Yargı Gömleğini Giymek

Kaç zaman önce bilemiyorum ama, zamanlardan bir zaman, hayatta her neyi ve kimi yargılarsam, yargılamama sebep olan o hali herhangi bir şekilde deneyimleyeceğim öğretildi bana…

Her olayda, her gerçekte olduğu gibi bu evrensel gerçekte de kafayı vura vura, yana yakıla öğrenmek vardı nasibimde… Nasibime tam bir tevekkül ve teslimiyet ile razı olmaktan başka çarem de yoktu… Ama ben ne yaptım?…

Bu gerçeğin farkında olmama rağmen, sizlerle son paylaştığım (Deccal de Mehdi de şimdi burada) başlıklı yorumumda yargılayan cümleler kurdum…

Doğal olarak, yani sistem gereği, tam olarak anlamadan yargıladığım durumu deneyimlemek zorunda kaldım…

Başıma gelen iş, yargı gömleğini giyme halini bir kez daha ve son derece çarpıcı bir şekilde yüzüme vurduğu için sizlerle de paylaşmak istiyorum …
Söz konusu yazımda, özellikle de internette boş vakit geçirenleri kıyasıya eleştirmiş ve o tür davranışları Deccal’e hizmet olarak nitelendirmiştim…

Dile getirmeye utanıyorum biraz ama, neredeyse yazımın yayınlandığı gün o çok yanlış bulduğum davranışı kendim işler hale geldim… Adeta bir rüzgara kapıldım gittim…

O güne kadar, internetteki oyun sitelerine takılarak değerli zamanlarını heba edenleri çok eleştiriyor ve ‘’Vakitlerini bu kadar aptalca işlerle nasıl harcarlar?… O kadar saati ilim öğrenmek için değerlendirseler de hem kendileri hem de çevreleri için yararlı olsalar ya,’’ diyordum.
Bu arada, ‘’Aferin bana,’’ diyen gizli bir üstünlük duygusuna da kapıldığımı farkettim. Bu duygu, kibir sınırlarında geziniyordu ki hakikat yolunun en ince ve tehlikeli tuzaklarından biriydi kibir….

İşte bu duyguyu farkettikten sonra bir deneme yapmaya karar verdim… Bir bakıma kendimi göz göre ateşe atacak ve bile isteye yargı gömleğini giyecektim…
Vee, siz benim sözünü ettiğim yazımdaki yargı cümlelerini okurken o satırların sahibi olan ben bir oyun sitesine üye oldum… Çeşit çeşit oyunun içinden bana en eğlenceli gelen tavlayı seçtim…
Günün hangi saati girersem gireyim binlerce insan tavla oynuyordu. Beni o kadar yadırgatan bu durum bir iki oyundan sonra giderek eğlenceli ve çekici gelmeye başladı.
Eskiden her mola vaktinde ruhumu ve zihnimi dinlendirmek için tasavvuf yazıları okuyan ben, şimdi adını bile bilmediğim, hiç tanımadığım insanlarla karşılıklı tavla oynar, vakit öldürür olmuştum…

Bu durum başlayalı üç gün olmuştu… Geceydi… Bir oyun, bir oyun daha derken vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyordum. En sonunda uykum geldiğini farkettiğimde vakit sabaha karşı dört civarıydı…
Zamanı öldürmüştüm gerçekten de…

Ertesi gün, büyük bir boşluk ve huzursuzluğa düştüm. Uykusuz ve eğlenerek (!) geçen onca saatten sonra en ufak bir olumlu duygu yoktu içimde… Öldürdüğüm zamanın yasını tutuyordum adeta ve içine düştüğüm durumun vahametini tüm hücrelerimle hissediyordum…
Bu nahoş duruma son vermenin tek çaresi, bütünü unutmayarak inancıma sahip çıkmak ve irademi kullanmaktı.

Oyunla geçen o bomboş gecenin ardından gelen gece yine sabahlara kadar uyumadım ama bu kez zamanımı ve enerjimi bilgi kazanmaya odakladım…

Ertesi günkü uyanışım ile bir önceki günkü uyanışım arasında dağlar kadar fark vardı. Yine çok az bir süre uyumuştum ama kendimi son derece dinç ve enerjik hissediyordum. En önemlisi de gece öğrendiğim yeni bilgiler, zihnimde ve ruhumda yeni açılımlara sebep olarak gün boyu sürecek coşkulu bir ruh haline sokmuştu beni…

Şükrettim halime, hiç kimseyi ve hiçbir şeyi yargılamadan… Deccaliyet dahil var olan her şeyin bizlere sunulmuş fırsatlar olduğunu düşünerek, hepimizin, özgür irademizle her daim ruhumuza uygun ve bizi hakikat yolunda tutan seçimler yapmamızı dileyerek…

Angorya
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

4 Responses to “Yargı Gömleğini Giymek”


  1. 1 ısırgan & gül 18 Şubat 2008, 10:30

    Bu kadar güzel bir saptama, götürdü bilincimi yine bambaşka bir boyuta… Ölen her insan istisnâsız olacakmış pişman… niçin daha çok ‘ilim’ hazırlığı yapmadık, diye… İstisnâsız her insan ile; bir Mevlâna, bir Yunus, bir Hallac da dahil görünüyor bu Risalet uyarısında… Onlar bunca ilimle niçin daha fazlasını elde etmeye çalışmadık diyeceklerse… biz abdi acizler ne deriz acaba?… Yâ Rabbi sen yine de dağına göre kar vermeye devam eyle… Okyanusu yutamıyorsak bile diyelim ki bir damlası yeter bize…

  2. 2 veysel orhan 18 Şubat 2008, 11:38

    Bir an CEFA, bir diğer an SEFA, ve SEYREYLE ALEMİNİ.
    Değil miyiz gittiğimiz ya da ulaşabildiğimiz her noktanın noksanlığını hisseden içinde? hepimiz BİRliğimizin bizlere seyrettirmek istediklerinin seyri içinde değil miyiz? hem şükür eden. hem kendini bulan. hem kendini kaybeden…

    ben sizin yazınızı okuduğumda ne bir yargı oluştu içimde ne de kimsenin ne yaptığıyla ilginenecek bir hal aldım. sadece sizin yüreğinizden dilinize ve oradan gözlerime ve gözlerimden taa yüreğimin içine akan satırları okudum. ben sizde birşeyleri öğrendim ve bunlara kendi duygularımı eklemek istedim. arınabilmenin kaç yolu vardır? diye. öylesine değil, gerçekten birşeyleri hissedebilelim diye.

    her kim olursak olalım sonuçta BİRliğin BİR parçasıyız hepimiz. gün gelir koşarız maddelerin peşinden, ne isterse yapar nefsimiz. buna karşı gelemeyiz. İSTESEK BİLE. ama kendimizi yargılamak zorundayız. hemde her an. yaptığımız düşündüğümüz yapmayı planladığımız her ne olursa olsun, yapsak ta yapmasak ta onunla birlikte ya da sonrasında kendimizi YARGILAMALIYIZ derim ben, her halin ardından.. ancak bu şekilde gerçekte kim olduğmuzu ya da kim olmak istediğimizi anlayabilir ve hazmederiz.

    ben her defasında hatalarımla yüzyüze kaoslar içinde yüzerken ya da sonsuzluğun kapılarını en azında taa.. uzaklardan seyre dalarken, doğru olması için düşüncelerimi tekrar tekrar düşünürüm. korkarım çünkü yalana maskot olmaktan. ama gel gör ki öyle dışarıdan bakıldığı gibi kolay değil. sen ne istersen onun hem iyisi hem kötüsü sarıyor benliğini. ikilem dedikleri şey bu olsa gerek, sana sadece onlardan doğru olanını seçmek kalıyo. bunu sen mi istiyorsun? seçmek senin mi elinde? bunların cevabını ruhumuzun derinliklerinde yani HAKİKATİNDEN cevap verebildiğimiz an O andır, işte.

    hayatın ne oyunları biter dostum, ne de hikayeleri. biz elimizden geldiğince en kötü şartlarda bile ARINMASINI öğrenmeliyiz. bunu da ancak paylaşarak yapabiliriz BELKİ! inşallah anlayabiliriz bunları. AMA HEPİMİZ. en kısa zamanda inşallah. saygılarımla.

  3. 3 angorya 21 Şubat 2008, 1:55

    “Ama kendimizi yargılamak zorundayız. hemde her an…” diyor Sevgili Veysel Orhan…

    Kusuruma bakmazsanız eğer bir itirazım var tam da bu noktada….

    Hayır, Sevgili Veysel kardeşim… Nasıl ki başkalarını (kim ki o başkaları) yargılamamalıysak kendimizi de yargılamamalıyız. Biz başkasından gayrı değiliz ki…

    Bence kendimizi yargıladığımız anda o yargı anlayış ve nihayetinde geniş bir İDRAK noktasına ulaşmadan giydiğimiz gömleği -artık her ne ise o- atamayız sırtımızdan ve çırpınır dururuz.

    Yargılamak bir batak gibidir zannımca. Kendimize ve dolayısıyla hiç kimseye zulm etmemeliyiz bence…

    Size bir önerim var: Gelin, ”yargı” kelimesini ve eylemini ”sorgulamak”la değiştirelim…

    Kendimizi sorgulayalım sonuna kadar, gerçeği idrak edene kadar… ama ne olur yargılamadan… Yazık bize 🙂

  4. 4 veysel orhan 22 Şubat 2008, 6:35

    Evet sağol gerçekten. haklısın kanaatimce. ama ben henüz o TEKlik kavramını hazmedemediğim içindir, ya da çalışmalarıma başlamış olduğum zaman, yaşamak ZORUNDA olduğum mekan ve etrafında doğup büyüdüğüm ailem çevrem, onların örf ve adetleri, ibadet şakılleri ve daha neler neler. ve yaşım almış başını gitmiş. ve yeni yeni öğrendiğim gerçekler ve hazmetmeye çalıştığım o sonsuzluk kavramının beni getirdiği nokta… işte tam burası.. ustadın bir kitabında ; mesele, Adana’nın hangi köyünün hangi mezhebine ait bilmem hangi ailesinde doğmamış ta belki de senin yetiştiğin ortamda ya da çok daha farklı bir yerde doğmuş olabilirdim. şükürler olsun ki RABBİM SİZİN GİBİ İNSANLARLARDA KARŞILAŞMAYI NASİP ETTİ. ben kısaca özgeçmiş hikayesine dalsam kim bilir neler duyardı hiç duymamış kulakların ya da nasıl bi duyguya kapılıp giderdin. öyle ya ben TEKliğin aslında gerçekten TEK bir yapı olduğunu, aslında benim, senin, onun, ötekinin, toprağın, suyun, ateşin olmadığını SADECE ve SADECE ALLAH ismiyle anılan TEK birr’in olduğunu Ahmed Hulusi gibi ustadlardan ÖZ’e ermiş zatlardan öğrenmeye çalışıyorum HALA!!! yargı sözcüğünü şu maksatla anlatmak istedim. ben yaptığım yanlışlar sonucunda sıkılan, kızaran, kendinden utanan bir kişiliğe sahibim ve bunun sonucunda doğru ile yanlışı ayırd etmeye çalışmaktayım. çünkü karşıma son bir yıla kadar hakikaten ikisi arasındaki farkı fark ettirecek, öğretecek, kısacası HAKİKATİ PAYLAŞACAK bir zat çıkmadı. sonunda öğrendim ki bu benim kaderimmiş. yani yaptığım her şeyi yapan ben değilmişim, yapan da yaptıran da BİRmiş. işte tanıdığım ama onu hazmetmeye hissetmeye ve inşallah ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEYE çalışmaktayım. bu yüzden sana ve senin gibi tanıdığım her zat’a ihtiyacım var. yazdığım her yorumda bunu anlatmaya çalışıyorum. hepimiz aynı varlığın var ettikleriyiz ama TERKİP aşamalarımız farklı. belki bunun için insan insana muhtaçtır deniliyor.!!! sen hissedebilmiş ve kavrayabilmişsen hepimizin aslında BİR olduğunu dilerim sonsuza dek seyir halinde kalırsın Orada. işte sana kısaca DECCAL ve HZ. MEHDİ gerçeği. ne olur yanlışım varsa düzelt. ALLAH SENDEN DE SENİN GİBİ HERKESTEN DE RAZI OLSUN.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: