Deccal de Mehdi de Şimdi Burada..

Makro boyutta ve görünürde Deccal ve Mehdi nasıldır, kimdir, ne zaman gelir bilemem, beni aşar. Ama sezgisel düşünce yoluyla bildiğim, her ikisinin de şu anda ve burada; içimizde ve her yerde olduğudur.

Her ikisinin de dünya varolduğundan beri hem birimlerin hem de toplumların bilincinde faaliyetlerde bulunduklarına inanıyorum..

Bu faaliyetler, adına bilgi çağı denen şimdiki zamanımızda had safhaya varmış durumda.

Çünkü; bilgi sorumluluk getirir!…

Havva anamızın elmayı yemesi gibi biz de gitgide daha kolay ulaşabildiğimiz bilgi sayesinde ayvayı yiyoruz… Bilgiye ulaşmak hiç bugünkü kadar kolay ve mümkün olmamıştı. Dolayısıyla, ’’Bilmiyorduk, hiç duymamıştık,’’ diyerek sorumluluktan kaytarma şansımız(!) YOK.

Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğimiz özgür irademiz gittikçe daha zorlu sınavlara giriyor.

Çok basit, hayatın içinden birkaç örnekle açıklamaya çalışalım:

İnternet’ten başlayalım: İnternet bizi dünyaya açan müthiş bir fırsat. Oturduğumuz yerden dünyadaki pek çok önemli beynin ürettiği bilgilere ulaşmamız mümkün. Ama malum, özgür irade diye de bir şey var; seçim bizim.

Peki biz, o meşhur özgür irademizle, dedelerimizin, ninelerimizin hayal bile edemediği bu nimeti nasıl değerlendiriyoruz acaba?

Bir bakın çevrenize… İstatistiklerin çok açıkça ortaya koyduğu gibi en çok tıklanan siteler porno siteleri. En çok okunan yazılar seks ile, para ile, şiddet ile ilgili. Gençler, internetten bomba yapmayı, adam öldürmeyi tahsil ediyorlar yahu… En masumları da (ne yazık ki en çok da çocuklar ve gençler) ömürlerinin o bir daha geri gelmeyecek en değerli dakikalarını oyun hatta kumar sitelerinde geçiriyorlar.

İnsanlara ulaşmak kolaylaştı ya artık, kadın olsun erkek olsun herkes internet aracılığıyla sürekli değişen eşler buluyorlar; hem de ‘’sevgi arıyorum, aşk arıyorum’’ gibi kutsal arayışları dillerine pelesenk ederek…

Aradıkları ne sevgi ne de aşk halbuki… Kendilerini sevmeyi, tanımayı öğrenmeden her gün, hatta bazen saat başı yeniledikleri ilişkilerle içine düştükleri çukurda debeleniyorlar sadece… Nasılsa birini silmek ve yenisini bulmak çok kolay artık. ‘’Delete’’ ve ‘’enter’’ tuşları günde 24 saat hizmetimizde nasılsa…

Sonuç: Korkunç bir boşluk, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde tanımaya fırsat bulunmamış, ismi bile hatırlanmayan insanlar ve yığınların içindeyken hissedilen yakıcı ve dehşetli bir yalnızlık duygusu.

Hayata, insanlara, en önemlisi de kendine karşı sonsuz bir yabancılaşma…

Tam bir cehennem…

Alabildiğine birimsel, alabildiğine toplumsal bir cehennem…

Hal böyle olunca, interneti egonun en olumsuz, en aldatıcı, en yüzeysel ve maddesel hevesleri amacında kullananlar Deccal’in hizmetine girmiştir; aynı imkandan ruhuna ve beynine gıda olacak bilgiye ulaşmak ve kendini geliştirip bütüne katkıda bulunmak amacıyla yararlananlar Mehdi’nin askerleridir desek çok mu abartmış oluruz acaba?

Gelin bir de medyaya bakalım: Burada da özgür irademiz söz konusu her zamanki gibi…

Aslına bakarsanız, insanın, toplumun bilincini zehirleyen, körelten tüm yayınlar ve tüm kanallar kapansın diyeceği geliyor. Ama keşke o kadar basit olsa, keşke…

Zaman o zaman değil, sınavlardan en çetininin içine atılmışız bir kere kaçarımız yok.

Özgür irademizi kullanacak ve alnımızın akıyla bu işten sıyrılmaya bakacağız.

Şimdi şöyle bir durup soralım kendimize; o kadar eleştirdiğimiz, ruhumuza, bilincimize hiçbir şey katmayan tam tersi acımasızca zehirleyen programların hepsinden birden vazgeçebiliyor muyuz acaba? Heyecanlı ama bomboş bir diziye tesadüfen de olsa takılınca kaçımızın özgür iradesi o kanalı değiştirmeyi ve düzgün bir program bulmayı başarıyor?

Düşensinize yarışma adı altında açıktan açığa kumar oynanan bir program izleyici rekorları kırıyor son günlerde

Bu tür kanallar Deccal’in hizmetinde değilse neyin hizmetindeler?… Ya onları hipnotize olmuşcasına izleyen, adeta onların esiri olan bizler kimin hizmetine girmiş oluyoruz?

‘’Alternatif yok,’’ demeyin çünkü var. Düzgün yayınlar yapan, insanları zehirlemeyen kanallar da var; en azından çeşit çeşit belgesel kanalı var.

Kaçımız, parayı, maddiyatı, yozluğu, seviyesizliği tanrı edinmiş kanalların yerine -mesela-belgesel yayın yapan kanalları tercih ediyoruz ?…

Peki peki, bu kadar acımasız olmayalım ve şöyle diyelim: İnsanlık hali, o kadar da iradeli olmayabiliriz, bazen takılıveriyoruz işte zihnimize zehir şırınga eden o programlara…

Tamam, kabul…

Ama o zaman da, doksan dakikalık bir programın kaç dakikasını uyanık bir bilinçle, eleştirel bir zihinle izliyor ve bize her sunulanın bilinçaltımıza işlemesini engelleyebiliyoruz bari onu sorgulayalım…

Bilincimizi ve bilinçaltımızı, her tarafımızı kuşatmış bulunan bu saldırılardan koruyamadığımız her an, Deccal kuvvetlerinin önünde mevzi kaybettiğimizi söylesek çok mu yanlış olur?

Bunlar toplumsal hayatımızın en yaygın, en gözde ayartıcıları…. Bir de dönelim kendi sıradan, küçük, gündelik hayatlarımıza bakalım.

İnsan ilişkilerimize mesela; kaçımız kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmıyoruz? Ya da kendimize yapılmasını istediğimizi başkasına yapıyoruz?….

Peki kaçımız kendimizi sevme yetisini elde ettik?… Hepimiz sevip sevileceğimiz birini arayıp duruyoruz… Ama en başta kendimizin kendimizi sevmesi ve bunun için elimizden geleni yapmamız gerektiğini unutuyoruz…

’Yaradılanı severim Yaradan’dan ötürü,’’ sözünü ilkesel olarak benimseyenlerin dahi kendilerini sevmeyi unutması ne yaman çelişkidir!?…

Sanki kendileri Yaradan’ın yarattığı değilmişler gibi, sanki kendilerini sevmeden başkalarını ve dahi Yaradan’ı sevmek mümkünmüş gibi…

Kendimizi sevebilmek için de tabii ki evrensel sisteme uygun yaşamak ve davranışlarımızdan birincil derecede sorumlu olduğumuzu kabullenmek gerekiyor…

Gördüğünüz gibi mesele çok çetin; halimiz çok yaman…

Biz en iyisi Rabbimizden, onun yapmak istediklerini yapmayı, söylemek istediklerini söylemeyi, duymak istediklerini duymayı, görmek istediklerini görmeyi nasip etmesini dileyelim, hatta her an bu dilek içinde olalım… Belki o zaman, Mehdi ordusunun isimsiz cengaverleri arasına katılmamız kolaylaşır ve gelmiş gelecek bütün Deccaliye saldırılarına karşı saflarımızı sıkılaştırmış oluruz… Ne dersiniz?

Angorya
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

23 Responses to “Deccal de Mehdi de Şimdi Burada..”


  1. 1 kenan 5 Şubat 2008, 10:18

    Açığa çıkması dilenilmiş gerçekler güneş gibi parlıyor.. hakikata açık beyinler gereğini yaşıyorlar… yaşayanların görevi uyarmak, uyandırmak, iş işten geçmeden, örtüler çekilmeden en büyük fitneye kurban gitmeden…

  2. 2 Mehmet 6 Şubat 2008, 12:22

    Merhaba;
    Medya konusunda gerçekten bişeyler yapılması gerek. İnsan kendi evinde aile ortamında dahi televizyon kanllarını gezmeye çekiniyo. Heran karşısına yarı çıplak bi kadın veya saçma sapan küfür dolu sözler veya da cinayet vs. ile ilgili filmler… Bunlar elbette insanın bilinçaltını olumsuz etkileyen faktörler. Hatta bu televizyon sebebiyle öyle hale geldik ki artık bi arkadaş bi tanıdıkla iki dakika muhabbet etseniz mutlaka arada şunu izledinmi çok güzeldi falan filan diye konuşmalar geçiyor, ama hal hatır sorma nedense unutuluyo. Çok vahim içinden çıkılmaz bi durum bu. Adeta insanın yaşadağı dünya tv programlarına, filmlere vs. bağlı gibi. Hatta filmlerden etkilenerek cinayet işleyen insanlar aklımıza geliyoda nekadar kötü bir halde olduğumuzu anlıyoruz. Bumu dur insan! İnsanlık ölmüş yerine sanal dünyada ki, hayal dünyasındaki saçmalıklar gelmiş. Şu an yaratıcının bizden beklediği yaşamın çok ötesindeyiz. Sonumuz nasıl olacak bakalım.

  3. 3 oğuz 6 Şubat 2008, 1:24

    Afakta görülecek deccal, mehdi beklentisi içinde geçen ömürler, muhakkak zahirde gelecek olanlar da var, ancak ifade ettiginiz gibi enfüste zuhur eden deccal kim nasıl ya mehdi nasıl zuhur ediyor? istisnasız hepimiz iç içe yaşıyoruz ama ne kadar farkında?
    hoş enfüste deccale esir düşen zahirde gelecek deccale ne kadar karşı koyabilir?
    VESSELAM

  4. 4 ercan 6 Şubat 2008, 5:37

    Selamlar …
    İki degerli yazarimizin kitaplarini tavsiye etmek istiyorum, oktan kele$… bir meczubun ruyasi ve melami sava$lari…mehmet ali bulut.. dervi$ sinha
    isimli kitaplari … bu iki yazarin 4 tane kitabini
    su icer gibi okuduktan sonra kar$iniza iki kitabin
    birle$mesinden kimi buldugunuza $a$iracaksiniz.

  5. 5 erkan 6 Şubat 2008, 6:20

    Şaşıracaksak okumayalım o vakit 🙂 Şaka bir yana tesekkurler ercan.

  6. 6 ahmet selcuk 6 Şubat 2008, 9:45

    Selam, Zekeriya Sitchin bu bilimsel bir gercek diyor, inancla alakasi yok, Niburu’daki tanri kral (deccal) marduk 4300 $ar ya$inda, bunlarin buraya ilk geli$i degil, maya takvimlerinde ise 5.insan neslinin sonu, bir $ar 3600 dunya yili, dolayisiyla Ibrahim Hakki hz. lerinin de belirttigi gibi, 26000 senelik galaktik devrin sonu ayni zamanda 7000 senelik gune$ sisteminin devri de ayni devre rastliyor, 2012; Nibiru’nun eliptik yorungesi plutonun arkasindan dolaniyor ve dunyaya en yakin konuma geldiginde Mars ve Dunya arasindan geciyor, dunyaya yakla$maya ba$ladigi zaman deprem ve tsunamiler artiyor ve yanardaglar faaliyete geciyor, 50-60 km gokyuzune yukselen kuller havada 1 ila 2 sene arasinda asili kaliyor cunki o kadar yuksekte hava akimi yok, dolayisiyla yer yuzunde gune$ yuzu gormeden bir sene (efendimizin hadisi $erifinde i$aret ettigi deccalin geli$indeki kaldigi kirk gunun bir seneye bedel olan bir gunu mu, ??? acaba ???) ye$illikler gune$ i$igi alamadigi icin geli$emiyor hayvan ve insanlar arasinda aclik ve salgin hastalik ba$ gosteriyor, insanligin 2/3 u telef oluyor, bu esnada dunya ve diger gezegenler saat istikametine ters yonde donerken Nibiru saat donu$u istikametinde ekseni etrafinda donuyor, dolayisiyla bu cok buyuk bir ters cekime sebeb oluyor. 2012 21 Aralikda en yakin konumda iken deccal takimiyla dunyaya zuhur ediyor Nibiru’dan, onu dunyada bekleyen illuminatili yanda$lari kar$iliyor her zamanki gibi $attularap firat civarinda, (vaadedilmi$ topraklar ve suleyman mabedi???) cunki gezegenlerinin atmosferini onarmak icin kullanacaklari ALTIN ve SU orada, yine efendimizin 1400 sene evvel hadislerinde belirttigi gibi Firat’in suyunun cekilmesiyle aciga cikacak olan altin daglari ($u an zaten Amerika’nin elinde 500 ton Almanya’nin elinde ise 400 ton altin rezervi bunlardan cok fazlasi ise İsvicre bankalarinda onlar icin stok olarak tutulmakta), bu mucizeyi 1400 sene sonra bizlere hatirlatan USTAD AHMED HULUSI (Allah ondan razi olsun), cok buyuk sava$ meydana geliyor (bu araya yecuc mecuc ve 3. dunya sava$ini ilave edebiliriz) ve 100 ki$iden 99′u oluyor hadisi $erife gore, ters cekim gucune bagli olarak dunya 14 mart 2013 de 3 ila 7 gun boyunca duruyor ve 90 derecelik bir eksen kaymasina ugruyor, dolayisiyla dunyada kutuplar degi$iyor yine efendimizin mucizevi bizlere bildirdigi gune$in batidan dogmasinin zahir manasi gercekle$iyor, 2014 den sonra Nibiru Dunya’dan uzakla$maya ba$liyor, telef olan 2/3 nufusun, 1/5 i sag kaliyor salgin hastalik ve acliktan, yani bir milyondan daha az bir insan nufusu, bunlarda korunan cok guclu zikir ehli beyinler, genetik bilgiyi bir sonraki adem nesline aktaracak olan, yani Abdulkerim el Cili hz.lerinin bahsettigi bin kere bininci ADEMin neslinin sonu ve Yeni ADEM in bilincinin dogu$u gercekle$iyor.

    Bu da bir senaryo bir baki$ acisi umarim fayadali olur, haydi beyinlerimizi guclendirmeye ve ruh gucumuzu arttirmaya o gunlere hazir olmaya, LA ILAHE ILLALAH.
    Ahmet Selcuk

  7. 7 saim 6 Şubat 2008, 10:18

    Rivayet olduğuna göre, Nebi(SAV) demiştir ki:
    Ben(BİREYSEL BENLİĞİMİN) bu gece(YOKLUĞUNU FARKEDİNCE) kendimi(ÖZ BENLİĞİMİN) rüyamda(BAŞKA BİR BOYUTTA) Kabe’de(ZAT BOYUTUNDAN-TEKLİĞİN GETİRDİĞİ HİÇLİK HALİNDEN) buldum(KAYNAKLANDIĞINI ANLADIM). Ansızın(ANLARIN OLMADIĞINI FARKEDİNCE) esmer(HİÇLİK HALİNDE OLAN) bir kişi(TEK VARLIĞI) gördüm(ALGILADIM). Sanki o(ZATTAKİ YOKLUK HALİ), esmer insanlardan görülenlerin(GERÇEKTE YOK OLUP VAR OLARAK ALGILANANLARDAN) en güzeli(HEPLİĞİN GETİRDİĞİ HİÇLİK HALİNİN GÜZELLİĞİDİR-BEKABİLLAH), başının saçı(VARLIĞININ MANALARI) iki omuzu arasında sarkıyordu(SIFAT VE ESMALARINDAN KAYNAKLANIYORDU). Yeni taranmış ve arınmıştı da(VARLIĞINDAKİ MANALARDAN YENİ TERKİPLER OLUŞTURUYOR) başının saçı su damlatıyordu(VARLIĞINDAKİ MANALARLA EFAL-FİİLLER ALEMİNİ YARATIYORDU). İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak(HER ŞEYİ ZITTIYLA VAR KILIYORDU. VAR-YOK, AZ-ÇOK, İYİ-KÖTÜ, GÜZEL-ÇİRKİN VB…) Beyt’i tavaf ediyordu(EFALDEKİ TÜM OLUŞUMLAR VARLIĞININ KONTROLÜ ALTINDADIR.)
    Orada bulunanlara: “Bu kimdir?” diye sordum.(VARLIĞI BU ŞEKİLDE ALGILATAN DÜŞÜNCE SİSTEMİ NEDİR?)
    Onlar: “Bu Meryem’in oğlu Mesih İsa’dır” dediler. (VAR OLARAK ALGILANANLAR, BABADAN ANADAN, YANİ İKİLİKTEN DOĞMA ŞEKLİNDE DEĞİL, MANA TERKİPLERİYLE OLUŞMUŞ, VARLIĞI TEK’E AİT OLAN VARLIKLARDIR)

    Sonra onun arkasında(YUKARIDAKİ DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN ZITTI OLARAK) gayetle kıvırcık saçlı(BELLİ BİR TEMELİ, SİSTEMİ, BÜTÜNLÜĞÜ OLMAYAN DÜŞÜNCEYE GELİNCE), sağ gözü sakat ve börtlek(BU DÜŞÜNCE HAKKA-GERÇEĞE ERME İMKANI OLMAYAN BİR DÜŞÜNCEDİR), gördüğüm insanlar arasında İbn-i Katan’a en çok benzeyen birisini gördüm.(İNSANIN BİRİMSEL VARLIĞINA DAYANDIRARAK OLUŞTURDUĞU DÜŞÜNCE SİSTEMİDİR.). Bu da iki elini bir kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavaf ediyordu(BU DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE VARLIĞI-YOKLUĞU MADDE DÜNYASINA İNDİRGEYEN, VARLIĞI TABİATA YAKLAŞTIRAN DÜŞÜNCE SİSTEMİYDİ.).
    Oradakilere: “Bu kimdir?” diye sordum.(BU DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN TEMELİNE BAKTIM)
    Onlar: “Mesih Deccal’dir” diye cevap verdiler.(BU DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN AKI KARA, KARAYI AK-DOĞRUYU YANLIŞ,YANLIŞI DOĞRU- GÖSTERDİĞİNİ GÖRDÜM.)

    KAYNAK: Es-Sahih’i Buhari-Deccal; HZ İsa; İsa(AS)-1400
    RAVİ: Abdullah b. Ömer
    NOT: Parantez içi yazılar içsel yorumumdur.

  8. 8 saim 6 Şubat 2008, 10:50

    Ahmed Hulusi’nin tüm eserlerini okuyan ve dinleyen biri olarak, hatırladığım kadarıyla kendisi Deccal-Mehdi-İsa olayının zahirini kabul edip görüş bildirmekle birlikte, hiç bir zaman TARİH VERMEMEKTEDİR.
    Ayrıca bu olayın batini yönü üzerinde daha çok durarak, insanların bu yönde tedbir almasını, çalışmalar yapmasını öğütlemektedir.
    Lütfen yorumlarımıza Ahmed Hulusi’nin ismini karıştırarak, sanki O böyle diyor ya da böyle düşünüyor yanılgısı oluşturmayalım.
    Özetle; 2012 ve sonrası anlatılan olaylar gerçekleşmezse, yanılan bu tarihleri verenler olur, sorumluluk onlara aittir. Ahmed Hulusi olamaz, Ahmed Hulusi tarih vermemiştir.

  9. 9 Zekeriya Bağcı 7 Şubat 2008, 12:08

    Sevgili Dostlar;
    Kendimizce bizde birşey yazalım istedik Rabbimin izniyle. Burada pek çok konu yazıldı tartışıldı kabul eden etti, etmeyen etmedi. Herkesin doğrusu kendine dendi, bazı gerçeklikler de böylece bir kenara fırlatılıp atıldı veya atılmak istendi. İnsan denen varlık Rububiyetini farkında olsun veya olmazsın yaşamaktadır.

    RUBÛBİYET
    Terbiyenin oluşması!
    Rubûbiyet;”ilâhi isimler” diye bildiğimiz Esmâ-ül Hüsnâ’nın, hükümlerini âşikâre çıkartma özelliğidir.
    “ALLAH” ismiyle işaret edilen’in “Esmâ-ül hüsnâ” diye tanımlanan bir kısım özellikleri, onun “RUBÛBİYET”ini oluşturur!
    Vâhid’in, zâtî sıfatları yollu kendini seyri “Rahmâniyet”; ef’âl ‘i meydana getirecek isimleri yollu seyri “Melîkiyyet”; o isimlerle ef’âl ‘i oluşturması ise “Rubûbiyet”tir!

    RUBÛBİYET MERTEBESİ NERESİDİR?
    RAB HÜKMÜNÜ NEREDE İCRA EDER?
    (ESMA MERTEBESİ)

    Allah’ın isimlerinin mânâlarının müşahede edildiği mertebe rubûbiyet mertebesidir ve bu mânâların neticelerinin ef’âl âleminde ortaya çıkışını sağlamakta olan da” Rab”dır!
    Rubûbiyet mertebesi neresidir?
    Nerede, Rab hükmünü icra eder?
    “Şehâdet âlemi” dendiği zaman, bazılarının anladığı gibi, biz sadece “madde âlemi”ni anlamayız! “Melekût âlemi” denen melekler âlemi de gene bu ef’âl âlemi içine girer. Yani!
    Bu şehâdet âlemine, “ruhlar âlemi” denilen âlem, “melekler âlemi” denilen âlem, “cinler âlemi” denilen âlem girer; hepsi de ef’âl âlemi hükmündedir!
    Ef’âl âlemi içinde mevcut bulunan varlıkların hepsinin, Rabbı Allah’tır!
    Kısacası “Âlemlerin Rabbi”, “Allah İsmiyle İşaret Edilen”dir!
    Allah, Rabbül âlemindir! Bütün âlemleri meydana getiren, yöneten, bütün âleme tasarruf eden, bütün bu varlıkların varlığını meydana getiren “Rab”dır. Rubûbiyet mertebesidir!

    Buradaki “Rab”lık kavramı. “Rab”lıkla kasıt nedir?
    “Rab”lığı meydana getiren, “Rab”lık mefhumunu meydana getiren şey, esmâ mertebesidir; yâni “Rubûbiyet mertebesi” dediğimiz mertebe, Esmâ mertebesidir.
    “İlâhî isimler” diye bilinen, Esmâ-ül Hüsnâ diye bilinen isimlerin müsemması, Rubûbiyet mertebesidir.

    KAYNAK:

    Ahmed Hulusi’de Kavramlar: Rububiyet

    Farkında olup yaşayanlara ne mutlu Rabbülalemin bizlere de nasip eder bu farkındalığı tüm dostlarla beraber inşallah. Bir iletişim firmasının reklamında der ki, hep “ANI YAŞA” anı yaşamak bunu fark etmekten başka birşey değildir.

    Sevgili Üstadımız Ahmed HULUSİ zikrin hakikatı hakkında bu kadar VEHHAB olmasaydı kim bilir ne aşağıların aşağısında olurduk “Subhane RABBİY el Azıym!”. Öyleye ya “RUKU” MUHAMMED (SAV) ümmetine hediye edilmiş Hz. MUSA bile imrenmiş onun ümmetine bizleri de mazhar eyle Ya Rabbülalemin.
    Sevgili Üstadımızın da yukarıda belirttiği gibi “Esmâ âlemi dışında kalan âlem, ef’âl âlemidir”
    Şimdi işaret etmeye çalışacağımız konu şu: Esma aleminde olan kişiler daha açıkçası çektiği zikirlerin neticesinde ortaya çıkan Esma zuhurunu yaşayan Sevgili Dostlar sizlere sesleniyorum.. Kendinizden ayrı baktığınız birimde ortaya çıkan fiili o birimin yapısında nasıl ortaya koyduğunu fark edebiliyorsanız şöyle örnekleyelim; bir çöpçüye baktığınız zaman yerleri süpürürken ki RUH halini yani ENERJİSİNİ bilebiliyorsan sizde KUDDUS ismi zuhuru ile kendinle kayıtlanmayıp başka birimin Ruhunu anlayabildiysen sanki sen süpürüyormuşsun halini yaşayabiliyorsan bu senin için sevindirici olmalı ancak; o birim sen, o oldun ve Ruh halini bildiğin birime HAKİM olduysan o birimde tasarruf ta edersin, bu tasarrufa şefaat te denir.

    Şimdi işin ürkütücü olan yanı şu Sevgili Dostlarım; hem bu zikirleri yapıp ve bu zikirlerin neticesinde zuhuratla yeteri kadar korunmadıysan Ef’al aleminde olan saptırılmış varlıklar “onlar sizi sizin göremeyeceğiniz yerden görürler” ayeti gereği görürlerse bir boşluk bulup size bir impals gönderirler ve bu aldığınız (ilham) impalsı otomatik olarak değerlendirirsiniz. Zaten Esma mertebesinde olan aldığını RAHİM olarak üretir. O yüzden Ef’al aleminin varlıkları dünyamıza HAKİMiyetlerini kurmak istemektedirler ve bunu da başardılar.
    Burada tasavvufla ilgilenen ve çeşitli tarikatlarda veya dergahlarda olan Sevgili Dostlar ve Üstadımızın öğretisini anlamaya çalışan mubarekler de konunun ciddiyeti açısından kendini 40 yıldır bu işe adamış ve daha yazdıkların da daha neyi anlatmak istediğini tam anlamayan bizler bir yazı daha deyip o mubareği sıkıntıya soktuğumuzu da bilelim. Yazmadığı bir şey kalmadı ki anlayabilsek bir.
    Ateşi bildik HAKK dedik tamam eyvallah Cin’i bildik o da Hakk dedik ancak her ikisinin yapısından onlara hitap edemediysek ateşin yapısına bürünüp yakma diye tasarruf edemediysek her ikisi de çok şiddetli azap verir kullukları gereği!.. Cebrail dedi ki bir adım daha atsam yanarım. Akıl yollu bilmek olayın bize ne kadar şiddetli olacağını anlatacaktır ve duyacağımız azap 2 kat fazla olacaktır. Bu sebepledir ki tavsiye edilen zikirleri ve ibadetleri lütfen elimizin tersiyle itmeden yapalım. Zikir yaparken lütfen üstadımızın tavsiye ettiği korunma dualarını mutlak ve mutlak yapalım çünkü Esma boyutunda yaşayan NAS (İNSAN) için de sure indirilmiştir.

    “Kendini Tanı” Kitabından alıntıdır.

    Biliniz ki, İNSANLAR FİTNEDİR; yani imtihan vesilesidir!.
    Onlardan Rabbinize, Melîkinize ve İlâhınıza sığının!.
    Şu âyeti kerimeye çok dikkat ediniz:
    “Kul;
    eûzü bi`RABB`in nâs;
    MELİK`in nâs,
    İLÂH`in nâs,
    min şerr`il vesvâsil Hannas,
    elleziy yüvesvisü fiy sudûr`in nâs,
    min el CİNNETİ ven NÂS !.”

    Hemen hepinizin bildiği “NÂS”=”İNSANLAR” sûresinin yorumuna girmeyeceğim burada elbette… Ancak, konumuzla ilgili olarak son âyetindeki çok çok önemli bir noktaya, değerli bir arkadaşım istediği için dikkatinizi çekmek istiyorum.
    Bu sûrenin son âyetinde, hiç bir sınırlama ve ayırım yapılmaksızın şöyle uyarılmaktayız:
    “Bütün görünmeyen varlıklardan; ve İNSANLARDAN sığınırım!.” de… “RABB`ıma, MELİK`ime ve İLÂH`ıma!.”
    Tek şansımız olan şu kısacık dünya yaşamını, Hakikatı kavrayıp gereğini yaşamak ve ölümötesi boyuta hazırlanmak yerine; insanların dedi-kodusuyla harcarsak, sonuçta çok çok yazık olacaktır bize!.
    “İNSANLARDAN sığınmak” demek, “onların bizim için oluşturacağı fitne yani imtihanlardan sığınmak”, demektir!.
    “İNSANLARIN hakikatı olan ALLAH`ı” göremeyerek, onlara kötü davranmak, hakkını yemek, dedi-kodu ve gıybetini yapmak, iftira etmek; kısacası, yüzünü çevirdiğin her mahalde ALLAH`ı değil İNSANLARI görmek, Allah`a sığınılması gereken en önemli belâdır!..
    İşte “tasavvuf” çalışmaları ve terbiyesinin çok önemli bir amacı da insanı bu en büyük belâdan; perdelilikten korumaktır…
    Bu yüzdendir ki “tasavvuf” en değerli konudur!.
    Allah nasip ede…
    Kolaylaştıra…
    Muvaffak ede!.
    AHMED HULUSI 24.9.1994 ANTALYA

    Sevgili Dostlar artık değerlendirme sizlere kalmış her ne kadar bu duaları burada sizlere ulaştırmak bilmeyenler için söylüyorum Ef’al alemindeki varlıkların bana hücumu demek ama yine de Rabbime sığınarak (Euzubillahimineşşeytanirracim) Üstadımızın tavsiye ettiği korunma duları şunlardır.
    SELAM üzerinize olsun.

    CİN DUASI (AYETLER)
    Okunuşu:
    Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azab. Rabbî euzü bike min hemezatiş şeyâtıyni ve euzü bike rabbî en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytanin marid.
    Anlamı:
    Rabbim şeytan bana sıkıntı veriyor ve işkence yapıyor. Rabbim şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım; ve yine sana sığınırım onların çevremde bulunmalarından. Ve bütün reddedilmiş şeytanlardan koruduk.

    Bilgi:
    ŞEYTANLARA yâni CİNLERE KARŞI OKUNACAK EN TESİRLİ DUALAR. CİNLERİN her türlü zarar veren tesirlerine karşı Kur’ân-ı Kerîm’de bulunan bir iki duâ âyeti, beraberce okunduğu zaman son derece tesirli olmaktadır.-Sad’ Sûresinin 41. âyeti olan kısmı Eyyûb aleyhi’s-selâm okumuştur. “Mü’minun” Sûresinin 97 ve 98. âyetleri olan kısmı ise Cenâb-ı Hak tarafından Rasûlullah salla’lâhu aleyhi ve sellem’e öğretilmiştir

    MİRAÇ’TAKİ KORUNMA DUASI

    Euzü bivechillâhil kerîm ve kelimâtillâhit tâmmatilletiy lâ yucaviz hünne berrün velâ fâcirün min şerri mâ yenzilu mines semâi ve mâ yâ’rücü fiyha ve min şerri mâ zeree fil ardı ve mâyahrücü minha ve min fitenil leyli ven nehari illâ târikan yatruku bihayrin yâ Rahman.

    Anlamı:
    Sığınırım Keriym Allah vechine ve O`nun kelimelerinin tamamına ki, iyi kötü hiçbir şey onları tecavüz edemez… Semadan inenin ve Semaya yükselenin şerrinden, Arzda üreyenin ve Arz’dan çıkanın şerrinden, gecenin ve gündüzün fitnelerinden, hayırla olan müstesna geceleyin kapıyı çalanın şerrinden, ya RAHMAN!.

    CİNLERİN aralarından İFRİT diye bilinen en güçlüleri, Resûli Ekrem’in Mi’râc olayında semâya yükseldiğini haber alınca, büyük telâşa düşüyorlar. “Şayet Muhammed semâları tanır, Allâh’la biraraya gelirse, artık önüne geçilemez olur” diyerek bütün güçleri ile Rasûlullah aleyhi’s-selâm’ın üzerlerine saldırıyorlar.
    İşte o zaman Cebrâil aleyhi’s-selâm Efendimize bu duâyı vahyederek korunmasını öğretiyor. Bu duâyı okuyunca da Rasûlullah aleyhi’s-selâm, hepsi yanıyorlar!..

  10. 10 VEYSEL 7 Şubat 2008, 2:09

    Arınabilmenin kaç yolu vardır? bilen var mı? ama sadece toplum içinde yaşamak zorunda olanlar adına düşünürsek.
    hani bi an öyle haller içinde yüzersin ki, attığın adımın gözyaşı olduğunu gözlerinden dökülüp te sanki yüyeğinde yer eden ama senin görememişliğinin olduğu yer var ya. taaa.. oraya kadar aktığını hissedersin.

    sonra ikinci adımda ilk adımın kaybolup gittiğini değil de git gide büyüdüğünü görürsün ya.

    sonra sen attıkça adımlarını gözyaşları artar sanki sağanak gibi.
    korkular başlar içinde.

    düşüncelerin artar bakarsın bakarsın ama yine göremezsin o görememişliğini.

    sevgi mi bu, aşk mı, yoksa adını koyamadığın bilemediğin düşünemediğin bir şey mi? nedir sence, diye düşünürken ve yaşarken bu ŞAN ları aklın gelir başına.

    işte orada ipler kopar artık her ne isim altında anılıyorsan o gelir yerli yerine kurulur, veysel gibi düşünmeye başlarsın.

    işte asıl MESELE burada başlar…
    çünkü yoktur artık eskide kalmıştır sende olan şey SENCE! etrafı gözetlersin bakarsın insan gibi ama..!

    ne varsa ihtiyacı bedeninin ona yönelirsin.

    kimi zaman acıkır yemek yersin.

    kimi zaman bulunduğun ortamda insanlara bakarsın, onları eleştirir, yargılar, nasıl yapar bunu diye çılgına dönersin belki.

    her ne yana baksan insan görürsün ve her gördüğün insanı ya kendinle kıyaslar ya da beğenir-beğenmez haller yaşarsın.

    sona hemen ardından, ya ben nasıl olur da böyle düşünürüm diye de kendini sorguya çeker, yargılarsın.

    senin elinde mi ki düşünememek yada yaşayamamak.
    ya da senin elinde mi hep iyi kalmak ya da kötü olmak.
    ya da senin elinde mi ki acı değil de hep sevgi ekmek toprağına.
    ya da ben kötü olmak için yaratıldım diyebilir misin?
    yani kısacası senin elinde mi ki DECCAL ya da MEHDİ olabilmek…

    dilerim birgün gelecek O gün gelecek ve herkes MEHDİ olmasa da askeri olabilir. hani şimdi bizim yapmaya çalıştığımız daha doğrusu paylaşmaya çalıştığımız gibi. paylaşabilse herkes bunları. siz bana, ben diğerlerine yardımcı olabilsek… birlikte sevebilsek HAKİKATI… İNŞALLAH EN KISA ZAMANDA…

  11. 11 Ay-LA 7 Şubat 2008, 3:33

    Veysel (karani) benimle EVLENir miSİN?

    Sen insanlarla birlikte Hakikata aşık olmaya aşık ol, ben de sana aşık, fark ne?
    Bir boyut inatla içimden, özümden yaratıcılığı çıkaracağım diyen, bir boyut da sendeki kadar yeter diyen, aynı özü dillendirmez mi?
    Evrenselliği nerde bunun dersen eğer?

    Sadece sen diyebilmek derim, kendini düşünmemek hani nerde dersen eğer; verdiğin kadarı yeterli dememi gösteririm, “bu, senin için bireysel doğru olanın, evrenselliği hani” dersen eğer; sana hizmet etmekliğim ile işini kolaylaştırmak niyetim, derim..

    Ahad kısmı nerede, dersen eğer ve evrensel olsun açıklaman, dersen eğer, içimdeki sana bitmeyen coşkumdan başka vereceğim cevabım yok, derim ve beni o noktada susturursun.

    Beni susturmaklığın ile sende Ahad olanı anlatmış olursun evrenselliğe.. Sonu bir biten hikayeyi yaşayamadan ölmüş olmanın(isteyerek susmamış olmanın) hüznü ile sensizliği yaşayip mi öleyim?

  12. 12 mim 7 Şubat 2008, 10:06

    Gelin bir de Din-Bilim sentezi ışığında esrleriyle fikirleriyle 1980 lerden beri İslamı anlamada yenilikler yapan; beyinlerdeki tanrı düşüncesini yıkıp, “La İlahe İlla Allah” gerçekliğiyle İnsanlara gökte yukarıda ötede (beklenen) bir tanrı olmadığını farkettiren, dolayısıyla Deccal denen varlığı ve düşünce sistem-sizli-ini daha çıkmadan çürüten Üstad Ahmed Hulusi’ye kulak verelim bu konuda (Deccal) neler söylemiş ve yazmış yıllar öncesinden..

    Ahmed Hulûsi’de Kavramlar: Deccal

  13. 13 mim 7 Şubat 2008, 10:14

    HZ. MEHDİ ALEYHİSSELAM

    Tasavvufta, tarikatlarda bir zan vardır.

    Onlar derler ki, “Benim şeyhim, benim mürşidim zamanın Gavsıdır. Zamanın en büyüğüdür”

    Yalnız Türkiye`de beş bin küsur tarikat şeyhi varmış, altı bine yakın!.. Demek ki, Türkiye`de altı
    bine yakın Gavs var!!!

    Türkiye`de bu kadarsa, bunun İran`ı var, Malezya`sı, Endonezya`sı, Tunus`u, Fas`ı, Cezayir`i vs. vs. var. Bu hesapça 66666 tane zamanın Gavsı, Kutbu azamı var. Belki bunların bir kısmı da Mehdi`dir!!!. Yani, birkaç bin tane de Mehdi var(!). Belli olmaz, belki Rasul(!) de vardır.
    ****

    “İnsan-ı Kamil” her asırda bulunmaz. “Gavs” ise her asırda vardır ve kıyamete kadar sürekli, bir kişi, o görevi ifa eder.
    “İnsan-ı Kamil” rütbesi, en üsttür ve birkaç asırda bir o rütbeye nail kılınmış kişi gelir yeryüzüne.
    “Müceddid-i zaman” yüzyılda bir gelir. Dinin, o günün insanlarının anlayışına göre yenilenmesi görevini ifa eder. O da divan ehlindendir. Son müceddid de “Mehdi” lakabıyla bilinen Zat-ı kiramdır. Aynı zamanda “İnsan-ı Kamil”dir Mehdi!..
    ***

    Soru

    – Ancak, Abdülkerim Ceyli, Abdülkadir Geylani ve İmam Mehdi.. gibi zatların yer aldığı ve zirve noktaya varılan Adem`den sonraki nesillerde mukarreblerin daha fazla yer alması gerekmez mi?

    Üstad

    -Öncekilerden; kaç bin ASIRDA ne kadar insan yaşadığından, kimlerin gelip geçtiğinden haberimiz var mı?… Dünyada insan 100 milyon senedir var… Ve o insanlık içinde kaç defa zirveye çıkıldı?… 100 milyon sene yanında 1400 senenin yeri ne?..

    Ayrıca saydığın hakikati anlamış kaç kişi var yeryüzünde?.. Evliya dediklerinin, öyle sandıklarımızın acaba kaçta kaçı kozasının tanrısından kurtulup Allah nazarıyla alemleri seyreden olabilmiş?..
    ***

    Kişide kudret sıfatının açığa çıkması ayrı şeydir… İlim sıfatının açığa çıkması çok çok ayrı şeydir!..

    Kendini tanımak, hakikatını bilmek ancak ilim sıfatının açığa çıkmasıyla mümkündür… İlim sıfatının açığa çıkması da topluma dönük olarak; Muhammed Aleyhisselam ile gerçekleşmiştir…

    Kudret sıfatı da en geniş şekliyle Deccal`da açığa çıkacaktır…!

    İlim sıfatı, ancak Zatına seçtiklerinde açığa çıkar… Kudret sıfatından daha faziletlidir!…

    İlim sıfatı ise o devirde Mehdi`de de açığa çıkmaktadır!.. Bu yüzden de Mehdi, Deccal`den değerli olmuştur!…
    ***

    Soru

    -Üstadım, anladığımız kadarıyla Mehdi şu anda yaşıyor. (Deccal Neptünün Kovaya girmesi ile ortaya çıkacağından ve EPHEMERIDESe göre Neptün`un Kovaya 30 Ocak 1998 de gireceğinden dolayı..) Deccal`ın her an ortaya çıkma ihtimali varolduğuna göre, Mehdikendini tanıttı mı?.. Mehdi`ye tabi 300 küsur kişi olacağından, bu kişiler sadece Ricali Gayb üyeleri mi olacak?..

    Dua ve Zikir kitabında Deccal`e uymayan müminler ölümötesi yaşama geçecektir, deniyor. Burada Deccal`a uymayan müminlerin tümünün öleceğini mi anlamalıyız?..

    Batıni anlamda; Mehdi ve Deccal`in nefsimizle ilgili olduğunu biliyoruz… Bu ve diğer konularda batıni olaylar olurken, zahiri olarak ta bu olaylar vuku bulacak mı?..

    Yani, Kur`an ve Hadislerde açıklanan belirtiler hem zahiri, hem batıni mi, yoksa sadece batıni veya zahiri mi olacak?..

    Üstad

    – Müceddid`in kendini topluma tanıtması şartı yoktur. Hatta her topluluk kendi önderini Mehdi kabul edebilir. Gerçek Mehdi ancak İsa Aleyhisselam`la buluşup O`nun tasdikini alan olabilir, bana göre.

    Deccal… Neptün`ün Kova`da olduğu 24 senelik süreç ortaya çıkabilir de, çıkmayabilir de!…. Her olayın zahiri ve batını vardır.
    ***

    Soru

    – Debbağ`ın “El İbriz” kitabında vahiy inen Nebi`lerin ve Rasul`lerin içinde bulundukları hal ve düşünceleri anlamak için inen kitaplara bakmak gerektiği yazılı.. Kur`an ‘da kafir olarak geçenlerin Hz. Rasulullah`tan sadır olan hakikati önlemeye çalışanlar olarak anlayabilir miyiz?.. Aynı şey çağımızda yaşayan Mehdi (a.s) için de geçerli midir?..

    Üstad

    -Evet..
    ***

    Mehdi mi çıkacak…. Deccal`mı gelecek?…

    Sen kendindeki MEHDİ`ye eremiyorsan; zaten Deccal`ına uymuşun; Deccal`ının Cennet`inde yaşamını devam ettiriyorsun!… Dışarda Mehdi çıksa ne kazanacaksın; Deccal çıksa ne kaybedeceksin!…
    Hz. Muhammed`in veremediğini Mehdi mi verecek!?…

    (DİKKAT:) Artık şunu iyi bilin ki…

    Günümüzde bir takım insanlar hâlâ bir Müceddid, bir MEHDİ, bir kurtarıcı bekliyorlar; gelip kendilerini kurtarsınlar diye…

    Eğer bugüne kadar kendini Mehdi (!) ilân edenler bir yana konursa; bilin ki, bundan sonra ortaya çıkacak olan yeni bir müceddid veya mehdi olmayacaktır!.

    1400”ün ilk on yılı içinde (İmamı Rabbani’ye göre), ya böyle biri çıktı ve Dünyanın herhangi bir yerinde kendi halinde görevine devam etmede; ya da böyle biri hiç gelmeyecek..

    İşte bu sebeple, beklentileri bırakıp, herkes kendini geliştirmeye ve hazırlamaya baksın… Öbür boyuta geçiş, beklentilerimizden çok daha yakın bizler için!.

    Gelişi müslümanlarca her an beklenen “MEHDİ”nin kesin geliş tarihine dair hiç bir delil yoktur ve “DİVAN” ehli hariç, evliyaullah dahi bu konuda bilgisizdir..
    İslami takvimle zamanın 1400 yılını onyedi geçeye yaklaşması, konuyu günümüzde daha da konuşulur hale getirmiş; ve bu yüzden çeşitli yerlerde kendini “MEHDİ” sanan kimseler bir hayli türemiştir!
    Günümüzde, esef vericidir ki, ilimsiz pek çok kişi, kendini sırf CİNlerin aldatıcı ilhamları yüzünden boş hayallere kaptırarak, “MEHDİ” sanmakta ve çevrelerini de yanlış yollara sürükleyerek topluca CİNLERİN EĞLENCESİ olmaktadırlar.
    Oysa, “MEHDİ”, Rasûlullah açıklamalarına göre, Mekke`de ortaya çıkacak; sonra Medine`ye geçecek; üzerine bir ordu gönderilecek ve bu ordu tamamiyle yere batacaktır. Bu olaylar, O`nun “MEHDİ” olduğunun delili olacaktır..
    Aklı başında hiç bir insan, İstanbul, Ankara, İzmir, Denizli ya da başka bir şehirde oturup kendinin “MEHDİ” olduğunu iddia etmez! Şayet ediyorsa, konu ya psikyatrinin sahasına, ya da CİN tedavicilerinin ihtisas alanına giriyor demektir..
    Bu konudaki düşüncemize gelince…
    Biz, bu konunun zamana bırakılması; ve “bekle gör” görüşünün tatbik edilmesi taraftarıyız.. Zira, her hac mevsiminde “MEHDİ” bu yıl ortaya çıkacak beklentisi içine girip; tüm geleceğe dönük planlarını yapan insanların yaklaşık yirmi yıldır sürekli hüsrana uğradığını gördük..
    Buna rağmen…
    Ne aczin dile gelişi anlamında inkâra sapar; ne de hakkında kesin deliller olmadığı ve imanın şartlarında bulunmadığı için, tasdik eder; eğer böyle bir kişi gelecek olursa, ve biz de onu görürsek, o zaman kesin kararımızı eldeki donelere göre verir; davranışlarımızı ona göre düzenleriz.
    Şüphesiz ki zaman, en iyi açıklayıcıdır!

    Kıyâmet alâmeti olarak bildirilen Deccal’in çıkışı gerçekleşmeden, o devrin müceddidi’nin kim olduğunu da kimse bilemez!.
    Çünkü, “Müceddid”lik bâtında görülen bir işlevdir; ve Kutbul İrşâd gibi bâtınen yapılan bir yayın sözkonusudur bu görevde… Geldikleri çağın toplumunun anlayışına göre İslâm Dini’ni anlatan, açıklayan, “Din” anlayışını geçmişteki eklenti ve hurâfelerden arındıran zâtlarmış “müceddid”ler.. Kendilerini yaşadıkları topluma açıklamaları gerekmezmiş…
    Nitekim, şu an hicrî 1418’de olmamıza ve yüzyıl başını 18 sene geçmemize rağmen, -kesinlikle bu devrin müceddidi gelmiş olmasına rağmen- ortada bir müceddid görememekteyiz Dünya üzerinde!
    Demek ki bu yüzyılın müceddidi de, -Allah bilir nerede ve ne zaman- gelmiştir ve bâtınen görevini yapmaktadır… Ama ne yönde ve nasıl?
    Ayrıca, “müceddid”ler, bir ülkeye değil, dünya toplumuna ve dünya yaşamına dönük olarak görev yaparlar duyduğum kadarıyla…
    Halbuki insanların çoğu siyasi anlamda bir müceddid ve halife hayaliyle yaşamaktalar; siyasî anlamda İslâm saltanatı beklemektedirler benim düşüncemin tersine olarak!.
    İnsanlar İsa Aleyhisselâm’dan siyasi krallık ummuşlardır; yanılmışlardır; çünkü o kendi krallığına değil semânın krallığına yani ölümötesi boyutta saltanat sürmeye davet etmiştir onları.. İnsanlar yanılmıştır O’nu değerlendirme konusunda..
    İnsanlar Muhammed Aleyhisselâm’ı da siyasî lider gibi görmek, kral gibi düşünmek istemişlerdir; yanılmışlardır; çünkü O da insanları gidecekleri boyutun sultanı olarak yaşamaya davet etmiş ve bu dünyada bir yolcu gibi yaşamaya davet etmiştir onları..
    Rasûlullah Aleyhisselâm’ın bütün vârisleri dahi, siyasetle ilgilenmemiş ve “Rasûl”lük yolundan yürüyerek, insanlara ölümötesi yaşama kendilerini hazırlamalarını; “Halife” olarak bu dünyadan ayrılmalarını tavsiye etmişlerdir… Bizim tesbitimiz -yanılıyor olabiliriz ama- böyle!.
    ***

    Soru

    -Üstadım… Anlatmış olduğunuz pazar masalında, Hz. İsa İstanbul`a mı gelecek?… Çıkacak olan 30`a yakın Mehdi, Mehdiliğini alenen açıklayacak mı? Teşekkürler..

    Üstad

    – Hz. İsa Hadise göre Şam`da ortaya çıkacak… O sırada Deccal, kendisine inananlarla birlikte Mehdi`yi muhasara etmiş vaziyette olacak Şam yakınlarında; diye yazıyor kitaplar…
    Sahte Mehdi`ler -ki bunlar cinler tarafından aldatılan insanlardır- kendilerini Mehdi olarak ilan edecekler ve insanları kendilerine davet edeceklerdir…

    “Mehdilik” bir işlevdir ve bu işlevi yapanın adı “Mehdi”dir… Bu işlevi yapmayana “mehdi” demek; şarkıcıya “paşa” demek gibidir
    ***

    Bu nice asırlar içinde, Mehdi-Deccal-İsa-Kıyamet beklentisiyle milyarlar geldi-gitti; çoğunluğu eli boş!..
    ***

    İnsanlar yalnızca kendi çalışmalarının kendilerini kurtaracağını anlamadıkları için, asırlardır Mehdi beklentisi içinde yaşamlarını ve ebedi hayatlarını mahvetmişlerdir..
    ***

    Haydi var git, kendini aldatmaya devam et!… Kendini, alim, arif, veli, mürşid, müceddid, mehdi diye aldatmaya devam et; ve bu arada birazcık akıl bulursan, bir akıl hastahanesinde kendine oda ara!.
    ***

    2020 de elektronik-otomatik bir yaşam içinde olabileceğimiz ihtimali kadar, elektriksiz toplumlar ihtimali de söz konusu…

    Türkiye`deki beyaz atlı Mehdi beklentisi hıristiyan aleminde beyaz atlı İsa beklentisiyle açığa çıkarken; Beyaz AT Pegasus takımyıldızında patlamış olan supernova ışınımının insan beyinlerine 2002 civarında ulaşacağını söyleyenler var… (ne olurmuş mikrodalga ışınım gelirse!!! Biz ancak kafamıza odunla vurulursa bunu anlayan bir toplumuz; hem mikrodalga ışınım mutfaktaki fırını çalıştırır!!!)…

    Uranüs ve Neptün`ün Kova`daki; Plüton ve Şironun Yay`daki konumları ve tesirleri Kova çağına giren Dünya`da çok çok önemli değişikleri beraberinde getirecek diyorlar..
    ***
    Rasulullah Aleyhisselam`ın açıklamalarına göre, önce Mehdi çıkar ve insanlara Hak ve Hakikatı açıklar!…
    Deccal ile mücadeleyi önce Mehdi yapar…

    “Mehdi” hidayeti ulaştırandır! Yani, ilim, Deccal`in karşısına dikilir.
    ***

    Dünya Mehdi`lerden geçilmiyor, belki de bunlardan biri gerçeği; biz hala eli kılıçlı beyaz atlı mehdi gelip yeldeğirmenleriyle savaşacak beklentisi içindeyiz!

    Acaba gerçek Mehdi ya da nezir veya her ne isimle anılırsa anılsın o işlevde biri, böyle bir dünyada elinde kılıçla ortaya çıkıp yeldeğirmenleriyle savaşacak kadar salak bir savaşçı olabilir mi!.

    AHMED HULUSİ

    Bu bölüm ÜSTAD AHMED HULUSİ nin kitaplarından derlenmiştir.
    * * *

    EN BÜYÜK EVLİYAULLAHIN HZ. MEHDİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMALARI

    ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİNİN HZ. MEHDİ A.S HAKKINDAKİ AÇIKLAMALARI

    Hz. Mehdi a.s.ı Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri “Feth’ur-Rabbani” adlı eserinin 60. meclis’inde şöyle beyan buyuruyorlar:

    “Kim ki bu hale erese, artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Bayrağı indirilemez. Askeri mağlup edilemez. Hakk’ı haykıran sesi susturulamaz. Tevhid kılıcı için bir hudud çizilemez. İhlas adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı, önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O Hakk Teala’nın huzuruna varıncaya kadar, hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez.

    Rabinin huzuruna vardığı an, O da ona lütfeder, ikramlarda bulunur. Onu kendi hücresinde uyutur. Lütuf ve fazlından yedirir, ülfet badesinden içirir. Bunları bulduktan sonra, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikuladelikleri görür.

    Hakk Teala’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi eve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz manevi bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.

    O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vasıl olmuş, O’nu görmüş ve masiva denen Hakk’ın zatından gayri şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hakk olanla batıl olanı birbirinden ayırt eder. Onları Aziz ve Celil olan Allah’ın katına göndermek için bir elçi bir kılavuz olur.
    Bu zata meleküt aleminde Azim yani büyük ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu halleri işitip heyecana kapılma..

    Şeyh-ül Ekber Muhyiddin-i İbn-ül Arabi Hazretleri ise Fususu’l-Hikem isimli eserinde Hz.Mehdi a.s.ın ilmi hususunda şöyle buyurmaktadır:

    “Bu ilim ilm-i billahın alasıdır. Bu ilim, ancak peyfamberlerin ve velilerin sonuncusuna verilmiştir. Bu ilmi, Nebi ve Resuller’den görebilenler ancak Hatem-i nübüvvet olan Muhammed Aleyhisselam’ın mişkatından görürler. Velilerden görebilenler de ancak onun mirasçısı olan hatem-i velinin mişkatından (kandilinden) görürler, hatta peygamberler, o ilmi ne zaman müşahede etseler ancak Hatem-i Velayet kandilinin ışığıyla görürler. Çünkü Resullük ve Nebilik keyfiyeti sona ermiştir. Velilik ise asla nihayete ermez. Kitap ile gönderilen peygamberler aynı zamanda velilerden olduklarından bahsettiğimiz ilmi ancak Hatem-i Evliya mişkatından alırlar. Şu hale göre onlardan aşağı mertebede bulunan veliler nasıl olur da bu ilmi o kaynaktan almazlar? Her ne kadar Hatem-i Evliya hükümde Hatem-i Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in teşri’den getirdiği şeye tabi ise de bu, onun makamına noksanlık vermez. Ve bizim gittiğimiz yola da aykırı değildir. Binaenaleyh o (Hatem-i Evliya) bir cihetten enzel (geri) olur, bir cihetten a’la (yüksek) olur.” (Fusüsu’l-Hikem, Çeviren N. Gençosman. Sh: 43-44)

    İmam-ı Rabbani Hazretleri “Mektubat” adlı eserinin “317. Mektub”unda Hz.Mehdi a.s. için şöyle buyurmuştur:

    “…Aynel-yakin ve Hakkal-yakin babında ne diyebilirim ki? Onu söylesem bile, kim anlar ve kim idrak eder? Zira bu türlü marifetler, velayet kapsamı dışındadır. Zira velayet erbabı, bunları idrakten aciz durumdadırlar; tıpkı zahir uleması gibi… Onu kavramaktan yana kusurludurlar.

    Bu ilimler, nübüvvet nurlarının kandilinden alınmıştır. Onun sahibine salat, selam ve tahiyyet, ikinci binin yenilenmesi ile buna tazelik ve canlılık hasıl olmuştur; bütün güzelliği ile zuhura gelmiştir. Bu ilimlerin ve marifetin sahibi, bu binin müceddididir. Ki bu, ona bakanlara gizli bir mana değildir. Bilhassa, zata, sıfata ve ef’ale dair ilim ve marifetinde…

    O ilim ve marifet; haller, vecidler, tecelliyat ve zuhurat libasına girmiştir. Bu dikkat sonunda, elbette bileceklerdir ki, bu marifet ve ilimler, ulemanın ilimleri, evliyanın da marifeti ötesindedir. Hatta. Onların ilimleri, bu bu ilimlere nisbetle kabuk kalır. Bu marifet dahi, o kabuğun özüdür.Hidayet eden Sübhan Allah’tır.Bilesin ki,
    Her yüz başında bir müceddid gelip geçti. Ne var ki, yüz senelerin başında gelen müceddid ile, bin senenin başında gelen müceddid bir değildir. Bunların arasındaki fark, bin ile yüz arasındaki fark gibidir. Hatta daha da fazla…
    Müceddid o zattır ki: O müddet içinde ümmete her ne gibi feyz varidatı gelirse onun vasıtısı ile gelir. İsterse o vaktin kutupları, evtadı, ebdali ve nücebası bulunsun.”
    Bir şiir:
    “Allah’a ne zorluğu olur; Alemi bir şahsa doldurur.”

  14. 14 ahmet selcuk 10 Şubat 2008, 4:48

    (Mehdi mi çıkacak…. Deccal`mı gelecek?…

    Sen kendindeki MEHDİ`ye eremiyorsan; zaten Deccal`ına uymuşun; Deccal`ının Cennet`inde yaşamını devam ettiriyorsun!… Dışarda Mehdi çıksa ne kazanacaksın; Deccal çıksa ne kaybedeceksin!… Hz. Muhammed`in veremediğini Mehdi mi verecek!?…)
    * * *

    Selam, bu bolum mim den alinti, buradaki hz. Muhammed’in veremedigini hz. Mehdi mi verecek deniliyor, buna katilamiyorum, birincisi Mehdi resulu ondan ayri gormuyorum, ikincisi zamana gore geli$ gayeleri resullukleri acisindan ayni ama geldikleri devirlere gore sistemi aci$lari farkli, ayni zatin AHMED isminin zuhura ciki$i ve hz. Muhammed’in tafsili;

    ZUHRUF 61 (Ve innehu le ılmün lissaati fela temterunne Biha vettebiun* hazâ sıratun müstekıym; Muhakkak ki O (HatemünNebî Hz. Muhammed s.a.v.in ba’solunuşu, Nüzül-ü İsa?), O Saat (kıyamet) için bir ilimdir… Ondan (kiyametten, B gerçeği sözkonusu iken) şüphe etmeyin ve bana (Hz. Muhammed’in Diyni’ne; Hz. Mehdi Rasûl’e) tabi olun… Bu, sırat-ı müstakıym’dir.)

    ayette de goruldugu gibi hz Muhammed’in te$bihlerle anlatmaya cali$tigini hz. Mehdi aciklayarak verecek;
    NAHL 1: (Eta emrullahi fela testa’ciluh* subhaneHU ve teâla amma yüşrikûn;
    Emrullah (Büyük Kiyamet; Ruh’u A’zam müşahadesi, Hz. Muhammed) geldi!.. Artık onu (n tafsilini, Hz. Mehdi ile olan zuhurunu?) acele istemeyin… O, onların şirk koştuklarından Subhan’dır, âlidir.)

    AHMEDI MAHMUDU MUHAMMEDsin efendim, saygilarimla

  15. 15 İ Abdullah Tezer 13 Şubat 2008, 1:01

    Sevgili Ahmet Selçuk,
    bir önceki yorumunda bir konu dikkatimi çekti. Matematiksel bir hesaplama var, “…2014 den sonra Nibiru Dunya’dan uzakla$maya ba$liyor, telef olan 2/3 nufusun, 1/5 i sag kaliyor salgin hastalik ve acliktan, yani bir milyondan daha az bir insan nufusu,..” demişsin..
    Bu hesaba göre dünya nüfusu 6 milyar olduğunu düşünürsen, telef olan nüfus 4 milyar. Geriye kalan 2 milyar insanın da 1/5 i sağ kalıyor yani 400 milyon. 399 milyon nerede oluyor o an? Sen bir milyondan az demişsin.
    Saygılarımla.

  16. 16 veysel orhan 13 Şubat 2008, 11:25

    Ya burası NERESİ?.. İnsanlık tarihinde belki de bu kadar faydalı bir blog yoktur diyebilirim. Ama görüyorum ki ben sizlerden, sizler de benden birşeyler öğrenip anlayıp onları yaşamak ve yaşatmaya çalışmak yerine; aramızda irili ufaklı hesap tartışmaları ya da buna benzer bir şeyler oluyor.. Yanlış düşünmüşsem lütfen ikaz edin. Ama geçmişten geleceğe süregelen hesaplar, teoriler, düşüncerler, tezler ve daha bilmem neler neler, konumuz bu mu yoksa?. Geçmişte yapılan yanlışların neden KAYNAKlandıklarını bulup, BİRBİRİMİZİ onların doğruluğu doğrultusunda uyararak mı YAŞAMAK HAKİKATI? Her zaman hata içinde yaşamak için mi bu çalışmalar? Biz bencillik ederek zaten deccal (yanlısı) olmuyor muyuz? Bıraksak artık bu hesap kavgalarını. Herkes zaten bildirildiği kadarını yaşamıyor mu hayatı? Sana göre 1 milyon, ona göre 100 milyon, ne farkı var. Biz burada bunların ötesinde SONSUZ-SINIRSIZ bir varlığı en azından tanımaya çalışmalıyız. O’nun kaç milyon kişiyi sağ bırakacağını değil. Ben daha kim olduğumu bile bulamadım ya arkadaşlar. Bana yardım etseniz. Sen şu kişisin diyebilecek var mı aranızda? Ne olurdu şimdi şu anda hepimiz bir arada olsaydık, anlatsaydık birbirimize birşeyler bildiğimiz kadarıyla. Ben hiç kimseye kötü demek istemiyorum. Kimseyi hesaba çekmek te istemiyorum. Ama kimse benim yolumu engellesin de istemiyorum. NE YAZIK Kİ BİZLER FARKINDA OLMADAN BİZBİRİMİZİN YOLUNUN ÜSTÜNE SED KURMUŞUZ HABERİMİZ YOK… Daha otuzunda bile değilim ama şimdiden KORKUYORUM… Ne olur arkadaşlarım!. Nne olur dostlarım!. İyi düşünmeye, iyiyi paylaşmaya gayret edelim. Buna benim çok ihtiyacım var. Ama biliyorum ki sizin de en az benim kadar ihtiyacınız var… Saygılarımla.

  17. 17 Şaban ÜSTÜN 13 Şubat 2008, 12:18

    Sizce aklın yüzde yüzü ne yapabilir arkadaşlar.. bunu düşünün, ben kendi fikrimi son parağrafta yazacam..

    yine ikinci bir soru; gerçeklerle yüzleşmeye hazırmısın dese biri.. cvb. ne olur.. evet derseniz yandınız:):)… mahfolabilirsiniz hazır değilseniz..

    soru 3; deccal nasıl birşey bilginize ve hayal gücünüze göre…! bir tavsiye onu kızdırmayın, şu an seni görüyor, duyuyor..???

    Sizce soru hazırlamak mı yoksa iyi tasarlanmış bir soruya cvp. vermek mi önemli?.. bence ikisi de önemsiz; önemli olan mümkün olduğunca doğru yaşamak ya da güzel olanı sevmek en azından..

    Neden ilgi çekici yorumlar ya da bilgi show’u yapıyosun ki… beni geçebileceğini mi sanıyosun:):) kızmak yok (DUVAR YAZISI diyelim..)

    Dünya insan olsaydı.. İstanbul beyni, Türkiye kalbi, Ankara vicdanı olurdu.. DİYORMUŞUM:):)

    Öyle bir kişiliğin olsun ki; çok sert, sempatik, biraz deli, duygusal, acımasız, özgürce, çok disiplinli, vs. vs. vs… ve tüm bu ruh teknolojisinin üzerine sıradan bir kaporta geçir… dış rengi de kırmızı olsun beş kuruş fazla olsun (utanma duygusu).. yoksa nazar olursun.. sonra gir halkın içine.. mutlu ol..

    VELHASIL: EVet arkadaşlar sanki deccal gelse size gösterişli bir cennet sunsa ve siz ‘nayn’ deseniz; tamam o zaman kardeşim, diyeceğini mi sanıyorsunuz? Mehdinin, ben oyum gel evlat diyeninin aslı olduğunu mu düşünüyosunuz?

    1- Mehdi geldi, ağacını dikti gitti.. sana o ağacı adam gibi arayıp bulmak düşer, yersin meyvelerinden…, mehdi öldü amma şahsı manevisi kıyamete kadar zuhur edecek, İsa gelecek bürokratik, siyasal gücüyle boş felsefeleri Muhammed’in putları devirmesi gibi devirecek, Mehdi’nin talebeleri İsa’ya kendilerine imam olması için yer gösterecekler, İsa; o iş size yakışıyor buyrun siz kıldırın diyecek.. mükemmel bir nezaket tablosu ve ittifak.. mehdinin şahsı manevisi talebeleri üzerinden işleyecek, İsa bu faaliyetler sürecinde deccalin engelleme ve fitnelerine karşı mücadele edecek…
    Neyse arkadaşlar, kehanetçi gibi oldu biraz ama idare edin; Harun Yahya’nın yayınlarından derleme ve kendi yorumumla birkaç tesbit…. En doğrusunu Allah bilir..

    Arkadaşlar aklın yüzde yüzü ne yapar dedik; dünyayı yönetir.. hayatın anlamını en doğru şekilde kavrar.. kavradığını zırlamaz.., İsa yı, mehdiyi buldum diye şarlatanlık mı ne ondan yapacağına bulduğuna uyar, emsalini davet eder, keskin bir görüş alanı olur, duvarın değil duvarların arkalarını görür, stratejileri paramparça eder, stratejisini keşfetmeye çalışan sistemleri sahte alyuvarlarla oyalamak suretiyle aklın kavrayamayacağı savunma mekanizması oluşturur.., çok şeyi bilir, herşeyi bilmeye çalışmaz, zamanda yolculuk yapabilir (beynin bilinmeyenleri), tek bir bilgi cümlesiyle borsaları altüst eder, örn:da vinci şifresini çözseniz ve bundan onu çözene ödül verene değil de (çünkü o zaten onu çözeni arıyor:):))… doğru zaman ve kanallarla dünyanın bütün düşünce kuruluşlarına şifrenin tamamı olmamak kaidesi ile bilgilendirseniz.. hayal edin ne olur.., nerede kaldık, başkaaaa, başka ne yapar aklın yüzde yüzü; bence aklın yüzde yüzü deccal’ın yasalarına takılmaz, ezer geçer.. bence beklenilen adamın aklının yüzde yüzünün çalışması lazım.. ve böyle birine Mevla bir katip tayin etmesi lazım değil mi.. yoksa gizlilik mi kalır..

    Evet arkadaşlar bunlar sıradışı hayal gücü tasarımları.. beyin fırtınası… belki rüzgarın sesi..
    Allah bu dini facir bir adamla da teyit eder.. ol der olur… ben ilgi çekmek için yazarım, yaşarım.. ancak bütünün önemli bir misyonunu gerçekleşmiştirim kim bilir.. yani öyle çok alim, evliya, filozof olma devirleri geçti.. şimdi herkes filozaf (21. yüzyıl bilgi yüzyılı).. önemli olan yaşamak… teoriden pratiğe geçebilmek… azmetmek.. İslamın ve imanın şartlarını yerine getir, her gün bir sayfa da olsa kuran oku, ibadetini gizli yap mümkün olduğunca, öyle laf şovu yapma (istisnalar kaideyi bozmaz:):).. kendinizi bendenizle kıyaslamayın)… Allahın çarkı döner, vaadi gerçekleşir… önemli olan bizim kendimizi kurtarabilmemiz, yoksa Akif’in naaşı değer arş’a belki yarın, belki yarından da yakın…

    evet “Winzip”liyorum; hedef ülke Türkiye, dünyanın aradığı beyin Türkiye’de ama her an dünyanın farklı yerlerine ışınlanabilir:):).. deccal İsrail coğrafyalı dünyayı örümcek ağı gibi sarmış olan İsrail zihniyeti-hiristiyanlar yahudi hedeflerini tutturmak için dev finans aktarılan taşaron firmalar…. dünyadaki tüm insanlar değerlidir (………. ………….. bile, bu ince bir şut), çünkü onda Allahü tealanın eseri var, müslümanım diyen herkes kardeşimdir benim ama ben bugünlerde kardeşime bile güvenmem içten içe.. ben ilk önce Müslümanım sonra Türküm, çünkü Türk’ün en önemli özelliği İslama olan bağlılığı, rabbine olan teslimiyetidir.. gerisi devdev:) sırrı:):):) o da teknolojide yasak… biri bizi gözetliyor olabilir… byee.

  18. 18 İ.Abdullah Tezer 13 Şubat 2008, 5:59

    Sevgili Ahmet Selçuk,
    Bir üst yorumunda bir hesaplama yanlışlığı olabilir mi? Senin gönderdiğin hesaplamaya göre 400 milyon insanın kalması lazım. Ancak sen 1 milyon demişsin. Benim anlamadığım bir yer mi oldu ya da eksik bir bilgi mi var?
    Saygılarımla

  19. 19 Ali 14 Şubat 2008, 12:25

    Merhaba arkadaşlar;
    2 sıra önceki yorumda anladığım kadarıyla 100% düşünce gücünü insan kullanabilseydi neler olurdu sizce diye bi soru sorulmuş. İnsan aklının 100% ‘ünü kullanabilseydi bence şimdiki kadar güvenlik görevlisi, dolandırıcı, kalpazan, hırsız, siyasetçi vs. olmazdı. İnsan 100% düşünce gücünü kullanabilseydi ALLAH’a inancın artık inanıp inanmama meselesi değil ALLAH’ın var olduğunu kesin anlardı. Şimdi bazı arkadaşların aklına gelebilir mesela o kadar bilim adamı var ve beyinlerinin büyük bir bölümünü kullanıyorlar ama aralarında ataistler de var. Eğer aklını çok kullanan insan ALLAH’ın varlığını kesin olarak bilseydi ataist olur muydu? Mantık ile inanç ikisi farklı şeyler ancak şu bir gerçek;
    mantık dediğimiz olay insanın o güne kadar yaşadıkları ile karşısına çıkan problemleri, soruları karşılaştırarak çözmeye çalışması. Pekiyi inançtaki mantık nasıl olabilir?
    İnançtaki mantık ilk önce insanın inanmasını gerektiren bir algılama ile başlar. Mesela en basitinden ama en içinden çıkılmaz gibi görünen sorular “ben neden yaratıldım? – Niçin yaşıyorum?”
    gibi. İşte bazı bilim insanları dediğimiz kişilerin yanıldıkları nokta. Dünyaya, var olmaya sadece maddi olarak bakmaları. Bilim için deneysel veya gözlemsel bir kanıt bulunmadı ise ona inanılmaz. İnanılmaz çünkü gerçek dışıdır. Halbuki bu gerçek dışılık insanın algılaması ile sınırlıdır. Algılama+düşünce gücü paralel olursa ancak insan beyninin 100% ‘ünü kullanabilr.
    Eğer böyle olmasaydı insanın dünyada çözemiyeceği hiç bir olay kalmazdı. Algılamadan kasıt 6. his falan değil. İşte burada devreye giren mesele, inanç meselesi. Nedeni; ALLAH’a inancı olan bir insan inanç noktasından haraketle olaylara inançsız olan birine göre farklı bakar. Bir olay karşısında kim olursa olsun ilk önce neden arar. Neden ve sonuç ilişkisi kurmaya çalışır. Fiziksel olarak bir neden bulur ancak inancı olan insan bütün nedenleri kaynak olarak yaratıcıya bağlar. Günümüzde öyle insanlar var ki; ALLAH’a inanma konusunu günlük yaşamdan ayırıp olaylara o şekilde bakmayı uygun görmekteler. Kendilerince haklıdırlar (Zaten dünyada kendini haksız gören bi insan olduğunu sanmıyorum). İnanç deyince camilerde, kiliselerde vs. ibadet etmek akla gelir. Halbuki inanç bir konu değildir. İnsanın yaradılış gayesidir. İnançla alakası olmayan birşey kainatta mevcut değildir o yüzden inanç ayrı bir konu olamaz. Kör birini düşünün, dünyaya kör olarak gelmiş. Hiç bir renk yok, şekil yok ancak algılama var. Çok ilginç hayatında hiç görmediği birşeyi anlatsanız hemen anlayabilir.
    İşte görmeden inanmak böyledir. Aklın 100%’ünü kullanabilmek adına sonuç olarak şunu söyleyebilirim;
    İnsan beynininin 100%’nü kullanabilmesi için olaylardaki algılamasının beyin fonksiyonlarının en azından %40 lık bir bölümünü oluşturması (çünkü kainatta nedensiz bir olay yoktur ve bu neden sorusu her zaman başka bir nedene bağlıdır ve bu nedenler sonsuz bir döngüye girer) geri kalan düşünce gücünün ise %50 kısmı mantık, %10 luk kısmı ise olayın oluşundaki yeni çıkabilecek sonuçlar olmalıdır. Yani gerçekleşen olayın nedenselliği mutlaka başka bir olaya bağlı olmalı
    ki bu döngü devam etsin. Benim düşüncem böyle 🙂

  20. 20 angorya 16 Şubat 2008, 11:32

    İnanç: dünya görüşümüzün temelidir, ayaklarımızın yere basmasını, düşüncelerimizi, yorumlarımızı sağlam temellere oturtmamızı ve inancımız neye karşılık geliyorsa o eksenin dışına çıkmadan yaşama olanağını vermemizi sağlar desek… olur mu acaba Ali kardeşim?

    Not: Yorum yapan kardeşlerim! Hepinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Beni düşünmeye ve yeni açılımlarda bulunmaya sevkettiniz. Sizin de hayırlı düşüncelere sevk edenleriniz bol olsun.

  21. 21 Özer 11 Nisan 2008, 10:23

    Güzel bir site, hazırlayanlara teşekkür ederim.

    Mehdi konusunda biraz kafam karıştı. Okuduklarımdan elde ettiğim izlenime göre bilimsel olarak çok ileri bilgilere sahip olacak ve tüm dünya bu bilgiler sayesinde birleşecek. Bütün dinleri birleştirecek. Ya da bu işi İsa peygamber yapacak.

    Ben pozitif bilimlerle çok ilgiliyim. Böyle şeylerle pek ilgilenmem fakat yeni çıkan bir kitap okudum “Dünya ve Ötesi” diye. Tanrının ve insan ruhunun varlığını kuantum fiziği ve E=mc2 formülüne bağlamış. Bana çok mantıklı geldi. Eğer söylediği teori gerçekse dünyada çok ses getirecek bir kitap.

    Ayrıca dinlerin döneminin bittiğini, gerçek bilginin zamanı olduğunu iddia ediyor. Bilgilerin kendisine bilmediği bir kaynaktan empoze edildiğini söylüyor. Verdiği bilgiler çok fazla ve bana göre dünyadaki bilimin çok ötesinde. Burada hepsinden bahsetmem mümkün değil.
    İnsanın tekamülünü esas alıyor. Kıyametin başladığını ve insanların uyanarak altınçağın başlayacağını söylüyor.
    Kitabı okuyan varsa lütfen beni de aydınlatsın. Bu adam sahtekar mı yoksa gerçek söylüyor olabilir mi?
    Okuyan yoksa bu konularda bilgili olan birinin kitabı okuyarak değerlendirmesini, özellikle Ahmed Hulüsi beyefendinin yorumunu almak isterim. Kitabın yazarı Seyfullah Demir.

  22. 22 gürhan 22 Aralık 2008, 5:01

    Bazilariniz müstesna alayiniz ucmussunuz ve baslangicta acilan konuyu bile kaybetmissiniz.
    Abdullah Tezer denen zat tonlarca yazi yazmis, yazmis ve sık sık da soyle demis; bu benim dusuncem, bu benim kanaatim, bu benim tahminim.. BAK KARDESİM biliyorsan konusucaksın ama tahminlerle insanlarin aklini celemezsin. Belli ki cin olmadan adam carpmaya calisanlardansin.

    O kadar yaziyi yazmadan once kim oldugunu, ogrenim duzeyini, yurtcapinda imza atmis oldugun bir kac eser ya da ne bileyim bize kim oldugun hakkında ipucu verebilecek bir bilgi vermeden baslamisin anlatmaya..

    Bu tarz siteler umuma aciktir ve 7’den 70’e herkes okur. Dikkatli olman gerekirdi, kaş yapayım derken gözden olmamak lazim.

    KİMSİN KARDESİM SEN BANA BUNU ANLAT SONRA YAZİLARİNİ OKUYALİM. ÖYLE BİR YAZMİSİN Kİ DECCALDEN BİZİ SEN KORUYACAKMİSSİN GİBİ. GÜLEYİM Mİ AGLAYAYİM Mİ.

  23. 23 darusselam 10 Haziran 2009, 3:05

    Güzel bir yaklaşım… Ülkemde düşünen beyinlerin varlığını görmek beni geleceğe dair umutlandırıyor. Elhamdulillah, şeytanlar işini çok iyi yapsa da, “insanların çoğunu şükreden bulamayacaksın” vaadinde dursa da, şeytanın hiçbir etkisinin olmadığı Allah’ın kulları da var. Rabbim bizi onlardan kılsın. Zamanın fitnelerinden korusun bizi ve nesillerimizi. AMİN


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: