Beyin Fırtınası (26)

Kur’an Kavramları (5): BİRR- EBRAR

BAKARA- 177: Vechlerinizi maşrik ve mağrib yönüne döndürmeniz BİRR (hakiki iyilik, gerçek tevhid) değildir… Fakat (asıl) BİRR (e eren), “B” sırrıyla Allah’a, ahir gün’e, melaike’ye, Kitab’a ve Nebîler’e iman eden; onun muhabbeti üzere malı akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolun oğluna, isteyenlere ve kölelere veren; salatı ikame eden ve zekatı veren; ahidleştiğinde (“B” sırrı gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler, sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir… İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır… Ve işte korunanlar da bunlardır..

ALİ İMRAN-193:

“Rabbimiz, doğrusu biz, “Rabbinize (B sırrıyla) iman edin” diye imana çağıran münadiyi işittik ve hemen iman (tanıdık, tasdik ve şahadet) ettik… Rabbimiz mağfiret et günahlarımızı, kötülüklerimizi keffaretle/sil ve bizi EBRAR ile beraber vefat ettir”.

MUTAFFİFİYN- 18/19/20/21/22:

Hayır (iş sandıkları gibi değil) !… Muhakkak ki Ebrar’ın kitab’ı, elbette İlliyyiyn (Sicciyn’in mukabili; en yüksek mekan?; Arş’ın altında yedinci Sema’da)’dedir. İlliyyiyn (in ne olduğunu) sana bildiren nedir (bilirmisin İlliyyiyn’i) ? (O) merkum (nakşedilmiş) bir kitab’tır. Ona mukarrebun (yaklaştırılmış olanlar; yakin sahipleri) şahid olur. Muhakkak ki Ebrar, elbette Naiym (ni’met cenneti) içindedir.

BİRR NEDİR?…

EBRAR KİMLERE DENİR?…

İPUÇLARI:

“İnfak”ın Sebepleri

“Allah’a Yakin Vesilesi… “Oruc”

Gözden Öze

“Nefs” Mertebeleri

Okyanus Ötesinden -30 OCAK 1998

Yanmamak İçin

Birr

Birr (2)

Mukarrebûn-Sâbikûn

Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın… SUBHANsın sen… Nar’ın azabından bizi koru”. (Al-i İmran-191)

Bir saat tefekkür, bin yıl nafile ibadetten hayırlıdır. Hz. Muhammed (sav)

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

 

Reklamlar

5 Responses to “Beyin Fırtınası (26)”


  1. 1 kenan 9 Şubat 2008, 6:30

    Ekber Allah rasulullah ve dostlarının muhabbetine insana maddi manevi hizmet edenler… işte onlar evrensel insandır… muhammedidir… ebrardandır…

  2. 2 saim 9 Şubat 2008, 7:27

    BAKARA- 177: Vechlerinizi maşrik ve mağrib yönüne döndürmeniz BİRR (hakiki iyilik, gerçek tevhid) değildir…

    İÇSEL YORUM:
    Çünkü; gerçekte vechler yoktur, tek bir vech vardır, o da Allah’ın vechidir (sınırsız-sonsuz manalar). Ne yana dönerseniz Allah’ın vechini görürsünüz.

    Aslında vech TEK olduğu için doğu-batı, dünya-ahiret, iç-dış vb. gibi ikilik içeren tüm tanımlar düşer. Biz Allah’ın vechinde açığa çıkan manalardan bir kısmına sahip çıkıyor, onlara “ben” diyoruz. O manaları sınırlıyor, sıralıyor, mekan ve zaman oluşturuyoruz.

    Halbuki Allah her an yeni bir işte. Biz manalar toplamı değiliz. Denizdeki dalgalar misali dalgalar sürekli değişerek yenilenmekte. Televizyonda görüntünün oluşması misali elektronlar sürekli değişerek, yenilenmekte. Bizse değişimi, yenilenmeyi göremiyoruz. Varlıkta da sürekli değişen, yenilenen manalar söz konusu.

    Kaldırırsak “ben”imizi aradan; ortaya çıkacak Yaradan. Eritsek buzdan oluşmuş tüm varlıkları açığa çıkacak asılları olan su. Vech tek bir vechtir. Nefs tek bir nefstir. Çünkü Allah tekdir. Allah zaman ve mekandan münezzehtir. Her şey O’nun varlığı ile var olduğuna göre, sadece “O” var olduğuna göre, zaman nasıl oluşur, mekan nasıl oluşur. O’nun olmadığı bir yer mi var ki, O bir yerden bir yere gitsin de, bu işte bir zaman alsın!.. O’nun vechi celallidir, azametlidir, sultandır. Var sanılan diğer tüm vechleri manasıyla siler atar.

    O varlığı indinden değerlendirirken zaman ve mekan kavramı oluşturmaz. Çünkü bilir tüm manaların kendine ait olduğunu. Allah’ın ahlakıyla ahlaklanabilsek, varlığa Allah’ın indinden bakabilsek, Allah’ın kriterleriyle değerlendirebilsek varlığı. Zamandan AN’a geçsek, Nefslerden NEFS’e geçsek, vechlerden VECH’e geçsek, kısacası çokluktan TEK’e geçebilsek…

  3. 3 saim 9 Şubat 2008, 9:11

    ALİ İMRAN-193:

    “Rabbimiz, doğrusu biz, “Rabbinize -B sırrıyla- iman edin” diye imana çağıran münadiyi işittik ve hemen iman ettik… “

    İÇSEL YORUM:

    Varlığımızı oluşturan esma terkibimiz, gerçekte (evrensel manada, öz manada) her şeyde açığa çıkan tüm manalar, “özümüz olan Rabbimiz, yani bir üst boyutumuzda açığa çıkan manalar neticesinde, alt boyutta manalar açığa çıkması” gerçeği ile çalışan sisteme tabi olarak, manalar açığa çıkarmaktayız.
    (Örneğin; göle atılan bir taş birinci yuvarlak dalgayı, birinci yuvarlak dalga ikinciyi, ikinci üçüncüyü vb… oluşturuyor. ”Attığında sen atmadın atan Allah’tı” ayeti gereği ilk hareket O’nda başlıyor, O başlatıyor, O’nda Rab şeklinde dalga dalga devam ediyor, tekrar O’na dönüyor, her an bu sistem aynı şekilde çalışıyor, sistemde değişme olmuyor.) Bu gerçeğe eren de tam bir teslimiyet halinde:

    “Rabbimiz mağfiret et günahlarımızı, kötülüklerimizi keffaretle/sil ve bizi EBRAR ile beraber vefat ettir”.

    Diye dua etmekten başka çare kalmıyor, belki taşın atıldığı yere ulaşabilirim ümidiyle…

  4. 4 ısırgan & gül 11 Şubat 2008, 4:56

    Birr, “ denizin zıddı olan ‘kara’ ” anlamına gelen “berr” den türemiştir. Birr, “hayırda genişlik” anlamında kullanılır, zira berr’den türemesi genişliğe vurgu yapar. (Beyin Fırtınası’nın yönlendirdiği kaynaktan)
    “ Be-r-ra” fiil olarak Kur’an da geçer ve “iyilik etmek, iyi davranmak, hayırda bol ve geniş olmak” anlamlarına gelir. (Beyin Fırtınası’nın yönlendirdiği kaynaktan)
    Vechlerinizi maşrik ve mağrib yönüne döndürmeniz BİRR (hakiki iyilik, gerçek tevhid) değildir… Fakat (asıl) BİRR (e eren), “B” sırrıyla Allah’a, ahir gün’e, melaike’ye, Kitab’a ve Nebîler’e iman eden; onun muhabbeti üzere malı akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolun oğluna, isteyenlere ve kölelere veren; salatı ikame eden ve zekatı veren; ahidleştiğinde (B gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler, sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir… İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır… Ve işte korunanlar da bunlardır. (Bakara Sûresi/177. Âyet… B Meal’den)

    Dediler ki: “Tarihin gelmiş geçmiş en büyük Birr’e eren zâtı (Resullullah’dan ve ashabdan sonra) falancadır… Günümüzün en büyük Ebrâr’ı da o silsilenin son halkası efendimiz filanca… zâttır. Dünyada ve ahirette onun İYİLİĞİNDEN ve HAYRININ GENİŞLİĞİNDEN mahrum kalmak istemiyorsan hemen ondan himmet iste. Sana iyilik etsin, dünyana ve ahiretine kefil olsun. . .”

    Dedim ki: “O muhterem zât bana nasıl İYİLİK edecek ya da ben ne yapacağım?”

    Dediler ki: “Efendimiz sana sadece bakışlarıyla nazar edecek… Sen de sadece teslim olacaksın, ölünün ölü yıkayıcıya teslim olması gibi… Gerisini düşünmeyeceksin, her şeyi Efendinin himmeti, nûru halledecek…”

    Hoşuma gitti bu muhabbet. Kolayıma gitti bu şekilde arınmak.

    Bir gün merak ettim, …âdabsızlık ettim ve sordum efendiye:

    “Efendim, biz biliyoruz ki siz Ebrâr’dansınız… Bunda şüphemiz yoktur. Fakat biz size lâyık değiliz, kapınıza lâyık değiliz… Bir türlü benim kasvetli kalbim sizden bana gelen himmeti ve nûru hissedemiyor… Size lâyık olmak için nefsime ne amel buyurursunuz?..”

    Harman yerindeydik. Efendinin çevresinde imrendiğim teslim olmuşlar el pençe halka olmuşlar. Bir ben vardım orada teslim olamayan âsî…

    Sakalını hafifi hafif kaşıdı, derin derin düşündü, hüzünlendi, sesi titredi ve şöyle dedi:

    “Evlâd!.. Benim için Ebrâr’dan derler, öyle inanırlar… Fakat değildir öyle… Biz bu yolun bir hizmetçisiyiz bu yerde… Bize de bu hizmeti taktir etmiş Allah… Biz kimseye karışmayız… Gelene neden geldin, gidene neden gittin demeyiz… Hata kusur senin kalbinde değil… Katılık ve kasvet sende değil… Bizdendir… Bizim elimizde bir şey yok… Hiç kimsenin kalbini yarıp da elimizde süpürgeyle süpüremeyiz… Fazladan sevabımız yok; fakirlere, miskinlere, yolda kalmışlara dağıtamayız… Hiç kimsenin kalbine zorla iman esaslarını sokamayız… Bizim yapabileceğimiz tek şey; sizlere haramlardan kaçmayı, helallere sarılmayı, ibadeti ve güzel ahlakı tavsiye etmektir. Biz de bunları yaşamaya çalışıyoruz… Allah yolunu ve gönlünü açık etsin, Allah’ın hazineleri sonsuzdur, ara onları… Nerede bulursan al… Zengin olursan biz fakire de duâ et…”

    Yine derin bir sessizliğe gömüldü… Elini öptüm ve harmandan ayrıldım…

    Anladım ki yol vermişti bana…
    Başbaşa kalmak istiyordu kendi dünyasında Allah’la…

    “Başının çâresine bak bizde bir şey yok”,
    diyerek
    “tarihin en büyük yardımını yapıyordu” herkese…

    Allah’a,
    âhir güne,
    meleklere,
    bilgi kaynağı Kur’an’a

    ve

    iman tekniğini anlatan Nebî’ye kendi özünde ulaşmış bir BİRR bulmamı işâret etmişti efendi, benim nefsime…

    Öyle ya…

    Bazı kalbler yufkadır; iman nuru hemen sirâyet eder ruha… Akıl yolları tıkamaz… Hendek çukur kazmaz… onlar çabuk varırlar hedefe…

    Bazı kalbler de katı ve kasvetlidir doğuştan… Akıl ise sürekli kazmadadır; şüphe çukurlarını ve hendeklerini…

    Yolda kalmıştır/… Allah’ı ötelerde ararken kendinden iyice uzaklaşmıştır,

    Fakirdir/… Kendi özündeki hazinelere ulaşamamıştır,

    Gariptir/… Herkesin anlattığı Allah’a kalben inanamamıştır, inanıyor gibi görünmektedir ve kendini imanına imrendiği akraba-eş-dost arasında yapayalnız görür… Hz. Muhammed a.s’ın anlattığı Allah’ı ise hiç duymamıştır, tüm ömrü Arapça Ezan Okunan memlekette geçtiği halde…

    Yetimdir/… Babası-anası olmayan boynu bükük çocuk gibi, kendisini yaratan Rahmân ve Râhim bilgi nûrundan mahrûmdur…

    Köledir/ … Taktirin ne olduğunu bilmeden taktirine köledir… Kendi cahilliğine köledir… Parçayım sanısıyla bütünü olan evrenine köledir… Maddeye-enerjiye-spiritüalizme ve çevredeki moda fikirlere köledir… Kendinden başka her şeye köledir…

    Yaşamın gerçeklerine öfkelidir ve yaşamın çarkları arasında öfkesine mağlup olarak ezimektedir…

    Hastadır fakat hasta olduğunu bilmeyen bir hastadır…

    Bu haldeki kalbin katılığını
    ancak,
    Kur’an’ın ve Hadislerin günümüze bakan anlamları yumuşatabilir.

    Bu haldeki aklın çukurlarını ve hendeklerini
    ancak,
    Kur’an’ın ve hadislerin akla ve bilime ışık tutan mânâları doldurabilir, aşabilir ve ruha ulaşabilir…

    Bu kalbin ve aklın EBRÂR’ı ve BİRR’İ
    Yardımcısı ve İyilikçisi
    Falanca zât, filanca efendi ya da eli sihirli çubuklu birisi değil…

    Anladığı dilden…
    Anladığı mantıktan…
    Akıl kapasitesinden…
    Hitâb edenin;
    ilmidir, bilgisidir, yöntemidir, fikirleridir…

    Pasifizme, hazırcılığa, ben düşüneyim sen taklit et’e… götüren yöntemi değil…

    Dinamizme, düşünsel özgürlüğe… iten yöntemidir… Sabır anlayışıdır…

    Duâ ettim Hakk’ın rahmetine kavuşan o açık sözlü gerçek Allah dostuna… Birr’in; her insana, her çağda sebil olarak Allah’ın tükenmeyen hazinelerinden ANCAK ARAYANLARA dağıtıldığını anladıkça…

    ısırgan & gül

    urtica.rose@hotmail.com

  5. 5 metin 13 Şubat 2008, 2:50

    Ben kavramından arınıp sahiplik kavramının geçersizliğini idrak ederek, varlığının hakikatinin Rahman’ın dilemesi sonucu Rahiym’den tecelli etmesiyle varlık aleminde yer aldığının idrakı ile seyr halindekilerin yaşamının halidir BİRR.

    Hakikatlerindeki kudrete iman ederek ‘Allah ismiyle işaret edilen’in üzerlerindeki nimeti tamam etmesi duası ile naiym içinde hikmetin failini görerek hedeflerine (BİRR’re) ilerleyenlerdir EBRAR, diye düşünüyorum.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: