Beyin Fırtınası (15)

Ehli Tasavvuf, İncitme ve İncinme konusunda insanları 3 grupta değerlendirmiş:

1-Avam; incitir ve incinir.
2-Havas; incitmez, incindiğini belli etmez.
3-Hasül Havas; incinmeyi incitene karşı günah işlemek sayar!

Alınganlık, kırılmak, içerlemek beşer hali. Bu hallerde alınan tavırlara göre insanlar mertebelere ayrılmış. Avamın halini değerlendirmeye dahi gerek yok. Havas ve Hasul Havas üzerinde düşünülmeli. Hepsinden önemlisi, ehli şöyle demiş:

– İncitmemek bir yere kadar elimizde ve kontrolümüz dahilindedir. Ama incinmemek zordur. Asıl Vahdet hali de incinmeyenin halidir.

İncinmemek, alınmamak, içerlememek mümkün mü?
Bunun için nasıl bir bakış açısı gerekir?

Ne dersiniz, kavram edebiyatı ya da evliyadan nakiller yapmak bir yana, incinmemeyi nasıl başarabiliriz?!..

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc


BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

Reklamlar

26 Responses to “Beyin Fırtınası (15)”


  1. 1 bir'ol 30 Ekim 2007, 2:55

    ..”Sen Allah de gerisini bırak”……

  2. 2 alparslan 30 Ekim 2007, 3:42

    3-Hasül Havas; incinmeyi incitene karşı günah işlemek sayar!

    Şu cümlenizdeki tanımlama herşeyi açıkça ortaya koymuş zaten…
    İncinmek, karşıdan geleni kendi çıkarlarına ters görerek bundan dolayı üzülmek yahut bunu TERS görmektir.
    Ama karşıdakini inciten’den ziyade HAK bildikten sonra, HAK’kın yaptığını TERS demek ve bizatihi buna incinmek!? Düşünen beyinler için elbette günah işlemek ve hatta ileri boyutta da ŞİRK’tir…
    Bunun şirk olduğundan yahut günah olduğundan değil de, karşıdakini HAK bildikten sonra incinme diye bir konunun anlamsız kılınacağını ve böylece bunun sözkonusu olmayacağını düşünüyorum.

  3. 3 ışık 30 Ekim 2007, 5:12

    İncinmemek zordur dostum. Bunu başarabilmektir, kamil insan olmak. Ben her şeyi öğrendim her şey haktır, felsefesiyle olmaz bu iş. İlminin getirisini birebir yaşamaktır. Fıtratına uygun olsun veya olmasın, her olay karşısında sukuneti koruyabilmektir. Bu da sıkı bir nefis terbiyesiyle olur. Nefsi üst mertebelere çıkrtmadan, merhale merhale kendini aşmadan bu iş olmaz.
    Allah her nefse bunları yaşamayı nasip etmiş olsun.

  4. 4 filiz54 30 Ekim 2007, 6:07

    Kahrin da hos, lutfun da hos diyebilmek icin dost’tan gelen incinmeler bile birer incidir.. Dost incitmez aslinda, sadece sukutu hayal yasandigi icin incinme adini alir yasananlar.. Olacak artik o kadar, yasam bu.. Yine de kimseye! incindigi icin veya incittigi icin, avam gozuyle bakmayi kendime yakisir bulmuyorum. Avam incinir, incitir deyip kesip atarsam ogrenemem gibi geliyor..

    Aslinda cozum basit.. Kimseden bir beklentiye girilmezse kesin iddia ediyorum incinme ve incitme olmaz. Buyuklerimiz anlar, hos gorur gibi; “birilerine sorumluluk yukleme” eksik anlayisimiz yoksa incinme ve incitme olaylarini kolay asariz gibi geliyor.

    Allah, ciktigimiz yolda vakit vakit bulustugumuz dostlarin kalbini incitmeden, dolayisiyla nankor konumuna gelmeden hayirli islerde gelistirsin bizleri..
    EL-VEDA -ES-SELAM.
    ”Alla beni, pulla beni al koynuna yâr”

  5. 5 faik 30 Ekim 2007, 6:26

    “Allah dilediğini yapar” bilinciyle yaşamak gerekir. Çünkü sadece Allah var ve dilediğini yapıyor. Dileğinin ve varlığının sınırı ve sonu da yok. Dileyerek yaptıklarından dolayı varlığında bir değişiklik, eksilme veya artma da olmuyor. O sınırsız-sonsuz-tektir. Bu bilinçle yaşayan ne incitir, ne de incinir. Allah var, ben yok der. Ölmeden önce ölür. Ben yokum ki inciteyim, incineyim; Allah’ta sadece var olan sınırsız-sonsuz-tektir, O’nu incitecek varlık yoktur, O’nun varlığında değişiklik olmadığı için incinecek hali de yoktur.

    Allah gibi düşünen insan anlayışı ile yaşamalıyız. Allah’ta biz ister incinelim, ister incinmeyelim, her şeyi dileyecektir. Çünkü ismi Allah olan, hiç bir şekilde sınır kabul etmez…

  6. 6 Vahdet BÜLBÜL 30 Ekim 2007, 7:30

    “La faile İlla Allah” Tevhid ilmi olan anlar. Tasavvufta bir rabıtadır bu. Bu kelimenin anlamına göre incinmek niye ki? Tüm faillerin sahibi olan… Yapan kim? Yaptıran kim? yapılan kim? Ehil olan kişi bilir ki dün, bugün, yarın yok AN var!!! AN’da yaşayabildikten sonra fiilin oluşması ardından incinmek mümkün mü ki… Tabii ki söylemesi ve yazması çok kolay. Uygulamak dersen onun için karşılıksız aşk gerek aşk…

  7. 7 Cenghis 30 Ekim 2007, 11:11

    “Hasül Havas; incinmeyi incitene karşı günah işlemek sayar!” cümlesini ilmi olarak yorumcu arkadaşlarımız son derece açık bir şekilde açıklamış… Hedef gerçekten bu ilmin uygulanması olmalıdır. Ancak ben olayı farklı bir yönden ele almayı uygun buldum… Bana göre avam, havas, hassül havas da beşeri tanımlama… “Avamın halini değerlendirmeye dahi gerek yok” cümlesi de tabi ki söyleyenin niyetine göre değişir; incinilebilecek veya incitebilecek bir cümledir…

    Alimlerin eserlerinde anlatım sadedinde AVAM, HAVAS, HASÜL HAVAS’a yer vermesi son derece doğaldır ve gereklidir… Ancak AVAM diye bahsedilen sınıf ben dahil olmak üzere birçok kişiyi kapsamaktadır… İncinme ve incitme konusunda sadece havas ve hasül havas’ ı değerlendirmek doğru değil ve yeterli değil… AVAM olmasaydı hangi verilere göre Havas’ın ve Hasül Havas’ın üzerinde düşünebilecektik.. Daha avam boyutundan çıkamayıp avam verileriyle üst mertebeler hakkında görüşlerimizi bildirdiğimiz bilinmelidir.. Varlıkta hiçbir şeyin gereksiz olmadığı da ayrıca unutulmamalıdır kanımca…

    …ALLAH indinde bu tarz bir ayırım olabilir mi? O mertebenin bir ferdi değilim belki onun için öyle düşünüyorum ama Hassül Havas için genelleme yaparak şunu yapar ya da şunu yapmaz demek de bana pek uygun gelmiyor… “İncinmez ve incitmez” kavramları bizim bakış açımıza göre var… Yoksa incinen de, inciten de yoktur onların (Hasül Havas) dünyaSINda diye düşünüyorum…

  8. 8 SOR 30 Ekim 2007, 11:28

    Öncelikle, bizdeki “incinme”ler, madalyonun bir yüzü ise, diğer yüzü adım adım “güçlenme”ler demektir.

    Şöyle yaklaşım yapmaya çalışayım; El-HAMD Allah’a aittir. Kendisini mutlak manada “değerlendirme” yine Allah’a mahsustur. Buradan çıkışla, mutlak manada “güç” sahibi olan, incinmeyecek-etkilenmeyecektir; zira bu ve benzeri kavramlardan beridir. Evet, bu tip olaylardan demedim, bunların “kavramlarından” dahi beridir.

    Ve Kahhar olanın (kahrın) algılandığı her mahalde-olayda, o mahal tedrîcen güçleniyor demektir. Tabii bunlar mutlak varlık için söz konusu değil. Urûç hallerinde-sürecinde gerçekleşiyor. Allah, güç veya ilim açığa çıkartacağı noktada, önce acziyeti tattırıyor, orada hasıl olacak ilmin ise, yine adım adım idraklar ile yoğunlaşmasını sağlıyor (o mahalde). Tüm bunlar Ulûhiyet kapsamında gerçekleşiyor, zira insanın ulaşacağı, kendisi gibi düşünen bir tanrı ve mutlu son beklemiyor ki onu yolun sonunda.

    Sonra, “Gördün mü o kişiyi ki, kendi hevasını ilah edinmiş” ayeti ve bu ayetin projeksiyon tuttuğu ahval düşünülünce; “MUTLAK” a yönelimde-bu yola girilince, yapılması gereken, “insan gibi düşüncelerle” “insanın dünyaSIna ait doneler” ile ve beşerin dünyasının değerleriyle, yaşamına ait kesitlerle, bunlara “anlamlar” yükleyerek, bu yüklediğimiz anlamların sağlamasını-doğrulamasını SİSTEMden, MUTLAKtan beklemek olmamalı. Zira yola girenlerce artık anlaşıldı ki, bu yolun-işaret levhaları ile idrakları ulaştıracağı noktada, “insan gibi düşünen ve yaşayan bir tanrı” yok.

    İnsan gibi düşünen tanrının bulunmadığı o hakikat noktasında ne var ve insan bu noktaya nasıl ulaşır ? Cevap yine bir işaret levhası; “Allah gibi düşünen ve yaşayan insan idrakı” ancak o noktaya ulaşır.

    Yaşanılacak olan şeyin ilmi, “yakîn derecesinde kavranılıp idrak edilmedikçe” bunun (yaşamının) mümkün olmadığı, ehli tarafından söylenir. Bu ilim, Allah İlmidir. Allah’tan bize ulaştığını kabul eder, buna iman ederiz. Allah ise ilmi ile Bi’l-fiil tahakkuk eden-yaşayan mutlak varlıktır.

    Sözleri ancak vahiy olan, heva(sın)dan konuşmayan Rasulullah’ın, fiillerinin de “hüküm” ifade ettiğini hatırlıyoruz değil mi? İnsan gibi düşünen tanrıyı reddetmek kolay da, Allah gibi düşünen-yaşayan insan olmak pek de kolay olmuyor galiba. Peki siz, hevasındaki ilah gibi yaşayanı gördünüz mü ?

    Gelelim, soru cümlelerine ;
    “İncinmemek, alınmamak, içerlememek mümkün mü?
    Bunun için nasıl bir bakış açısı gerekir?
    Ne dersiniz, kavram edebiyatı ya da evliyadan nakiller yapmak bir yana, incinmemeyi nasıl başarabiliriz?!..”
    Teşhis doğru olursa tedavi mümkün olabilir diye düşünüyorum. Ya, İLİM ve GÜÇ sahibi olarak, karşılaşılanları, algılanılanları mutlakiyet potasında eritmek ya da; olaylar ve algılananlar ile “B”İRlikte erimek ve adım adım (idraklar ile) ermek hedefe.. Yol, bu ikiliden ibaret; giderken sağda gelirken solda misali.. Giderken “urûc”, gelirken ise “nüzûl” adı.
    Sevgiler, saygılar.

  9. 9 birdenbire1 30 Ekim 2007, 11:52

    1- Hep hoşGÖRÜ veya veya faili hakk GÖRÜ bakışı var bizde… Halbuki sesleniş sahibi de sürekli GÖREsiz olma gerekliliğini yineliyor… Bendeyse hala GÖREmle bakış varken, incinmesemde bişey farketmiyor!

    2- İn cin mek deyince; insansı ve cin derekesinde faaliyet göstermek diyesim geliyor, kelimeyi alakasız hecelere bölünce, KAMİL olamamanın ve kayıtlı olarak beşeri hükümlerle yaşamanın tanımı gibi..

    Doğru bilgi EHLİndedir… Saygılar…

  10. 10 denizola 31 Ekim 2007, 3:14

    İnsanın başına hayatta neler gelir neler. İncinmemek ne zor iştir değil mi? Ancak kişi kader konusunu kavramış ise, incinmemeyi de kavrayabilir gibi geliyor bana. Başımıza gelecek kaza ve belalar önceden yazılmıştır zaten. Yazılmamış olanlar ise asla başımıza gelmeyecektir. Yani kimlerin bizi ne kadar incitecekleri bellidir. Aslında hayat içinde kimler kimler bize ne kötülükler yapmayı planlayabilirler. Ama hepsi başımıza gelmez. Sadece kaderimizde olan dertler başımıza gelir. Bir insanın bu dünyadan dert yüzü görmeden geçip gitmesi mümkün müdür zaten? Sabiler hariç tabii. E elbette sıkıntı dert yüzü göreceğiz, hatta kimilerimiz epey yüklü dert görecek. Ama sadece izin verildiği kadar dert gelecek başımıza. Bu durumda yazıda olana ne denir ki.

    Bu dertlerin belaların insana dünyada ve ahirette kazandırdıklarını da unutmamak lazım ayrıca. Ben kendi hesabıma bir şey öğrendim. Bana çeşitli üzüntüler yaşatan insanlarla meseleyi kişiselleştirmemeyi çok isabetli görüyorum. Kötülük yapanın meselesi aslında kendisi ile. Çünkü o kötülük onunla olacak hep. Sırtında, içinde taşıyacak. Ben ise kaderimdeki bir derdin bana isabet etmesini yaşamış oluyorum sadece ki bu yazıdan.

    Ne yapabilirim ki, en iyi şekilde durumu idare edip atlatmaya çalışmaktan başka. İyilik yapan kendine, kötülük yapan da kendine yaptığına göre; bunun böyle olduğunu öte alemde gözünü açınca çok net anlayacağına göre, kötülük yapan acınacak durumdadır aslında. İncinmek yaşanan olaylara kişisel bir bakış açısından bakınca mümkün. Ancak mesele kişisel olarak ele alınmayıp, Allah’ın ilmi ile yazdığı kaderin bize düşen kısmı olarak algılanırsa incinmemeye alışmaya çalışmak veya biraz anlamak belki mümkün olur. Saygılar.

  11. 11 kaygusuz 31 Ekim 2007, 8:31

    Bu 3 madde birbirinin tamamlayıcısı değil mi aslında?
    1 ve 2 yaşanmadan, 3 yaşanamaz gibi geliyor bana.

  12. 12 yuksel 31 Ekim 2007, 10:00

    Incinmenin temelini olusturan boyutun yani incitme-incinmenin oldugu ayni bilinc skalasinin herbirimizin icinde esit boyutta yer aldigini bilmek ve bu skalanin alt katmanda (ust bilince cikisi engelleyen) yer aldiginin farkinda olmakla ancak bu incinme olgusundan kurtulabiliriz diye dusunuyorum. Boylece de, Enseye tokat atan EL`e donup arkaya bile bakmama halinin yer aldigi boyuta urucumuz, ancak mumkun olabilsin.

  13. 13 . 31 Ekim 2007, 6:53

    Her şey O dur, O nun dur. Aynada ki sana kaş çatıp, surat assa incinir misin?…

    Vardır bunda da 1 hayır der, incinmek yerine oradaki “hayır” nedir, neye dikkatimi çekmek istedi acaba.., “gözden” 1 şey mi kacırdım.. Duşuncelere dalar geçeriz..

    Sevgiler:
    .

  14. 14 filiz54 31 Ekim 2007, 7:17

    . Yazmış:
    31 Ekim 2007 18:53
    Her şey O dur, O nun dur. Aynada ki sana kaş çatıp, surat assa incinir misin?…

    Vardır bunda da 1 hayır der, incinmek yerine oradaki “hayır” nedir, neye dikkatimi çekmek istedi acaba.., “gözden” 1 şey mi kacırdım.. Duşuncelere dalar geçeriz..

    Sevgiler:
    .

    Aynen oyle yapacagim BiiznillAH. Yapamiyacagimiz bir sey olsaydi bu kadar sozu iletme zahmetinde bulunulmazdi sanki, bu guzel mujde icin, umid kesilmeyen bakislar icin sukr ederim, diyerek tekrar anlayisimi gozden gecirecegim etkili dost iletisi..

    Not:Tum bakislari, yorumlari ustume almamdan dolayi hosgorunuz.

  15. 15 mediha 31 Ekim 2007, 7:30

    «FEEYNEMA TUVELLU FESEMME VECHULLAH» (2-115)

    «Başını ne yana döndürürsen ALLAH’ın VECH’ini görürsün!..»

    İşte bu ayeti okuyup hal edinebiliyorsak o zaman incinmemeyi başarabiliriz sanıyorum…. Allah kolaylaştırmış olsun Biiznillah….

  16. 16 oguz 1 Kasım 2007, 12:01

    Ben-im’i olanın kavgası da, yanması da, alınması da son bulmaz. Ben-im kavramı kalmamış kimseye gelecek olursak da , önce onu bulmak lazım ki, sonra devam edelim Hak-kinda konusmaya !!

  17. 17 metin 1 Kasım 2007, 2:07

    İncinmemek, alınmamak, içerlememek mümkün mü?
    Bunun için nasıl bir bakış açısı gerekir?

    Soruları, Havas denilen; bilincindeki pek çok ilahi özellikleri açığa çıkarmış, incinen fakat incindiğini belli etmeyen bir zümrenin dahi yaşamına geçiremediği bir özellik diye algıladım yazıyı okuyunca. Pek kolay açığa çıkacak bir hal değil gibi…

    Problemin özünde Vahdet bakış açısının o anki seyrin yaşandığı birimde tam manasıyla açığa çıkmaması yatıyor diye düşündüm. Bakış açısı olarak Halografik Bakış Açısına Dayalı Evren Modeli’nden faydalanmak pratik olarak yaşantımıza geçirmemizde bize büyük fayda sağlar. Bilindiği gibi halogram tekniğinde gerçek manada var olmayan fakat varmış gibi algılanan bir görüntü var. Görüntünün kaynağı ise o görüntünün açığa çıkmasını dilediği kadarı ile yansıtıcısı. Yaşadığımız ve algıladığımızı sandığımız yaşam bir hayalden ibaret ve Seyrettiğimizi sandığımız her şey Mutlak bilincin Tek bir noktanın projeksiyonu olarak bizden açığa çıkarmayı dilediklerinin yansıması ise, her birimde de açığa çıkışın böyle olduğunu ilim olarak idrakımıza yerleştirmemiz gerekir. E hal böyle iken gerçek manada bir birimden açığa çıkan fiiller aslında Mutlak bilincin O’nda seyretmeyi dilediği özellikler ise o birimden açığa çıkanın o özellikleri açığa çıkarmama gibi bir şansı yoksa kime, niye ve neden inciniyoruz.
    Faili Hakiki’yi değerlendirebilmek dileğiyle !… Sevgiler 🙂

  18. 18 Mentollü MentaL 2 Kasım 2007, 12:34

    Gülün dikeni güle midir? Bülbül dikeni kalbine saplar da sesi daha iyi çıkar. O kalpten akan kan yeni bir gül yapar.

  19. 19 damla 2 Kasım 2007, 9:28

    İncinmemeyi nasil basarabiliriz ?”

    1. Bizi “neler” incitir?

    – Önemsenmedigimizi hissettirecek tavirlar, ozellikle de “en sevdiklerimizin” bizi onemsemedigini hissedersek inciniyoruz -en azindan kendi adima bu durum boyle-

    – Haksizliga ugradigimizi dusunmek.

    2. “Neden” incitir?

    – Kendinin bir HIC oldugunun farkinda degilsin. Kendi hicligini farkedemenin yanisira, birimsel varligina deger addedip, kibrin ve gurur icindeysen o kadar cok incineceksin. Peki en sevdiklerin, deger verdiklerin kim?: Var zannettiklerin. Ya da birimsel olarak kendilerinden beklenti icinde olduklarin. KENDILERINE, ILISKILERINE BAGLI YA DA BAGIMLI OLDUKLARIN. KIMBILIR BELKI de BU BAGIMLILIKLARIN SEBEBI ILE CEHENNEMI YASAMAYA BASLADIN INCINEREK. Kim onlar: Esin, dostun, sevgilin, kardesin, annen, baban, evladin, komsun vs.

    – Haksizliga ugramislik duygusuna da cesitli kisitli -ya da kesitsel- algilamalarimiz neden olabilir. Takdir olunanlarda hikmeti okuyamamak. (“Hakim” isminin manasinin kiside aciga cikmamis olmasi.) Iyi ve kotu kavramlarinin algilaniyor olmasi. Goresel degerlerle olaylara yaklasmak. TEK’i seyredememek..

    Peki incinmemize sebep olacak durum olustuysa ve biz hala “avam” sinifinda ogrenciysek ne olacak?

    1. “Bu takdir edilenin basima gelmemesi sozkonusu degildi” dusuncesini hemen akla getirmek. Bu taklidi tahkik herkeste ise yarayabilir. En azindan incinmenin acisini bastirir 🙂

    2. Dunyada yasanan o kadar aci varken, beni bekleyen olum otesi varken, kucucuk seylere takilmaya deger mi ? (genelde incindiklerimizin cogu onemsenmeyecek meselelerdir.)

    Tabi bu oneriler sadece gecici bir cozum olur. Yani hep incinme durumu gozlenir kisi tarafindan ve cozumler uygulanir. Oysaki sorunun kaynagi giderilirse incinme halleri ortaya cikmayabilir.

    – Benlikten arinmak
    – Kadere razi gelmek
    – TEKLIgi yasamak. (Yazdigim kadar kolay olmadigini biliyorum/yasiyorum )

    Bu konuyu gundeme getiren ve yorum yapanlara tesekkurler. Beni incitebilcek ilk durumla karsi karsiya geldigimde bakalim ne yapacagim ben de merak ediyorum 🙂 Merak ediyorum, yazdiklarimin ustune yuzsuzluk edip incinecek miyim… İncinip “aciz beseriz iste” mi diyecegim. Bildiklerimizden mesul muyuz? Mesulsek …?

    Her konu ayni noktaya donuyor. Allah’in bir tanri olmadigini anladigimi/zi dusunuyorum. Ama her zerrede Allah’i gormek, algilamak.. Bunu da bilgi olarak biliyoruz ama bu bilgi ile hallenmek.. Yasam akisinin her aninda bu bilinc duzeyinde kalabilmek. Dilerim ki takdir edilmis ola, bu grupta yazan herkese..

    Haddimizi astiysak affola..

  20. 20 filiz54 2 Kasım 2007, 1:49

    Damla damla dustunuz karabulutlarin ustune, cok bir tatli geldiniz tadimcaliginiz ile, gunu kurtarmaktan ote idi ruha islemeniz.. Belki de anlasilir olmanin ama burada kalmamak gerekliligini birlikte islediginiz icindi etkiniz.. Sizi anliyorum ama burada kalmamaliyiz tarzi sozun ve anlamin buyusu hic bitmiyor galiba.. Degismeyen sistem gibi gercekti samimiyetiniz. Damla deme nezaketinizden belliydi gonlunuzdeki okyanusa..

  21. 21 Cenghis 2 Kasım 2007, 2:17

    Tasavvuftaki hoşgörü anlayışı ile asrı saadette sahabe arasında yaşanan güceniklikler arasında nasıl bağ kurmak gerekir… Eserleri incelediğimizde bu tarz gücenikliklerin olduğunu görürüz.. Gücenikliklerde incinmelerden kaynaklandığına göre (bize göre)… Teklik bilincini efal ve bilinç yönü itibariyle de değerlendirmek gerekir… Bilinç yönü (Bilinç Boyutu) İzafi vehmi benlik bilinci olan birime ALLAH’ın yaşattığı hiçlik bilinci.. Bilinç boyutunda KESİN olarak izafi benliğinin varolmadığının müşahadesi (Anlık olarak yaşanan, belki mülhime mertebesinde gerçekleşen diyebiliriz..)
    …Efalde ise benim gibi avam, Hassül Havvas’tan çıkanı incinme veya incitme sanır.. Bir de fetih sahibi zatların geçmiş ve GELECEK günahlarının bağışlanması durumunu bu konuyla bağlantılı düşünmek gerekir.. Biraz bulmaca gibi oldu galiba özür dilerim… Sürçü lisan ettiysek affola…

  22. 22 filiz54 2 Kasım 2007, 3:18

    Sevgili Damla; yaptiginiz yorum tam yazmak istedigim yazi türü ve yasamak istedigim yasam seklim… Ne fazla kendince alemleri gormezden gelerek, ne birilerini hedef alarak sinirli bir anlayisla ama bizlerden ses gibi yine bize yakin.. Hem samimi gulumsemesi, hem gerektigi kadar ciddi o gulumsemenin icinde, hem tovbe niteliginde hem coskunlugunca buram buram ilim kokmakta.. Print edecegim yorumunuzu ve dua niyetiyle okuyacagim sergilediginiz tum’lugu.. Ne korkutma ne de gereksiz umud isigi olma hali var, daha ne diyeyim super bir yorum otesi..

  23. 23 Cenghis 2 Kasım 2007, 5:13

    Damla‘ya ben de çok teşekkür ediyorum.. Yorumunda düşünemediğim, aklıma gelmeyen çok önemli hususları tespit ettim.. Umarım Damla’nın yazdıklarını hayatımıza geçiririz biiznillah. (…)
    Bütün yorumcu arkadaşlarımıza sevgilerimle…

  24. 24 filiz54 2 Kasım 2007, 5:48

    Cenghis kardes size de tesekkur ediyorum, bir inceliginiz icin.. Bir degere tesekkur ederken, guzelliklere eslik eden, yorumda birliktelik saglayan arkadaslarin da, o birbirinden guzel yorumlarina tesekkur etmeyi hatirlattiginiz icin.. O kadar acligimi gideren noktalara ulasinca kendimden bir anda cikamadim herhalde.. Tum arkadaslarin beyinlerinden gecen, bilinclenmis olarak bize ulastirdiklari guzellikleri paylasma nezaketi gostermelerinden dolayi tesekkur ediyorum.

  25. 25 damla 2 Kasım 2007, 6:40

    Sevgili filiz54,

    “Damla”, tum siddeti ile “vehmettigi damlasal varligini” surdurme halinde oldugundan, yazdiginiz guzel sozlerden cok hoslandi, ama aksini yazsaydiniz incinecekti belki de.

    Demek ki, Damla “OKYANUSA” karisamamis henuz… Okyanus olamamis. Tevazuundan degil, damla oldugundan damla demis kendine..

    Ancak yine de damla, yaratilisi itibariyle OKYANUS yapili oldugu icin, siz okyanus kokusu almissiniz damla’nin yazdiklarindan.

    sevgiler…

  26. 26 abdulkerim 4 Kasım 2007, 11:15

    Sanırım karşılıksız sevmeyi başardığımız zaman.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: