Bizim de anlayabilmemiz sağlansın!..

Tasavvuf’u öğrenmek isteyen, medeni yaşayan ve düşünen bir 21. yüzyıl genci bu konuyu öğrenmeye nereden başlamalı? Bu siteyi seviyoruz ama burada yazılan terimlerin çoğunu anlayamıyoruz, bizim ricamız lütfen öz Türkçe kelimeler kullanarak bizim de anlayabilmemiz sağlansın..

Yazılanların ve yorumların çoğunu anlamadan okuyoruz. Artık üstü kapalı olmasın yazıların, her şey açıkça anlatılsın ki bizim gibi sadece Allah’ı ve sevgisini gönlünde hissedip başkaca bir şey bilmeyenler de öğrensin tasavvufu.

Saygılar
Nilüfer

(Bu yorum Beyin fırtınası (27) başlıklı yazıya yapılmıştır.)

Reklamlar

7 Responses to “Bizim de anlayabilmemiz sağlansın!..”


  1. 1 kenan 17 Şubat 2008, 5:36

    Üstadımın ve dostlarının samimi dileği insanlığa mesajı ulaştırıp gönüller kazanmaktır… yüce Allah’ın izniyle… Yanlişlarımız eksiklerimizi giderebilmemiz için olumlu tenkitlerinizi her zaman bekliyoruz… Sorunları hızla gidermek görevimizdir.. Dualarınızı esirgemeyin lütfen…

  2. 2 saim 17 Şubat 2008, 10:41

    ZAT-SIFAT-ESMA-EFAL

    – Sana “Sen kimsin?” diye sorsam..

    – “Ben X’im.” diyerek ismini söylersin.

    – “X kimdir” diye sorsam…

    – “X; hayatı, ilmi(bilgisi-aklı), iradesi(dilemesi-istemesi), kudreti(güç-kuvveti), kelamı(söylemesi-konuşması), semisi(işitmesi-algılaması), basiri(görmesi-idrakı) olan bir insanım” dersin…

    – Bu açıklamalarla sıfatlarını(özelliklerini) dile getirirsin. Kendini sıfat mertebesinde bularak, sıfatlarınla(özelliklerinle) tanıtırsın. Ya da…

    – “Ben merhametli-insancıl, yumuşak huylu-halim, gerçekci-haktan yana vb..(Allah’ın 99 ismi-manalılarından seçme aynı veya farklı kelimelerle) biriyim” dersin.

    – Bu açıklamalarla esmalarını(isimlerini) dile getirirsin. Kendini esma mertebesinde bularak, esmalarınla(isimlerinle) tanıtırsın. Ya da…

    – “Ben öğrenciyim, işçiyim, öğretmenim, iş verenim” dersin.

    – Bu açıklamalarınla sıfatlarının(özelliklerinin) ve esmalarının(isimlerinin) karışımına işaret etmiş olursun.

    Fiillerin (efal); sıfatlarının(özelliklerinin) ve esmalarının(isimlerinin) manalar olarak açığa çıkmasıdır. Çünkü gerçekte manasız hiçbir fiil yoktur. Her fiil bir manaya hizmet eder.

    NOT: Kendini Zat(Hu) mertebesinde tanıtamazsın. Çünkü sana “sen kimsin” dediğimde cevabın ya sıfat(özellikler), ya esma(isimler), ya da sıfat-esma(özellikler-isimler) ile tanıtırsın. Çünkü varlığını bilme ilimle olur. İlim de sıfat(özellik) mertebesinde, Alim’den kaynaklanır. Bundan dolayı; ”Allah’ın Zatı hakkında tefekkür etmeyiniz” denmiştir. Bu “Allah’ın Zatı tefekkür edilebilir de, siz etmeyin, yanlışa düşer, günaha girersiniz” manasında değildir. Bu, “Allah’ın Zatı tefekkür edilemez”, bu muhal, imkansızdır manasındadır. Çünkü tefekkür ilimle olur. İlim Alim isminin açılımıdır. Alim, Allah’ın sıfatı(özelliğidir). Varlık ilimle bilinir. Alim ismi sıfat mertebesindedir. Varlık Zatıyla vardır. Ama varlığını sıfatıyla-özellikleriyle- bilir. Bilgisini tabiri uygunsa esmalarıyla-isimleriyle-derinleştirir…

    Diye giriş yapar, başlangıç olarak Ahmed Hulusi’nin eserlerini yazım tarihi sırasıyla OKU’manızı tavsiye ederim. Sonrasında sesli ve görüntülü eserlerini tavsiye ederim. Çünkü O’nun 21. ve sonrası yüzyıllara seslendiği düşüncesindeyim. Bilimsel gerçekler de bunun ispatı gibi…

  3. 3 saim 18 Şubat 2008, 3:20

    “ALLAH” VARDI VE O`NUNLA BERABER BİR ŞEY YOKTU!. BU AN, “O AN”!. “HADİS VE HZ. ALİ”

    İÇSEL YORUM:

    Allah var; O’nun varlığı dışında, kainat(her şey) yok. Bir Allah, bir de kainat şeklinde iki ayrı varlık yok. Gerçekte sadece Allah var, ama kainat olarak algılanıyor. Allah’ın kainat olarak algılanması, O’nun ilminden kaynaklanıyor. Ortada sergilenen bir ilim, illüzyon, hayal olan kainat var. An-teklik- bilinciyle bakabilirsek; “gerçekte Allah var, kainat yok” deriz.

    Panteizm bu gördüğün her şeyin toplamı(kainat), O’dur derken;
    Vahdet-i Vücud görüşü “Allah var, kainat yok; ilmiyle “O” kainat olarak algılanıyor.” diyor. An-teklik-bilinciyle bakabilirsek; “Mevcut(vucut olan-yaratılan-kainat) yoktur, sadece O vardır” (La mevcuda illa HU),” deriz. Çünkü TEK’lik bilinciyle baktığımızda; tek bir varlık, tek bir An vardır. O tek varlığın yanında ikinci bir varlık, ikinci bir an yoktur, olamaz. Biz O tek varlığı çok varlıkmış gibi algılıyor, zaman ve mekan oluşturuyoruz, kesitsel algılama araçlarımız dolayısıyla…

    Peki Allah nedir? Diye sorarsak; cevabımız İhlas süresi olacaktır.
    Allah Ahad’dır. Parçalara bölünmeyen, parçaların birleşiminden oluşmamış, sınırsız- sonsuz- tek- bütün varlıktır. Allah Samed’dir. Som olandır; varlığının her zerresinde, sırf; varlığının tümünde sınırsız- sonsuz- tek- bütün olandır. Som ve sırf olmasından dolayı boşluğu, eksiği, gediği olmayandır.

    Allah; Ahad ve Samed olarak, sınırsız-sonsuz-tek olduğu için, parçalara bölünerek kainatı meydana getirmesi düşünülemez. Parçaların birleşmesiyle de(kainatla) oluşmaz. Yani, kainat Allah değildir. Çünkü Allah, varlığı sınırsız-sonsuz-tek bütün olduğu için, parça kabul etmez ki; parçalansın, ya da parçaların toplamıyla oluşsun!.. Allah’ın eşi, benzeri, dengi de yoktur, yani O’nun gibi ikinci bir sınırsız-sonsuz-tek-bütün yoktur. Yani kainat sınırsız-sonsuz-tek-bütün olarak var da değildir. Çünkü Allah, sınırsız- sonsuz- tek- bütündür. Allah sınırsız- sonsuz- tek- bütün olduğu için, ikinci bir varlık olamaz. Çünkü sınırsız- sonsuz- tek- bütünün içi- dışı, altı- üstü, özü- kabuğu, öncesi- sonrası, başı- sonu, dünü- bugünü vb… olmaz ki; ikinci bir varlık kendine var olacak bir alan bulabilsin!…

    Kainat nedir? Nasıl oluşmuştur? Kainat; Allah’ın ilmiyle, ilminde(hayalinde), özellikleriyle var kıldığı ilimdir, hayaldir. Kainat, gerçekte varlık kokusu bile almamıştır. Bize GÖRE gerçekmiş, gibi algılansa da hakikat budur…
    Allah HAY olduğu için kainatta Haydır-canlıdır. Allah ALİM olduğu için, kainatta ilim sahibi-bilinçli, şuurludur. Allah MÜRİD olduğu için, kainattın iradesi vardır. Allah KADİR olduğu için, kainatta kudret-güç, enerji sahibidir. Allah KELAM –kelime, mana sahibi olduğu için, kainatta da doğal hali ile kendince konuşur, yani belli manalar oluşturur, anlamlı ve amaçlı bir uğraştadır. Allah Semidir- algılayan olduğu için, kainatta açığa çıkardığı manaları algılar, alır, manalar kainattan kainata döner. Allah Basir-idrak eden, değerlendiren olduğu için, kainatta algıladığı manaları idrak ederek değerlendirir. Allah Tekvin-yaratan olduğu için, kainatta değerlendirdiği manalardan yeni manalar oluşturur. Bu iş otomatik olarak, peryodik olarak her an devam eder.

    Allah; Hay, Alim, Mürid, Kadir, Kelam, Semi, Basir, Tekvin özellikleriyle var kıldığı kainatta; canlı, şuurlu, hareketli, anlamlı, duyarlı, değerlendirici ve oluşturucudur.

    Hepsi bu kadar değil; ama, İnşallah yeterince öz ve Türkçe olmuştur. Selametle…

  4. 4 saim 18 Şubat 2008, 8:59

    Allah sınırsız-sonsuz-tek olandır. Bu TEK olanın; varlığı zatını, özellikleri sıfatlarını, manaları esmaları(isimleri), fiilleri efalini oluşturur. Tüm bunlar TEK olana aittir. TEK olanın değişik halleridir.

    Bu dört mertebe (zat, sıfat, esma, efal) birbirinden ayrı değil, iç içe olan, TEK olana ait hallerdir. Yani TEK olan dörde bölünmüş te varlık(zat), özellik(sıfat), mana(esma-isim), fiile(efal) ayrılmış değildir.

    TEK olanın açığa çıkardığı bir fiil vardır. Bu fiil bir manaya(esma-isimler) işarat eder, fiilin ortaya çıkardığı bir mana-anlam vardır. TEK olan bu fiili varlığı(zat) ve özellikleriyle(sıfat) açığa çıkarmaktadır.

    Biz; bir fiil açığa çıkardığımızda, basit bir örnek olacak, mesela yemek yediğimizde, yemeği varlığımızla(zat) yiyoruz, varız ki yiyoruz.

    Özelliklerimizle bu fiili ortaya koyuyoruz.
    Yani hayatta olduğumuz(Hay) için yemek yiyebiliyoruz.
    Yemek yemeyi istediğimiz için irademizle(Mürid) yemek yiyoruz.
    Yemek yemeyi bildiğimiz için(Alim) yemek yiyebiliyoruz.
    Yemek yememiz gerektiğini algıladığımız ve idrak ettiğimiz(semi-basir) için yemek yiyoruz.
    Yani her fiili varlığımızla(zat) ve özelliklerimizle(sıfat) açığa çıkarmış oluyoruz.
    Yemek yerken değişik manaları da açığa çıkarıyoruz.
    Yemek yemekle Rezzak, Rahman, Kerim vb. isimlerin manasını açığa çıkarmış oluyoruz.

    TÜM FİİLERİMİZ BENZER MANTIKLA AÇIĞA ÇIKMADA..

    SELAMETLE…

  5. 5 Nilüfer 19 Şubat 2008, 10:04

    Saim bey ve diğer arkadaşlara sonsuz teşekkürler. Yöneticinin izni olursa iki şey sormak istiyorum: Uykuya dalarken(rüyada değil) kelime-i şehadet ve salavat duyuyorum, çok derinden ve sıkça tekrarlanan bu durum nasıl açıklanabilir? ikinci olarak da sitemizde sorular ve cevaplar bölümü açılsa, kafamıza takılan ve ne olduğunu bilmediğimiz ama öğrenmeyi çok arzu ettiğimiz sorulara burada cevap alsak. İnternette tabi ki bulunur cevaplar ama önemli olan kaynağın güven verici olması….
    Saygılar
    Nilüfer

  6. 6 Ersin 19 Şubat 2008, 12:11

    Nilüfere cevap:

    Bence OKUmaya Üstadın (Ahmed Hulusi’nin) eserlerinden başlamalısın. Bugüne kadar çıkmış görsel ve yazılı tüm eserlerini incelemeni tavsiye ederim.

    Tüm kitapları, videoları, konferansları, sohbetleri……(sıkı bir çalışma ile bir ayını alır)…Zira üstad kadar günümüz dünyasında anlayabileceğiniz bir dil ile hakikat ilmini anlatanına ve geçmiş tasavvuf ehlinin, hakikat ehlinin düşüncelerini içende yaşadığımız yüzyılın en son bilimsel verileri ile sentezleyerek son derece anlaşılır bir uslüp ile sunan bir başkasına ben rastlamadım.
    http://www.ahmedhulusi.org web sitesinden tüm bu eserlere ücretsiz ve telif haksız ulaşabilirsin.

    Özellikle Hz. Muhammed’in Açıkladığı Allah, Akıl ve İman, Tekin Seyri, Bilincin Arınışı, Hz. Muhammed Neyi Okudu, İnsan ve Sırları, İslam’ın Temel kavramları, Dua ve Zikir, Temel Kavramlar ve daha diğerleri…… hepsi çok önemli ve birbirinden kıymetli eserler….

    Ahmed Hulusi yi bitirdikten sonra (ki bence her eseri birkaç kez inceleme ihtiyacı hissedeceksin), Ahmed Baki’nin yazılarını ve kitaplarını da incelemeni tavsiye ederim. Bu eserlere de ücretsiz ve telif hakkı olmadan http://www.ahmedbaki.com adresinde ulaşabilirsin.

    Sonrasında tasavvufun daha derin eserlerine girersen yukarıda edineceğin altyapı sana çok kolaylıklar sağlayacaktır. Özellikle tasavvuf ile ilgili pek çok eserin yayınlandığı bir yayın evide var, (ismini yazmıyorum, herhalde reklam oluyor diye burada belirtilmiyor) ve buralarda da çeşitli eserler var. Mesela temel kavramlar noktasında (ULUHİYET, AHADİYET, RAHMANİYET, VAHİDİYET, VİTRİYET, ENİYYET, FERDİYET, AMA’İYET, Hu, İnsan-ı kamil, Hakikat-i Muhammediye, Aklı Evvel, Ruhu Azam, Zat, sıfat, esma, efal boyutları, vb..) pek çok kavramları öğrenme noktasında Abdulkerim Ciyli’den İNSAN-I KAMİL çok önemli bir eser….
    Sonrasında Mişkat-ül Envar, Futuhat-ı Mekkiye, Kenz-i Mahfi, Marifetname, Mesnevi ve daha pek çok kitap var….

    Ancak Eğer üstadın eserlerinden başlamazsan işe okuyacağın diğer tasavvufi eserlerin lisanı ağır gelebileceğinden öğrenme şevkin kırılabilir. Mesela bir arkadaş Marifetname ile başla gibisinden imada bulunmuştu beyin fırtınası 27’de , bence yanlış olur.

    Tasavvuf önce Allah’a Rasul’e ve onun açıkladığı dine (sistem ve düzene) iman ister. Önce bu kavramların neye işaret ettiğini anlamalısın. “B” sırrını çözmelisin. Yukarıda arkadaşlar açıklamışlar Allah’ın bir tanrı olmadığını….bunu ve Allah Rasulü ve Hatemin Nebi Muhammed Mustafa’nın (a.s.m) bir peygamber (ötede bir tanrıdan aldığı haber ya da bilgiyi başkasına nakleden aracı) olmadığını anlamalısın. La ilahe illallah’ın sırrını üstadın “Hz. Muhammed’in açıkladığı Allah” kitabından, imanın esaslarını ve bu esaslarla gerçekte neye iman edilmesi gerektiğini yine üstadın Akıl ve İman eserinden, Namaz, Oruç, Hac, Zekat gibi İslam dini kapsamında açıklanan temel çalışmaların batın anlamlarını neden, nasıl yapılması gerektiğini ve tüm bu çalışmaların sünnettullah içerisinde insana olan getirilerini “İslam’ın Temel Esaslarından”, Dua ve Zikirin ne olduğu ve bu konuda bilinçli çalışmalar yapabilme hususunu da yine Üstadın Dua ve Zikir kitabından OKUmalı ve etüt etmelisın. Tüm bunları incelerken derin düşünce tefekkür, araştırma, şartlanmasız özgür bir veri tabanına da sahip olmalısın. Bu noktada başta diyanet ve topluma çeşitli ünvan ve kisvelerle altında din açıkladığını zannedenler kaynaklı, çevre, örf-adet ve aile kaynaklı tüm şartlandırmalarını bir köşeye terk etmelisin ki konuları hakkı ile değerlendirebilesin.

    Bu doğrultuda Ahmed Hulusi’nin eserleri ile işe başlamanı önemle tavsiye ediyorum.
    Nasibinde varsa çok ama çok fayda görürüsün.
    Nasip meselesi dedim. Bir örnek vereyim. Geçenlerde bir arkadaşa yarım saat tanrı kavramının geçersizliğinden, Allah isimi işaret edilenin bir tanrı olmadığından ve ihlas süresi kapsamında Allah’dan bahsetmeye çalıştım dilimin dönüğünce beni uzun uzun dinledi ve tam o sırada üstadın “Hz. Muhammed’in Açıkladığı Allah” isimli kitaptan da arabanın torpidosunda bir tane vardı. Kendisine konuyu daha müsait bir zamanda derin düşünce ve tefekkürle kitaptan etüt etmesine tavsiye ederek kitabı arabanın torpidosundan alıp kendisine hediye ettim. Kitabı aldı şöyle sağına soluna bir baktıktan sonra “Bu adamın sakalı sünnete uygun değil, al ben böyle kitabı okumam” diyerek geri iade etti.
    Dedim ya nasip meselesi….

    Saygılarımla…… Allah kolaylaştıra…..

  7. 7 TUNCAY 19 Şubat 2008, 12:53

    Evet, bence de soru cevap diye bir bölüm yapilirsa cok iyi olur ve bunun ehli insanlar da var sanirim site icindeki yazarlardan..


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: