Okyanusta dalga: Bir an “var”, bir an “yok”

Otuz basamaklı “Nonilyon“dan itibaren her defasında bin misli azaltarak saymaya başlasak, büyükten küçüğe doğru sırasıyla “oktilyon”, “septilyon”, “seksilyon”, “kentilyon” derken “katrilyon”, “trilyon”, “milyar” ve “milyon” geliyor…

“Senseptenkatragintilyon”un bin misli olan “senoktokatragintilyon” ise okunabilen en büyük rakam olarak kayıtlara geçmiş… 450 basamaklı… Senseptenkatragintilyon’dan milyona inebilmek için ise sırasıyla sağındaki 443 sıfırın silinmesi gerekiyor…

Yani bildiğimiz “milyon”, “senseptenkatragintilyon”un katrilyon kere x katrilyon kere x bilmem kaç kez katrilyonda biri; kaybolup gitmiş, var mı yok mu belli değil!

Bu kadarla bitmiyor elbette… Bunlar, şimdiye dek “okunabilmiş” en büyük sayılar…

Okyanusta bir damla mı?.. Daha da ötesi mi?.. Uzun hesap…

Sayılardan ve bir misalden yola çıkarak bazı gerçekleri farketmeye çalışalım bu kez…

Güney Asya’daki tsunami felaketinden sonra, sözkonusu dalgaların Arapça “Allah” lafzına benzediğini iddia eder bir uydu fotoğrafı dolaşmıştı uzun süre medyada ve internette…

Okyanustaki dalgalanmalar!.. Dalgalanmaların aldığı anlık şekiller!.. Dalgalanmaların büyüklükleri!.. Dalgalanmaların sayısı… Hiçbir aklın alabilmesi mümkün olmayan boyutlarda veriler. Bunlar yanısıra, bakan birçok insanın zihninde hâlâ duruyor o görüntü! “Evet”, “öyle olmuş”, “varmış” deniyor!

Oysa…

“Dalga” ne demek; bir düşünsek… Aslında neye işaret etmekteyiz “dalga” diye, bunu sorgulayarak başlasak!

Resimde değil, “okyanusta dalga”nın ne olduğunu anlayabilsek…

Okyanusun her noktasında aralıksız süregiden hareketlilikten neye “dalga” adını verdiğimizi, “dalga” dediğimiz şeyin gerçekte “ne” olduğunu anlamaya çalışsak…

Ne bir “yerde”, ne de bir “anda” durmayan, asla tutulamayan sonsuz “dalgalanmaları” düşünüp, “dalga” dediğimizin sadece bir “anlık” bir “geçiş” olduğunu farkedebilsek… Hatta aslında “dalgalar”ın sözkonusu olmadığını; “dalgalar”ın birbirlerinden kopuk olmadığını, birbirlerinden ayrılmalarının mümkün olmadığını, fakat bizim kesitsel “gözlemler” ya da “algılarımızın” dalga imajını yarattığını hissedebilsek… “Dalga” diye, anlık “görüntüleri” kabul ettiğimizi, dalganın bir “varsayım”, bir “tanımlama” olduğunu akledebilsek… Düşünsek ki, “dalga” diye andığımız şey, süregiden sonsuz canlılığın sadece bir “anlık” lokal görüntüsünden ibaret! Ortada ne bir karşılığı, ne de nesnel bir varlığı yok; ne durağan, ne de tutulabilen birşey değil! Sonsuz geçişin bizdeki bir anlık “izi”! Okyanustan gelip, yine okyanusa dönen!

Okyanus yüzeyinin ne kadarına, kentilyonda birine mi, oktilyonda birine mi, yoksa nonagintilyonda birine mi “dalga” demişiz, bilmiyoruz; fikrimiz yok! O estantane, suyun ne kadar sürelik bir geçişini yansıtıyor? Bir anlık diyoruz; ama bildiğimiz saniyenin kaçta biri kadar kısa bir anlık, bilmiyoruz! Onun gibi kaç süre var daha okyanus için; senseptentilyon mu, senoktokatragintilyon mu, bilmiyoruz! Her an kaç değişik görüntü oluşmakta okyanus yüzeyinde; unoktogintilyon mu, novemoktogintilyon mu, fikrimiz yok!

Sözün kısası, resmi bir yana bırakıp “okyanusta dalga” dediğimizi aradığımızda görmekteyiz ki, ortada aslında öyle bir şey yok! “Dalga” denen, bir anlık bir gözlem, zihnimizdeki bir iz, bir imaj, bir isim sadece… Okyanus ise sonsuz dönüşüm içinde; ondan gelen yine ona dönmede… “Tek kare resim” olan “dalga” algısının bir imaj meydana getirdiğini, aslında öyle bir şeyin zihnimiz dışında “yok” olduğunu farkedemiyoruz!

Biraz daha ilerleyelim… Bunların da ötesinde, bir an “var” gibi görünmüş, bir sonraki anda hiç olmamış gibi kaybolmuş, bir “varsayım” sadece “dalga” denen şey!

O görüntü anı, ne bir önceki anda vardı, ne de bir sonraki anda var! Öyle bir dalga ki “resmi” var, kendi yok! O görüntü anı, ne bir önceki anda vardı, ne de bir sonraki anda var! Öyle bir dalga ki “resmi” var, kendi yok! Her an sayısız hareket var olmakta ve yok olmakta; dev okyanusun yüzü her an yeni bir hal almakta! Bütün bu süregiden sonsuz hareket ve oluşlar yanında, bir resim karesine sığdırılmış, bir “an”da belirip ertesi anda kaybolmuş bir “görüntü”nün anlamı ne; nasıl bir ayrıcalığı olabilir okyanus için?

Ama siz istediğiniz anlamı yükleyebilirsiniz ona; bizim için mahsuru yok!..

Üstelik buraya kadar yaptığımız, düşey bir değerlendirmeydi. Bir de olayın yatay değerlendirmesi var elbette… Velev ki dalganın, okyanusun sonsuz büyüklüğünde ve üzerindeki sayısız oluşlar arasında bir anlık sabit bir “gerçeklik” olduğunu varsaysak… Kime göre o “görüntü” sözkonusu?..

Uydunun bulunduğu noktadan bakana göre!

Devamlı hareket halindeki su kütlesinin verdiği sayısız eğimlerin her bölgesi, her yöne farklı yansıtmaktadır ışığı elbette. Bir “noktaya” doğru sudan yansıyan ışığa göre “o görüntünün” ortaya çıkışı sözkonusu iken, farklı noktalardaki gözlemcilere göre o anda ne öyle bir yansıma var, ne de öyle bir dalga görüntüsü!

Gözlem noktası mutlak olsa, bu kez ışık kaynağının farklı bir noktada oluşuna göre de yine yok öyle bir yansıma ve görüntü… Ve ışık kaynağının sayısız noktalarda olabilmesi sözkonusu… Her bir bakış noktası için aynı anda farklı bir okyanus; “okyanus içre okyanuslar” gibi… Ama algılanabilecek tüm okyanuslar, aslında tek bir okyanus!

“Okyanus içre okyanuslar” diye kabul ettiğimizden “tek kare resim” diye tanımladığımız “dalga”ya kadar tüm tespitler aslında tek bir varlığa işaret etmekte, ondan gelip ona dönmektedir!

Ötesi bir yana, şimdilik bunları hesaba katarak o resim karesine baktığınızda orada varsaydığınız “dalga görüntüsü” şimdi ne ifade etmektedir, her an, her zerrede meydana gelen sayısız oluşlar yanında?..

Öylesine göresel bir varsanış ki, o harekete göre, o alana göre, o bakış noktasına göre, ışık kaynağının o noktada oluşuna göre ve geçip gitmiş o “anlık” pozlamaya göre… Bunlar gibi daha nice sayısız değişken var ve bunlardan herhangi birinin, olmaması bir yana, sadece değişmesi, o dalganın ne görüntüsünden, ne varlığından hiç sözedilememesi demek…

Yukarıdan okyanusu siz gözlemliyor olsanız… Sürekli hareketli su yüzeyinin ışıkla oyunlarını ve gözünüze yansıyan parıltılarını seyretseniz… Süregiden seyrinizde ufkunuzu kaplayan o okyanusun bir kıyısındaki aralıksız dalgalanma içinde, öncesi ve sonrasından hiç ayrılmamış bir “an”lık “geçiş” size ne ifade edecekti? Resim karesindeki gibi bir “dalga”nın varlığından bahsedebilecek miydiniz?.. Asla!

“Tek kare resim”de yeralan, sanal bir hâl, anlık bir oluş, kayıp bir görüntü!

Konunun başka yönleri de var tâbi…

Örneğin, acaba bu enstantanenin dışında, kaçırdığımız ve varlığından hiç haberdar olmadığımız, varolabileceğini hiç aklımıza bile getirmediğimiz, bir tek o anda kaç senseptenkatragintilyon başka “görüntü” sözkonusu her yanda? O anın dışında daha kaç senseptenkatragintilyon an ve o anlardaki oluşlar sözkonusu?.. Rakamlar bu oluşları ifade etmeye hiç yeter mi?.. Onun gibi misli oluşları veya makro ya da mikro oluşları hangi sayılarla ifade edebiliriz? Milyar mı, oktilyon mu, senoktokatragintilyon mu? Yoksa sayıların kifayet etmeyişiyle mi?

Bütün âlem, her “şey” böyle işte… Var dediğimiz her şey bir an var, bir sonraki an kayıp, yok!

Muhyiddin Arabî hazretleri, “Kâinat her an yok olup bir sonraki anda yeniden var olmaktadır” diyor, bugünün teorik fiziğinde “her an yeni bir hal alan string boyutunun süregiden sonsuz dönüşümüne” işaretle âdeta…

Bilmem, “her an yeni bir şanda” oluşun boyutlarını fark ettirebiliyor mu bize biraz bu akıl almaz rakamlar! “Var” kabul ettiklerimizin, sınırsızlıkta “hiç”ten fazla ne olabileceğini hissettirebiliyor mu bu veriler!..

İşte bu kadar değişkene göre varlığı hiç sözkonusu olmayan, fakat bizim “bakışımıza” göre “bir anda” ortaya çıkıp bir sonraki anda kaybolan o oluşların algıladığımız kesitini çeşitli varlıklar, yani “dalgalar” diye anmakta, ne var ki hemen sonrasında okyanusu da dalgalardan ibaret zannetmekteyiz…

Düşünün, aslolan hakikat yanısıra “var” dediğimiz neyin “varlığı” aynen böyle değil?..

İlim konusunda Rasûlullah (aleyhisselâm)’dan başkasını taklit etmedim; bilgilerimin hepsi hatadan korunmuştur, nakle ve rivayete dayanmaz” diyerek şükrünü ifade eden Muhyiddinî Arabî hazretleri, “Âlemde tek bir varlık vardır, O da vücud-u mutlak olan Allah’ın varlığıdır. Diğer varlıklar bu varlığın çeşitli zuhurları ve değişik tecellileridir. Var zannedilen şeyler aslında vehim ve hayalden ibarettir” diye çağdaş bilimin keşiflerine yüzyıllar öncesinden işaret etmişti!

“Yedi deniz mürekkep olsa, bir o kadarı daha” misaliyle nasıl bir anlayışa yönlendirilmekteyiz? “Her an alınan yeni bir şan”ın, tek kare resme yansıyan sanal varlığı… Vehim nurundan her an “var” olup, hemen sonrasında “yok” olarak sürekli yeniden yaratılan “kareler”!Okyanustan meydana gelen ve okyanusa dönen dalgalar! Seyreden indinde her “an” gerçekleşen bir olay! Ki bu da bir bakıştır yalnızca! “Vücut verir “su”, canlılığıyla; “kare” içindeki her bir dalga sûretine böylece…Malûm resme gelince… “Tsunami felaketindeki dalgalarda kutsal mesajların yazılı olduğuna” inanılmasının veya buna “çocukça bir inanış” olarak bakılmasının bizim için bir mahsuru “var” mı? “Yok”!.. Bu arada, okyanusu dalgalardan ibaret zannedenler, dalga olmayınca okyanus da yok oldu sanır! Oysa sakın karıştırılmaya! Okyanus yok, okyanusun canlılığı yok, okyanusun dev dalgalanmaları yok, demiyoruz! Kahhar bir Sistem var ve aralıksız işliyor! Suyun kudretini, dalgalanmasının sonuçlarını yaşayan bilir ancak! Bizim konumuz sadece “dalga görüntüleri”!”İlim konusunda Rasûlullah (aleyhisselâm)’dan başkasını taklit etmedim; bilgilerimin hepsi hatadan korunmuştur, nakle ve rivayete dayanmaz” diyerek şükrünü ifade eden Muhyiddinî Arabî hazretleri, “Âlemde tek bir varlık vardır, O da vücud-u mutlak olan Allah’ın varlığıdır. Diğer varlıklar bu varlığın çeşitli zuhurları ve değişik tecellileridir. Var zannedilen şeyler aslında vehim ve hayalden ibarettir” diye çağdaş bilimin keşiflerine yüzyıllar öncesinden işaret etmişti!

Siz, önünüze konulanları öyle kabul ederek de kullanabilirsiniz yaşam tercihinizi, baktığınız şeyin aslını ve ötesini düşünerek de… Fakat bir gerçeği itiraf edelim ki, tanrının grafiti becerisini görmek hâlâ sevinç kıpırtıları yaratmaya yetebiliyor çağımızın aydın dindarlarında dahi. Oysa, sapa, çöpe, suya değil, isterse “tanrının” adını dağa, taşa yazdığı iddia edilsin, böyle şeyler, üzerine “din” kıyafeti giydirilmeye çalışılan “taraftarlık” oyunları ve eğlenceleridir! Rasûlullah (aleyhisselâm)’ın bildirdiği orijin İslâm, böylesi anlayışlardan münezzehtir!

Ahmed Bâki

www.yorumsuzblog.net.tc

http://ahmedbaki.com/turkce/blog/

Reklamlar

10 Responses to “Okyanusta dalga: Bir an “var”, bir an “yok””


  1. 1 . 3 Kasım 2007, 11:29

    RABBİMe şükrümü hakkı ile ifade etmekte acizim, S’izler in saçtığı ışıktan yararlanmamı sağladığı için.
    Raslantı olmadıgını biliyorum, elbette S’izler’ (A. BAKİ, A. HULUSİ başta olmak üzere) ‘in kalemleri ile B’eni “kış uykumdan” uyandırmayı ARZu ettiği için.

    1 Ruya gördugumun bilincindeyim,
    yıne de hep “var olmanızı”…
    Güneşin beslediği tomurcuklar gibi, ışığınızı eksik etmeyın B’ “İZ” ‘lerden,
    “toprağın üstüne çıkıp, çiçekler açacagız ve daha nice “tomurcuklar”..
    Ve nice “çiçekler”..
    Hep BİRLİKTE uyanacagız..

    Tarif edemediğim şükran ve sevgilerle:
    .

  2. 2 filiz54 3 Kasım 2007, 2:52

    Hurriyet..

    Bir vakitler bu buyuklukler korkuturdu beni.. Bu kadar genislikte tatmin nasil olur diye dusunurdum.. Sonsuzlukta kaybolmak dehset vericiydi.. Bosluk duygusu, ne yapsan degeri yok anlayislari, soguk ve itici gelirdi dunyama..

    İnsan sevince baska dusunuyor. Hic olmayi istiyor ki sadece sevdigi kalsin… Devasal buyuklukler korkutmuyor; icinde guzellikler, dogruluklar yasattigi vakit.. Sevdiginden ayrildiginda veya sevdigi ile irtibati kesildiginde ayni devasal buyuklukler yine basina dert oluyor, ilk vakitler..
    Onsuz nasil olur diye dusunurken, her bir sey de ondan bir parca gordugunde onsuz olmadigini anladigindan olsa gerek ayrilik korkutmuyor.. Kendine her varlik verisleriyle sevdiginden uzak kalislari ise kanayan yarasi oldugu icin, her yanlisinda kendini toparlamasi kisa suruyor, vakit vakit.. Genislik dedigin tek bir seyi anlatir olmussa, genislik adi anlamini yitiriyor.. Bir vakitler bu genislikle teselli bulmaya odakli iken, ayriliklarda aci duymamak icin, vakit gecirecek ugraslar ararken, meger hic bir sey onun yerini almaza donusuyor.. O vakit genislik katlanarak cogalarak basina dert oluyor..

    Oysa ki genislik tek bir seyi anlatir olmussa isimler de kalkiyor, verdigin anlamlar da yetersiz kaliyor.. İnsan sevince hic olmayi da seviyor.. İnsan kendine dair herseyi gecmek istiyor, sevgiyi bile hissetmekten kacinirsa kendinin yokluguna az biraz daha yaklastigini dusunup, sadece sevdigi kalsin istiyor.. Bu yuzden seviyorum diye naralar atmayi da ayrıcalık belliyor kendine.. Sevdiginden ayrilmamak icin her firsati degerlendirmek, her hic lige giden yola bas koymak istiyor! istemekten ote.. Ayriliklar baska turlu cekilmiyor, gecilmiyor.

    Ayrilik mi nedir? Hani şu şirk diye bahsedilen olmali.. Kendine varlik verdigin icin sevdigine kavusamamak olmali.. Sonsuzluk sana kavustugum gun, verdigim tad olsa gerek.. Senin tadin, senin kokun, senin anlayisin, senin bilincliligin ey Sevgili.. Besledigin bu guce nankorluk etmeden bu dunyadan ayrilmak niyetiyle.. Genislikleri icime sokan Sevgili.. Hac guzelligim ve anlamim. Kendime varlik verip senden uzaklastigim icin affet beni. Sessiz kalabilmem icin, sessizliginde erimem icin destegini esirgeme.. Tatmin noktamsin. Ahlâk’im senin ahlâk’ina benzeyene, donusene kadar ayrilik kacinilmaz anlasilan.

    Tum bu yazdiklarimi yasayabilmem nasib olsun. Dusuncede anlasilir, yasantida ortaya koymak bir hayli ugras istiyor.. Dusuncede coskunca, yasantida hayal edildigi goruntude gelmiyor.. Gonul istiyor, gonul istegi karsiliksiz kalmiyor; sadece sistemle cakismamak icin iyi okuyucu olmak gerekiyor kendi istegini gormek icin bile, oku’mak.. Allah aldatmaz, Allah gercegi aciklamaktan vazgecmez. Bunlar hic hafizamdan silinmesini istemedigim anahtarlarim, hazine odamin. ”Hurriyet”.

  3. 3 filiz54 3 Kasım 2007, 3:01

    GÜNÜN SÖZÜ: Futbolun ilahı ve ona tapan taraftarları. Sanatçının ilahı ve ona tapan hayranları. Mevkinin ilahı ve ona tapan çalışanları… Her şeyde ilah ve tapan oluşturan insan dini de unutmamış!.. Sonunda da dinin ilahı ve ona tapan insancıkları…
    Sünetullah’ı fark eden insan Allah ve kulu kavramıyla, “B” sırrıyla yaşamada… (Faik, Yorumsuz Okur)

    Gunun sozu az bile kalir, ozun ozu gibi bir anlatim sekli olmus.. Muhtesemdi. Faik agabey, gonlune saglik.

  4. 4 filiz54 3 Kasım 2007, 8:16

    Bu guzel yazidan sonra, baska yorum yazmamaya karar verdim.. Kendime bir soz vermistim guzel bile olsa neye alisirsan kendine bir dur noktasi yasatmalisin ki Murid ismi acilabilsin sende diye (Disaridan durdurulmadan)..
    Sanirim sizlere fazla alistim 🙂 .. Her konuda abartimin fazlaligina engel olamiyorum ne yazik ki o yuzden boyle onlemler alarak kendimi gelistirmeye calisiyorum..

    Yorumlarim boyunca neler kesf ettim kendimde.. Oncelikle halen hazir olmadigimi.. Kucucuk bir ayartma ile sertlige meyil gosterme huyumu tam birakamadigimi. Siz dostlari cok sevmeyi on plana alamadigimi, hakliliga koru korune tam gaz gidisimi.. Halen incindigimi.. Yine de incinmemek adina cok ugras verdigimi, beynimin neredeyse infilak etme noktasindan anladim.. Bu yuzden tam umudsuz vaka ilan etmiyeyim kendimi.. Dinlemekten ziyade halen soylemek istedigimi.. Bu yuzden ogrenmede neden geciktigimi kendime hatirlattim.. Verdigim anlama guvenip baskaca da anlamlari dusunmedigimi soyledim kendime uyari olarak.. Belki de bu eminlik guzel ama yine de biraz pistikten sonra boylesi eminlikler daha yerince sanki..

    Sizler guzel insanlarsiniz, her yerde bulunamayacak guzellikte, cunku dusunen degerlersiniz.. Bu yuzden her ne kadar saygisizlik yapmis olsam da gun olacakti bu noktayi gecemiyecektim kesin.. Dusunce insanlari her vakit deger gorur bence en cahilinden bile, en cahilin bile dur noktasidir sanki.
    Sizleri okumaya devam edecegim ve guzel guzel ogrenmeye, guzel guzel kendimi yetistirmeye.. Sonsuzlukta bulusmak icin birimsel varligimdan kurtulabilmem icin dua ediniz lutfen.. Onemli olan bilgiyi sunmak gibi gorunse de, insanlari onemsemeden sunulan bilgi yerini hic bulmuyor sanki. Evrensel sevgiyi yakalamadan da dusuncemi soyleme cesareti veya ayibini gostermeyecegim nasibse.. Sevgilerimle..

  5. 5 oguz 5 Kasım 2007, 3:24

    Ahmet, Mehmet, Süreyya hepsi boş hepsi rüya.
    Peki ya rüyayı gören, rüya oldugunu algılayan ve bunu dillendiren kim?

  6. 6 filiz54 5 Kasım 2007, 7:05

    oguz Yazmış:
    5 Kasım 2007 15:24
    Ahmet, Mehmet, Süreyya hepsi boş hepsi rüya.
    Peki ya rüyayı gören, rüya oldugunu algılayan ve bunu dillendiren kim?

    🙂 Nilüfer – Boşvermişim Dünyaya 🙂

  7. 7 faik 5 Kasım 2007, 9:45

    Teklik çokluk olarak nasıl algılanıyor? Teklikte zaman, mekan, hız, hareket gibi kavramlara yer yok. Çoklukta bu kavramlar nasıl oluşuyor ya da nasıl algılanıyor? Teklik sınırsız-sonsuz özelliklerini varlığında barındırıyor. Bu heplik haliyle hiçliğini yaşıyor. Ne zaman sınırlandırılmış programla tekliğe bakıldığında (bize göre algılanabilecek en üst düzeyde) sürekli değişen noktasal ışın zerreciklerinden oluşmuş evrenle karşılaşılıyor. Kâinat her an yok olup bir sonraki anda yeniden var olmakta. Kainat her an ölmekte, sonraki anda yeni bir kainat doğmakta. Her an var olup, sonraki an yok olan kainatlar. Bizse tek kainat algıladığımızı sanmaktayız.

    Varlıkta hareket değil, sürekli bir değişim, yenilenme var. O halde ne mekan, ne zaman var. Hiç bir şey bir şeyin devamı değil. Her şey yeni ve o an var. Sen bir yerden bir yere gitmiyorsun. Holografik esasa göre her noktada tüme ait özelliklerin hepsi var. Noktasal ışık zerreciklerindeki değişimleri madde boyutunda hareket olarak değerlendiriyorsun. Gerçekte zaman ve mekan yok. Sürekli değişen noktasal ışın zerreciklerindeki değişimler var. Onlar bile bize, sınırlı programımıza göre var kabul ediliyor. Teklikte gerçekte değişim de yok. Çünkü teklikte sınırlı program yok ki onun algılayacağı noktasal ışın zerrecikleri olsun. Tek olan sınırsız-sonsuz hepliğiyle hiçlik halinde, zamansız, mekansız…

  8. 8 ışık 7 Kasım 2007, 11:44

    Anın sonsuzluğu içinde kaybolmak. Akıntının içinde su gibi takılmadan akıp gitmek.. Varlık vehmetmeden, tek kare resim olan çok boyutlu yaşam içersinde seyri yapabilmek. AN, önceliği ve sonralığı olmayan tek bir an, aklın durduğu şuurun hisettirdiği o an. Aklın hafsalanın almadığı kavranamayan O azamet sahibi şuur. ALLAHUEKBER sözün bittiği yer.
    Dileyelim bunları yaşamak takdiri olsun.

  9. 9 H.u 9 Kasım 2007, 4:59

    Okyanusta varolduğuma, tekrar okyanusta yok olacağıma (kim bilir belki okyanus ötesinde) Varlığımın tuzlu okyanus suyunda mutlak manada eridiğine ve o nisbetle de yine o tuzlu suyla kristalize olup sonsuza değin O’nda varolacağıma, tüm fiillerimin failinin O olduğuna imanımı bir kat daha güçlenmesine sebep olan baki’me sonsuz teşekkürler…

  10. 10 dost 5 Şubat 2009, 4:09

    Bu yazıda herşey O’dur deniyor ve sayın A.Baki bu konuda yanılıyor… İmam-ı Rabbani, Bediüzzaman gibi dev imamlara GÖRE.. Evet, eşya yoktur, Allah’ı bil, O’nu bul demek için iyi ama çok manaları zedeleyen ehl-i sünnet itikadında “sakat” bir görüş olan vahdet-i vücud meselesini bu konuda derinliği olmayan insanlara sunmak zarardır, hatadır…

    Her şey O’ndandır.. vesselam.. Saygılarımla..
    (Esas olan; hiçbir şey kendine ait, hakiki vücud sahibi değildir, O’nun yaratması ve her an var kılmasıyla “var”dır… Müstakilen “yok”tur..)


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: