Beyin Fırtınası (22)

Kur’an Kavramları (1): ALLAH’A BORÇ VERMEK

Hayat rehberimiz Kur’anda geçen bazı kavramları tasavvufi bakış açısı ile yeniden ele almanın, tefekkür etmenin, zahir kalıplarından öte içsel yorumlarını sezmenin vakti çoktan geldi de geçiyor bile. Bu hafta sizlere ilk kavramı sunuyoruz: ALLAH’A BORÇ VERMEK!..
Bakara-245– Kimdir o ki, Allah’a karşılıksız (güzel) borç verir de Allah da bu borcu ona kat kat fazlası ile öder. Kısıtlayan da bol bol veren de Allah’tır. Döndürüleceğiniz yer O’nun katıdır.

Hadid-11Çıkar amacı gütmeksizin gönüllü olarak Allah’a borç verecek olan var mı? Allah ona verdiğini kat kat fazlası ile geri verir. Ayrıca ona onurlandırıcı bir ödül vardır

Tegabün-17 -Eğer Allah’a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah şükredenlere karşılık verendir, halimdir.

Not: İpucu yazılar okumak, araştırarak cevap vermek isteyenler arama motorlarına ‘ALLAH’A BORÇ VERMEK’ yazarlarsa pek çok makale gelecektir. Lütfen araştırarak, düşünerek yorum yapalım.

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

Reklamlar

17 Responses to “Beyin Fırtınası (22)”


  1. 1 oguz 7 Ocak 2008, 12:16

    Oncelikle yukarida bahsi gecen uc ayetin de Arapca orijininde tam olarak “karz-ı hasen yani güzel bir ödünç” kavraminin gectigini belirtmekte fayda goruyorum.

    Buna ilaveten yine yukaridaki ayetlerin meal olarak yaniltici olabilecegi dusuncesindeyim. Ayni ayetleri oncelikle sayin Hasan Guler’in calismasindan tekrar okunmasinin faydali olacagi gorusundeyim. Degerlendirmeyi kendiniz yapacaksinizdir, diye dusunuyorum.

    http://www.ahmedhulusi.org/kuran/

    Bu noktalari oncelikli olarak belirttikten sonra. Kendimce bu “guzel ödünc” kavrami uzerine soyleyebileceklerim su sekildedir:

    Ortaya konulan her fillin sistemde bir sonucu oldugunu ve dolayisi ile ‘sizce guzel olan fiilleri ortaya koyun ki ayni sekilde karsiligini alacaginiz icin pisman olmayin’, seklinde bir uyari. Yani ne ekersen onu bicersin. Dolayisi ile guzel bildigini ek ki veya odünc ver ki, alirken ayni turden olsun alacagin.

  2. 2 bir'ol 7 Ocak 2008, 2:35

    Ayetlerin orjinalinde ”kardan hasenen” (güzel bir ödünç) tabiri geçiyor ve ayetlerin devamında da ”Allah güzel bir ödünç vereni fazlasıyla, kat kat mükafatlandırır” diyerek sistemini belirtiyor..
    Demek ki kardan hasenen hitabı, sistemde ki zekat gerçeğinin ayetler şeklinde insana bildirilmesi…
    Ne verirsen elinle o gelir seninle..

  3. 3 Hikmet 7 Ocak 2008, 5:06

    Merhaba,

    Elbette bildiğimiz gibi burada da sanki karşımızda bir Tanrı varmış ve hediye veriyormuş gibi anlamamamız gerekir durumu diye düşünüyorum. Ve eğer Allah kavramını yani Hz. Muhammed Mustafa sav’in açıkladığı Allah kavramını iyice anladıysak, burada bahsedilen güzel borç elbette kendini idrak ettirecektir.

    Elbette her ayetin bir batıni, bir de zahiri tefsiri düşünülerekten.

    Selamlar
    Hikmet

  4. 4 Zekeriya Bağcı 7 Ocak 2008, 6:10

    KEHF Suresinde Hz. Musa’ya Hz. Hızır’ın uyarısı var ;

    68- “İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?” Bilincinde çözemediğin veya sebebi sana fark ettirilmemiş bir olay karşısında seni doğrudan teslimiyete götürecek sadece ilmin değildir.
    Bu noktada aklınla veya ilminle kavrayamadığın gerçekliğe ancak; iman ederek failde fiili ortaya koyanı bilerek faili suçlamadan neticesini beklemektir. Burada akıl değil de iman ile yürüyeceğini bilmelidir.
    Akıl vehme yenik düşebilir ; pek çok manalara ve yorumlara sebebiyet vererek seni perdeli kılacaktır. Bu perde zulmani perdedir neden olmuş olabilir ne anlatmak istedi azabı ile yakarsın kendini.
    Oysa ki; tüm bu dileyişin TEK’in dileyişi olduğunu bilerek “neylerse güzel eyler” borç vermektir.
    SELAM üzerinize olsun

    Sevgili Ahmed HULUSİ bakın bu konuda ne demiş;

    Dünya hikmet yurdudur; ve bu dünyada oluşan her şey, kendinden evvelki sebepler etkisiyle yönünü bulur… Bu yaratan Allah’ın sistem ve düzenidir.

    Bir olaya karşı, “tedbir almayarak tevekkül ettiğini”, söyleyenin hâli, takdirinde, tedbir alma durumunun söz konusu olmayışındandır!.

    Kim, ne zaman, nerede, hangi şartlar altında tedbir alarak, o olaya yön veriyorsa, bu da, takdirin o istikamette oluşundandır!.

    Tevekkül, olaya tedbirle yaklaşmamak değil; ne olursa olsun, olanın Allah’ın takdiriyle bu şekilde meydana geldiğini görmektedir!.

    “Allah’ı -özünde- vekil tutmak”, bâtınen tedbir alma kuvvesini devreye sokmaktır; işi başkasına ve dışındaki tanrıya havale etmek değil! Burayı iyi anlamaya çalışın.

    Avam, tedbir alır; tevekkülden uzaktır!.
    Havas, tedbiri terk eder; takdir neyse o olur; diyerek takdir edeni görmeye çalışır!.
    Has-ül havas, tedbir alır; takdir edeni müşahede eder; tedbirin, takdir edenin takdiriyle açığa çıktığını seyreder… Seyreden, “Kendi” olur!.

    İşte, “şirki hafî” yâni gizli şirk bu üçüncülerde ortadan kalkmıştır!.
    Mutlak olarak takdir edilen yaşanacaktır, tüm tedbirlerle beraber.

  5. 5 saim 7 Ocak 2008, 8:29

    Karşılıksız, çıkar amacı gütmeksizin kavramlarıyla; borç, ödünç kavramlarını birbiriyle nasıl bağlantılandırabiliriz?.
    Bir şeyi, birine borç veya ödünç verdiğimizde karşılık olarak, verdiğimiz şeyi alacağımızın beklentisi içine gireriz!..

    Yorumculardan yüzeysel, vazife savar gibi cevaplar yerine, daha derin, gerçekçi, kelime ve manalara odaklı cevaplar yazıp, bizleri aydınlatacak yok mu??? Sistem demek kolay, ya Allah?…

  6. 6 nazan 7 Ocak 2008, 11:45

    Saim kardeşim yorumunuzu okuyunca düşüncemi paylaşmaya karar verdim.

    Ben de sizin gibi tamamen aydınlanma ihtiyacındayım. Şöyle düşündüm: Birim varlık borç verir ancak ve bizi yaradan da tabi bu zaafımızı bildiği için bizi bu şekilde teşvik ediyor. Allah ise KARŞILIKSIZ VERENDİR. Kim imanını amel karşılığı alabilir ki.

    ‘Allah ahlakı ile ahlaklanın’ önerisi zannederim belirli bilinç boyutuna ulaşan varlıklar için yapılmıştır.

    Allah anlayışımızı arttırsın ki daha iyi anlayalım inş.

  7. 7 md 8 Ocak 2008, 1:30

    Bu konuda dostların beyin jimnastiklerine yardımcı olacak iki alıntı ve bazı linkleri arz ediyorum.

    AHMED HULÛSİ’DE KAVRAMLAR:

    1-“ALLAH’A BORÇ VERMEK”

    “Allah’a güzel bir borç verecek yok mu?” (Bakara 245)

    “Eğer Allah’a ödünç verirseniz onu kat kat artırır.”

    Yapılan iyilik veya hizmet, sûreten falanca kişiye; fakat hakikati itibariyle onun öz boyutundaki TEK’e dir.

    Dolayısıyla kim kime iyilik yaparsa veya kim kime kötülük yapar yüz çevirirse, hep TEK’e yapmış olur bu davranışını!

    2- “ALLAH’IN SATIN ALMASI

    İnsanlar çeşitli şekillerde geçinirler…
    Kimi satılıktır…
    Kimi Leasing yollu alınır…

    Kimi kira geliriyle geçinir… Evini, arabasını, parasını ya da organlarını kiraya vererek ömrünü sona erdirir!

    Satanlar çeşitlidir… Kimi kalemini satar… Kimi ayağını satar… Kimi kolunu, kimi bacağını, kimi omuzunu, kimi beynini, kimi böbreğini, kimi başka bir organını, kimi canını, kimi de ruhunu ya da imanını satar!

    Satılanların bazısının alıcısı Allah’tır; bazısının ise kulları…

    “Allah onları satın aldı…..” hükmünü duymadın mı?

    Kimi iman yollu kulluk eyler, kimi küfür yollu kulluğunu yerine getirir; bunu da ancak gönül perdesi kalkmış olanlar seyredebilir.

    Bazılarını da, diğer daha varlıklılar satın alırlar..

    Leasing ile satın alınanlar da vardır..

    Bunlar uzun vâdede teslim alınırlar ücreti mukabilinde… Ödemeler tamam olduğunda mal edinilirler!

    İnsanların çok büyük çoğunluğu ise kira geliriyle yaşar!

    Kimi evini kiraya verir, onun geliri ile yaşar; kimi arabasını ya da arsasını kiraya verir onun geliri ile yaşar; kimi de parasını kiraya verir, onun geliri ile yaşar…

    Ama esas kiralananlar bunların ötesinde olanlardır…

    Beynini kiraya verir, geliriyle yaşar…

    Kulağını ya da gözünü kiraya verir bunun geliriyle yaşar…

    Dilini kiraya verir, bunun geliriyle yaşar…

    Elini, kolunu kiraya verir, bunun geliri ile yaşar…

    Gövdesini kiraya verir, bunun geliri ile yaşar…

    Bacaklarını, ayaklarını ya da bu mıntıkadaki başka organlarını kiraya verir, bunun geliri ile yaşar…

    Velhâsılı kelâm, herkes bir yoldan kira geliri elde ederek yaşamını sürdürür!

    Bu arada kimileri de diğer kiralıkları beğenmeyip, kendilerine göre bir tasnif yaparlar; bu kiralıklar daha iyi ya da kötü diye!

    Kimi, kiraya verdiğiyle kendini tüketip geçer gider; kimileri ise kiraya verdiği ile yedi milleti tüketip geçer!

    Zor şey yaşamak!

    Kimine kul;

    Kimine belâ olmadan,

    Yaşamak!

    Kimileri, kira gelirini gübre eder gider; kimileri kira gelirini nûra tahvil eder!

    Sermaye Allah’tan!

    Sermayeye tâlip de gene Allah! Ama bazıları onu seçmezler müşteri olarak!

    Kira gelirini ne yolda kullandığın da çok önemli!

    Kime satıldığın ya da kiralandığın da çok önemli; zîrâ getirisi sonuçta ebedi yaşamını etkileyici!

    Hangi organının geliri ile, ne satın aldın ya da kiraladın?

    Dünya ticaret dünyası!

    Kimi, yatırımını dünyada bırakıp gideceği şeylere yapıyor; kimi de ahrette karşılığını almak üzere “karzı hasen” – borç veriyor! Dünyası karşılığı ahret satın aldığını düşünüyor!

    Zor şey yaşamak!

    Bir tarafını kiralamadan geçinip, kimseye yük ya da dert olmadan geçip gitmek!

    Zor şey el elinde, el işinde çalışmak!

    Malının, pahasını değerini bulmak!

    Organlarının kirasıyla geçinmek bir yana; namus, şeref, haysiyet ve ebediyetinin karşılığı olan kira geliriyle yaşamak..? Yaşarken dem be dem tükenip gitmek!

    Satılık adam ya da kadın derken; kendimiz neyi pazarlayıp, neyin geliriyle yaşamaktayız, düşündük mü acaba hiç?

    Kiralamış organını onunla geçiniyor, derken; neyimizin kirasıyla geçinmekteyiz, düşündük mü hiç?

    Mirasyediler de var elbette bu dünyada! Ölmüşün ya da ölmemişin, ölememişin mirasını yiyenler de bir hayli!

    Büyük pahalar karşılığı toplanan sermayeyi yiyenler de bir hayli… Varlıklarını pazarlıyorlar onlar da… Varlığın bir parçası olmanın karşılığını alıyorlar…

    Satılan ya da kiralanan organların da pahası var elbette!

    Bazen ucuz mal bulup kiralıyorsun ya da satın alıyorsun ki, uzun vâdede pahalı maldan kat be kat pahalıya mâloluyor sana!

    Ucuzdur vardır illeti; pahalıdır vardır hikmeti!

    ‘’Ucuz mal alacak kadar zengin değilim!’’ … türünden sözler bu gerçeğe dikkati çekiyor!

    Pahasını ödemediğin şeyi asla elde edemeyeceksin!

    İster satın almak iste, ister kiralamak; mutlaka onun pahasını ödemek zorundasın!

    Neyin karşılığında Allah’ın seni satın almak istediğini öğrenmek istiyorsan “Kitab”ı iyi “OKU”!

    Hor görme dostum, garîbi!

    Hor görme dostum, fakîri!

    Hor görme dostum, Allah sermayesi organlarının kirasıyla geçinip gideni!

    Aynaya bak!

    Sonra dön bir daha bak!

    Basiretinle gör bak, bakalım neyin geliriyle nasıl geçinip gidiyorsun?

    Eline geçenlerin pahasını neyinle, nasıl ödüyorsun?

    Tik tak… Tik tak… Tik tak!

    Saat durmadan çalışıyor; aybaşı neredeyse hergün gibi geliyor; kiraya verdiğin nesnen dem be dem eskiyip değerini yitiriyor!

    Eskidikçe değeri artan tek organ, ilim-irfan yüklü beyin! Ve hâsılası iman; ya da ikân!

    Satılacaksan Allah’a satıl!… Kiralayacaksan Allah’a kirala!… Sakın kimseye de dil uzatma!

    LİNKLER:

    A. F. Y.:
    http://sufizmveinsan.com/cuma/hayatiseyretmek.html

    OSMAN NURİ TOPBAŞ:
    http://www.gonuldunyamiz.com/makaledetay.php?makaleNo=88

    http://www.nurulizah.com/modules.php?name=Encyclopedia&op=content&tid=1481

    HADİD SURESİ TEFSİRİ:
    http://www.hakikat.com/dergi/95/hadid95.html

    http://www.gonullersultani.net/modules.php?name=Encyclopedia&op=content&tid=1350

    BİR CUMA HUTBESİ:
    http://www.mardinmuftulugu.gov.tr/hutbeler/kasim/2.hafta.doc

    HASAN GULER- KURÂN-I KERÎM “B” MEÂLİ:
    http://www.ahmedhulusi.org/kuran/057_hadid.htm

  8. 8 Hikmet 8 Ocak 2008, 11:13

    Derin tefekkür ve idrak ile TESLİMİYET = Allah’a güzel borç vermek (diyebilir miyiz acaba?)

  9. 9 SOR 8 Ocak 2008, 1:52

    Yukardaki Sn. “md” nin yorumunda geçen, Üstad’ın yazısından bir küçük alıntı:

    “Kimi, yatırımını dünyada bırakıp gideceği şeylere yapıyor; kimi de ahrette karşılığını almak üzere “karzı hasen” – borç veriyor! Dünyası karşılığı ahret satın aldığını düşünüyor!”

    “ALLAH’ a borç vermek” ibaresi ve bunun gibi ifadeler değerlendirilirken, şöyle düşünsek;
    ALLAH ismi ile anlatılan, bir sistem ile vardır. Ama O, aynı zamanda sisteminden – sistemlerden – alemlerden Ganiy’ dir.
    Ayetlerin, matlaı, zahiri, batını, batınının da batını düşünülünce, zahirini yani sistemde yerini bulan ve de fizik, kimya, biyoloji, astroloji, tıp gibi ilimlerle grift olan anlamını mı düşünüp-tespit ediyoruz..
    Yoksa, batınî anlamları açısından sistem yanısıra, sistemde var olan bilinç ile ve bundan dahi beri ve özde olan… ilim boyutlarıyla mı ilgili, iyi düşünmek lazım.
    Hz. Muhammed’ in dahi ifadelerinde, O’nun Nübüvvet yönüne denk düşen, veya Risalet yönü ile vermek istediği anlamlar iyi tahlil edilmeli kanaatindeyim.

    Özetle, Rahman olan ALLAH, yokluktan bize dönük olan yönü itibariyle bir sistem birlikteliğinde algılanabilir. Ve iş bu hal içerisinde belli anlamları zahir kılabilir. Bizim için ise önemli olan, “VARLIK”ımızda işler halde olan bu durumun boyutlarını doğruca, yerli yerinde tespit-idrak edebilmektir.
    Aksi halde ya tenzihte aşırıya kaçıp şirke, ya da teşbihte dengesizliğe kayıp küfre düşeriz. Her iki hal de NEFSe zulmetmek oluyor.
    Saygı ve sevgilerim eşliğinde efendim.

  10. 10 Zekeriya Bağcı 8 Ocak 2008, 1:55

    Borç vermek iki noktada gerçekleşir; birincisi borç verdiğinin sevgisine nail olmak için; diğeri ise verdiği borcun karşılığında bilinmedik bir yerde en ihtiyaç duyulan ortamda verilen borçtan ötürü sağlanacak fayda umularak. Burda ki bilinç mutmaine bilinci olabilir diye düşünebilir miyiz?
    SELAM üzerinize olsun.

    Hz. Hızır ile Hz. Musa nın arasının ayrılışı da söz konusu iligi ayetler de;

    77-) Fentaleka* hatta iza eteya ehle karyetinistat`ama ehleha feebev en yudayyifuhüma feveceda fiyha cidaren yüriydü en yenkadda feekameh* kale lev şi`te lettehazte aleyhi ecra;

    Bunun üzerine yine bir gittiler… Nihayet ahalisinden yiyecek istedikleri bir karye (kasaba, şehir) ehline (insan aleminin beden memleketine) vardılar… Ama onlar (ahali) bu ikisini misafir etmekten kaçındılar… Derken orada yıkılmayı dileyen bir cidar (duvar) buldular, (Hızır; Zati Kudret) tuttu onu ikame etti (doğrulttu, dikti; Hakkani muşahade’yi kaim kıldı) … (Musa) dedi: “Eğer isteseydin elbette buna karşılık bir ecr/ücret alırdın (amelinin karşılığında sevap istemek?)”.

    78-) Kale hazâ firaku beyniy ve beynik* seünebbiüke Bi te`viyli ma lem testetı` aleyhi sabra;

    (Hızır) dedi: “İşte bu benimle senin aramızda bir fırak (ayrılma) dır (İndimden olan rahmet ve ledünnümden olan ilim ile Allah ahlakı gereği bunları yaparım; yaptıklarımın sevap, makam gibi bir amacı yoktur) … Sana, sabretmeye muktedir olamadığın o şeylerin (Bi-) TE’VİL’ini haber vereceğim”.

  11. 11 H.u 8 Ocak 2008, 3:06

    Acizane aklıma gelen ilk şey şu oldu.. A. K. Ciyli hz.nin İnsan-ı Kamil adlı eserinden..

    “Sen sende olma.
    Hatta sen de olma.
    Bırak sende dilediği gibi tasarruf eden Allah olsun.”

    Ahmed Baki’nin bir yazısında şöyle bir sözü vardı..
    ” – Karşılıksız vermenin de SIRRINA erebilirsen.” diye…
    O SIRRA ermeyen muhakkak ki bir karşılık, bir beklenti içinde olacaktır, amma hayalindekinden, amma karşısındakinden…

  12. 12 saim 8 Ocak 2008, 11:17

    1. YORUM:

    BAKARA SÜRESİ:
    243-) Elem tera ilelleziyne harecu min diyarihim ve hüm ülufün hazerel mevt* fekale lehümüllahu mutu sümme ahyahüm* innAllahe lezufadlin alenNasi ve lâkinne ekseranNasi la yeşkürun;

    Ölüm korkusuyla, binlerce (kişi) oldukları halde yurtlarından çıkanları görmedin mi?.. Allah onlara: “ölün” dedi; sonra da onları diriltti… Şüphesiz ki Allah insanlara gerçekten FAZL (lutuf) sahibidir… Ama insanların ekseriyeti şükretmezler.

    BATINİ MANA: İnsanlar; bedeninin, benliğinin, çevresinin kabulüyle binlerce özelliğe sahip çıkarak kendini sınırlı-sonlu-çokluk içinde VAR sanır. Ölümden korktuğu için yani YOKluktan uzaklaşması sebebiyle, birimsel varlığına yapışır. Bu halleriyle yurtlarından yani Allah’tan, sınırsız -sonsuz teklikten çıkmıştır. Halbuki çözüm ölümde yani YOKluktadır. Allah onlara ölün dedi, yani sınırsız-sonsuz tekliğini açıkladı, onlar da YOKluklarını anladılar ve gerçek varlıklarıyla dirildiler, tekliğe erdiler, hakikati bildiler. Allah varlığını en fazla insanlarda aşikar etmiştir. Ama insanların çoğunluğu şükretmezler yani özlerindeki Allah’ı ve özelliklerini görmezler.

    NOT: DEVAMI İNŞALLAH SIRADAKİ YORUMDA…
    (Önceki yorumuma cevap yazan Nazan kardeşime teşekkürler.)

    _____________________________________________

    2. YORUM:

    BAKARA:

    244-) Ve katilu fiy sebiylillâhi va’lemu ennAllahe Semi’un ‘Aliym;

    Allah yolunda savaşın ve iyi bilin ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.

    İÇSEL YORUM: Allah yolunda savaşın yani bedeninizin, benliğinizin, çevrenizin olmadığını, var olanın sadece Allah olduğunu anlayın. Allah Semi’dir, Alim’dir yani Allah dışında var sanılanlar Allah’ın bize algılattığı (Semi) İlimler(Alim), ilmi suretlerdir.

    NOT: DEVAMI İNŞALLAH SONRAKİ YORUMDA…

    245-) Menzelleziy yukridullahe kardan hasenen feyudaıfehu lehu ad’afen kesiyreten, vAllahu yakbidu ve yebsut* ve ileyhi türceun;

    Kimdir o (adam) ki Allah’a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) versin de Allah da onu (verdiğini) ona (veren ele) bir çok kez katlayarak artırsın… Allah kabz eder (daraltır, kısar) ve bast eder (yayar, açar)… O’na döndürülmektesiniz.

    _____________________________________________

    3. YORUM:

    BAKARA:

    245-) Menzelleziy yukridullahe kardan hasenen feyudaıfehu lehu ad’afen kesiyreten, vAllahu yakbidu ve yebsut* ve ileyhi türceun;

    Kimdir o (adam) ki Allah’a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) versin de Allah da onu (verdiğini) ona (veren ele) bir çok kez katlayarak artırsın… Allah kabz eder (daraltır, kısar) ve bast eder (yayar, açar)… O’na döndürülmektesiniz.

    İÇSEL MANA: Kim Allah’a güzel bir ödünç verirse yani kişi kendisine ödünç olarak verilmiş varlığının, Allah’ın özelliklerine dayandığını anlar ve bunları açığa çıkarmak için gerekli çalışmaları yaparsa gerçek ve güçlü varlığa kavuşmuş olur. Allah; insanda açığa çıkardığı özellikleri kısar, açar, çünkü bu özellikler Allah’ın varlığına aittir.O’na döndürülmekteyiz yani her an her yerde O’nun özelliklerini (esmalarını-manalarını) açığa çıkarmaktayız.

    NOT: Belki biraz geç olacak ama, herkeze SELAM, SEVGİ ve SAYGILAR…

    _____________________________________________

    4. YORUM:

    Öz-içsel manayı düşüneceksek; o boyuttan-mertebeden bakacaksak, Allah’a karşılıksız ödünç vermek kavramını, “sanki biz Allah’a ödünç veriyormuşuz gibi algıya yol açacak, yumuşatılmış açıklamaları bile” kabullenmek içimden gelmiyor. Ödünç veya borç alan biri varsa onun da insan olması gerekmez mi?!.. İnsan varlığını oluşturan Allah’a ait özelliklere “benim diyerek” sahip çıkmamalı. İnsan ödünç olarak aldığı özelliklerin Allah’a ait olduğunu anlamalı ve bu bilinçle yaşamalı. Çünkü gerçek, hakikat budur. Gerçeğin gereğini yerine getirmeli. Bunu dünyada veya ahiretde karşılık beklemeksizin, çıkar amacı gütmeksizin, gönül hoşluğu ile, güzel yapmalı. Çünkü zaten bu özellikler Allah’a aitti. Allah bu özellikleri sana karşılıksız verdi. Biz de bu özellikleri karşılık beklemeden gerçek sahibine Allah’a teslim etmeliyiz. YAPACAĞIMIZ ÇALIŞMALARLA BU ÖZELLİKLERİ ASLINA DÖNÜŞTÜRMELİYİZ. Yani ödünç olanı Allah’a vermeliyiz.

    _____________________________________________

  13. 13 saim 9 Ocak 2008, 5:32

    Allah’a ödünç verinle, Allah’a verin ödünçü arasındaki anlam farkını görebiliyor muyuz?..Görebiliyorsak, Kuran’ın neden ağır ağır, kelimeler üzerinde durarak okunması gerektiğini anlamış oluruz!…Belki de; Kuran çevirilerinde en büyük hatayı, Arapça dil yapısından kaynaklanan, bize göre devrik cümleleri düzeltmekle yapıyoruz?!..

  14. 14 Ersin Bircan 9 Ocak 2008, 5:33

    AÇIKLAMA 1:

    Allah’a ödünç vermek:

    Tefekkür edince şöyle bir düşünce hasıl oldu bende…
    (Allah biraz sonra anlatacağım her şeyden münezzeh ama konuyu anlatma bağlamında böyle zorunlu bir giriş yapmak zorunda kaldım.)
    Bildiğimiz gibi Allah mutlak varlık kendisinden gayrı yok. Bizim algıladığımız ya da algılayamadığımız her şeyi ilminde yaratmış, her şey vehim nurundan meydana gelmiş aslı hayal. Her şey hayal ama, Allah aslı hayal olan (ama bizim varsaydığımız) her şey için aynı zamanda Malik el-mülk. Buradaki malik ve mülk kavramı iyi anlamak lazım. (BKZ. Üstad kavramlar, Esma-ül Hüsna İmam Gazali)
    Allah atomaltı boyutta da, varsaydığımız madde boyutunda da, üst madde boyutunda da yani hiç mesabesinde bulunduğumuz sonsuzluk ve sınırsızlık skalasında her şeyi yaratan ve her şey varlığı Allah ile kaim. Her şeyde onun ilmi, iradesi, kudreti, onun zuhuru var ve hiçbir şey Allah’tan öte değil (lem yelid velem yuled). Kesret boyutunda kaim olarak düşündüğümüz her şeyde Allah’ın vechi var bize göre. Oysa Hakikatte sadece zaten O var ve O tüm buraya kadar anlattıklarımdan da münezzeh.

    Şimdi insan, içinde yaşadığı boyutta vehmettiği benliği ile yaşamını sürdürüyor. Benlik olduğu için de, içinde yaşadığı boyutun şartları ve gereklilikleri doğrultusunda duyuları ve hissedişleri mukabilinde özellikle de elde ettiği faydalar yönüyle tasarruf ettiği pek çok şeyi de sahipleniyor. Ama ilk paragrafta yazmış olduğumuz ilim doğrultusunda benliğinin hakikatinin (nefsinin) ne olduğunda da, hakikatte tasarruf edende de perdeli. Ya hakikatini hiç bilmeden yaşıyor ya da bu konuda kendisine ilim ulaşsa da hakikatinin gereğini sürekli yaşamıyor (Bu perdeden kurtulsun diye zaten asgari 5 vakit daveti tamme var)…

    Peki İslam olarak anlatılan bu sistem ve düzende bizim edinmeye çalıştığımız tüm bu hakikat ilmi ve bu ilim doğrultusunda yaptığımız tüm çalışmalar hangi gayeye matuf, ötemizde elinde defter kağıt emirlerini yerine getirdiğimiz için bize sevap yazan bir tanrı olmadığına göre?

    GAYELERDEN BİRİ:

    Benliğinin hakikatini tanıyarak Allah ahlakı ile ahlaklanmak. Allah boyası ile boyanmak, hakikatindeki O’nun özelliklerini keşfetmek, tanımak ve o özellikler ile hallenmek, onun özelliklerin gereğini yaşamak, o kuvveleri kendinden aşikare çıkarmak (Bunun çok daha ötesi boyutlar da var ama yazmak haddime değil)

    İşte İNSAN eğer gerek bilinç boyutunda gerekse de fiil boyutunda iman ile ve kendisine ulaşan hakikat ilmi doğrultusunda; sahiplendiği, kendine ait sandığı her ne var ise benlikten ilime, evlattan mala mülke, bunlardan Allah’a borç verirse (yani bunların zaten hakikatte Allah’a ait olduğunu, kendisinin hiç bir zaman bunların sahibi olmadığını, her şeyin Allah’ın varlığı ile kaim olduğunu Allah’ın Malik El-Mülk olduğunu, kendisinin de Allah’tan öte bir varlık olmadığını müşahede ederse yani özetle; Ali İmran 26-27’nin sırrına vakıf olursa ve bu vakıf oluşun gereğini gerek bilinç (sema) gerekse de fiil (arz) boyutunda amel ile yaşarsa işte bu vakıf oluş ve vakıf oluşun getirdiği amel kişiyi varsaydığı benliğinin hakikatte var olmadığına ve hakikatinin ise gerçekte ne olduğuna İDRAKA getirir. İşte amel bu idraka vesile olur. Burada amel her ne kadar kesret aleminde fiil gibi algılansa da batın boyutta kişinin hakikatini idrak edişi için Allah’a borç veriştir. Allah’a borç veriş bir değişiyle sahiplenmekten vazgeçiştir. Sahibi hakikiyi idrak ederek emaneti sahibine ödünç vermektir. İslam dininde amel olarak karşılıksız vermenin önemi ve sevap olarak bile karşılık beklememenin hikmeti de bu sırra haiz kanaatimce…

    Ve burada borç vermekten bahsedilen ve bence bu hitabın muhatabı “Ve Allah’a döndürüleceksiniz” hitabının gereğini yaşayamamış yani emaneti sahibine iade edememiş (Allah’tan ayrı varsaydığı benliğinden kurtulamamış, şirki hafideki) avam ve havastan insanlaradır. Hitap bunun üzerinde ölmeden evvel ölenlere değil, zira ölmeden önce ölenler anladığım kadarı ile zaten emaneti sahibine iade etmişler. Varsayımları ya da sahiplendikleri bir şeyleri yok ki neyi borç versinler… Ancak o boyutta olamayanlara o boyuta geçmeye yönelik bir çalışma tavsiyesi bu ayetlerde anlatılanlar.

    SONUÇ:

    Allah’a Borç Vermek: Sahip Olduğunu Varsaydığın Her Şeyin Gerçekte Bir Varsayım Olduğunu Ve Hakikatte Allah’a Ait Olduğunu İdrak Ediş… Daimi Anlamda Emaneti Sahibine İade Etmeye Yönelik (Terkibine Ters Gelen Ancak Terkibinin Yapısını ALLAH AHLAKI İLE AHLAKLANMAYA Yönelik Değiştiren) Kısa Süreli İade Ediş Çalışmaları

    İş tabi ki borç vermekle bitmiyor. İlgili ayetler çok ama çok önemli bir sünnettullah gerçeğini de vurguluyor..
    Nedir bu gerçek?
    Verdiğinin cinsinden sana misliyle dönüş olması.
    Peki bu nasıl oluyor?
    Verdiğini cinsinden sana dönüş olmasında sünnettullah’ın çalışma mekanizması nedir?
    Niçin verdiğinin cinsinden ?
    Ne kadar sana dönüş?
    Ayrıca Gerek Kuran’da gerekse de Rasulullah (a.s.m) açıklamalarında borç vermenin sevap olduğu ancak verilen şeyin borç niteliğinden çıkartılarak hibe ediş şekline getirilmesinin daha hayırlı olduğu vurgulanmaktadır. Bu durumu “borç verme” konusunun vurgulandığı üzerinde tefekkür ettiğimiz ayetler boyutunda nasıl değerlendirebiliriz ?
    Bu konulardan da 2 no’lu açıklamada bahsetmek istiyorum İnşallah.

    (Not: Bu yazı tamamen kişisel hissedişim ve düşüncelerimdir. Mutlak doğru olduğu yönünde bir iddiam yoktur. Zira hakikati Allah bilir)

  15. 15 Ersin 11 Ocak 2008, 10:24

    AÇIKLAMA 2:

    “Borç Verme” hususunu ilk bölümde bir nebze değindikten sonra bu bölümde ise özellikle “verdiğinin cinsinden sana misliyle dönüş olması” yönüyle daha geniş bir değerlendirme yapmak istiyorum.

    Şimdi aşağıdaki ayetleri bir de altı çizili yerlere dikkat ederek inceleyelim..

    Bakara-245- Kimdir o ki, Allah’a karşılıksız (güzel) borç verir de Allah da bu borcu ona kat kat fazlası ile öder. Kısıtlayan da bol bol veren de Allah’tır. Döndürüleceğiniz yer O’nun katıdır.

    Hadid-11- Çıkar amacı gütmeksizin gönüllü olarak Allah’a borç verecek olan var mı? Allah ona verdiğini kat kat fazlası ile geri verir. Ayrıca ona onurlandırıcı bir ödül vardır

    Tegabün-17 -Eğer Allah’a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah şükredenlere karşılık verendir, halimdir.

    Şimdi artık hepimiz biliyoruz ki ne ötede ne de başka bir yerde bir tanrı yok ve herhangi bir şeyi karşılıksız ödünç verdiğimizde ya da tamamen o şeyden vazgeçerek bağışta bulunduğumuzda banka hesabımıza para yatırır gibi ahiret hesabına sevap yatıran bir gün huzuruna çıkıp toplanan sevapları kefeli terazilerle tartacak ve kendisi ile sohbet edip dertleşeceğimiz ulu bir tanrı ise hiç var olmadı. (la ilahe)

    Peki ya ne var gerçekte ?

    İlla Allah….

    Siz sünnettullah içerisinde var olan bir birim olarak sizden çıkan fiilin ya da düşüncenin sonucunu Allah’ın seri-ül hisab oluşu nedeniyle aynı sistem ve düzen içerisinde otomatik yaşıyorsunuz.

    Peki nasıl oluyor bu durum ?

    Siz bir fiili işlediğinizde ya da bir düşünce içerisinde olduğunuzda sünnetullahın seri-ül hisab özelliği hemen bunun sonuçlarını size yaşatır. Dolayısı ile insan aslında hiç farkında olmadan her an kendi geleceğini kendisinden çıkanlarla otomatik olarak yine kendisi oluşturur.

    “Leyse lil insâni illa ma se’a” (53.Necm:39)
    “İnsana kendi çalışmalarının getirisinden başka bir şey yoktur”

    “Ve mâ tuczevne illa mâ küntüm ta’melûn” (37.Saffat:39)
    “Yaptıklarınızın dışında bir şeyden dolayı cezalanmazsınız!.”

    “Ve la tuczevne illa mâ küntüm ta’melûn” (36.Yasin:54)
    “Ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız”

    “Ve mâ kânALLAHu liyazlimehüm ve lâkin kânû enfüsehüm yazlimûn” (29.Ankebut:40)
    “ALLAH onlara zulmetmiyor asıl onlar nefslerine zulmediyorlar”

    “Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennALLAHe leyse bizallâmin lil abiyd.” (22.Hac:10)
    “Senin ellerinle yaptıklarının karşılığıdır bu! ALLAH kesinlikle, kullarına zulmedici değildir.”
    Gibi ayetler de bu gerçeği vurgular. Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok ama çok önemli bir incelik var kanaatimce…

    Şimdi insan kendisinden çıkan düşünce ve fiillerin sonuçların genelde hep dışta dünyasındaki yansımasını müşahede eder. Ve kendisinden çıkanları hep etrafına ulaştırabildiği ya da dış dünyasında algıladığı kadar değerlendirir. Şu kadar meblağ yardım ettim, şu kadar rekat namaz kıldım, şu kadar tavaf ettim vs. halbuki yapılan halis amellerin batınında kişide dışarıda algılananın çok ama çok üstünde başka açılımlar ve boyutlar oluşur. Mesela bir kişi birine karşılıksız (yani avamın tabiri ile Allah rızası için) yardımda bulunmak ister ama diyelim ki yardım edemez. Bunun üzerine “tüh be adama da yardım edemedik der” ve serzenişte bulunur kendince veya hayır işlemekten mahrum kaldığını düşünür. Halbuki sünnettullaha göre o fiili işlemiş gibidir ve o fiili işlemese de işlemişliğin hasılası da bilincinde oluşmuştur. (yani avamın tabiri ile sevap kazanmıştır). “İnsanın ameli niyetine göredir, bir işe vesile olmak o işi yapmak gibidir” gibi hadisi şerifler de bu gerçeği vurgular. Zira ortaya koyulmak istenen mana önce beyinde şekillenir. Sonrasına fiil olarak dışarı yansır. Fakat fiil olarak vukuu bulmasa da o fiili oluşturacak mana beyinde oluştuğu için ruha yüklenir, insan beyninden dış dünyaya yansır ve insana sonuçlarını yaşatır. Beyinde oluşan mananın debisi ile o mananın fiil olarak ortaya koyulmasından sonra karşı tarafa ulaştığı değerlendirilen miktarı ise oransal olarak bir hayli farklıdır.
    Her ne kadar insan karşısındaki kişiye o yardımı ulaştıramamışsa da (yani yapmak istediği fiilin sonucunu karşısında görememişse de) fiilin çıktığı mahal olan kendisinde bu fiilin sonucu cereyan eder. Çünkü kaynak kendisidir. Fiilsiz düşüncelerde de durum böyledir. Ancak bir farkla… Mesela bir insana bir kötülük yapmak istediniz ama yapmadınız bunun sonucu sanki kötülük yapmış gibi sonuçlanmaz. Çünkü sizde ilk önce oluşan kötülük yapma düşüncesi sonrasında yapmama olarak frekansını değiştirmiştir ve o fiil sizden çıkmamıştır. Oysa iyilik yapmayı istemekte ancak yapamamakta farklı bir durum vardır. Burada içinizdeki iyilik yapmak ya da hayır işleme arzusu siz o fiili ortaya koyamasanız bile aynı frekans istikametinde beyninizden yayın yapmaya ve ruhunuza yüklenmeye devam eder. Rasulullah (a.s.m.) bir hadiste te yanılmıyorsam “Kişi ilk zaman aklına gelen düşünceden mesul olmaz, ancak onu devam ettirirse sonuçlarını yaşar” diyordu. Bu doğrultuda uzun süreli ve ısrarlı olumsuz düşünceler de insanda olumsuz sonuçlarını mutlaka oluşturur. (Burada konu biraz “Secret”’ın meşhur çekim yasasına girdi galiba…)
    Veya yapmak istediğiniz fiili işlersiniz ve karşınızda insanda da bunu sonuçlarını ve etkilerini müşahede ederseniz. Ancak fiilin sizin bilincinizdeki sonuçları karşıya yansıyandan çok farklıdır. Sanki lamba örneğinde olduğu gibi… Lambayı yakarsınız, merkezinde diyelim 3000 birim enerji vardır. Ama lambadan karşı duvara yansıyan enerji 30 birimdir. Eğer karşınızdaki duvara bakarsanız oradaki enerji itibariyle lambanın 30 birimlik enerji yaydığını düşünürsünüz. Halbuki lambanın iç dünyasında o 30 birimlik enerjiyi karşıya yansıtabilmek için 3000 birimlik enerji mevcuttur. Bu durumun hikmetine işaret edilen hadiste ne diyor Rasulullah a.s.m ?
    “Herkese verdiğinden 10 mislinden 700 misline kadar dönüş olur”.
    Bu hadiste dikkat edilmesi gereken bir durum var. Niçin 10 mislinden 700 misline kadar… Mesela hangi şartlar altına 50 misli dönüş olur hangi şartlar altında 500 misli dönüş olur. Bence bu oran kişinin “KARŞILIKSIZ VERME” fiilini işlerken içinde bulunduğu düşünce dünyasının (Allah’a yakınlık boyutundaki) bir yansıması… Nasıl mı?

    Diyelim birisi ihtiyacı olduğunu söyleyerek (gerçek anlamda ihtiyacının olup olmaması hiç önemli değil) sizden 100 YTL borç para istedi ve siz bunu borç olarak karşılıksız (faiz talep etmeksizin) sevabını da Allah’tan umarak verdiniz. Diyelim ki bu fiilinin sonucu size geri dönüş 1500 YTL (verdiğinizin 15 katı)
    Ama adam vaktinde bunu ödeyemedi ve biraz daha süre talep etti. Sizde süreyi uzattınız daha fazla sevap kazanmak için. Size dönüş 3000 YTL (30 katı)

    Veya Kuran-ı Kerim’i okurken baktınız ki ayet şöyle diyor “Borç verdiğinizi hiç almamanız bilirseniz sizin için daha hayırlıdır”. Sizde adama borcunu bağışladınız daha çok sevaba girmek için. Size dönüş 10.000 YTL (100 katı)

    Veya borç isteyen kişide faili hakikiyi gördünüz de bu durumda karşılıksız ve geri almaksızın para verdiniz. Siz dönüş 20.000 YTL (200 katı)

    Veya siz (vehmi benliğiniz) çıktınız aradan (artık karşılık olarak sevap isteyen de kalmadı) VEREN DE ALAN DA “O” OLDU. “Hay”dan geldi “Hu”ya gitti. Size dönüş 50.000 YTL (500 katı)
    Bunun daha üst boyutları var ama yazmak haddimi aşar, ayrıca bu örnekler gibi pek çok bilinç düzeyleri yazılabilir….

    İşte yukarıda durumu çok ama çok basit düzeyde bir örnekleme ile ve daha anlaşılır olması için rasgele rakamlarla anlattım. Yoksa rakamlar ve oranlar gerçek olmadığı gibi bunlara da takılı kalmamak lazım.

    İşte “karşılıksız vermek” tüm insanlara 10 mislinden 700 misline kadar sahip oldukları bilinç düzeylerine göre (Allah’a kurbiyet açısından) bir geri dönüş sağlamaktadır. Sünnettullah’ın kurallarından birdir bu. Ve biz bu geri dönüşü içinde yaşadığımız dünya şartlarına verdiğimizin cinsinden geri alış olarak değerlendirebilirken, diğer taraftan bu geri dönüşün birde batıni dünyamızda bizi Allah’a yaklaştırması boyutu vardır. Siz isterseniz buna sevap kazandık değin. Ama biz çoğu zaman “Sevap” ismi ile işaret edilen manayı tanrı anlaşıyışı ile değerlendirdiğimiz için hep karşımızdan bize verilen bir şey olarak değerlendirmekteyiz. (tıpkı gökten inen kadir gibi) Dolayısı ile İslam Dini kapsamında bize teklif edilen ve yapmamız gereken çalışmalara karşılık olarak hep sevap ummaktayız. Oysa bu isim ile işaret edilen mana teklik boyutunda, Allah bakışı boyutunda çok ama çok farklı ve üstadın da dediği gibi avam arasında sevap diye nitelendirilen bir işi yaparken Allah’tan sevap dahi ummamalıyız. Zira sevap ummak da bir karşılıktır ve kişiyi teklikten perdeleyerek ikiliğe götürür.

    Aslında bize İslam dini altında yapılması tavsiye eden tüm çalışmalar eğer o çalışmaların hikmeti bilinirse ve niçin yapıldığı hususunda tefekkür edilirse bizi tekliğe götüren çalışmalardır. Namaz da böyledir, Oruçta, Hac’da, “Karşılıksız Vermek”te, “Gıybet Etmemek”te.

    Yapılmaması gerekenler yapıldıkça ne kadar hakikat ilmi almış olursak olalım bizi teklikten perdelerken ve var olan perdelerimizi kalınlaştırırken yapılması gerekenler ise yapıldığında o kadar bu perdeleri aralamaktadır. Ben yapılması ve yapılmaması gerekenleri insanı teklik şuuruna götüren (Allah ahlakı ile ahlaklanmanın, onun bakışı ile alemleri seyreleme) yolunun yapı taşları olarak görüyorum. Rasulullah’ın (a.s.m) insanlara teşbih yollu anlatmaya çalıştığı sevap kazanma olayını ise işlenen amellerle teklik yoluna döşenen ve döşendikçe yol alabildiğim paket taşlarına veya bu yolda ilerlememi sağlayan enerjiye (nura) benzetiyorum. Sonuç ölüm gelip çattığında “yolun neresindeyiz” ile ilgili… Ne kadar yaklaştık hedefe, ne kadar taş döşedik, ne kadar yol aldık (bilinç dünyamızda Allah’a)… Asgari sınırları geçebildik mi? Yoksa bir uçurum kenarına gelmişiz de tüm ömrümüzü yola taş döşüyorum diye taşları boşluğa bırakarak mı geçirdik ?

    Bu yazıyı yazarken şöyle bir düşünce de hasıl oldu.
    Üzerinde tefekkür ettiğimiz konu “Allah’a borç vermek”.
    Mecaz yollu bu anlatım sadedi ölçüsünde basit bir düşünce içerisine girersek eğer; biz bir şeylerden vazgeçip o şeyi borç verebiliyorsak, yani verilen şeyler borç verilebilecek nitelikte ise istersek ya da başarabilirsek o şeyi tamamen infak da edebiliriz. Niye borç verelim ki ? Tamamen bağışta bulunmak daha hayırlı daha sevap değil mi ?

    İşte Allah’a borç vermek tamamen mecazi bir anlatımla kişinin hiçbir zaman sahibi olmadığı şeyleri sahiplenmekten vazgeçmesi, bunu da amel ve düşünce boyutunda mana olarak kendinden yansıtması, ruhuna yüklemesi ve sonucu itibariyle tekliği müşahedesine yönelik çalışmalardır. Ancak O VARSAYDIĞIMIZ BENLİĞİMİZİ TAMAMEN İNFAK EDEBİLMEK (YÜKLENMİŞ OLDUĞUMUZ EMANETİ “O”NA İADE EDEBİLMEK) ÇOK AZ SAYIDA İNSANA NASİP OLMUŞ, OLDUKÇA ZOR BİR İŞ… Bu yüzden Kur’an avamdan olan bizler için “Allah’a borç vermekten” bahsediyor. Yani diyor ki tamamen bağışlamak zor ama istersen borç verebilirsin. Ve eğer insan hakikat ilmi doğrultusunda karşılıksız borç verme çalışmalarını usulüne uygun (başa kakmadan, gururlanmadan, gösteriş yapmadan vb.) yapabilirse kendisinden çıkan dışarıdan bakıldığında örneğin 10 birim gibi bir değer ifade etse de aslında o 10 birimi oluşturabilmek için insan kendinde 11-700 birim bir değer oluşturur. Bu durumda insanı varsaydığı benliğinden feragat ettirecek her çalışma ona 10 mislinden 700 misline kadar daha fazlasıyla geriye dönecek ve bu doğrultuda insanı hiçliğe daha fazla sahiplenmemeye taşıyacak ve daha fazla tekliğe yaşamaya yaklaştıracaktır.

    Üstadın dediği gibi insan sahiplik duygusundan kendisini kurtarabilirse sahiplik duygusunun bilincinde oluşturacağı cehennemin de ateşi söner. Ve kişi genel manada cehennemin yarısından kendisini kurtarmış olur. Karşılıksız verici olabilmek her boyutta çok ama çok önemli. İşte birkaç hadis..

    Bir hadiste Rasulullah a.s.m: Yaşamı boyunca fahişelik yapan bir kadının susamış bir köpeğe kuyudan ayakkabısı ile su çekip su verdiğini ve bu fiili ile kadının Allah tarafından bağışlandığını ve cennete gittiğini söylüyor….

    Bir başka hadiste Rasulullah a.s.m, annesi ve babası yanında kocayıp da onların ihtiyaçlarını görmemesinden dolayı cennete gidemeyene yazıklar olsun diyor…..

    Allah bizi vehimden ve bu vehme dayalı varsayımlarımızdan ve bu varsayımlar üzerine kurulu blokajlardan (izafi benlik, sahiplik vb.) kurtarsın. Hakikati ve bunun idraki ile hazmını nasip eylesin.

    Hakikati Allah bilir.
    Haddimi aştıysam Estağfirullah

  16. 16 ozgur 18 Ocak 2008, 9:36

    İnfak’tan bahsediliyor bu ayetlerde kanımca; paylaşım yani Kur’an diliyle infak tavsiye ediliyor. İlk bakışta madde planında olabileceği düşünülebilir ancak güzel ödünç ya da borç paylaşılabilecek sınırsız kaynaklardır ilahi sistemde, bunlar para, mal, mülk olabileceği gibi ilim, sevgi ve diğer soyut değerlerdir. Bunlar karşılıksız verildiğinde yaratılan ilahi düzenin bir sonucu olarak karşılıksız verdiğiniz şey karşılığında fazlasıyla geri dönüş (feed-back) oluşuyor ve bu durum bağışlanmaya dahi neden oluyor. Sanırım; karşılıksız paylaşım Vehhab ve Halim isimlerinin ilahi planda harekete geçmesine neden oluyor. Doğrusunu Allah ve Rasulü bilir. Selam ile..

  17. 17 nuray özhan 21 Ocak 2008, 5:04

    Günahlarımızın kefareti olarak bolca, az çok, hatta karzen yani elimizde olanı vermek _karzen_ daha da çok, bizi acıtacak kadar çok (imkanından fazlasını) sadaka olarak vermekti okuduğum ayet..

    Siz bir ticaret yaparsınız ve bu ticarette karlı olan sizsiniz.
    Çünkü bunun karşılığında fazlası ile, mislinden de fazla ikram alacaksınız. O an bizim canımızı acıtacak, bizden gideceğini düşündüğümüz şeyler de kar-a geçen gene biz oluruz..

    Siz fakirlere yardım ediniz. Sizin günahlarınıza kefarettir.
    ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır.
    Onların hidayete gelmeleri senin üzerine bir borç değildir.
    Lakin ALLAH dilediğini hidayete erdirir.
    Hayırdan ne infak ederseniz nefsiniz içindir, sizin içindir.
    Siz sadece ALLAH’ın zatına erişmek için verirsiniz. Onun sevabı size ödenir.
    Size zulm yapılmaz. (Bakara 270-275)

    Demek ki bizim için niyetimiz önemli, o kişiyi fakir bildik gördük ise, o inanır inanmaz, aldatır, kandırır, o da onun sorunu, biz gözlemleriz fakir biliriz, veririz, bize bu konuda zulm yok. Biz halisane niyetle veririz rıza için, kefaret için, kar için.
    Diğerinin düşünceleri onu bağlar.
    Düşüncelerimizin hesabını bu yüzden görecek rabbimiz, bakacak mizanımıza niyet nedir, amacımız nedir.
    Ne kadar önemli değil mi niyetlerimiz, her işte niyet etmek?

    Allah yolunda nefislerini korumak için kenara çekilen fakirler. Onların kazanç için gitmeye güçleri yetmez.. İffetli ve çekingen oldukları için; bilmeyenler onları zengin sanırlar. İnsanlardan isteyerek rahatsız etmezler. Hayır namına ne verirseniz muhakkak Allah onu bilir.
    Bize düşen bakmak, kırmadan tanımak bu kişileri. Rabblerini çok severler ama kilitlenmişlerdir sınavdadırlar.
    Sen onları giyinişleri ile görüntüleri ile zengin sanırsın.
    Günümüzde o kadar çok ki bu kişiler. Var sanırsın ama rızık sınavındadırlar.

    Rızık sınavı öyle bir şeydir ki, tüm kapıların kitlenir. Sen onları hissedersin zaten gerçek mümin isen, anlarsın.. Küçücük bir ip ucu sana tanıtır bu kişiyi..
    Zaten bu yüzden öncelikle bu kişilere, yolda kalmışlara, yetimlere öncelikle yardımlaşmamız anlatılıyor.

    Sonra da inansın inanmasın kim olursa, fakire yerdım etmemiz vurgulanıyor.
    Elinde var olan verecek ki toplum toparlanacak. Efendimiz ganimetleri, kızı Fatima’nın hizmetli bir kadın yardımcı istemesini reddetmiş. Senden daha çok ihtiyacı olana vermek durumundayım, demiştir.
    Ve tüm ALLAH’ın arslanları, Ebubekir gibi, hepsi maddi imkanlarını İslam için, yardım için seferber etmişlerdir.
    Dirlik, düzenlik böyle sağlanmış.
    Hatta fakirler bile, az bir hurmaları bile olsa paylaşıp, dağıtmışlardır.
    Bu bir döngüdür.
    Bu bir sınavdır.
    Bu gün rızıkla, yarın evlatlarımızla ya da malımızla, ailemizle sınanırız.
    Bu gün bana, yarın sana mantelitesi ile bir dairenin, bir halkanın içinde düşünerek kendimizi, bir bedenin uzuvları gibi düşünerek kendimizi, birbirimize yardım etmeliyiz.
    Bütün olan bedende rahatsız olan hangi hücre ise, ona el uzatır diğer tüm organlar. O bölgeyi iyileştirmeye koşan antikorlar gibi, biz de koşuşturmalıyız.
    Aman bendecilikle, anasına babasına bakmayan evlatlar, aman bendecilikle evladını unutan analar babalar verince azalacak, ben ne yaparım diyenler hiç kar- a geçemeyenler..
    Ya rabbi veren ellerden eyle cömert eyle bizleri.. Amin


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: