“NOKTA”NDAKİ KUDRET

Anında dinleyerek “oku”yun!

Sır, “nokta”ndaki kudrette!

Sende bunu açığa çıkarttığında yağmur gibi üzerine düşmeğe başlar çevrenden iftiralar, yalanlar saptırmalar, karalamalar! Belâlar iner üzerine!

Seni ve senden açığa çıkanı ÖRTMEK için! Lâyık olmayanlar, senden açığa çıkandan uzak dursun diye!

“Nokta”ndaki kudret, yeryüzünde insana bahşedilmiş tek ve en değerli şeydir! Ancak pek az kişide açığa çıkartılan bir değerdir.

[MEDIA=3]

Değerlidir bu şey” dendiğinde, onun için yaratılmamış olanlar da bir anda o değerli şeyi elde etmek için ona yönelirler…

Oysa korunması ve lâyık olmayan ellere geçmemesi gerekir onun!

Bu yüzden de birileri harekete geçirilir ve ehil olmayan insanların o çok değerli ilimden uzaklaşmaları için, ilim kaynağına her türlü çamur, iftira atılmaya, yalanlar uydurulmaya başlanır!

Yaradılışı dedikodu ile ömür tüketmek veya evcilik oynayarak senaryodaki kulluklarını tamamlamak üzere olanlar, konunun bu yönüne eğilerek, esastan, ilimden koparlar ve böylece dünyaya dönük yaşantılarına devam ederler!

“Nokta”sındaki kudrete ermiş olanları, dışardan bakanlar, ateşe atılmış olarak görürler! Oysa ateş içinde selâmettedir onlar! Çünkü “hasbiyallahu…” sırrı vardır onlarda! Ateş onlara ulaşmaz!

Bilirler kendilerine ateş atanları, nedenlerini; bilgileri belgeleri vardır ellerinde, ama dönüp bakmazlar bile geriye!

Onlar “nokta”larındaki sırrın getirisiyle, seyr hâlindedirler olup biteni!

Onlarda “M” kalkmıştır! “N” ile seyrederler âlemi!

Atılan ateşler “M”ye ulaşır ancak! “M”si kalmamışların azabı kalmaz!

Kudret nazarıyla seyrederler hikmet yurdunu!

Belânın da, yalanın da, iftiranın da, saptırmanın da hikmetlerini!

“Nokta”sındaki kudretin ehli olarak yaratılmış olanlar, yalan, dedikodu, iftira, gıybet gibi şeylerle uğraşmazlar; bunun yerine kendi hakikat noktalarına ermek yolunda mücahede edip, nefslerini tezkiye etmeye, arınmaya, takvaya ağırlık verirler!

Bu sırrın ehli olarak yaşamak üzere yaratılmamış olanlara ise dedikodu, yalan, iftira, gıybet, kısaca dünyalarına dönük her şey kolaylaştırılmıştır. Ömürleri başkalarının hâlleriyle uğraşmakla son bulur; kendi hakikatlerinden ve getirisinden mahrum olarak! İftiraları yayanlar aynen iftirayı atanlar gibidirler.

Tarihte, kim insanlara hakikatin ilmini açmak üzere gelmişse, hemen onun getirdiğini örtmek ve ehli olmayan insanları o hakikatten alakoymak için faaliyete geçen birileri de yaratılmıştır! Onlar hakikatlerinden örtülü bir şekilde yaşarlar ve başkalarının da o hakikatten perdeli kalması için ne gerekiyorsa yaparlar.

Zira kullukları, ehil olmayan insanları “nokta”larındaki kudretten mahrum bırakmak üzere ne gerekirse onu yapmaktır! Böylece Deccaliyete hizmet verirler… Akı kara, karayı ak olarak tanıtmak üzere!

Onların kullukları gereği bu hâl üzere olduklarını seyreden, hakikat ehli ise onlarla muhatap olmazlar ve gocunmazlar dahi! Çünkü bilirler ki, ehil olmayanların o muhteşem nurdan, “nokta”daki kudretten uzaklaşmaları için sistemde bu gibilerine gerek vardır!

Selam üzerinize olsun”, derler ve “nokta”larındaki kudretle seyirlerine devam ederler!

Ne muhteşem olaydır “nokta”daki kudretle, M”siz, “N”lileri seyretmek!

M”si olmayan şöyle demişti:

Dünya-N-ızdan bana üç şey sevdirildi”!

Cehennem ateşinin yakmaması, kişinin “M”sinden arınmasıyla mümkündür!

“Nokta”sındaki kudreti yaşaması “M”sizliğiyle başlar!

EviM”, “arabaM”, “bedeniM” türü bilinci bürümüş tüm “M”ler sayısız perdelerden bir perdedir!.

M”lilerin dünyası ise yalnızca bir “oyun ve eğlence” ortamından başka bir şey değildir “nokta”larındaki kudret ile yaşayanlar için…

Bu yüzden de, “dünyaN” vardır onlar için…

Sayısız esma özelliklerinin açığa çıkması için yaratılmış “M” kullukları!

Elbette örtülmeli “Nokta”daki kudret bunu yaşama amaçlı yaratılmamışlara!.. Bunun için de elbirliği yapmalı “M” kullukları!

Ta ki, “nokta”daki kudretin yaşamı için var olmamış olanlar, o hazineden uzaklaşana kadar!

Kullarından bir kısmını yaratmıştır cehennem için.” Onlar hakikati örtmenin sonuçlarını yaşayacaklardır dünyalarıNda… Ebeden!

Kullarından bir kısmını yaratmıştır cennet için”!.. Onlar hakikate iman etmiş olmalarının ve bu imanın gereği olan yaşantıyı açığa çıkarmanın sonuçlarını yaşayacaklardır dünyalarında… Ebeden!

Ulâikel Mukarrebûn”!.. “Allah” adıyla işaret olunanın esmâsının özelliklerini “Nokta”larındaki kudret ile seyir hâlinde olanlardır onlar! “Onlar senin kullarındır; ne dilersen onu yaparsın” diyerek.

Bilim yollu, “nokta”daki kudretin kokusunu alanlar, “secret” adı altında insanlara bunu pazarlamaya kalkmışlar…

Tasavvuf yollu bunun kokusunu alanlar, bu kokuyla “M”lerini besleyip, kokunun ayrıcalığıyla kendilerini başkalarından üstün görme gafletine düşerek, onlara hor gözle bakmaya başlamışlar; böylece de “nokta”larındaki kudretten perdeliliği yaşamaya başlamışlardır!

Evcilik oynamaktan kendini kurtaramadığı için, hakikatin ilmine hizmet edenlere sırt çevirenlerin basiretlerine geçirmiş olduğu perdeyi, başkasının kaldırması asla mümkün olmaz!

Işık varken zulmeti seçip; sonsuzluğa kanat açmak varken yarasa misali karanlık bir “M”de yaşamak kimine göre ne hüzün verici bir yaşam şekli!

Hakikatin olan “nokta”ndaki kudrete iman hâlinin senden açığa çıkması, “M”lerin olduğu sürece asla mümkün olmaz! “N” gözün asla açılmaz!

Stringler âleminde farkedilmeyen gerçek, bu boyutta “olabilirlik”in asla mümkün olmadığıdır! Çünkü, “NOKTA”daki şuur, yani “ilim” âlemlerin yani stringlerin hakikatidir!

HASÎB” isminin işaret ettiği anlam, sünnetullah’da “olabilirlik-ihtimal”in asla söz konusu olmadığı gerçeğidir!

Nokta” olan “Mutlak BEN”, insan adı altında, beyin ile “M”e bürünmüş ve böylece dünyası oluşmuştur!

Esma terkibi” diye geçmişte adlandırdığımız, beyin kabiliyet ve istidadı ile “M”lenen “nokta”, buradan, yapı elverdiğince, kendindeki kudreti açığa çıkartmaktadır her an!

Bu yüzdendir ki, “M”lilerin dünyası bellidir! Değiştirilemez!

Evcilik oynamak için yaratılmış olanı baskıyla hakikat ehli yapamazsın! Baskı kalktığında kendi “M”sinin gereklerini ortaya koyacaktır!

Onun için demiştir ki sahabe, “Ya Rasûlullah, senin yanındayken neredeyse melekleri hissedeceğiz ama yanından uzaklaşınca dünyamıza dönüyoruz”!

Dünyasından geçemeyenin hakikat ilmi dedikodudan öteye geçmez! Dedikodu sohpetleriyle de hakikat yaşanmaz!

“Nokta”ndaki kudret için yaratılmışsan, sana, evcilik oynamaktan vazgeçip, “M”nden arınıp; dedikodu, gıybet, yalan, dolan, iftira dünyasından uzaklaşıp, Hakikat ilminin kemaliyle âlemleri ve Allah kullarını seyretmek kolaylaşacaktır.

Bu amaçla var olmamış isen, “M”li dünyanda, her an bir önceki senden açığa çıkanların sonuçlarını yaşamakla ömrün basiret körü olarak devam edecektir!

M”lerin dünyası yüzünden “nokta”daki kudretten mahrum kalmayanlara ne mutlu…

AHMED HULÛSİ
15 Kasım 2007
www.ahmedhulusi.org

Reklamlar

45 Responses to ““NOKTA”NDAKİ KUDRET”


  1. 1 . 15 Kasım 2007, 11:24

    El Fatiha. Amin.
    Saygılar:
    .

  2. 2 Angorya 15 Kasım 2007, 12:22

    “The Secret” ile bir takım gerçekleri farkedenler egoların sınırları ne kadar ileriyse o kadar ilerliyorlar. Nokta’nın kudretine layık olabilmek için ego’nun tamamından kurtulmak gerekir, yani yanmak ve küllerinden yeniden arınmış olarak doğmak. Bu yeniden doğuşta sadece sonsuzluk ve TEK’lik bilinci vardır…

    İyi ki de bu tamponlar var. Düşünsenize bir egosunun tamamından arınmamış bir varlığın Nokta’da bahsettiğiniz güçle donanmasını. Ego güçlü değildir muhakkak ama yine de bir kırıntısının bile tahribatı inanılmaz yıkımlara sahip olur. Daha doğrusu; egonun bir kırıntısı bile Nokta’nın bir zerresiyle dahi buluşsa sonuç felaket olurdu herhalde…

    Nokta’nın gücünü istemek, onun peşine düşmek de bence ego kaynaklı birşey… Firavun’da bence Nokta’nın zerresi vardı… Onun egosunun büyüklüğü normalin ötesindeydi ve bu nedenle Nokta’nın zerresine ulaşabilmişti. Ama hangi firavun başeder ki varlığının tamamındaki Nokta’yı açığa çıkarmışlarla… Yİne de tahminim, Firavun benzeri, büyük egolarıyla Nokta’nın zerresinin gücüne kavuşmuşlar da var ve onların bu güçlerinin dünyada yarattığı tahribatı görüyoruz. Onlarla başedebilmek için egolardan tamamen arınmış varlığında Nokta’yı açığa çıkarmışların çoğalması lazım….

    Bu satırları yazarken bile Nokta’nın gücünün anlayışı ile içim heyecan doluyor, hoş bir huzur, şükran ve mutluluk duygusu kaplıyor benliğimi.

    Fakat, bende uyandırdığı bütün bu duygulara rağmen o gücü -hala zaman zaman egosunun esiri olan sınırlı varlığımla- istemiyorum. Çok tehlikleli çünkü. Neyse ki sınırlı varlıkların, yani henüz arınmamışların elinde olan bir şey değil bu.

    Varlığındaki Nokta’yı açığa çıkarabilmişlere ise KUTLU olsun… Onlara karşı hayranlık ve şükran duyuyorum.

    Allah, hepimize -kendimizdeki Nokta’yı açığa çıkaramasak bile- o insanlara yakın ve yararlı olmayı nasip etsin. Bizi bu sınırlı benlerimizle dahi Onlara layıklardan eylesin.

  3. 3 mete 15 Kasım 2007, 12:57

    Üstadım;

    o engin gönlünüze sağlık, mevlam ışığınızı bizlerden eksik etmesin…

    İnci ve mercanı derin denizlerde yaşayan istiridyeden çıkarmak için ancak özel bir eğitim alan dalgıç olmak gerektir. Ne kadar derine dalmak, ne kadar zaman kalmak ve ne zaman nasıl geri dönüleceğini çok iyi bilmek gerekir. Bilmeyenler vurgun yer.

    İnci ve mercan hemen herkesin dalıp çıkarabileceği bir şey değildir. Ehli olmayan çıkaramaz. Korunmuştur ehil olmayan ellerden.

    İstiridyeyi bulmakla da iş bitmez. Çok dikkatli bir şekilde inciyi çıkarmak gerekir. Kabalığa, zorlamaya gelmez.

    En nihayetinde o sıra sıra dizilen inci mercan gerdanlığı da ancak yakışanı takabilir. Domuza inci gerdanlık takılmaz.

    Varoluşun bu en önemli hakikatini bizlere hatırlattığınız için teşekkürler…

    Nasip olunanlardan olmak dileğiyle…
    “Nokta”sındaki kudreti(inciyi) açığa çıkaranlara selam olsun…

  4. 4 filiz54 15 Kasım 2007, 2:27

    elHAMDU LİLLAH

    EN’AM

    112-) Ve kezâlike cealna likülli Nebîyyin adüvven şeyatıynel’insi vel cinni yuhıy ba’duhüm illâ ba’din zuhrufel kavli ğurura* velev şae Rabbüke ma fealuhu, fezerhüm ve ma yefterun;

    Ve böylece her Nebî’ye ins ve cinn şeytanlarını düşman kıldık… Onlardan bazısı bazısına, aldatmak (zıddını göstermek, idrak ettirmek) için yaldızlı söz vahyeder (fısıldar)… Eğer Rabbin dileseydi onu yapmazlardı… Artık bırak onları iftiraları ile başbaşa.

    113-) Ve li tesğa ileyhi ef’idetülleziyne la yu’minune Bil ahireti ve li yerdavhu ve liyakterifu ma hüm mukterifun;

    Ta ki, (B sırrıyla) ahirete iman etmeyenlerin fuadları (gönülleri) ona (yaldızlı sözlere) meyletsin, ondan hoşlansınlar ve (böylece) kazanıyor olduklarını elde etmeğe devam etsinler.
    …..

    Not:Sanırım bu Ayet-i anlattınız.

    Melekler ve Şeytanlar

    Melekler: Galileo (Bilimin, Yaratıcının varlığını inkar etmediğini, tam aksine kuvvetlendirdiğini ilan ederek kilisenin bilime karşı tavrını yumuşatmaya çalıştı. Din ile Bilimin düşman olmadığını müttefik olduğunu savundu. Cennet ve cehennem, gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, melek ve şeytan gibi denge hikayesini anlatmaya çalıştı.)

    Şeytanlar: İnançlı görünümünde olanlardı. İblis’in sen istemeseydin yapmazdim demesinin doğruluğuna rağmen tüm inançlılığına rağmen şeytan ismi alması gibi, Adem’in hatasını kendisinde görmesinde ve aklanmasından pay çıkaramamasıyla, tüm doğru sözüne rağmen Şeytan ismini aldı.

    Kilisenin sırf güya inançlılığı ile bilime karşı çıkması gibi ..
    ….

    Melekler ve şeytanlar kitabı, okunması epey zor bir kitap. Hem ayırım yapmadan okuyacaksın, hem korunacaksın, hem seveceksin, hem yükselme-düşme arası dengeyi muhafaza edeceksin, hem olayın içine kaptırmayacaksın kendini, hem de derin düşünebilmek için olayın içinde olacaksın. Acı çekeceksin kesin, acıyı duygusallığa döndürmeyeceksin, sen bilirsin deyip geçip gidebileceksin üstelik.. Dışarı-içeri kavramını, vücut-bilinç yoğunlaşmasını, soyut-somut görüşünü, seven-sevilen ikilemini ortadan kaldırıp tek görüş bulacaksın tek görüş yolundayken tek gözlü olmamaya çalışacaksın. Bilinçli değildim; derinlikleri yakaladığımda, diye mazaret de gösteremeyeceksin… O vakit donanımsız çıkmasaydın yola diyecekler haklı olarak..

    Şeytan aslında İngilizce bir kelimenin köküdür.. SATAN. (satıcı, birşey karşılığı almak üzere veren vs…)

    Verici olmayanların, olmayı bilmeyenlerin diğer adı isteseler de istemeseler de..(bana göre)

    Adım adım gitmek isteyen evcilik oynuyor gözükecek demek.. Mutsuz isen mutluluk istemeyeceksin o vakit, Huzursuzsan huzur istemeyeceksin o vakit, bekarsan evlilik düşlemeyeceksin, sevgisizsen sevgi peşinde olmayacaksın, aç isen ekmek düşlemeyeceksin vs, tüm ihtiyaçlarından arınıp, sadece Allah demenin derdinde olacaksın.. Sanki ‘evcilik oynamamayı’ böyle anladım.

    Bununla ilgili bir hikayem var.. Kadının biri o kadar hayattan yana dertliymiş ki, istediği sadece tarafsız olan sessiz sedasız kendisini dinleyen bir dost imiş.. O dost sayesinde yüksek sesle kendini duyabilmekmiş amacı.. Şikayet ederken kendini duydukça, şikayetsiz olması gerektiğini net görür olmuş ve yavaş yavaş kızmaları biter gibi olmuş.. Bakmış dosttan hiç ses çıkmıyor ama biliyor ki dinliyor ve önemsiyor ve hatta gerçek sevgiyi hali ile anlatıyor.. Birden o sessiz dost’u fark etmiş hep yanında olan dost.. Onun gibi olmaya karar vermiş ve dostunun üzerine gitmeye başlamış.. Üstünde göz istemez dost olan, fark edilmek ister ama ele avuca gelmekten hoşlanmaz dost olan, hele sahiplenilmekten nefret eder adeta… Kendi derdimize yönelikken samimiyken ya da, dost bulunuyor, dost’u sahiplenmeye kalktığında ise dost gitmek zorunda kalıyor. Derin acılarda hep geliyorsun, geliyorsun da ben sana tam gelebilmemin ayarını bulamıyorum. Elimde reçete var Hamd(Hamd’ı sen yaparsın), nasıl kullanıldığını öğrenene kadar da hem üzüyorum hem üzülüyorum.. Birisinin sessiz dost’u olabilir miyim bir gun acaba, tek hayalim bu. Geçtim hepsinden bu kalsın bari Tek hayalim.

  5. 5 ışık 15 Kasım 2007, 8:54

    Gerçekleri bu kadar açık bir şekilde yazmak ama hala anlayamamak. AMA olmak böyle olsa gerek. Hakikatleri açıkça ifade edip anlaşılır bir dille anlayışlara sunmak bu kadar olur. Hidayet Allahtan, ne diyelim herkes kolaylaştırılmış olanı yapacak. İnsanın noktasından alemi seyretmesi demek; ilminin kudret vasfıyla açığa çıkması mıdır? Filmin senaryosu yazılmış roller paylaştırılmış, her birim rolünün hakkını vererek en iyi şekilde BENİM dedikleriyle oyalanıyor. Dünya hayatı oyun eğlence demiş, hakikat ehli zatlar. Bunu söylemeleri bize neyi fark ettirmek için acaba. Dert, sıkıntı, sevinç, eğlence hepsi dünyanın aldatıcı halleri ise. Dünya yaşantısının kahır ve hoş gelen yanları ölümü tattıktan sonra hiç bir şey ifade etmeyecekse bu kadar bağlanmak niye. Kendimizi belli bir kayıt altına almadan, su gibi olup bulunduğumuz kabın şeklini alabileceğimizin kavranması gerekir diye düşünüyorum.

    Sistem kurulmuş, her birim niçin yaratılmışsa ona kolaylaştırılmış. Ölü olan kalplerin dirilmesi, uykudan uyanıp, yeni bir anlayışla bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Dileyelim uyananlardan olmuş olalım.

  6. 6 faik 15 Kasım 2007, 9:02

    Hayat sorular ve sorunlar yumağı… Cevabımız hangi kitaptan? Dünya mı, ahiret mi, teklik mi?.. Hangisinde yaşıyoruz? Varlığımız beden mi, ruh mu, şuur mu? Zamanımız 60-70 yıl mı, sonsuz zaman mı, zamansızlık-an mı? Mekanımız dünya mı, ahiret mi, mekansızlık mı?… Yolumuz hangisi, hangisine göre yaşıyor, düşünüyor, konuşuyoruz?…

  7. 7 Mümtaz 15 Kasım 2007, 10:13

    Bir yazının anlaşılması, verilmek istenen mesajın deşifresi, bazı cümlelerde saklıdır..

    Kavram tekrarını bırakalım da kim biliyorsa biri bana şunları açıklasın:

    1- Noktasındaki kudreti açığa çıkaran niçin üzerine belayı çekiyor? Örtünmesi, ehil olmayandan korunması işin bir boyutu. Ya öteki boyutları?..

    2- Noktadaki Kudretin açığa çıkışı ile bela süreçlerini kişi kendi tetikliyorsa; burada işleyen mekanızma nasıl bir şey?.. Gelecek belalar ne türden?.. Her veli aynı belaya ugramıyor… Bela gelince sınavı kazanmak nasıl olacak?..

    3- “HASBİYALLAH SIRRI” diye bir kavramdan bahsetmiş Üstadım… Onu okuyabilen için ateş serin ve selamet oluyor.. O ne?..

    MD’nin Vahdet Beylerinden birinde bir söz vardı:

    “IŞIK ÇIKAN YERDE ATEŞ VARDIR!”

    Belanın- iftiranın oluşumunda belki bu söz ışık olur biraz…

    Bana kalırsa Üstad farklı bir şey söylüyor..

    Mertebeler, boyutlar anlatmıyor, bu defa daha farklı bir hayati oluşumdan bahsediyor..

    O ne?..
    Onu açalım…

    Saygılarımla.

  8. 8 birol 15 Kasım 2007, 11:16

    Slm. Üstad kisaca, ölmeden ölen hakiki hazineye kavusur, dedi gibime geldi! Denizdeki kumlar ne kadar BEN se; biz de o kadar ben iz. Aklim agaclara takilir bazen, onlarin da bizim gibi isimleri var midir? Rezzak riziklarini ayaklarina sermis, ekmek asagida, su asagida, dallari DUA vaziyetinde! YOK her seydir, define harabelerde, yoklukdadir, Allah dostlarini seviyoruz ama olmak, pişmek, yanmak lazim, cok zor! İgne ile kuyu kazmaktan beter!..

  9. 9 hayri 15 Kasım 2007, 11:48

    Sevgili Mümtaz‘in acmak istediklerine katki olabilir mi bilmiyorum ama bu konuda sunlari düsünebiliriz belki;
    kudreti sahiplenip, edep sinirlarini asmamak icin sigorta sistemine benzer sekilde bir uyari sistemi bilinci her an uyanik tutmaya yarayan… Enerji(kudret) haddini astiginda sigortalar atar karanlikta kalinir, karanlik burada beladir, aydinlik bilinc icin.
    Veya söyle de düsünebiliriz; bala sinek konmasin diye üstünü örterler… Burada sinek beladir, inmesini istemeyen kendinde aciga cikani örtmek zorunda..

  10. 10 damla 16 Kasım 2007, 9:30

    Bu yaziyi okumak nasib olmus bize de. Ben bile anladim 🙂 , ne kadar derinse bir o kadar da sade cunku. Resulullah (s. a. v.) sozlerini aklima getirdi, O’nun kokusunu hissettim desem kendime paye cikarmis olmam insallah. Tabi siz ne kadar anlatirsaniz anlatin anlattiklariniz benim icin ancak anlayabildiklerim kadar olacak.

    Hic bu yonunu bu kadar net gormemistim, iftiralarin, karalamalarin perde arkasinin.

    Insan huzunlenmeden izleyemiyor bazen hakikat’in ve ehlinin gormezden gelinmesini.: (Birakin gormezden gelinmesini, beyinlerde filizlenmesine tahammul edilememesini, karalanmasini.)

    Ancak yine de nasibi olanlara ulasiyor hakikat ilmi. Ama diger yonunu yani “perdelenme ve perdelemeye vesile olma”, “ehil olmayanlari hazineye yaklastirmamak icin ve ilahi program geregi” seklinde bir yaklasim sanki icime su serpti.. icimdeki bir celiskiyi teklige erdirdi.

    “Nokta” olan “Mutlak BEN”, insan adı altında, beyin ile “M”e bürünmüş ve böylece dünyası oluşmuştur! diyor yazida Ustad. Demek ki bu hal nasil soylesem ‘default’ olarak sozkonusu, M’ler ve goresel dunyalardan, arinilmadigi surece. Iste tam da bu noktada diyebiliriz ki, M’lerimizi farketmeli ve kaynagini teshis etmeliyiz ki, arinabilelim.

    Sayin Mumtaz‘in bela ile ilgili sorusuna gelince, bela diye yorumlanan sey, bir durumu, beseri deger yargilari ile tarif edistir benim anladigima gore. Yoksa bu durum Hakikat Ehli icin bela olarak algilanmaz. Perdelemekle gorevli kisi ya da kisiler elbette hazineden ehli olmayanlari uzaklastirmak icin, onlara hazineyi cirkin ya da degersiz gostermek icin kulluklarini; yalan haber yayma, iftira, ilim kaynaklarinin okunmasini yasaklama, ilmi dillendirenleri cirkin gostermeye calisma seklinde yerine getirirler. Hakikat ilmi sahiplerine adeta bela olurlar. Ama bunlara bizim beser dunyamizda bela dense de, hakikat ehlince bela degildir.

    Peki biz, bize acilan bu ilmi paylastikca actikca bize de iner mi bela???
    – “Hakikat ehli degilsen, belalari tasiyamayacaksan bu ilmi acma” mi olmali cevap.
    – ILmini paylas, paylas ki senin de ilmin artsin, seninle paylasilanlar bereketlensin sistem geregi. Ama unutma bir dolu iftira, etiketleme, belki tecrit edilme dahi sozkonusu olur daha tutucu cevrelerde.. Bunlari unutma, onlar da hazineyi korumakla gerekli aslinda.

    Bir de bu ilmi bize acan kisi kadar olmaz bize yagan belalar sanirim. Ama yagar, cevrenizdekilerin kinamalari ile baslar mesela…

    Çok uzattim, kusura bakmayin.

    Selam ile..

  11. 11 damla 16 Kasım 2007, 9:44

    3- “HASBİYALLAH SIRRI” diye bir kavramdan bahsetmiş Üstadım… Onu okuyabilen için ateş serin ve selamet oluyor.. O ne?..

    (Mümtaz:
    15 Kasım 2007 22:13)
    ========

    Atese atilmak icin Ibrahim olmak gerek…
    Ibrahim olmadan(sirrina ermeden) atese atilani ates tanimayip, yakabilir.

    “Hasbiyallahu la ilahe illa HU, aleyhi tevekkeltu ve Huve rabbul arsil aziym.”

    Ibrahim Aleyhisselamin Nemrud tarafindan atese atilmak uzereyken Cebrail’in “senin icin ne yapmami istersin” sorusuna cevabi yukarida yazilan.

    Turkcesi:
    Allah’a guvendim. O bana yeter.. Tanri yoktur O vardir! Ben O’na baglanip, isimi O’na biraktim.. Ki O Ars’in Azim Rabbidir.” Atesin icine duser ama Onu ates yakmaz, “ates sogur ve selamet verici olur” Kuranin ifadesiyle..

    Dua ve Zikir(A.H.)- Kurani Kerimden Ornek dualar bolumunde daha ayrintili bilgiye ulasabilirsiniz.

    ========

  12. 12 damla 16 Kasım 2007, 10:34

    Allah Resulu, hakikat kendi ozunden aciga cikinca, pek cok -bize gore bela olarak adlandirilan- iftiraya, oldurulmeye tesebbuse, tecrit edilmeye, fiziksel siddete, deli, sair, mecnun vs. gibi yakistirmalara maruz kalmisti. Bunlara inananlar da olmustu, Efendimiz Aleyhisselam zamaninda yasayip bizzat onu gordukleri halde, iman edemeyenler vardi. Perdeleyenler, perdelenenler. Gunumuzde dahi iftiralar devam etmekde degil mi. Karikaturlerle degisik sifatlar yakistirmalar, islama siddet vahset dini iftiralari, Efendimiz Aleyhisselam’in cok esliligi vs. vs. vs.
    Pek cok insani perdeliyor bunlar Allah Resul’unden, Islam’i taniyip yasamaktan -perdeler yuzunden mi perdelenmeleri yoksa nasipleri olmadigi icin mi perdeler var!-

    Bence yazida iki konu vardi,
    – Noktadaki kudretin aciga cikmasiyla belalarin neden yagdigi.

    – Noktadaki kudretin aciga cikmasinda M, N faktoru.

    Bence bizim icin faydali olan M faktoru uzerinde calismak olur. M’leri tesbit ve teshis ve tedavi. Tebdir alalim -takdir edildi ise-… Ev-araba herkes icin cok onemli olmayabilir bu blogta diye dusunuyorum. Kaybettiginizde en cok aci verecek seyler nelerdir sorusu M’lerimizi bulmamiza yardimci olabilir.

  13. 13 bir'ol 16 Kasım 2007, 12:14

    Nokta’larında ki kudreti açığa çıkartıp yaşayanlarda, ‘olabilirlilik’ ihtimalinin sünnetullahda mevcut olmadığını bildikleri için; ”benden açığa çıkan ilmi örtmeye çalışıyorlar, insanların bu ilimden daha iyi faydalanmaları için daha neler olabilir ki?” gibi gafletli düşüncelere sahip olmadıkları için, her ne kadar ateşin içinde olsalar da ateş onları yakmaz..
    Onlar bilirler ki; O ilim, o ilmi yaşayabilecek kapasitede doğmuşlar için kendilerinden irsal olunmakta..
    Her ağaçtan kaval yapmaya çalışmak, olabilirlilik ihtimaliyle perdelenmektir!..

  14. 14 filiz54 16 Kasım 2007, 2:16

    Damla’M, sana veda etmeden gitmek istemediM. Ehil olanlarla, yanlışsız bir hayat yaşaMan, onları değerlendirMen de perdesiz olMan, gönüllerinde daim yer edinmen duası ile, sonsuz selam ve dua sana.. HAS İB(RAHİM), baskısız N yaşaman niyetiyle.

  15. 15 damla 16 Kasım 2007, 5:01

    Bize dusen bu agactan ne guzel kaval olur diye dusunmek mi olmali acaba?

    Biz neticeyi bilmedigimiz icin “bizim gozumuze göre“, “ihtimaldir” olusabilecek her sonuc. Haklisiniz ihtimal yoktur, neticeyi bilenin, dileyenin indinde.

    100 kere kovsalar 101. kez cagirdiklarinda, sanki 100 kez kovulmamis gibi gitmesi aklima geldi Allah Resulu’nun..

    Sevgili filiz, dualariniz misliyle size ve tum katilimcilara ulassin insaAllah…

  16. 16 filiz54 17 Kasım 2007, 5:33

    Sevgili Damla‘m Dost’lara küsüp gitmiyorum. (Gitmem gerektiği için gidiyorum).
    Bir kere sende ki cevheri fark etmiş olarak gidiyorum 🙂

    Sen şimdi yine diyeceksin; buradaki her arkadaşın cevheri var.
    Bir kişiye yönelip seslenmeyi, bir kişiye yoğunlaşmayı gerçekle ve samimiyetle bağdaştırdığım için, Üstad’ın her sözü bana gibi algılayabiliyorum, üstüme alıp yapmam gereken en doğru davranışı ortaya koymaya çalışabiliyorum, bu tek kişiye yönelmemden dolayı gerçekleşiyor… Bu yüzden Damla’m diyorsam bir kabda yoğunlaşmak istediğim için ve evrensel buluyorum bu düşünceyi.. Ortaya konuşur gibi boşlukta dolaşır gibi oluyorum diğerinde.. İlmi değerlendiren dostlarla olmak çok güzel herşeye rağmen.. Hoşça ol ve teşekkür ederim yine muhteşem ifadelerin için. Öptüm seni güzel Esmalarının bulunduğu alnından, Rasul anlayışı geliştirmiş olan Güzel Dam(lam).

  17. 18 mediha 17 Kasım 2007, 12:11

    Üstad burada sanırım “Mutlak BEN”’i ortadan kaldırmanın zorunluluğundan bahsediyor.. Noktandaki kudreti açığa çıkartmaya çalışarak evrensel dünyanı oluşturmak…

    “Nokta”sındaki kudrete ermiş olanların da “hasbiyallahu…” sırrı olarak ‘Allah bana yeter’ deyip tam teslimiyetle yoluna devam edilmesinden bahsediyor diye algılıyorum..
    Allah hepimize bu zor ve engelli yolu kolaylaştırmış olsun sevgili gönül dostları…
    “Atığın zaman sen atmadın. ALLAH ATTI!..” (8-17)

  18. 19 gözyaşı 17 Kasım 2007, 12:33

    Değerli yorumcular; İnsan neticeyi bilmeyince (bizim algılama değerlerimize göre) elinden geldiğince “M” lerinden kurtulmanın mücadelesini verip hiçliği yaşamaya çalışsa, neticede nasip edilmemişlerden ise sonu hüsran olacaksa, bu yola talip olmamaması mı gerekir? Yoksa o dilemişse sonumun hüsran olmasını, ben razıyım. Bu kapıdan başka bir yere gitmem deme cesaretini göstermesi de nasibi olduğunu mu gösterir?

  19. 20 bir'ol 17 Kasım 2007, 1:51

    Hasbiyallah Türkçe’ye ‘Allah’a güvendim’ diye çevriliyor. Bu güvenme daha geniş anlamda teslim olmak, olabilirlilik vehametinden kurtulmak anlamları veriyor..
    Allah ismi ile işaret edilene ‘B’ sırrı ile iman edenlerde, acaba olabilir mi, olamaz mı endişeleri kalkar ve kader (kudret) sırrı ile hikmetleri seyre dalarlar…
    Tam teslim olanlar ateşe (alev değil!) atılsalar dahi onları ateş yakmaz!..

  20. 21 şehir 17 Kasım 2007, 2:10

    Annemi düşünüyorum!..

    Annemi düşünüyorum, ne olursa olsun beni seviyor. İnsanlar tarafından kabul görmeyen davranışlar içerisinde de olsam, insanlar tarafından taktir edilen davranışlar içerisinde de olsam, O beni HEP seviyor. Bugüne kadar yaptığım hatalar yüzünden beni hep affetti (beni hatasız görmedi, yaptığı hatalarımın sonucunu alacağımı bile bile, sonuçlarını yaşadığımı göre göre her özrümü kabul etti. Ama erken ama geç sonuç hep aynı oldu bağrına bastı.) Benden açığa çıkan herşey annemin kabulu oldu (iyi niyet, cahillik, bilgililik, başarı, başarısızlık, kötülük, asabiyet, hoşgörü, yardımseverlik v.s.).

    Annem her an gözünün önünde olmamı istedi, her an yaptıklarımı değerlendirdi, her an beni uyardı, bana teşekkür etti… Her an, her an, her an.. Ben annemin içindeydim (noktaydım). O beni doğurdu (açığa çıkardı) ve sevgisi oluştu(seyretmeye başladı). Dertlerim dertleri oldu, çarelerim çaresi oldu.. O beni hep seyrediyor. Ancak bir anne (derecesi annelikle eşit olan) noktasındaki kudreti anlayabilir.

  21. 22 angorya 17 Kasım 2007, 5:42

    Sevgili Mümtaz‘ın soru işaretleri bende de uyandı… Bu bilgiler ışığında sezgimi paylaşmak istiyorum: Tek’liğin bilincine erişip de Nokta’sını açığa çıkaran, ifade etmeye başlayan varlık artık bir SAVAŞÇI olmuştur. Hakikat’in ve Mutlak İyilik’in savaşçısı. Sistemde buna yakın bir güç daha vardır. Yakın, diyorum dikkat edin. Son noktada Hakikat’ın kazanması ve herşeyin TEK olması, o karşıt -hadi ”karanlık” diyelim adına- gücün ışığın içinde erimesi kaçınılmazdır, nihai kaderdir.
    Ama o noktaya gelene kadar da güçler dengesi altında ışığın ve karanlığın savaşı da kaçınılmazdır. Ben bu pencereden bakınca böyle bir ”bela tetikleme” durumu algılıyorum.
    Yani; Nokta’sını açığa çıkarıp da aydınlanmış varlıklar bir yere kadar belli güçlerle donanmış, deyim yerindeyse Nokta’nın zerresinden -ki o da müthiş bir güce sahiptir- yararlanmış ”karanlık” varlıkların dikkatini çekecektir VE savaşmak zorunda kalacaktır. Bİr görevdir de bu aynı zamanda… Ve sanırım bu durum, CİHAD’ın türleri içinde en üst boyutta ve en yaman olanıdır…
    Aynı savaş daha alt boyutlarda, daha az ”aydınlanmışlar” ile daha az ”kararmışlar” arasında da sürüp gidiyor…

    Sonuçta ”mutlak iyilik” yani ”mutlak ve koşulsuz sevgi” kazanacaktır mutlaka… Işığın olduğu yerde karanlığın barınamayacağını bildiğim içindir ki hiç kuşkum yok bundan…

    Zannımca…

    Hakikat’e hizmet eden ışık elçilerinden olmamız dileğiyle…

  22. 23 faik 17 Kasım 2007, 9:29

    Okunuşu:
    Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ Hu, aleyhi tevekkeltu ve Huve rabbül arşıl azıym.
    Anlamı:
    Allâh’a güvendim (bana yeter) tanrı yoktur O vardır, ki ben de O’na bağlanıp işimi ona bıraktım; O arşın aziym rabbidir.

    Bilgi:
    Başınız haksız yere derde girdiği zaman bu âyet-i günde beşyüz veya bin kere okumaya devam ederseniz, inşâallah kısa zamanda selâmete çıkarsınız.
    Bu âyetteki duâyı ilk okuyan İbrahim peygamberdir.
    İbrahim aleyhi’s-selâm Nemrud tarafından yakalattırılıp, mancınıkla ateş dağının içine fırlatıldığı zaman, havadayken Cebrâil isimli melek gelir ve sorar.
    – Yâ İbrahim senin için ne yapmamı istersin?
    İbrahim aleyhi’s-selâm cevab verir:
    – Allâh’a güvendim. O bana yeter. Tanrı yoktur O vardır! Ben O’na bağlanıp, işimi ona bıraktım. Ki O arş’ın azîm rabbıdır.

    İşte İbrahim aleyhi’s-selâm’ın bu şekildeki ifâdesinden sonra mûcize olur; ve İbrahim aleyhi’s-selâm yavaş bir şekilde ateşin içine düşer fakat onu ateş yakmaz. Çünki, Kur’ân-ı Kerîm’de anlatıldığı üzere “ateş soğumuş ve selâmet verici olmuştur” İbrahim peygamber için, Allâh emri ile. İşte, böyle bir mûcizenin meydana gelmesine vesile olan anlayış ve ifâde vardır bu duâda.

    Bakın bu duâ için ne buyuruyor Rasûlullah salla’lâhu aleyhi ve sellem efendimiz bizlere:

    – Kim sabah kalktığında ve geceye girdiğinde «Allâh’a güvendim o bana yeter, Tanrı yoktur, arş’ın azîm rabbi olan O vardır» derse; bunu ister sıdk ile söylesin ister YALANDAN (inanmıyarak) söylesin, yedi defa söylediğinde Allâh ona kâfi gelir.’ Ebû Davud.
    Dikkat edin!..
    Bu hadîs-i şerîfte çok önemli bir hususa işaret ediliyor!.. Allâh’ın SİSTEM’ine!.. “Allâh’ın düzeninde asla değişiklik olmaz” âyetiyle de vurgulanan SİSTEME.
    Siz belli duâları veya zikirleri yaptığınız zaman, inansanız da, inanmasanız da, o yapılan çalışma, ilgili mekânizmayı, sistemi harekete geçirir ve mutlaka semeresini verir; demiştik.
    İşte bu hadîs-i şerîf, söylediklerimizin açık-seçik ispatıdır. “Kişi ister SIDK ile ister yalandan yâni inanmıyarak” yaptığında denmesi bunun apaçık göstergesidir.
    Bu sebeple diyoruz ki, siz inanmasanız dahi bu zikirlere veya duâlara bir süre devam edin, söylenildiği sistem üzere. Elbette neticesine ulaşacaksınız.
    Allâh bize bunun manâsına ermeyi ve bu duâyı edebilmeyi nasîb etmiş olsun.

    HASİB; ihtiyaçları karşılayan, her an her varlığın yaptığının hesabını görerek hesabına göre bir sonraki aşamaya geçirtendir.
    (DUA VE ZİKİR – AHMED HULUSİ)

  23. 24 bir'ol 18 Kasım 2007, 12:00

    Hikmet aleminde kudreti seyr ilm-i ledün’dür, bu ilim Allah indindendir. Bu hakikata vakıf olanlar kader sırrına vakıflardır ki, bir insanın cennetlik mi cehennemlik mi olduklarını alınlarının ardında yazılı olan fıtratlarından okuyabilirler..

    Onlar cehennem ehli tarafından bin defa kovulsalar da, çağırıldıklarında yine icabet ederler. Çünkü cehennem ehlinin de ne hikmetle yaratıldığının fevkindedirler..

    Onlar ilim yağdırırlarken ayrım yapmazlar, aynı yağmur gibi! Cehenneme gidecek bir kula usanmadan cenneti anlatırlar. Tıpkı hz. Musa’nın firavuna gidişleri gibi…

  24. 25 kenan 18 Kasım 2007, 7:07

    Noktadaki kudretin açığa çıkması (kalbi selim ) oluşmasının üç şartı vardır… Kimseyi incitmemek… Kimseden incinmemek… Her dem ihlas…

  25. 26 hayri 19 Kasım 2007, 8:57

    “NOKTAsindaki kudreti aciga cikaranlari disardan bakanlar atesin icinde görürler” diyor. Ya icerden ÖZündeN bakanlar??? Madem ki HASIB ortaya cikanin (düsünülenin) sonuclarini aninda yasatir, Hz. Ibrahimin NOKTAsiNdaki hangi kudret aciga cikti ki, bunun bilincinde olusturdugu düsüncenin sonuclarini ates olarak yasasin, distan baktigiMizda ates gibi görünenin celalin cemali olarak tenezzül eden selameti yasatacak kudret oldugunun suurunda olmasi, Hz. İbrahim’i aciga cikarttigi gülsen ile muhatap kilmistir… Anladigim kadariyla.

  26. 27 ÖmerFaruk 19 Kasım 2007, 9:10

    “1- Noktasındaki kudreti açığa çıkaran niçin üzerine belayı çekiyor? Örtünmesi, ehil olmayandan korunması işin bir boyutu. Ya öteki boyutları?..”

    Örtüleridir bu belalar, onlar için gül bahçesidir v. b. şartlanmalardan kurtulalım da biraz daha farklı şeylere itelim düşüncelerimizi. Başkalarını tekarlamanın bize hiç bir faydası yok..
    Düşünmek ve tefekkür etmek içindir anlatılanlar.. Beyni türlü türlü şaşırtmalara iterek şartlanmalarından arındırırak ezberleri bozmak için yazılar yazıyor ÜstadıM… İki dudağı arasından “data” sözü çıktı ortalık birden karıştı!
    Çünkü daha önceleri geçmişten gelen bazı terimleri, aynı şeyleri göre göre artık beyin bunları veri tabanına yerleştirmiş ve şartlanmış.. Sonra da anlamasak da anlamışız gibi bizi kandırıyor!
    – Ben bu kelimeyi milyon kere okudum, artık biliyorum üstünde düşünmeme gerek yok!

    Farkında mısıNız beyniMizin bize ne yaptığının?

    Diğer bir boyutu şu olabilir:
    O ehli zatların bu belaları çekmesi bizim için rahmettir. Hasib ismi ile her fiil bir sonrakinin sebebidir.. ANın da hesap görülür.. O zaman farklı düşünelim biraz.. Sistemde bir denge vardır! Kendisi belaları kendisine çeker ve bunları “genişletilmiş göğüsünde” karşılar çünkü onlar için “biz senin göğsünü genişletmedik mi?” hitabı vardır.. Ve diğer insanlar için kalkan görevi yapar bir nevi. Sevgi kalkanıdır bu.. Sonra da bunu “sevgi”ye çevirir aleme yayarlar. Bütün herkes yararlansın diye..

  27. 28 hayri 19 Kasım 2007, 11:55

    Atesi söndüren hasbiyallah ile baslayipTEVEKKÜL ile devam edip arşilaziym ile neticeye ulasilan manayla alakali söyle bir düsünce olustu:
    İbrahim a.s. mın Cebrail’den yardim talep etmeyisinin bir aciklamasi da söyle olabilir kanaatimce; Cebrail aleyhisselam AKIL melegidir, oysa cehennem atesini söndürecek akil degil IMAN nurudur, iman nuru Allah ismiyle tanimlanana B sirri dogrultusunda imani, TESLIMIYET esasina dayali bir sekilde yasatacagindan, cehennemin ya da Nemrud’un atesinin sönmesi Hz. İbrahim’in iman nuruyla teslimiyeti dolayisiyla narı NURA dönüstürmüstür..

  28. 29 birdenbire1 20 Kasım 2007, 2:45

    Bu sabah şöyle bir açılım oldu…
    Ne güzel üstadıM, üstadıM deyip duruyoru(Z)… Peki üstadıN hakikatini görebiliyor muyuz?.. Kim, ne, bunu biliyor muyuz veya algılayabiliyor muyuz veya düşünüyor muyuz veya…

    Eğer biliyorsak (kendimizce) verileni verenden bilmek gereğini düşünüp, ismi, resmi bir kenara koyabiliyor muyuz?

    Koyabiliyorsak neden hala, bir gazete yorumcusunun yazdığı bir köşe yazısını yorumlar gibi ahkam kesiyoruz. Veya nokta!yı uzattıkça uzatıyoruz; O “Hitâbımız, herkese anlayışıncadır!..” derken…

    Dostlar.. Kimseye değil sözüm gerçekte… Buraya bir yorum yazmayı düşünürken açıldı bu bakış, ben kendime demiş olarak notumu aldım, sizlerle de paylaşmak istedim. Saygılar sunuyorum.

    NOT: ” İsim, ardındakinden perdeliyorsa, bir an önce “isim perdesinden” kurtulmaya çalış!.” Ahmed Hulûsi

  29. 30 faik 20 Kasım 2007, 8:08

    “M” lerin dünyasını oluşturan üç şeytan, üç kafir(örtücü); benlik/nefs, tabiat/beden ve şartlanmalar/etraf. Noktandaki kudrete ulaştıracak üç melek, üç güç; Alim-Mürid-Kadir(ilim-irade-kudret).
    “M”lerin dünyası yüzünden “nokta”daki kudretten mahrum kalmayanlara ne mutlu…

  30. 31 özdebir 21 Kasım 2007, 10:13

    Çizgiyi değil; noktayı görenlerden olmak dileğiyle, teşekkür ediyoruz hepinize…

  31. 32 özde 2 Aralık 2007, 12:52

    Sevgili dostlar ,

    İftira ve değişik şekillerde örtme işlevini yapmaya çalışanlar bu fiilleri ile Hakikat İlmini açığa çıkaranın, günahını almakta yani O’nun arınmasına vesile olmaktalar ya da çok daha yüsek bilinç seviyesine çıkacak enerjiyi O’na yüklenmesini sağlıyorlar… HASİP esması sonucu.. Çünkü Allah Seriul hisap’tır

    Üstad’ın klavyesinden insanlığa ulaşan Hakikat ilmini değerlendirebilenlere ne mutlu…
    O’nu çevresi ile paylaşabilenlere ne mutlu.. O’nu yayanlara ne mutlu..

    Üstad’ın öğretisini değişik formlarda dile getirip tanıtmak, paylaşmak hepimizin görevi olsa gerek..

    Üstadın öğretisini aktardığım bir formda olmadık iftiralarla karşılaştık..
    Bunun üzerine yanlış anlamaları önlemek için; herici formun Biyografi bölümünde Üstad’ın kim olduğu ve amacının ne olduğunu kendi dilinden anlatmaya çalıştık…

    Bunu şunun için anlattım yukarda anlatılan örtme olayı her an yaşanmakta…

    Her an açığa çıkmakta…

    Sevgi ve Saygılarımla..

  32. 33 özdebir 3 Aralık 2007, 3:49

    Geçenlerde; elektronik aletlerin yaydığı yüksek frekanslı magnetik dalgalarının insan vücuduna zararlı etkilerinin olduğu ve bu etkilerden kurtulmak için sık sık elinizi yüzümüzü yıkamak gerektiği şeklinde bi haber okudum… Evrende her an ve her noktada kozmik ışınımların ve elektromagnetik dalgaların etkisi olduğuna göre; şimdi daha iyi anlıyor olmalıyız; abdest alın derken aslında bize neyin teklif edildiğini… Üstad ise bunu (abdesteki sırrı) yıllar önce açıklamıştı. Teşekkürler…

  33. 34 DOSTUNUZ 3 Aralık 2007, 3:52

    BELÂ

    “Belâ” demek; kişinin tasfiye aracı demek… İnsanın arınması, saflaşması!.

    Altın nasıl ateşe atılır, saflaşır, üstündeki katkılar yanar yok olur, sonuçta nasıl saf altın kalırsa; insan da belâlarla yontulur, saflaşır, arınır. AHMED HULUSİ

    Belaları çekmekte ki anlatım:
    Var ettiği benliğine gelen saldırılardır ve yapmış olduğu benlik kaleleri yıkılmaya (var ettiğin varsayımların temizliği )başlar. Bu belalar saflaştırmak için gelir.
    Sevgiyle kalın dostlar.

  34. 35 çağlar 18 Aralık 2007, 9:56

    Sen çekirdek nedir bilir misin?

    İsmidir onun çekirdek dediğin. O her şeyin özüdür, tohumdur, canlıdır, diridir O.

    Her şey o özün içinde saklıdır. Bir bakalım mı?

    Adını Elma dersin, bilir misin karnında taşıdığı yavrusuna Elma çekirdeği diyorsun. İşte o elma dediğin bir zamanlar işte o çekirdeğin içinden çıktı, çıktı da sen adını Elma koydun. Öyle olmadı mı? O sana ben elmayım mı dedi? Bunun gibi binlerce görünen ne varsa bunların hep özleri birer çekirdekten oluşuverdi. Bilir misin işte o çekirdeğe can veren onun içinde gizli.

  35. 36 altan altundağ 22 Aralık 2007, 11:47

    ASLINDA BU KONU SANIRIM EGİTİM YANİ İLK OKULA BAŞLANDIGINDA DERS MÜFREDATINDA İŞLENMELİ. YANİ 0 KLM. BEYİNE BAŞTA ANLATILMALI DİYORUM ADABINCA. ÇÜNKÜ HALA DAHA İNSANLAR İLK OKUL DÖNEMİNDE ALDIKLARI KUR’AN KURSLARINDAKİ ALDIKLARI EGİTİMLERİYLE KOZALANMIŞ VE AT GÖZLÜKLERİNİDE ÇIKARAMAMIŞLARDIR.

    BU GEÇTİGİMİZ RAMAZANDA YAŞADIGIM BİR OLAYI ANLATMAK İSTEDİM.. TERAVİ NAMAZI BİTMİŞ DUA EDİYURDUM VE ELLERİMİ KOLTUK ALTI GÖRÜNECEK ŞEKİLDE KALDIRMIŞTIM. GENÇ BİR DELİKANLI GELDİ YANIMA VE ELLERİMİ KALDIRMAMAM GERKTİGİNİ SÖYLEDİ. TABİİ BEN DUAYA DEVEM ETTİM VE BAKTIM Kİ O GENÇ BİR KENARDA OTURMUŞ, KENDİ GİBİ GENÇLE SOHBET EDİYOR VE YAKLAŞTIM SORDUM. SEN BENİ UYARMIŞTIN AMA SEN NEDEN ELLERİN KALDIRILMAYACAGINI BİLİYOR MUSUN DEDİM. O DA YOK AGBİ BEN İSMİ ÖNEMLİ DEGİL BİR CEMATTA BÖYLE BİR EGİTİM ALDIM; ONDAN ÖYLE DEDİM DEDİ. BENDE KENDİSİNE KOLTUK ALTI GÖRÜNMESİ VE ELLERİN YÜZE PARALEL OLARAK NEDEN OLMASI GEREKTİGİNİ ANLATMAYA ÇALIŞTIM VE HELALLİK İSTEYEREK AYRILDIM.

    YANİ BU KOZALANMIŞLIKTAN KURTULMADIKCA BİZLER ANCAK SAYIN BİR ÜSTAD GİBİ ALLAHIN LUTFUNA ERİŞEMEDİKCE DOGRULARI ÇOK AZ BİR ZÜMRENİN İDRAKINDAN ESEF DUYUYORUM. ÇÜNKÜ BU KONULARIN ASLINDA YAŞAMIMIZIN TEMEL ESASLARI OLMASI GEREKİRKEN SANKİ OLSA DA OLUR, OLMASA DA OLUR GİBİ ALGILAŞTIRILMASI BENİM EN BÜYÜK ENDİŞEM VE TARTIŞAMIYORUZ DA.. ÇÜNKÜ KOZALILARLA KALIPLAŞMIŞ FİKİRLERİNİ HAFİFE ALINMIŞ MÜSLÜMANLIK ANLAYIŞINDAN İSLAMI ANLATAMAYIZ Kİ YAŞAMADIGIMIZ İSLAMI KİME SUNACAGIZ. SAYGILARIMLA.

  36. 37 MEHMET 26 Ocak 2008, 11:21

    ALLAH`A VE RASÛLE UYUNUZ AYETİYLE İŞARET EDİLEN HANGİ BOYUTUMUZUN SESLENİŞİDİR ÜSTADIM…

  37. 38 EL ENVERİ 20 Şubat 2008, 7:21

    HAKKIN MAYASIYLA MAYALANMIŞ HAMURLAR ANCAK ANLAR YAŞAR VE YAŞATIR HAKKI
    ***

    ilmullah mayasıyla mayalanmış terkibler ancak noktasındaki kudreti yaşarlar
    ***

    rabbı ilim olan ancak yaşar noktasındaki kudreti gerçek olan yaşar noktasındaki kudreti sonsuz sınırsız noktaları var etmede olan anlar noktalardaki kudretini yaşar noktalarındaki kudretini
    ***

    sırf bilinçten
    ***

    BEN DİLERİM, DİLEDİĞİMİ YAPARIM, YAPTIĞIMDAN BANA SUAL SORULMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR BEN DİLEDİĞİMİ YAPARIM ! DİLEDİĞİMİ YAPARIM!..BEN DİLEDİĞİMİ YAPARIM

  38. 39 Akl-ı Evvel 23 Şubat 2008, 3:51

    AHMED MAHMUD MUHAMMED MUSTAFA

  39. 40 Bilincin Kartezyen Değişebilirlik Prensibi 25 Nisan 2008, 12:21

    Ben, çok, hep, kaos
    Ben (öz), çok (tek), hep (hiç) kaos (çeşitlilik)
    Ben ismi sanılan (Ben ismi ile anılan)
    yani B(EN), B(E)N, BE(N), en sonunda örtülü BEN, örtüsüz beN veya hepsi içinde ben(.) ilk THE END. Son TAA SİYYN MİYYM.

  40. 41 MuHAMmeD/AllaH/allaH/muh. 5 Mayıs 2008, 11:50

    (…) Hazim ister.

  41. 42 @ (...) @--(-(--- 13 Mayıs 2008, 8:28

    HUD: 114-) Ve ekımıs Salate tarafeyin nehari ve zülefen minel leyl* innel hasenati yüzhibnes seyyiat* zâlike zikra liz zakiriyn;

    Gündüz’ün iki tarafında (dönüşümlerinin ikisinde; öğlen-ikindi vakitlerinde) ve geceden zülfelerde (gecenin gündüze yakın saatlerinde; akşam-yatsı-sabah vakitlerinde) namaz’ı ikame et/ettir… Muhakkak ki hasenat (Hakikatına, sonsuz-sınırsızlığa yönelmek; meleki amel), seyyiatı (madde dünyasının tesirini; nefsani amelin negativ yükünü) giderir… Bu, (Allah’ı) zikredenler için bir hatırlatma/öğüttür.

    MÜ’MİN:60-) Ve kale Rabbükümüd’uniy estecib leküm* innelleziyne yestekbirune an ıbadetiy seyedhulune cehenneme dahıriyn;

    Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin/beni çağırın, size icabet edeyim… Muhakkak ki benim ibadetimdem (duadan) kibirlenenler, dahiriyn (küçülmüş, boyun bükmüşler) olarak cehennem’e gireceklerdir”.

  42. 43 Gül 13 Mayıs 2008, 12:10

    Anladığım:
    Bismillahirrahma-N-irrahi-M

  43. 44 17 Mayıs 2008, 3:05

    Selâm olsun HULÛSİYE

  44. 45 arastirici 17 Mayıs 2008, 6:40

    “Gül” Yazmış:
    13 Mayıs 2008 12:10
    Anladığım:
    Bismillahirrahma-N-irrahi-M-

    “HÛ” Yazmış:
    17 Mayıs 2008 15:05
    Selâm olsun HULÛSİYE
    * * *

    Her ikinizden de ALLAH razi olsun, bizleri tekrar bu konuya cektiginiz icin. Baska bir konu altindaki yazi icin yaptigimiz yorumlar sirasinda sayin A. HULUSI nin bu yazisindaki bazi bilgileri YUNUS EMRE nin bir siiriyle baglayarak kullaniyim diye dun gece dusunmus ancak hangi baslik altinda oldugunu hatirlayamamistim (ironi).:)

    Aksam yatarken dusundugum makale sabahleyin kalktigimda hem de SESli olarak bilgisayar ekranimda karsima cikinca “ALLAH works in mysteries ways”:) teriminin HAYRETiyle gulumsedim ve sevindim.

    BU konuda (NOKTA) bir de gecenlerde OKYANUSUMun otesinden okudugum bir sitedeki yaziya link koymak istiyorum, zannedersem NOKTAmiza ermemize yardimci olabilecek tavsiyeler var burada. [ İşaret Levhaları (Yolu bilmek için mi, yolu yürümek için mi?) -Ahmed Baki ]

    Burada anlatildigi gibi artik yola cikip bilfiil noktamiza dogru gitmemiz gerekiyor.


    Buradaki
    link de fiile nasil gecebilecegimizi gosteriyor bize. ALLAH ismi ile isaret edilen bize kolaylastirmis ola. Amin.

    Hosca Kalin


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: