)

    Sonra onun arkasında (YUKARIDAKİ DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN ZITTI OLARAK) gayetle kıvırcık saçlı (BELLİ BİR TEMELİ, SİSTEMİ, BÜTÜNLÜĞÜ OLMAYAN DÜŞÜNCEYE GELİNCE), sağ gözü sakat ve börtlek (BU DÜŞÜNCE HAKKA-GERÇEĞE ERME İMKANI OLMAYAN BİR DÜŞÜNCEDİR), gördüğüm insanlar arasında İbn-i Katan’a en çok benzeyen birisini gördüm. (İNSANIN BİRİMSEL VARLIĞINA DAYANDIRARAK OLUŞTURDUĞU DÜŞÜNCE SİSTEMİDİR.). Bu da iki elini bir kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavaf ediyordu (BU DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE VARLIĞI-YOKLUĞU MADDE DÜNYASINA İNDİRGEYEN, VARLIĞI TABİATA YAKLAŞTIRAN DÜŞÜNCE SİSTEMİYDİ.).
    Oradakilere: “Bu kimdir?” diye sordum. (BU DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN TEMELİNE BAKTIM)
    Onlar: “Mesih Deccal’dir” diye cevap verdiler. (BU DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN AKI KARA, KARAYI AK-DOĞRUYU YANLIŞ, YANLIŞI DOĞRU- GÖSTERDİĞİNİ GÖRDÜM.)

    KAYNAK: Es-Sahih’i Buhari-Deccal; HZ İsa; İsa(AS)-1400
    RAVİ: Abdullah b. Ömer
    NOT: Parantez içi yazılar içsel yorumumdur.

    Teşekkürler…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: