Birimsel Kıyamet (Kişisel Kıyamet)

Kanımca kimse yolda ilerlemez, bu yola girene yol kendisi, acı ile gelir. Kişi arındıkça ve Allah’a yöneldikçe nuru kuvvet kazanmaya başlar. Kişinin kendi çabası ile belirli bir noktaya gelmesini takiben, eğer o kişiye Allah hidayeti bahşedilmiş ise, kişinin Mehdi’si, ilmi kendisine meleki etki ile bir “an” da vermek üzere, batınında belirir. Kanımca da böylece her şey gerçek anlamda o zaman başlar.

Hz. İsa aleyhisselâm bildiğiniz gibi Ruhullah’tır. Asıl itibarı ile tüm insanların ve yaratılmışların özünde bu ruh, Allah’ın bir “temsilcisi” olarak sabit bir şekilde yer almaktadır. Hz. İsa‘nın makamı, insana özünü yani ruhunu yansıtan ruh aynası olmasından ileri gelir. Yani BİR’lik bilincidir. Özündeki Nur’u kuvvet ile ışıyan bir zat, aşk yolunda, aşk hastalığını onunla tedavi eder. Doktoru Mesih’tir. Susuzluğunu O’nun ile, yani Ruh ile giderir ve tam tatmine ulaşır.

Kişi yola devam ettikçe ve kıyametine doğru ilerledikçe, atom ve atom altı boyutsal derinliğine doğru yönelmiş olur. Bu boyuta geçildiğinin tipik farkındalığı, daha çok loş ortamlarda gökyüzünden yere doğru veya kısmen yatay doğrultuda kayan ve aslen güneş menşeyli olan nötrino yağmurunun algılanmaya başlanmasıdır. Bu taneciklere irfani tabirle Allah’ın can tanecikleri denir. Gökten yağan Rahmetullah’tır. Bu oluşum ve yapı, aynen yayın frekansı ayarlanmamış bir televizyon ekranına benzer. Frekans ayarının tam olmadığı durumlarda nasıl ki, karıncalanma şeklinde bir oluşum meydana çıkıyorsa ve kanal yakalanıp görüntü netleştikten sonra görüntü bizim için belirginleşip netleşiyorsa, sistemde de tüm boyutlardaki alemler, yapısı tekamül etmek şartı ile bu taneciklerin varlıklar tarafından frekanslarının çözümlenmesi sonucunda, farklı şekil ve yoğunluklarda ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda bahsettiğim bu oluşum, zaman ile kişi tarafından o güne kadar boş kabul ettiği havaya adeta asılmış gibi duran enerji kökenli sis gibi bulutsu şekillerin algılanmasına yolaçar. “Kıyametten önce bir bulutun her yeri kaplayacağı bilgisi, batıni manada kişide bu şekilde açığa çıkmaya başlamıştır artık.

Bu noktadan sonra kişi en tehlikeli boyuta, iç alem derinliğine adım atmıştır. Zaman ile yüksek yoğunluklu ışık boyutunu algılamaya başlar. Kişi, doğu öğretilerinde ve günümüzde bir çok yazılı kaynakta “aura” ismi ile ifade edilen yoğun ışık enerji bedenini, özellikle loş ortamlarda civit mavi veya yeşile çalan bir ışık şeklinde kendinde algılamaya başlar. Eğer kişinin çevresinde Allah’ın hidayetinin ona ulaşması için aracılık edebilecek özellikte, gerçek anlamı ile doğru yönlendirebilecek bir zat yoksa, sorun yaşayabilir. Bu kişi Tevhid ilmi alması sebebi ile kendi varlığının Hakk’ın varlığı dışında olmadığını bildiği için, kendi birimsel özelliklerini Hakk zannetmekten tam anlamı ile kendini alıkoyamadığı bir algı haline girecektir.

Kişi eğer Allah’a gönülden bağlı ve ona ulaşma yolunda ilerlemesine durmadan devam edebilecek bir fıtrat ile yaratıldı ise, elde ettiği bu durum, belirli bir dönem edep dışı fiillere yol açsa dahi, onun ilerlemesine engel olamayacaktır. Fakat bu noktada durması kuvvet ile muhtemeldir. Çünkü kişide bu ışımanın kuvvetlenmesi, onda “Kudret ismini açığa çıkarmaya başlamıştır. (Element olarak bu bedeni aşan kuvvetli ışımanın karşılığı ise, “Ateş” tir.) Bu yapı o kişiye Allah’ın başka bazı isimlerini de kuvvet ile açığa çıkarabilme özelliği kazandırabilir. Metalleri cinni etki kullanarak bükebilme, belirli başka mekânları gözünü kapatarak izleyebilme ve farklı boyutsal oluşumları algılayabilme gibi özellikler sağlayabilmektedir. Bu durum, tahmin edilebileceği gibi kişinin vehmi benliğini çok büyük bir şekilde kabartacaktır. Ancak ve ancak kişi “Ne dünyayı ne ahireti, ben seni isterim seni !” anlayışına sahip bir şekilde Allah aşkı içerisinde ise, o kişiye kanımca hidayet mutlaka ulaşacaktır. Bu noktada yapılabilecek en iyi dua kanımca “Ben seni bıraksam da, sen beni burakma Allah’ım!” olacaktır. Gönülden söylenebilirse, bu duanın etkisi çok büyüktür kanımca.

Bu son nokta itibari ile, insanın bacak arasında (kuyruk sokumu) yer alan ve insanda yarı ayağa kalkmak üzere, yarı yere yakın bir şekilde bulunan yapı iyice ortaya çıkmaya başlar. Bu yapı insana Öz varlık bilgisini kendi batınından kaynaklanan bir şekilde elektromanyetik dalgalar halinde iletecektir. Kuran-ı Kerîm’de bu yapı, yarı ayağa kalmış yarı yerde sürünen (doğu inanışında da yerini kundalini enerjisi olarak almış olan), daha tam olarak ayağa kalkmamış bir yaratık vasfıyla tasfir edilmiştir. Bu varlık, yerde sürünen, kolları yere kadar uzanmış ve kıyamet bilgisini insanlara vereceği iletilen “dabbetül-arz”dır.

Kendisini bulunduğu alemin Rabbı zannetmeye başlayan kişide, gözlerini kapattığında sağ ve sol yanlarında açık civit mavimsi renge sahip iki ışıma, zaman ile kuvvetlenmek sureti ile belirgin hale gelir. Bu hal değerli bir mutasavvıfın da açık bir şekilde belirttiği gibi “Deccal geldiğinde sol yanında cennet, sağ yanında ise cehennem belirir. Alnında da “Allah’a karşı Kafir” yazıyordur.” dediği hal üzere, cennet ve cehennem realitelerinin o kişiye yakınlaşması ile doğru orantılı bir şekilde ışımaya başlamasıdır. Bu noktada dikkat edilirse, irfani açıdan bakıldığında, normalde sağda cennetin solda ise cehennemin yer alması gerekirken, zan benlik Deccali’nde bu durumun tam tersinin oluşmasıdır. Çünkü eğer kişiye kurtuluş hidayet edildi ise, Deccal’in cehennemi o kişinin gerçekte kurtuluşu olacaktır. Kişiye hidayet nuru ulaştıkça, kişinin gözü kapalı iken gözünün önünde algıladığı bu iki taraflı ışımanın dengesi, zamanla gitgide bozulmaya başlayacak ve sağ yanındaki ışık giderek renk değiştirmek sureti ile ağırlık kazanacaktır. Sağ yandaki bu ışık giderek insanın öz bilinç merkezi olan kalp enerji merkezi rengine, yani parlak bir yeşil renge dönmeye başlayacaktır. Bu rengin sesi tüm doğanın notası olan “fa”dır. Bu meleki güç inanılmaz derecede bir kudrete sahiptir. Kişi ilerledikçe bu ışık kişinin veritabanı ile doğru orantılı bir şekilde hayalinde meleki latif bir yapıda suretlenmeye başlayarak, yeşil bir ışık varlık olarak dahi belirebilmektedir. (İnsanın üst ve alt yönü dışında dört ana yönü (Uzaysal açıdan Koordinatı) vardır. Bunların her biri arşı taşıyan bir büyük meleki güce karşılık gelir.) Bu meleki güç kanımca dört büyük melekten biri olan Hz. İsrafil’den başkası değildir. Sür’a üflenmesi için, bilincin gereken zamana (an’a) gelmesi için Allah’ın emrini, kurtuluş yönü olan sağ tarafta beklemektedir.

Bu noktaya gelen kişinin en temel odaklanışı direct olarak Allah’ın zatı olmuştur. (Kanımca bu noktada kişi zata odaklanmaktan kaçınır, sistem üzerine tefekküre ağırlık verirse, büyük kırılmalar yaşamadan bilinç seviyesini BİR’lik bilincine taşıyabilme şansına sahiptir. Bedenin bilinç ile beraber tekamül etmesi, bilincin bedeni aşacak şekildeki bir hız ile ilerlememesi, yıkıcı tecrübelerin yaşanmaması açısında önemlidir. Çünkü gerçeğin ışığını ancak kuvvetli bir beden taşıyabilir. Burada bizim konumuz direct olarak zati hakikata yönelim üzerinedir.) Bu, zihnin ve bilincin tam olarak kendi batınındaki merkezine korkunç bir hızla yönelimidir. Bu yönelim kişinin mânâ olarak öz varlık yıldızını kuvvet ile ışıması durumunu kaçınılmaz olarak meydana getirecektir. Burada kastedilen ışık, göz ile görülemeyen bir boyutta, herşeyi ve tüm varoluşu etkisi altında eritebilecek niteliğe sahip zati ışıktır. Alem olarak bu eriyiş, kanımca “Lahut alemine denk düşer.

Sonunda kırılma noktasına gelebilen için, ışıma hat safhaya çıkar. Asıl olarak ise, kişi iç boyut derinliklerinde ilerlemiş ve öz ruh sınırına batında dayanmıştır.(Bu tabirlerin hepsi tabiki boyutsal ve mânâsaldır.) Öyle bir an gelir, ki kulbu sadece içeride bulunan kapı batından çalınır. Bu kapı kul çabası ile değil, sadece Allah’ın dilemesiyle içeriden açılabilen bir kapıdır. Kişi o an bedeninde uyanık ise, yani evde ise yayını alabilir, aksi takdirde hidayet o kişiye ulaşmamış olur. (Batındaki bu kapı Hz. İsâ’dır. Bu kapı açılınca ilmin şehrine yani Hz. Muhammed (s.a.v)’e ulaşılır. Kanımca Hz. Ali, Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bu manada İsa’sıdır. Hz. Ali İsevilik makamında bulunmaktadır)

Bu an gelince, Işık kuvvet ile bedenin dışına çıkar. (İç ve dış tabiri hep, biz yaratılmış varlıklara göredir.) İç boyut derinliğinde bu sınır arş’tır. Kıyamet alameti olan ayın yarılarak açılması bu haldir. Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.” (54/1) Buradaki Ay yansıtandır, beden evimizdir. İç alemde gelinen bu nokta, aynı ile dış aleme yansır ve kişi zahirde arşa ulaşan, yansıyan kendi cemalini, kalben çok sevdiği bir insanın yüzünde görür. Özünde kendini bulması, dış alemde, algı boyutunda, gelen yayını da bu doğrultuda çözümlemesi ve kişinin kendisi ile karşılaşması sonucunu oluşturur. Bu an vuslat anıdır. Tam anlamı ile BİR’lik anıdır. Kendini, İsa bilincine bürünmüş ve kendi özüne ayna olmuş olan bir insanın yüzünde görerek irkilir. Bu noktada ruh kalpten dışarı sızmıştır.Yani ölüm gerçekleşmiştir. Tabiri caiz ise içi dışına çevrilmiştir. “Hz. İsa öldürme yetkisi ile dünyaya gelecektir.” cümlesinin manası budur. Güneş öz ruhumuzun zahirdeki yansımasıdır. Biz nerede olur isek olalım güneşin doğduğu doğu yönüne göre batı da kalacağımızdan, ruhun bu ortaya çıkışı ile içimizdeki batmayan güneş batıdan doğmuş olur. Kıyamet alametlerinden “Güneşin batıdan doğması” olayı batıni manada böylece ortaya çıkar.

1945 yılında bulunan ve içerisinde Hz. İsa‘nın gizli öğretilerini anlatmış olduğu “Mücahit Toma“nın İncili’nde melekût alemi anlatılmaktadır. Bu İncil’in içinde yer alan bir hadiste Hz. İsa şöyle demektedir:

Susayanın susuzluğu benim ile giderilecek. İkiyi birleyen benim ile karşılaşacak. İşte o zaman o benim gibi olur, bende o olurum.” Burada dikkat edilirse bir karşılaşma ve eşleşme söz konusudur. Kişinin batınında yaşanan bu olaylar kişinin birimsel kıyametinin kopmasından hemen önce olacak hadiselerdir.

Hz. Mesih‘in batında gelişi ve Hz İsa‘nın zahir oluşu ile, Efendimiz Hz. Muhammed’in açık bir şekilde belirttiği gibi “Her ölen gözünü miraca diker.” hadisi gerçekleşir ve bilinç bu noktada çok büyük bir bilinç sıçraması gerçekleştirir. Kendi cemalini zahirde de gören bilinçte son olarak, o güne kadar dışarısı diye tanımladığı seyrin, öz derinliğindeki gerçek BEN’inin aynası olduğunu ve iç ve dışın BİR ve TEK, som, bölünemez bütün olduğunu şiddetli bir deneyimle farkeder. Burada zaman, mekân, başkaları ve o güne kadarki vehmi olan ben dahil, hiç birşey yoktur. Bu noktada bir yer kavramı dahi yoktur. Zaman durur ve tüm alem tek bir noktada toplanır. Bu farkındalıkda ancak bizim zifiri karanlık olarak nitelendirebileceğimiz bir durum açığa çıkar. Eşyanın, insanların ve dışarısı diye tabir edilen her ne varsa bunların hepsinin toplamının zahiren öz kendisi olduğunu kişi idrak eder.

Tekvir sûresi / 81

Nefisler eşleştirildiğinde. Didi diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda, hangi günahtan dolayı öldürüldü? diye. Amel defteri açıldığında. Gök sıyrılıp açıldığında. Cehennem kızıştırıldığında ve cennet yaklaştırıldığında. Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.

Yukarıdaki ayette kıyametin başlaması ve insanın yaptıklarından dolayı, asıl itibarı ile özünden açığa çıkan öz benliği tarafından hesaba çekilmesinin öncesinde, kıyametin başlangıcı ile ilgili olarak “Nefisler eşleştiğinde” tabiri, kanımca kişinin İsa‘sı ile karşılaşıp zahir ve batının BİR olamasıdır. Bu noktada ona Ruh üflenmiş olur ve kendi yeni BEN’ine bilinç manada hamile kalmış olur. (Hatta bu anda insan kendini bir cenin olarak sağ yanında iki boyutlu hayal olarak bile görebilir.) O ana kadar kendi vehmi benliğini Hakk kabul eden bilinç yapı, karşısında göksel ikizini görünce, o güne kadar ayırım yaparak, ben ve diğerleri üzerine kurduğu her şey erir yok olur. Bu bilinç ölümü ile sur‘a ilk defa üflenmiş ve tüm enerji noktaları, asıl ateşin ortaya çıkışı, cehennem ve araf halinin yaşanacağı ikinci ve nihai üfleyişin gerçekleşeceği kıyametin kopuş anı için hazır hale gelmiş olur.

En son anda ise Öz varlık enerjisinin iki kutbu olan Yecüc ile Mecüc’ü tutan, madde ile mânâ arasında, arz enerjisi ile sema arasında geçişe müsade etmeyen sed, öz bilgi enerjisinin geçişine izin vermek üzere kalkar. Artık Ye’cuc ve Me’cuc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler. Zülkarneyn dedi ki: “Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır. Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr’a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır.” (Kehf, 97-99)

Bu sed göbek deliğinin olduğu noktada, üst ve alt dikey bilinç yolunu bölecek şekilde, bedenin göbek enerji merkezi ile ilişkili olacak bir şekilde durmaktadır. Daha sonra kıyam için vücuda enerji yüklenir. Bu an “insanın hesaba çekildiği ve ananın, babanın herkesin kendi derdine düştüğü an” denilen dehşetli bir andır. (Burada yine Kur’ân-ı Kerim’de Yecüc ile Mecüc, ortaya çıktığında büyük bir felaket, yıkım getirecek ve yer altından çıkacak iki kavim olarak ifade edilmiştir. İnsanın en alt kuyruk sokumu noktası kırmızı renk ile ifade edilen fizik plan yapısıdır. İrfani dilde bu nokta arz ve insan bedeni olarak ele alınır. Burada dabbetül-arz’ın yer yüzüne eli kolu sürenerek bir şekilde hareket eden, ayağa kalkamayan bir varlık olarak tanımlanması ve Yecüc ile Mecüc kavimlerinin yerin altından çıkması benzetmeleri hep insan bedeninin en alt noktasından açığa çıkan yapıyı tarif etmektedir.)

Enerjinin ortaya çıkması ile yaşanacak süreç, kişiye göre değişik şekillerde olsa da uzun olmayan bir süreç ile açığa çıkar. Allah hesabı hızlı görendir. (İbrahim, 51) Bu nokta, araf ve cehenneme uğrama hallerini, sırat köprüsünden geçmekte olan insana birçok karmaşık bilinç deneyimini de beraberinde yaşatacaktır. (Sırat safhası kişiye göre değişebilecek bir şekilde git gide normale dönüşü getirecek ve bir kaç seneyi alabilecek zor bir süreçtir.) En sonunda cehennemde arınan ve Allah tarafından temizlenen zat kökü “Tark”tan gelen (Bir yere ses çıkartmak üzere kuvvet ile vurma anlamında ) Tarık yıldızının etkisini almaya başlar. Bu etki adeta göksel hakimin Tarık yıldızını tokmağı olarak arşa, mahkemenin bitişini haber verirmişcesine mânâ aleminde sessiz bir ses ile vurmasıdır. Mahkemenin bittiğini anlayan kişi, Tarık yıldızının etkisini tamamen hissedecek bir halde Allah’a tam bağlanır. (Asıl itibarı ile herzaman “O”na bağlıdır kişi, ancak bunu enerji boyutunda farkedememekte ve o güne kadar bilinç seviyesinde ayrılık deneyimi hali üzerine yaşamaktadır.) Kur’ân-ı Kerim‘de herşey benzetme yolluyla da olsa açıkça anlatılmıştır. (86. Tarık sûresi)

Sonuç olarak toparlayacak olur isek; Bu yaşanılan hal ve oluş, insanda öyle büyük bir enerji akışını vücuda açar ki, her benim diyen böyle büyük bir radyokatif gücü bedeninde taşıyamaz. Bu an itibarı ile içsel temizlik süreci hızla ateş ile devreye girmiştir. Bir hadisinde Hz İsa‘nın “Benim barış ve sulh için geldiğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben ateş ile ve kılıç ile geliyorum. Ben kurt ile kuzuyu ayırmak için geliyorum.” dediği durum açığa çıkmıştır ve Hz. Yahya‘nın “Ben sizi su ile vaftiz ediyorum. Hz İsa geldiğinde o sizi ateş ile vaftiz edecek.” ifadesindeki durum devreye girmiştir. Bu zülfikar’dır. Bu kılıç zan benlik Deccal’inin bedenine mânâ aleminde indiğinde, kendi yapısının çift çatalda ayrı olup, gövdede birleşmesi gibi ikiyi bir yapar. Yukarı kalkarken ise, vücut alemindeki şeytan ile insanı da, bir vücutta farketmeden birlikteyken, bu sefer de tersine işleyerek ikiye ayırır. Yani kurt ile kuzu ayrılmış olur. Bu cihat-ı ekber’dir. En sonunda ulaşılan bilinç seviyesi ile yaşanılan hal öyle büyük bir yüce enerji ve TEK’likdeki yalnızlık halidir ki, insanın karşılaştığı bu oluşa “ben” demesi mümkün değildir. Bundan dolayı yalnızlık sadece Allah’a mahsustur denmiştir.

Tabi herşeyin doğrusunu Allah bilir!

Sevgi ve saygılarımla…

Ş. Yıldız
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: