Gördüğüm En Güzel İnsan’a

Özüne sevdalı bir kulun kaleminden günlüğe yansıyanlar…
Sade, riyasız, alabildiğine açık ve içten…

Selam selam ve selamın babasına da selam, Selamlar…

Seni anlatıp-yazmayı istedim dün gece.. ve izin istedim senden.
şimdi seni yazmayı deneyeceğim.. istedim ki yazan sen ol yine seni…
Sen bana vadolunmuş olan rehberimdin…
anlamını hiç bilmediğim, anlamından korkup gizlediğimdin..
kendimi, şeytan aldatmış sanıp üstünü örttüğümdün…
şimdi seni anlatmaya çalışacağım.. sadece dile getireceklerim var… asıl hislerimi yazmayacağım sen zaten biliyorsun… hatalarım için beni affet.

GÖRDÜĞÜM EN GÜZEL İNSAN’A

Kabe’deydik hani.. gece sabaha dek Kabe’yi izlemiştim yeşil ışığın altından… sabah namazı için yukarıda, ‘hacerül esved’ hizasına gelen sütunumun önündeki yerimi almak için telaşla yürüyordum….
Kabe’nin kapısı karşısında: sıratı müstakim çizgim üstünde, zemzem kuyularının ardından say yapılan merdivenlere çıkışta, tam Ali kapısı hizasındaydın…

Sen uzanmıştın sol yanına…benim sana geliş yönüme doğruydun.. 3 basamağa uzanmıştın.. o kadar narin ve kırılgandın ki….o üç basamağa nasıl sığdın sonra çok inceledim…. dördüncü basamaktan ayakların yere uzanıyordu.. ihramlıydın… seni gördüm… seni gördüm ve sana takılı kaldım… böyle ihrama girmiş erkek görmemiştim.. o iki parça dümdüz ve bembeyaz havluyu hiç kimse sen gibi bürünemezdi.. biri sadece yüzünü açıkta bırakacak şekilde başından aşağı sarılmıştı.. ellerin ve gül yüzün açıktı.. diğeri belinden sarılmıştı ve inanılmaz güzel ayakların gözüküyordu..
Sen öylesine uzanmıştın ki merdivenler üzerine yere değdi değecektin.. sanki görünmez iplerle havada asılıydın.. hiç bir yerinde zemine değme işareti yoktu…

Sen uyuyordun… öyle bir uyuyordun ki, tüm masumluğunla beni esir aldın… başında öylece kalakaldım… neden kimse sendeki bu olağanüstü güzelliği seyretmeye gelmiyor, diye sürekli insanlara bakıyordum… ama kimse dönüp sana bakmıyordu… yanına oturdum.. ve senle konuşmaya başladım içimden..

O kadar dayanılmaz güzeldin ki, yanına uzanmak ve sana sarılmak istedim.. uyanırsın, ihramlısın diye korktum.. sürekli ayağa kalkarak kardeşim ve yeğenimi gözlüyordum.. gelip senin fotoğrafını çeksinler diye umuyordum.. dünyadaki en yakışıklı ve güzel insanı herkes görsün istiyordum..

Senin yüzün anlatılamaz güzellikteydi.. sakalın sadece çenendeydi, sen Arapların en güzeliydin.. fakat hiç bir Arap sana benzemiyordu… kaşların ve uyuyan kapalı gözlerinde sanki muziplik vardı. gözlerin kendinden sürmeliydi… kaşların simsiyah yay dı.. dudakların anlatılmaz güzellikteydi.. sen yaratılmışların en mükemmeliydin sanki.. .içimden sana, güldüğünü biliyorum uyan bana selam ver, kimsin… ? hem de yalvarıyordum… tenin hiç bir tene benzemiyordu.. sen hiç nefes almıyordun.. sana o kadar dikkatle bakıyordum ki nefes alacak mısın, diye.. ama nefessizdin sen….

hiç bir uyuyan insanın duramayacağı yan pozisyonda, bedenin merdivenin basamaklarına değdi değecek duruyordun… ayakların yere değdi değecek… sol elin yana uzanmış merdivene değdi değecekti.. parmakların ne kadar zarifti.. utançla ellerimi sakladım.. aman Allah’ım ben ne kadar çirkin ve kabaydım.. bu alemde yaratılmış herkes inanılmaz çirkin ve kabaydı.. kendi hantal ve kaba görüntümden utanç duydum. ve hiç bir insanı artık güzel bulamayacaktım.. bu aylarca sürdü….aylarca … ne zaman ellerime gözüm ilişse uzun zaman onları sakladım… 🙂

sağ elin o kadar zarif ti ki, baş parmağın ve işaret parmağın değdi değecek, bana bir işaret yapıyordun.. bu kadar güzel hiç bir el ve parmaklar olamazdı.. o işareti anlamaya çalışıyor ama anlayamıyordum… bunun mesaj olduğunu anlamıştım, çözemiyordum..

içimden sürekli sana selam veriyordum.. eğer hz. Muhammed isen bana selam ver, eğer Hızır isen bana selam ver diyordum.. bu selamlara bir resulun hemen selamla karşılık vereceğini düşünüyor ve umutlarım yavaş yavaş kırılıyordu… içimden senin bana güldüğünü düşünüyordum…ama umursamıyordum…
yarım saat belki senin baş ucunda oturdum.. birden ayak ucundaki sütunun önündeki sandaletlere gözüm ilişti…bu kahverengi bantlı sandaletler zarif bir biçimde, taban tabana konmuş ve sütuna yan-diklemesine dayanmıştı. yanında bir bez tabure vardı..
vehim işlemeye başladı.. senim medreseli bir öğrenci olduğunu, çok yorulduğun için orada uyuya kaldığını düşünmeye başladım….
Senden ayrılamıyordum ama bu düşünce ile seni rahatsız ettiğimi düşünüp utanmaya başladım…
Birden sabah ezanı okunmaya başladı.. sen öyle bir can havli ve silkelenişle uyandın ki..
ihramın açıldı… saçların simsiyah ve kıvırcıktı..
kapkara delen gözlerin vardı.. uyuduğundaki masum ve munislik daha vahşi bir hale gelmişti…
sen o uyuyan masum ve narin kişi değildin, çok heybetli ve iri bir erkeğe dönüşmüştün.. gözlerin çok sarsıcı idi..
senden korktum ve çok çekindim… bir an bana baktın sadece bir an.. ve şimdi de bakıyorsun…
bana özenle bakmamaya çalıştığını farkediyorum.. ellerinle saçlarını karıştırıyor ve başını sallıyordun, ihramını düzeltiyorsun.. ben yanından kalkıyorum..
hem gidiyorum hem de sürekli arkama dönüp sana bakıyorum… sen hala bana bakmıyorsun…
ve yukarıda sabah namazından sonra otel de kahvaltı yaptık..
odama çıkıp uyudum..

uyumamla……………. kralın sözcüsünün o dehşetli sesini duydum… kralın sözcüsü megafon benzeri bir şeyden yayılan o elektrik çarpmiş gibi yapan sese sahipti..
o ses kişiyi esir edip dehşetinden ağlatıyordu..
o ses, hz. İbrahim diyordu…

Yataktan korkunç bir titreme ve ağlama ile fırladım… öyle titreyerek ağlıyordum.. hz. İbrahimm……….. onu nasıl tanımadım, diye..
hemen abdest alıp ağlayarak ali kapısının önüne gittim…
ve tabure, bana vehim fısıldayan tabure orada duruyordu.. kendime, vesveseme aldanıp ilk ses olan ruhumun sesine kulak tıkayışıma kızdım…..
bekledim bekledim…
diğer günler, döneceğim son ana dek, defalarca orada bekledim… Mekke’den ayrılacağımız anlarda 3 defa otelden aynı yere gidip baktım.. sen yoktun..
Biliyordum oradaydın ama gözükmüyordun…

Beni o kadar güzel ağırladın ki sana sonsuz teşekkürler ederim..
bana o kadar büyük hediyeler yaşattın ki o kısacık anlarda…
bana hergün ayrı bir hediye verdin…
……

.

Ali amcam o bir anlık görüntünün anlamından başka birşey olmadığını bana söyledi.. bundan sonra o tek anın anlamını bana açıklayacaktın…
……

.
ve döndüğümde aylarca sağ elinle yaptığın o işaretin anlamını soruşturdum… hiç bir yerde bulamadım.. bir gün okyanusum sitesinde, kuantum fizikle alakalı bir yazı çıkmıştı ve paralel evrenlerin işareti ile alakalı olarak, o el işaretin sembolen başlığa konmuştu.. göz haline gelmiş o iki parmak ve sonsuza giden diğer parmaklar vardı.. içinde de bir göz…
ve geçen tv’de; Hindistan’da çekilmiş belgesel vardı… oradaki iki Hindu sufisi de aynı el işaretini yapıp ekrana gülümsüyorlardı…
(baş parmak Ali idi, işaret parmağı Muhammed…)
bir kaç gün sonra Ali amcama gittiğimde ona da elimi hz. İbrahim gibi yaparak gösterdim.güldü… sana dürbün yapmışlar evladım seyret diye, dedi…

ben seni seyretmeye doyamadığım için hala sende kaldım..
kurban bayramı geliyor ve bu yazıyı sana hediye yazmayı istedim… sen bana çok hediyeler verdin.. ve hala beni Kabende konuk etmektesin… benim bir yanım sende kaldı… biliyorum o hep orada kalacak artık.. ve ben ne hatırlayacaksam oradaki esas yanımla hatırlayabilecektim… 🙂
kurbanın anlamını sen bize öğret …
kurbanın manası sen ve ailende gizli..
ehli beyt sensin…
kurban bayramımız kutlu olsun…
Allah’ın selamı sizlerle olsun….

Nur Cihan
www.yorumsuzblog.net.tc
nuralem7@hotmail.com

Reklamlar

4 Responses to “Gördüğüm En Güzel İnsan’a”


  1. 1 kenan 23 Ocak 2008, 11:13

    Allah, kimin sadrını İslam’a şerhetti (açtı, genişletti) ise o Rabbinden bir nur üzere değil midir?!… Ağlıyorum muhabbet güllerinin açması için. Dua ediyorum esfeli safilinden kurtulmak için…

  2. 2 Behsatu 25 Ocak 2008, 9:32

    Icimde kalan, saklanmis ve varligini bile bu hayat kosturmasinda unuttugum ama dokunuldugunda da gozyasi pinarlari ile harekete gecen gonul telim titredi okurken. “Baş parmak Ali, isaret parmagi Muhammed” yazinin kalbiydi benim icin. Allah onlarin sefaatini uzerimizden eksik etmesin…

    Selam ile..

  3. 3 ısırgan & gül 25 Ocak 2008, 10:37

    Kıskanırım hep o yola gidenleri.
    Kıskanırım hep Kâbe’nin gökleri deldiğini görenleri.
    Kıskanırım hep Makâm-ı İbrâhîm yerine İbrâhim Halil’i görenleri.

    Mahkûmum köyümde yaşamaya. Rabbim hükmetmiş izin yok. Yol için devem yok. Yârın için nevâlem yok. Sabah rızık avına gitmezsem, akşam eve dönmeye yüzüm yok.

    Ah ne gelirse insanın başına dilinden gelir. İnanmazdım nineme; der idi… “etme kem duâ, açık ola hâcet kapısı hâkezâ”

    Duymuştum biri varmış. Gönlü hep Kâbe’ye akarmış. Ama ne elde ne avuçta varmış. Hayalini ve rüyasını dahi görememiş o kutsal beldelerin. Öylece ölmüş gitmiş. Görmüşler onu erenler, sormuşlar: “Şimdi hâlin nicedir, ahirette? Gördün mü Nur Kâbe’yi cennette?”

    Demiş zavallı merhûm:
    “Ne Kâbe, ne Ravzâ. Garibim, körüm, fakirim hâlâ. Yalnızım burada kimim kimsem yok. Dünyada âmada (karanlıkta) idim burada da âmâdayım. Işık yok, nur yok, hayal yok, rüya yok. Sıkıyor da kabir sıkıyor. Vallahi kaburgalarım girdi birbirine. Eşim yok, benzerim yok, dengim yok. Ne olacak benim hâlim böyle…”

    Yeter demiş erenler. Ne olursun sus! Biz erdik te ne oldu? Keşke senin gibi ermeseydik de kendimizden başka hiçbir şey görmeseydik… diye çığlık atmışlar.

    Duymuştum bu hikâyeyi. Yâ Rabbi bana da, bana da ondan demiştim. Neyin ne olduğunu bilmeden, istemiş dilemiştim, belki güzeldir diye hemen üstüne atlamıştım… Dedim de ne oldu? Bunalıyorum. Sıkılıyorum. Çöküyorum.

    Dostum yok. Arkadaşım yok. Gelenim yok-gidenim yok…

    Tek tesellîm… dört kenarlı ekrandan… bir “ummân”a bakmak… ve vakit geçirmek öylesine…
    Kardeşinize duâ edin de Cihân’ı Nur gibi olsun…

    Isırgan & gül
    urtica.rose@hotmail.com

  4. 4 FİLİZ 9 Aralık 2008, 12:09

    Bir aşk nasıl yeniden doğuyorsa
    nasıl yelkenlerini açıp yeni bir yolculuğa çıkıyorsa…
    sen de benim için öylesin
    ben seni tanıdıktan sonra yolumu buldum
    artık yelkenleri indiriyorum
    sadece ve sadece senin olmak istiyorum

    (( bu benim kendi yazdığım bir şiir ))

    inş. beğenirsiniz, beyenirseniz çok sevinirim, iyi günler hepinize, teşekkürler..


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: