Beyin Fırtınası (18)

Konu: Sadaka- Bela

“Sadaka; belayı def eder ve ömrü uzatır!”

Hz. Muhammed (s.a.v.)

Ecel belli. Ömür takdir edilmiş. Başa gelecek olanlar da kader programında yüklü..

O zaman sadakanın ömrü uzatmasını, belayı def etmesini nasıl anlayalım?..

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

 

Reklamlar

16 Responses to “Beyin Fırtınası (18)”


  1. 1 hayri 19 Kasım 2007, 2:19

    Sadakanin ömrü uzatmasi, sayili günün artmasi degil de sayili günlerin bereketlenerek neticelerinin kat kat yasanmasi diye anliyorum.. Belayi def etmesine gelince, yasanmasi mukadder belanin hafifletilmis olarak yasanmasi, firtinaya sokakta yakalananla siginakta yakalanin durumu gibi, ikisi de yasiyor ayni seyi ama siddetini hissedisleri farkli, sadaka da sahiplendiklerinden vererek gücüne güc katan kendindeki sakli kudreti aciga cikaran bilinc elbette bu gücünü bela aninda kullanarak mukadder olayi hafif atlatir…

  2. 2 hayri 19 Kasım 2007, 2:38

    Sadakanin ömrü uzatmasi; yani sahiblendiklerini vermek suretiyle, kisitli, sayili günleri yasamak anlayisindan sinirsiz AN yasamina gecerek sonsuzluk düsüncesiyle yasamak… Belayi defetmeye gelince; bela sahib olduklarina halel geldiginde ZAN edilen bir kavramdir, hicbir seyin sahibi olmadigini farkeden icin bela kavrami da def olur. İnzal olanin bela degil; rahmet oldugunun bilincinde olarak bakmayi getirir sadaka….

  3. 3 faik 19 Kasım 2007, 5:28

    Her şey kader iledir. Kader tekliğin doğal sonucudur. Allah nasıl inkar edilemezse, kader de inkar edilemez.
    Zahir manada: Kaderimizde varsa sadaka vermek, belayı def eder, ömrü uzatır. Ya da belanın deffi, uzun ömür kaderimizde varmış ki, sadaka vermek vesile olur. Herkes sadakasını, zekatını verse kapkaç, hırsızlık, cinayetler vb. olur mu (ya da azalmaz mı), belalar def olup, ömürler uzamaz mı?…

  4. 4 faik 19 Kasım 2007, 6:26

    Gerçeğe sadık olan bilir ki; HAKİKATte ne bela vardır, ne de ölüm… Benliğin belası çok, ömrü kısadır, ölür ölür dirilir. “Sadaka; belayı def eder ve ömrü uzatır!”

  5. 5 cmberra 19 Kasım 2007, 6:41

    “Sadaka; belayı def eder ve ömrü uzatır!” cümlesini hem zahir hem batın olarak algılıyorum. Zahirde sahip olduğun şeylerden paylaşarak yararlandırmak, ihtiyaç sahiplerini… Tabii kaderinde sadaka takdir edildiyse, yine kader içinde varsa, bela sandığımız şeylerden, yaydığı enerji dolayısıyla korunmamızı sağlar. Ömrü uzatması ise, takdir edilen ömrü bereketli yaşamayı sağlar.

    Batın dan algılamaya gelince, bir söz vardır; sadakayı verirken “başımın gözümün sadakası olsun” denir. İşte bu başım dan yani beyin aracılığıyla açığa çıkarttığımız esma ları en kapsamlı biçimde kullanabildiğimiz zaman esmaların hakkını yani sadakasını vermiş oluruz, gözüm ifadesiyle de her manayı basiretle seyrederiz, dolayısıyla haktan başka bir şey olmadığı müşahedesi içinde olanda da BE LA olarak bir şey algılanmaz, her seyredilen hayırdır. BE sırrıyla LA(yok) olarak. Ömrün BİLİNÇ olduğu idrak edilirse, bilinç in de son suz ve sınırsızlığı düşünülürse, ömür de uzamış olur kanaatindeyim.
    cmberra

  6. 6 ÖmerFaruk 19 Kasım 2007, 9:18

    SADAKA nın getirisi kişinin kendisi içindir. Ama gerçek manada sadaka veren içindir bu durum..
    Yoksa ceptekini vermek değil.

    Ömrü uzatır çünkü bu sadaka ondaki idrak genişliğine sebep olur. 100 yılda katedeceği mesafesi belki bir sn’de kateder! İşte ömür uzaması! Bir insan 70 yıl yaşasa 100 yıllık idraka nasıl ulaşır. İşte sadaka ömrüne ömür katmıştır.

    Belayı defeder çünkü; idrak genişliği onda, belanın bela olmadığını farkettirmiştir. Yoksa bizim klasik anlamda (ezberci) şartlandığımız “sadaka vereyim de kafama saksı düşmesin” anlayışı değildir işin özü..

  7. 7 mediha 19 Kasım 2007, 9:40

    KADER – DUA ilişkisini izaha girmeden önce, bu konudaki birkaç Rasûlullah buyruğunu nakletmeye çalışalım size:

    “KADER’i ancak DUA değiştirir. Ömrü ise ancak iyilik uzatır. Şüphesiz ki kişi işlemiş olduğu günah sebebiyle rızıktan mahrûm edilir.”

    “KAZA’yı ancak DUA geri çevirir. Ömrü ise iyilik uzatır.”

    “Tedbirin kadere faydası olmaz; DUA’nın ise gelmiş ve gelmemiş musîbetlere faydası vardır; şüphesiz ki belâ iner, DUA onu karşılar; ve kıyâmete kadar çarpışırlar.”

    Evet, bir yandan, kader’in değişmeyeceği belirtiliyor; diğer yandan DUA’nın kaderi, kazayı geri çevireceği açıklanıyor.

    Bu iki hususu nasıl birleştirip, nasıl bir sonuç elde edeceğiz.

    Bilelim ki…

    İnsanların kaderi takdir edilmiştir; her şey gibi! Ne var ki, DUA faktörü de bu KADER sistemi içinde yeralan bir faktördür. DUA ederseniz, kaderdeki olayı geri çevirebilirsiniz, kazayı reddedebilirsiniz; ancak ne var ki, bu DUA’yı yapmak, gene kaderinizin elvermesiyle mümkün. Yani, kaderiniz müsait ise, DUA edebilirsiniz ve böylece de o gelecek olan olayı geri çevirebilirsiniz.

    Kaderinizde kolaylaştırılmış ise DUA etmek, size o belâ veya musîbet gelmeden önce DUA edersiniz ve o olayın zararından korunmuş olursunuz.

    Dolayısıyladır ki, tedbirle takdiri değiştiremezsiniz; fakat, takdirde var ise tedbir alır ve böylece de kazayı geri çevirmiş olursunuz.

    Konuyu, Rasûlullah aleyhisselâm’ın şu açıklamasıyla bağlayalım:

    “İçinizden her kime DUA KAPISI AÇILMIŞ ise, muhakkak ona rahmet kapıları açılmıştır; ve Allah’dan, afiyet istenilmesinden daha sevimli bir şey, istenmemiştir”.

    “DUA, inen belâya ve inmeyen belâya karşı faydalıdır. Ey Allah’ın kulları, DUAYA SIMSIKI SARILINIZ!”

    Ahmed Hulusi

  8. 8 ışık 19 Kasım 2007, 10:45

    Sadaka paylaşmaksa eğer, çevrene yaydığın enerji de genişleyecektir. Sana bahşedilen her nimetin farkında olarak, bu nimet üzerinden, şükrünü eda etmek kaderinde var ise. İster fiziksel, ister düşünsel olsun karşındakinde olmayanı, sana verilenle paylaşmayı istemek. Bunun getirisini idrak etmiş ve bilerek bilinçli bir şekilde dağıtmak. Veren elin yaydığı pozitif düşünce onu beladan korur. İnsan yaratılış gereği kendine uzanan yardım elini sadakatle tutar. Eğer kaderinde veren el olmak nasip oldu ise. Fiysebillah dağıtanın indinde zaman kavramı yok olmuş, o artık an da yaşamaya başlamıştır. Sonsuzluğa yelken açan da zaman kavramı önemini yitirmiştir. Dileyelim biz de verilen nimetlerin farkında olarak paylaşanlardan olalım.

  9. 9 metin 20 Kasım 2007, 1:15

    Sahiplik kavramının olmadığını idrak eden bir bilinç, kendisine ait olmayan’ı, ona emanet edileni sahibine teslim ederek sadaka işlevini yerine getirir. Böyle bir bilincin halinde ise bela diye bir kavram olmaz. Bela’nın algılanışı birimsellikten kaynaklanır. Emanetin sahibine teslim edildiği her aşamada kısıtlı birimsellikten sonsuz bilinç yaşamına bir adım daha atılmış olur, böylece de ömür uzar. Diye düşündüm 🙂 Sadakanın idrakını kolaylaştırsın…

  10. 10 Zekeriya 21 Kasım 2007, 12:29

    Sistemdeki elde etmeye çalıştığımız tüm çaba ve talepkarlık (manaları, esmaları) halimiz bizi Rahman ın Rahmetiyle değerlendirişiyle başbaşa bırakacaktır. Oysa ki razı olmak bize Rahim ce değerlendirme yaptıracaktır. Rahim (Rahm) doğum olayının olduğu bir merkezse razı olmakla da doğum gerçekleşmiş olacaktır. Çabalamayla gerçekleşen her davranış Rahman ın rahmeti olarak gelecektir. Her mana zıttıyla kaim ise mananın diğer zıttını kaldırma gayreti bile rahmet olarak değerlendirilir. Dolasıyla herşeyi olduğu gibi kabullenmek gerekmez mi? Rahim ismi ile kendine seçtiklerine tanıtıyorsa, biz emaneti yerine vermekle, razı olmuş olarak rıza makamında ilahi hüküm altına girmiş olmaz mıyız?

  11. 11 bir'ol 21 Kasım 2007, 3:23

    Kader, bu güne kadar insanların anlayamadığı bir şey. Bir çok insan ‘kadere inanıyorum’ diyor ama yaşantısı kadere değil de, kader ismine inandığını gösteriyor..
    Kader, göklerde oturan bir tanrının yazdığı yazgılar değildir ki, insanların ömürlerinin saat’i ve vakti belli olsun. Allah ismi ile işaret olunanın indinde herşey olmuş ve bitmiştir! Biz ise kaderimizi yaşarız, yaşanmamışlık boyutunda..
    Kader, alnımızın ardında olan beynimizin içindeki programdadır, herşey zamanı gelince oradan açığa çıkar ve biz buna ‘ben yaptım’ deriz. Yani kader göklerde bir kitapta değil, beynimizin içinde ki kitapta yazılıdır!..
    Sadaka vermek yine beynimizin bir ürünü olduğu için ömür ve bela mekanizması da otomatik olarak çalışır beynimizde…..

  12. 12 ??????? 22 Kasım 2007, 1:02

    “Sadaka; belayı def eder ve ömrü uzatır!”
    Hz. Muhammed (s.a.v.)

    Sadaka ömrü uzatır, ECELİ değil. Ecel ile ömür birbirinden ayrı şeylerdir. Ecel kesin olup bir ürünün tedavülden kalkma tarihi gibi örneklendirilebilir, Ömür ise o ürünün kullanımda olduğu süre içindeki dayanıklılığı gibidir.
    Ürüne ne kadar iyi bakılırsa o kadar dayanıklılığı artar ve size hizmet ettiği sürece sorunsuz ve kolay kullanım sağlar, kötü bakarsanız ya da kötü bakmasanız da umursamaz davranırsanız da o kadar zorluklar yaşarsınız kullandığınız sürede.
    Kendimizi bir ürüne benzetirsek ne kadar iyi kullanırsak ve sadaka ya da diğer tavsiye edilen çalışmalardan kazanacaklarımızla güçlendirirsek; takdir edilen süre içindeki dayanıklılığımız o kadar artar.
    Bela önlemesi ise bedene yüklenmiş her pozitif, size gelebilecek bir belayı (yani negatifi de diyebilirsiniz) karşılar (yani nötrler) diyebiliriz.

  13. 13 bir'ol 22 Kasım 2007, 2:17

    Sadaka vermek, belayı def eder ve ömrü uzatır. Bu doğru, çünkü sadaka veren Allah’tır!.
    Her ne kadar sadakayı kul veriyor görünse de, O el Allah’ın elidir…

  14. 14 şehir 22 Kasım 2007, 9:38

    Anladıklarım;

    Bu hadisi şerifte sadakanın ne olduğu anlatılmıştır.

    Sadaka; Bir yöntemdir.

    Allah’ın Hayy isminin anlamının açığa çıkışını farkına vardıran bir yöntemdir.

    Bela: Allah’ın Hayy isminin anlamının açığa çıkışının farkında olunmayış halidir.

    Ömrün uzaması: Allah’ın Hayy isminin anlamının açığa çıkışının farkındalığını yaşamaktır.

    Bu yöntemin kullanılması -sadaka -; farkındasızlık halini yok eder –belayı def eder- ve farkındalık halini yaşatır -ömrü uzatır-

    Bu yöntemle bu haller nasıl oluşur?
    Bu yöntemle bu hallerin nasıl oluştuğunu bilmek bu hallerin oluşması için gerekli değildir. Nasıl oluştuğunu bilen de bu yöntemi kullanmazsa bu halleri yaşayamaz. Zaten ancak bu halleri yaşayana taktir edilirse bu hallerin nasıl oluştuğu açılır. Ancak bu açılım kesinlikle bu hallerin yaşanması için gerekli değildir. Ama bu açılımdan sonra açılım kimde oluşmuşsa o kişinin başka hangi halleri yaşadığını Allah bilir.

  15. 15 mete 25 Kasım 2007, 1:44

    Bu hadis-i şerifi ve içerdiği manayı kavramak için Kur’an’a müracaat ettiğimizde Bakara 272 ve Tevbe 103-104 ayetlerini tefekkür edip yaşamak gerektiğini düşünüyorum.

    BAKARA 272: “Onların iyiyi ve güzeli bulmaları senin üzerine bir borç değildir.Tam aksine dilediğini/dileyeni iyiye ve güzele kılavuzlayan Allah’tır. Nimet ve imkandan başkalarına bağışladığınız, esasında sizin öz benlikleriniz lehinedir. Allah’ın yüzünü arzulama dışında bir şey için infak etmiyorsunuz. İnfak ettiğiniz her nimet size tam bir biçimde geri verilir. Ve siz, asla zulme uğratılmazsınız.”

    Sadakanın veya İslami terminolojideki adıyla; İNFAK’ın ömrü uzatması rakamsal bir uzama değildir. Ömür “ne bir an ileri ne bir an geri” bırakılan bir mefhum olduğuna göre, algıladığımız uzay-zaman için bir sayısal uzama söz konusu olamaz.
    Diğer bütün ibadetler gibi İnfak ederek te, ömüre ancak kendi içinde bir kalite veya diğer adıyla bereket kazandırılabilinir. Kaliteli, bereketli bir hayat sürmemizi isteyen Rasulullah da bizlere bu hadisle bunu vurgulamıştır, diye düşünüyorum.

    İnfak, gönülden, bilerek, isteyerek, özünden vermektir. Bunu böyle algılayınca insanın İnsan-ı kamil olmasının, tekamülünün gerek şartıdır infak. İbn-i Arabi’nin deyişiyle Allah’a yakiyn sağlamanın ‘olmazsa olmaz’ıdır. Cemalullah’ı seyrin en kestirme yoludur. Sistemde yapılan her fiilin olduğu gibi özünden vermenin de elbette bir karşılığı olacaktır. Dolayısıyla Allah’ın rızasını kazanmak amaçlı karşılıksız verme fiilinin de karşılığına Allah (c. c.) kefil olduğunu bize bu ayetle anlatıyor zaten. Yapılan fiilin böylesine pozitif bir sinerji içermesi de; insanın kendi özündeki pozitif kuvveleri tetiklemesiyle her türlü negatif çıkışlara engel olur ve benliklerimize göre adlandırdığımız bela olgusu geri çevrilmiş olur. Vermemek, mal yığmak enerjimizi yutan karadeliklerden biridir. Gerçeği gören, sistemi OKU’yan, bu sırrı keşfeden evliyaullahın vermekte sınır tanımadığını biliyoruz. Konuyu cami çıkışında bekleyen dilencinin önüne 50 krş. atmakla sınırlayanlar bu sırrı keşfedemezler.

    Sonuç olarak bu döngü insanın ömrünün kalitesini arttırır. İçsel dengelerini düzenler ve kişiyi sırat-ı müstakim’de tutar. Ömrüne Muhammedi boyut katmak isteyen herkes, İNFAK’ı layıkıyla ve bu kavrayışla yerine getirmek durumundadır, diye düşünüyorum.
    Hele konuya tarih penceresinden bakıp ta; mal yığan Ebu Leheb’lerin esamesi okunmazken her şeyini Allah yolunda tereddütsüz verebilen Ebu Bekir’lerin insanlık var oldukça gönül tahtlarımızdan inmeyeceğini düşünürsek konunun önemini daha iyi kavramış oluruz.

    Herşeyin en doğrusunu Allah (c. c.) ve Rasulü bilir…

  16. 16 Muhammet Burak 25 Kasım 2007, 3:38

    Hocam’ a sordum kader nedir diye? Bana dedi ki;

    “Kader; muallak ve mübrem olmak üzere iki kısımdır.

    Mübrem ve/veya muallak olan mukadderattır yani Allah tarafından takdir edilenlerdir.

    Muallak (askıda, havada boşlukta duran, hallolmamış) olan şarta bağlıdır, şart yerine gelmezse aynen yürür.
    (Sadaka ömrü uzatır hükmü gibi.)

    Kesin olan, Mübrem (zaruri, vazgeçilmez olan) denilen ise asla değişemeyendir.

    Kader ise daima çift çalışır, yani başka bir deyişle zıtların teşekkülü ile çalışır.
    Her insanın hem cennette hem cehennemde yeri vardır.
    Bu imtihanda tercihini yapan kaderi gereği gitmesi gereken yere gider.

    Batı’ya gideceğim dediniz mi mi o yol kaderi çalışır,
    Doğu’ya dediniz mi o yol kaderi çalışır .

    Bunların hepsi birden kaderi teşkil eder, mukadder olan şey ise tâyin ve takdir olunmuş
    olup, miktarı ve kıymeti biçilmiş olandır.”

    Şu halde konuyu biraz daha açmak gerekirse; Cenab-ı Hakk’ tan (Mutlak Varlık’ tan) ilk tecelli eden şey Akl-ı Evvel ya da başka bir deyişle Hakikat-i Muhammediyye’ dir.
    Akl-ı Evvel’ e “Allah’ ın ilk yaratmış olduğu şey, benim Nûr’umdu” hadisine dayanarak Nûr-u Muhammedi adı da verilir.
    Cenâb-ı Hakk önce O’nu, sonra O’nun aracılığı ile tüm diğer şeyleri yaratmıştır.
    Buna ilâhî ilmin ilk zuhûru adı da verilir.
    İlâhî ilim ayrıntısızdır; taayyün (Meydana çıkma, belli olma, belirlenme.) mertebelerinden aşağıya doğru inerken ayrıntılı hâle gelir:
    a) İlâhî ilme, Ümmü’l- Kitab;
    b) Akl-ı Evvel’e, İmâm-ı Mübîn;
    c) Levh’e, Kitâb-ı Mübîn adı da verilmiştir.
    Bunlara sırasıyla Nûn, Kalem ve Levh de denir.

    Şimdi burada Ayan-ı Sabite diye bir kavram var.
    Bu da tasavvufta ilm-i ilâhide eşyanın ezelden beri sâbit olan sûret ve hakikatları mânâsında, yani değişmez kanunlar; bunlar insan aklının ihata edebileceği şeyler de olabilir, edemeyeceği şeyler de olabilir, zahiri de olabilir, bâtıni de olabilir ancak bunlar bize göredir.
    Burada gayb kavramı da karşımıza çıkar.
    Gayb ise bilinmeyen değil bilinemeyendir.
    Kim tarafından?
    Allah dışındaki tüm varlık tarafından.
    Kader konusu ise gaybi bir konudur fikrimce.
    Sonsuz denklemlerden oluşur ve her şey bir sebebe bağlanmıştır.
    O halde sebeplere iyi tutunmak lazım gelir.
    Takdir ise ALLAH (c. c.)’ ındır.
    Buna teslim ve razı olma haline tevekkül denir.

    Farz ve sünnet olan, tavsiye edilen fiiller, davranışlar; sadaka ya da yapılan benzeri hayırlı, güzel işler yahut tam aksine zararlı, kötü davranışları birer kader parametresi olarak nazara alacak olursak bunlar kader denklemine (kazaya, belaya, ölüme, hastalığa, musibete… v. s.) bir şekilde bizim “değerimizce, ederimizce” tecelli etmektedir.
    Bize düşen ise bunun bizim hakkımızda hayırlı olduğu ve inancımızın gereği iman etme düşüncesi olmalıdır.
    Sonsuz parametrelerden oluşan kader denkleminde de sadaka bu parametrelerden biridir.
    En doğrusunu Mutlak Varlık ve Mutlak Gerçek olan HAKK(c. c.) bilir!

    Muhammet Burak
    İzmir


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: