Beyin Fırtınası (23)

Kur’an Kavramları (2): TESBİH

“Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih eder” (TEĞABÜN-1)

Kur’anda TESBİH ve türevleri 45 yerde geçiyor. Anlamı tesbih olan başlı başına sureler de var!..

Nedir TESBİH?!..

İPUÇLARI:

1- AYET FİHRİSTİ:

http://www.kuranfihristi.net/ayetler.php?kelime=TESBİH

 

2- MEAL VE TEFSİRLER:

‘B’ meal: http://www.ahmedhulusi.org/kuran.htm

Elmalılı- Diyanet- Yaşar Nuri Öztürk- Muhammed Esed: www.kuran.gen.tr

 

3- TESBİH KAVRAMI : http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/

http://www.aliaksoy.net/2007/09/16/kuranda-tesbih-kavrami/

 

4- ÇEŞİTLİ YAZILAR:

http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=966&Kat_id=8

http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/kurantetkikleri4.html
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/vahdetbey2.html

Hayat rehberimiz Kur’anda geçen bazı kavramları tasavvufi bakış açısı ile yeniden ele almanın, tefekkür etmenin, zahir kalıplarından öte içsel yorumlarını sezmenin vakti çoktan geldi de geçiyor bile. Önümüzdeki haftalarda da Kur’an’nın belirli kavramlarını incelemeye devam edeceğiz..

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

 

Reklamlar

16 Responses to “Beyin Fırtınası (23)”


  1. 1 bir'ol 14 Ocak 2008, 11:29

    Ahadiyyet ve Vahidiyyet hakikatları ile Kur’an okunur ve değerlendirilirse eğer, tesbih kelimesinin anlamı da bir o kadar anlaşılmaya başlanır sanırım..

    Algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız tüm varlıklar, bedensel ve bilinçsel olarak Allah’ın varlığından var olmuşlarsa eğer; Ve her var olan varlık da hikmetin gereği olarak bir amaçla yaratılmışsa, bu yaratılışda ki amaçlarını ortaya koymaları da Kur’an-ı Kerim de ‘tesbih’ diye ifadelendirilmiştir, anladığım kadarı ile..

  2. 2 zeynep 15 Ocak 2008, 11:08

    Kendinde var olan özelliklere hakkıyla ayna olma, o özellikleri ortaya koyma. Zaten bunun hakkıyla olmaması da mümkün değildir.

    zeynep

  3. 3 Zekeriya Bağcı 15 Ocak 2008, 12:42

    İsra: 110’da:
    De ki: “(İster) ‘Allah’ diye çağırın, veya (ister) ‘Rahmân’ diye çağırın… Hangisi ile çağırırsanız (farketmez);Esmâ-ül Hüsna O’nundur (o isimler ile işaret edilen yerde sizin varlığınız sözkonusu değildir; tüm Esmâ ile işaret olunan hep aynı Tek’dir, tek bir varlığın değişik özellikleridir; illa HU!)…”, buyurulur. (HASAN GÜLER “B” MEALİ)

    Yukarıda belirtilen ayetin ışığında değerlendirme yapılabileceğini düşünerek;
    varolduğumuz dünyamızda akla uygun olsun veya hoşumuza gitsin yada gitmesin her bir oluşum Esmaları ve proğramı tesbihatını yapmaktadır.
    “Fe Bİ-eyyi alâi RABİKÜMÂ tükezzibân!”

    (Ey görünmez varlıklar ve insanlar!) Varlığınızı meydana getiren Rububiyet boyutunuzun “siz” olarak açığa çıkardığı nimetleri nasıl yalan sayarsınız? (Rahman Suresi’nde 31 defa tekrarlanan bir uyarı!)Sevgili Ahmed HULUSİ’de bu gerçekliğe işaret etmiştir.Buna ancak hakikat ehli tasdik ve şehadet edebilir!.
    http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/fitrat/index.htm

    Benlik duygusundan kısmıde olsa arınıp bakanlar yaratılanların tamamının proğramı gereği fiiller ortaya koyarak tesbihatını gerçekleştirmiş olduğunu fark eder. Bu farkediş TEVHİD i ortaya koyar. Kişi TEVHİD inancı ile bakmadığı sürece bu tesbihatı kavrayamacaktır.

    Rabbim ALLAH: Esmaları yönüyle fark ediş “B” sırrıdır.

    Kitabım KUR’AN: Kurbiyet yakıyn elde ederek OKU’maktır.

    Rasulum MUHAMMED (S.A.V): ALLAH tan gayrı bir varlığın sözkonusu olmadığıdır.

    Kıblem KABE: Hanif olan dinimizde İbrahim’i makamı elde etmektir.

    “HİÇBİR ŞEY HÂRİÇ OLMAMAK ÜZERE, HER “ŞEY” HAMDİYLE TESBİH HÂLİNDEDİR… ANCAK, SİZ ONLARIN TESBİHLERİNİ KAVRAYAMAZSINIZ. O HOŞGÖRÜLÜDÜR, BAĞIŞLAYICIDIR.” (17 /44)

    Cenab-ı HAKK ın hoşgörüsü ve bağışlayıcılığını umar bu gerçeklikle yaşatmasını bu yola düşen (hal üzere olan ) Dostlarımıza ve bizlere nasip etsin. Bu gerçeklik ile de Ba’s eylesin.
    Şüphesiz ALLAH RAHMANDIR VE RAHİMDİR.

  4. 4 saim 15 Ocak 2008, 6:03

    http://www.aliaksoy.net ve linklerindeki internet sitelerini incelediğimizde Ahmed Hulusi öğretisine ve hatta klasik dini anlayışa ters, bir çok kavram ve konu var!.. Yazsam cilt cilt kitap olur…
    Sanki; sadece kendileri müslüman, geri kalanlar ise bir şekilde şirke batmış!… Sorun kaynak gösterilen bu sitelerde mi, yoksa bizde mi?.. İşin doğrusu ne?.. Dini anlayışlarımız (dikkat edin sadece uygulamalarımız değil; imanlarımız, inanışlarımız dahi) farklılaşmış. İnternetteki dini siteleri gezdiğinizde sizler de bunu farketmişsinizdir. Kafaların en çok karıştırıldığı alan dindir, diyebilirim.
    Allahumme sebbit kalbiy ala diynikel İslam…

  5. 5 yetim 15 Ocak 2008, 8:02

    Sn. Saim. Bahsi geçen linki ben de okudum. Dini alanda çok farklı algı ve meşrepler var. Bu da onlardan biri. Hatta Tasavvuf Ehlini KÜFÜR ile ithama kadar varır bu algılar..

    Verilen site hadis ve ayetce zengin oldugu yönuyle bize verilmiş olabilir.
    Ya da Üstadın öğretisi yanında bu tip düşünenler de var, bunlar da Hakkın farklı zuhuru diye gösterilmek için konmuş olabilir. Tefekkurumuze renk kattıgını düşünür, okur geçeriz vesselam…

    Duanıza katılıyor gönülden amin diyorum.
    RABBIM İSLAM YOLUNDA AYAKLARIMIZI (Duruşumuzu-Halimizi) VE KALPLERİMİZİ (Bilincimizi-Aklımızı) SABİT VE DAİM KILSIN… Amin Amin Amin

  6. 6 saim 15 Ocak 2008, 10:10

    http://www.aliaksoy.net ve linkleri:

    1-Hadisleri uydurma diyerek kabul etmiyor, Kuran bize yeter, diyorlar.
    2-Hz. Muhammed Allah’ın mesajını ileten beşer bir elçidir, mucizesi yoktur, diyorlar.
    3-Tasavvuf, tarikat, mezhep vb. kabul etmiyor, bunları dinden görmüyorlar.
    4-Büyük değerli sahabileri, alimleri ve eserlerini şirkle, küfürle suçluyorlar.
    5-Namazı 3 vakit kabul ediyorlar.
    6-Kabir alemini kabul etmiyorlar.
    7-Kıyamet alametlerini, isa-mesih-deccal olayını kabul etmiyorlar.
    8-Kur’an’ın anlaşılması adına Arapça okunmaması, namazda dahi Türkçe okunmasını savunuyorlar.
    9-Salavat, zikir, tesbih Arapça bilmeden çekenlerin çalışmasını boş ve saçma olarak değerlendiriyorlar.
    10-Cin, kader, veli, evliya , gayb vb. kavramlara sınırlı ve farklı manalar yüklüyorlar.
    (Yazmakla bitmez… Kısacası çoğu konuda; Ahmed Hulusi ne demişse, onlar sanki tam zıttını söylüyorlar. Anlayışını sorgulamak isteyen incelesin!..)

  7. 7 ısırgan & gül 16 Ocak 2008, 1:33

    Kâbe sabittir. Çevresinde hiç bitmeyen bir insan seli sürekli dönmektedir. Arzdaki taş Kâbe’yi bedenlerimiz; Arşdaki Kâbe’nin hakikatini kalblerimiz tavaf etmektedir.

    Bu tabloda her an iki manzara mevcut:
    Hareketsizlik
    ve
    Hareket.

    Değişimsizlik
    ve
    Değişim.

    Sabit siyah örtü
    ve
    Dinamik beyaz örtüler (ihramlı hacılar).

    Kâbe;
    Kendisi fiil olmayan fakat fiili yaratan “Fâil-i hakiki”yi remzeder (sembolize eder).

    Kâbe; Kendisi değişmeyen fakat sürekli değişim ve dönüşüm halindeki esmâ, sıfat ve ef’al boyutunu yaratan ( hâriçte değil ilminde var eden) “zât-ı hakiki”yi remzeder.

    Kâbe; siyah renk ile işaret olunan “A’ma makamını” remzederken, beyaz ihramlıların sonsuz dairesel dinamizmi de esmâ âleminin “sonsuz tesbih” halini remzeder.

    Hiç başlamamış ve hiç bitmeyecek olan “AHAD”;
    sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe her an
    “KESRET”in
    (ef’al, esmâ, sıfat)’ın
    “YENİ BİR OLUŞU VE GÖRÜNÜŞÜ” ile kendisine kendisini anlatır.

    Belki birisi duyar diye. . .

    Kim duyacak ki O’nun “zikr-i hafî”sini?

    Kim duyacak ki O’nun harfsiz, kelimesiz, cümlesiz “zikr-i cehrî”sini?

    &&&
    Ben O’nu TESBÎH edemem, O kendisini TESBÎH etmedikçe.
    Hiçbir şey O’nu TESBÎH edemez, O kendisini TESBÎH etmedikçe.

    &&&
    Her şey O’nu TESBÎH eder fakat “kendisini ikincil olarak var sayan bilinç/bilinçler” bu işaretin ne anlama geldiğini ALGILAYAMAZ. . .

    &&&
    Ben; ben olarak Sen’i tesbih edemem.
    Sen; ben olarak Kendin’i tesbih edersin.

    Tesbih eden, tesbih olunan ve tesbih “tek”in üç mânâ ile açılımıdır. . . Hani gonca açılır da renk, koku ve gül olur. . . Gonca nerede? Hâlâ görmüyor musunuz? Renk, koku ve güldür artık o.

    Gonca kendisini; Gül,Renk ve Güzel Koku olarak “tesbih” eder.
    Tesbihine; yaprak, dal,kök ve DİKEN’i de dahil eder.

    An gelir o güzelim râyiha kurur çürür ve yeni hâl’ine böcekleri, sinekleri, çürükçül bakterileri dâvet eder. . . Tesbih insan âleminde bitmiş, hayvan âleminde tüm “onlara göre olan güzellikle” devam etmektedir.
    Yine an gelir goncanın madde boyutu biter de enerji boyutu başlar. Tesbih uzaysız, zamansız âlemdedir artık.

    Daha ötesi ?

    Rabbul Alemîn… Sonsuz âlemleri vehminde var eden Rabbul Erbâb… Rab… Allah…Ahad…hep-hiç…HÛ

    &&&
    Eyvâh tesPihimin ipi koptu. Kopsun üzülme. Zaten tesPih bidattir.
    Parmaklarımı mı kullansam TesPih yerine O’nu tesBih ederken?
    Ama sayıyı karıştırırım. Doksan dokuz yerine bir eksik iki fazla söylersem.

    Üzülme anacığım… sen yaşlısın… senin her türlü tesbihin Allah katında MAKBULdür… sen bildiğin gibi tesbih et… her şey kendi hâlince kendisini tesbih ediyorsa üç aşağı beş yukarı ne zararı var?
    &&&
    ısırgan & gül
    urtica.rose@hotmail.com

  8. 8 saim 16 Ocak 2008, 6:27

    “Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.” dedi. “Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et.” dedi. (AL-İ İMRAN SURESİ-41)

    İÇSEL YORUM:

    “RABBİM, BANA BİR ALAMET (AYET) VER.” DEDİ.

    YORUM: Efal (fiiller) aleminde açığa çıkan her şey (varlıklar ve oluşlar), Rabbin yani her şeyi oluşturan esmaların (isimler) terkipsel karışımının ürünüdür. Her şey, her an haliyle bunu talep etmektedir. “Yalnız sana kulluk ederiz VE yalnız senden yardım dileriz” manası yönünde “Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.” demektedir.

    “SANA ALAMET, İŞARETLEME DIŞINDA, İNSANLARLA ÜÇ GÜN KONUŞMAMANDIR.

    YORUM: Her şey efal-fiil boyutunda var kabul edilir. Alamet, işaretleme efal-fiiller alemini anlatır. Fiiller aleminde terkipsel yapının açığa çıkarılması, yaratılmanın olduğu alan olup, yaratılan her şey bu boyutta var kabul edilir. Allah hiç bir mana ile sınırlandırılamaz, hiç bir terkiple kayıtlanamaz, eşlenemez. Zat, sıfat, esma boyutu ise Allah’a ait olup, bu boyutlar orjini itibarı ile yaratılmamıştır, her şey (insanlar da dahil) buralarda yok hükmündedir. Bu sırra da üç gün (zat, sıfat, esmadaki an, boyutlar) konuşmamak ifadesiyle değinilmiş.

    RABBİNİ ÇOKÇA ZİKRET VE AKŞAM SABAH O’NU TESBİH ET” DEDİ.

    YORUM: Yaratılan her şeyin varlığı, Rabbinin esmalarının terkipsel karışımı ile oluşur ve yaratılan her şey her an Rabbinin esmalarının terkipsel karışımı ile oluşan özellikleri doğrultusunda fiiller ortaya koyar, diyerek Allah sistemini açıklamaktadır. “Dedi” sözünü sistemini bu şekilde oluşturdu, ya da sistemi bu şekilde çalışmaktadır, diye anlamak gerekir.

  9. 9 efe09 16 Ocak 2008, 9:26

    HERŞEY HER AN ALLAH’I HAMD VE TESBİH EDER.

    ÇÜNKÜ HERŞEY RUH VE ŞUUR SAHİBİDİR
    a.h.

  10. 10 saim 16 Ocak 2008, 9:27

    Gecenin bir bölümünde O’na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O’nu tesbih et. (İNSAN SURESİ-26)

    İÇSEL YORUM:

    GECENİN BİR BÖLÜMÜNDE…
    YORUM: Kendine ait, bir varlığının olmadığını, Allah’ın varlığı ile var olduğunu anladığın an… Gecenin tamamında demiyor!… Sen mutlak manada ‘ben yokum’ diyemezsin. Çünkü sen Allah’ın varlığı ile varsın. Mutlak manada ‘ben yokum’ demek, haşa Allah yok demek manasına gelebilir ki, mutlak manada ‘ben’i yok etmek imkansızdır, çünkü ‘ben’ dediğin şeyin varlığı Allah’a dayanır. Hakikat senin kendine ait, Allah’ın varlığı dışında bir varlığının olmadığını anlamandır. Ki bu sırra “GECENİN BİR BÖLÜMÜNDE” ifadesi ile işaret edilmiştir. Kendine ait benliğinin, gecesinde -karanlığında -yokluğunda, işte o an…

    O’NA SECDE ET…
    YORUM: O’nun varlığı ile var olduğunu, O’nun dilediği manaları açığa çıkardığını, kendine ait bireysel benliğinin yokluğunu farket…

    VE GECELEYİN UZUN UZADIYA O’NU TESBİH ET.
    YORUM: Her an (uzun uzadıya), kendine ait benliğinin olmadığı (gece),
    Allah’ın varlığı ile var olduğunun bilinciyle, O’nun manalarının açığa çıktığını (tesbih) anla…

  11. 11 saim 16 Ocak 2008, 9:43

    Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O’nu tesbih et. (TUR SURESİ-49)

    İÇSEL YORUM:
    (Gecenin bir bölümünde) kendine ait bir varlığının olmadığını, Allah’ın varlığı ile var olduğunu anladığın an; (ve yıldızların batışının ardından da) tekliğin çokluğa yansıdığı ilk mahal olan, enerji kökenli ışınsal varlıkların dahi, kendine ait varlıklarının olmayıp, Allah’ın varlığı ile var olduğunu anladığın an; (O’nu tesbih et) algılanılanların, açığa çıkanların, O’nun manaları olduğunu anla, var olanın sadece O olduğunu farket…

  12. 12 bilgin 19 Ocak 2008, 3:44

    Her varlik fitratiyla yaratilmistir ve kullugunu ister istemez! yerine getirmektedir, bu onun tesbihidir. Gece ve gündüz onu tesbih etmek, ALLAH’in ekberiyetini düsünüp her an onu anmak zikretmektir!.. Yoklugunu bilmek ise secde etmekdir, daimi secde halidir.. Herseyi o engin denizin dalgalari olarak görmek ama gayri bilmemektir, varligi meydana getiren asli unsurun deniz oldugunu hatirdan cikarmamaya calismaktir, vesselam.

  13. 13 emre koksal 20 Ocak 2008, 2:48

    Es Selammm,
    once “maddi” tesbih neler anlatıyor:

    Tesbıh denınce aklıma ılk gelen “tane tane” kelımelerı oldu. (tane tane okuyun)
    Sonra tesbıhı aldım ve baktım “bırbırını takıp edıyordu tanelerin hepsı”
    En basında bır ımame vardı .
    Bellı bır sayıdan sonra ve bilincli bir cabadan sonra geliniyordu “imameye” .
    Tesbıhe “dızılenlere” baktım ve gordum kı hepsı bır ıp boyunca yanı bır yorunge boyunca sıralanmıslardı ve hıcbırısı kendı basına hareket etmıyordu ve hepsi belli bır “sayıya” goreydi. 33, 99 (99 Esma), 999 ve hepsının sonunda yine IMAMEYE geliniyordu.
    (Omurgamız neden 33 kemıkten olusmus acaba ?)
    Imame ıkı ucu bırlestırır veya baska bır deyısle, Imame ıkı ucu ayırır. (denizler karısmıyor belki)

    Peki imame ne demek?
    Arapca karsılıgını ınternette su sekılde buldum
    İmame“`, tesbih başlığına verilen isim.
    Baş, imam yani önder veya ilk anlamına da gelmektedir…
    Peki, dedim o zaman, soyle dusundum, bır seyın varlıgı yerıne, bırseyın yoklugunu dusunursek ne olur?
    Yani Tesbıhten ımameyı kaldırırsak ne olur?
    Tesbihi yine cekebiliriz ama sayıyı, yani bilinci, bilincle yapılanı yani ZIKIRI kaybederız. (hersey bir sayıya gore…) “Kayboluruz”. (belki de gayb oluruz demek daha dogru)
    360 derecelik bir daıreyi yine elde ederız ama “bılıncsız” bır daıre.
    (belki hepimiz meczubuz da farkında degılız, tesbih taneleri gibi, ama imameye ulasan BILINCE ulasıyor belki)
    Tesbıh zaten TESBIH halınde (ALEM), onu (yani tesbıhı) bizim icin ZIKRE cevıren yani anlam kazandıran IMAME.
    Imame bizim ne kadar yol aldıgınızı “guvenılır sekılde” bize anlatır. Kapatın gozlerınızı ve tesbıhınızı cekmeye baslayın, bilirsiniz ki (IMAMe ye guvenırsınız kı) bır sure sonra 33 u tamamlayacaksınız.

    (Omurgamızda neden “33” adet kemık var acaba?
    Sistemimizin calısmasını saglayan sinirleri koruyan, kimi anlatımlara gore 1. ‘chakra’da uyur halde bulunan gucun, kafamızın en tepesıne yukselmesıne kanallık eden o enerjının gecıs yolu olan omurgamız, neden 33 adet parcadan olusmus? Ve namazda neden 33’er defa tesbıh cekıyoruz?)

    Tesbıhte IMAME “eminlıktır”.
    Imame İKİ UCUN karısmasını engeller. (iki denizin karısmasını engeller belki )
    IMAME, Ikı ucu SINIRLAR, kozmozu ayakta tutar, sistemi ayakta tutar.

    KAOSu (karısıklıgı) KOZMOZa (düzene) ceviren IMAME dir.
    Anlamsızlıgı ANLAMa ceviren IMAMEdir.

    Ozetle Tesbihi “tesbih” haline getiren imamedir. Veya TESBIHI, ZIKIR halıne getiren ımamedır.
    Yorungeye dızılmıslerı tek tek adım adım gecerek imamaye ulasmak…

    Ve bir soru :
    Tespih tanelerine esmalar dersek, imameyi tesbihin tanelerinden saymadıgımıza gore, imame nedir ?
    Yoksa IMAME, “SUBHAN”mı dir?
    Yoksa 99 Esmaı Serıfi bir arada tutan mıdır?

    Bildigimiz Tesbıh aynı zamanda KIBLEMIZIN hangi tarafta oldugunu gosteren bır yön bulucudur.
    Sevgili kayınvalıdemden ogrendıgım bır konu bu. (kendisi okuma yazma bilmez, nerdeyse.)
    Tesbıhı IMAMEden tutun, tesbıhınız donmeye baslar ve kabemız yonune geldıgınde tesbıh durur.

    Peki maddi olmayan anlamda tesbih kelimesı neden SUBHANALLAH kelimesi ile anlatılıyor?
    Namazlardan sonra neden “SIRASI ILE” SUBHANALLAH, Elhamdulıllah, Allahu Ekber
    okunuyor?
    6 surenin tesbih ile basladıgını okudum.
    6 neyi simgeliyor?
    Kisi kendi yoklugunu farkedince mi SUBHANALLAH diyor yoksa?
    Namazda okunan ılk dua SUBHANeke degil mi?
    Yani “HUZURA” vardıgımızda “TERTEMIZ GUL BAHCESINE” gelmemiz lutf edildiginde okunan ilk dua neden SUBHAN ile baslıyor.
    Yoksa biz yok muyuz?

    Hep kullandıgımız, bildigimiz tesbıhımızın aklıma getırdiklerı bunlar.
    Hani holografik evrenden bahsediyoruz; butun, her parcada algılanabilirse eger, manevi tesbihin de, maddi olan tesbihte bize gorunmesi gerekir diye aklıma geldi.
    Maddi olan tesbih “ruhsuz”, o tesbihe “anlam” katan, o tesbihi kullanan “kisi” mi acaba?
    ALEM ve ADEM.

    Sevgi saygı ve selam ile
    … emre k.

  14. 14 emre koksal 20 Ocak 2008, 2:51

    Es Selammm,
    namazda tesbihatımızda, okunus sırası ıle ılgılı su bılgıye rastladım.
    http://nedir.antoloji.com/tesbih/

    Üveys Efendi Karaman’da fetvâ işlerine bakar, bir taraftan da halkın irşâdı ile meşgûl olurdu. Bu hizmeti yaptığı sırada Karaman’da bulunan müderrislerden Mevlânâ Dâvûd, Üveys Efendinin kerâmet sâhibi bir zât olduğunu işitince onu halkın gözünden düşürmek için imtihan etmek maksadı ile yanına gitti.
    Konuşmaya başladılar. Üveys Efendi sohbetiyle müderrisi hayran bıraktı. Onun hatırında olan nice müşkül meseleleri daha o sormadan cevaplandırdı. Cevapları ve îzâhları son derece iknâ edici ve rahatlatıcıydı.

    Müderris Mevlânâ Dâvûd’un merak ettiği meselelerden biri de şu idi:
    “Namazdan sonra tesbih çekerken neden önce,
    ‘Sübhânallah’ sonra ‘Elhamdülillah’ sonra da ‘Allahü ekber’ deniliyor, bunun hikmeti nedir?”

    Niçin önce ‘Allahü ekber’ denmiyor, diye düşünüyordu. Bu hususta tatmin edici bir îzâh da bulamamıştı.

    Üveys Medenî hazretleri onun bu müşkülüne şöyle cevap verdi:

    ‘Kulların kalpleri mâsivâdan yâni Allahü teâlâdan başka her şeyin sevgisinden temizlenmedikçe (ki bu da ‘Sübhânallah’ demekle olur) nîmetlerine şükredemez.

    Şükretmeyen de yâni ‘Elhamdülillah’ demeyen de O’nun azâmetini, büyüklüğünü anlayamaz.

    Bundan sonra da; ‘Allahü ekber’ der.

    Bu sebeple tesbih bu tertib üzeredir.’ buyurdu…

  15. 15 Düşünen Adam 20 Ocak 2008, 11:17

    Evrendeki hiç bir varlığın tekrarı yok, her biri orijinal ve benzersiz. (Bu durumda her bir varlığın tesbihi de orijinaldir) O sebeple hakiki tefekkürün sonucu da özgün ve benzersiz olup, paylaşımları da değerli ve öğretici oluyor. Ne güzel düşünmüşsünüz, bizimle de paylaştığınız için teşekkürler E.K.

    Her bir varlığın kendine özgü orjinal tesbihini seyretmekten çok keyif alıyorum. (Taklitler aynı keyifi vermiyor) Çünkü biliyorum ki benzersiz muhteşem bir şey seyretmekteyim. Bu sahneyi kaçırırsam, bir daha sonsuza dek benzerini göremeyebilirim.

    Yarattığın her bir güzellik için ve bize sunduğun nimetler için Sana sonsuz şükürler olsun Rabbimiz. Bütün tesbihler Senin içindir, övgüler Sana yaraşır, şükür ve hamd da yalnız Sana\’dır.

    Sübhansın Ya Rab, Allahuekber!..

  16. 16 heaven 20 Ocak 2008, 6:45

    Şimdi yazacağıma “ne alaka?” diyeceksiniz belki, ama madem beyin fırtınası yapıyoruz, varsın alakasız olsun.

    Bir sitede şöyle bir soru sorulmuş, dikkatimi çekti..

    “Yeryüzünde kan döken insan görünümlü varlıklar mevcut iken, neden Kabil katillerin ilki sayılmaktadır?”

    Ne yalan söyleyeyim, güzel soru!

    Cevap: Kabil ilk katil değil, Habil öldürülen ilk İNSAN idi. O sebeple, yani ilk İNSAN öldüren kişi olarak, katil etiketi ile etiketlendi.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: