Tanrının Zerrecikleri

Paralel evren teorisinin belki de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken bilim adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar: İnsan hücrelerinin yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip olduklarını keşfedildi.

Tanrı, Allah, Eloha, Yaradan, Brahma, Rab, Rahman, Kadir’i Mutlak

Bu kelimeler; bizi yarattığına inandığımız, her şeyin sahibi, ezeli ve ebedi, her şeyi görüp duyan, cennetin, cehennemin ve tüm alemin tek hükümdarı olduğuna inandığımız o büyük gücün değişik dillerde isimleridir..

Sonunu ve başını merak edip, gizemlerini bulmaya çalıştığımız evrenimizin çözemediğimiz pek çok özelliği var. Bazen bizim algılarımız ve idrakimizin çok üstünde olan kâinatın sırlarına eremediğimiz noktalarda onun adının altında çaresizce bitiririz sorgulamalarımızı ve teslim oluruz Tanrının bilinmezliğine…

Güya ona ulaşma ve bilme yolunda geçilen yollarda neler yoktur ki yerlere serilen… Milyonlarca insanın kanı, acılar, adaklar, savaşlar, kinler, bölünmeler, parçalanmalar… Ve sonuçta ortaya çıkan bugünkü dünyamız… Bir yanı (güya) aydınlık, güllük gülistanlık, bir yanı açlık, susuzluk ve karanlık…

Tanrıcılık yani Teizmin tarihçesine baktığımızda önceleri her olağanüstü olayın kahramanı olan farklı tanrılar üretildiğini görürüz… (Politeizm)

Güneş, ay, rüzgar, gökyüzü, yeryüzü, adalet, zafer, bahar, şimşek, deniz gibi isimler alan tanrılar var edilmiş tapınmak ve inanmak için. Çözülemeyen olay ve nesneler korkudan tanrısallaştırıp tapınılmış. Gazaplarından korunmak ve ödüllendirilmek için hayvan, eşya, çiçek ve hatta insanlardan kurbanlar sunulmuş. Sırları çözülüp korkular bittikçe hepsine ayrı ayrı inanmak terk edilip her şeyin sahibi ve yaratıcısı diye düşünülüp tek tanrı (Monoteizm) inancına dönülmüş. Bu sefer de tek tanrıya inanmayanları inanmaya ikna etmek için inanılmaz kanlar akıtılmış yüzyıllarca.

 

Bilinen ve kabul gören ilk yaygın tek tanrılı din olarak Musa’nın dini kabul edilir. (Kadim uygarlıklardan, MU kıtasında tek tanrı inancı olduğu iddia ediliyor olsa da kıtanın varlığı henüz bilimsel olarak ispat edilmiş sayılmıyor.) Tek tanrının kurallarıyla insanoğlunu doğru davranmaya yönlendiren bu ilk din olan Museviliğin ardından İsa’nın dini Hıristiyanlık, onun ardından da Muhammed’in dini Müslümanlık sıralanır.

Dünya nüfus çoğunluğunun inandığı bu üç büyük dinin inandığı tek Tanrı, bütün kainatın yaratıcısı, maddenin ve ruhun hâkimi olarak kabul edilir. Özellikle son din olan Müslümanlıkta, Allah’ın bir olma ve her şeye kadir olma özelliği son derece belirgin olarak vurgulanmıştır. Allah’ın özellikleri olarak tanımlanan Esma-ül Hüsna’da doksan dokuz isimle; tanrının varlık, birlik ve teklik olgusu zirvededir.

Esirgeyen, bağışlayan, koruyan, yaratan, doğmayan, doğurmayan, ezeli, ebedi, her yerde, her şeyde var olan, cezalandıran, ödüllendiren, cennetin ve cehennemin sahibi, evrenin, canlının, insanın yaratıcısı ve koruyucusu gibi doksan dokuz özelliğin tanımlanması gerçek anlamda düşünüldüğünde her beyinde farklı anlamlara bürünür Tanrı aslında. Çoğunlukla bu yüzden dinler kendi içlerinde bile bölünmeler yaşamış ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Farklı din kavgaları yetmezmiş gibi, dinler içi mezhep kavgaları yüzünden yanan canların acısını en iyi ülkemiz bilir.

Teistlerin hepsinin tek tanrıya inanma olguları ortak olmasına rağmen, aralarında güya kendi “tek tanrı”larını diğerlerine kabul ettirmek için yaptıkları savaşların ganimetleri ise; inanç değişikliklerini sağlamaktan çok “madde” kazanımı olmuştur nedense!

Baskın gelen tarafın silahları altında din değiştirmiş görünen pek çok topluluk, ellerindeki eşya, hazine ve toprak gibi maddeleri teslim etseler de ruhlarındaki kendi tanrılarının inancını teslim etmemişlerdir kolayca. Dünya tarihi bunun değişik örnekleriyle doludur. Başka dinin ve milletlerin hakimiyeti altında olsa da kendi din ve inanışını korumak için türlü hileye ve yönteme başvurmuştur pek çok insan…

Maddenin de asıl sahibi olduğu söylenen Tanrı, manada arandığı kadar maddede de gizlidir aslında. Bütün büyük dinler insandan madde ve malın bağımlısı olmamasını ister ama tatlıdır madde denilen şey, kolay vazgeçilmez ondan…

Ona sahip olmak bazen bir ibadet gibi huzur verir insana nedense. Kolay değildir mal’dan vazgeçmek, canın yongasıdır çoğunlukla… Sanki tanrısal bir büyüsü vardır maddenin. Belki de asla “madde” olmadığı iddia edilen Tanrının sırrı yine maddede çözülecek bir gün… “Dünyaya in, maddeye yani vücuda bürün ama maddenin kölesi olmaktan kurtulup, beni manada bul ve sonunda bana dön” diyen Allah ne demek istedi acaba bize?

Maddenin manyetik alanından çıkıp kölesi olmaktan kolay kurtulamayan insan, maddenin oluşumunun sırrını çözme yolunda ilginç bir noktaya geldi ve bir zerrecik madde yaratıp bir an bile olsa ya Tanrının kimliğine bürünecek, ya da kendi kendini yok edecek…

 

İnsan, tanrıcılık oyununu başaracak mı?

Dünya üzerinde var olan ve tanrının yarattığına inanılan maddeler bir insandan diğer insana el değiştirerek savaşlara, acılara neden oluyor binlerce ve hatta milyonlarca yıldır. Madde, elinde olana aslında geçici mutluluk yaşatırken, bir zerrecik yeni madde yaratabilmek ve “ tanrıcılık” oynamak için dünyanın bir köşesinde uzun yıllardır ilginç bir çalışma yapılıyor ve beklenen sonuca az kaldı artık.

Bütün maddelerin yapı taşı olan atom çekirdeklerinde elektrondan daha küçük maddeler vardır. Bunlar çekirdek içerisinde bazen var, bazen yok olabiliyor ; başka boyuta geçiş yapabiliyor, maddeden çıkıp kayboluyor ve tekrar maddeye dönebiliyor. Bir takım titreşimler, ışık hızının üç dört katını aşıyor. Işık hızı aşıldığında da, maddeden çıkıp madde ötesine geçiliyor. İnsan; en, boy, zaman, mekan gibi dört boyutu aşıp beşinci boyuta (manyetik eylem boyutuna) geçerse zamana tabi olmadığını görecek yüksek ihtimalle. Atom altı parçacıklar denilen bu küçük partiküllerle ilgili hesaplamalarda anti-madde denilen bir olguya ulaşıldı kırk yıl önce.

Sırrı henüz çözülmeyen, hatta var olup olmadığı kesinleşmeyen,evrenin ve fizik biliminin en gizemli sorunlarından biri olan anti-madde‘nin İsviçre`in atom altı parçacık hızlandırıcı laboratuarında elde edilmesi için çalışmalar son hızla sürüyor.

CERN Laboratuarları

Kısa adı CERN (Conseil Europeen pour la Recherche Nucleaire: Avrupa Nükleer Araştırma Kurumu) olan, Cenevre`deki Avrupa Atom altı Parçacık Fiziği Laboratuarında bilim adamları, anti-madde gizemini çözmek için büyük uğraş veriyorlar. Fizikçilerle astrofizikçiler, anti-maddenin evrendeki geleneksel maddenin karşıtı olmanın yanı sıra aynası olduğunu düşünüyorlar.

Evrenin doğum anına ilişkin kuram olan Büyük Patlama ile birlikte eşit oranda madde ve anti-maddenin boşluğa (uzaya) bir noktadan yayıldığını düşünen bilim adamları, yalnız maddeden oluşmuş görünen bugünkü evrende kayıp anti-maddenin nereye gittiğini araştırıyorlar. Modern fizikte ilke olarak madde ve anti-maddenin birbirini yok etmiş olması gerektiği de düşünülüyor. Büyük Patlamadan sonra evrenin yapımı için yeterli madde kalmıştı diyen astrofizikçiler, kaybolan anti-maddeye ait izlerin bugün sadece evrenin derinliklerinden gelen kozmik ışınlarda ve yeryüzündeki parçacık hızlandırıcılarında görülebileceğini hesaplıyorlar.

Tam 27 kilometre uzunluğunda çevresi olan dev laboratuar aygıtı atom altı parçacık hızlandırıcısıyla ünlü CERN`de, anti-maddenin inceleme kaydı için uzun süreli anti-madde elde edilmesi amacıyla çalışıyor. CERN yetkilileri; bir amacımız, Evren sırf anti-maddeden yaratılmış olsaydı bugünkü evrenle aynı olur muydu sorusunun yanıtını da almaktır diyor ve şunu ekliyor: Anti-madde, maddeden yüz milyarda bir oranında bile değişik çıkarsa, bu evrenin neden maddeden yapıldığını, anti-maddenin niçin yok olduğunu açıklayabilecektir.

Tanrının zerrecikleri ya da tozu da denilen, bilimsel adı Higgs Boson zerreciği olan bu anti-madde partikülleri deneyle bulunursa, bilim belki de uygarlığın en önemli keşfini yapacak; evrenin ve maddenin temel yapı taşı saptanacak

Son teknoloji ürünü süper iletkenlerin bulunduğu 27 km’lik bir tünelde, eksi 271 derecede yapılan çalışmalarda elementin atom altı parçacıkları ışık hızına çıkarılarak, tünelin ortasında kafa kafaya çarpıştırılacak. Uzun borular içinden geçirilen hızlandırılmış partiküllerin çarpışması, tıpkı evrenin oluşmasına yol açan Big Bang (Büyük Patlama) gibi bir durum yaratacak.

Kara Madde’nin ipuçları

Muazzam proje kapsamında gerçekleştirilecek deneyler esnasında minyatür kara deliklerin ortaya çıkması ve evrenin sürekli genişlemesine neden olan kara maddeye dair yeni ipuçlarının elde edilmesi hedefleniyor. Cihaz çalıştırıldığı zaman, mıknatısla tünelde hızlandırılarak yaklaşık ışık hızına ulaşacak protonlar, karşı yönden gelen protonlarla çarpışacak. Bir saniyede 800 milyon çarpışmanın beklendiği deney esnasında her proton, saatte yaklaşık 200 km hız yapan 400 ton ağırlığında bir trenin çarpmasına eşit bir darbeye maruz kalacak. Çarpışma sonrasında ortaya çıktığı öne sürülen Tanrı’nın zerrecikleri tünelin içine yerleştirilen Atlas dedektörü tarafından tespit edilecek. Bu asrın en iddialı bilimsel projesi olan deneyde Tanrı zerreciklerinin varlığının ispat edileceği an, Tanrı’ya muhtemelen en çok yaklaşılan an olacak.

Higgs Boson nedir?

Edinburgh Üniversitesiteorik fizikçilerinden Peter Higgs`in 60`lı yıllarda ortaya attığı Higgs Boson (Tanrı’nın zerrecikleri), Büyük Patlama‘dan sonra ortaya çıkan parçacıkların adıdır. Higgs `e göre kainat; Higgs Alanı adını verdiği bir enerji tarafından yaratıldı. Söz konusu enerji, Büyük Patlama sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girerek Higgs Boson adı verilen zerreciklerin meydana gelmesine neden oldu. Bu zerrecikler maddeye kütle kazandırdı. Higgs`in bu teorisi o dönemde klasik fizik dünyasının bazı kesimlerinde ilgi görmemişti. Aradan geçen kırk yıllık sürede onun ortaya attığı parçacık teorisi CERN’ deki çalışmayla önümüzdeki mayıs ayında belki gerçeğe dönüşecek.

Bu deney; tam olarak gerçekleştiğinde büyük patlamanın küçük bir örneğini yaratacağından dünyanın sonunu getirebilir endişesini taşıyan bir sürü kişiye rağmen son hızla çalışmalar sürüyor ve yapılan açıklamalarda zerreciklerin çarpışmalarında ortaya çıkacağını düşünülen yüksek enerjinin zararını engelleyebilecek bir yöntem geliştirildiği bildiriliyor.

Kuantlar arası tünel

Antik Yunan filozofları ve ezoterik kadim okullar ise var oluşun özü kabul ettikleri ve ‘Hill’ adını verdikleri, ilksel bir enerjinin varlığından ve bu enerjinin ne olduğunu anladığımızda yaradılışın sırrını çözeceğimizden hep söz ettiler. Sürekli dönüşen kara enerjinin kara delikler yaratarak, paralel evrenlere geçiş kapısı olduğunu, enerjinin o çökme anında başka bir evrende yeni bir başlangıca neden olduğunu ve tek bir evren değil, evrenler olduğunu iddia eden bilim adamları da var.

Isparta uçağı kazası

2008 yılının mayıs ayında sonuçlanacağı düşünülen CERN çalışmasının üyesi olan yirmi ülkeden altı bin bilim adamının değerli çalışmaları tüm dünya tarafından merakla bekleniyorken geçtiğimiz ay ülkemizde bu konuda çalışan değerli bilim insanları hayatını kaybetti. Isparta’da düşen uçağın içinde bulunan yeri dolmaz isimlerin geçirdikleri kaza gerçekten enteresan bir tarihte ve şekilde oluştu. Akıllara değişik senaryolar getiren kaza hakkında gerçeği sanırım hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Onları rahmet ve üzüntüyle anmadan geçemezdik Tanrının zerreciklerinde.

Paralel evren teorisinin belki de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken bilim adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar:

İnsan hücrelerinin yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip olduklarını keşfedildi.

İnsanoğlunun en küçük zerreciği diyebileceğimiz hücre ile yapılan deneylerde yeni bir noktaya gelindi.

Daha önce, hücre zarlarındaki elektrik alanlarını ölçebilmek mümkün olmuştu, hücrelerin ana gövdesi içindeki elektrik alanları ölçülememişti. Bilim adamları hücrelerin içsel bir elektrik alanına sahip olduklarını bile bilmiyordu.

Bu keşif hücre araştırmacıları için şaşırtıcı oldu. Bilim adamları inanılmaz güçlü alanlara neyin neden olduğunu veya neden orada olduklarını bilmiyor. Ama şimdi yeni voltaja – hassas boyalar gibi nano aletler kullanarak, en azından bu elektrik alanlarını ölçmeye başlayabiliyorlar. Araştırmacılar bu minik ama güçlü elektrik alanlarını inceleyerek kanser gibi hastalık durumları ile ilgili daha fazla bilgi öğrenebileceklerine inanıyorlar.

Profesör Raoul Kopelman’ın başkanlık yaptığı Michigan Üniversitesi araştırmacıları voltaja – hassas boyaları sadece 30 nanometre çapındaki polimer kürelere yerleştirdiler. Bu nano parçacıkları beyin – kanseri hücrelerinin içsel sıvısında test ederek, Kopelman elektrik alanlarının 15 milyon volt/mt kadar güçlü olduğunu keşfetti, bu alan yıldırımda bulunan elektrik alanından beş kat güçlü. Ancak, bu keşif inanılmaz ilginç olmanın ötesine geçiyor; bulgu muhtemelen araştırmacıların hastalıklara bakma şeklini değiştirecek. Kopelman bulduğu sonuçları bu ay Amerikan Hücre Biyolojisi Topluluğunun yıllık toplantısında sundu. Kopelman “Ölçümler ile ilgili şüpheler olmadı” diyor. “Ama bir yorumumuz yok.

Hücre ile ilgili bölüm Sevgili Saffet Güler’in çevirisinden taze taze alıntıdır. Bu yazıya başladığımda Isparta uçağı henüz düşmemişti, Saffet’in çevirisi geldiğinde ise yazı bitmek üzereydi. Derler ya aslında hiçbir şey tesadüf değildir… Ben izninizle hücre enerjisi keşfiyle ilgili naçizane bir yorum yapmak istiyorum şimdi.

CERN’de tanrının zerrecikleri yaratılıp beşinci boyuta geçmeye çalışılırken insanoğlunun zerreciklerindeki enerjinin, hücrenin içinde Big Bang yaratmak ve paralel evrene geçişini sağlamak için insan tarafından kullanılmadığını veya kullanılmayacağını kim bilebilir ki?

Tanrının Mucize Zerrecikleri İşte!

Nameste.

Nesrin Dabağlar
www.yorumsuzblog.net.tc


Kaynaklar:

http://teachers.web.cern.ch

http://www.biltek.tubitak.gov.tr

http://www.atominsan.com/anti_madde.htm

http://www.fizikkulubu.net/antimadde

Reklamlar

5 Responses to “Tanrının Zerrecikleri”


  1. 1 bir'ol 14 Ocak 2008, 11:57

    Allah ismi ile işaret olunanın bilinmez ve ulaşılmaz olması, insanın sıfat boyutundan var olmasından kaynaklanır. Sıfat boyutundan var olan, Zat’ı nasıl müşhade edebilir ki?.
    Bu yüzden de Rasuller en güzel formülü, insanları öz’lerine yönlendirişte bulmuşlar. Allah ancak öz’de hissedilir, ama bilinmez! Çünkü bilmekte ikilem vardır. Bu öz’e doğru seyirde O hissedildiği an birimsellik yok olur, sıfat boyutu da ortadan kalkmıştır. Yine baki, ol kendi olmuştur..

  2. 2 birol 15 Ocak 2008, 1:38

    Slm.. Nesrin hanimin yazisi cok ilginc geldi, ben de kendi kendine birden alev alan yanan insanlari düsünüyordum! Bu kadar kisa zamanda sessizce ölen! insanlarin yanmasindaki gizemi merak ettim!.. Hücrelerde fazlaca biriken statik elektrigi disari bosaltamamaktan olmasin?
    Abdestdeki gizemlerden biri de vücudu topraklamak degil miydi? Gercekten ilginc!. Benim asil merak ettigim sey, kainati icine alan o sonsuz bosluk yokluk hakikatte nerede? Yani biz aslinda NEREDEYIZ? Kainat bosluktaysa yokluk ta demekdir. Öyleyse biz o yoklugun icinde! yani yok muyuz? Sanal oyuncularmışız gibime geliyor!.. LA ILAHE ILLALLAH ya HU

  3. 3 urtica & rose 15 Ocak 2008, 8:20

    Sn. Nesrin Dabağlar’ın çok değerli yazısına düşülen paragraf arası yorumlarımdır. ( BÜYÜK HARFLİ KISIM ORJİNAL YAZI, küçük harfli kısım yorumdur.)

    PARALEL EVREN TEORİSİNİN BELKİ DE İSPATI İÇİN BİR BASAMAK OLACAK OLAN ANTİ-MADDE DENEYİ DEVAM EDERKEN BİLİM ADAMLARI YEPYENİ BİR KONUYU AÇIKLADILAR: İNSAN HÜCRELERİNİN YILDIRIMDAKİ KADAR GÜÇLÜ İÇSEL ELEKTRİK ALANLARINA SAHİP OLDUKLARINI KEŞFEDİLDİ.

    Görünen evren görünmeyen evrene göre ancak bir hücre kadar yer kaplamaktadır.
    Galaksilerdeki muazzam enerji girdapları karadelikler, saniyede binlerce kez çevresinde dönen çılgın pulsarlar, patlayan güneşler bir hücre hükmündeki “görünen evrende” meydana gelmektedir.
    Dünya Samanyolu’na göre yok hükmünde bir hücre . Fakat atmosferinde her an yüz binlerce şimşek çakmakta, yıldırımlar yağmakta. Çekirdeğindeki enerjiyi volkanlardan püskürtmekte. Bir bomba ile kentler yok olmakta.
    Örneğin bir mide hücresine göre mide dünya hükmünde. Mideyi kasıp çeken enerji hücreye göre sonsuz kudret hükmünde. Beden ise o hücreye göre galaksi hükmünde. Bedenin enerjisi hücreye göre sonsuz kudretten de öte bir kudret hükmünde.
    Hücrenin de alt evrenleri var. Hücrenin alt evrenindeki bir kuanta göre hücre neredeyse bir galaksi. Hücredeki elektriksel alan kuanta göre adeta bir karadelik enerjisine sahip.
    Hücrede dünya atmosferindeki yıldırımdan beş kat fazla enerji olduğu gibi belki karadelik enerjilerinden çok daha fazlası da vardır.
    Kuantların da alt evrenlerinde yine sonsuz küçük parçacıkları var.
    Bu zincirleme alt ve üst evrenler nereye kadar? Minimumun ve maksimumun “son”u yok.
    Bu neden ve niçin böyle?
    Artı sonsuz maksimum enerji, eksi sonsuz minimum enerji; sonsuz üst madde, sonsuz atom altı boyutların “arkesi” (var olduğu şey) sadece ve sadece “Lâ” ya eşit olduğu için böyle.

    TANRI, ALLAH, ELOHA, YARADAN, BRAHMA, RAB, RAHMAN, KADİR’İ MUTLAK…

    O kendisine dilediği ismi verendir. Tanrı, Allah, Yaradan, Brahma, Rab. . . Her birisi insan düşüncesinden doğmuş manalara işaret eden “ad”lardır. Önemli olan hangi ad’ın doğru olduğu değil; “AHAD”ı her dönemin anlayışına göre hangi “beyin”in “anlatabildiği”dir.

    BU KELİMELER; BİZİ YARATTIĞINA İNANDIĞIMIZ, HER ŞEYİN SAHİBİ, EZELİ VE EBEDİ, HER ŞEYİ GÖRÜP DUYAN, CENNETİN, CEHENNEMİN VE TÜM ALEMİN TEK HÜKÜMDARI OLDUĞUNA İNANDIĞIMIZ O BÜYÜK GÜCÜN DEĞİŞİK DİLLERDE İSİMLERİDİR. SONUNU VE BAŞINI MERAK EDİP, GİZEMLERİNİ BULMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ EVRENİMİZİN ÇÖZEMEDİĞİMİZ PEK ÇOK ÖZELLİĞİ VAR. BAZEN BİZİM ALGILARIMIZ VE İDRAKİMİZİN ÇOK ÜSTÜNDE OLAN KÂİNATIN SIRLARINA EREMEDİĞİMİZ NOKTALARDA ONUN ADININ ALTINDA ÇARESİZCE BİTİRİRİZ SORGULAMALARIMIZI VE TESLİM OLURUZ TANRININ BİLİNMEZLİĞİNE…

    Teslim oluruz kendi bilinmezliğimize…
    Teslim olur kendi bilinmezine…
    Teslimim kendi bilinmezliğime…
    Teslim…
    İslam…
    Selam…
    slm…

    GÜYA ONA ULAŞMA VE BİLME YOLUNDA GEÇİLEN YOLLARDA NELER YOKTUR Kİ YERLERE SERİLEN… MİLYONLARCA İNSANIN KANI, ACILAR, ADAKLAR, SAVAŞLAR, KİNLER, BÖLÜNMELER, PARÇALANMALAR… VE SONUÇTA ORTAYA ÇIKAN BUGÜNKÜ DÜNYAMIZ… BİR YANI (GÜYA) AYDINLIK, GÜLLÜK GÜLİSTANLIK, BİR YANI AÇLIK, SUSUZLUK VE KARANLIK…

    Savaşlar, tek ya da çok tanrı adına ya da ateizm adına savaşlar. Katliamlar. Zulümler. O’nun tek ya da çok tanrılık yapabileceği “gayrı” olmadığı içindir. O’nun için için esmâ mânâlarının kaynattığı “cehennem”dir.

    TANRICILIK YANİ TEİZMİN TARİHÇESİNE BAKTIĞIMIZDA ÖNCELERİ HER OLAĞANÜSTÜ OLAYIN KAHRAMANI OLAN FARKLI TANRILAR ÜRETİLDİĞİNİ GÖRÜRÜZ… (POLİTEİZM)
    GÜNEŞ, AY, RÜZGAR, GÖKYÜZÜ, YERYÜZÜ, ADALET, ZAFER, BAHAR, ŞİMŞEK, DENİZ GİBİ İSİMLER ALAN TANRILAR VAR EDİLMİŞ TAPINMAK VE İNANMAK İÇİN. ÇÖZÜLEMEYEN OLAY VE NESNELER KORKUDAN TANRISALLAŞTIRIP TAPINILMIŞ. GAZAPLARINDAN KORUNMAK VE ÖDÜLLENDİRİLMEK İÇİN HAYVAN, EŞYA, ÇİÇEK VE HATTA İNSANLARDAN KURBANLAR SUNULMUŞ. SIRLARI ÇÖZÜLÜP KORKULAR BİTTİKÇE HEPSİNE AYRI AYRI İNANMAK TERK EDİLİP HER ŞEYİN SAHİBİ VE YARATICISI DİYE DÜŞÜNÜLÜP TEK TANRI ( MONOTEİZM) İNANCINA DÖNÜLMÜŞ. BU SEFER DE TEK TANRIYA İNANMAYANLARI İNANMAYA İKNA ETMEK İÇİN İNANILMAZ KANLAR AKITILMIŞ YÜZYILLARCA.

    Kendisine secde edecek olmadığı için… Kendisi secde eder… Kendisi secde ederken secde edilen nerede? İkiye bölünebilseydi yarısı yarısına secde ederdi. Bölünmez O. O ya secdededir ya da secdesizlikte…

    BİLİNEN VE KABUL GÖREN İLK YAYGIN TEK TANRILI DİN OLARAK MUSA’NIN DİNİ KABUL EDİLİR. (KADİM UYGARLIKLARDAN, MU KITASINDA TEK TANRI İNANCI OLDUĞU İDDİA EDİLİYOR OLSA DA KITANIN VARLIĞI HENÜZ BİLİMSEL OLARAK İSPAT EDİLMİŞ SAYILMIYOR.) TEK TANRININ KURALLARIYLA İNSANOĞLUNU DOĞRU DAVRANMAYA YÖNLENDİREN BU İLK DİN OLAN MUSEVİLİĞİN ARDINDAN İSA’NIN DİNİ HIRİSTİYANLIK, ONUN ARDINDAN DA MUHAMMED’İN DİNİ MÜSLÜMANLIK SIRALANIR.
    DÜNYA NÜFUS ÇOĞUNLUĞUNUN İNANDIĞI BU ÜÇ BÜYÜK DİNİN İNANDIĞI TEK TANRI, BÜTÜN KAİNATIN YARATICISI, MADDENİN VE RUHUN HÂKİMİ OLARAK KABUL EDİLİR. ÖZELLİKLE SON DİN OLAN MÜSLÜMANLIKTA, ALLAHIN BİR OLMA VE HER ŞEYE KADİR OLMA ÖZELLİĞİ SON DERECE BELİRGİN OLARAK VURGULANMIŞTIR. ALLAHIN ÖZELLİKLERİ OLARAK TANIMLANAN ESMA-ÜL HÜSNA’DA DOKSAN DOKUZ İSİMLE; TANRININ VARLIK, BİRLİK VE TEKLİK OLGUSU ZİRVEDEDİR.

    Tek tanrılı din, tek tanrıdan da geçip “ahad” ı idrak içindir. Hz. İbrahim tüm küçük putları kırdı ve baltayı en büyük putun boynuna asmadı mı? Hz. Muhammed (a.s.) kafamızdaki tüm tanrı imajlarını yok edip, tek tanrı imajını “şirk-i hafî” olarak tanımlamadı mı? Ne mutlu tek tanrılı sistemden “Allah” sistem ve düzenini idrak edene…

    ESİRGEYEN, BAĞIŞLAYAN, KORUYAN, YARATAN, DOĞMAYAN, DOĞURMAYAN, EZELİ, EBEDİ, HER YERDE, HER ŞEYDE VAR OLAN, CEZALANDIRAN, ÖDÜLLENDİREN, CENNETİN VE CEHENNEMİN SAHİBİ, EVRENİN, CANLININ, İNSANIN YARATICISI VE KORUYUCUSU GİBİ DOKSAN DOKUZ ÖZELLİĞİN TANIMLANMASI GERÇEK ANLAMDA DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE HER BEYİNDE FARKLI ANLAMLARA BÜRÜNÜR TANRI ASLINDA. ÇOĞUNLUKLA BU YÜZDEN DİNLER KENDİ İÇLERİNDE BİLE BÖLÜNMELER YAŞAMIŞ VE MEZHEPLER ORTAYA ÇIKMIŞTIR. FARKLI DİN KAVGALARI YETMEZMİŞ GİBİ, DİNLER İÇİ MEZHEP KAVGALARI YÜZÜNDEN YANAN CANLARIN ACISINI EN İYİ ÜLKEMİZ BİLİR.

    Atom sonsuza kadar alt parçacıklara bölünür ve sonsuza kadar üst maddelerde kümelenir. Bu atomun doğasıdır. Bölünür, parçalanır, sentezlenir, kitleleşir ve tekrar… tekrar… tekrar.
    Bölünmeyen parçalanmayan ve birleşmeyen tek şey “Muhammedî” olmuş olan “birey”dir. “Nötr” olmak bireysel bilinç bazındadır. Musollini, Hitler, Stalin, Saddam, Humeynî. . . Tek tip ve tek ırk ve tek düşünce ve sabit düşünce yaratmaya çalıştılar. Fakat sonunda “özgür düşünce”nin parçalanma ve kitleleşme tekrar parçalanma ve tekrar birleşme “ilkesi” bâkî kaldı.

    TEİSTLERİN HEPSİNİN TEK TANRIYA İNANMA OLGULARI ORTAK OLMASINA RAĞMEN, ARALARINDA GÜYA KENDİ “ TEK TANRI”LARINI DİĞERLERİNE KABUL ETTİRMEK İÇİN YAPTIKLARI SAVAŞLARIN GANİMETLERİ İSE; İNANÇ DEĞİŞİKLİKLERİNİ SAĞLAMAKTAN ÇOK “ MADDE” KAZANIMI OLMUŞTUR NEDENSE!

    İstilâ’nın adına “Fethi Mübîn” demişler ama bazıları inanmamış. Çünkü bazıları gerçek fethin ve gerçek cihadın arenasının nerede olduğunu birilerinden duymuşlar. . . Ve şükründen aciziz bu duyuruyu duymuş olmanın.

    BASKIN GELEN TARAFIN SİLAHLARI ALTINDA DİN DEĞİŞTİRMİŞ GÖRÜNEN PEK ÇOK TOPLULUK, ELLERİNDEKİ EŞYA, HAZİNE VE TOPRAK GİBİ MADDELERİ TESLİM ETSELER DE RUHLARINDAKİ KENDİ TANRILARININ İNANCINI TESLİM ETMEMİŞLERDİR KOLAYCA. DÜNYA TARİHİ BUNUN DEĞİŞİK ÖRNEKLERİYLE DOLUDUR. BAŞKA DİNİN VE MİLLETLERİN HAKİMİYETİ ALTINDA OLSA DA KENDİ DİN VE İNANIŞINI KORUMAK İÇİN TÜRLÜ HİLEYE VE YÖNTEME BAŞVURMUŞTUR PEK ÇOK İNSAN…
    MADDENİN DE ASIL SAHİBİ OLDUĞU SÖYLENEN TANRI, MANADA ARANDIĞI KADAR MADDEDE DE GİZLİDİR ASLINDA. BÜTÜN BÜYÜK DİNLER İNSANDAN MADDE VE MALIN BAĞIMLISI OLMAMASINI İSTER AMA TATLIDIR MADDE DENİLEN ŞEY, KOLAY VAZGEÇİLMEZ ONDAN…
    ONA SAHİP OLMAK BAZEN BİR İBADET GİBİ HUZUR VERİR İNSANA NEDENSE. KOLAY DEĞİLDİR MAL’DAN VAZGEÇMEK, CANIN YONGASIDIR ÇOĞUNLUKLA… SANKİ TANRISAL BİR BÜYÜSÜ VARDIR MADDENİN. BELKİ DE ASLA “MADDE” OLMADIĞI İDDİA EDİLEN TANRININ SIRRI YİNE MADDEDE ÇÖZÜLECEK BİR GÜN… “DÜNYAYA İN, MADDEYE YANİ VÜCUDA BÜRÜN AMA MADDENİN KÖLESİ OLMAKTAN KURTULUP, BENİ MANADA BUL VE SONUNDA BANA DÖN” DİYEN ALLAH NE DEMEK İSTEDİ ACABA BİZE?

    Zâtın malı mülkü; sıfatlarıdır, esmâsıdır, ef’alidir. Zâtın onlardan gayrı neyi var ki? Belki onlar tek. Belki isimleri dört.

    MADDENİN MANYETİK ALANINDAN ÇIKIP KÖLESİ OLMAKTAN KOLAY KURTULAMAYAN İNSAN, MADDENİN OLUŞUMUNUN SIRRINI ÇÖZME YOLUNDA İLGİNÇ BİR NOKTAYA GELDİ VE BİR ZERRECİK MADDE YARATIP BİR AN BİLE OLSA YA TANRININ KİMLİĞİNE BÜRÜNECEK, YA DA KENDİ KENDİNİ YOK EDECEK…

    Kudret’in, enerjinin, esmânın ismine madde özelliklerine de sır demişler. ‘Kün fe yekün’ sırrına erenler aramızda “abdullah” olarak yaşamaktan ve “fakr” ile fahr etmekten daha büyük bir uğraş edinmemişler.
    Dünyaya ha bir gök taşı çarpmış dünya yok olmuş, ha bir psikopat bilim adamı “küçük kıyameti” koparmış. Bundan evreni ve uzayı “dışarıda” olanlar etkilenir. Fakat “uzayı ve evreni içinde olanlar” etkilenmez.
    Her insan kendi beyninin ürettiği “sonsuz nur beden” sigortası kapsamındadır. Ah! Yine de Muhammed’e Kâsım’dan ayrılmak, Fâtımâ’ya Muhammed’den ayrılmak geçici de olsa dayanılmaz acı veriyor. Düşünemiyorum çocuğumun ayağına bir iğne batmasını bile.
    Bakmayın cesurca yorumlarıma…

    İNSAN, TANRICILIK OYUNUNU BAŞARACAK MI?
    DÜNYA ÜZERİNDE VAR OLAN VE TANRININ YARATTIĞINA İNANILAN MADDELER BİR İNSANDAN DİĞER İNSANA EL DEĞİŞTİREREK SAVAŞLARA, ACILARA NEDEN OLUYOR BİNLERCE VE HATTA MİLYONLARCA YILDIR. MADDE, ELİNDE OLANA ASLINDA GEÇİCİ MUTLULUK YAŞATIRKEN, BİR ZERRECİK YENİ MADDE YARATABİLMEK VE “ TANRICILIK” OYNAMAK İÇİN DÜNYANIN BİR KÖŞESİNDE UZUN YILLARDIR İLGİNÇ BİR ÇALIŞMA YAPILIYOR VE BEKLENEN SONUCA AZ KALDI ARTIK.

    Henüz sonsuz ilmin ve bilimin elif bâ’sındayız. Lâm elif ye’ye ulaşmak ise ahirete kaldı.

    BÜTÜN MADDELERİN YAPI TAŞI OLAN ATOM ÇEKİRDEKLERİNDE ELEKTRONDAN DAHA KÜÇÜK MADDELER VARDIR. BUNLAR ÇEKİRDEK İÇERİSİNDE BAZEN VAR, BAZEN YOK OLABİLİYOR; BAŞKA BOYUTA GEÇİŞ YAPABİLİYOR, MADDEDEN ÇIKIP KAYBOLUYOR VE TEKRAR MADDEYE DÖNEBİLİYOR. BİR TAKIM TİTREŞİMLER, IŞIK HIZININ ÜÇ DÖRT KATINI AŞIYOR. IŞIK HIZI AŞILDIĞINDA DA, MADDEDEN ÇIKIP MADDE ÖTESİNE GEÇİLİYOR. İNSAN; EN, BOY, ZAMAN, MEKAN GİBİ DÖRT BOYUTU AŞIP BEŞİNCİ BOYUTA (MANYETİK EYLEM BOYUTUNA) GEÇERSE ZAMANA TABİ OLMADIĞINI GÖRECEK YÜKSEK İHTİMALLE. ATOM ALTI PARÇACIKLAR DENİLEN BU KÜÇÜK PARTİKÜLLERLE İLGİLİ HESAPLAMALARDA ANTİ-MADDE DENİLEN BİR OLGUYA ULAŞILDI KIRK YIL ÖNCE.

    Zamansız an içre olduğumuzu ancak sonsuza kadar zaman yanılgısı içinde kalarak anlayabiliriz.
    Beşinci, altıncı, . . . boyuta geçen velîler ve Resuller yine de dönüp dolaşıp her ne hikmetse “dört boyutlu” beğenmediğimiz beş duyu âlemine geliyorlar.
    En iyisi burada kalıp bilimsel çalışmalara katılmak, takip etmek ve zaman gezmenlerinin muhabbetini ederek vakit geçirmek.

    SIRRI HENÜZ ÇÖZÜLMEYEN, HATTA VAR OLUP OLMADIĞI KESİNLEŞMEYEN, EVRENİN VE FİZİK BİLİMİNİN EN GİZEMLİ SORUNLARINDAN BİRİ OLAN ANTİ-MADDE’NİN İSVİÇRE`İN ATOM ALTI PARÇACIK HIZLANDIRICI LABORATUARINDA ELDE EDİLMESİ İÇİN ÇALIŞMALAR SON HIZLA SÜRÜYOR.
    CERN LABORATUARLARI
    KISA ADI CERN (CONSEİL EUROPEEN POUR LA RECHERCHE NUCLEAİRE: AVRUPA NÜKLEER ARAŞTIRMA KURUMU) OLAN, CENEVRE`DEKİ AVRUPA ATOM ALTI PARÇACIK FİZİĞİ LABORATUARINDA BİLİM ADAMLARI, ANTİ-MADDE GİZEMİNİ ÇÖZMEK İÇİN BÜYÜK UĞRAŞ VERİYORLAR. FİZİKÇİLERLE ASTROFİZİKÇİLER, ANTİ-MADDENİN EVRENDEKİ GELENEKSEL MADDENİN KARŞITI OLMANIN YANI SIRA AYNASI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORLAR.

    Dünya var ki antisi olan ahiret var. Aradaki anti sınırı kalkınca dünya da gidiyormuş ahiret de gidiyormuş. Şimdilik dünyamızdan ve evrenimizden biz sade vatandaşlar gayet memnunuz. Dünyamızı ve ahretimizi daha iyi tanımamız için bilim adamlarının çalışmalarına muhtacız. Din adamlarının yeteri kadar bilincimizi kararttığı şu günlerde.

    EVRENİN DOĞUM ANINA İLİŞKİN KURAM OLAN BÜYÜK PATLAMA İLE BİRLİKTE EŞİT ORANDA MADDE VE ANTİ-MADDENİN BOŞLUĞA (UZAYA) BİR NOKTADAN YAYILDIĞINI DÜŞÜNEN BİLİM ADAMLARI, YALNIZ MADDEDEN OLUŞMUŞ GÖRÜNEN BUGÜNKÜ EVRENDE KAYIP ANTİ-MADDENİN NEREYE GİTTİĞİNİ ARAŞTIRIYORLAR. MODERN FİZİKTE İLKE OLARAK MADDE VE ANTİ-MADDENİN BİRBİRİNİ YOK ETMİŞ OLMASI GEREKTİĞİ DE DÜŞÜNÜLÜYOR. BÜYÜK PATLAMADAN SONRA EVRENİN YAPIMI İÇİN YETERLİ MADDE KALMIŞTI DİYEN ASTROFİZİKÇİLER, KAYBOLAN ANTİ-MADDEYE AİT İZLERİN BUGÜN SADECE EVRENİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN KOZMİK IŞINLARDA VE YERYÜZÜNDEKİ PARÇACIK HIZLANDIRICILARINDA GÖRÜLEBİLECEĞİNİ HESAPLIYORLAR.

    Ne tesadüf! Son zamanlarda “ahad” gerçeği bir BİG BANG ile aniden patladı. Ve nasibi olanları esir aldı. Ahadiyet hızlandığı gibi tek tanrıcılık, ateizm, teizm, yogizm, Taoizm. . . izm. . . izm. . . her düşünce hız tünellerinde gezmeye başladı.
    Hızlandırıcı “beyin”ler var yeryüzünde. Muhteşem hızlandırıcı beyinler. (Çok fazla değil. Belki şu anda sadece bir tane de olabilir.)
    Tüm izm’ler tek noktadan yayılıyor. Kimi kalıyor. Kimi yok oluyor. Yanımızda hangi ilmi ve bilimsel düşünceyi götürdüğümüz önemli.

    TAM 27 KİLOMETRE UZUNLUĞUNDA ÇEVRESİ OLAN DEV LABORATUAR AYGITI ATOM ALTI PARÇACIK HIZLANDIRICISIYLA ÜNLÜ CERN`DE, ANTİ-MADDENİN İNCELEME KAYDI İÇİN UZUN SÜRELİ ANTİ-MADDE ELDE EDİLMESİ AMACIYLA ÇALIŞIYOR. CERN YETKİLİLERİ; BİR AMACIMIZ, EVREN SIRF ANTİ-MADDEDEN YARATILMIŞ OLSAYDI BUGÜNKÜ EVRENLE AYNI OLUR MUYDU SORUSUNUN YANITINI DA ALMAKTIR DİYOR VE ŞUNU EKLİYOR: ANTİ-MADDE, MADDEDEN YÜZ MİLYARDA BİR ORANINDA BİLE DEĞİŞİK ÇIKARSA, BU EVRENİN NEDEN MADDEDEN YAPILDIĞINI, ANTİ-MADDENİN NİÇİN YOK OLDUĞUNU AÇIKLAYABİLECEKTİR.

    Tek ihtimalli değil sonsuz ihtimalli bir var oluş sisteminde “yok” a eşit “var” ı oynuyoruz. Esmâ 99 değil. Eksi sonsuzdan artı sonsuza ve “bir” e eş.

    TANRININ ZERRECİKLERİ YA DA TOZU DA DENİLEN, BİLİMSEL ADI HİGGS BOSON ZERRECİĞİ OLAN BU ANTİ-MADDE PARTİKÜLLERİ DENEYLE BULUNURSA, BİLİM BELKİ DE UYGARLIĞIN EN ÖNEMLİ KEŞFİNİ YAPACAK; EVRENİN VE MADDENİN TEMEL YAPI TAŞI SAPTANACAK
    ..

    Keşke çorbada her insanın tuzu bulunsaydı.
    Belki de vardır.
    Devlet bütçeleri ozonu delmeye, kıyamet bombasını araştırmaya, plütona yüz yıl sonra zaman engelsiz astronot göndermeye yatırılmasaydı.
    Bacakları kibrit çöpü kadar olmuş çocukların ülkelerini toplu kalkındırmaya yatırılsaydı.
    “İnsan beyninin sırlarını araştırmaya yatırılsaydı.” (A.H.)
    Şu an bilim Higgs Boson keşfine gelip dayanmazdı. Demek ki bilimin bu günkü düzeyinde kendisine yatırım yapılmayan her insanın hakkı var.
    Hem insan hem bilim neden olmasın?

    ISIRGAN & GÜL
    urtica.rose@hotmail.com

  4. 4 Düşünen Adam 15 Ocak 2008, 11:34

    urtica & rose ‘un yorumundan seçtiğim iki paragraf:

    1- “O kendisine dilediği ismi verendir. Tanrı, Allah, Yaradan, Brahma, Rab… Her birisi insan düşüncesinden doğmuş manalara işaret eden “ad”lardır. Önemli olan hangi ad’ın doğru olduğu değil; “AHAD”ı her dönemin anlayışına göre hangi “beyin”in “anlatabildiği”dir.”

    2- “Tek tanrılı din, tek tanrıdan da geçip “ahad” ı idrak içindir. Hz. İbrahim tüm küçük putları kırdı ve baltayı en büyük putun boynuna asmadı mı? Hz. Muhammed (a.s.) kafamızdaki tüm tanrı imajlarını yok edip, tek tanrı imajını “şirk-i hafî” olarak tanımlamadı mı? Ne mutlu tek tanrılı sistemden “Allah” sistem ve düzenini idrak edene…”

    Düşünce üreten bir dostun yorumuna küçük bir katkı da bizden..

    Hz. İbrahim aleyhisselam, tüm küçük putları kırdı ve baltayı en büyük putun boynuna astı. Hz. Muhammed aleyhisselam ise, büyük küçük ayrımı yapmaksızın putların hepsini kırdı. Bu iki ayrı olaydaki sembolik anlatımları kişisel değerlendirmem şöyle:

    Hz. İbrahim aleyhisselam’ın baltayı büyük putun boynuna asması, Eniyyet vasfına (Mutlak Ben) işaret içindi. Mecazi ve sembolik bir işaretti. Çünkü Hz. İbrahim insanlığa Vahidiyeti (Vahit’i) idrak ettirmeye çalışıyordu, Tek tanrılı dini değil.. Vahidiyet kavramında Tanrı kavramı veya gizli şirk olmaz. O, Hanif olarak yüzünü rabbine dönmüşlerdendi. “Ben batanları sevmem” diyerek.. Aslında kanımca, Vahidiyet kavramı birim aklın alacağı bir kavram da değildir zaten… Her ne kadar Vahidiyet vasfına işaret için ENE (Mutlak Ben) denilmişse de bu kavram bizim hissettiğimiz türden veya benzer bir Ben’lik değildir. Bizim Ben’liğimiz, başkalarını bizden ayırt eden hissedişe işaret eden bir duygudur. Bu duyguya işaret eden zamir de ben’dir. Mutlak Ben’de ise, başkaları kavramı yoktur. Ancak “Kendini Biliş” kavramı vardır, kavranması bizce (birim akılca) zor olsa gerek.. Kendini biliş, yani Hiçlikten sonraki kendini biliş.. (Buradaki “sonra”, zamanla alakalı değil, boyutla alakalı bir sonradır.)

    Bununla beraber, Hz. Muhammed aleyhisselam, Hz. İbrahim aleyhisselam’ın davetinden sonra ilk defa çıtayı biraz yükseltti diyebiliriz belki.. O, insanlığa Vahidiyet’i (Vahit’i/Tek’i/Mutlak Ben’i) değil, Ahadiyeti (Ahad’ı/Hiçliği) idrak ettirmeye çalışıyordu. Ahadiyette Eniyyet (Mutlak Ben) dahi yoktur. Ahadiyet, HİÇ’lik vasfıdır. O sebeple biri baltayı en büyük putun boynuna asarken, diğeri hepsini kırdı. Bu olayların sembolik anlamları kanımca anlattığım şekildedir, yani acizane kişisel değerlendirmeme göre..

    Düşünen bir dost görünce heyecanlanıp, hemen ona katılasım geliyor da…

    Aslında Paralel Evrenler konusunda da bir şeyler söylemek isterdim, ama anlatım detaylı olmadığı için erken bir değerlendirme olur.. Çünkü bu teori çok kapsamlı ve değişik fikir modelleri üzerine kurgulanıyor. Burada hangi kurgudan söz ediliyor pek açık değil.. O sebeple zan üzere farazi yorum yapmak olur.

    Selam ve sevgiler…

  5. 5 bir'ol 15 Ocak 2008, 1:42

    Selamlar.. Isırgan & gül ve Düşünen adam arkadaşlarımızın Hz. İbrahim ile ilgili düşüncelerine, ufak bir düşünce kırıntısı da ben yazmak istedim..

    Kendinden gayrı olmayan Allah ismi ile işaret edilen, Hz. İbrahim aynasında kendini seyretmeyi diledi de, kendinden kendine tecelli etti. Ol bu tecelli esnasında, Hz İbrahim’in kavmi diye adlandırılan ve putlarla bilinçleri örtülü olanları, kendi öz’lerinde mevcut olan kendine davet etti..
    Kendi oluşturduğu sistemi kendisi en iyi bilen olduğu için, kapasiteleri elvermeyenlerin bu hakikatı yaşayamayacağından dolayı, onlara da bir put bırakarak, Hz İbrahim adı altında yazdığı senaryoyu oynayan ol kendi oldu…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: