Sevmek..

Kendisi olarak başkasını (yani hakikatte kendisini) sevmeyen kendinde değildir, yani kendi değildir.
Zaten KENDİNDE olsa başkası olmaz.
Peki ya kendinde olmayan kimdedir ?
Vehmettiği başkasındadır.
Kendinde olmadığı için vehmettiği başkasıdır.
Vehmedilen başkalık ise mutlaka terkipselliktir,TERKİPSELLİK BOYUTUDUR. Vehmedilen başkalığın (terkipsel uygunluğuna göre) sevdikleri ya da sevmedikleri vardır. Zira bu durumda seven de sevmeyen de terkipsellik olur..

“Sevdin mi Allah (rızası) için sev”in manası terkipsellikten çık ve Allah ahlakı ile ahlaklanmış olarak Allah gibi (kayıtsız) sev demektir. Yoksa terkipsellik ile kayıtlanmış olarak seversen ya fıtratından gelen bir şekilde terkibine uygun geleni seversin. Bu durum beraberinde sahiplenme ve üzerinde tasarruf etme gibi duyguları da beraberinde getirir. Ya da sevmezsin ama sevmiş gibi yaparsın ötede bir tanrının gözüne girmek için yada karşılığını cennete alabilmek için….
Hakikatte ise sevmemişsindir onu…..
Oysa sevilmeyenin olduğu yerde şirk vardır. Ayrılık vardır. Gayrıyı görmek vardır.

Peki niçin sevmek ?
Ne oluyor sevince ?
Seven kim ?
Sevilen kim ?
Peki ya sevgi manasının içinde hangi manalar var ?
Sevgi beraberinde paylaşmak, karşılıksız verici olmak, hoşgörü, saygı, kusur ya da hata görmeme, karşındakine değer verme, hakkı ve sabrı tavsiye, empati yapma, onu anlamaya çalışma, biraradalık, yakınlık gibi manaları da içeriyor. Sanki bu manalar özü olan sevgi kaynağından fışkırıyor…
Peki tüm bu manalar gerçekte bilincimizi neye yönlendiriyor… neye işaret ediyor ?
TEKLİĞE…..
Asla parçalara bölünmemiş ve parçalardan bir araya gelmemiş olan Samed olan, som olan, ancak kesitsel algılama araçlarımızla kesret olarak vehmedilen mutlak TEKLİĞE…
Nasıl mı?

SEVGİ insanı karşılıksız verici olmaya yönlendiriyor. Karşılıksız veriyoruz ya da paylaşıyoruz. Çünkü “TEK”lik boyutundan (yani gerçeklikten) hakikat ilmi ile çok olana (vehmettiğimiz sanal boyuta) baktığımızda görüyoruz ki tasarruf ettiğimiz kullandığımız ya da sahibi olduğunu düşündüğümüz yani vehmettiğimiz pek çok şey var ama bu algıladığımız her şeyin sahibi Allah ve Allah malik el-mülk, mülkünde dilediğince tasarruf eden….. Zira kendinden gayri olmadığı gibi her şey onunla kaim…..
Bu yüzden vehmettiğimiz ve yaratıcıdan ayrı gördüğümüz bir benlikle düşünmekten yani şirkten kendimizi kurtarmak ve Allah ahlakı ile teklik boyutundan değerlendirebilme yapmak için hiçbir şeyi sahiplenmiyoruz; veriyoruz karşılıksız olarak.

Karşılıksız vermek hakikatte verenin ve alanın aynı tek olduğuna ve mülkünde dilediğince tasarruf ettiğine, bizim ise vehmettiğimiz biriysel bilincin bu manaya sadece bir vesile olduğuna müşahede etme noktasına getiriyor bizi…. Ve Rasulullah (a.s.m)’ın sevap kazanmak olarak mecazi anlamda işaret ettiği sünnettulah getirisini hakikatte bilincimiz, bu mananın ortaya çıkması ile Allah ahlakı ahlaklanmak suretiyle yaşıyor….

SEVGİ insanı hoşgörülü olmaya yönlendiriyor…. Sevdiğinden gelenlere sana ters de gelse katlanıyorsun. Ama niçin?
TEK’e iman ediyoruz. La ilahe diyoruz, İlla Allah diyoruz. İşte bu NOKTAda RAHMANİYET zuhurunu düşünüyoruz. Allah’ın her şeyin FATIR’I olduğunu, onun ilmi, iradesi ve kudreti olmadan hiçbir şeyin olmayacağını, içinde varlığını sürdürdüğümüz şu alem her şeyin yerli yerince olduğunu ve kaos olmadığını görüyoruz. Artık bize hoşgörülü olmaktan ve her şeyi olduğu gibi kabullenmekten başka çare kalmıyor.
Aslında hoşgörüde bulunanın hali hala şirk-i hafidir. Zira kendisine ters gelen olaylar karşısında Allah ahlakı ile ahlaklanmak olayları bu (Teklik) boyutunda değerlendirebilmek için içinde bulunduğu şartlara iman ile rıza gösterir.
Zira Teklik boyutundan sürekli seyr halinde olanda ise hoşgörü de olmaz zaten…. çünkü ona ters gelen hiçbir şey yoktur ki neye hoşgörü göstersin….. O her şeyi yerli yerince görür. Zira O rıza makamındadır. O Allah’tan Allah’ta kulundan razıdır.

SEVGİ insanı karşısındakine saygıya yönlendiriyor. Nasıl saygı duymasın Vechullah’a….
Onun Allah tarafından yaratıldığını ve Allah’ın takdirinin yerini geldiğini görmek nasıl insanı karşısındakine saygıya yönlendirmesin.

SEVGİ insanı karşısındakini anlamaya, onun gibi olaylara bakmaya, onun gibi hissetmeye, sorunlarını paylaşmaya, kısacası empati yaparak o olmaya yönlendiriyor. Böylelikle insan, beynini onun beyin dalgalarını alacak şekilde açıyor; sanki aralarında bir iletişim frekansı açılıyor daha iyi anlıyor karşısındakini, onun ne hissettiğini, ne yaşadığını, ne düşündüğünü adeta ruhunu okuyor. Bir an için o oluyor.
Sanki bir iki oluyor….
Yo hayır bir, iki gibi kuvvetli oluyor…
Ya da iki birde birleşiyor…..
O zaman paylaşıyorsun sevdiğinin sıkıntılarını, sorunlarını, çıkmazlarını…
Sanki açmış olduğun iletişim frekansından ağırlık yapan yükünün yarısını sana gönderiyor. KAABIZ-BASIT oluyor. Rahatlıyor….
Sorunları çözmek için aynı frekansta bir değil iki beyin çalışıyor daha kuvvetlice….. Birbirine destek oluyor… Elinden geleni sevdiğin için yapıyorsun, hakkı tavsiye ediyorsun elinden bir şey gelmiyorsa sabrı tavsiye ediyorsun…
Teşekkür ediyor… Sarılıyor… Öpüyor….
Sağol dostum, diyor… Sen olmasaydın ne yapardım…..
Benimle ilgilendin, bana varlığını açtın, “Belimi çatırdatan sırtımdaki yükü” aldın. O kadar rahatladım ki… Allah senden razı olsun…..

SEVGİ insanı karşısındakine hakkı anlatmaya yönlendiriyor, onu tanrı inancından kurtarıp, Allah ismi ile işaret edileni fark ettirmeye gayret ediyorsunuz, hidayetin Allah’tan olduğu bilinci ile…. Ona ebedi saadeti getirecek ilmi vermeye çalışıyorsunuz…. Çünkü onu çok seviyorsunuz….

SEVGİ insanı yukarıda saydığım daha nice manalara yönlendiriyor. Zira bu manâların hikmetini TEK’lik boyutundan bakan herkes daha değişik boyutlardan da müşahede edebilir. Lakin burada ben, sevginin vehim alemimizde varlığını varsaydığımız insanlar arasındaki ilişkiler boyutundan, Allah’a uzanan daha üst boyutuna dikkat çekmek istedim. Bir de bunun doğrudan hakka uzanan boyutu var ki…. Bunu üstad yazmıştı, dileyen oradan okur…. Herhalde bunu ancak yaşayan bilir, bizim gibi yaşayamayanlar ise dedikodu ile ömür tüketir.

Tabi biz sevgiyi hakikat ilmi doğrultusunda değerlendirdiğimiz için böyle yorumlar yapıyoruz. Bu ilme vakıf olmayanlar ya da Allah’a iman etmeyenler de ya da tanrı inancında olanlar da seviyor ama onların sevgisi zorlu koşullar ve değişen şartlanmalarda altında erozyona uğrayabiliyor… Ama iman edenin sevgisi içinde iman nuru oldukça, iman ettikçe baki kalıyor….

Sonuç itibari ile Sevgi, insan bilincini Teklik boyutuna götürmekte; sevgisizlik, nefret, kin, intikam gibi duygular ise ayrımcılığa, ikiliğe ve kısaca şirke…..

Dinimizde ve onun işleyiş sistemi olan sünnetullahta BUĞZ da vardır….
Ama nasıl bir BUĞZ ?
Karşındakinin nefsinden veya şahsından değil, fiilinden buğz…..
Zira üstadın da dediği gibi “karşındaki zannıyla her ne yapıyorsan bil ki, gerçekte kendine yapıyorsun”. Çünkü senin de benim de onun da hepimizin hakikati aynı TEK…..

Evet konuyu dağıtmadan devam edelim…..
Sanki “Sevgi” vehimsel kesret boyutundan TEK’lik boyutuna doğru daha nice boyutlar arasında geçişler sağlayan bir tünel… Ancak bu tünelde yol almak hakikat ilmi ile sevebilmek ve amel ile mümkün… Aşk ise bu tünelde yol aldıkça sende artmaya başlayan ve seni hakikatine çeken ve gitgide artan bir çekim kuvvesi, tıpkı mıknatıs ve manyetik alanı gibi….
Sanki aşk celali, sevgi ise cemali……
Ve sanki Sevgi; celali olan aşkın, cemali boyutta izdüşümü…..

“Allah böbürlenenleri sevmez”in manası ötedeki bir tanrı anlayışı ile değerlendirildiğinde evlat sevgisi, yönetici sevgisi ya da dost sevgisi gibi beşeri sevgi kavramları ile tahayyül edilmektedir insan bilincinde… Zira insan sevgi kavramını ancak beş duyu dünyasında değerlendirdiği kadar değerlendirebilmektedir tanrı inancı boyutunda… Zira kendi gibi düşünen bir tanrıya inanmaktadır. Oysa hakikatte anlatılan “böbürlenen bilincin” Allah ismi ile işaret edilenden ve TEK’lik boyutundan insanı perdelemesidir burada… Zira kişi böbürlenerek karşısındakini kendisinden ayrı görmekte dualizm içine girmekte, karşısındakinin hakikatini görememekte ve kendisinin daha üstün ya da yüce olduğunu düşünerek TEK bilincine zulmetmekte ve bu bilinçten uzaklaşmakta yani perdelenmektedir. Perdeyi de ötede bir tanrı çekmemekte; bizatihi kendisi elleriyle üstelik kaliteli ve kalın kumaşlardan dikerek kendi takmaktadır kornişlerine…
Dolayısı ile Allah sevdiği kulu ile arasındaki perdeleri sevgisine göre aralar (ya da kulunu perdeleri aralamasına vesile olacak ilme ve amellere müyesser kılar)….

Gerek Kur’an da gerekse de hadislerde işaret edilen Allah’ın kulunu sevmesi ya da sevmemesi ne demektir gerçekte, varın bu yazdıklarım doğrultusunda siz düşünün….
Ya da Rasulullah’ın Habibullah oluşunu….
Bir düşünün…..
Niçin efendimiz Muhammed Mustafa (a.s.m) Allah’ın en sevgilisi ?
Bunları da sizin düşünce ve tefekkür dünyanıza bırakıyorum…..

İşte Allah’ın kuluna olan sevgisi diye mecaz yollu anlatılan; kişinin bilinç dünyasında Allah’a yakınlaşması ve onun ahlakı ile yaşamasıdır. Ve insan hakikat ilmi veri tabanlı salih amel ve çalışmalarla terkipsel kaydından çıkılabilse ve Allah ahlakı ile ahlaklanmaya başlasa bu yolda vehmedilen gayrılar, seraplar gibi yok olmaya başlar. Bu yol öyle bir yoldur, benim şu kısıtlı aklımın ulaştığı son düşünce boyutuna göre geriye kendisi olarak kendisini seven yani VEDUD ismi şerifinin manasını seyreyleyen Vedud-u Mutlak TEK kalır. Ondan ötesini Allah bilir. Daha nokta boyutunda olamadım ki ondan ötesini nerden bileyim. Diyebileceğim ve iman ettiğim en önemli şey noktayla ve nokta içre (öte değil) RAHMANİYET zuhuruyla (ki VEDUD ismi de bu zuhur içindedir) kayıtlanmaktan münezzeh olan ALLAH EKBERdir.

Allah şu hissettiklerimin sırrına ve tam anlamı ile yaşantısına beni de sizleri de mazhar eyleye.

Ersin
www.yorumsuzblog.net.tc

(Bu yorum ‘Âmâk-ı Hayal’in Yorumlu Özeti (13. Bölüm)’ başlıklı yazıya yapılmıştır.)

Reklamlar

18 Responses to “Sevmek..”


  1. 1 kenan 29 Ocak 2008, 5:08

    Sevgi beraberinde paylaşmak, karşılıksız verici olmak, hoşgörü, saygı, kusur ya da hata görmeme, karşındakine değer verme, hakkı ve sabrı tavsiye, empati yapma, onu anlamaya çalışma, biraradalık, yakınlık gibi manaları da içeriyor. Sanki bu manalar özü olan sevgi kaynağından fışkırıyor…
    Allahumme sıl muhabbeteke…

  2. 2 nilüfer 29 Ocak 2008, 9:40

    Minicik bir bebeğe tecavüz edip öldüren, başı açık olduğu için taşlanarak katledilen ve bunun gibi nice durumlarda, nasıl karşındakine değer vereceksin onu anlamaya çalışacaksın, yakınlık göstereceksin, hakkı tavsiye edeceksin vs….?
    Sevgiyi bu durumda nasıl göstereceksiniz?
    Sonuçta dünyada beşer olarak yaşıyoruz ve bu göz ardı ediliyor gibi hissediyorum.
    Belki çoğumuz iç dünyamızda çok farklı şeyler yaşıyoruz ama yerine ve duruma göre davranmak gerektiğini düşünüyorum.
    SEVGİ o kadar ucuz değil…

  3. 3 Aşk-Kaş-Şak 29 Ocak 2008, 11:43

    Küp Filmini seyrettiniz mi? 1-2-3. Hani tüm şifreleri çözüyor, küpün içinden kurtuluyor ve sudan çıkışta vuruluyor. 🙂

    Sevgiye tarifim ne olurdu küp filminden sonra, sanirim şu olurdu:

    Sevgi sizi ‘yok’ edecek olanı! iyi seçmektir“.

    Sizi cidden yok edebilecegi (severek) seçtiğinizde herşey kolaylaşıyor. Seçim de başarısız iseniz sevgiyi anlayamıyorsunuz. Kendinizi yok edecek olanı iyi seçmeniz duasıyla, yok olmanın keyfini çıkarabilmek kolaylaşsın, seçim yapabilenlere! 🙂

  4. 4 u.r. 29 Ocak 2008, 1:26

    Sn. Nilüfer’e, saygılarımla;

    Her türlü can, mal ve yaşama özgürlüne yönelik suçlar hakkında hiçbir dinin, felsefenin, mistisizmin ve tasavvuvun “şöyedir-böyledir-iç yüzü iyidir” şeklinde yorum yapma hakkı yoktur ve yapmamıştır. Her hangi bir din ve yol adına açıklama yapanlar var ise ya psikolojik olarak rahatsızdır, ya düşünmeden hemen konunun üstüne atlayıp lafın nereye gideceğini hesap etmeden boşalır ya da cahildir.

    Başı açık ya da kapalı, boynunda haç kolyeli ya da Allah yazılı kolyeli… Dünyanın ve evrenin neresinde olursa olsun inancından dolayı taşlanarak öldürülemez. Şu anda yer yüzünde ne MUSA’yı ne İSA’yı ne de MUHAMMED’’i (hepsine selam olsun) ne de Buda’yı… vb.lerini temsil eden hiçbir kurum yoktur. Var gibi görünenleri incelersen zaten temsil yetkisinin olmadığını ve onlardan alakasız olduğunu anlarsınız. Günümüzde ve gelecekte evrensel çağdaş hukuk geçerlidir.
    Âni saldırılarda kendimizi duruma göre, karşıya en az zarar verecek ve kendimize zarar veremeyecek hale getirecek kadar kadar savunma hakkımız (nefsi müdafa) vardır. İşi kine, kan davasına dökme hakkımız yoktur. Cezalandırıcı organ çağdaş hukuksal devletlerdir, şahıslar cezalandırıcı olamaz…

    Sorunuza kendiniz de “duruma göre davranmak gerekir” şeklinde yanıt vermişsiniz. Davranışımızın devlet hukukuna aykırı olmamak kaydıyla düzenlenmesi gerekir.
    Bu açıklamayı sadece kendi adıma yapıyorum, Yorumsuz Blog nezaket gösterip, sualinizde kasıt olmadığına karar vermiş zannedersem… Ayrıca bu sitenin hiçbir dini-tasavvufi kurum temsilcisi olmadığının kanaatindeyim, düşünen insanların uygar fikirlerine açık… olduğunu görüyorum.
    Sevgi, temel insanlık kurumları dikkate alınarak yorumlanır fakat “suç-hata-günah” hiçbir şey adına yorumlanamaz, mâzur gösterilemez.

    “Cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değil” size katılıyorum, sevgiyle kalın.

    u.r.

  5. 5 hayri 29 Ocak 2008, 1:43

    Sevgiden dem vuranin ayagina basiniz, size hala gülümseyerek bakiyorsa; sevgisinde samimi demektir, ben henüz gülenini göremedim….

  6. 6 hayri 29 Ocak 2008, 1:58

    Sevgili dostlar eger yanlis anlamadimsa sistemin seslenisinde gecen “SEVMEK” yazisindan;

    “SEVGInin anlamini, tarifini, yasamini, rengini, alametini layiki vechile anlatabilmek ancak, ASK’in mekani olan mülhime denizinin ötesine gecmis VELAYET kapisindan iceri girebilenlere mahsustur,”

    diye düsünüyorum. SEVGI yasamimiz olsun….

  7. 7 Hay-hayr-i 29 Ocak 2008, 2:23

    Sevgili Hayri,
    ayağa basmak mı sevgi (sevgiyi göstertir) basmamak mı (sevgiyi öğretir)?
    Başta sevgisinden şüphe ettiğimizden sonra şüphesizliği görmeyi dilemek Hak’ca mı?
    Biz insanlar vallahi çok sevimliyiz 🙂
    Tanrı sınar, sınav yapar, cezalandırır, Allah Alim’dir, herseyi bilir, affeder.
    Tamam da bu tanım da kolaycıların işine gelebilir bu sefer, nasılsa Allah affeder deyip işleri boşlayabilir..
    Her doğru doğruluğuna bile yer bulamazken, ayağa basmaya sıra gelir mi ki hiç, sevdiğimizle şakalaşıp ilerleyebilelim. Nerdeeeeeee!

  8. 8 Mehmet 29 Ocak 2008, 6:23

    Neden bilincler makro kosmosa takilip kaliyor? Mikro kosmosa inilemedigi icin mi dalga boylari ef’al alemine gercek gibi geliyor..!? Su yapilan yorumlari okuyorum da; sanirim TEK’lik konusunda hala kafalarda soru isaretleri ve hazmedememe gorusu hakim ve boyle. Biri makroda tecavuzu, digeri mikro da tekligi, bir digeri ise seriatci bir tavirla yaklasiyor, sanirim girisim frekanslarinin butunleme sonuclari bunlar. Iyi de, denklemde neden bir anormallik olmuyor! Neden beyinler denklemle ugrasmak yerine puruzsuz ve sistemli sekilde isleyen bu mekanizmadan ogrenmeden geri kaliyor! Bu da programsal bir sonuc, makroda etki-tepki oraninda fakat mikroda ise yine bir HIC, elinize dusenin bir HIC oldugunuz gunu hazmettiginiz an dusunu dunyaniz ebediyle degisecektir.

    Ya HU!

    ves selam

  9. 9 hayri 29 Ocak 2008, 6:24

    Sevgili hay-hayr-i, elbetteki sevginin ölcüsünü ve tanimini yapmak bana düsmez, benim [ayaga basmaktan] kastim, sevdigini iddia edenin samimiyeti, degerlerine ters düsüldügünde alacagi tavirla orantilidir anlaminda, mecazi anlamda kullanmistim ve sevginin mecazi ya da beseriyet boyutuyla alakali idi, oysaki Allah sevgisi ve Allah icin sevmenin ne demek oldugunu idrak etmeden, sevginin hakikatini anlamak mümkün olmasa gerek..

  10. 10 Mehmet 29 Ocak 2008, 6:29

    Dusunuyorum da, bir onceki yazimda neden ve o nedene bagli gelismeleri gordum. Fakat TEK ten bakamamistim (Beyin biyokimyasinin fRenjiksiyal simpatik sinir sistemini kasmasi ve Hipotalamusun arka lob uzerindeki etkisinin fazlaligi), simdi aklima geldi de, burada yazilan bu gorusler, yalnizca bir biyo kimya sonucu ve oyle de birakilmasi gerek. Ne demis Yunus :

    “Evvel benim, ahir benim, zahir benim, batin benim. Bunlari diyen Yunus degil, bir benden iceri.“ …

    Ya HU!

    Ves Selam

    Mehmet
    Az. Medical Uni.

  11. 11 emre k. 29 Ocak 2008, 6:53

    Es Selammm
    Guzel yazınızın dusundurduklerini yazmak istedim ve
    “Sevginin ölçüsü” ve tartıda hile yapmak yani benlikle sevmek/ degerlendirmek/ ölçmek düşüncesi aklıma geldi…
    Dınde ruhbanlık yoktur (yanı sıstemde kendı kafanıza gore kurallar koymak yoktur, benlikle is yapmak yoktur.), kendimizi uyduracagız DIN e(sısteme), DIN i kendimize uydurmaya calısmayacagız.

    Yasadıgımız boyutun/bilincin sistemi/ isleyis tarzı var.
    H. Nurbaki beyin dedigi gibi, ibâdet insanın evren yasalarına/sistemine uyum eylemidir… (http://www.nurbaki.com/?p=759 )
    Ve kurallara baglıdır, sebeplere baglıdır. Allah Dostlarının dahı sevdıklerı ve sevmedıklerı vardır, neden, cunku SAV Efendimiz Kuralları acıklamıstır, ölçüyü acıklamıstır.
    İbadetin yani yasamımızın nasıl olması gerektıgınin kuralları/ölçüleri acıklanmıstır.
    S.A.V. efendimizin de sevdıklerı ve sevmedıklerı var…

    “BANA UYUN Kİ ALLAH SİZİ SEVSIN” (S.A.V.) BUYURMUS.
    Yani Allah sevgısının kosullarını/ölçülerini acıklamıs.
    Yunus Emre Hz.lerinin hosgoru hakkındakı sozu ancak cok ust bılınctekı ınsanlar ıcın gecerlıdır.S.A.V. Efendimizin ASK ı ile buyrulmus bu buyruklar, o duyguları tasımayanların/paylasmayanların yasamına uygulandıgında toplumsal sıstem kalmaz. Toplumu ve kisiyi pasifize eder. Zulmu ortaya cıkarır ve yayar.

    S.A.V Efendimiz mirac a cıkmıs ama KURALLARLA /ölçü ile donmus.
    “KENDISINI” bulmak isteyenlerin uyması gereken “kurallarla”.
    Kisi KENDİNDE dahi olsa sevdıklerı ve sevmedıklerı vardır, cunku “ASIL/GERCEK KENDI” neyin sevılıp neyın sevılmeyecegını buyurmustur.
    (Toplum halınde yasanıyorsa mutlaka bu sısteme/ölçüye uyulması gerekır. Kıyamet zamanı yonetıcilerın 3 ler 7 ler… sadece meczuplardan olacagını okumustum bır yerde, neden kıyamet zamanı meczublar yonetıcı olacak acaba?.)

    Allah RIZASI belli kosullara baglanmıstır,”sebeplere” baglanmıstır.
    Kimi yerden bır tas kaldırır rızaya ulasır, kimi bir kediye yemek verir rızaya ulasır, kimi cok calısır rızaya ulasır, sanki kisi CIKAR DUSUNMEDEN BENLİK İLE YAPMAZ İSE rızaya ulasır. Rızaya ulasmak ne demek; kendi yoklugunu anlamasına ızın verılmek mi demek? (hamd/degerlendırme/karsılık/ceza bize ait degildir)

    EUZU BESMELEYİ DE, BİR İŞİ BENLİK İLE YAPMAKTAN SIGINMAK İCİN OKUMUYOR MUYUZ?
    Ve bu kurallar/öiçüler S.A.V. Efendimizce bizlere iletilmis ki “sevgisine/kendisine” giden yolda neler yapılması gerektigini “net bır sekılde” ogrenelım ve uygulamaya calısalım.
    Oldugu gıbı kabul etmek başka bırseydır, SEVMEK başka bir seydır ve ikisi arasında cok buyuk fark vardır. Belki, oldugu gibi kabul etmenın anlamı, o kisinin de goruntulerden bır goruntu oldugunu, O kısının de bır goruntu (aynı kendımız gıbı) oldugunu bilmektir ve bizden “AYRI” OLMADIGINI BILMEKTIR.
    Ve o kisi ne yapıyorsa zaten yaptıgından daha başka bırsey yapamayacagını da bılmektır.

    Bize yapılanı kabul edıp etmemenın detayları da*ölçüleri de, S.A.V. Efendimizce acıklanmıstır.
    Diyelim ki karsılastıgımız her kısı bızım bır HUYUMUZUN goruntusu ıse (aynamız ise, cunku aynadan baska bırsey yok sankı), hangı huyların sevılecegı hangı huyların sevılmeyecegı dahi acıklanmıstır.
    Karsımızdaki kisiden AYRI olmadıgımızı bilmek, SEVGI icin HOSGORU icin yeterli “degıldır”.
    Allah’ın sevmedıklerıne bugz etmedıkce ıman kamıl olmaz (veya Allah sızı sevmez) mealınde bır buyruk hatırlıyorum. Demek kı Allahımızın sevdıklerı ve sevmedıklerı var. Kuranımızdaki sureleri hatırlayın.

    Eger bir toplum ıcınde yasıyorsak (gezegenler de kendi toplumları ıcınde yasar, galaksıler de kendı toplumları ıcınde yasar. Evreni de tek bır toplum olarak dusunun…); icinde RUHBANLIK olmayan DIN kurallarına uymak gerekıyor.
    Sevmemizi de sevmememizi de S.A.V. Efendimizin buyurdugu kurallar dahılınde yapmamız gerekecek. Ölçüyü iyi ayarlamak gerekiyor, tartıda hile yapmamak gerekıyor. Yani BENLIKLE ÖLÇMEMEK gerekiyor. ŞUNU SEVİYORUM, ŞUNU SEVMİYORUM DEGİL; S.A.V. EFENDİMİZ NEYİ SEVİYORDU, NEYİ SEVMİYORDU diye düşünmek/ölçmek gerek. KURALLARLA ölçmek gerekiyor.
    Iste o zaman zaten, “benlık” kalmayacak, SEN kalmayacak zaten ortada, iste o zaman “KENDIN” kalmayacaktır.

    Galiba MIRAC “uymak ile” olur. BANA UYUN Kİ ALLAH SİZİ SEVSIN (SAV) BUYURMUS…
    Seven sevdigine benzer.

    Bir soru: S.A.V. Efendimiz neden savastı?
    Neden (Estagfurullah) o donem ki sartlara razı olmadı ve gerektiginde savastı???
    Bilmiyor muydu ki (estagfurullah) TEK i.
    Karsısındakiler Allah tarafından yaratılmamıs mıydı?
    Allah’ın takdiri geregı kendi karsısına cıktıklarını bılmıyor muydu?
    Buna “ragmen” mi savastı? (Tüm savas BENLİK düşmanı ile, varlıgımızı VEHM ettiren ile, tarıhte okuduklarımız her an kendi icimizde yasanıyor, okudugumuz her kisi bir huyumuzu bir özelligi simgeliyor…)
    Insanlara neyın sevılıp neyın sevılmeyecegı anlatılmıs kendisinin “acıkladıgı” ılım ıle “YORUNGEDE KALMAK İCİN”, uymak gerek buyruklara.
    Sevgi dahi ölçü ile olmalı.
    Sevginin nasıl olacagının ölçüsünü/yolunu buyuran S.A.V hurmetine, “O” kalbımizi korusun
    “estagfurullah, estagfurullah, estagfurullah”

    Sevgı saygı ve selam ıle
    emre k.

  12. 12 emre k. 29 Ocak 2008, 7:19

    Es selammm
    yazdıklarımı yolladıktan sonra aklıma geldı kı…
    Diyelim ki doktorsunuz ve asık oldugunuz hanımefendi cok hasta. Hastalıgın ılaclarını da bılıyorsunuz doktor oldugunuz icin…
    Tum ılacları kutu kutu bır anda mı ıcırırsınız, asık oldugunuz bayan bir an once iyilessin diye?
    Hanımefendiyi ne kadar severseniz sevin, ilacları, “belli zamanlarda” “belli dozlarda” vermezseniz, fayda yerine zarar verirsiniz. Ve hastanın uyması gereken kurallar koyarsınız hastalıktan kurtulması ıcın ve nuksetmemesı ıcın.
    Sevgi dahi verilecekse “doz”unda olmalı, “kisiye/bunyeye” gore olmalı, “zamanında” olmalı,
    Yani hastanın “iyilesmesi” için “ölçü” ile sınırlamak gerekir.

    Benlik hastalıgından kurtulmak icin de aynı bu sekılde “ölçü” gerekir.
    Ölçü ve ölçüyü nasıl kullanacagımız S.A.V. Efendimizce zaten buyrulmus.
    Terazimiz hilesiz (benliksiz) olsun…
    Estagfurullah estagfurullah estagfurullah
    sevgı saygı ve selam ıle
    emre k.

  13. 13 Hay-hayr-i 29 Ocak 2008, 8:51

    Sevgili Hayri, sevgi konuştururmuş ya, ben de o bakıma düşündüklerimi yazmıştım. Teşekkur ederim açıklamanız için, yanlış anlamış olduğum her kelime için affeder-SİN. Selam-lar.

  14. 14 erkan 30 Ocak 2008, 6:00

    Yazi ve yorumlar cok güzel..
    Emre.k nin yorumu da uzun ve düsündürücü.. Ölcüyü (hz. Muhammed s.a.v) kaybetmemek önemli olan, herhalde ölcü verilmis o ölcüyü kim nasil idrak eder ve yasayabilirse samimi olarak yanlis i olmaz diyebilir miyiz? Yanlis derken, yanlis anlasilmalar olmasin sistemde.. Yanlis zaten yok demek istedigim. Herhalde herkesin ellini vicdanina koyup samimi olmasindan geciyor. Yazmak gercekten zor.. İnsan anlatmak istedigini bile tam aktaramiyor. Ne demek istedim, neler cikiyor.. Herhalde daha hazimsizlik cekiyorum. Konu baska yerlere gitmeden hayirli aksamlar.

  15. 15 hikmet 30 Ocak 2008, 10:03

    Sevgi bir araç, fakat samimi bir araç.

    Sevgilerimle

  16. 16 Hasan 5 Şubat 2008, 4:23

    Ben bu yazıdan pek bir şey anlamadım.Sanat değeri olmayan sıradan bir yazı gibi geldi.Belki benim okuma tarzdımdan yoksa yazan kişinin olayları anlatış tarzından mı dersin ben bir şey anlamadığım için bu konuda kritik yapma ihtiyacı duymadım.

  17. 17 sevgi-siz 5 Şubat 2008, 6:31

    Hasan Yazmış:
    5 Şubat 2008 16:23
    Ben bu yazıdan pek bir şey anlamadım.Sanat değeri olmayan sıradan bir yazı gibi geldi.Belki benim okuma tarzdımdan yoksa yazan kişinin olayları anlatış tarzından mı dersin ben bir şey anlamadığım için bu konuda kritik yapma ihtiyacı duymadım.
    * * * *

    Hasan Bey, bende sevgisiz büyüdüm sizi anlıyorum. Bize sevgi konusundan bahsedildiğinde sıradan görüyoruz değil mi? Belki de büyük hedeflerimizden dolayıdır!. Ama şunu biliyorum arkadaşımızın içtenlikle yazdığını düşünecek kadar sevgisiz değiliz, değil mi Hasan Bey.

  18. 18 birol 7 Şubat 2008, 1:34

    Slm. kardesler bakiyorum da bir TEKlik edebiyati almis basini gidiyor! Bizler teoriyi hemen bilgimiz var diye pratige monte etmeye calisiyoruz, bu o kadar kolay mi? Kesreti yaratan ne diye yaratmis, TEK oldugunu bu sayfalari okuyanlar biliyor da yasama gecirebiliyor muyuz ya da anlayabiliyor muyuz?. Bir seyi bilmekle is bitmiyor bu islerin cilesi sikintisi belasi var razi miyiz? BU BIR RIZA LOKMASIDIR YUTAMAZSIN DEMEDIM MI? diyen ne demek istiyor!.. Üstad hep yazilarinda kavanozu distan yalamaktan bahseder anlayabilen var mi? Kim, biri kendisine yumruk atilsa EYVALLAH abi der? Var mi böyle bir babayigit? Kizmayan sinirlanmeyen her gelen HAKKdan gelir deyib de basini önüne egen kim var? Hangimiz bize yabilan zulmü onaylar ya da sessiz kalabilir? Bayanlar sac saca beyler de kafa atmaz mi!..

    Bu isler kolay degil SABIR egitiminden gecmeden, yalnizligi yasamadan, inzivaya cekilmeden, halvete girmeden TEKlik edebiyati yabmaktan Hz. ALLAHa siginirim!.. Canli cansiz! dag, tas, kus, böcek, yilan, ciyan, kurbaga, sican, fare sevmeden ben ALLAH’i seviyorum demek cok kolay..! Odamiza bir yilan girse camdan asagi atlariz ya da öldürmeye calisiriz! O da yilanlik yabmaya gelmis, fare kirinti yabmaya rizkini! aramaya gelmis, diyen kac kisi cikar!, elinize konan sinegi öldürmeden kovalayan kac kisi cikar? Evde bir odada buldugunuz örümcegi ALLAH BUNA CAN VERMIS deyib de cam kenarina ya da disariya bi yere birakaniniz var mi? YARATILANI ALLAH ICIN SEVMEK NE DEMEK? Merhamet tüm canlilara uygulanmadikca ALLAH’in isim ve sifatlarini yasayamadikca biz o lokmalari yutamayiz hersey LAFda kalir!..

    EY NEFSIM sen sen ol KIBIRLENME, BÖBÜRLENME, TEVAZULU OL, SENDEN BÜYÜK ALLAH VAR, YA HUU.. Baskalarina nasihat etmeyi seven nefsim sen ders aliyor musun? Her an mezara yaklasiyorsun ne hazirladin? Din kardeslerim icin ac acikta olan icin bir kedi köpek yavrusuna yemek verdin mi bir can sevindirdin mi? Hesabimi kendim verecegime göre kime bu caka!.. Kime artistlik yabiyorsun? Hani sadece O vardi? Bu riya kime! ZATi zülcelal HEP YALNIZDI YINE DE YALNIZ ama bizleri kesrette yaratmis onu bilelim ve KULlarina hizmet edelim. O bizden razi olur ama biz O ndan razi miyiz ki? Hayattan bikmadan nefret edmeden yasamak ve hizmet, is, bu kadar! KUL hakki yemeden calisarak hem dünyamizi hem de ahretimizi hazirlasak iyi olacak! Şahsen ALLAH dostlarini göklerde yildizlar olarak düsünüyor ve uzaktan öylece izliyorum, nasipse Hz. ALLAH bize kendini tanima kapisini acar! İns, AMIN


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: