Sanal Sevgili

On dört şubat gecesi bir adam gece yarısında aniden uyandı. Saate baktı 03 idi. Uyumaya çalıştı. Uykusu kaçmıştı, uyuyamadı. İçinden bir ses onu internete çağırıyordu. Eşini uyandırmamak için yavaşça kalktı, karanlıkta süzülerek bilgisayar odasına gitti. Güç düğmesine bastı.

E-posta ismini girdi: “bekleyenadam. . .”
Şifresini girdi: “gizemlisevgili” ve oturum aç’a tıkladı. Sabırsızlıkla bekledi. Ve oturum açıldı.

Gelen kutusunu kontrol etti. Okunmamış bir iletisi vardı. Kalbi heyecanla çarpmaya başladı. “dünyagüzeli” isimli birisinden idi gelen ileti. Aceleyle açtı ve okudu:

“Merhaba!
Ben DÜNYA GÜZELİ… Bu iletiyi açar açmaz e-mail adresimi gir ve hemen chat’e başlayalım… Her an seni bekliyorum.”…


10- O’dur ki, sizin için Sema’dan bir su (hakikat ilmi) inzal etti… Şarab (içecek) da ondan (su’dan) dır, (hayvanları) kendisinde yaymakta/otlatmakta olduğunuz şecer (ağaç, bitki) de ondandır.11- Onunla (o su ile) sizin için ekin, zeytin, hurma/hurmalıklar, üzümler ve her semerattan bitirir (ilimleri, marifetler, kemalatlar,..)… Muhakkak ki bunda tefekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.12- Gece’yi, gündüz’ü, Güneş’i (akıl, üst bilinç) ve Ay’ı size musahhar kıldı (boyun eğdirdi)… Yıldızlar (duyular) da O’nun (Bi-) emri ile musahharat’tır (boyun eğdirilmişler)… Muhakkak ki bunda akleden kavim için elbette bir ayet vardır.13- Ve gene sizin için Arz’da, muhtelif renklerde yarattığı (birbirine göre var kıldığı) şeyleri de (size musahhar kılmıştır)… Muhakkak ki bunda tezekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.14- Ve O’dur ki, deniz’i, ondan taze et yiyesiniz ve kendisini giyineceğiniz bir süsü ondan çıkarasınız diye musahhar kıldı (boyun eğdirdi)… Gemileri, onda yara yara gidenler görürsün… O’nun fazlından isteyesiniz ve şükredesiniz diye.

15- Ve (Allah), sizi (B gerçeğince) sarsar/çalkalayıp sallar diye Arz’da sabit dağlar, doğru yolu bulasınız/yolunuzu bulup hidayete eresiniz diye nehirler ve yollar koydu.

16- Ve alametler (de koydu yolunuzu bulup hidayete eresiniz diye) ?.. Necm (yıldız, şiron; akıl?) ile (B sırrınca, necm olarak) onlar hidayet bulurlar.

17- Yaratan, yaratmayan gibi midir?.. Tezekkür etmiyor musunuz?. (NAHL SÛRESİ, B MEAL’den alınmıştır)
* * *

…“Ya Dünya?..

Hani düz olup da altı bin küsur sene(!) evvel yaratıldığı iddia edilen Dünya!!!..

Radyoaktif yöntemler sonucu dünyanın 4.6 milyar yaşında olduğu bugün tespit edilmiş durumda. Dünyanın ağır ve içinde çok miktarda demir bulunan çekirdeği önemli bir manyetik alan meydana getirmektedir. Canlıların oluşmasını sağlayan atmosfer tabakası ise uzaydan gelen ve canlıların ölümüne sebep olacak kısa dalga ışınımları durdurmaktadır. Hayatın oluşmasına vesile olan bir başka etken de Güneşten olan uzaklıktır” …

(Ahmed Hulûsi’nin İnsan ve Sırları isimli kitabından alınmıştır.)

 

SANAL SEVGİLİ

bize karşılıksız sevgisini veren biricik dünyaMıza “sevgililer günü’nde” sevgilerimle

On dört şubat gecesi bir adam gece yarısında aniden uyandı. Saate baktı 03 idi. Uyumaya çalıştı. Uykusu kaçmıştı, uyuyamadı. İçinden bir ses onu internete çağırıyordu. Eşini uyandırmamak için yavaşça kalktı, karanlıkta süzülerek bilgisayar odasına gitti. Güç düğmesine bastı.

E-mail ismini girdi: “bekleyenadam. . .”
Şifresini girdi: “gizemlisevgili” ve oturum aç’a tıkladı. Sabırsızlıkla bekledi. Ve oturum açıldı.

Gelen kutusunu kontrol etti. Okunmamış bir iletisi vardı. Kalbi heyecanla çarpmaya başladı. “dünyagüzeli” isimli birisinden idi gelen ileti. Aceleyle açtı ve okudu:

“Merhaba!
Ben DÜNYA GÜZELİ… Bu iletiyi açar açmaz e-mail adresimi gir ve hemen chat’e başlayalım… Her an seni bekliyorum.”

BEKLEYEN ADAM ve DÜNYA GÜZELİ iletişim kurdular ve hemen chat’e başladılar. Eşini ve çocuklarını uyandırmaktan çekindiği için yazılı chat’i tercih etti.

BEKLEYEN ADAM;
“ Selam! İyi geceler.”

DÜNYA GÜZELİ;
“Selam! İyi geceler. Beni daha fazla bekletmediğin için teşekkür ederim. İçimden bir his seninle anlaşabileceğimi söylüyor. İnşallah yanılmıyorumdur.”

BEKLEYEN ADAM;
“Bilemiyorum. Bu benim ilk gizli chat’im ve sen de ilk şansımsın. Anlaşıp anlaşamayacağımız hislerimize bağlı olmamalı. Mantıksal olarak bağlantı kurmalıyız. Bu duygusal ilişki olmamalı tamamen mantık ilişkisi olmalı.”

DÜNYA GÜZELİ;
“Sevgililer Günü’ndeyiz! Lütfen biraz romantik olmaya çalışalım. Daha ilk dakikada buz gibi hava estirmeyelim… Eşin ve çocukların uyuyor mu?”

BEKLEYEN ADAM;
“Evet… hem de mışıl mışıl… Hey bir dakika!.. Nereden biliyorsun evli ve çocuklu olduğumu? Attın her halde?”

DÜNYA GÜZELİ;
“Arkadaş bulma formuna bekâr, genç ve yakışıklı yazmışsın kendini tanımlarken… Fakat ben şu anda seni ve evini görüyorum. Hatta odalarını seyrediyorum. Çok güzel bir eşin var, çok hanım efendi birisi. Şu anda da üzerinde Çin’den hediye olarak getirdiğin pembe ipek pijama takımı var… nilüfer çiçeği nakışlı. İki yaşlarında bir oğlun ve on sekiz yaşlarında bir kızın var. Kızın da çok tatlı görünüyor, kardeşini de çok seviyor onu kucaklamış, mışıl mışıl uyuyorlar…”

Bekleyen Adam birden telaşlandı. Web kamerayı kontrol etti. Açık mıydı? Hayır, kapalı idi. Kamera açık olsa sadece kendisini görebilirdi. Diğer odaları nasıl görüyordu? Yazdığı her şey doğruydu. Aniden tansiyonu düştü. Gözleri kararmaya başladı. Ne oluyordu? Rüyada mıydı? Yüzünü tokatladı… Hayır, uyanıktı. En düşük ihtimalle yazıştığı kendisini tanıyan birisiydi. Ya şaka yapıyordu ya da eşi ile anlaşarak kendisine komplo hazırlamışlardı.

Şaka ya da komplo olamazdı. Çünkü gerçek kimliğini vermemişti. Her şey takma isim idi. Dünya çapında belki bir milyon kişi şu anda chat başındaydı… Sanal dünyada kim kime, dum duma idi. Yine de hemen kapatmalıydı.

İmleci kapatma işareti üzerine götürdüğünde anlık ileti geldi…

DÜNYA GÜZELİ;
“Lütfen kapatma…”

Bekleyen Adam’ın girdiği şok iyice artmıştı. Karşıdaki her kim ya da her ne ise, nasıl görmüştü kapatacağını? Kendisini toparladı. Kapatmaktan vazgeçti. Ve anlık ileti gönderdi.

BEKLEYEN ADAM;
“Sen kimsin ya da nesin? Bu bir şaka mı? Komplo mu?.. Benden ne istiyorsun? Beni ve evimi nasıl görüyorsun?”

DÜNYA GÜZELİ;
“Biraz sakin olalım lütfen. Şaka ve komplo durumu yok. Ben senden bir şey istemiyorum. Sen benden çok şey istedin. Doldurduğun formu hatırla… şöyle yazmışsın…

‘Sevgi, sadece sevgi istiyorum. Bana sonsuz sevgi verecek, beni verdiği sevgi ile sonsuzluğa taşıyabilecek bir sevgili istiyorum’…

Seni nasıl gördüğüme gelince… Seni sadece görmüyorum, seni çok çok uzun bir zamandan beri takip de ediyorum. Senin her hücrenin ve her duygunun haritasını çıkardım. Seni senden daha çok tanıyorum. Seni, senin kendini sevdiğinden daha çok seviyorum.”

BEKLEYEN ADAM;
“Sana in misin desem, cin misin desem? Diyemem… Çünkü benim öyle gizemli inançlarım yoktur. Ben akıl ve mantık adamıyım. Hemen pes etmem. Sen bir virüssün. Evet, evet sen bir virüssün. Yeni bir bilgisayar virüsü sürümüsün. Kapalı olan kamera sistemini çalıştıran bir programsın.”

DÜNYA GÜZELİ;
“Hayır! Bilemediniz. Ben virüs programı değilim. Seni seven’im sadece. Seni o kadar çok sevdim ki… senin gören gözün gibi, senin düşünen beynin gibi bir şey oldum… Bütünleştim seninle. Bana bir şey sor. Aklından bir şey geçir. Şimdiye kadar hiç kimseye söylemediğin bir sırını bilmemi iste. Hemen söyleyeyim sana”

Bekleyen Adam kendisini bir sevgi girdabına kapılmış gibi hissetti. Kalbinin bilemediği bir boyuta doğru akıp gittiğini ve karşıdaki sanal sevgilinin elindeki mızrağa saplandığını algıladı… Yada Eros’un yayından ok fırlamış ve yüreğini tam ortadan yarmıştı… göğsünde tatlı bir sancı vardı.

Şimdiye kadar asla kimseye söylemediği bir sırrını soracaktı. Sanal sevgili onu bilirse, hayatını aşkını bulmuş olacaktı.

Ve parmakları klavyeye gitti ve yazdı ve ‘enter’ tuşuna bastı…

BEKLEYEN ADAM;
“Dünyanın en güzel kokusu nedir?”

DÜNYA GÜZELİ;
“Bu her kişiye göre değişir. Sırıl sıklam âşık için sararmış, solmuş ve kurumuş kırmızı bir gülün kokusu, bir çocuk için anne kokusu, insanlar için nergis, leylak, hanımeli, kır menekşesi, yasemin kokusudur… Senin için ise dünyanın en güzel kokusu taze bir bebeğin başındaki masumiyet kokusudur… Kucağına aldığın her bebeğin başını koklarsın ve kimseyle de bu sırrını paylaşmazsın ya…”

Evet doğruydu. Hem de müthiş bir şekilde doğruydu. Taze bebeklerin başındaki masumiyet kokusunu bebek ayrımı yapmadan alırdı. Hatta anlaşamadığı, antipati duyduğu komşularının bebeklerinde bile o kokuyu alırdı. Turistlerin bebeklerinde de aynı koku vardı. Dünyanın tüm bebeklerinde aynı koku mevcuttu.

İkinci bir sır soru sormaya gerek duymadı. Aradığı gizemli aşkı sanal dünyada sanal bir sevgilide yakalamak üzereydi. İki binli yılların bu Sevgililer Günü ona uğurlu gelmişti. Daha özel sorularla daha yakından tanışmak için yazdı:

BEKLEYEN ADAM;
“Seni yüreğimde hissediyorum. Yada senin yüreğinin içindeyim. Neredeyim bilmiyorum? Fakat sen beni biliyorsun. Beni çok uzun zamandan beri takip ettiğini söyledin. Ne zaman başladı bu takip?”

DÜNYA GÜZELİ;
“Doğduğun ilk anda”

BEKLEYEN ADAM;
“O zaman benden çok büyüksün. Kaç yaşındasın?”

DÜNYA GÜZELİ;
“Doğru söylesem inanmazsın. Yine de açık olmak istiyorum… beş milyar yaşında olduğumu zannediyorum, biraz aşağı biraz yukarı olabilir.”

BEKLEYEN ADAM;
“Güzel espriydi. Elli falan demek istedin herhalde. Sıfırları atarsak elli olur, beş değildir eminim.”

DÜNYA GÜZELİ;
“Yaş ve yaş gizleme ‘kompleks’im yok. Ben gayet ciddiyim. Çünkü yaşlandıkça güzelleşiyorum ve olgunlaşıyorum. Şu anda dayanılmaz güzellikteyim.”

BEKLEYEN ADAM;
“Seni merak etmemiş olsam şu anda kapatmıştım. Sırrımı bildiğin için seninle biraz daha takılayım… Söyle bakalım güzelim, başka chat’leştiklerin var mı ya da kaç düzine?.. antiparantez herkes kendisini güzel görmese çatlar ölürmüş…”

DÜNYA GÜZELİ;
“Herkesle çok yakın ilişki halindeyim. Sayısını bilmiyorum ama şimdiye kadar elli milyar insan olmuştur. Erkek bayan dahil…”

BEKLEYEN ADAM;
“Hımm… anladım sen çift cinsiyetlisin ve psikolojik sorunların var!”

DÜNYA GÜZELİ;
“Hayır. Benim cinsiyetim yok, ben nötr durumdayım. Ayrıca cinsel duygularım da yoktur. Ben sadece severim. Ben sevgiyim, sevgi ben’im… Benim dengem mükemmeldir. Ancak insanların psikolojik sorunları var. Her insan bana sırıl sıklam âşıktır… Hiç kimse benden ayrılmak istemez. Yüz yıl yaşarlar da benim güzelliklerime, cilvelerime, eziyetlerime doyamazlar bir yüz yıl daha ömür isterler… fakat hepsi de iki yüzlüdür. Her yerde benim yalan olduğumu, yalancı olduğumu, gelip geçici olduğumu, sevilmeye lâyık olmayan yüzü genç kız maskeli, ardı yaşlı nine yüzlü birisi olduğumu söylerler. Hem beni sevmedikleri yalanını uydururlar hem de beni paylaşamazlar… Benim aşkım uğruna kardeş kardeşe, komşu komşuya, milletler milletlere düşman olur… savaş açarlar… Birbirlerini çiğ çiğ yerler benim için…”

BEKLEYEN ADAM;
“Şimdi de felsefeye başladın… Ağzın güzel laf yapıyor. Kendini Tanrı ve Tanrıça gibi takdim etmeye başladın… Açıkça söyleyebilirsin… güzellik tanrıçası Afrodit’im ya da erkek güzeli Herkül’üm diye iddia edebilirsin.”

DÜNYA GÜZELİ;
“Hayır!.. Hayır!.. Gerçeği söylüyorum. Bana ilân-ı aşk yapan sevgililerime aşkın yasalarını anlatmaya çalışıyorum. . . Aşk en evvel mertlik ister. İçin ne ise dışın da aynı olsun ister. Bana istisnâsız her erkek ve her kadın âşıktır. Fakat içinizden ancak yüz yılda birkaç kişi benimle çok ciddi aşk yaşar. Gerisi hep numara yapar. Severler fakat sevmiyorlarmış gibi görünmek isterler.”

BEKLEYEN ADAM;
“Ben ne kadar da espri yapsam sen ciddiyetini bozmadan cevaplar veriyorsun. İçimdeki ses hâlâ sende gerçek aşkı bulacağımı fısıldıyor. Ne olursa olsun, seni daha yakından tanımalıyım… Anlat bana kendini… Gerçek aşkı anlat… Bana ne verebilirsin onu anlat!”

DÜNYA GÜZELİ;
“Ben; gerçek sûfilerin, gerçek mistiklerin, gerçek düşünürlerin sevgilisiyim. Ben onları kucaklarım, onlar da beni kucaklar. Barışık yaşarız onlarla. Onlar bana küsmez, bana sahte gözüyle bakmaz… Bendeki yaşamı, yaşam sevincini görürler. Kuşların cıvıltısında, masmavi gökyüzünün bulutlarında, engin okyanusların rüzgârlarında, çiçekli elbiselerini çıkarıp yapraklı elbiselerini giyen ağaçlarda, çimenlerde zıplayan kuzularda… ve daha nice güzelliklerde beni seyrederler… Bende kendi yaşama sevinçlerini keşfederler. Onlarla karşılıklı aşk yaşarız, her şeyimizi karşılıksız fedâ ederek.

Onlar benim sonlu varlığımda gizli olan sonsuzluğu seyrederler. Benim sonluluğumdan kendi sonsuzluklarına ulaşırlar.

Çürüyen yapraklardan fışkıracak gülleri görürler… Yakıp yok eden ateşimin küllerinden doğacak rahmeti görürler… Yaşlanmanın ardındaki ebedî gençleşmeyi müjdelerler…

Âşıkların gözü çirkinlik gibi görünen perdelerimin arkasındaki gizli güzelliklere bakar her an… hiçbir serâba aldanmadan.

Ham sûfîler, acemi mistikler ve yetersiz düşünürler ve onları taklit edenler ise beni kendilerini kandırmaya gelen bir kadın suretinde tasavvur ederler. Kimisi bana tekme attığını, kimisi yüzüme bakmadığını, kimisi de yüzümdeki maskeyi düşürdüğünü söylerler. Bana savaş açmaya, benimle küsmeye çalıştıkça iyice bocalarlar. Yüzümdeki perdeleri tek tek kaldırıp da gerçek güzelliklerime erişemezler.

Bana aklı ve mantığı ile bakan benim verdiğim sonsuzluk mesajına âşık olur. Benim hakikatime âşık olur. Bendeki her olayı ve her eylemi ap açık okur. Beni kendisine esir eder, beni fetheder, ben onun hizmetine girerim. Bende aradığını bulur.

BEKLEYEN ADAM;
“Hep güzelliklerinden bahsettin. Hiç hatan, kusurun ve çirkinliğin yok mu?”

DÜNYA GÜZELİ;
“Açık söylemem gerekirse biraz var. Bel çevrem hafifçe geniştir, biraz şişman ve basık görünürüm. En büyük kusurum da yirmi üç buçuk derece eğik durmamdır…”
* * *

Chat sona ermişti. Dünya Güzeli anlık iletiyi kapatmıştı…
Bekleyen Adam’ın gözleri açıldı. Uykudan, daha doğrusu uyanık olduğunu zannettiği rüyadan asıl şimdi uyanmıştı. Saate baktı, saat tam üç idi. Çin ipeği pijamasıyla derin uykuda olan eşini rahatsız etmeden yavaşça kalktı. Çocuklarını kontrol etti. Kızı minik kardeşini kucaklamış olduğu halde uyumuş kalmıştı, yorganlarını üzerlerine örttü.

Okuma odasına geçti. Masanın üzerindeki dünya kürenin lambasını yaktı. Bilgisayarın güç düğmesine bastı. İnternetten bir sayfa açtı. O sayfadan da “İnsan ve Sırları”nı açtı.

Gecenin loş aydınlığında masa üzerindeki dünya küre bir başka güzel görünüyordu. Vazodan kırmızı bir gül aldı ve dünyanın yanına koydu…

Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.net.tc
kemalgokdogan@gmail.com

Reklamlar

9 Responses to “Sanal Sevgili”


  1. 1 ergen 14 Şubat 2008, 9:38

    Sevgili Gokdogan, yazmış oldugunuz ‘sanal sevgili’yi okurken aklıma dostlarımla paylaştıgım sizin ‘chat’ te benzerlik gösteren bir benzetmemi hatırladım. bunu sizlerle paylaşmak istedim. kendim telekom da calıştıgımdan dolayı olsa gerek karşı tarafdaki telefon hiç kapalı degildir (her ne kadar karsı tarafsa), O telefonu aramak için hiç bir numara cevirmeye gerek yoktur, O telefon hicbir zaman arıza yapmaz, 118 arayıp telefon numarasını ögrenmek zorunda degilsinizdir çünkü numaraya ihtiyaç yoktur, O telefon hiç mesgul olmaz, 24 saat sizin hizmetinizdedir, O telefonu her zaman rahatsız edebilirsiniz, O rahatsız olmaz, beni neden aradınız demez ve ima da etmez. O telefonu aramak icin YA RAB demeniz yeterlidir. işte bu kadar basit bir telefon kablosu yok, makinası yok, arıza derdi yok ve en önemlisi insanların belini büken cok yüksek bedeli, faturası yok….. saygılarımla.

  2. 2 Mehmet 14 Şubat 2008, 11:11

    “Ask benim, asik benim“ fakat bunu farkli bir benzetme ile bu yazi tam bir ……. diyebilirim. Mekanin mekani olan, nasil bir bilgisayarin icine saklanmis bir program butunu olarak benzetilebilinir ki? Hangi akil sahibi irade edebilir bunu? Akillara hitap eden bir yazi olmaliydi, mantalite ise kisiye ve deger yargilarina gore degiskendir. Bu yuzden yazar, anlasilir, akilcil ve sade yazi yazmaliydi.

    Ves Selam

    Ya HU!

    La mevcuda illa HU!

  3. 3 h.tek 14 Şubat 2008, 5:52

    Sayın Mehmet bey,
    yanıdıgınız nokta akıl oyunlarına düşmeniz..
    Aşk akıl işi degildir ki yazılanlarda mantık arıyorsunuz.
    Bu kadar senaryo saat 3’de başlıyor ve yine 3’de bitiyor.. Peki aklınız burayı nasıl kabul etti, merak ettim..
    Akillara hitap eden bir yazi olmaliydi, demişiniz.. Bir örnek yazı yazsanız da ögrensek olmaz mı?
    Saygılarımla

  4. 4 kenan 14 Şubat 2008, 8:15

    Öz sevginin bedelini ödeyemediğimizden, sanal sevgilerle hem kendimizi hem çevremizi aldatıyoruz… Öz sevgiye ulaşmak dileğiyle…

  5. 5 Uryan 14 Şubat 2008, 8:33

    Kemal Beyin incelemelerini, getirdiği açılımları dikkatle izliyoruz. Siteye gelişi muhteşem oldu.

    Bu yazıda sanki biraz AMAK-I HAYAL – EVRENSEL SIRLAR kokusu var… Kurgu iyi. Amaç da iyi.

    Yalnız bizi bagışlasın Kemal bey zihnimize oturmayan yerler oldu:

    1- Anlaşılan konuştuğu ruh, evrensele ait. Hatta sonsuz sınırsıza açık bir boyutla konuşmuş. Adı niye DÜNYA GÜZELİ?… Yok olup gidecek, güneş içinde eriyecek bir dunya, güzel olsa nolur?

    2- Dervişler, erenler onunla bağ kurmuş. Yani dunya güzeli ile. Bu da salt aşk belki. Bazı sufilerin EL AŞK(C.C) demeleri ve aşkı esmadan saymaları malum. Aşk da dünyaya ait değil. Sınırların aşıldığı, perdelerin yakıldığı yerde başlar aşk. Yaşayan da zaten dünaya ait olmaz artık.

    Teşekkürler Kemal Bey.

  6. 6 angorya 14 Şubat 2008, 9:47

    Akıl, perdeleyince gönül kelamını, küfür zannedermiş Tanrı selamını…

    Sanal arayışları sembolik olarak hicveden, gerçek arayışın ne yönde olması gerektiğini işaret eden çağımızın yarasına merhem olacak bir yazı… Yazarın yüreğine sağlık.

  7. 7 ısırgan & gül 16 Şubat 2008, 7:18

    Yemen’e gidip de dönmeyen bir şehidin koynundan tam kalbinin üstünden bir mektup çıkar… Ucu yanık bir mektup… Kurşunla delinmiş bir mektup… Kanla gül resmolmuş bir mektup…

    O mektupta…

    Yâr, yine yakmış mektubun ucunu… Anlatmış vatanının koyununu, kurdunu, kuşunu… Havasını, toprağını, suyunu… Annesini, babasını, komşusunu… Bahçesindeki çil horozunu, kınalı kuzusunu, karakaçanını… Anlatmış da anlatmış her şeyi… Fakat gizlemiş bir şeyi…

    ‘Ben’ dememiş… Anlatmamış kendisini hiç… Yakmış sadece mektubun ucunu…

    ‘Gel’ dememiş… Seni bekliyorum dememiş… Seni seviyorum dememiş… Biliyor ki artık kavuşmak ümîdi yok… giden gelmiyor Yemen’den… Yakmış sadece mektubun ucunu… Yemen’deki âşık için ucu yanık mektuptan gayrı güzellik var mı?

    Rabbim dünyâ isimli bir mektup göndermiş…

    Rabbim yakmış dünyanın içini… Anlatmış dünyamızda cemâlini, celâlini… Anlatmış sıfatını… Esmâsını… Ef’âlini… Göstermiş her şeyi… Meleği… Kitâbı… Resûlü… Taktîri… Hayırı-şerri… Âhir günü… Göstermiş de göstermiş her şeyi… Fakat gizlemiş bir şeyi…

    ‘Ben’ dememiş… Anlatmamış zâtını hiç… Sadece yakmış dünyanın içini…

    ‘Gel’kulum dememiş… Seni bekliyorum dememiş… Seni seviyorum dememiş… Biliyor ki ebedî kulluk ve ebedî Hû’luk için kavuşma yok… Yakmış sadece dünyanın içini… Artık Hak’ka âşık kul için içi yanık dünyadan gayrı güzel var mı? Rabbimin içi yanık mektubu nasıl güzel olmaz? O Kul içi yanık dünyayı alır da kalbinin içine gömer… Giderler güneşe doğru yok olmaya hep beraber… Yemen’e giden Mehmetçik misâli…

    Burası dünyâMızdır… DünyâM Rabbimin içi yanık mektubudur… Oturtmuş bizi üstüne… Dünyada aşk için yandığımız yetmiyormuş gibi bir de gönderiyor güneşiMize… Ki daha büyük yanış daha büyük aşk…
    ***

    Dönüyor pervâne kelebeği çoban ateşinin çevresinde… Âşıktır pervâne, ışığa âşık… Işık nerede? Her yerde… Fakat doymaz pervâne soğuk ışığa… Geçici ışığa doymaz… O kendisi ışık olmak peşinde… Işık olmak içinse, yanmak zorunda… Atar kendini pervâne aşk ateşine…

    Dönüyor insan ayrılık ateşinin ateşten âleminde… Âşıktır insan, Allah’a âşık… Allah nerede? Tecellisi her yerde ve dünyâda… Fakat doymaz insan heryerdeye ve dünyâya… Doymaz insan; fiile, isime ve sıfata… Atar kendisini zâtın güneşine…

    Zât nerede?..
    Zâtı nerede?..

    Zâtı zâtımdır… Zâtım zâtındır… diyebilen nerede?.. Onlar gitti… Kalanlar ise nerede?..
    ***

    Döner belki ruhban, haham ve ‘molla Kâsım’ (*)sevdiği Tanrı’ya… Kul dönemez Allah’a… Nasıl dönsün ki?.. Dünyâsı nerede?.. Vatanı nerede?.. Allah nerede?.. Kul nerede?..
    ***

    Ebedî ayrılık varsa ebedî aşk vardır… Kavuşma varsa aşk fânidir, vuslatla biter…

    İlâhi aşk, ayrılıktır… İlâhi ayrılık, ateştir… İlâhi aşk ateşi, ebedîdir… Sönmez… Mecnûn Leylâ’ya bunun için dönmez…

    İçi yanık dünyâM bu gün, bağ, bahçe, gül, gülistan… DünyâM bu gün böyle güzel… Yarın güneşte dışı da yanmış… buhar olmuş güzel… Her hâliyle güzel… Çünkü o yanıp yok olması için yazılmış bir güzel aşk mektubu… Yansın ki geriye aşk kalsın… Sadece aşk…
    ***

    Ebedî tamamlanamayan kulluk!..
    Ebedî ayrılık!..
    Ebedî dönüş yok Allah’a…
    İşte aşkın ebedi cehennemi… ebedî mübârek ola!

    Kulluk görevini tamamlayıp da
    Dönmüş olan Tanrı’ya
    İşte beğeni cenneti… ebedî hayrola!..
    ***
    Allah aşkı ile akıtılmış bir damla göz yaşı neyi söndürür?… elbetteki cehennem ateşini…

    Fakat hangi cehennem ateşi, hangi aşk, hangi göz, hangi göz yaşı, ?…

    Bu cehennem ateşi; yakıtı ikilik olan tanrısal cehennem ateşi…

    Bu aşk, karşılığı olmayan aşk… karşılıksız teklik aşkını yaşayan âşıkın aşkı…

    Bu göz ebedî kulluk bilincine ulaşmış bir fakir ve garîb öz…

    Bu gözyaşı bir fakir ve garîb öz’ün tek cümleye sığdırdığı sonsuz söz…

    ‘Tanrı ve ben yok, ancak Allah’…

    (*)Molla Kâsım; Yunus Emre’nin şiirlerini şeriata (?) uymadığı için yakan yüzeysel dar görüş…

    ısırgan & gül
    urtica.rose@hotmail.com

  8. 8 angorya 17 Şubat 2008, 12:54

    Aşık olunmaz, aşk olunur desem… Aşk olmak ancak kendini aradan kaldırmakla, yok etmekle mümkündür desem… Mecnun Leyla’sına dönmezdi, dö-ne-mez-di çünkü ortada ne Mecnun ne Leyla kalırdı, Leyla Mecnun, Mecnun da Leyla olurdu desem… Vuslat diye birşey aslında yoktur, aslolan O olmaktır, O’ndan gayrısı boştur desem… İkilikler bize Tekliği göstermek içindir desem… Sevenle sevilenin TEK olduğunu anlamak için özden vermemiz, özü almamız, özü kabul etmemiz gerekir desem…

  9. 9 kardelen 18 Şubat 2008, 5:02

    Aşk kişilerde başlar “O”nda sona erer…. zamanla aşkın varlığı kişileri siliyor gözden, sadece aşk kalıyor yani tek var olan…. sadece “O”…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: