An..

Geçenlerde Asr Suresini okurken “Asr” isminin ifade ettiği manalardan bir mana olan “AN” kelimesi üzerinde düşündük ve düşüncelerimizi “Yorumsuz Blog” dostları ile paylaşalım istedik.

İfade ettiğimiz gibi bunlar bizim şahsi görüşlerimizdir. Her okurun değerlendirmesi kendine aittir. Amacımız paylaşmaktır.
. . .

AN, Allah indindeki zaman birimidir. DEHR’dir.

ALLAH adı ile işaret edilen zaman ve mekân kaydından beri olduğundan AN’ı, HU’nun (mutlak BEN’in) bir manayı var kabul etmesi ve o manayı ilminde, ilmi ile suretlendirerek seyretmesi şeklinde tarif etmek mümkündür.

Söz konusu seyir, ilim boyutunda ilmi seyir olduğundan bu boyutta sıfat ve esmadan söz edilemez. Her bir mana var kabul edilmek sureti ile yoktan, yok olarak meydana gelmiştir. Yani söz konusu manalar varlık kokusu almamışlardır. Allah vardır ve HU ile birlikte hiçbir şey yoktur. El AN’da öyledir.

HU’nun seyri kesintisiz ve sonsuz olduğundan ilminde sayısız AN’lar mevcuttur.

Sayısız AN’lar, onlara tekabül eden sayısız NOKTA’lara yani Evrenlere işaret etmektedir.

***

Öyle bir NOKTA yani Evren düşünün ki, henüz hiçbir varlığı olmasın ve buna rağmen seyredilsin. Mutlak bilinmezlik diye tarif edilen bu boyut tasavvufta Zat boyutu, Ahadiyet boyutu, Lahut veya Hiçlik alemi diye isimlendirilmiştir. Yani Asr suresinde bir manada Ahadiyet üzerine yemin edilmektedir.

Anladığımız kadarıyla Üstad Ahmed Hulûsi HİÇ’lik diye isimlendirdiği bu boyutu “Evrensel Sırlar” isimli kitabında şöyle tarif ediyor:

Kozmik bilinç bir devirde tam anlamıyla kendi özündeydi… Öyle ki, bilinç kelimesinin ifade ettiği fonksiyonlar bile sıfır hâlindeydi… Sonra “hiçlik” diye ifade edebileceğimiz bu hâlinde iken, herşeyi yapabilecek “hep” diye ifade edebileceğimiz “tümel aklı” var saydı, veya vehmetti!

Yâni, sonra, insanlar tarafından, “Tanrı” diye adlandırılacak her şeye sahip olabilme gücünde “tek mutlak aklı” var etti… Ama dikkat et ki, bütün bunlar kendi varlığında oldu, kendisinin dışında ayrıca değil !..”

***

Görsellikten beri olan bu boyutu, belki şöyle bir misalle hayalimizde canlandırabiliriz…

Bir toprak parçası düşünelim. Toprağın birkaç kez sürülüp havalandırıldığını, gübrelendiğini ve 30 cm aralıklarla fasulye tohumu ekildiğini farz edelim.

Bir yabancı dışarıdan baktığında bu tarlanın işlenmiş olduğunu tahmin edebilir, fakat ekilip ekilmediğini, ekildiyse ne ekildiğini bilemez, çünkü zahirde bir şey görünmemektedir. Dışarıdan bakana göre bu boyut Lahut veya Hiçlik boyutudur.

Mutlak BEN (yani örnekteki tarla sahibi) için durum hiçte öyle bilinmez değildir. Tarla sahibi şuurunda, sırıklara sardırılmış fasulye bitkisini ve yeşil yeşil sarkan sayısız fasulyeleri, onların toplandığını, sandıklara yerleştirdiğini, sandıkların traktöre yüklendiğini ve şehre yollandığını, satış sonrası eline geçecek parayı ve o para ile neler yapmak istediğini düşünebilir, diğer bir tabirle varsayar.

HU’nun ilmindeki varsayış, yokken var kabul ediş, tüm gelişmelerin aslıdır, temelidir ve “Allah indinde her şey olmuş ve bitmiştir” sırrına işaret eder.

Yukarıda verdiğimiz “Söz konusu manalar varlık kokusu almamışlardır. Öyle bir NOKTA yani Evren düşünün ki, henüz hiçbir varlığı olmasın ve buna rağmen seyredilsin.” cümlesi, belki de örnekteki fasulye tohumlarının sayısız NOKTA’lara yani EVREN’lere tekabül ettiği ve varsayımın da ona göre şekillendiği bir makro boyut seyri olarak yorumlanabilir…

*******

Şimdi de fasulye tohumlarının çillendiğini ve toprak yüzeyine doğru uzandığını, ancak toprak yüzeyinde mikroskopla görülebilecek NOKTA’lar düzeyinde olduğunu bu farz edelim.

Örnekteki mikroskop deyimi, semi ve basir” vasıflarına bir işaret olarak kullanılmıştır.

Yanlış anlamıyorsak, Üstad Ahmed Hulûsi kitaplarında bu boyutu “Üzerinde sayısız Noktaların bulunduğu sınırsız sonsuz şuursal bir düzlem.” mecazı bir dile getirmektedir.

Dışarıdan bakan, gene sadece işlenmiş bir toprak parçası görecektir. Tarlanın ekilip ekilmediğini, ekildiyse ne ekildiğini bilemez.

Mutlak BEN dediğimiz HU’nun (örnekteki tarla sahibi) indinde, ilminde var saydığı Noktalar artık tek bir isim yani Kainat (örnekte fasulye tarlası) ismi altında birimselleşmiştir.

Bu safhada Noktalar aslı olan Kâinattaki tüm manaları içerir şekilde tek tek birimsellik kazanmış, lâkin suretlenmemiştir.

Üstad Ahmed Hulûsi kitaplarında bu boyutu tasavvufi anlatım tarzı ile şöyle tarif etmektedir.

– “Hayat, ilim, irade, kudret, kelâm, semi, basar vasıfları, esma mertebesi” dediğimiz saltdata” veya “bilgi”nin varlığını oluşturandır!. “NOKTA” bunların tümünü kapsayan tekil yapıdır!.

Data yani “salt bilgi” tüm anlam ve kavramların anası-aslı, fakat bir anlama bürünmemiş hâli, İlâhi ilmin ilk zuhurudur. Bu, ilk ve tek tecellidir.”

– Data, inzal olan “ilmin hakikati”dir! “Esmâ ül Hüsnâ”, O’ndaki özelliklerin isimleridir, bizim boyut ve algılama kapsamımız kadarıyla… Biz buna “Esmâ mertebesi” tanımlamasıyla agâh olduk! Oysa O, yalnızca “DATA”dır! Sûretsiz, şekilsiz, mekânsız! “Vücud”dur!.. “İLİM”dir!

Düşüncemize göre bu boyut sıfat ve esma boyutu veya ceberut alemi diye isimlendirilen boyuttur.

*******

Şimdide fasulyelerin yerden adeta fışkırdığını, hızla boy verdiğini, sırıklara sarılıp yükseldiğini ve nihayet fasulye vermeye başladığını farz edelim. Tasavvufta kesrete işaret eden bu boyut Melekut alemi olarak tanımlanmıştır.

Artık sayısız NOKTA’lardan meydana gelmiş olan KÂİNAT (fasulye tarlası) suretlenmiştir.

MUTLAK BEN, TEK FERT veya ABDUHU veya İNSANI KÂMİL adı altında KÂİNAT adını verdiği ESERİ olarak kendi kendini (sonsuz manalarını) seyretmektedir.

Ancak TEK FERT aynı AN’da her bir NOKTA (evren-fasulye fidesi) olarak da sonsuz esmasını ortaya koymaktadır.

NOKTA’ya göre (evren – fasulye fidesi) TEK NEFS yani NEFSİ KÜLL olarak sadece kendisi varken Kapsadığı Galaksileri, sayısız sistemleri ve sistem varlıklarını onlar olarak semi ve basir ismi ile gözlemlerken (böylece seyre dalıp diğer evrenleri – fasulye fidelerini algılamazken)…

TEK FERT’e yani MUTLAK BEN’e göre KÂİNAT olarak, Kâinatla (fasulye tarlasıyla) kayıtlanmaksızın yalnızca kendisi mevcut olup, varlığı ile var olan NOKTA’lar (fideler) NÜKTE’den (hayalden) ibarettir.

Gelin Üstad Ahmed Hulûsi’nin makâlelerinde bu boyutu nasıl dillendirdiğine bir bakalım:

– İşte “ALLAH“ ismiyle, bu sonsuz noktaları kapsayan ve her bir “nokta”dan sonsuz âlemler yaratana işaret edilmektedir ki, bu özellik “EKBER” kelimesiyle anlatılmaya çalışılmıştır.

– Çünkü nokta”nın varlığı, “ilim sıfatı diye anlatılan nokta”lar düzlemindeki ilmî-şuursal açılımlardır. “Aklı evvel (Data) diye bahsedilen, ilim sıfatının “nokta”daki şuursal açılımıdır.

– Bu ilim (esma ilmi), “Allah” adıyla işaret edilenin “Zati ilmi” indindeki sayısıznokta”lardan yalnızca tek bir “nokta” da açığa çıkandır.

Sayısız nokta”lardan oluşan sayısız âlemler dahi, hep, “Allah” adıyla işaret edilenin ilminde var olan özelliklerle meydana gelir; ve bunlardaki oluşumlara da, bu “nokta”mızın ehlinin muttali olması mümkün değildir!.

– “Esmâ-i ilahî”nin (Allah isimleri olarak işaret edilen özelliklerin), kül olarak (tümel-tekil), her an yeni bir şan da olması sonucu, açığa çıkan tüm anlamlar, adı “ALLAH” olan indindeki sayısıznokta”lardan bir “nokta”nın projeksiyonundan başka bir şey değildir!.

– “Esmâ-i ilahî” nin (Allah isimleri olarak işaret edilen özelliklerin), kül olarak (tümel-tekil), her an yeni bir şan da olması sonucu, açığa çıkan tüm anlamlar, adı “ALLAH” olan indindeki sayısız “nokta”lardan bir “nokta”nın projeksiyonundan başka bir şey değildir!.

– Bu projeksiyon, “Allah” adıyla işaret edilenin, “nokta”da (stringler evreninde) açığa çıkan, bir “AN”lık ilminin getirisinden başka bir şey değildir.

Bir anki açığa çıkışı, Tek Kare Resim” olan evren içre evrenlerin 3D algılanmasının geçmişteki OKUnuşu, “Zâtî ilim”de bir nokta olarak açığa çıkan ve din terminolojisinde “esma mertebesi” denilen ve her an yeni bir şan da olanın varlığını anlatır.

*******

“AN” konusuna tekrar geri dönersek…

AN’ın genel tarifi ZAT boyutu denen, ALLAH adı ile işaret edilen HU’ya veya Mutlak BEN’e göre indindeki zaman birimidir. DEHR’dir…

Diğer yandan sıfat boyutu itibari ile AN, TEK BEN’in NOKTA’dan (sıfırdan) NOKTA (sıfır=hayal) olarak sonsuz manalarını AN içre (zamansız ve mekânsız bir biçimde) seyrettiği boyuttur.

İşte Asr suresinde üzerine yemin edilen hakikat, bir manada bizce budur.

A. İ
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

3 Responses to “An..”


  1. 1 faik 22 Ekim 2007, 10:19

    Alimler, gerçekte Allah sadece bir kere tecelli etmiştir derler. Varlık tek bir nefs olarak Allah’ın huzuruna varır denir. Bize göre geçmiş-gelecek tüm zamanlar Allah indinde tek bir andan ibaret. Bize göre tüm boyut ve varlıklar Allah indinde tek bir nefs yani varlık olarak mevcut.
    Aynı şey bizim tarafımızdan farklı, Allah tarafından farklı algılanıyor. Biz varlığa sınırlı-sonlu-çokluk bilinciyle bakıyoruz. Allah sınırsız-sosuz-teklik ilmiyle değerlendiriyor.

    Televizyonda görüntünün oluşmasını kavrayan beynin çalışmasını da, tek tecelliyi de, tek nefsi de anlar. Şöyle ki ekran arkasına sürekli olarak değişen elektron bombardımanına uğramakta, ekrana her an yenilenen noktalar yansımaktadır. Biz o nokta değişimlerini görüntü ve hareket olarak algılamaktayız.

    Varlıkta da he an yeni yeni ışın zerrecikleri algılanmakta biz bunların bir kısmına ben demekteyiz. Bu noktaları algılayış sırasına koyup zaman-mekan-boyut oluşturmaktayız. Bunlar Allah indinde tek bir varlık olarak tek bir anda mevcut. Hepsi tek bir anda, tek bir varlık olarak yaratıldılar. Onları beynimizin algısı sınırladı ve sıraladı.

  2. 2 filiz54 24 Ekim 2007, 6:49

    AN: Belki de cogumuzun birlestigi bir konu, Ustad’i bir gorusde sevip ya da bir ”AN” da sevip, daha sonrasinda artik ne artma ne eksilme yasanmadigi ilk ogrendigim ”AN” kavramiydi..

    Tum gercek olan sevgilerimi bu kavrayisla tadimladim, baska da AN bilmedim. Bunun zamani yok bildigim..

    Bir baslangici varmis gibi gozukse de var olan aciga cikmis gibiydi daha belirgin olani..

    Deseler ki Üstadın soyle kotu, boyle yanlis vs.. Onunla her yanlisa giderim, ki her kotusunu ustlenirim ki asla, hasa bunlarin hicbiri onda olamaz…

    AN: İlim icin soyleyebilecegim, bir An da beynimde acilan yuklu veri.. Ne daha once vardim, ne de sonrasinda ilave edebildiğim gibi bir AN’di.

    AN:Yokluk nasil boyle zevkle naralar atarcasina soylenir garipligi de, kucucuk hissettigin An’da kendim dedigini ,yine ayni An icinde buldugun zerre kul’un aynasidir ile, bir olup bir dirildigin AN..Yine zaman yok icinde..

    Ve ne kadar bahsettigim AN deyisleri varsa Hep-Hic o ilk baslangicindaki AN kapsiyordu ne varsa..

    Senden once yoktum,Senin varliginla yoklugumu sevdim.Sen olmadan var olamazdim,varligim yaninda yoklugumdur.Bu An’i seviyorum.

  3. 3 ışıkh 4 Aralık 2007, 5:38

    An, önceliği ve sonralığı olmayan, içinde yaşanılan hissedilen an.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: